Sinemaskop Pontchartrain…
17/01/2009, 23:46
Bu gün uyandığımda bu günün aslında kendimi standartlardan sıkılmış bulacağım bir diğer Cumartesi günü olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Gazze’de olup bitenlerin günlerdir içimde biriktirdiği sıkıntının üzerinde bir de kapalı bir hava eklenince ne zamandır fotoğraf makinemle ziyaret etmeyi planladığım, New Orleans’ın hemen kuzeyinde olan Pontchartrain Gölü’ne gitmenin vakti gelmiş de geçiyor dedim kendi kendime.
4:3 oranında fotoğraf çekmeyi bırakalı uzun zaman oluyor. 3:2′den de ufaktan sıkılmaya başladım son zamanlarda. Bir değişiklik arıyordum. 16:9 geldi aklıma fakat hem neredeyse 3:2 olduğundan hem de çok meşhur olduğundan vazgeçtim. Nuri Bilge Ceylan’ın “Sinemaskop Türkiye” çalışmasına baktım Seitz’in oranı ne imiş diye, 2.66:1 olduğunu gördüm (bu aynı zamanda Anamorphic lenslerin film üzerine işleyebildiği maksimum oranmış). Fazla sıra dışı geldi. En sonunda yaygın olarak kullanılan standart oranların en darı olan 2.39:1′de karar kıldım.
Fotoğraflar üzerinde nerede ise hiç bir müdahale yok (Nikon D300′ün süper Siyah/Beyaz kipi sağ olsun). “Peki ışığı nasıl bu şekilde ayarlayabildin” diye sormayı planlıyorsanız önce durun ve biraz düşünün bakalım ;) Sizin için bir kaç tane seçtim:
![]() |
![]() |
![]() |
Duygu’nun daha sonradan bakınca çok beğendiğim bir fotoğrafı da bu seri içerisinde kendine yer buldu.
![]() |







January 18th, 2009 at 06:57
fotograflarınız sadeceleşmeye başladı, tatları da değişti .
January 18th, 2009 at 07:38
Beğendiniz mi yoksa beğenmediniz mi pek anlayamadım. Özellikle beğenmediyseniz, eleştirinizi biraz daha açmanız harika olurdu :)
Nitekim bu günlükte eleştirinin her türlüsüne hastası olunur.
January 18th, 2009 at 15:24
ben fotograf cekmekle yeni arkadas oldugumdan ve bircok seyi yeni ogrendigimden profesyonel bir yorum katamiycam AMA digerleri gibi cok begendigim fotograflar oldu bunlar da.. yanliz –4:3 oranında fotoğraf çekmek– cumlecigini biraz aciklayabilir misiniz? nasil uygulanir vs vs .. tesekkurler
January 18th, 2009 at 15:47
Beğenmek ya da beğenmemek yeterince içerikli bir yorum bence. Beğeniyi ya da tersini ortak dilde telaffuz etmek kolay değil tabi :) Teşekkürler yorum için.
Bu oranlar fotoğraf karesinin uzun kenarının kısa kenarına oranı. Örneğin 4:3 demek fotoğrafın uzun kenarı 4x ise kısa kenarının da 3x olması demek, bu tahmin edebileceğiniz gibi kareye yakın bir görüntü anlamına geliyor. Dijital fotoğraf makinelerinin de standartları oluyor, eskiden kullandığım Sony DSC-F717′nin standart oranı 4:3 idi. Nikon’ların ise 3:2, yani 4.5:3, önceki orana göre daha dikdörtgenimsi. Daha yatay. Sinemada izlediğiniz filmler ise 16:9, uzun kenar neredeyse kısa kenarın iki katı. Bunlar tarihi olarak teknik nedenlerle ortaya çıkmış oranlar. Hatta bir listesine şu Wiki makalesinden ulaşabilirsiniz (okumak zorunda değilsiniz, oradaki imajlar bile bir fikir verecektir): http://en.wikipedia.org/wiki/Aspect_ratio_(image)
Peki nasıl uygulanır? Genellikle her imaj işleme uygulamasının imajı crop etmek (imajı kesmek) için bir aracı bulunuyor. Photoshop’ta nasıl bilemiyorum fakat Gimp kullandığınızda hangi oranda kesmek istediğinizi belirleyebiliyorsunuz. Yukarıdaki fotoğraflar için yaygın kullanılan bir standart olan 2.39:1′i seçtiğimde Gimp bana bu şekilde kesebilmem için yardımcı oldu. Kısaca bu oranların görüntüye uygulanması fotoğrafın bir kısmının kesilip atılması ile gerçekleşiyor.
Tamamen bir tercih meselesi. Fakat fotoğrafları çekerken kadrajı daha sonra kesileceğinde kalan kısmı göz önünde bulundurarak belirlemek gerekiyor.
Selamlar.
January 18th, 2009 at 18:00
Teknik yorumsuz hastasi oldum ben evet :( Umurumda degil teknigi diyerek hazirindan zevk almayi surdurmeyi dusunuyorum. Kisisel tercih. Siyah beyaz’în yani sira uzun kenar kisa kenar orani secimi cok basarili. Yeni makineniz ile keyifli bir omur dilerim.. Operim de mankeniniz ile beraberce.
January 18th, 2009 at 21:29
Aslında fotograflarınız ilk başlarda beni yakalamıyordu ve beni sizi takip etmeye zorlayanda diğer fotografçı / fotografları yorumlayışınız ve teknik konuları anlatımınız bazılarının yaptığı gibi ben kralım şeklinde yapmayışınız oldu .
Sonra ne oldu : Ya sizde değişimler başladı ya da bende siz anlaşılır hale geldiniz diğer serilerde ancak bir fotografı beğenirken bu son serinin tamamı hoşuma gitti , daha önce dediğim gibi tatlarını fevkalade artmış buldum .
Işığı bu şekilde nasıl ayarladınız sorunuzu tam olarak bilemedim belki bulut efendiler size kıyak geçmiştir .
January 18th, 2009 at 22:57
Bana kalırsa -ve her nasılsa- bu seri, Meren Bey’in çok eski çalışmaları olan mesela “Yalnızlığın matematik ispatı” (Something mathematical) gibi fotoğraflarındaki duygusallığa ve hüzüne bir geri dönüş niteliği taşıyor. Belki de daha önce yakalanmayanları o hüzünden yakalayıvermiştir.
January 19th, 2009 at 00:36
Teşekkürler :)
January 19th, 2009 at 05:38
4. yorumundaki teknik bilgi ile birlikte benim için daha faydalı bir yazı oldu. Böylesine güzel fotoğraflara bakmanın haricinde aynı kalitede fotoğraflara sahip olmak istiyor insan. Bakarsın yarın blog’umda ‘Sinemaskop Mersin’ yazıp bu yazına link gönderirim, senin Nuri Bilge’yi yazdığın şekilde. Hayat bir döngü, teşekkürler Meren :)
January 19th, 2009 at 05:55
ilk fotoğrafa baktığımda benim de aklıma “Something mathematical” adlı fotoğraf gelmişti…ben de “her nasılsa” demiştim :)
şimdi düşündüm biraz bu konuyu. neden benzetiyorum acaba diye..bulamadım..sonra peki madem ortak yönleri neler diye sordum..şu maddeleri buldum;
1- ikisinde de uzakta “bir” insan var
2- ikisi de siyah beyaz..ama o duydusal siyah beyazdan..
3- ikisinde de matematiksel birşeyler var….şöyle ki; Something mathematical`da bir cismin orjinal boyu ile gölgesi arasındaki oranı filan düşünmeye başlıyor insan direkt..
hatta biz bunu daha kolay düşünelim diye kareler filan var :)…bu fotorafta da banklar var dizi dizi dizilmişler
ve büyük ihtimalle aralarındaki mesafeler eşittir şimdi bunların filan gibi şeyler düşündürtüyor insan…
January 19th, 2009 at 16:51
Fotoğraf 1:
Üst soldaki kazıktan, yandaki kazığa atlayıp karaya çıktım. Her bir bankın üzerine tek tek bastım ve şapkalının yanına oturdum. “Kuşlara mı bakıyorsunuz”, diye sordum. “Hangi kuşlara”, diye yanıtladı beni. “Onlar balık…”
Fotoğraf 2:
Her kazığın üstüne basmak bir hayli vaktimi aldı. Hatta iki kere de suya düştüm, ama yılmadım. Islak giysilerimle berelinin yanına oturdum. “Üşüdüm ama değdi” dedim. “Aferin” dedi.
Fotoğraf 3:
Oturacak yer yok…
Fotoğraf 4:
Oturmasam da olur…
January 20th, 2009 at 14:05
Geçişken gri filtre (graduated grey filter) mi kullandınız?.. 3 ve 4 güzel olmuş…
K.
Not: Türkçeleştirmeye çalıştım ama, doğru mu dedim acaba (geçişken falan)?..
January 20th, 2009 at 14:50
Evet, gradual filtre kullandım, fakat gri değil, tobacco idi. Bilenler için kolay bir soru oldu tabi :)
Bence -Arapça asıllı da olsa- “Tedricî”, “gradual” kelimesinin en iyi karşılığı. Geçişken güzel duyuluyor, fakat maksadından fazlasını kast ediyor gibi geldi bana :)
Tedricî süzgeç. Geçişken süzgeç. Aşamalı süzgeç.. Bilemiyorum. Bizim dili konuşanların son bir kaç yüz yıldır hiç bir şey icad etmemesinden oluyor bunlar. Can sıkıcı tabi.
Selamlar.
January 20th, 2009 at 15:02
Ha ha! Biz de Evrim Çalışkanları olarak çevirilerdeki kavramlar için bir sözlükçe oluştururken uzun tartışmalardan sonra gradual kelimesinin karşılığı olarak “tedrici”yi kullanmaya karar vermiştik :) Ama ben bu kelimeyi aklıma tutmakta çok zorlanıyorum nedense.
January 20th, 2009 at 15:15
Aslında en hoşu aşamalı süzgeç olmuş…
Fotoğraflara gelince, bir-iki şey daha diyeyim:
Bence 1 ve 2′de sinemaskop, 2.39:1 falan derken yukarıdan fazla kırpılmış. Bu da filtrenin zaten varolan bunaltıcı etkisine daha da basıcı, rahatsız edici bir boyut katmış. Sanırım bu kırpma işi sadece yukarıdan yapıldığı için böyle bir rahatsızlık veriyor (ki bence yapay bir rahatsızlık bu, yoksa elbette doğal olarak rahatsız edici olabilir bir fotoğraf). Eğer ufuk çizgisi vizörü tam ikiye bölmüş olsaydı siz fotoğrafı çekerken, ve sinemaskop kırpmasını üstten alttan eşit yapsaydınız (ya da eşite yakın), bence daha doğal bir sonuç olurdu. Şu anki haliyle bende yere paralel durmayan bir sinemaskop kamera izlenimi bıraktı…
Selamlar,
K.
January 20th, 2009 at 16:04
Sayın Düygü Hanım, üç kere cümle içerisinde kullansanız bir daha unutmazsınız bence.
Sayın Koray Bey, görüşler için çok teşekkür ederim.
January 20th, 2009 at 16:18
‘kademeli’ daha cuk bence. filtre de artik yeterince yerlesmis durumda suzgec anlam olarak karsilasa da kulagi tirmaliyor. filtre kahve, sigara filtresini de karsilayamayacagimiza gore merceginki de filtre olarak kalsin, bu bahsi kapatalim.
February 9th, 2009 at 13:42
Ağac aLtındaki fotografı cok beğendim.Teknik yorumLar yapamayacam ama cok hüzünLü.Sanki ayrıLığı anatıyor gibi :p Bir sarıLıp fotograf cekin, üzmeyin bizi :)
February 9th, 2009 at 14:02
Canınız sağ olsun teknik yorum yapmak zorunda hissetmeyin zaten, fakat şu son cümleyi okurken sandalyemden düşüyordum az kalsın. Üzülmeyiniz efendim, sarılıp fotoğraf da çekeriz, sizi mi kıracağız :)
Clover Grill hadisesi gerçekleşmemiş olsa idi “sipariş üzerine fotoğraf çekmiyoruz” derdim ama, aah ah ;)
(löker hamişi: bu wabi sabi hadisesi beni sakin bir insan mı yaptı nedir)
March 5th, 2009 at 13:08
merhabalar benim bir sorum var acaba geniş ekran fotoğraflar çekmek için hangi marka makinalar var ben bir bilgi bulamadım ınternette tam derinlemesine konuya hakım olmadığımdan sanırım fakat slr veya dijital slr makinalarda gercek widescreen göruntuyu nasıl yakalıyacaz bunn için lens mi gerek yoksa bu iş için hususi makinalar mı var? ve nuri bilge ceylan hangi marka fotoğraf makinası ve lens kullanıyor? şimdiden teşekkürler…