Erdal Kınacı

15/08/2006, 00:13

Kendisinin son dönemde yaptıklarına isim bulasım geldiğinde şöyle demek geliyor hep içimden: “Angelic Research on a Failed Society“.

20 yılın, kendi deyimi ile amatör fotoğrafçılık birikimini nereye boşaltacağını bulmuş bir tıp doktoru Erdal Kınacı; ne mutlu ona. Benim gözümde şu günlükte big-photographers tagı ile işaretlenmiş yazılarda adı anılan yılların fotoğrafçılarından pek de farkı yok. Henüz kendisi ile tanışma fırsatını yakalayamamış olanlar fotoğraflarına bakıp ne demek istediğimi anlayabilirler.

Bir çoğunuzun duyduğunu tahmin ettiğim bir şey daha var bu sıralar gündemde: kendisi National Geographic dergisinin düzenlediği uluslararası bir yarışmanın insan kategorisinde birincilik ödülü aldı. Kimileri için sürpriz olan bu haber benim için yaklaşık iki yıldır beklenen bir şey idi açıkçası. “Erdal Kınacı’nın böylesine büyük bir yarışmada birinci olmasına çok şaşırdım” diyemem, hem kendisi için hem de onu tanıma şansı yakalamış bir neslin içinde olduğumdan ötürü kendim için çok sevindim. Bendeniz bu gelişmeyi Erdal Kınacı için bir başlangıç olarak değerlendiriyor.

Ayrıca yine Meren kulunuz, bu günlüğün sahibi olan ve bu satırları yazan şahıs, Fotokritik‘te Erdal Kınacı’dan aşağıdaki fotoğrafı ile ilgili şunları duymuş olmanın haklı gururunu yaşıyor, sizinle de paylaşmak istiyor:

Merhaba;
inbox unda fotokritik ile ilgili bir takım yazılar,yorumlar görmekten hoşlanmadığını biliyorum :) Bu siteye üye olduktan sonra garip davranış biçimleri sergiler olduğumu farkettim, bu nedenle belki de en doğrusunu yapıyorsun…

Seninle “yok yere” talihsiz yazışmalarımız oldu. Bir yandan sitede fotoğraflarını en beğendiğim kullanıcı sen iken öte yandan sana karşı tavır alıp kırıcı laflar etmek (karşılıklı :)) yukarıda bahsettiğim garip davranışlar için bir örnek…

Az önce de söylediğim gibi fotoğraflarını, tekniğini çok beğeniyorum, yorum yazdığım bu fotoğrafın ise gördüğüm en güzel fotoğraflardan biri…

Gerek klinikte gerek evde “fotoğraf nedir” sorusuna gösterdiğim ve “işte budur” dediğim bir fotoğrafı çeken insana bunları iletmek gerektiğini düşündüğümden bu satırları yazmak gereğini hissettim…

Selamlar
Erdal Kınacı

Elbette samimiyetinden hiç şüphe etmesem de kendisinin bu nazik sözlerini sadece birer iltifat olarak addediyorum. Fakat Erdal Kınacı’nın onca fotoğrafı dururken insanların “fotoğraf nedir” sorularına bir başkasının fotoğrafını göstererek yanıt verdiğini ulu-orta söyleyecek kadar mütevazi olması, onun ne yazık ki hiç bir zaman hak ettiklerinin tamamını alamayacak kadar büyük bir insan olduğunun ispatıdır benim nazarımda.

Ayrıca kendisinin çektiği ve Fotokritik’e yüklediği bir fotoğrafı altındaki tartışmaları okuduktan sonra kendimi yazmak zorunda hissettiğim ve aşağıda yer verdiğim yorum da bence Erdal Kınacı’nın nasıl bir halk insanı olduğunu, anlamamalarından ve yadırgamalarından korkmadan insanlarla bir arada olmayı tercih ettiğini gösterdiği gibi benim onun hakkındaki diğer bazı düşüncelerimi de ihtiva etmektedir:

Bu fotoğraf eski yerinde değil, bulur bulmaz yazıyı güncelleyeceğim

Bir diğer Erdal Kınacı klasiği. Kompozisyonu ile, ışığı ile, estetiği ile fakat en çok da anlattıkları ile “beni Erdal Kınacı çekti” diye bağırıyor.

Öte yandan şu fotoğrafın belli bir yüzdesini kaplayan meme’ye ekstra bir ehemmiyet veren, ona yoğunlaşan ve bu fotoğrafı yadırgayan, “beklemezdim” diyen insanlar beni şaşırtmıyor. Siz bana az sonra söyleyeceğim şey için kızadurun, ben sessizce mırıldanayım: “sanat neyse ki her daim zamanının ötesinde kaldığına şahit olduğumuz bir şey, kendisini öyle kıymetlendiriyor meret”..

Benim gözümde “Kafama Vurdu” nasıl bir fotoğrafsa, “İbrahim” nasıl bir fotoğrafsa bu da öyle bir fotoğraf.

Erdal Kınacı’nın çektiği fotoğraflara bakıp, Erdal Kınacı’nın o fotoğrafları insanlar “ne cici teyze”, “kadın ne komik ayol”, “hanım koş adamın tipi çok enteresan”, “nasıl buluyor bu insanları bu adam” desinler ya da “fotoğraflarını insanlar çok sevsinler” diye çektiğini sananlar elbet şaşırırlar bu fotoğrafı görünce.

Bu fotoğrafta meme görenleri eleştirmek istiyor canım. Fakat burası fotoğrafı eleştirme yeri. Bu yüzden eleştiremiyorum ağız tadı ile. Hem eleştirsem ne olacak, o da ayrı bir konu.

Neyse ki Erdal Kınacı büyük bir fotoğrafçı, hem insanlara ne görmek istediklerini bildiklerine dair güvenmesi gerekmediğini bilecek kadar hem de kimsenin yadırgamasını umursamayacak kadar deneyimli.

Bu yüzden O, kendi göstermek istediğini çekmeye devam edecek, ve biz de onun değerlerine, teorilerine, yargılarına, inandıklarına, savunduklarına, protesto ettiklerine, işaret ettiklerine, hatırlattıklarına, hatıralarına fotoğrafları ile açtığı pencerelerden şahitlik edeceğiz.

Bir amacı var, fotoğraf ile kuracağı cümleleri var; ne mutlu ona.

Bonus olarak da ne mutlu görmeyi bilene ve elbette ne mutlu anlamanın önemini anlayacak kadar anlamayı anlamış olana.

Selamlar.

Bir abi, bir dost, bir idol gibi bir şey, kısacası bir fenomendir benim gözümde bu günlük girdisinin başlığında ismi zikredilen şahıs.

Bir üst paragrafta kendisine yakıştırdığım sıfatları gördükten sonra objektifliğime ne kadar güvenirsiniz bilmiyorum fakat, mümkün olduğunca objektif bir değerlendirme ile Erdal Kınacı bence takip edilmesi, kıymetlendirilmesi gereken büyük bir fotoğrafçıdır (muhtmelen Türkiye’nin kimi “gerçek” fotoğrafçıları aksini ispatlamak için binbir bahane bulacak olsalar da, hakikaten öyledir).


“Erdal Kınacı” için 17 yorum yapılmış.

  1. bizans

    fotoğrafçının bir derdi, bir sorunu, bir takıntısı olmalı. erdal kınacı’da bu var. kişisel olarak bu tarz fotoğrafları sevmiyorum, ama ne kadar önemli olduğunu da biliyorum. türkiye’de ve dünyada ne yazık ki sahici fotoğrafçı az. kınacı’yı en sevdiğim fotoğrafçılar arasında sayarım.

  2. Anonymous

    Kesinlikle katılıyorum. Hepsine katılıyorum.

  3. Anonymous

    meren, söyledigin herseyi anlıyorum ve herseye katiliyorum.
    fakat..

    ben de bu konularda cok kafa patlatıp bazen kendime sorudugum sorularla sıkısıp kalıyorum.

    Merak ettigim bazı seyler var; sanatta bu kadar acımasız olursak -diger insanlara karsı- kendi önümüzü binevi tıkamıs olmuyor muyuz?

    Durumları genelde cok sofistike bir sekilde degerlendiriyorsun. Bunu ben cok iyi anlayıp takipcin de oluyorum.Bu güzel.

    ama bu ülkedeki cogu insan bu bakıs acısını anlamaz.
    (bütün dünya buna dahil aslında)

    Ama bi taraftan da anlamayan insanlardan sikayetciyiz.
    İlk sorum; Eger amac insanlara “yardım” etmekse, daha alt seviyeden baslamak gerekmez mi?
    eger amaz bu degilse sorun yok, sanat sanat icin olsun, gelen pesinden gelir gelmeyen gelmez.

    Bilmiyorum fazla yol katetmemis bir insan bu fotografı ne derece anlayabilir?

    ya da bir coban, mozart’tan zevk almalı mıdır?

    Bu tür konularda insanlarla tartısmak ve onlara birseyler kabul ettirebilmek gercekten zor.. Bunun icin merak ettim senin görüslerini.

    Bir diger sorum su olacak; Erdal Kınacı’nın bi geri sayfana koydugun fotografı ben anlamadım. Hic bir yorum getiremedim. meme olarak görme ve sanatsal yorum yapma arasında bir yerde kaldım. O kadar cok fotografla ve cagdas sanatlarla ilgilendigim halde;)

    Senin bu fotograf üzerine yorumun nedir?

  4. A. Murat Eren

    Merhabalar,

    Sorduğunuz sorulara kendimce yanıtlar vermeye çalışayım, sözlerinize kendimce yorumlarda bulunmaya çalışayım.

    Fakat öncelikle vakit ayırıp yazan herkese teşekkür ediyorum.

    sanatta bu kadar acımasız olursak -diger insanlara karsı- kendi önümüzü binevi tıkamıs olmuyor muyuz?

    Aslında bu günlük girdisinde yer verdiğim mesajın ihtiva ettiği “sert mizaç” bu yorumu yazdığım ortamdan kaynaklı. Sadece bu yorumu çıkarıp buraya koyunca, böyle bir yorum yazılmasının nedenleri biraz karanlıkta kalmış.

    İnsanlar bu fotoğraf için “estetik değil”, “sanatsal bir şey göremedim”, “yakışmıyor”, “memeyi böyle göstermenin nesi sanat” demişti. Eserlere karşı takınılan bu yanlış tutumu Internet’te fotoğraf paylaşım sitelerinin üye sayıları ile fotoğraf ile ilgili kafa patlatan insan sayısının ters orantılı olmasına bağlıyorum.

    Bildikleri tüm fotoğrafçılar kendi üye oldukları site içerisinde olan, gördükleri tüm fotoğraflar da bildikleri tüm fotoğrafçıların fotoğraflarından ibaret olan insanların fotoğraf hakkında kendi kafalarında oluşturdukları dar tanımlar çerçevesinde başkalarının eserlerini afaroz etme hakkını kendilerinde bulmaları, “bu adamın bazı işleri güzel ama bu meme burada olmamalıydı” gibi küstahça açıklamalarda bulunma cüreti göstermelerine hakkım olmamasına rağmen katlanamıyorum. O zaman da biraz sert oluyor söylemlerim.

    Yukarda alıntıladığınız sözlerinizin ilk bakışta doğru duyulduğuna katılıyorum fakat sert ya da acımasız olmanın sanat ile ve sanatçının önünü kapatmak ile bir ilgisi olduğuna inanmıyorum. Van Gogh öldüğünde beş parasız, fakir bir adam idi. Yapacağı hiç bir şey de ne o hayattayken eserlerinin daha fazla ilgi görmesini sağlayabilirdi, ne de yıllar sonra keşfedilip baş tacı edilmesini engelleyebilirdi bence. Biraz karışık oldu ama nereye varmak istediğimi anladığınızı tahmin ediyorum.

    Eger amac insanlara “yardım” etmekse, daha alt seviyeden baslamak gerekmez mi?
    eger amaz bu degilse sorun yok, sanat sanat icin olsun, gelen pesinden gelir gelmeyen gelmez.

    İnsanlara yardım etmeye çalışmak farklı bir mecra, onlara yardım etme güdüsü ile kendimce “Fotoğrafı Anlamak” isimli bir başlangıç belgesi yazdım. Fakat genel amacım “insanlara yardım etmek” değil. Çünkü açıkçası insanlara kendilerinden başka kimsenin yardım edemeyeceğine inanıyorum. Yapılabilecek en iyi şey, başlangıç noktalarını göstermek. Anlaşmak, orta noktada buluşmak, inanılan şeyleri “anlamalarını” sağlamak gibi hedeflerle yola çıkanların yarı yolda kaldıkarına ve kalacaklarına inanıyorum.

    Dediğiniz kadar aristokrat bir tutum ile “sanat sanat için olsun peşinden gleen gelir, gelmeyen gelmez” demekten ziyade şunu demek gerektiğine inanıyorum: “yapmak istediğim şeyi olması gerektiğine inandığım şekilde yapayım, belki birileri bir gün keşfedip feyz alır, belki yapılanlar bir gün amacına ulaşır”.

    Ne kadar çok insana hitab ederseniz o kadar düşük bir seviyede iletişim kurabilirsiniz, değil mi? Burası kedi fotoğrafları ya da komik fotoğraflar yayınlayan bir blog olsa idi çok daha fazla kişi olurdu burada. Burada insanın yapması gereken bir tercih söz konusu: “Ne yapmak istiyorum? Kim için yapmak istiyorum?”. Erdal Kınacı’ya saygı duyduğum noktalardan birisi bu. O kaliteyi tepede tutmaya devam ederken insanlarla iç içe olmaktan çekinmiyor kulağına çalınan tüm saçmalıklara rağmen (ben bunu yapamadım).

    Bilmiyorum fazla yol katetmemis bir insan bu fotografı ne derece anlayabilir?

    Bu fotoğrafı iyi anlamak için sadece fotoğraf değil başka alanlarda da yol katedilmiş olması gerektiğine inanıyorum. Ne yaptığını bilen insanların elinden çıkmış diğer bir çok fotoğrafı anlamak için gerektiği gibi.

    Elbette insanlar anlayamayabilirler, zaten ben anlayamayanlara kızmıyorum. Anlayamadığı halde anladığını sanıp, anladığı şeyden de rahatsız olan ve bunu tanımını dahi doğru düzgün yapamayacağı “sanat” çerçevesinde, “estetik” çerçevesinde eleştirenlere kızıyorum.

    Halbuki anlayamayıp “beğenmedim, bence hiç güzel olmamış” diyen birisine kimse bir şey diyemez. Demeye de hakkı yok. Başımızın üstünde yeri olmalı bu kadar kendisinin farkında olanın.

    ya da bir coban, mozart’tan zevk almalı mıdır?

    Sizi tanımıyorum sanırım, fakat yazdıklarınıza bakınca bu sorunuza biraz içerledim :) Zaten olayı “meli” “malı” ile gereklilik noktasına çekmemek gerekli bence.

    6 yıl kadar önce idi. Bir gün Çanakkale’den İzmir’e gitmek için otostop çekiyordum. Bir kamyon durdu. Bindiğimde kamyon şöförü nereye gittiğimi öğrenince “İzmir’e gitmiyorum, Çanakkale’nin 20km dışında bir köye, evime gidiyorum, istersen oraya kadar götüreyim, istersen in bir daha şansını dene” dedi. Bir otostop macerasında ne kadar çok insanla tanışır konuşursam kendimi o kadar başarılı sayan bir insan olduğumdan kelli “gidelim, oradan devam ederim” dedim. “Tamam genç, sen bilirsin” dedi. Sonra beni almak için durmadan önce kıstığı müziğin sesini tekrar açtı. Wagner çalıyordu. Çok şaşırdım. Sordum. Wagner hakkında neler hissettiğini öyle bir anlattı, ardı ardına çalan bir iki parçanın öyle bir yorumunu yaptı ki kendince, “Wagner duysaydı keşke” dedim içimden.

    O gün baştaki şaşkınlığım yüzünden kendimden çok utandım ve özellikle sanat ve insanlar ile ilgili bir kaç şey kafamda oturdu.

    Bu öyle bir şey değil. Sadece insanın yaptığı şeyi ne kadar iyi yapmak istediğine, izlediği/dinlediği şeye ne kadar kıymet verdiğine göre değişiyor her şey.

    Çoban Mozart’tan keyif almalı mı? Böyle bir şeyin gerekliliğini tartışmak bence yersiz. Çobanlar ile Mozart arasındaki tek sorun, Çoban’ların Mozart’ın eserleri ile karşılaşma olasılıklarının düşüklüğü bence sadece. Fakat dinleme şansı yakalayacak kadar şanslı bir Çoban Mozart’ı benden de sizden de daha iyi anlayabilir belki.

    Bu tür konularda insanlarla tartısmak ve onlara birseyler kabul ettirebilmek gercekten zor.. Bunun icin merak ettim senin görüslerini.

    İnsanlarla tartışmak, onlara bir şey kabul ettirme ve onlara “anlatmayı başarma” kaygısı ile yola çıkılmadığı zaman o kadar da zor değil bence; ben sadece bir gün aynı dili konuştuğumuz, beni anlayan birileri çıkar muhakkak diyerek oraya buraya iz bırakmaktan fazlasını yapmıyorum. Daha önce bunu yapmış olanları taklit ediyorum.

    Ayrıca görüşlerimi merak etmeniz bana gurur verdi :)

    Senin bu fotograf üzerine yorumun nedir?

    Bu fotoğraf ile ilgili en kısa yorumum şu olur (zaten çok uzun yazdığım için en kısa şekilde yazmaya çalışacağım):

    Bence bu fotoğraf şöyle bir metnin üstünde duruyor olabilirdi: “Yaşadığınız ve aşina olduğunuz hayatların dışında da hayatlar var. Mahrem yerleri mahrem sayan değer yargılarınızın temel aldığı zeminleri bir daha gözden geçirin. Yukarıdaki fotoğraf sizin kesinlikle bir parçası olmadığınız ve sizi, sizin düşüncelerinizi, sizin inançlarınızı hiç umursamayan bir sürü olası dünyadan sadece birisine açılan küçük bir pencere.”

    Bizi bir şeyler için “doğru” ve “yanlış” derken kullandığımız aksiyomların ne kadar relativ olduğunu düşünmeye o memeyi kameraya doğru tutan nasırlı el, arkada gülümseyen afacan adam itemiyorsa, ne itebilir? Bunu başarmak sanat değilse, sanat nedir?

    Selamlar.

  5. Anonymous

    Çoban, Mozart gibi fazla uçları seçerek sanırım ifade edemedim:)

    demek istedigim iste o bahsettigin “mozartın eserlerini duyma olasılıgı olmayan” cobanlardan bunu beklememiz idi. Yani fkdaki 1000lerce çogu seyden uzak insanlara Erdal Kınacı’dan bahsetmemiz gibi. (örnekteki benzetilen kişiler komik oldu birden pardon:)

    Bu konuda meli malı olmaMALI dogru :)

    Ben de her ne kadar sadece istediklerim dogrultusunda işimi yapsam da içime dert oluyor insanların bununla ilgili düzeyi ve bakış açısı.. Van Gogh’un da ufak da olsa bir kaygısı oldugunu düsünürüm, begenilme içgüdüsü ile. Bu tabii ki degistirmez onun çizgisini. Zaten degistirmek zorundayız demedim, sadece nasıl bir yol izlenmeli onu düsünüyorum.
    Düsünüyorum çünkü Türkiye gibi bir ülkede yasayacagım su anda bulundugm Fransa ya da (henüz hiç bulunmadıgım) Kanada’da degil..

    bu arada önceden tanısmıstık fkdan anilthecellist olarak yazdıgımı zannediodum yazmamısım :)

    Tesekkür ederim açıklamaların için …

    saygılar

  6. sina

    Merencim, Org’um;
    Fotoğrafların linkleri gitmiş sanırım görünmüyorlar. Bir el atsan iyi olur hani.
    Bu arada ilk fotoğrafın hangi fotoğraf olduğnu anladım görmesem de. Duvara yaslanmış yukarı bakan bir portre olduğuna her iddiasına varım :))

  7. A. Murat Eren

    Sina yahu, Erdal Kınacı sildi o fotoğrafları Fotokritik’ten, ben de bulamıyorum şimdi hiç bir yerde. dA’daki hesabında da yok. Hem tarihi değeri olduğu için hem de altında bu kadar yorum biriktiği için silmek istemedim. Bir gün bir yerlerde rastlarsam o fotoğrafa hemen güncelleyeceğim yazıyı.

    İlk fotoğrafı doğru bilmişsin ;) İkincisini bilsen de bulsan bana keşke :p

  8. Burak

    Erdal Kınacı’nın en büyük problemi kendinsini journalist ve tabiri caiz ise anı yakalayın fotoğrafçı olarak sunarken aslında kompozisyonlarını dijital olarak photoshopla oluşturmasından kaynaklanıyor.

    Tüm fotoğraflarının öyle olduğunu iddia etmiyorum, kompozisyonlarını ve bakış açısını seviyorum ama göz göre göre yalan söylemesini kaldıramıyorum. Kaç tane fotoğrafına dayanamayıp yorum yazdım, sonralardan kaldırdı yayından.

    Aynı yerde fotoğraf çeken arkadaşlarımın fotoğraflarında sade bina varken Erdal beyinkilerin yanında yüz yıllık çınarın bitivermesi ilginç oluyor.

    Erdal Kınacının hapse neden girdiğinizi biliyorsunuz, kendi kafasından ürettiği fotoğrafları dijital olarak birleştirip sunduktan sonra, fotoğraflarında kullandığı kişilerin orda olmadıklarını söylemesiyle neticelenen bir süreç.

    O fotoğraflar ( bari birleştirirken aynı açılara sahip fotoğrafları kullansaymış) bu fotoğrafları başkası çekti demişti ama sitesine yükleyip altına yorumlarıyla cevap verdiğini hatırlıyorum

    http://77.92.147.55/wp-content/uploads/2008/07/35.jpg
    http://77.92.147.55/wp-content/uploads/2008/07/3.jpg
    http://77.92.147.55/wp-content/uploads/2008/07/7.jpg

    şuan hala yayında olup, incelemeniz gerekenlerden bazıları

    http://erdalkinaci.deviantart.com/art/378-129688755
    http://erdalkinaci.deviantart.com/art/344-117114699 (ah o at bir metrelik başakların üstünde nasılda süzülür, modelleri söylemiyorum bile)
    http://erdalkinaci.deviantart.com/art/333-113251127 ( kötü croplanmış)
    http://erdalkinaci.deviantart.com/art/322-108929022 (o gökyüzü)
    http://erdalkinaci.deviantart.com/art/317-108144378 ( %100 emin değilm ama yağmurlar çakma değil mi)
    http://erdalkinaci.deviantart.com/art/273-88083196 ( bu yağmuru görünce anlıyorsun)

  9. Burak

    Şuanda bir arkadaşımın yorumu üzerine sabah koyduğum linkleri kontrol ettim, hepsini ziyadesiyle silmiş sayın Erdal Kınacı..
    Kopyalarını almadığım için üzüldüm şu anda, malesef sizler göremiyeceksiniz

  10. A. Murat Eren

    Merhaba Burak,

    Erdal Kınacı biraz fazla duygusal davranarak Coxi isimli bir kullanıcının Journal yazısının ardından deviantArt hesabını kapattı. Bir şeyi ziyadesiyle ya da itinayla silmiş filan değil; adam toptan hesabını kapatmış.

    İşin garibi Coxi de Journal’de yazdıklarını silmiş. Kendisinden daha iyi bilenler haşlıyorlardı onu en son, belki de gelen tepkilere dayanamadı, ya da dA yönetimi sildi mesajını, bilemiyorum.

    Konunun detaylarına girmeye niyetim yok, Erdal Kınacı’nın hesabını neden kapattığını da şu anda bilmiyorum. Fakat,

    1. Coxi’nin verdiği örneklerin %80′i gerçekten kötü örneklerdi.
    2. Erdal Kınacı’nın hiçbir zaman kendisini fotojurnalist olarak “sunduğuna” rastlamadım.
    3. Erdal Kınacı’nın dijital manipülasyondan hoşlandığını sakladığını görmedim.
    4. Ben yapmaktan hoşlanmıyor da olsam dijital olarak fotoğrafa bir şey ekleyip onun dijital olarak oraya eklendiğini söylememek yalancılık değildir.

    2. ve 3. madde ile ilgili kaynak verebilirsen çok sevinirim.

    Selamlar.

  11. baratrion

    Ben Erdal Kinaci ozelinden tamamen bagimsiz (ne oluyor ne bitiyor takip etmedim) 4. maddeni acmak gerektigini dusunuyorum meren. Bu haliyle cok muglak duruyor. Tirt bir ornek olacak ama, afrikadaki vahsi hayvan fotograflarini, turkiye’de dagda bayirda ovada cektigim fotograflar ustune koyup, pekala bunda da cok basarili olup, “my kenia days” diye sergi acarsam yalanci olmasam bile cok pis bi seyim. Ekleme cikarma isi her neyse ortaya cikanin kategorisi (o da her ne oluyorsa) kendi icinde degerlendirimeli bence.

  12. Burak

    Murat,

    1. coxi kimdir, ne yazdı inan bilmiyorum. ama dikkat ettiysen Erdal Kınacı tüm fotoğraflarına yorumları kapattı, fotokritikte olsun diğer sitelerde öyle. Bunu sadece ben değil, pek çok kişi görüp yorumlar yazmaya başladığı için yaptı.
    2. Ben oyum dediğini ben de duymadım, duydum dersem yalan olur ama komposizyonlarını yaparken hep çok özel anları yakalamış biriymişçesine bir araya getiriyor. Dijital olarak bir araya getirdiği komposizyonları insan, önemli an vs gibi katagoriler altına yükleyip sanki o özel anı yakalamış gibi sunuyor. Sorun da burada zaten.
    Benim işim dijital düzenleme, post production. Ben elbette ki bunun yapılmasına karşı değilim, pek çok kişide photoshopa karşı değil ama bu fotoğrafları işledikten sonra işlemedim, onların orjinali öyle demesine herkez bozuluyor.
    3. Hoşlanmak başka şey, yaptığı şeyi yapmadım demesi başka bir şey. Kaç yere yazdığım yorum üzerine fotoğrafı kaldırdı veya yorumları gizledi.
    4. Eklendiğini inkar ediyorsa yalancılıktır.

    silinen fotoğraflardan bazılarını üşenmedim buldum
    http://img18.imageshack.us/i/575231f5a81aa5ba62b003a.jpg/
    http://img89.imageshack.us/i/7bd96ae6bc7c3f62bc93ff9.jpg/ (çakma yağmur olan)
    http://img27.imageshack.us/i/1225990105.jpg/ (gökyüzü)
    http://img27.imageshack.us/i/13f7a99076ad60723506c0f.jpg/ (yok böyle bir açı diyorum)
    http://img27.imageshack.us/i/1240806928.jpg/ (bunu zaten bilmiyorum inkar edeceğini sanmıyorum ama ne kadar kötü yaptığını göstermek için koydum)

    bir akşam hatta daha birsürü fotoğrafı bulduk ama şuanda bildiğiniz üzere ağır yorumlar üzerine sildi çoğu fotoğrafını…

  13. A. Murat Eren

    Baratrion, birisi fotoğraftan bir şey çıkarıyor ya da fotoğrafa bir şey ekliyorsa, bu fotoğrafları haber ya da belgeleme amaçlı paylaşmıyorsa ve fotoğraflarına dair hiç bir şey söylemiyorsa burada bir yalancılık yok. Birisi sorar da cevap vermezse de bir problem yok. Yanıt verir de yalan söylerse bir problem var. 4. maddenin açılımı bu.

    Burak, haklı olduğun noktalar olduğuna eminim fakat şu söylediğini biraz garip buldum:

    dediğini ben de duymadım, duydum dersem yalan olur ama komposizyonlarını yaparken hep çok özel anları yakalamış biriymişçesine bir araya getiriyor.

    Bu Victor Wooten için “‘bu tekniklerin hepsini ben keşfettim ve stüdyo kayıtlarında hiç hile yapmıyorum’ demese de albümlerinde dünyanın en iyi bas gitaristiymişçesine çalıyor” demeye benziyor birazcık. Kullandığı kategorilerle insanları yanılttığını düşünüyorsan buna hak veririm, fakat kategorilere, hele sanat eserleri için önerilen kategorilere felsefi açıdan karşı bir insan olduğum için fazla da önemli bulmadığımı ifade ederim.

    3. maddeye gelince. Nerede “burada dijital manipülasyon var” dedi birisi de “yapmadım” dedi, buna da kanıt isterim. Erdal Kınacı’nın hatalarını örtmeye filan çalışmıyorum, evet, kendisini çok severim, fakat hata yapan birisini sırf sevdiği için savunacak birisi değilim, “burada hatalıymış” der sevmeye devam ederim. Sadece kendisini bir çok kişiden daha iyi tanıdığımı düşündüğüm için filmin nerede koptuğunu anlamaya çalışıyorum. Zira ben Erdal Kınacı’nın insanlar “yıldırımı yakalamanız harika olmuş” dediğinde “onu sonradan ekledim” dediğine de şahit oldum.

    Fotoğrafları makasla kesip onlardan kolaj yapan fotoğraf sanatçıları var. Kesip biçmeye, oradan alıp oraya koymak benim tarzım değil, fakat yapanlara da -bunu başka amaçlarla kullanmadıkları sürece- kızmıyorum. AP muhabiri şehir manzarasına duman ekleyince, Erdoğan’ın, Ahmedinejad’ın grafikerleri parti gösterilerini kalabalık göstermek için kelle ekleyince kızıyorum, ama son gönderdiğin fotoğrafla bunlar arasında bir fark var, insanlardan bunu görmelerini bekliyorum.

    bir akşam hatta daha birsürü fotoğrafı bulduk ama şuanda bildiğiniz üzere ağır yorumlar üzerine sildi çoğu fotoğrafını…

    “Bulduk” derken siz kimsiniz? Nerede tartışıyorsunuz bunları?

    Selamlar.

  14. Burak

    Sevgili Murat,

    Erdal Kınacı’nın komposizyonlarını sevmiyor değilim ama işin içine bu şekilde şeyler girince keyfim kaçıyor. Eğer böyle birşeyi sadece ben görseydim, tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış tarzı birşey olurdu ki eğer Erdal Kınacı bir gün yüklediği fotoğrafı iki yorum üzerine kaldırıyorsa ve bunu pek sıklıkla yapıyorsa, tepkiler de çoksa, bunda birşeyler olduğu yatsınamaz bir gerçektir. İnsan haklı olduğu durumda asla bu kadar kolay geri adım atmaz. Bu laf tabi ki birşeyi ispatlamaz ama içinden “acaba mı?” falan bile dedirtir

    “hep çok özel anları yakalamış biriymişçesine bir araya getiriyor” cümlem bence gayet açıklayıcıydı, 3. madde ile bağlantılı olarakta alabiliriz bunu ki, maniplasyonsuz o an çekilmiş havasını vermek için birleştirmeler yapıyor.

    Tutuklanmasına neden olan “Yol üstü kerhaneleri” isimli çalışmaların belgesel nitelikli çalışmalar olarak sunduğunu biliyoruz ki, bunlarda da photoshopla birleştirmelerden ibaretti.

    “bulduk” kısmı ise fotoğraf camiyası aslında çok büyük değil bildiğiniz üzere, herkezin konuştuğu, paylaştığı kendi çapında grupları, arkadaşları var. Birgün biri “şu fotoğrafa baksana, sence de ekleme yok mu?” tarzı soru sorar bende onaylarım, öbür gün “harika fotoğraf baksana şunlara” der, hayranlık duyarız. Senin de yaptığın şeyler eminim bunlar, öyle gizli bir örgüt değiliz anlıyacağın.

    Hala Erdal abi yi savunabilirsin tabi ama ben yeterince açık konuştuğumu düşünüyorum, fikirlerimizi ortaya koyduk. Sadece bunların da olduğunu bilmeni istedim.

    iyi geceler.

  15. A. Murat Eren

    Peki :) Teşekkür ediyorum.

  16. Erdal Kınacı

    Merhaba Murat,
     
    Sayfanı özenle takip ediyorum ama ismimin geçtiği bu kısma yeterince ilgi göstermemişim.
    Sıkıntıdan olacak yorumları okuduğumda
    “Hay Allah yine mi aynı sorular, dilimde tüy bitti anlatmaktan “ diye düşündüm.
     
    Soruları (umarım son olur) elimden geldiğince yanıtlamaya çalışayım;
    Öncelikle kendimi belgeselci, fotojurnalist, haberci vs. gibi hiç tanımlamadım.
    Elimden geldiğince fotoğrafik öğeleri kullanarak bir hikâye anlatmak istediğimi vurguladım.
     
    Tüm sanat dallarının bir yaratma süreci gerektirdiğini biliyorum.
    Görsel veya işitsel eserlerde sanatçının bir katkısı, yorumu vardır.
    Ortaya çıkan şey bir eser ise eseri yaratanın yorumu olmadan olmaz.
    Bu düşüncemi fotoğrafa indirgeyecek olursak,
    Sadece deklanşöre basılarak ortaya çıkan iş, o anı dondurmaktır.
    Dondurulmuş bu anın eser haline gelebilmesi için akılcı bir yorum katılması gerekir.
     
    Katılan bu akılcı yorum fotoğraf çekiminden önce kurgu esnasında da olur, fotoğraf çekiminden sonra aydınlık oda marifetleri ile de olur.
     
    Ben fotoğraf çekiyorum,
    Çoğunlukla da gerçek, var olan, yaşayan insanlarla çalışıyorum. Amacım az önce de söylediğim gibi oluşturduğum kompozisyonlar ile bir hikâye anlatmak. Bunu çekim esnasında becerebilmişsem ne ala, olmazsa fotoğraf işleyen programlar marifeti ile yapmaya çalışıyorum.
    Çıkardığım işler genellikle zamansız ve mekânsız olduğundan ve bunu hemen her mecrada anlattığımdan kullandığım yöntemlerden asla rahatsız değilim.
     
    Yukarıda örnek olarak verilen fotoğraflardan biri son sergimizde yer alan karelerden,
    İç çamaşırlı bir kadın ve yanında kütük üzerine konmuş kargadan oluşan bir kompozisyon içeriyor bahsettiğim bu kare, (http://img18.imageshack.us/i/575231f5a81aa5ba62b003a.jpg/)
    Kadının stüdyo benzeri bir mekânda çekildiği çok açık, kargaların ise stüdyoya girip poz vermedikleri hemen herkes tarafından bilinir sanıyorum.
    Hal böyleyken ve bu karenin iki fotoğrafın birleşmesinden oluştuğu bu kadar açıkken,
    Hala “Kardeşim neden bunları yapıp bizi yanıltıyorsun” denmesine şaşırıyorum.
     
    Tekrar söyleyeyim,
    Kimseden bir şey saklayıp-gizlediğim yok, her ortamda elimden geldiğince
    “Bu benim yorumum-benim hikâyem, beğenir izlersiniz veya beğenmez görmezden gelirsiniz, yöntemlere değil lütfen sonuca odaklanın” şeklinde cümleler kuruyorum.
     
    Buna rağmen talihsizliğimden olacak, hala fotoğraflarımla değil direk benimle uğraşmaya pek hevesli gruplarla karşılaşıyorum.
    Son olarak DA dan fotoğraflarımın tümünü kaldırmam da bu yüzden, adamlar yememiş içmemiş “aha burada şunu bulduk, şurada bunu bulduk “ şeklinde bel altı yazılar yayınlamaya başlamışlardı. Oysa o yazılar çıkmadan bir hafta önce aynı sitede yapılan bir röportajda uzun uzun anlatmıştım, neyi nasıl yaptığımı.
    Yapılan yorumlarda özne yine fotoğraf olmaktan çıkmış, fotoğraf sahibine yönelmişti. Ben bu işi profesyonelce yapmıyorum, ceza görmekten başka bir kazancımda yok. Sadece asıl mesleğimden fırsat buldukça kendimce hoş vakit geçirmeye çalışıyorum. Hal böyleyken gururumu inciten, şehvetle yazılmış o yazıları okuyunca,
    “Ne yapıyorum ben, ne işim var burada” diyip ayrıldım. Geçirdiğim malum süreç sonrası pek tahammülümün kalmadığını da eklemek isterim.
     
    “Gir-geç pansiyonlar” hikâyesinde olduğu gibi ne yazık ki hep bir yanılsama, hep bir hoşgörüsüzlük ve aşağılama hâkim hakkımda yapılan yorumlarda. Yukarıda da yazılmış,
    Olmayan insanları montajladığım için hapse atılmışım…
    Kadının yanına karga koyduk ya, olmayan kerhaneye de olmayan adamı koymuşuzdur.
     
    Oysa sevgili fotoğraf sever yargılandığım yasa maddelerinin TCK 136 ve 137 olduğunu bu maddelere göre “ Kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi” nin suç olduğunu öğrense, bugün beni hapse attıran bu maddelerin yarın onun başını ağrıtacağının farkında olsa ne güzel olur.
    Fakat bu maalesef iştah açıcı bir şey değil, “Kınacı karga eklemiş” demek daha eğlenceli…
     
    TCK 136-137 kişisel veriden bahseder ve bu kişisel veri kavramını “sağlık bilgileri, banka hesap bilgileri vs.” şeklinde tarif eder, kısa bir zaman sonrasında bitecek olan mahkememde, ceza alırsam kişisel veri kavramının içine fotoğraf ta eklenmiş olacak…
    Gerçekleştiğinde fotoğrafı yayınlamak değil, sadece kaydetmiş olmak bile 1 ila 4 yıl arasında hapsi gerektirecek. Yayınlarsa cezası yüzde elli oranında artırılacak.
    Asıl O zaman göreceğiz fotoğraf sevdalısı, sanatçı duruşlu, sütten çıkmış ak kaşıkların halini…
     
    Uzun oldu, savunma gibi oldu, affedersin,
    Saygı ve sevgilerimle, teşekkür ederim J
     
     
     
     

  17. fffatih

    Şener Şen’in “Namuslu” filmi geliyor aklıma.. Ama uzun sayılabilecek bir fotoğraf yaşantısı ve paylaşımının ardından sorgulanmaya karşılık verilen cevabın “ben kimseye manüplasyon yapmıyorum demedim ki” den biraz daha yere basar şekilde olması gerektiğine inanıyorum. Zira fotoğrafların büyük tesadüfler sonucu ya da “o an”da orada olma başarısının sonucu oluştuğu, gerçekliğinden kaynaklı hayret ve şaşırma duygularının hep ön planda olduğu bir portfolyodan bahsediyoruz, Witkin’den değil.(Witkin’de şaşırma durumu çok farklı :)  Biz bu ürünleri hep fotoğraf gözü ve zekası çok yüksek birinin ürünleri olarak izledik ve fotoğrafçıyı da öyle tanıdık… “ben neden göremiyorum bunları” şeklinde kendi kendine hayıflanmayan yoktur bence.

    Erdal Kınacı’yı seven, takip eden, eşime dostuma-bilmeyene heyecanla fotoğraflarını gösteren biri olarak birşeyler yazmak istedim.

    Eğer Erdal Kınacı yukarıda bahsettiğim filmdeki başrol oyuncusunun mağduriyetini yaşadığını iddia ediyorsa, buna inanmak isterim açıkçası. Ama oradaki saf biraz salak ve sakar bir insanın trajikomik hikayesiyle Erdal Kınacıyı ben bağdaştıramadım.

    Sevgi ve selamlarımla.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün