Akif Hakan Çelebi

17/12/2008, 02:43

Dün Bulb Magazine isimli bir fotoğraf dergisinin editöründen fotoğraflarımdan birisini sonraki baskılarında yayınlamak istediklerine dair bir e-posta aldım (fotoğraf şu yazının ilk fotoğrafı). Arada bir böyle istekler geliyor ve çoğunlukla teşekkür ederek geri çeviriyorum. Nasıl bir dergi imiş diye göz atmak için son derece düşük beklentilerle sitelerine gittiğimde oldukça etkilendim. Üstüne bir de bir kaç sayı önce Akif Hakan Çelebi ile yaptıkları röportajı görünce hem isteklerine benden hızlı bir “memnuniyetle!” yanıtı aldılar hem de Çelebi ile ilgili bir yazı yazmaya karar vermeme sebep oldular.

Akif Hakan Çelebi Amerika’da yaşayan bir moda fotoğrafçımız. Kendisi genç, yaratıcı, özgün bir fotoğrafçı. Çelebi’nin şakası da yok hani, nitekim onca dergi röportajı ve serginin yanında International Color Awards‘ın Masters of Color Photography’sine 2006 yılında aday olmayı başarmış bir isim.

Belki de fotoğrafçılıktan önce eğitimini aldığı ve bir süre icra ettiği TV yapımcılığı ve medya kariyerinin etkileri ile çektiği fotoğrafların her biri özenle kurgulanmış, renk açısından zengin, “dolu” fotoğraflar. Fotoğraflarının, sinema geçmişine -hatta “şimdiki zamanına” ve ümit ediyoruz ki “geleceğine” de- sahip bir diğer leziz fotoğrafçı olan Nuri Bilge Ceylan fotoğrafları kadar “sinema karesi” etkileri barındırdığını söylemek güç olsa da bu etkinin tamamen yok olduğundan bahsetmek de, bence imkansız.

Çelebi’nin fotoğraflarında benim dikkatimi çeken ilk şey kurgu ve kadraj ile ilgili itina ve çevredeki objelerin hem doğal hem de bir o kadar rastgelelikten uzak oluşu. Bu kadar itinanın karşılığını veren izleyicilere ulaşabiliyor ve kendisini anlayan eleştirmenlere denk geliyorsa ne mutlu ona demek istiyorum. Fotoğrafçı bir fotoğrafı ne kadar itina ile çekerse potansiyel izleyicisi ve fotoğrafı arasındaki bağları o denli zayıflattığına inandığım için Çelebi’nin işinin pek kolay olduğunu düşünmüyorum. Fotoğraflarındaki renkler o kadar göz alıcı ve çarpıcı ki muhtemelen büyük bir çoğunluk o cümbüşün içinde kaybolup fotoğraflarda zaman zaman kendisini hissettiren hüznü ve ikincil mesajı es geçiyordur. Tabi bu tamamen benim uydurmam da olabilir. Bilemiyorum.

Bu arada yazı içerisinde bir kaç fotoğrafına yer verdim kendisinin, fakat en beğendiklerimi koymadım, siz Çelebi’nin sitesini gezerken kendi sürprizlerinizi kendiniz bulun istedim.

“It’s In The Special Way 2″ © Akif Hakan Çelebi

Akif Hakan Çelebi’nin fotoğraflarını izlerken zaman zaman model ile aramda bir fotoğrafçı olduğunu unutuyorum. Bence modeli bu denli güçlü bir şekilde ulaştırmak mühim bir yetenek. Bu bir sinema yapıtını izlerken seti, kameramanları, orada bir yerlerde oturan yönetmeni, oyuncuların rol yaptığını tamamen unutmak filan gibi (ne yazık ki çok nadiren yaşadığım bir keyif :)). Erkek modellerle neden çalışmadığını düşündüm, aklıma pek bir şey gelmedi. Ben de kendisine sordum ve şöyle bir yanıt aldım:

Erkek modellerle bir kaç çekimim oldu aslında, Arena dergisi için mesela. Fakat dediğin gibi genelde iş projeleri dışında çalışmadım. Bunun nedeni de ilgimi çeken birileriyle pek karşılaşmamış olmam. Yoksa karşi bir durumum yok. Genelde güzellik ve estetik anlayışıma uygun erkek model pek etrafımda olmadı. Ayrıca kadın güzelliği ve estetiği de çok daha fazla ilgimi çekiyor.

Eh, ben de kadınları genellikle daha güzel buluyorum (smiley).

Ayrıca dikkat ederseniz AHÇ ortamdaki ışığı kullanmaktan haz duyan bir fotoğrafçı. Bu da bu kurgu fotoğraflara beklenmedik bir doğallık katıyor bence.

“Istanbul, not Constantinople 12″ © Akif Hakan Çelebi

“The Silence And The Fragrance” © Akif Hakan Çelebi

Kendisi BULB Magazine’deki röportajında şöyle bir soru ile karşılaşıp şu yanıtı vermiş, çok doğru bir tespit olduğunu düşünüyorum:

Soru: Türkiye’densiniz. Oradaki insanlar fotoğraflarınızı nasıl değerlendiriyorlar?

AHÇ: Dünya çapında, Türkiye’de tanındığımdan çok daha fazla tanınıyorum. Türkiye gözü önündeki yetenekleri görmezden gelme ve tek yeteneği yalakalık olan insanlara konsantre olma eğilimi gösteriyor.

Aklımdan isimler film şeridi gibi geçti bunu okuduğumda. Türkiye’nin bir döneme damgasını vurmuş fakat artık pili bitmekte olan isimleri geldi aklıma. Tesir alanı iyiden iyiye azalmakta olan nefeslerini insanlara ilgiyi hak edeni göstermek yerine nasıl da kimseyi beğenmediklerini, nasıl da kendilerinden sonra kimsenin gelmediğini anlatmakla harcayışları çalındı kulağıma. Güzel ülkemin kimi sidikli aydınları, kimi kabız sanatçıları. “Üzgünüm ama pek hatırlanamayacaksınız gibi görünüyor” diye düşündüm. Erdal Kınacı‘nın başına gelenleri de takip edenler biliyor. Her neyse.

“Mad Dream of Youth 7″ © Akif Hakan Çelebi

Kısa kısa:

  • Çelebinin web sayfası burada: http://hakanphotography.com/ gidip ziyaret edin, fotoğraflarını inceleyin.
  • Kendisi Fotoğraf isimli derginin Ekim-Kasım 2008 sayısının kapağı olmuş, Türkiye’de olsam da alsam.
  • Çelebi Canon 5D kullanıyor ve Canon lensler ile çekiyor fotoğraflarını. Fakat en kısa zamanda Nikon’a geçmek istiyormuş, bu yüzden “aa Kamil duydun mu bak AHÇ de Canon kullanıyormuş” diye ortalarda koşuşturmak yok (tamam, Nikon ile ilgili kısmı ben uydurdum, ama neden olmasın!).
  • Sitesinde “Istanbul, not Constantinople” isimli keyifli, kontrast dolu bir projesi var. İzlemeye değer.
  • AHÇ Florida’da yaşıyor. İkimizi de aynı kasırgalar tehdit ediyor.
  • Hastası olduğum bir özelliği: Bir çok platformda rastladığım fotoğraflarına copyright ibareleri koymuyor. Evet işte, üzerime gelmeyin, takıntılıyım bu konuda :)

“Akif Hakan Çelebi” için 9 yorum yapılmış.

  1. Düygü

    Son fotoğraf Wong Kar Wai filminden bir kare gibi.

  2. A. Murat Eren

    Yazıda bahsetmemişim fakat çok güzel yakalamışsın. Wong Kar Wai sever bir kişi kendisi, etkilerini de fotoğraflarında taşıyor.

  3. Hatip Güven

    Merhabalar.
    akif hakan çelebi adlı fotografcı hakkında söylediklerinize katılmıyorum.
    mütevazi olduğu kanısına nerden vardiğınızı anlayamadım. Daha önce fotografim.com adlı bir site vardı hakan bey ilk fotograflarını oraya yüklemişti. fotograflarının niteliği ve türkiyedeki fotograf anlayışı hakkında bazı polemiklerimiz olmuştu. sanırım beş altı yıl oldu ama bu kişi hakkında aklımda kalan. çok kaba,tepeden bakıcı, herşeyi ben bilirim edasında. beyaz adamın kızılderililere bakışı gibi. amerikadan türk fotografına küçümser bir tarzda bakan bir kişi olarak aklımda kaldı. fotograflarına gelince uzakdoğuda ucuz otel odalarında fahişelerin model olarak kullanılıp. iddialı fotograf isimleriyle kendini pazarladığı kanısındayım. katılmayabilirsiniz ama benim görüşlerim budur.

  4. A. Murat Eren

    akif hakan çelebi adlı fotografcı hakkında söylediklerinize katılmıyorum.

    Elbette AHÇ’yi savunacak pozisyonda değilim, fikrinizi değiştirmeye gayret etmek de bana düşmez.

    Fakat öncelikle 5-6 yıl önceki bir hadiseden bahsediyorsunuz. İnsanlar, özellikle genç insanlar ve hatta özellikle bu genç insanların bir şekilde sanat ile haşır neşir olanları 5-6 yıl gibi sürelerde çok fazla değişebilirler. İnsanların gençken yaptıkları hataları unutmayıp onları sürekli o hatalarla değerlendirmek ve hatırlamak pek iyi bir alışkanlık değil bence :)

    Öte yandan şu dikkatimi çekti: Çalıştığı hiç bir uzakdoğulu modeli tanıdığınızı sanmıyorum. Sadece AHÇ’nin fotoğrafları aracılığı ile haklarında fikir sahibi olduğunuz insanlara uygun gördüğünüz sıfat çok sinir bozucu. Eğer 5-6 yıl önceki tatsızlığın arkasında da bu tip saçma yargılar vardıysa, aynı tatsızlıkları benimle veya herhangi bir aklı başında fotoğraf insanıyla da yaşamanız işten bile değil. Açıkçası yazdıklarınızı okuyunca sizi rahatsız eden “küçümser” ve “kaba” edaların Türk fotoğrafından ziyade fotografim.com’daki insanları hedef almış olabileceği şüphesi düştü içime. Neticede birisi karşıma geçip fotoğraf makinesi karşısında soyunan her bir kimsenin fahişe olduğunu ima etme cüreti gösterirse ben de ona sanat, fotoğraf gibi mevzulardan uzak durmasının en doğrusu olacağını düşündüğümü söyleyebilirim.

    “İddialı fotoğraf isimleriyle kendini pazarladığı” dolayısıyla bulunduğu yeri hak etmediği düşüncesi de aynen hayatında okuduğu son kitap ortaokul 2 yaz tatilinde hasbelkader denk geldiği “Çocuk Kalbi” olan insanların malum yazarımız için “Nobel’i kazandı ama yazdıklarıyla değil, yalakalığıyla” diye teselli bulmasına benziyor.

    Beğenmeyişinizi saygı ile karşılarım. Hatta neden beğenmediğinizi anlatırsanız mutlu bile olurum çünkü farklı bakış açıları her zaman kazançtır. “Türk toplumunun alışkanlıklarının dışında” olduğunu söylersiniz, “bu yüzden beğenmiyorum” dersiniz, başımın üstünde yeri olur. “Peki” derim. “Renklerle çok fazla oynuyor”, “kompozisyonları zorlama, kitsch” dersiniz, saygı duyarım. Fakat küçük düşürücü, saldırgan bir tutum sergilediğinizde hiç hoş olmuyor.

    Selamlar.

  5. ulas d. karasungur

    Akif Hakan Çelebi, genç yaşına rağmen kendi tarzını bulabilmiş, kendi alanında gayet başarılı çalışmalara imza atan ve bu başarılarını tescil ettirmiş bir fotoğraf sanatçısı arkadaşımızdır.

    Özellikle nü kategorisinde ortaya koyduğu çalışmalar, Playboy, Hustlervari ve benzeri erotik fotoğraflarla aynı kefeye koyulursa, sanatçıya haksızlık etmiş oluruz.

    Şekilleri, renkleri, mekanları ve en önemlisi uzaklık ve yakınlık ölçüsünü doğru şekilde harmanlayarak fotoğraftaki “insanların” ruh halini yüksek derecede estetik bir şekilde sergileyen Akif Hakan Çelebi’ yi takdir etmekten başka şansımız olmasa gerek.

    Fotoğraflardaki insanlara yönelik bazı “sıfatlandırmaları” talihsiz bir açıklama olarak algılıyor, bu konu hakkındaki detaylı düşüncelerimi, gereksiz polemiklere meyil vermemek için, kendime saklıyorum.

    Selamlar

    udk

  6. melih

    Akif Hakan Celebi icin “uzakdoğuda ucuz otel odalarında fahişelerin model olarak kullanip iddiali isimlerle pazarliyor” demek tam bir budalaliktir ve emegi gormezden gelmektir. Ayrica bir insanin kisiligine gore fotograflarini olumsuz yargilamak bence cok buyuk bir hakaret. Fotografcilar isleri icin sayisiz saat harciyor, ter dokuyor ve emek harciyor. Saygi gostermek gerekir, ve eger bu kadar guzel isler cikarabiliyorsa eger takdir etmek gerekir.

  7. Hatip Güven

    Murat eren bey
    Öncelikle düzeyli cevabınız için teşekkür ederim.
    Bu sayfaya fotokritikte eçtığınız forum sayfasından ulaştım. Daha önce Nerede olduğunu şimdi hatırlamadığım Fotograf üzerine uzun bir yazınızı okumuş ve çok beğenmiştim. Ayrıca Ara Güler hakkında yazdıklarınıza da katılıyorum. AHÇ adlı fotografçıya gelince; Yukarıda söyledim Tekrar söylüyorum. Bu tip fotografları sevmiyorum. Bu tip fotografçıları da sevmiyorum. Bu benim Fotograf anlayışımla uyuşmuyor beğenmek zorunda değilim ve benim size gösterdiğim anlayışı sizda bana gösterin istiyorum Ben “Benim görüşlerim budur diyorum Sizleri budala ilan etmiyorum. Aslında fazla söze gerek yok benim söylemek istediklerimi son paragrafınızda siz söylemişsiniz zaten.

    Ulaş bey;
    Akif Hakan Çelebi’ yi takdir etmekten başka şansımız var. Benim tarzımla uyuşmuyor. Bana hissettirdiklerini söyledim sadece. Söylediklerim de sadece beni bağlar. Görüşlerim budur.

    Melih bey;
    “Budalalık”
    “Emeği görmezden gelmek”
    “hakaret”
    “saygı göstermek gerekir”
    “Takdir etmek gerekir”
    gibi Emir kipindeki Sözlerinizin takdirini bu yazıyı okuyanlara bırakıyorum. Benim eleştirilerimle ilgili olmadığı için cevaplamıyorum.

    Umarım Bahse konu fotografcı bu yazıları duyupta buraya yazmaz. Yazarsa Dili,jargonu ve ötekileştirici anlayışı hakkında ne demek istediğimi anlayacağınızı sanıyorum.

  8. Fatih Sert

    Kendisinin İstanbuldaki söyleşine katılmıştım.Yazıda belirtiğin gibi önceden kameraman olarak çalışıoymuş aynı zaman da fotoğraf da çekiyomuş ve giderek yönünü fotoğrafa çevirmiş.Profesyonel olarak 4 yıldır çalışıtığını söylemişti ki bu süre zarfında ortaya çıkardığı eserler gerçekten takdire şayandır.Fotoğraflarında benim dikkati mi çeken unsur tebessüm eden bir yüzü görmek zordur,daha çok doğal pozları seviyor(aşırı doğal :) )…

  9. gaijin (cagdas)

    güzel yazı.
    AHÇ gercekten dikkat cekici işleri olan, takip etmeye calıstıgım bir fotografcı. özellikle “ucuz otel odalarında fahişelerle çektigi fotografları”nın hayranıyım. (tövbe tövbee)
    alcakgonullu mudur degil midir bilmem (bana ne!!) ama benım okudugum gordugum kadarıyla pek degil. gencliktir,damarına basılmıştır bilemem tabi. bende yaslı biri degilim sonucta.
    ama işini severek ve iyi yapan, kolaya kaçmayan, üreten, karsılıgını yurtdısında gören ama ülkesinde adı bile bilinmeyen bir fotografcı ve bizim yapamadıgımızı yapıp dısarıdan burayı gozlemleme sansına sahip. yurtdısında bilinen cok fazla fotografcı olmamasını turk fotografı gelişmiyor diye yorumlaması normaldir. kendiside bundan şikayet etmekte zaten, oh ne güzel bir ben varım dedigini sanmıyorum.
    milliyetçi duyguları kenara bırakıp olaya realist bakmak gerek.
     
    not:çocuk kalbi güzel kitaptı:)
     
     

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün