Nikon D300

15/12/2008, 20:03

Geçenlerde Nikon D200 fotoğraf makinemi satıp yerine bir Nikon D300 satın aldım. Bir süredir de sessiz sedasız kullanıyordum. Fakat bu değişiklik kıymetli Sumer Omay‘ın gözünden kaçmadı. Kendisi D200 aldığımda yazdığım kısa izlenim yazısının altına şöyle bir yorum bırakınca şu anda okumakta olduğunuz inceleme yazısını yazmaktan başka çarem kalmamıştı (bir yandan ben de D300 hakkında bir şeyler yazmak istiyordum, dürtüklediği için kendisine teşekkür ederim):

Şimdi d300 hakkında da minik bir yazı bekliyoruz efendim.

Nikon D200 halâ harika bir fotoğraf makinesi. Bütçesi kısıtlı olan kişilere artık daha da ucuza bulunabilen bu fotoğraf makinesini halâ şiddetle tavsiye edebilirim. Fakat D300 ile Nikon, D700 gibi muazzam teknolojiye sahip olan bir fotoğraf makinesinin sunduklarının full-frame sensör dışında kalanlarına makul denebilecek bir ücret karşılığında ulaşmamızı sağlıyor.

Bu yazı dört başı mamur bir inceleme yazısı olma hedefi gütmüyor, gereği de yok zaten, fotoğraf makinesinin teknik dökümü Internet’te her yerde var. Çözünürlükten, megapixel’den filan ise hiç bahsetmeyeceğim (lütfen siz de fotoğraf makinesi alırken “aman megapixel’i çok olanından al Kamil” diye dolaşmayın ortada. Çünkü eğer profesyonel değilseniz 8Mp ile 12Mp arasında hiç bir fark yok sizin için). Bu yazıda sadece benim açımdan önem arz eden detaylara önem sırasına göre madde madde değineceğim.

Birincisi, Nikon D300 ile renkler, ışık ve gölgeler çok daha başarılı. Benim gibi dünyayı çoğunlukla siyah/beyaz gören fotoğrafçılara renk konusundaki üstünlüğü çok önemli görünmeyebilir. Fakat D300′ün ışık ve gölgeler konusundaki başarısı göz ardı edilemeyecek derecede etkileyici. Bu durum D300′ün elime alıp çektiğim ilk bir kaç fotoğraf ile fark ettiğim ve bundan sonra kolay kolay vazgeçemeyeceğim bir üstünlüğü. Aşağıdaki fotoğrafı bir iki gün önce çektim. Amacım Duygu’nun çalıştığı labdaki insanların fotoğraflarını nerede çekebileceğime dair fizibilite çalışması yapmak idi ve katiyen böyle bir yazı için iyi bir örnek teşkil edeceğini düşünerek çekmemiştim. Fakat bu fotoğraf D300′ün gücü ile ilgili gören gözlere çok şey anlatıyor (yeniden boyutlandırma dışında makineden çıktığı gibi):

Bu fotoğraftaki ışık koşullarını yabana atmayın. Bu gördüğünüz manzara dijital bir makinenin karşılaşabileceği en zor ışık koşullardan birisi (orijinal boyutuna buradan ulaşabilirsiniz). Ağacın bize bakan yüzündeki ayrıntılar, yerdeki çimenlerin renkleri ve ayrıntıları, “bitse de gitsek” diyen Duygu kızımızın kırmızı hırkası, mavi saç tokası zaten D300′ün renk, ışık ve gölge konusundaki muazzamlığını ortaya koyuyor. Bunun bir ters ışık fotoğrafı olduğuna, ağacın arkasında Güneş olduğuna inanmak güç. Renklerin mükemmelliği, Nikon’un yeni nesil 1005-segment RGB ölçüm sensörünün başarısı (bu sensör renk bilgisini, ışık kırılma miktarlarını çok daha sahih bir ızgaralama sistemi sayesinde daha keskin hesaplayabiliyor). Işık ve gölgeler konusundaki başarısı ise dinamik ışık hesaplama yönteminden geliyor ve kendisi şu anda -satın alınabilir düzeydeki- dijital fotoğrafçılığın ulaştığı en uç nokta. Bu yöntem çekim esnasında çok ışıklı ve az ışıklı alanları otomatik olarak tanıyıp bu bölgelerdeki ışık yoğunluğunu dinamik olarak değiştirerek ayrıntıların kaybolmaması için elinden geleni yapıyor. Bir nevi dijital kamera sensörlerinin insan gözü kapasitesine yaklaşması olarak görebilirsiniz bunu (normalde fotoğraf makinesi ile ışık ölçümünü gök yüzünden yaparsınız, fotoğrafı çektiğinizde fotoğrafta geriye kalan her şey kapkaranlık olur fakat siz baktığınızda öyle görünmez ya hani… düşünmüşsünüzdür mutlaka neden böyle oluyor diye. böyle olmasının sebebi insan gözünün aldığı ışık miktarını dinamik olarak bölge bazında regüle edebilmesinden geliyor ve bu dijital makinelerde hayata geçirilmesi çok zor bir şey. fakat görüldüğü üzere o noktaya yaklaşılıyor yavaş yavaş (bu da aslında çok daha temel bir soruyu gündeme getiriyor bence: dijital makinelerin film temelli makinelerin hiç bir zaman elde edemeyecekleri bir yeteneğe sahip olmaları ve film devrini tamamen kapamaları söz konusu. bu da fotoğraf ile ilgili bir çok kavramın yeniden sorgulanmasına sebep olacak bir devrim bence (her neyse, yaşayıp göreceğiz; bu yazıyı bilgisayar başında okuyacak kadar gençseniz yüksek olasılıkla ölmeden önce bu tartışmalara ve bu makinelerin yapabildiklerine şahit olacaksınız))). Özetle fotoğraf makineleri konusunda otorite filan olmayan Meren Bey diyor ki,

Nikon D300′ün ışık ve gölge konusundaki hakimiyeti ve tutarlılığı, renk hesaplama konusundaki keskinliği mükemmel. Yatıp kalkıp Nikon mühendislerine teşekkür ediyoruz.

İkincisi D300′ün vizörü. Biliyorsunuz makinenin kalitesi arttıkça vizör gözünüzü gönlünüzü açmaya başlar. Uzun süre kullandığım Nikon D70′in vizörü gecekondu penceresi gibiyken D200′ün vizörü mağaza vitrini gibi idi. D300′ün de vizörü D200′ünkü gibi muhteşem. Fakat üstüne üstlük gerçek görüntüden kırpma faktörü 0. Yani vizörden bakarken çekeceğiniz fotoğrafın %100′ünü görüyorsunuz. Bu kırpma faktörü Nikon D700′de bile %96. “Meren beyciğim %4′ün lafı mı olur” demeyin. Kenarlara köşelere, geometriye/simetriye ekstra ehemmiyet gösteren birisi için bu çok önemli bir şey. Meren Bey’in bu konudaki sözlerine kulak verelim:

Tam olarak gördüğüm şeyi çekiyorum, böylece milimetrik de olsa fotoğraflarımı kırpmak zorunda kalmıyorum. Hastasıyım.

Üçüncüsü D300′ün dahili sensör temizleme aparatı. Kendisi ultrasound ses dalgaları ile sensör üzerindeki tozların kendilerine ikamet edecek başka bir yer bulmalarına sebep oluyor ve gerçekten işe yarıyor. Böylece bir elinizde solüsyon bir elinizde fırça saçma sapan bir sensör temizleme işine girişmek riskini almak zorunda kalmıyorsunuz. Örneğin zamanında Nikon D70′ini pinhole denemelerinde kullanan ve sensör üzerinde biriken tozu üfleyerek temizlemeye çalışırken makinesinin sensörüne tükürme başarısı göstermiş bir genç vardır tarihte. Eğer zamanında bu ultrasound teknolojisi olsa idi o masum genç sensöre üflemek zorunda kalmaz, makinesi de haşamat olmazdı. Kimse yediği bu nane sebebiyle karısından bir ton azar işitmiş bu zavallı gencin adını sanını bilmez, ama ortaya çıkardığı efekt müthiştir:

Temizlik imandan gelir. Built-in self-cleaning technology…… Vay anasını. Parası neyse verelim, bize de tak bundan Nikon amca.

Dördüncüsü, D300 gövdesi inanılmaz güven verici ve ergonomik. Elinize aldığınızda çok sağlam bir şey tuttuğunuzu hissediyorsunuz. Gövde yapımında kullanılan materyal ve gövdenin dizaynı D300′ü suya, toza, çamura, darbeye karşı daha dayanıklı kılıyor. D200 için de aynı geçerli. Geçen gün kar yağarken çıkıp fotoğraf çektim üzerinize afiyet, sırılsıklam döndük eve. “Fotoğraf makinesine bir şey olur mu acaba” diye tedirgin olmamak çok büyük bir rahatlık (kimse az fotoğraflı yazıları okumuyor, araya konuyla ilgili bir fotoğraf sıkıştırayım ki sıkılmayın):

Beşincisi, D300′ün pil ömrü inanılmaz. Fotoğraf makinesi elime ulaşınca güzelinden bir şarj ettim, o pili iki hafta kullandım. Internet’te yazanlara göre 1000-1200 civarınca çekim yapmak mümkünmüş. Bu beni bu makine ile ilgili en çok sevindiren hadiselerden birisi, pil derdim yok. Meren Bey bu konuda şöyle diyor:

Enerjinin kırıntısına bile kıymet veren bir neslin potansiyel büyük baba, büyük anneleri olarak Nikon’a adam gibi kod yazan insanları bir araya getirdiği için tekrar teşekkür ediyoruz.

Benim için en önemli konular bunlar. Yukarıda saydıklarım dışında sunduğu geniş ISO aralığı ve geceleri neredeyse gürültüsüz-çapaksız (noise) 1600 ISO ile fotoğraf çekebilmek, canlı izleme (live view) ile çekilecek objenin çok ince netlik ayarlarını çekimden önce yapabilmek, 3 inç’lik ekran ile fotoğrafları kısa sürede ve detaylı şekilde inceleyebilmek, saniyede 6 kare hızında çekim yapabilmek, çekilen fotoğrafa çeşitli basit dijital efektleri fotoğraf makinesi yardımı ile uygulayabilmek, D200′deki gibi ekstra fonksiyon düğmesine istenen özellikleri atayabilmek gibi ekstra özellikleri de mevcut.

Sonuç olarak Nikon D300, an itibarı ile parası pulu olan fakat Nikon D700′e de boyu yetmeyen ciddi fotoğraf insanları için muazzam bir fotoğraf makinesi.

Feragatname: Bu yazı, hali hazırda bir dijital fotoğraf makinesi sahibi olan ve bunu adam gibi kullanmayan şahısların kendilerini ve etraflarındakileri D300 alma konusunda ikna etme materyali olarak kullanılamaz. Yazar tarafından oturduğunuz yerde oturmanız, tüketim insanı olmamanız, elinizdeki makineyi en iyi şekilde kullanmanız tavsiye edilir.

Blog Widget by LinkWithin

“Nikon D300” için 13 yorum yapılmış.

  1. Alphan YILMAZMADEN

    Çok iyi ve etkili bir bilgilendirme; D70s ten sonra bir haftadır D300 kullanıcısıyım bu feragatnameye ben de imza atarım,
    sevgiler

  2. Uzay Kişi

    Güzel bir yazı, emeğinize sağlık, sıradaki makinamı daha iyi tanımama yardımcı oldunuz.

  3. UfukCRY

    eline sağlık , keyifle okudum . Teşekkür ederim

  4. Çağdaş Korkut

    Yazının sonundaki makinenizi adam gibi kullanın konulu kısma kadar bayağı hoşuma gitmişti :)
    profesyonel bir makine alacağım bir ara ama sanırım şu arada bahsettiğiniz D200 benim için daha iyi.. Elimdeki Casio Exilim EX-Z75 pek hoşuma gitmiyor açıkçası

  5. Erdoğan Özdemir

    Merhaba Merem Bey,

    Hem D 200 hemde D 300 kullanıcısı olarak , görüşlerinize aynen katılıyorum. Çok edebi bir eser olmuş. Özellikle feragatname kısmı . Emeğinize ve elinize sağlık. Yazılarınızdan gerçek bir fotoğrafsever olduğunuz anlaşılıyor.

    Hayırlı Akşamlar
    Erdoğan

  6. GÜLTER ÖZGÜR

    Canon 450d kullanıyorken nihayet Nikon D300′ümü aldım ama bana birazcık karmaşık geldi menüleri.
    Çok değil iki üç günde öğrenirim ama daha kolay öğrenme açısından bana verebileceğiniz tüyolar varsa sevinirim.
    GÜLTER ÖZGÜR

  7. AYTUĞ AYDOST

    Meren Bey, öncelikle size makaleniz için teşekkür etmek istiyorum, nedenini aşağıda kısaca anlatacağım :))

    İzmir\\\’den yazıyorum, bir toplantı nedeni ile son üç gündür İstanbul\\\’da idim, dün bütün gün Sirkeci\\\’de Doğubank, Hayyam pasajı v.s.vs. dolaşarak geçirdim, amaç ne idi fotoğrafçılığa merka sarmış olan eşime yılbaşı ve doğum günü hediyesi olarak bir digital Slr almak, bütçeme yeten D80 bakmaya başladım, daha sonra mağazalarda dolaştıkça D 90 \\\’mı alsam oldum aradan birkaç saat daha geçti o daracık olan fotoğraf bilgimle D300 aldım bi de üstüne Nikor 24- 85 f 2,8- 4 bir lens… bi baktım şöleee güne başlangıç rakamlarımın yaklaşık 2,5 katına çıkmışım, sonra yav ben kendi kendime ne yaptım diye sordum… İstanbul\\\’dan İzmir \\\’e gelene kadar içim içimi kemirdi… yaa değdi mi aldığıma diye ama bi solukta okudum yazınızı o güzel fotoğraflar için de ellerinize sağlık, tabi ilk kullanıcısından bilgi almak ve makinanın üstünlüklerini öğrenmek içime su serpti…

    Ancak kafamda lens ile ilgili soru işarekleri kaldı ben 18-135 VR lens almak istiyordum, satıcı beni Nikor 24- 85 \\\’in portre çekimlerinde daha etkili olduğu yönünde yönlendirdi, bir amatör olarak bizi bilgilendiriseniz sevinirim, bu aldığımdan başka şunuda alın diye sizin tavsiye edeceğiniz lens hangisidir?

    Mutlu günler dilerim.

    Aytuğ AYDOSt

  8. Tacettin Köse

    Sayenizde makinama daha da bir bağlandım, elinize sağlık çok güzel bir anlatım olmuş.. Fazla detaylara boğmadan özetlemişsiniz d300\’ü..

    Sanırım bu geceyi blog\’unuzu incelemekle geçireceğim..

    Teşekkürler, selamlar..

    Tacettin KÖSE

  9. A. Murat Eren

    Sevgili Aytuğ Aydost,

    Nasıl olmuşsa yorumunuz gözümden kaçmış ve bunca zaman yanıt verememişim. Çok üzgünüm, kusuruma bakmayın. Bana şunu sormuşsunuz:

    Ancak kafamda lens ile ilgili soru işarekleri kaldı ben 18-135 VR lens almak istiyordum, satıcı beni Nikor 24- 85’in portre çekimlerinde daha etkili olduğu yönünde yönlendirdi, bir amatör olarak bizi bilgilendiriseniz sevinirim, bu aldığımdan başka şunuda alın diye sizin tavsiye edeceğiniz lens hangisidir?

    Muhtemelen lens ile ilgili tercihinizi çoktan yapmışsınızdır. Fakat ben yine de yanıt yazayım, belki başkalarının işine yarar.

    Fotoğrafa yeni başlayanların geniş aralıklara sahip lensler tercih etmelerinin iyi olduğunu düşünüyorum. 18-135mm kesinlikle başlangıç için 24-85mm’den daha iyi bir tecih olurmuş bence. Zaten 18-135mm, lensin 18mm odak uzaklığından 135mm odak uzaklığına kadar olan alanı kapsadığını ifade ediyor, dolayısıyla bu lens 24-85mm lensin kapsadığı alanı da kapsıyor. Yani 24-85mm lens yerine 18-135mm lensi tercih ederek kaybedeceğiniz hiç bir şey yok neredeyse (elbette lensleri kıyaslarken göz önünde bulundurulabilecek maksimum diyafram genişliği, optik bileşenlerin kalitesi, işçilik, ağırlık, dayanıklılık gibi faktörler bir profesyoneli kolaylıkla 24-85mm’lik lensi tercih etmeye itebilir fakat bunlar yeni başlayanların hesaba katmaları gereken şeyler değiller, karar verecek kadar öğrendiklerinde sahip oldukları lensi satıp bir başka lens satın alabilirler).

    Selamlar.

  10. Kaan

    Hocam ellerine saglik, cok guzel yazmissin.. Aldim bugun bi tane D300+ 18-200 mm nikkor lens, sony a 350 den sonra Amerikan baskani gibi hissettim kendimi..
    noluyoruz ula manasinda.. neyse calisip her ozelligini ogrenecegiz, biraz karmasik gibi sony den sonra tabi ama azimliyiz, karaliyiz.. tekrar saol yazin icin. eyvallah cumleden.
    Kaan.

  11. kerem

    Meren Bey,
    D300 yazısı nezdinde sitenizdeki tüm makaleleriniz için sizi, yaşadıklarınızı aktarabilme yetisine sahip olmasınız hasebiyle  önce tebrik ederken sonra, bildiğimiz bazı mevzuların faklı yorumlarınızla güzel tekrarını ve bilmediklerimizin de öğrenilmesini sağladığınız için  gönülden teşekkür ederim.. İnternetin yararlımı-zararlımı olduğuna dair süregelen tartışmaları esnaında yararlı hanesine attığınız bu çentik şahsım için oldukça manidardı..
    2005 yılında kurduğum medya iletişim ajansımın kuruluş yılı itibariyle benimde nacizane hafif-geriden az pro. potoğrafçılığım da başlamış oldu.. geldiğim noktada D300 body, 17-55mm 2.8 lens, 50mm 1.4 lens ve 80-200 2.8 lens den oluşan bi kaç eksik spesifik lens haricinde fena olmadığını düşündüğüm bi takımım var..  Kanaatimce 2 lense daha sahip olursam işimle ilgili yeterli kalitede ürün elde edebilecek potansiyele geleceğim diye düşünüyorum. Bu iki lensen biri zaten sizde var ve hakkında yazdığını yazıyı da okudum. 10.5 mm fisheye..  diğer lens ise macro olanı.. piyasada olan iyi nikon macrolar malumaliniz 60mm 2.8, 105mm 2.8 (eskisi ve yenisisi Vr’li) ve 200mm.. size sorumda tam burada geliyor.. bu lenslerden herhangi birini daha önce kullandınızmı? (hoş ben 60 mm olanı yaklaşık 1 sene kadar kullandım, mevzunun yakınına girmekte sorun yoksa çiçek gibi sonuç güzel, ama kuş-böcek-kelebekse konumuz sıkıntı başlıyor) 105mm hakkında bilginiz varmı eski ve yeni modelleri arasındaki farklar dahil? ve 200 mm macro hakkında ne dersiniz? gibi görünüşte macro olan ama micro sorularıma cevap verirseniz çok sevinirim..
     
    Sevgiler..
    Kerem Değer
     

  12. Mehmet Çağrı Yılmaz

    Öncelikle sizin bu yorumunuz, benim gibi yeni başlamış ve bu konuda kendine güvenmeyen ama gözü çıkıncaya kadar çalışıp sonunu da beğenmeyen birisi açısından, hastayı ayağa diken ilaç etkisi oldu. Bu yüzden bir insanı daha mutlu ettiğinizi bildirmek isterim. Ancak D700 konusu benim ilgimi çekmekte. D300 den tek farkı full frame olması ama bu fark avaba kıskandıracak nitelikte midir? Aslına bakarsanız ben şunu merak ediyorum: Örneğin 14-24mm f2.8 geniş açılı bir lensle gökyüzüne hakim toprakla kesişik bir kadraj düşünün visorde… Full frame ile DX formatındaki bir makinayla açı farkı dışında ne fark edecek? Ayrıca makro çekimlerde bir çiçek tohumu (örneğin kırmızı lalenin içini çekmeye çalıştığımızı düşünün) kullandığımız lens de 105mm f2.8 VR… Acaba ne gibi farklar oluşur. Allah rızası için bi bilgisi olan varsa bu merakımı giderebilir mi?

    Kerem bey;
    105 mm f2.8 VR nikkon D300 ile amatörce cektiğim görüntüler var. Size nasıl ulaştırırım bilmiyorum ama görmek isterseniz ” hani nasılmış 105mm f2.8 VR diye” … Ancak şunu söyleyeyim emsal diyebileceğimiz signma benzeri ile (ancak geniş aralıklı) birt lensle ile de çalıştım, netice 105mm f2.8 VR nikon un yeşil tonlarda ve kırmızı tonlarda korkunç diyebileceğim detay farkı (nikon lehine).
    Aydınlanma için teşekkürler…

  13. A. Murat Eren

    Merhabalar,

    Örneğin 14-24mm f2.8 geniş açılı bir lensle gökyüzüne hakim toprakla kesişik bir kadraj düşünün visorde… Full frame ile DX formatındaki bir makinayla açı farkı dışında ne fark edecek? Ayrıca makro çekimlerde bir çiçek tohumu (örneğin kırmızı lalenin içini çekmeye çalıştığımızı düşünün) kullandığımız lens de 105mm f2.8 VR… Acaba ne gibi farklar oluşur.

    Ben hangi lensin hangi fotoğraf makinesi üzerinde nasıl fotoğraflar çektiğini görmek için şu adresten faydalanıyorum:

    http://www.pixel-peeper.com/adv/

    Listeden istediğiniz lensi ve istediğiniz fotoğraf makinesini yazarak o ekipman ile çekilmiş fotoğrafları görebiliyorsunuz. O sitenin sorularınıza yanıt olacağını tahmin ediyorum :)

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün