"Işık, gölge, vesaire."

A. Murat Eren, eşi olan pek sayın Duygu hanımlar ile beraber New Orleans'ta yaşıyor. Internet'teki asıl evi burada. Görüntülemekte olduğunuz günlüğü ise fotoğraf başta olmak üzere mesleği ile doğrudan ilgili olmayan mevzular hakkında görüşlerini ve düşüncelerini yazmak için kullanıyor. Ah, yazmak demişken Meren aynı zamanda Moleschino.org yazar tayfasının bir parçası. Çok yönlü filan bir arkadaş yani (smiley).

Pardus! Hemen!

Get Firefox!

OpenOffice Kullan


Creative Commons License
Nikon D200
Uzun zamandır kullandığım emektar Nikon D70'im birlikte yaşadığımız sayısız maceranın ardından yerini bir Nikon D200'e bıraktı. En azından onu özleyeceğimi söyleyebileceğimi umuyordum. D200'e ısınma sürecim bu kadar hızlı olmasaydı, söyleyebilecektim de.

Duygusal bir kişi olarak ekipmanın insanın ürettikleri üzerinde çok büyük bir etkisi olmadığını kanımın son damlasına kadar savunabilmeyi dilerdim. Fakat ne yazık ki buna pek inanmıyorum. Buna inanmazken "eşeğe altın semer vursan eşek, yine eşek" sözünü de inkâr etmiyorum. Zaten hiç bir şey üretemeyecek birisinin elinde 10 dolarlık bir point-and-shoot kamera da olsa, 15.000 dolarlık bir Leica da olsa sonuç çok fazla değişmeyecektir fakat söyleyecek bir şeyleri birikmiş olan kişinin elindeki ekipman ne kadar iyi ise, söyleyeceklerini o kadar başarılı şekilde ortaya koyabileceğine inanıyorum. Doğrudan "iyi ekipman = iyi iş" eşitliğini ortaya atmasam da bu eşitliğin iki tarafındaki kavramların birbiri ile çok da ilgisiz olduğunu düşünmüyorum. Bence insanın üst sınırını çoğunlukla ekipman temsil ediyor.. En basitinden geniş açı bir lensiniz yoksa bazı fotoğrafları hiç çekemiyorsunuz.




Nikon D200 çok güçlü bir kamera. Internet'te tonla kritiğini bulabileceğiniz için teknik ayrıntıları bir kere daha yazmanın bir anlamı yok. Fakat -zaten etkileneceğim aşikar olan özellikleri dışında- beni D200 ile igili en çok etkileyen şeyler şunlar oldular:

  • D200'ün gövdesi muazzam bir işçiliğe sahip. Magnezyum alaşımı olan gövdenin üzerindeki malzeme de çok profesyonel. Elime aldığımda daha önce tuttuğum bütün kameraları unuttum. Kendisi ziyadesiyle güven verici bir kararlılığa ve ağırlığa sahip.
  • Her fotoğraf makinesinin kendisine özgü bir shutter sesi vardır (bir arkadaş bir kaç tanesinin sesini burada yayınlıyor mesela). D200 ile çektiğim ilk fotoğrafın ardından duyduğum shutter sesi tam anlamı ile "beni benden aldı". Aynanın kalkıp geri inmesi çok smooth (bunu daha iyi ifade eden bir kelime aradım, mamafih bulamadım). Ayrıca kamera profesyonel bir özellik olan Mirror Lock Up kipine sahip. Bu kipte fotoğraf çekerken deklanşöre ilk basışınızda ayna kalkıyor (vizörden bir şey göremiyorsunuz) ve öylece bekliyor (lensten gelen ışık perdenin üzerine düşüyor, fakat perde henüz kapalı olduğu için sensöre ulaşmıyor; fotoğraf çekilmiş olmuyor), deklanşöre ikinci kez bastığınızda ise perde açılıp kapanıyor ve ayna iniyor. Böylece makine oradaki mekanik hareketten minimum etkilenmiş oluyor.

İlerleyen günlerde bu yazıyı güncelleyebilirim.. Şimdilik bu kadar yeter (sıkıldım yazmaktan).

Comments on "Nikon D200"

 

  Blogger afrikalitacir @ 25/11/06 00:07 demiş ki:

Hayirli olsun!;)
Muhakkak ki fotograflara parametrik anlamda kalite katmanin yolu iyi bir ekipmandan gecse de icindeki duyguyu, anlam ve kavramsal ucusmalari veren sen/siz gibi bir fotograf asiginin ta kendisidir, aman da aman D200 aldi ondan boyle fotograf cekiyor demeye hacet yok:))
Isteklere daha cabuk cevap veren iyi bir makina almana/almaniza sevindim, gule gule kullanin efenim...
(Sen/siz ayrimciligindaki kararsizligim saygi/sevgi celiskisi degildir, biranda geliverdi bu karmasik 0

 

  Anonymous faruk @ 26/11/06 23:14 demiş ki:

amerikadaki kediler ve otlar türkiyedekilerin ne kadar da aynısı :)

 

  Anonymous selman @ 10/12/06 13:41 demiş ki:

Hayırlı olsun efendim :)

Canon 350D'de de var bu "Mirro Lock-up" özelliği, ancak ne derde deva olduğunu anlayabilmiş değilim açıkçası. "makine oradaki mekanik hareketten minimum etkilenmiş oluyor" demişsiniz. Galiba makinanın kullanım ömrünü uzatan bir şey, fakat bu özellik açık iken fotoğraf çekmek eziyet :) Önce bas, vizör kapansın ama çekmesin, sonra bir daha bas ki çeksin :) Bunun pratik bir faydası var mı (yani öyle "makinanın ömrü" falan değil de, gözümüzle görüp, elimizle tutabileceğimiz, hissedebileceğimiz bir fayda :)

Tekrar "hayırlı olsun makinanız, tamir yüzü görmesin inşallah" der ve selam ederim.

Hoşçakalınız :)

 

  Blogger A. Murat Eren @ 10/12/06 18:15 demiş ki:

Merhabalar,

"(...)"makine oradaki mekanik hareketten minimum etkilenmiş oluyor" demişsiniz. Galiba makinanın kullanım ömrünü uzatan bir şey, fakat bu özellik açık iken fotoğraf çekmek eziyet :) (...)"

Eksik anlatmışım bu yüzden de yanlış anlaşılmış sözlerim sanırım :) Mirror Lock-Up makinenin ömrü uzasın diye değil, fotoğraf daha net olsun diye kullanılan bir şey. Aynanın kalkıp aşağı inmesi oradaki parçanın momentum vektöründeki hızlı değişim yüzünden makinenin sarsılmasına yol açıyor. Bu çok çok küçük, eser miktarda bir sarsılma dahi olsa fotoğrafın netliğini etkiliyor. MLU ile önce aynanın kalkmasını sağlıyorsunuz, böylece fotoğraf çekimi esnasında hareket eden ve fotoğraf makinesini titretecek tek perde oluyor, ki aynanın ağırlığı ile kıyaslanınca yok denecek kadar hafif bir şey perde. Ayna indiğinde ise fotoğraf çoktan çekilmiş ve iş bitmiş oluyor..

İlk önce fazla önemli bulmamıştım, fakat ISO 100'de 1/40 perde hızında bir normal bir MLU fotoğraf çektim. Küçük de olsa fark ettiğini gördüm. Obsesifler için :)


Selamlar herkese.

PS: Faruk, askerdeki kediler ve otlar nasıllar? Gittin herhalde artık, hayırlısı olsun bakalım :)

 

  Blogger Okan Özeren @ 12/12/06 02:10 demiş ki:

This post has been removed by a blog administrator.

 

  Blogger Okan Özeren @ 12/12/06 05:56 demiş ki:

Bu MLU, tele ve makro çekimlerde de işe yarar bir zımbırtıymış. Kolu kaide yapıp, koca tele objektifi yaslıyorsanız ve birde net bir fotoğraf elde etmek niyetindeyseniz, artı bir özellik olduğu yadsınamaz.

Onlar için hoş bir icat olduğunu düşündüğüm, spor salonlarında gördüğüm, spor muhabiri amcalar böyle kullanıyorlardı da tele objektifli makinelerini; o sebepten örneğime dahil oldular.

Bakalım daha neler çekeceksiniz Meren Bey.

Geçenlerde otobüste, bir fotoğrafçının vizöründen gördükleri diye bir fikre büründü sanal görüntü oluşturma uzuvlarım. Bir süre dalmıştım ve gözümün önünden geçmişti onlarca görüntü. Onca çerçeve zuhur ediyor zihinde; bir çıplak gözle sonra bir vizörden bakıyorsun. Neyse... Bir fotoğraf tutkununun kadrajına yansıyanları değil de yansımayanları, vizöründe oynayan kısa filmleri izleyebilme imkanımız olsaydı, bunun doğallığı ne hoş olurdu.

PS: O kediler Türk'tür kesin. Zira Kızılderililer de Türk ya :)... Askerdekilerde de rütbe söz konusu, hepsi Faruk'un komutanı şimdi... Çimlere de basmak her yerde olduğu gibi yasak. Çimlere basmanın yasak olmadığı, her yerin çim olduğu, Türk çimi olduğu bir dünya istiyoruz... Saçmalamalar...

 

  Blogger bizans @ 31/12/06 12:47 demiş ki:

keşke daha uzun yazsaydınız. heyecanlı bir yazıydı. bu mekanik-elektronik canavarlarla ilgili her şeyi merak ediyorum.

 

  Blogger A. Murat Eren @ 1/1/07 01:45 demiş ki:

Fırsat bulup fotoğraf makinemi doya doya kullanabileceğim günler gelsin, o zaman daha ayrıntılı görüşlerimi paylaşırım :)

Şu anda pek vakit ayıramıyorum günlüğü takip edenlerin de tahmin edebileceği gibi :(


Selamlar.

 

Yorum gönder