Wabi-Sabi ve Fotoğraf Üzerine

8/02/2009, 18:49

Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi’yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de olsa korumayı başarabilmiş olan bir yerden, Japonya’dan geliyor.

Wabi-Sabi tanımlanması pek kolay olan bir şey değil. Özellikle Japon’ların çay seremonisini bilmeyen birisi için özümsemenin bir hayli zorlaştığını fark ettim (çünkü Japon’lar çay seremonisini tamamen Wabi-Sabi evreni içerisinde gerçekleşen bir merasim olarak görüyorlar ve dolayısıyla çay seremonisinin detaylarını bilmek Wabi-Sabi’yi anlamayı bir nebze kolaylaştırıyor).

Muhtemelen bu yazıyı okuduğunuzda Wabi-Sabi’yi tam olarak anlamış olmayacak, özümsemiş olmaktan ise çok daha uzak bir noktada olacaksınız. Fakat yine de bakış açınız üzerinde, düşünceleriniz ve tanımlarınız üzerinde olumlu bir etkisi olacağına ve Wabi-Sabi’nin ne ile ilgili olduğunu hissetmenize yardımcı olacağını düşünüyorum. Bununla beraber Wabi-Sabi’nin sadece hakkında okuyarak anlaşılabileceğini pek sanmıyorum; bu yüzden bu yazıdan en büyük faydayı alacak kişilerin daha önce benzer konularda kafa yormuş olan ya da bir konuda derinlemesine kafa yormaya üşenmeyen kişiler olacağını düşünüyorum.

Bu yazıyı yazarken orada burada rastladığım çevrim içi kaynaklardan yararlandım. Yazının çoğunluğunu ise Leonard Koren’in “Wabi-Sabi” isimli kitabından doğrudan çevirdim ya da o kitapta yazanlardan yola çıkarak yazdım. Dilerim kafanızda bir şeyler canlanmasına yardımcı olabilirim.

Wabi-Sabi nedir?

Wabi, bir yaşam şeklini, ruhani bir yolu ifade ederken sabi, nesneleri ve onların sanatını temsil ediyor. Bir diğer bakış açısı ile wabi, felsefi bir temel iken sabi estetik bir idealin betimleyicisi. Özgün anlamlarından sıyrılmış ve yeni anlamlar kazanmış olan bu kelimeler bir araya geldiklerinde yarattıkları yeni anlamın yaklaşık tanımı ise şöyle bir şey:

Wabi-sabi, kusurlu, geçici ve bitmemiş nesnelerin güzelliğidir.

Wabi-sabi, alçak gönüllü ve mütevazi nesnelerin güzelliğidir.

Wabi-sabi, nesnelerin alışılmadık güzelliğidir.

Tadao Ando’nun yazdığı ve Internet’te rastladığım bir yazıya göre Zen Budizm’in önemli uzmanlarından ve Japon kültürünü Batılıların anlaması için yorumlayan ilk akademisyenlerden birisi olan Daisetz T. Suzuki, Wabi-Sabi’yi “fakirliğin estetiğini etkin bir şekilde taktir edebilmek” olarak tanımlamış. Burada fakirlik elbette Batı anlayışında denk düştüğü şekliyle değil, daha duygusal bir şekilde, materyal kaygıların yarattığı tüm ağırlığı hayatımızdan çıkardığımızda kendimizi içinde bulunduğumuz durum anlamında kullanılmış: “Wabi-Sabi küçük bir kulube, oturmak için iki üç hasır, yan taraftaki tarlalardan toplanmış bir tabak sebze ve belki de yağmakta olan narin ilkbahar yağmurunun sesi ile tatmin olmaktır”.

Wabi-Sabi kapsamlı bir estetik anlayış sistemi olarak düşünülebilir. Varoluşun nihai doğasına, kutsal bilgi ve deneyime, duygusal esenliğe, fazilete ve cisimlerin görünüşlerine dair tümleşik bir yaklaşım ortaya koyar.

Modernizm’in yaşam ve Batı medeniyetlerinin dünya görüşü üzerindeki etkilerini bilenler Wabi-Sabi’nin modernizm doktrinine zıt olduğunu eminim fark etmişlerdir. Koren’in kitabında Wabi-Sabi’nin modernizm ile nasıl bir kontrast içerisinde olduğunu göstermek için hazırlanmış çok güzel bir tablo vardı. Herkesin kafasında daha sağlam bir şey canlanmasını sağlamak için o tablonun bir kısmına yer vermek istedim:

Modernizm Wabi-Sabi
Kitlelere hitap eder Bireylere hitap eder
Mantıklı, realist bir dünya görüşü sunar Sezgisel bir dünya görüşü sunar
Mutlaktır İzafidir
Evrensel, prorotipik çözümler arar Kişisel, özel çözümler arar
Topluca üretilir, modülerdir Kendine özgüdür, uyuşmazdır
İlerlemeye, gelişmeye odaklıdır İlerleme, gelişme yoktur
Gelecek odaklıdır Şimdiki zaman odaklıdır
Doğanın kontrolüne inanır Doğanın kontrol edilemezliğine inanır
Teknolojiye özenir Doğaya özenir
Biçimin geometrik organizasyonu Biçimin organik organizasyonu
‘Kutu’ iyi bir metafordur İyi bir metafor ‘kâse’ olabilir
İlk bakışta kaliteli, pürüzsüzdür İlk bakışta ham, yavandır
Bakıma ihtiyaç duyar Bozunma ile barışıktır
Saflık onu zengin gösterir Karışmışlık onu zengin gösterir
Muğlaklıktan rahatsız olur Muğlaklık ile rahat hisseder
Serindir Ilıktır
Genel olarak aydınlık ve ışıltılıdır Genel olarak karanlık ve bulanıktır
Fonksiyon ve kullanılabilirlik en önemli değerlerdir Fonksiyon ve kullanılabilirlik pek de mühim değildir
Ebedidir Her şeyin bir mevsimi olduğunu bilir

_

Wabi-Sabi evreninin bileşenlerini ve o bileşenlerin kapsadığı fikirleri listelemenin çepeçevre bir fikir verebilmek için en iyi yöntem olduğunu gördüm ve sizin için işleri kolaylaştıracağını umarak bir özet hazırladım. Wabi-Sabi evreninin bileşenleri ve kapsamları şöyle:

  • Metafizik Köken:
    • Nesneler ya hiçliğe doğru yıkılmakta ya da hiçlikten inşa olmaktadırlar: Evren yıkarken aynı zamanda inşa da etmektedir. Varlıklar hiçliğe doğru ilerlerken, yeni varlıklar hiçlikten gelmektedir. Bu arada hiçliğin kendisi, Batı kültüründe olduğu gibi bir boşluğu değil, olasılıklar barındıran bir canlılığı ifade etmektedir. Metafizik olarak, Wabi-Sabi, evreni gizlilikten gelmekte olan ya da gizliliğe doğru hareket etmekte olan sürekli bir hareket olarak görür ve Wabi-Sabi en arı, en ideal halinde nesnelerin evrenin bu hareketi esnasında hiçliğin sınırında bıraktıkları hassas izler, belli belirsiz şahitlikler ile ilgilidir.
  • Manevi Değerler:
    • Gerçek, doğayı gözlemleyerek elde edilir: Doğayı anlayanlar bilir ki “her şey geçicidir“. Tözün en kallavi sıfatlarına sahip olan, en sert, en durağan, en katı cisimler bile aslında kalıcılığın bir illüzyonundan daha fazlasını sunmazlar. Bizim ömrümüz tamamını görmek için yetmeyebilir, fakat her şeyin bir sonu vardır; gezegenler, yıldızlar, bilimsel teoriler, şan, şöhret, matematik ispatlar, göz kamaştırıcı sanat yapıtları ve geriye kalan her şey eninde sonunda unutulmuşluk ve yokluğun içinde kaybolur. Nesneler ve kavramlar evren içerisinde “hiçlik ile varlık” ve “varlık ile hiçlik” arasında mütemadi bir yolculuk halindedir. Doğayı anlayanlar yine bilir ki “her şey kusurludur“. Kusursuz olan hiç bir şey yoktur. Hiç bir şey, ne bir kavram ne de bir nesne yoktur ki yeterince yakından, yeterince dikkatli bakıldığında kusursuz görünümünü korumaya devam etsin. Nesneler hiçliğe doğru yolculuklarında çözülmeye başladıklarında ve ezeli hallerine yaklaştıklarında daha da kusurlu, daha da düzensiz hale gelirler. Doğayı anlayanlar yine bilir ki “hiç bir şey tamam değildir“. Her şey, evrenin kendisi dahi sürekli ve sonsuz bir inşa ya da çözülme durumundadır. Sık sık bir şeylerin bir zaman dilimi içindeki durumlarını keyfi bir şekilde “tamamlanmış” ya da “bitmiş” olarak addederiz. Fakat düşünün, ne zaman bir “şey” tam olarak menkıbesine ulaşmış olur? Bir bitki çiçek açtığında tamamlanmış mıdır? Ya da tohumlarını döktüğünde mi tamamdır? Döktüğü tohumlar filizlendiğinde mi artık tamamlanmıştır? Yoksa tüm varlığı gübreye dönüştüğünde mi bu bitki kendi döngüsünü tamamlamıştır? Yoksa bu gübre bir başka bitkiye hayat verdiğinde, o bitki çiçek açtığında mı? Wabi-sabi’nin en tatlı taraflarından birisi de içinde tamamlanmışlığın tanımsız oluşu ve bunun alçak gönüllülük ile kabullenmişliği halidir.
    • Azamet, göze çarpmayan ve dikkatten kaçan detaylardadır: Wabi-Sabi ve Batı’nın güzellik tanımı neredeyse taban tabana zıttır. Batı heybetli, muhteşem, olağanüstü ve kalıcı izlenimi veren şeyleri güzel bulur, onlara özenir. Wabi-Sabi, bir şeyin çiçek açtığı, gür olduğu, muhteşem olduğu anlarında değil, bir şeyin başlangıcı ya da onun çöküşü esnasında ortaya çıkar. Wabi-sabi ikincil ve gizli, geçici ve kısa ömürlü, çözümü zekâ ve incelik gerektiren, çabuk unutulan, kaba gözlere görünmeyen şeyler ile ilgilidir. Bu detayların gücü ve etkisi nesneler hiçliğe çok yaklaştığında kuvvetlenir ve derinleşir. Wabi-sabiyi deneyimlemek için çok sabırlı olmak, çok dikkatle bakmak gerekir.
    • Emek harcanırsa çirkinliğin içindeki güzellik ortaya çıkarılabilir: Wabi-sabi güzeli güzel olmayandan ya da çirkinden ayırma noktasında çok kararsızdır. Wabi-sabi için güzellik bir anlamda “çirkin addettiğin şey ile ortak bir zeminde bir araya gelme” durumudur (bu öyle bir zemindir ki çirkinlik ortadan kalkar ve geriye kalan şey güzeldir, belki bu zemini farklı bir bakış açısı, farklı bir bağlam yaratmış ve çirkin görünen bir anda güzele dönmüştür). Wabi-sabi, güzelliği “sen ve bir başka şey arasında gerçekleşen dinamik bir hadise” olarak tanımlamaktadır. Güzellik herhangi bir zamanda, herhangi bir bakış açısı sonucunda, herhangi bir bağlam içerisinde, herhangi olaylar sonucunda kendiliğinden ortaya çıkabilir. Güzellik algının değişik bir halidir; zarafetin sıra dışı bir anıdır.
  • Halet-i Ruhiye:
    • Kaçınılmaz olanın kabulü: Wabi-sabi, hayat içerisinde yavaş yavaş gözden kaybolanın estetik anlamda kıymetinin bilinmesidir. Wabi-sabi görüntüleri bizi kendi erdemimizi sorgulamaya iter, narin bir hüznü ve varoluşla ilgili yalnızlığı çağrıştırır. Aynı zamanda evrendeki her şeyin aynı kaderi paylaştığını hatırlatarak acı tatlı bir rahatlık sunar.
    • Evrensel düzenin idrakı: Wabi-sabi varoluşun, bizim sıradan algımızın çok ötesinde bir derinliğe sahip olan varoluşun ustaca inşa olmuş mekanizmalarını ve dinamiklerini hatırlatır. Pirinç kağıdının içinden geçen ışığın tatlı bir yoğunlukta dağılması, toprağın kuruduğunda rastgele bir bütünlük ile çatlaması, metallerin paslandıklarında dokularının ve renklerinin uğradığı metamorfoz hep bize günlük yaşamımız içerisinde var olan derin yapıların ve fiziksel güçlerin etkilerini hatırlatır.
  • Moral İlkeleri:
    • Gereksiz olan her şeyden kurtul: Wabi-sabi bu gezegen üzerinde çok fazla iz bırakmadan, yumuşak bir şekilde yol almayı ve her ne kadar küçük ya da önemsiz görünürse görünsün karşılaşılan her şeyin değerini bilmeyi öğütler. “Maddi fakirlik, manevi zenginlik” bir anlamda Wabi-Sabinin sembolüdür. Bir diğer deyişle Wabi-Sabi bize başarı ile ilgili meşguliyetimizden uyanmamızı, varlık, konum, güç ve lüks sahibi olmak için verdiğimiz çabayı bir kenara bırakıp serbest ve özgür bir şekilde hayatın tadını çıkarmayı salık verir. Elbette Wabi-Sabi’nin öğrettiği sade yaşantıya erişmek bazı zor kararlar almaya bağlıdır. Öte yandan Wabi-Sabi kimi zaman seçim yapmamanın, seçim yapmak kadar önemli olduğunu da söyler. Her şeyi kendi haline bırakmak bazen en doğrusudur.
    • Esas olana odaklan ve materyal hiyerarşiye aldırma: Wabi-Sabi evreni içerisinde nesnelerin fiyatından ötürü sahip oldukları materyal değer ve bu değerin yarattığı hiyerarşi yok sayılır. Bu insanların konumlarından ötürü sahip oldukları değer için de geçerlidir. Çünkü bir şeye değer vermek aynı zamanda başka şeyleri değersiz saymaktır.
  • Materyal Mizaç:
    • Doğal: Wabi-Sabi’yi yansıtan nesneler onların döngüsünün belirli bir zaman dilimi içerisinde dondurulmuş görüntüleridir. Nesneleri oluşturan materyal doğa olaylarına ve insan muamelesine karşı savunmasızdır. Güneşin etkileri, mevsimlerin etkileri, kullanımın, yaşlılığın etkilerinin yarattığı bozulmuşluk, pas, renk kaybı, donukluk, çarpıklık utanılacak şeyler değildir. Üzerlerindeki girinti çıkıntılar, kırıklar, çatlaklar, yırtıklar ve yıpranmanın diğer formları aslında o nesnelerin tarihinin tanıklarıdır. Sentetik olarak yaratılmış güzellik ile ilgileri yoktur.
    • Sıradışı: Wabi-Sabi nesneleri alışıla gelmiş sıradan güzellikten uzaktır. “Doğru” olarak bilinen tasarım anlayışına zıt şekilde Wabi-Sabi bilinçli olarak yanlış tasarımları tavsiye eder. Sonuç olarak ortaya genellikle biçimsiz, garip ya da bir çok kişiye göre “çirkin” şeyler çıkar. Wabi-Sabi nesneleri bir hatayı ya da bir kazayı ifade edebilir, örneğin kırılmış ve tekrar bir araya yapıştırılmış bir fincan pek güzel bir Wabi-Sabi örneği olabilir.
    • İçten: Wabi-Sabi nesneleri genellikle küçük, içe dönük, sessizdir. İnsan ve nesne arasındaki mesafeyi küçültürler. Sahip olmadıkları bir güzelliği satmadıkları gibi, her gözün göremeyeceği fakat samimi bir güzelliği barındırırlar.
    • Gösterişsiz: Wabi-Sabi nesneleri “ben önemliyim” diye bağırmaz, ilgi odağı olmazlar. Rahatlıkla ortamdaki diğer nesneler ile karışıp bir arada var olabilirler. Çoğunlukla görmezden gelinebilir ya da fark edilmeyebilirler. Öte yandan bir Wabi-Sabi eseri hiç bir şekilde onun yaratıcısının kişiliği ya da geçmişine dair bilgi gerektirmez. Hatta yaratıcısı bilinmiyorsa daha bile iyidir.
    • Dünyasal: Wabi-Sabi nesneleri kaba saba ve ham formlarda olabilirler. Genellikle orijinal olarak bulundukları yerlerden çok fazla uzaklaştırılmamış materyallerle oluşturulmuşlardır. Yaratıcısının ustalığı eserin hiç bir yerinden anlaşılamayabilir.
    • Hüzünlü: Wabi-Sabi nesnelerinin bulanık, belli belirsiz ya da seyrek bir kalitesi olur. Grinin her tonu Wabi-Sabi spektrumunda yer alır. Bununla beraber donuk ve cansız renkler de onun bir parçasıdır.
    • Basit: Basitlik Wabi-Sabi nesnelerinin özündedir. Hiçlik elbette en nihai basitliktir, fakat hiçliğin hemen öncesi ve sonrası çok da basit olmayan, gören gözler için hayli karmaşık bir basitlik ihtiva eder. Wabi-Sabi basitliği belki de en iyi şu şekilde ifade edilebilir: ayık, mütevazi, içten bir anlayış ile ortaya çıkarılabilen zarafet. Dikkat çekici detaylardan arınmış eserlerin basitliği Wabi-Sabi ruhunu yansıtır.. Bu basitlik genellikle sınırlı bir materyal skalası ile elde edilir, fakat hiç bir anlamda materyalin kendi özündeki sıra dışılığı ortadan kaldırmaya çalışmak anlamına gelmez. Zaten özdeki bu sıra dışılık bir kendisine defalarca dönüp bakmaya iten şeydir.

Umuyorum az da olsa Wabi-Sabi’nin nasıl bir hissiyatı ihtiva ettiğini ve bizi neye yönlendirmeyi amaçladığını anlatabildim.

Peki bir Fotoğrafçı için Wabi-Sabi ne ifade eder? Fotoğraf içerisinde Wabi-Sabi’nin izdüşümü ne olabilir?

Modernizmin yarattığı güzellik kavramının insanları mutsuzluğa ve tatminsizliğe ittiğine inanıyorum. Doğal olmayan süreçler sonunda karşımıza çıkan, doğanın mazbutluğu ve erdemi ile pek ilgisi olmayan ve “güzel” olarak karşımıza konan şeylerin bizleri doğadan soyutladığına, sahip olmanın pek mümkün olmadığı bir güzellik arayışına, anlamsız bir mükemmelliyetçiliğe sebep olduğunu düşünüyorum. Bu bizi “basit olanın” güzelliğinden uzaklaştırdıkça, sırtına bir tahta ile sabitlenmiş ve yaklaştığı ölçüde uzaklaşan havucun özlemi ile yaşayan bir eşeğin çaresizliğine yaklaştırıyor bence.

Günümüzde güzellik ve estetik tanımının içini dolduran şeyler, Apple iPod Touch’tan Ferrari F-40′a, Marilyn Monroe’dan Brad Pitt’e kadar çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Reklamlar bu güzellik anlayışını benimsemiş insanlara hitap ediyor, ürünler ve araç gereçler bu anlayış ile şekilleniyor.

Elbette sanat da bundan payına düşeni alıyor: insanlar görkemli olanın, muhteşem olanın kıymetli olduğu ilüzyonunu kanıksadıkça ortaya çıkan eserlerden de bu görkem, bu heybet bekleniyor oluyor, sanatçılar da kimi zaman bilinçli kimi zaman bilinçsiz bir şekilde eserlerinde bu hissiyatı yakalamaya çalışıyor.

Wabi-Sabi ise, bir anlamda, insanın genellikle gözden kaçan, dikkat çekici olmayan güzelliği bulmasını, mükemmellik sanrısı ile belki de hiç bulamayacağı şeyleri aramaktan vazgeçmesini ve etrafında hali hazırda var olanın çekiciliğini görebilecek erdemli gözlere sahip olmasını diliyor.

Örneğin bir bitkinin yaşam döngüsü içerisinde, varlığı çok da büyük bir zaman dilimine denk düşmeyen “çiçek” neden bir çok kişiye bitkinin gövdesinden daha estetik geliyor? Gebe olduğu hikaye göz önünde bulundurulduğunda bir tohum ilgiyi çiçek kadar hak etmiyor mudur? Ya da aynı şekilde çürümekte olan bir bitkinin hikayesinde eksik, önemsiz olan nedir?

Alışılmış sıra dışılığın, sıradanlaşmış muhteşemliğin gölgesinde kalan güzellikleri görebilmek de bir erdem değilse nedir, bilemiyorum.

Wabi-Sabi’nin öğretilerinin bu açıdan kıymetli olduğunu ve genellikle çevresindekileri gözlemleme konusunda hevesli ve yetenekli olan bir fotoğrafçının vizyonunda “her şeyin geçici”, “her şeyin kusurlu”, “her şeyin eksik” olduğunu özümsemenin ve bu düşünce ile barışık yaşamayı öğrenmenin ciddi etkileri olabileceğini düşünüyorum.

“Wabi-Sabi ve Fotoğraf Üzerine” için 21 yorum yapılmış.

  1. bizans

    muhteşem bir yazı! ayrıca öğrenmenin sonu yokmuş bir kez daha anladım.
    bugün de adını koyamadığım bir şeylerin başkalarına da dert olduğunu öğrendim.
    teşekkürler.

  2. Sardunya

    Meğer bu yazıyı bekliyormuşum. Sorularımın peşinde koşmaya başlayabilirim.
    Estetik anlayışımın bozuk olduğunu düşünmem ne kadar yanlışmış… Teşekkür ederim bu yazı için. İzninizle link verebilir miyim?

  3. Ulaş Devrim Karasungur

    Benim için, Wabi-Sabi ile tanışalı ortalama 20 sene oluyor. Japon şiiri ( Haiku ) ile ilgilenirken rastlamıştım bu estetik anlayışa.
    Genellikle almanca kaynaklı olarak araştırdığım içinde, çok sağlıklı, verimli bilgiler elde edememiştim. Almanca olarak bile,
    anlayabilmekte,kavrayabilmekte zorluk yaşadığım bu felsefeyi başka insanlarla paylaşmak istediğimde, sınırlarımın farkına vardıkça
    çok kızıyor ve üzülüyordum. Türkçede ise bu sınırlar resmen Çin Seddine dönüşüyordu.

    Zamanla, kızmayı bırakıp, sadece üzülmeye başladım.

    Şimdi ise, bu çok güzel ve dopdolu yazı ile karşılaşınca, keyif aldım.

    Fotoğraf üzerinden düşünmeye devam edecek olursak, fotoğrafsal ırkçılık yapan bazı fotoğraf yobazlarının, 150 fırın ekmek
    yemiş olsalarda, ” bilinçli ” bir şekilde kabul edemiyecekleri bir felsefedir Wabi-Sabi, bana kalırsa.

    Kendi bahçemde bazı taşların yerini bulmasına sebep olan bu yazı için çok teşekkürler, efendim :)

  4. Anıl Eraslan

    Fotografla hatta her bir sanat dali ile kesinlikle kafa yorarak iliskilendirilmesi gereken bir konu. Aslinda batidaki
    cagdas sanat denilen degisik türde yapilan islerin bir çogu bile bence bu felsefeyle -uzaktan da olsa- örtüsüyor.
    Insanlar bu mükemmelliyetçi zihniyetten sikilmaya basladilar. Altin oranin filan bizi bir yere götürmedigini anladilar.
    O yüzden estetik anlayisi ciddi sekilde sorgulanmali. Japonlarin güzellik anlayisina hastayim. Sade. Makyajsiz. Abartisiz.

    Yalniz ben sunu soruyorum;

    tüm dogayi oldugu gibi kabul edersek su ana kadar dünya üzerinde olan herseyi de kabul etmemiz gerekecek.
    Biz insanlarin ne haltlar karistirirsak karistiralim, doganin bir parçasi olarak, ürettiklerimizin ve yarattigimiz sonuçlarin da
    bu kabullenmeye dahil etmemizin bu felsefeyle çakismamasi gerektigini düsünmeden edemiyorum.

    Evrende meydana gelen hersey dogaldir diye düsünüyorum bazen. Apple Ipod’u da biz yarattik, Monroe’yu da..
    Gittikçe artan egomuz, yalnizligimiz, maddiyatciligimiz, kirlenen dünya, savaslar vs.. Bunlarin hepsini insan olarak yarattik.
    Yani dogamiz geregi, kendini gelistirebilen, iyi ya da kötü olarak, özgür iradesiyle düsünebilen, istedigini istedigi yerde yapan, gücünü kullanabilen
    olarak proglamlanan bizler iyi de olsa kötü de olsa sürekli olarak eylem ve sonuçlar yaratiyoruz. Iyi ya da kötü olduguna yine biz karar veriyoruz.
    Ama salt evreni ya da dogayi düsünürsek bunlarda dogal sürecin bir parçasi olmaz mi?

  5. A. Murat Eren

    Yorumlar için teşekkürler öncelikle.

    Biz insanlarin ne haltlar karistirirsak karistiralim, doganin bir parçasi olarak, ürettiklerimizin ve yarattigimiz sonuçlarin da
    bu kabullenmeye dahil etmemizin bu felsefeyle çakismamasi gerektigini düsünmeden edemiyorum.

    Wabi-Sabi, benim anladığım kadarı ve anladığım şekli ile zaten olan biten herhangi bir şeyle çakışacak bir konumda değil (nitekim, bu şekilde ifade edince ne kadar anlam ifade eder bilmiyorum ama, Wabi-Sabi’yi tüm evreni içine alan ve bizim de penceresinden içini izlediğimiz bir ev olarak değil, daha çok evrenin içinde bir yerde yer alan ve penceresinden dışarıyı izlediğimiz bir ev olarak hayal etmek daha sağlıklı).

    Apple iPod’u da, Monroe’yu da Wabi-Sabi evreni içerisine sokmak mümkün. Fakat Wabi-Sabi içerisindeki düşünce ile onları asıl kayda değer kılan marketlerdeki vitrinlerde boy gösterdikleri halleri değil, kendilerinin “varlığa çeyrek kala” ya da “hiçliğe çeyrek kala” bıraktıkları narin, kalıcı, gözden kaçması mümkün izlerdir.

    Yoksa doğayı, evreni tam olarak anlamak pek mümkün görünmediğinden neyin doğal neyin değil olduğunu kesin bir dille söylemek doğru olmazdı. Öte yandan böyle mantıklı yaklaşımlar zaten Wabi-Sabi’nin pek ilgilendiği şeyler değil. Wabi-Sabi sezgisel bir mevzu, isteyen istediğini istediği formu ile dahil edip çıkarabilir. Wabi-Sabi ile pozitivizm arasında hiç bir ilişki yok. O yüzden kolay görünmesine rağmen zor bir şey zaten sanırım bu hadiseyi anlamak ve yine o yüzden sanırım Japon’lar kendilerine sorulduğunda “anlatması çok güç, nasıl olsa anlamayacaksın da. dolayısıyla ne beni yor ne kendini, gel başka bir şeylerden konuşalım” moduna giriyor.

    Benim gibi bir bilim insanının söylüyor olması çok ironik ama, biz her şeyi kalan her şey ile uyumlu olacak bir düzlemde tanımlayıp eğrisi doğrusu ile masaya yatırıp o şekilde anlamaya çok alışmışız, halbuki bu gerçekten gerekli mi? :) Hem retorik hem de ucu bilim felsefesine uzanan kallavi bir soru ile bitirmek istemezdim ama öyle oldu. Neyse.

    Selamlar.

  6. mormomlati

    Wabi-Sabi bana İslamdaki tasavvufu hatırlattı..Tasavvufta gidilen yol nehirlere benzetilir ,herbirinin farklı bir mizacı vardır ancak sonuçta tek bir noktaya denize dökülür , karışır .birbirilerinde yok olurlar . Wabi -Sabi’ye de bu noktadan bakmak tasavvufla karşılaştırmak için Toshihiko İzutsu’nun Sufism and Taoism : A Comparative Study of Key Philosophical Concepts adlı kitabını önerebilirim .

  7. Meyvelitepe

    Merhaba, yazınız çok güzel ve detaylı ama dediğiniz gibi yorumlarımızda benzerlikler de farklar da var. Hazır bu konuya benim gibi takılmış birini bulunca bazı konularda fikrinizi almak istedim. Meyvelitepedeki yazıyı yazmadan evvel özellikle Rikyu’nun örneği nedeniyle bazı konularda epey düşündürücü bir ikileme düştüm. Japon kültürüne ancak sinema ve biraz da edebiyat aracılığıyla aşina biri olarak, söz konusu hikayenin kıssadan hissesi beni epey düşündürdü. Koren’in kitabını okumadım, ancak internette rastladığım bir alıntısını kullandım. Bu alıntıdan ve sizin yazınızdan çıkardığım kadarıyla gerek Koren’in gerekse okuduğum Powell’in kitabında Wabi-sabi’nin mükemmellik idealine karşı olduğu ifade ediliyordu. Benim ikileme düştüğüm nokta, Rikyu örneğinde, (bu noktada zen bahçelerinin doğal, sade ve bana göre kusursuz güzelliğini düşünmeden edemiyorum) Rikyu bahçeyi mükemmel bir biçimde düzeltir, (benim yorumum: hatta bahçe öylesine mükemmeldir ki “ben mükemmelim diye bağırmaktadır” işte bunu saklamak için) son dokunuş olarak çiçekleri döker. Bu öykü bana diğer yorumculara düşündürdüğü şeyi düşündürmüyor. Aksine wabi-sabi mükemmelliği çok zor ve çaba gerektiren bir hedef, üstelik daima basit, sade hatta kusurlu görünmesini de sağlamak gerekiyor. İlgi alanıma girdiğinden tasarımcıların en iyi tasarıma sadeleştirerek ulaşılabileceğini söylediklerini biliyorum. En iyi tasarımcıların eserlerine baktığınızda “ne kadar basit, bunu ben bile yaparım” diyorsunuz, bazı ünlü ve iyi tasarımcılar asıl başarının bunu söyletebilmek olduğunu belirtiyorlar. Bu durumda “yoksa wabi-sabi mükemmellikten uzaklaşmak yerine gerçek mükemmeli sadelik kisvesi altında saklayabilmek midir?” sorusunu sormadan edemiyorum. Örneğin Kitano’nun “Dolls” filminde sözlerle söylenmediği halde görüntü, renkler ve jestlerle anlatılabilen derin duygular. Bu inceliğe Japon ve Çin sineması dışında hiç bir sinema da rastlamadım, görüntülerle konuşabilen bir film yapmayı ve bunun altında yatan yoğun çalışmayı saklamayı başarmak alçakgönüllü bir mükemmellik değil midir? Eğer Japonlar mükemmelliği aramıyorsa işlerinde en ufak bir hata yaptıklarında neden harakiri geleneğine başvuruyor? Aksine dünyanın en vurdumduymaz ulusu olmaları gerekmez miydi?
    Sevgiler…

  8. A. Murat Eren

    Merhabalar,

    dediğiniz gibi yorumlarımızda benzerlikler de farklar da var.

    Bu arada buraya kadar gelmiş meraklı okuyuculara Meyvelitepe’nin Wabi-Sabi hakkındaki yazısını da okumalarını öneririm:

    http://meyvelitepe.typepad.com/meyvelitepe/2009/02/wabi_sabi.html

    gerek Koren’in gerekse okuduğum Powell’in kitabında Wabi-sabi’nin mükemmellik idealine karşı olduğu ifade ediliyordu

    Bence Wabi-Sabi mükemmele karşı olmaktan ziyade, bizim kendi tanımlarımız ve beklentilerimiz ile içini doldurduğumuz “mükemmel”in bizim alışageldiğimiz formu dışında da bir çok şekilde karşımıza çıkabileceğini, hatta erdemli gözlerin bunu her yerde görebileceğini ifade ederek mükemmeli belki de bir nebze sıradanlaştırıyor ve herkesin ulaşabileceği bir şey haline getiriyor. Sadece mükemmele karşı duruşu farklı :) Fakat bu duruş “karşı olmak” duruşu değil bence.

    wabi-sabi mükemmelliği çok zor ve çaba gerektiren bir hedef, üstelik daima basit, sade hatta kusurlu görünmesini de sağlamak gerekiyor

    Sanırım sizin tasarımcılıkla benim ise fotoğraf ile ilgileniyor olmamdan ötürü doğal bir farklılık var bakış açılarımızda. Siz bir şeyleri Wabi-Sabi hissiyatı ile tasarlamak düşüncesi ile konuyu değerlendirirken ben Wabi-Sabi esansı güçlü nesneleri bulmak, görüntülemek düşüncesi ile konuyu değerlendiriyorum (yani siz, ben ve Wabi-Sabi güzelliğinden söz edilebilecek bir nesne arasındaki ilişki içerisinde siz nesnenin öncesinde ben ise sonrasında yer alıyorum bir anlamda). Biraz da bu sebeple yukarıdaki düşüncenize hem muhalefet ediyor hem de katılıyorum :) Herhangi bir şeyin Wabi-Sabi kriterlerinde mükemmelliğe ulaşmasının çok zor olduğuna katılıyorum. Fakat “kusurlu görünmesini sağlamak gerekliliği” kısmına katılmıyorum. Katılmayışımın iki sebebinden birincisi Wabi-Sabi’ye göre zaten her şey kusurlu; var olmak ve zaman arasındaki çekişmenin nesnelere miras bıraktığı bu kusurlar onları Wabi-Sabi içerisinde kıymetli kılan şeylerden birisi ve mühim olan da bu kusurları yaratmak değil, görebilmek. Ayrıca Wabi-Sabi güzelliğinin zaman gerektiren bir şey olduğuna inanıyorum ve bu güzelliğin bir şeye o şeyin mükemmelliğini bozarak eklenebilecek ya da o şey mükemmel yaparak çıkarılabilecek bir güzellik olduğuna inanmıyorum, bu da ikincisi.

    “yoksa wabi-sabi mükemmellikten uzaklaşmak yerine gerçek mükemmeli sadelik kisvesi altında saklayabilmek midir?” sorusunu sormadan edemiyorum

    Çok kritik ve güzel bir soru bu bence. Bana göre yanıtı da şu: “Wabi-Sabi sadelik, sıradanlık, çirkinlik, kusur kisvesi altında saklanmış gerçek mükemmeli görme erdemidir”.

    Eğer Japonlar mükemmelliği aramıyorsa işlerinde en ufak bir hata yaptıklarında neden harakiri geleneğine başvuruyor? Aksine dünyanın en vurdumduymaz ulusu olmaları gerekmez miydi?

    Öncelikle bence her Japon’u Wabi-Sabi kültürüne bulanmış ve onun ışığında yaşıyor varsaymak doğru olmayabilir (biz nasıl ki her birimiz tasavvuf ile yaşayan insanlar değilsek). Fakat öyle olduğunu varsaydığımız durumda bile şöyle derdim sanırım: Bence Japon’lar mükemmeli aramıyor değiller. Sadece bizden farklı bir mükemmeli bizim alışık olmadığımız yöntemlerle arıyorlar. Otoriteye karşı saygısızlık yaptıklarında ya da yüz kızartıcı bir duruma düştüklerinde intihar etmelerinin de temelinde bu vardır belki.

    Ne kadar tatmin edici oldu, mantıklı duyuldu bilemiyorum.

    Tartışıyoruz diye rahat rahat yazdım, halbuki bütün cümlelerin arasına bolca “bence”ler filan sıkıştırmak gerekli :)

    Yorum için teşekkürler.

  9. Aykan

    Modernizmin yarattığı güzellik kavramının insanları mutsuzluğa ve tatminsizliğe ittiğine inanıyorum. Doğal olmayan süreçler sonunda karşımıza çıkan, doğanın mazbutluğu ve erdemi ile pek ilgisi olmayan ve “güzel” olarak karşımıza konan şeylerin bizleri doğadan soyutladığına, sahip olmanın pek mümkün olmadığı bir güzellik arayışına, anlamsız bir mükemmelliyetçiliğe sebep olduğunu düşünüyorum. Bu bizi “basit olanın” güzelliğinden uzaklaştırdıkça, sırtına bir tahta ile sabitlenmiş ve yaklaştığı ölçüde uzaklaşan havucun özlemi ile yaşayan bir eşeğin çaresizliğine yaklaştırıyor bence.

    Günümüzde güzellik ve estetik tanımının içini dolduran şeyler, Apple iPod Touch’tan Ferrari F-40′a, Marilyn Monroe’dan Brad Pitt’e kadar çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Reklamlar bu güzellik anlayışını benimsemiş insanlara hitap ediyor, ürünler ve araç gereçler bu anlayış ile şekilleniyor.

    Elbette sanat da bundan payına düşeni alıyor: insanlar görkemli olanın, muhteşem olanın kıymetli olduğu ilüzyonunu kanıksadıkça ortaya çıkan eserlerden de bu görkem, bu heybet bekleniyor oluyor, sanatçılar da kimi zaman bilinçli kimi zaman bilinçsiz bir şekilde eserlerinde bu hissiyatı yakalamaya çalışıyor.

    Wabi-Sabi ise, bir anlamda, insanın genellikle gözden kaçan, dikkat çekici olmayan güzelliği bulmasını, mükemmellik sanrısı ile belki de hiç bulamayacağı şeyleri aramaktan vazgeçmesini ve etrafında hali hazırda var olanın çekiciliğini görebilecek erdemli gözlere sahip olmasını diliyor.

    Örneğin bir bitkinin yaşam döngüsü içerisinde, varlığı çok da büyük bir zaman dilimine denk düşmeyen “çiçek” neden bir çok kişiye bitkinin gövdesinden daha estetik geliyor? Gebe olduğu hikaye göz önünde bulundurulduğunda bir tohum ilgiyi çiçek kadar hak etmiyor mudur? Ya da aynı şekilde çürümekte olan bir bitkinin hikayesinde eksik, önemsiz olan nedir?

    Alışılmış sıra dışılığın, sıradanlaşmış muhteşemliğin gölgesinde kalan güzellikleri görebilmek de bir erdem değilse nedir, bilemiyorum.

    Wabi-Sabi’nin öğretilerinin bu açıdan kıymetli olduğunu ve genellikle çevresindekileri gözlemleme konusunda hevesli ve yetenekli olan bir fotoğrafçının vizyonunda “her şeyin geçici”, “her şeyin kusurlu”, “her şeyin eksik” olduğunu özümsemenin ve bu düşünce ile barışık yaşamayı öğrenmenin ciddi etkileri olabileceğini düşünüyorum.”

    Bu satırların beni çok etkiledi. Aşağıda linkini vereceğim çalışmamı ve aslında beni etkileyen çalışmalarımın çoğunda bilinçaltıma sadık kalarak yaptığım işleri niçin yaptığımı anladım. Bu öğretiden haberdar olduğum için çok sevindim. Yazılarını fırsat buldukça okuyorum ve çok şey öğreniyorum.İyiki varsın ve seni tanıdım.:)

    http://www.aykanozener.com/deniz_kiyisinda.php

  10. A. Murat Eren

    Yazılarını fırsat buldukça okuyorum ve çok şey öğreniyorum.İyiki varsın ve seni tanıdım.:)

    Bunları sizden duymak benim için bir şeref Aykan hocam, çok teşekkür ederim :)

  11. elif üzer

    meren bey,

    sayenizde günlerdir wabi’yle yatıp sabi’yle kalkıyorum :) teşekkür ederim. içimde bir şekilde bildiğim, sorguladığım pek çok düşünceye cevap olurken bir o kadar da yeni sorulara ve düşüncelere gark etti :) olsun düşünmek iyidir.

    iyi ki varsın ve iyi ki kendine saklamayıp paylaşıyorsun.

    sağol

  12. Düygü

    Wabi-sabi ile serbest çağrışım:

    “örneğin kırılmış ve tekrar bir araya yapıştırılmış bir fincan pek güzel bir Wabi-Sabi örneği olabilir.” bana şu filmde kırılan ve sonra birleştirilen (yapıştırılan demiyorum dikkat!) çanağı hatırlattı: http://www.imdb.com/title/tt0235060/

    Miyazaki’nin “Howl’s moving castle”‘ındaki yaşlı cadı/teyzeyi de hatırladım yine…

  13. A. Murat Eren

    bana şu filmde kırılan ve sonra birleştirilen (yapıştırılan demiyorum dikkat!) çanağı hatırlattı: http://www.imdb.com/title/tt0235060/

    Bu arada bunu yazdığınız çok iyi olmuş efendim, bu vesile ile ben de şunu söyleyebilirim:

    Yukarıdaki film, Wabi-Sabi ile ilgisi olan bir film olmasa da, wabi-sabi’den keyif alan, “işte budur, ben de yıllardır böyle bir şeyler hissediyordum” diyen herkesin seveceğini tahmin ettiğim bir film. Israrla tavsiye ediyorum, bulunuz, izleyiniz.

    Fotoğrafçılara ise ayrıca tavsiye ediyorum. O nasıl bir sinematografidir, nasıl bir teknik, nasıl bir yetenektir o görüntü yönetmenindeki.

  14. Meyvelitepe

    \"Wo de fu qin mu qin\" (The Road Home), dünyaya biraz da Yimou Zhang\’ın penceresinden bakabilmek için iyi bir başlangıç. Söz konusu kırık çanak sadece bir aksesuar. Ancak filmin bütünü çok etkileyici. Yönetmenin \"The Story of Qiu Ju\", \"To Live\", \"Not One Less\", \"Red Sorghum\", \"Raise the Red Lantern\", \"Ju Dou\" filmlerini de izlemenizi salık veririm. Kırsal kesim Çin kültürü hakkında önemli ip uçları verirler. Ayrıca Wall Street\’de çalışan bir finansçıya bile bir ucundan dokunurlar.

    Filmden açılmışken, Ki-Duk Kim\’in \"Spring, Summer, Autumn, Winter… and Spring\" filmini izlemeyenlere özellikle öneriyorum. Özledikçe tekrar tekrar izlediğimiz bir fim. Pek çok özelliği açısından wabi-sabi\’ye daha yakın. Filmi önce bir bütün olarak algılayıp, sonra da yüzlerce soru sorup yanıt arayabileceğiniz bir yapıt. Sanırım tek bir sahnesi bile fazla değil.

  15. Gürcan

    Trevanian’ın, sibumi isimli kitabindan; “siradan, olagan gorunumlerin altinda yatan gizli ustunlukleri anlatir.. soyle dusun o kadar dogru bir sey ki cesaretle soylenmesine gerek yok, o kadar dokunakli bir olay ki guzel olmasina gerek yok, o kadar gercek ki sahici olmasina gerek yok, sibumi demek, bilgiden cok anlayis demek. ifade dolu bir sessizlik demek. kendini kanitlama geregi duymayan bir alcak gonulluluk demek”.
    Go oyununda, mimaride, tasarımda kisacasi hayatin bir cok yerinde karsimiza, iddia etmeden anlayisıyla (idrakıyla) zaten ustun olandır. ego dan artik tamamen kurtulunmuş bir haldir

    Bir aikido ustası kılıcıyla en zor kata’yı yıllarca çalısır ve artık sonunda öyle kolay, sade ve tevazuyla yapar hale gelirki buna sibumi denir.
    Bir sürü kültürde baska isimler alsada, aynı yoldan gecenler aynı şeyleri görüp aynı yere ulaşır…

    Apple I-pod bir araçtir ve onunla ne dinlediğimiz önemlidir,ne dinlediğimizin sizi nasıl kodladığı dahada önemlidir…İyi tasarlanmış bir nesnedir ama 9.senfoniyi dinlerken biraz daha başka birşeydir sadece.

  16. A. Murat Eren

    Shibumi okunası bir kitap gibi duyuluyor.

    Gürcan, yaptığın çalışmaları, özellikle sketch’leri çok başarılı buldum :) Ellerine sağlık.

  17. Pınar

    Şibumi’yi herkese tavsiye ederim. Eskiye olan bağlılığımı, yalnızlık ve sadelik içindeki coşkumu ve bunun gibi içimde kaynayan, bastıramadığım birçok duygu ve isteğimi tam olarak tanımlayan wabi sabi felsefesi ile tanışmama sebep olan kitaptır.

  18. Engin I

    Japon görsel sanatlarını pek sevmeme karsın, Wabi-Sabi hakkında bilgim yoktu. İlginç yazınızı derin bir ilgi/katılımla okudum.
    Özümsemek için yeniden ve yeniden okuyacağım. Bende de birçok taş yerine oturdu… Size çok teşekkür ederim. Her zaman
    yalınlıktan yanayım… Sitenize D700 için girmiştim ama çok başka yerlere gittim, tanıştığıma da çok memnun oldum.
    Saygı ve sevgilerimle,
    Engin

  19. hakan

    Baştan sona, tüm yorumlarla beraber okudum yazınızı… Aşağı yukarı her kültürde varolan bir felsefe ya da anlayış biçimini ifade eder wabi-sabi… İçine etiket, tanımlama kategorileri ve öncesi-sonrası girdikçe gitgide aslolandan uzaklaşılan, bazen başka mecralara kaymamıza sebep olan insanlık tarihi boyunca bu farkındalıklar hep rağbet görmüştür… Ancak doğal seleksiyon ve adaptasyon sürecine maruz kaldığımızdan, yani pek öyle kolayca ayrıksı kalamadığımızdan, genellikle teoriye esir olmuşlardır… Başarabilene, sürdürebilene aşk olsun… Mükemmellik arzusu o kadar sarmış ki dört bir yanı, aslında bunu başarabilmekten ziyade üzerinde yol almak bile bişeydir… :)

  20. WhiteShadow

    hayat bir nehir bizler ise o nehire bırakılmış birer kütüğüz o nehir bizi bi oraya vuruyor bi buraya

  21. Ebru

    Çok geç fark etmişim bu yazıyı ve bu blogu ama yorum yapmaktan alamadım kendimi. Yorumlar da yazı kadar güzel ve dolu olmuş. İlgiyle okudum. Hepsine ayrı ayrı katılmamak elde değil.

    Bence küçük bir yüzde de olsa bir kısım insanın fark ettiği ve hayatı içinde erittiği değerler Wabi -Sabi felsefesinde birleştirilmiş. Wabi -Sabi mutlak değil, izafidir diyor. Bence bu kısım en önemlisi. Modernizmde mükemmel dediğimiz şey, belli bir kemsin oran orantı kurallarına ya da tercihlerine göre tespit edilip tüm insanlığa empoze edilmeye çalışılıyor. Bu da her şeyi tek tip olmaya yöneltiyor. Oysa sezgilerimizin bize söyledikleri böyle değil.

    Örneğin bizim hiç sevmeyeceğimiz bir şeyi ya da kabul etmeyeceğimiz bir düşünceyi anlatan bir kitap okuduk. Yazar kitabında öyle basit bir anlatımla, kitabın içindeki fikirleri birbiriyle öyle uyumlu bir halde, kendisiyle çelişmeden yazmıştır ki o yazarın yazma yetisine hayran oluruz. Böyle bir filmi ya da kitabı bir başkasına anlatmaya kalktığımızda bazen tam olarak nesine hayran kaldığımızı bile anlatamayız çünkü içerikte bizi anlatan hiçbir değer yoktur. Bence bunlar da Wabi -Sabi’nin konusu içine girer ya da en azından Wabi –Sabi bana bunları hatırlattı. Nesneler ya da insanlar için önemli olan kendi oluşları içindeki uyumları ve mükemmellikleridir, karşılaştırılmalı varlıkları değil. Fotoğraf sanatıyla profesyonel bir bağım bulunmasa da bence wabi-sabi tam da fotoğraf sanatının olması gereken içeriğine parmak basıyor. Bu yüzden çok yerinde ve güzel bağdaştırmışsınız.

    Sevgiler.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün