Richard Avedon
11/01/2009, 19:51
Richard Avedon 60 yıllık fotoğraf kariyerini hayatının son günlerine kadar sürdürmüş, fotoğraf dünyasının tanıdığı belki de en önemli portre fotoğrafçılarından birisi. Andy Warhol’dan Salvador Dali’ye, Marilyn Monroe’dan Dr. Robert Oppenheimer’a kadar modern çağa damgasını vurmuş simaların unutulmaz portrelerini çekmiş olan ve insanların isimleri yüzlerle ilişkilendirmesine vasıta olmuş dehşet bir insan kendisi. Dönüp dönüp fotoğraflarına bakmak büyük bir keyif.
En meşhur fotoğrafı hangisi karar vermek zor. Fakat üzerinde en çok tartışılmış fotoğraflarından birisi olan “Dovima with Elephants” belki de en etkileyici fotoğraflarından birisi. Dovima denen ablamız zamanının en meşhur modellerinden birisi imiş bu arada. Avedon fotoğrafını çekerken ne kadar meşhurdu bilmiyorum ama herhalde şöyle bir portre fotoğrafının ardından meşhur olmamak gibi bir alternatifi kalmamıştır (bu fotoğrafın 1955 yılında çekildiğini de hatırlatmak isterim):
![]() Dovima with Elephants© Richard Avedon |
Gidip web sayfasından fotoğrafladığı müzisyenlere, aktörlere, politik figürlere bir bakmanızı rica ediyorum. Dehasını ortaya koymak için beyaz bir fondan fazlasına ihtiyacı olmayan bu adamın eserlerini izlememiş olmak bence bir kayıp olurdu. Gitmişken kalp yetmezliğinden ölmezden önce üzerinde çalıştığı “Democracy” isimli seçkisine de göz atmak isteyebilirsiniz (adam 2004′te Obama’nın fotoğrafını çekmiş yahu). Avedon’un fotoğraflarındaki minimalizm ile ilgili kendi düşüncelerini alıntılamak istiyorum (alıntı Tutunamayanlar.net sitesinde rastladığım, Avedon ile ilgili bir yazıdan):
Avedon’un hem moda hem de portre fotoğrafçısı olaral içeriksel ve biçimsel yaklaşımları önceki dönem moda-portre fotoğrafçılarından ve çağdaşlarından ayrılır. Avedon genellikle portrelerini stüdyoda beyaz fon önünde üretmektedir. Avedon bu tercihini şöyle açıklar: “Benim fotoğraf tercihim bir dizi “Hayır”a dayalıdır. Kusursuz bir ışığa hayır, kolay anlaşılan kompozisyonlara hayır, poza ya da hikayeye hayır. Bütün bu hayırlar beni evete yönlendiriyor. Beyaz bir fona sahibim. İnsana sahibim ve aramızda olan şeyle ilgileniyorum.” Avedon beyaz fon kullanarak, kendine göre kişileri mekanın karmaşıklığından soyutlayarak, sadece kendi görüntüleri, giyimleri (bazen çıplaklıklarıyla), takıları ile görüntülüyor.
Bu arada kendisinin şöyle bir sözü vardır ki, portre fotoğrafçılığı konusunda usta bir icracı olmakla kalmayıp büyük bir düşünür de olduğu konusunda ipucu verir:
Bir portre fotoğrafçısı, çalışmasını ortaya koymak için bir başka kişiye bağımlıdır. Hayal edilmiş konu, bir anlamda “fotoğrafçının kendisi”, hakkında bir fikir sahibi olması imkansız olan bir kurgunun içerisinde yer almaya gönüllü olmuş birisinin içerisinde keşfedilmelidir.
Bendeniz için ise Richard Avedon’un en kıymetli eserleri “In the American West” ve “Jacob İsrael Avedon” isimli seçkileri içerisinde.
“In the American West“, içerisinde Amerikalıların portrelerinin yer aldığı bir çalışma. Her bir portre o kadar güçlü ki hayatınız boyunca karşılaşmayacağınız insanları ebediyen hafızanıza kazıyor neredeyse. Mesela, benim menkıbem de aynını Anadolu için yapmak olsa, bitirdiğimde bu ömrü boşa geçmiş saymam.
![]() © Richard Avedon |
“Jacob İsrael Avedon” isimli çalışması da babasının son 7 yılında çektiği fotoğraflardan bir derleme. Hastası, hastası, hastası olmak durumu. Babayı fotoğraflamak, hem de bu kadar derinden, ne müthiş bir şeydir. Nuri Bilge Ceylan‘ın da babasına dair bir seçkisi var, belki biliyorsunuz (muhtemelen bilmediğiniz ise Ceylan’ın fotoğrafçılıkla ilgilenen ablasının da benzer bir çalışması olduğu :)). Bununla beraber Avedon, bambaşka.
![]() © Richard Avedon |
Aile fertlerinin fotoğraflanması, bunun özellikle anı fotoğrafçılığı ile ilgisi olmayan ciddi fotoğrafçılar tarafından yapılması, sonuçları çok etkileyici çalışmalar çıkartıyor bence ortaya. Karışık mevzular, ama anladınız muhtemelen. Madem mevzu buraya kadar geldi ben de kapanışı -burasının benim çöplüğüm olduğu gerçeğinden güç bularak- yukarıdaki isimlerle aynı sayfada kendi çalışmama yer verme yüzsüzlüğü yaparak gerçekleştireyim.
![]() |







January 12th, 2009 at 14:10
Richard Avedon. Ben bugun onu tanidim. Oncelikle bu yuzden tesekkur ederim. Son yayinladigin calisman icinse, hakikaten tebrikler.
January 12th, 2009 at 22:39
Avedon’un fotoğraflarının yanında benimki ortaokul piyesi gibi kalıyor sanki, fakat teşekkür ederim :)
January 14th, 2009 at 17:04
Ben de Richard Avedon’u bu yazı ile tanıdım, teşekkürler. Son fotoğraf harika. Okumadan önce fotoğraf Richard Avedon’un sanıp, hmm gerçekten iyi fotoğraf çekiyormuş dedim.
January 19th, 2009 at 13:12
İlk ve son fotoğrafı çekmek iki fotoğrafçı için de kolay olmamıştır herhalde :) Meren o kareyi yakalamak için ne kadar uğraştın?
January 19th, 2009 at 14:41
Ah.. Çok :)
October 12th, 2009 at 09:45
Avedon gerçekten şaşırtıcı bir insanmış. Obama’nın fotoğrafını 2004 te çekmesi de tesadüfmüdür, kehanetmidir, bu da enteresan. Ancak ne yalan söyliyeyim, martı fotoğrafı nı ben daha çok sevdim
October 20th, 2009 at 19:18
Richard Avedon’un The New Yorker için çektiği müthiş fotoğraflar: http://www.paranaiv.no/archive/photographers/richard-avedon
March 22nd, 2010 at 16:45
Tanistirdigin icin tesekkurler.
March 22nd, 2010 at 23:36
Bugün Phillip Toledano’nun Days with my father isimli bir çalışmasına denk geldim. Kısa süreli hafıza sorunu yaşayan babasıyla geçirdiği son 3 yılı anlatan bu foto-hikayeyi çok beğendim ve bu siteyi takip edenlerin de beğeneceğini düşünerek bir şekilde buraya not düşmek istedim. Phillip Toledo’nun diğer işleri için sitesi de burada.
(Bu yorumu herhangi bir yazının altına damdan düşer şekilde eklememek için uygun bir yazı bulmayı düşünerek siteye girdiğim sırada son yorumlarda bu yazıya yapılan yorumu farketmek, yazıda aile fertleriyle yapılan profesyonel çalışmalardan bahsedildiğini ve 3 tane babaya adanmış işe verilen bağlantıyı görmek… Ne desem, ilahi bir kıyak gibi.)
March 22nd, 2010 at 23:57
Eren, bence yorumun şu yazı altında daha güzel dururmuş: http://meren.org/blog/2009/06/babamla-gunlerim/ ;)
March 23rd, 2010 at 00:05
Ehem, sitenin iyi takipçisi sanıyordum ben de kendimi. Epey okunacak şey var daha anlaşılan. Boş zamanlarım için iyi haber :)
Bu arada böyle paylaşımlar için yazı aranmak yerine bir paylaşım tahtası falan olsa sitede, olur mu ki?
March 23rd, 2010 at 00:34
Paylaşım tahtası nedir bilmiyorum ki. Olsa dükkan senin :)
March 23rd, 2010 at 00:56
O an doğru tanım o gibi geldi, öyle bir isim olmayabilir tabi :) Bu tip sevilesi bağlantıların ufak bir açıklamayla paylaşılabileceği bir alan kastettiğim. Takip edenlerin fotoğraf zevkleri birbiriyle uyuşur, insanlar beğendiği siteleri ekler, olaylar gelişir. O kadar paylaşım sitesi var, ne gerek var burada yapmaya dersen başka tabi.
March 23rd, 2010 at 01:02
Eren, o tutmaz. Bir tutarsa da gelen SPAM ile başa çıkılmaz :)