Biscuit Palace & Clover Grill

30/01/2009, 00:36

Dün gece Etsy üzerinden bir mesaj geldi, Texas’ta yaşayan bir teyzemiz mesajında yıllar önce gerçekleştirdiği bir New Orleans ziyareti esnasında Bourbon Street üzerinde konakladığı “Biscuit Palace” isimli konuk evinden ve tadı halâ damağında olan yemekler yediği “Clover Grill” isimli hamburgerciden bahsediyor, çok özlediği bu mekanların fotoğrafını çekmemin mümkün olup olmadığını soruyordu. Elbette böyle bir ricayı geri çeviremezdim, “Yarın bir deneyeyim, eğer beğendiğim bir şey çekebilirsem haber veririm” dedim.

Bu gün laboratuvardaki işlerimi halledince Texas’lı teyzemizin bana söylediği mekanları bulmak için Bourbon’a gittim. Kısa bir aramadan sonra Biscuit Palace’ı bulmuştum. Çekmeyi istediğim fotoğraf da az çok oturmuştu kafamda. Fakat bir sorun vardı, istediğim perspektif için yüksek bir yerde olmam gerekiyordu.

Hemen arkamdaki barın balkonuna baktım, “budur” dedim. O balkona çıksam yüksek olasılıkla istediğim fotoğrafı çekebilecektim. İçeri girdim. Zenci bir barmaid ablamız ile bir kaç müşteri keyifli sohbetlerine ara verdiler beni görünce. Sessizlikten istifade “ben karşıdaki mekanın fotoğrafını çekmek için balkonunuzu kullanmak istiyordum, mümkün mü?” deyiverdim. Hatun “üst kat kilitli ve senin fotoğraf çekmen için açmamız mümkün değil, başka zaman gel” demesin mi…

Dışarı çıktım ve istediğim fotoğrafı başka bir yerden çekebilir miyim diye çaresizce dolandım. Yok, mümkün değildi.

Yarım saat sonra tekrar bardaydım. Oturdum. Şapkamı yanımdaki bar sandalyesine koydum ve “bir Michalob Ultra, lütfen” dedim. Getirdi, “$3.5” dedi. Masaya $11 dolar bıraktım (10 dolar bırakıp üstü kalsın demek istemedim, 11 dolar bırakayım kendisi anlasın dedim). “Teşekkürler ;)” dedi. “Benim için bir zevk” dedim. “Kikirt :p” yaptı. Gülümsedim. Barda oturan diğer adamlar birbirlerine baktılar. Aradan bir 5 dakika geçmemişti ki daha sonradan isminin Aletha olduğunu öğrendiğim bu altın dişli siyah ablamız telefonda bir beye şunları diyordu: “Burada bir centilmen var, kendisi bizim balkonu kullanmak ister, acaba gelip kendisine yardımcı olabilir misin?” :) O bey 10 dakika sonra mekanda idi.

Balkondan bu fotoğrafı çektim:

Daha sonra da “Clover Grill” görevi vardı. Bardan teşekkür edip çıktım ve karşıya geçip, 10 milimetre lensimi dayayıp güneşe, hastası olduğum şu fotoğrafı çektim:

Eve geldim, Texas’lı teyzeye bir mesaj atıp “bunları çektim” dedim. Gelen mesajının ilk paragrafında şunlar yazıyordu:

Perfect perfect perfect! I absolutely love them. You were in my head today, for sure. I love the angle where you capture both. And the Sun coming through at the Clover Grill! I am so thrilled!

Çok mutlu hissettim.

Normal fiyatın üzerine 11 dolarlık bahşişi de ekledim ve fotoğrafların birer kopyalarını bu teyzemize sattım :)


“Biscuit Palace & Clover Grill” için 7 yorum yapılmış.

  1. Koray Löker

    Ahahhahaha… Sen bir küçük manyaksın ya. Manyak mıknatısı olmuş olman bu sefer çok güzel sonuçlanmış. Ayrıca Püsküvülü fotoraf tamam, ama ikincisine gerçekten ben de bayıldım. tril ediyor yahu… böyle tiril tiril ediyor insanın içini.

    Hoş, bak şunu demeden edemeyeceğim, teyze bilememiş, sanat fotoğrafçısına siparişle iş vermiş, bulduğu mucize. Fekat, insanın özlediği bir yerin, böyle dünyanın son dakikalarında çekilmiş fotoğrafı gibi “teyze gaç, güneş düşüyo” tadında bir görsel dil kullanmak ne menem doğru bilemedim. Fotoğraf güzel mi, güzel tiril yahu… Fekat birinci fotoğraf (ki kendisi bence bir teyze birekir olmuş, 12′den vurulmuş. Hikayesi ayrı can olmuş, mail yoluyla devam getirtiriyor) ile ikinci fotoğraf arasında bir dil bütünlüğü kurmaman tuhafıma gitti ne yalan diyeyim. Yani kurmayınca bir şey eksik mi kalmış, hayır.. ama işte ne bileyim. öyle… footkritikleşme sancıları galiba.

  2. A. Murat Eren

    Ayrıca Püsküvülü fotoraf tamam, ama ikincisine gerçekten ben de bayıldım. tril ediyor yahu… böyle tiril tiril ediyor insanın içini.

    Aklımdan “Koray bunu çok beğenir ha” diye geçmediyse kessinler beni.

    İlk fotoğraf ile ikincisi arasında bir anlatım bütünlüğü olmadığı konusunda sonuna kadar haklısın (zaten sen ne desen ben sana haklısın derim, öyle bir zaafım var (ama bu sefer hakikaten haklısın (buradan genelde haksız olduğun ama benim haklısın dediğim anlamı da çıkmasın tabi))).. İlki daha çok standart mekân fotoğrafı çekmek isteyen fotoğrafçı fotoğrafı. “Eli yüzü düzgün”, “bunu herkes bir raddeye kadar beğenir”, “bu mekanı bilenlerin anılarına hitap eder” modunda silik bir fotoğraf olduğunu kabul ediyorum. İlkinde bu kadar ödün veren fotoğrafçı ikincisinde artık “eytere be”, “seri mi çekiyoz lan burada”, “şimon perez haddini bil bırakır giderim bu börbın striit’i”, “benim beğendiğimi beğeneceksiniz lan” demiş.

    Tabi teyzenin beğenmesi de ayrı bir sürpriz ve sevinme şeysi oldu (mail’e de yanıt geliyor az sonra).

  3. A. Murat Eren

    Bu arada Clover Grill’deki tiplerin “dışarıda ne yapıyor bu herif” diye baktıklarını görünce içeriye girip durumu anlattım, “e bizden de selam söyle o zaman” dediler, ben de “du bi fotoğrafınızı çekeyim, siz söylemiş olun” dedim, hiç bir yerde görünmeyecek bu fotoğraf da küçük bir ayrıntı olarak burada dursun: http://www.meren.org/tmp/hi.jpg

  4. Eren Türkay

    Harika bir hikaye olmuş. Fotoğraflar (özellikle 2.si) gerçekten çok hoşuma gitti.

    Ne yalan söyleyeyim, buralardan bakınca kıskanmadım değil :P. Üst düzey araştırmalarda görev almayı ve bu denli fotoğraf çekebilmeyi isterdim. Kim bilir, belki ileride bu yorumu görünce yüzümde bir gülümseme belirir. :)

  5. A. Murat Eren

    Bunlardan daha iyilerini yapmazsan şaşırırım; diğer türlüsü ise zaten beklediğimiz şey Eren’ciğim :)

  6. erdal

    The Curious Case Of Benjamin Buttons

  7. A. Murat Eren

    The Curious Case Of Benjamin Buttons

    Evet yahu. O filmin tamamı New Orleans’ta, hatta bu fotoğrafları çektiğim semtte geçiyormuş :) Henüz izleme şansım olmadı.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün