Bir Sansür Hikayesinin Düşündürdükleri

11/03/2009, 03:36

6-7 Eylül Olayları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan, silinmeyecek kara lekelerden birisi. Bu tarih 1955 yılında “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” şeklindeki yalan haberle başlayan, İstanbul’da yaşayan azınlıklara karşı patlak veren şiddet olayların yaşandığı tarih: gayet organize şekilde gerçekleşen ve 9 saat süren bu olaydan geriye saldırıya uğramış 5317 mekân, yakılıp yıkılmış kiliseler, manastırlar ve okullar, hayata gözlerini yummuş 13 Rum ve bir Ermeni vatandaş kalır.

Bilmiyorsanız gidip Türkçe Vikipedi’den öğrenebilirsiniz. Fakat İngilizce biliyorsanız muhakkak İngilizce Vikipedi’den okumanızı tavsiye ederim.

Peki içinde bulunduğumuz Mart ayı itibarı ile bir sonraki ve bir önceki Eylül aylarından 6′şar ay uzakta iken bu mevzunun bu günlükte ne işi var?

Beni bu konuda yazmaya iten -birisi tüzel olmak üzere- üç kişi var, önce onları tanıtayım, sonra onların yollarının nasıl kesiştiğinden bahsedeyim:

Bu üç kişiyi bir araya getiren, benim de rastlantı eseri şahit olduğum ve son derece can sıkıcı bulduğum olay, Koray Löker’in yazdığı iki ayrı eleştirinin dergi moderasyonu tarafından yayınlanmaması ya da son günlerde daha bir popüler olan deyişle sansürlenmesi.

Koray’ın fikirlerini savunmayacağım, zaten şu noktada çok daha genel ve rahatsız edici bir şeyi tartışıyor olduğum için çok önemli de değiller, fakat merak ediyorsanız gidip okuyabilirsiniz.

Bir takım olası yanlış anlamaları engellemek için söylemek istediğim bir kaç şey var: Fotoritim Dergisi’ne katiyen düşman filan değilim. Bu ayki sayı da dahil olmak üzere toplam 4 yazı ile, keyifle katkıda bulundum, zamanı gelince daha yoğun katkıda bulunmayı, sorumluluk almayı istediğim bir oluşum olarak destekliyor, seviyorum.

Kendilerine bu yazıda her ne kadar tüzel bir kişilik olarak yer veriyor olsam da, aslında “yazılan yorumu yayınlamama” kararının arkasında bir, bilemedin iki kişi olduğunu umuyorum ve bunun derginin tümünden ziyade bu kişilerin tutumlarını hedef alan bir eleştiri olduğunu bilmenizi istiyorum (hoş bu derginin tüm kadrosunun benimsediği bir yaklaşım ise bu paragrafı hiç yazmadım sayın; eğer yolları buraya düşerse dergi kadrosunda yer alan birilerinden bu konuda bir açıklama çok yerinde olurdu).

Fotoritim Dergisi’nin Koray’ın yorumunu yayınlamama gerekçesi ise şu (bu Koray’ın “neden yayınlanmadı yorumum” sorusu üzerine verilen yanıt, nezaket gösterip o sormadan haber verdiklerini düşünmenizi istemiyorum bu noktada):

Aşağıda yer alan yorumunuz; “suçlama içermesi”, “polemik yaratıcı olması” ve “hukuksal neticeler doğurması” sebepleri ile yayınlanmamıştır.

(…)

Bu kadar izafi kavramları bu kadar cahilce kullanmak için sıkı bir tahsil gerekiyor olmalı.

Mevzu Koray’ın haklı olması, haksız olması, yazılan yorumun polemik yaratıcı olması ya da olmaması filan değil. Gerçekten değil.

Mevzu nedir, biliyor musunuz? Mevzu, birileri birilerinin sesini kesmeye çalıştığında o sesi kesilmeye çalışılanların sesi olan, birileri bir şeyleri ört bas etmeye çalıştığında ört bas edilenin görüntüsü olan, ve bununla övünen, ve kendisini değerli kılan sebeplerden birisi de bu engel tanımazlığı olan “fotoğraf” çerçevesinde bir araya gelmiş insanların içerisinde bile bu denli sığ, sansürde beis görmeyen zihniyetlerin barınabildiğine şahit olmak.

Yapılan yorum suçlama mı içeriyor? Bir savunması varsa zaten yapılır. İnsanlar okur, kendi kararını verir. Suçlamaları bertaraf etmek ne zamandan beri moderatörlere kaldı? (Gültekin Çizgen’in beni suçladığı, polemikten fazlasına gebe olmayan ve ahmaklık sınırlarında dolaşan yazısını yayınladınız, neden kimse ona “suçlama içeriyor” demedi? (hayır iyi ki demedi ve iyi ki yayınlandı, o ayrı bir konu, zaten yayınlanmaması çok ayıp olurdu, asıl merak ettiğim aynı dirayetin bir okur yorumunda gösterilmesine mani olanın ne olduğu)).

Yapılan yorum polemik mi yaratıyor? Polemik ne zamandan beri tehlikeli bir şey? Marcel Duchamp’ın polemiğin en kralına sebep olan Pisuvar’ına müzelerde yer verenlerin daha mı az aklı vardı? Düşünce dediğiniz şey polemiklerin geriye bıraktığı tortulardan beslenen bir hayvandır. İyi beslenmezse sağlığını kaybeder.

Yapılan yorum -artık ne denmek istenmişse- “hukuksal neticeler mi doğuruyor“? Ne zamandan beri düşünceleri ifade etmenin hukuki neticelerinden ürkenler sanat ile fotoğraf ile ilgili mecralarda boy göstermeye cüret eder oldu?

..

Gerçek: 6-7 Eylül olayları Türkiye’nin tarihindeki bir lekedir, mimarlarından birisi ise Gökşin Sipahioğlu’dur.

Gerçek: Bir okur yorumunu sansürlemesi Fotoritim Dergisi’nin tarihindeki bir lekedir, mimarlarından birisi yorumu onaylamayan, sorulduğunda da verdiği güdük yanıt ile kim olduğunu bilmediğimiz moderatörüdür.

..

Umarım Türkiye başka 6-7 Eylül’ler görmez, içerisinde kıymet verdiğim bir çok ismin emeğinin olduğu Fotoritim Dergisi ise kendi pozisyonunu bir daha gözden geçirmeyi düşünür ve kendine yakışanı yapar.

Blog Widget by LinkWithin

“Bir Sansür Hikayesinin Düşündürdükleri” için 48 yorum yapılmış.

  1. Erol T.

    Gidip yorum sahibinin geri cevrilen yorumunu okuyunca yapilan dahada garip ve rahatsiz edici geldi. Bu tur konularda herkesin daha duyarli olmasi gerektigine inaniyorum.

    Bu tur seylerin Avrupa ya da Amerika’da oldugunu hic zannetmiyorum. Voltaire’nin su sozunu bilirsiniz:

    I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it” (sozlerine katilmiyorum fakat onu dile getirme hakkini hayatimla pahasina savunacagim).

    Dusuncelerin dile getirilme hakkina deger vermek ne kadar serefli bir sey…

    Erol.

  2. Koray Löker

    Sevgili meren, seninle tamamıyla aynı nedenlerden dolayı bu işi bu kadar uzatıp, ısrarla yorumumu yayınlamaya çalışıp, yayınlayamayınca bunu protesto eden bir yazı yazmak zorunda kaldım.

    Gökşin Sipahioğlu\’nun kim olduğunu bir çok insan biliyor, bilmeyenlere duyurmanın yolu diye de bir fotoğrafçılık dergisine saplanmanın işe yarayacağına inanmam zor. Buradaki asıl mesele, neden dergicilik denilen şeyden böyle bir yayın politikası anlaşılır sorusunun yanıtsızlığı… Hayır bir yanıtı olsa, beğenmesem de saygı duyacağım. İsimsiz yanıtlar, (yayın kurulu on küsur insan, bu kolektif bir karar mıdır, tek bir insanın inisiyatifi midir, o insan kimdir belli değil) kestirme ifadeler benim o yayına verdiğim emek ve saygının karşılığı olmuyor.

    Çizgen üzerinden sorduğun sorunun yanıtını da ben vereyim (gerçi zaten retorik bir soru olarak algılıyorum ama) ben \"ünlü bir fotoğrafçı\" olmadığım için ihmal edilebilir, kaybedilebilir bir okurdan ibaretim… Bağımsız bir yayın çıkarmak insanı Hürriyet\’ten farklı düşünmeye tek başına yetmiyor işte, buradan başka ne sonuç çıkaralım ki?

    Sana da, bu yayın politikasıyla yazı yazmaya devam edeceksen bol sabır diliyorum sevgili kardeşim… Ben okumaya bile tenezzül etmeme konusunda samimiyim, döne döne eski sayılarını okuyacağım nice dergi var… (Kimilerinin artık çıkmıyor olması ne kötü :( )

  3. A. Murat Eren

    Sana da, bu yayın politikasıyla yazı yazmaya devam edeceksen bol sabır diliyorum sevgili kardeşim… Ben okumaya bile tenezzül etmeme konusunda samimiyim, döne döne eski sayılarını okuyacağım nice dergi var…

    Ben bu tip durumlarda “ne haliniz varsa görün” deyip uzaklaşmak yerine iyimser bir inatçılık takınmanın bazen gerçekten bir şeyleri değiştirdiğine şahit olduğumdan dolayı enerjim oldukça ve içimden geliyorsa “ne haliniz varsa görün” diyerek uzaklaşmamaya çalışıyorum. Bir kaç insan bir araya gelmiş ve faydalı bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Belki biraz eleştiri, bir kaç çatlak ses yorumlar konusundaki duruşlarını yeniden gözden geçirmeye itebilir onları.

    Senin yaşadığın deneyimin bir telafisi olmayabilir. Fakat dergi içerisinden birisi çıkıp “bundan sonra böyle olmasın” der belki. Yoksa, okumamak ya da yok saymak zor bir şey değil.

    Tabi halâ bu kolektif bir karar mı bir iki kişinin insiyatifi mi belli değil. Bunu da gerçekten merak ediyorum açıkçası (o kadar insan bir araya gelip bu tip bir karar alabiliyorsa bu fotoğrafı filan aşar, sosyolojiye girer artık :p).

  4. Atilla Aktuna

    Meren,

    Hem senin yazdıklarını, hem Koray Löker’in yazdıklarını, hem de Fotoritim dergisindeki söyleşiyi okudum.

    Fotoritim dergisindeki röportajda, Gökşin Sipahioğlu’nun bir şeyleri savunduğu kanısına vardım. Şimdi siz gazete manşetine “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı” diye manşet atacaksınız, sonra da “Bombalandı demedim, hasara uğradı..” diyeceksiniz. Olmuyor. Sipahioğlu’nun yazdığına inanmam için tek aklıma gelen Fatih’in gülleleri gibi bir güllenin (burada dahi bomba diyemiyorum) bir mancınık yoluyla Atatürk’ün evine çarpmış ve hasar vermiş olması ihtimali. Ha ha…

    Koray’ın verdiği kararı destekliyorum. Türkiye’deki en büyük sorunlardan birinin de “fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” mantığında yattığını düşünüyorum. Yıllardır çeşitli dağlara karşı farelik yapıyorum ve bundan da şimdiye kadar hiç sıkıntı çekmedim. Ne kadar önemlidir Fotoritim için Koray’ın okumaması, bunu bilemem. Ama senin için ve yazdıklarından tanıdığım kadarıyla -Koray’ı- benim için önemli…

    Haa, dediğin gibi biri çıkar, “biz yanlış yaptık, yorumlarınızı yayınlamak istiyoruz” der, o zaman bu durum tekrar düşünülür. Ama Fotoritim tarafından alınan bu sansür kararı sosyolojiden çok, Gökşin Sipahioğlu’nun (Sipa Press) ajansıyla varsa çeşitli bağlantıların bozulmaması, yoksa da bu ajansla bağlantılar kurulması için gerekli gibi gözükmekte. Fotoritim’in Koray’a vermiş olduğu polemik yanıtına ise ağzımla gülüyorum.

    Selamlar,

  5. baratrion

    O ev de Atatürk\’ün dogdugu ev degil diyor tarihçiler: http://➡.ws/

  6. A. Murat Eren

    Baratrion’un koyduğu bağlantının başına bir haller gelmis kopyala yapıştır esnasında :)

    Diğer taraftan Faika Berat Pehlivan’a e-posta attım konu ile ilgili görüşlerini öğrenmek için. Halâ bir yanıt alamadım. Olay artık benim için trajik bir hal almaya başladı, bir şey söyleneceği zaman kendisine robot süsü vermiş anonimleri konuşturmak, hususi soru sorulduğu zaman duymazdan gelmek filan.. Halâ belki e-postalarını almamışlardır filan diyorum ama hiç istemediğim bir noktada bitecek bu hikaye gibime gelmeye başladı. Kimse çıkıp “bu olan bitenden haberimiz yoktu, yorumları yayınlamayı istiyoruz” demeyecek, ben de tatsız sıfatlara layık göreceğim kendilerini.

  7. A. Murat Eren

    İletişim sayfasından ve Faika Berat Pehlivan’dan bir şey çıkmayacağını anladığımdan derginin “Hakkımızda” sayfasında adı geçen aşağıdaki isimlere bu konudaki görüşlerini soran bir e-posta attım:

    - Ali Emre Çetiner
    - Ali İhsan Ökten
    - Aydan Çınar
    - Baybars Sağlamtimur
    - Birgül Erken
    - Ergün Karadağ
    - Funda Gönendik
    - Hülya Yeltepe
    - İnci İşler
    - Pınar Dağ

    En azından bunun derginin genel tutumu olup olmadığını öğreneceğimizi tahmin ediyorum.

  8. Ulaş Devrim Karasungur

    Fotoritim ve sansür. Evet, benimde şu ana dek iki defa maruz kaldığım ve bu derginin oluşmasına katkı sağlayanlarına hiç mi hiç yakıştıramadığım bir davranış.

    İlk olayda, yazmış olduğum bir yorumu benim sansürlememi istedi, benimle Fotoritim adına irtibat kuran kişi. Ben cevap vermedim. Yorumum değişmedi, orijinal şekliyle duruyor.

    İkincisinde ise, Şubat sayısında çok tuhaf bir ” söyleşi söz konusuydu.

    http://www.fotoritim.com/yazi/internette-chat–gultekin-cizgen-orhan-cem-cetin-tahir-un

    Yazdığım yorum yayınlanmadı. Sansürlendi.

    http://udk-objektif.blogspot.com/2009/02/laf-olsun-torba-dolsun-veya-hurafeler.html

    Kısa bir süre sonra da bu tuhaf söyleşi, sessiz- sedasız silindi.

    http://udk-objektif.blogspot.com/2009/02/laf-olsun-torba-dolsun-veya-hurafeler.html

    Türk Fotoğrafının Hacı-Hocaları hurafelerini fütursuzca ortaya saçabiliyor. Kimseden gık yok.

    Ses çıkaranlarda bazen bu şekilde sansürleniyor.

    Türkiye’ de halen ” ye kürküm, ye” mantığı çalışıyor anlaşılan.

  9. baratrion

    Link calisiyor olmali, tinyurl’den daha tiny sadece ;)

  10. A. Murat Eren

    Hakikaten çalışıyormuş :) (bu arada adres içerisindeki 8 ve 16 bitlik karakteri görüp de çalışmıyor deyişim bu kadar zekice bir çözümü neden benim değil onların bulduğu sorusuna da müthiş bir yanıt teşkil ediyor sanırım :p).

  11. A. Murat Eren

    Bu arada bir diğer ayrıntı da şu, gidip kurucusu Levent Yıldız olan “Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi” isimli Facebook grubuna bir mesaj atmıştım bu eleştiri ile ilgili, o da silinmiş. Silinmesini beklediğim bir mesaj daha yazdım grup sayfasına, kendisine mesaj içerisinde söz verdiğim için buraya da ekleyeyim:

    Levent Yıldız, buraya gönderdiğim ve Fotoritim’i ilgilendiren bir mesajı silmekte hiç bir sakınca görmeyişin ve rahatlığın taktire şayan.

    Gelip günlüğümdeki mesajlarımı da silmek ister misin?

    Fotoritim’deki profiline “Fototrek fotoğraf atölyelerinde, Nevzat Çakır, Altan Bal, İbrahim Zaman, İsa Çelik, Mehmet Özşimşek gibi ustalardan eğitimler aldı” yazmışsın, fakat görünen o ki bu isimler insana nasıl efendi olunur dersi vermiyorlar.

    Bu mesajı buradan sildikten sonra gelip şuradan da silebilirsin:

    http://www.meren.org/blog/2009/03/bir-sansur-hikayesinin-dusundurdukleri/

    Çok çalışırsan bir mevzuyu sile sile ört bas eden ilk kişi olarak bile anılabilirsin. Kolay gelsin.

    Bu kadar saygısızca insanları yok sayabilmeleri çok komik. Mesaj atıyorsun, siliyorlar. Güleyim mi ağlayayım mı bilemiyorum.

    Birileri bu Levent Yıldız gibi tiplere mesajları silmekle sorunların çözülmeyeceğini, kendilerinin başka insanların mesajlarını bu kadar rahat bir şekilde silip o insanları ve düşüncelerini yok sayacak kadar matah olmadıklarını hatırlatmalı.

    Bir kaç saat sonra ekleme: Facebook’taki gruba gönderdiğim yukarıdaki mesaj silinmiş, facebook grubundan da atılmışım. Bütün bu saçmalıklar tek başına Levent Yıldız’ın başının altından çıkıyor olabilir mi acaba diye düşünmeye başladım..

  12. Sina

    Yazılanları ve röportaları okudum. Yahu birazdaha kısa yazın çok zor oluyor okuması diye başlamak istiyorum :)

    Sipahioğlu’nun kişiliği yada düşüncelerini bilmiyorum. 6-7 Eylül olaylarında bir “baştan çıkarıcı” kimliği olduğunu duymuştum. Neyse bundan ötesi beni fotoğrafları ilgilendirir ve röportajındaki fotoğraflar hakikaten çok iyi.

    Amma velakin, bir kullanıcının röportaj hakkında ve röportajın sahibi hakkında edep sınırları tekrarçizilmiş (daha önce sinkaflı birşeyler yazdığını dile getirmiş zira) bir yorum yazması ve bunların yayınlanmaması utanç verici.

    Benim önerim şudur, ya yorum kısımını tamamiyle kapatırlar sadece röportajlar yayınlanır yada sansürsüz olarak (burada kişiye hakaret vs.. gibi bel altı drumlara ben karşıyım) edep sınırları içersinde her türlü yoruma izin vermeleri gerekir.

    Yapılanlar ilkokul 3e giden bir çocuğun “görmüyorum yüzyüze ne de olsa, silerim yazmam konuşmam olur biter” psikolojisine bağlamış olmaları da düşündürücü haliyle…

    Yakinen bildiğim ve tanıdığım insanlarla dolu, hatta bir dönem içinde olacakken yazışmalardan yorulup, bana müsade dediğim ama severek izlediğim Türkiyede yayınlanan en başarılı fotoğraf yayınlarından birinin bu tip konularda daha duarlaı ve şeffaf olması gerektiğine inanıyorum.

  13. Gökhan Bedir

    burada iki soru var, yayınlanan yazılardan ve fotoğraflardan dergi her ne kadar yazıların ve fotoğrafların hukuki sorumluluğu eser sahibine aittir dese de onu sorumluluktan kurtarır mı? önce bir hukukçu olarak kurtarmadığını belirteyim fakat daha da önemlisi etik olarak sorumluluktan kurtarmaz… yani önünüze geleni yayınlayabilirsiniz ama bunun karşılığında alacağınız tepkileri de göğüslemeyi kabullenmeniz gerekir…

    ikinci ve en önemli sorun eğer yorum paneli ekliyorsanız(bu sayfada olduğu gibi) gelen her şeyi aşağılama ve hakaret içermediği sürece yayınlamaya mecbursunuzdur, sayfa sonu yorum panelinin amacı sadece destekleyici yorumları yayınlamak mıdır? aynı derginin başkalarına yazılan(daha doğrusu “usta” olarak nitelendirilmeyen bana göre köşe başını tutmuş ve bırakmayan insanlardır çoğunluğu-yarışma jürisi hocası da denebilir) , “usta” olmayan insanlara yazılan olumsuz eleştiriler rahatça yayınlanıyordu… durum şunu gösteriyor o zaman “herkes eşittir, bazıları daha eşit”…

    bir yerlere gelebilmek için ya da bir dergiyi insanlara daha çekici hale getirmek için “büyükler” kırdırılmamaya, gücendirilmemeye çalışılıyor göründüğü kadarıyla, ne yazık ki güzel ülkemde torpil-taraf tutma her yerde olduğu gibi bu alanda da hüküm sürüyor, ne kadar dirsek temasında olursanız fotoğraf camiyasına o kadar nüfuz edersiniz, ilk bakışta bunun kötü bir yanı yok fakat birbirini tutmak kayıtsız şartsız olunca olaya gariplikler karışıyor ve durum bu hale geliyor, fotokritik ve benzeri yerli yabancı sitedeki benim fotoğrafıma yorum yaparsan karşılığını alırsın durumunun biraz daha boyut değiştirmiş hali, şaşırmamak lazım, üzülmek gerek, kim üzülmeli kimin üzülmesi durumu değiştirir… popüler olduğunuz sürece kalabalığı arkanıza aldığınız sürece haklısınızdır, haklılığı sağlayan ne yazık ki nicelik artık nitelik değil…

  14. Koray Löker

    Bu arada “sinkaf olayı” daha net olsun, kafalar karışmasın isterim, sonraki yorumumda tonu aynen taşıyan bir mesaj yazmış, harfi harfine olmasa da, şundan farksız bir cümle yazmıştım: “ben vaktiyle kanı deli akan bir genç iken dinlediğim şarkıları bile bir cinnetin etkisiyle dinleyemez oldum, yeri geldiğinde böylesi adamlara ’s.ktir oradan’ demekte sakınca görmemek gerektiğini öğrendim”…

    “Edebi bir kaygıyla da olsa sinkaf” dediğim buydu yani; kimseye doğrudan hakaret etmeyen, Recep İvedikvari bir ağızla falan yazılmamış bir ifadeyi kendi başıma sorun gördüm. Sırf oradaki s.ktir lafı yüzünden bütün yazdıklarım güme gitmesin istedim ve “edit edebilir miyim?” diye mesaj yazıp yanıt alamadım, süreç böyle başladı.

    Fevri bir karaktere sahibim, olmadık saçmalık yapmışlığım çoktur, hayatımda verdiğim en olgun tepkilerden biri, bu kadar çocukça bir cehaletle karşılandığı için şaşkınlığım büyük…

  15. Erdal Kınacı

    Fotoritm ekibinin nerdeyse tamamını yakından tanıyorum.
    Mutlaka bir iletişim sorunu veya başka bir şey olmalı…

    Faika’yı uyaracağım :)

    Dergide yayınlanan bir yazımdan sonra gelen bir yorumda, yayından kaldırılmıştı fakat onda direk hakaret vardı.
    Faika olayı gayet güzel idare edip tarafları bilgilendirerek olayı çözmüştü.

    Fotoritm gönüllülük esası ile çalışıyor, kimse o yayından (maddi) fayda sağlamıyor.
    Hal böyle olunca zaman zaman muhattap bulmak güçleşebiliyor.

    Faika’nın eğitilebilir çocuklarla ilgili süregiden bir çalışması var, geçenlerde bu konu ile ilgili olarak İzmir’deydi, belki henüz dönmemiştir veya ilgilenecek vakti olmamıştır.

    Neyse,
    Hukuk işlerinin içine zorunlu olarak girdim de avukatlığa fazla heves etmeyeyim,
    Bugün ilginç bir olay yaşadım onu anlatayım;

    http://www.fotokritik.com/1575571 , linkteki fotoğrafla ilgili olarak savcılığa çağrılıp ifadem alındı.

    Türklüğe ve hükümete hakaret içeriyormuş.

    İfadem de asla ve kata öyle bir şey yapmayacağımı sesim ve dahi dizlerim titreyerek söyledim.
    Kovuşturmaya gerek olmadığı kararı çıktı.

    Hani diyorum,
    Ay üssü Alfa’da yaşamıyoruz, vardır mutlak bir sebebi :))

    (Okuyabilecek yetkiliye not; Sevgili Vatanımın bir karış toprağını değişmem Ay Üssü Alfa’nın tamamına)

  16. A. Murat Eren

    Erdal Hocam,

    Dergide yayınlanan bir yazımdan sonra gelen bir yorumda, yayından kaldırılmıştı fakat onda direk hakaret vardı.
    Faika olayı gayet güzel idare edip tarafları bilgilendirerek olayı çözmüştü.

    Zaten ben de Faika Berat Pehlivan’dan farklı bir tutum beklemezdim, günlerdir e-postalarını okumadığını filan ümit ediyorum. Kendisinin nasıl konular üzerinde emek harcadığını, nasıl bir aktivizm ruhu ile çalıştığını bildiğimden bu konu ile ilgili tutumu dolayısıyla çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamanın arefesindeyim filan :) Hevesle, birilerinin çıkıp “aa bizim böyle bir hadiseden haberimiz yok, keyfi yorum moderasyonu ve sansür bize uymaz” demesini ve bu kadar saygısız bir yaklaşımın tekrar edilmeyeceğini söylemesini bekliyorum. Bak bir tek Koray değil Ulaş Devrim Karasungur da benzer bir muameleye maruz kalmış. Daha haberimiz olmayan kaç kişi var acaba.

    Bugün ilginç bir olay yaşadım onu anlatayım;

    http://www.fotokritik.com/1575571 , linkteki fotoğrafla ilgili olarak savcılığa çağrılıp ifadem alındı.

    Öğretmen sana takmış Erdal Kınacı’cığım. Bu fotoğrafa sebebi ile savcılığa çağrılmış olman tedirgin edici, fakat tatlıya bağlanmasına sevindim. Dikkatli savcılarımıza gösterdikleri ihtimamdan ötürü teşekkür ediyorum (swh).

    Bu arada fotoğraf bir çok açıdan harika bir fotoğraf. Onu da ifade etmeden geçmek istemedim şimdi :)

    Sevgi, selam.

  17. Koray Löker

    @Erdal Kınacı, çok geçmiş olsun yahu. :-(

    Fotoritim olayında koca yayın kurulundan bir tek kişi mi yanıt yazıyor, bir sürü insan mı anlasak mesela işimiz kolaylaşırdı. Dergi künyesine bakınca Berat hanımın işin teknik işleyişine dahil olmayabileceğini düşünmüştüm ben. Yani benim yazdığım ve yayınlanmmaış yorumlar onay için onun önüne gitmiyor tahminen. Mesele bu kararları veren kişinin yayın kurulunun eğilimini ne kadar temsil ettiği… Eğer tüm dergi, yorumlar konusunda böyle davranan insanlardan oluşuyorsa (benim gibi, Ulaş Devrim Karasungur gibi çok insan varsa mesela) burada bir sorun var demektir.

    Facebook evrenine taşındığında başka bir sorun peydah oldu. Levent Yıldız (Fotoritim grubunun kurucusu) meren’in bu olayla ilgili bilgisi olanların tartışmaya katılmalarını istediği mesajını sildi. Bu davranış gerçekten akla sığar gibi değil. Fotoritim üzerine haberleşme panosuna “şöyle bir konu tartışılıyor, bilgisi olan bir şeyler yazabilir mi?” yazıldığında tahammül gösterememek nasıl bir zihin dünyasının sergileyebileceği bir tavırdır, anlamak mümkün değil.

    Görsel kültür üzerine portfolyo yayınlamak ve fotoğraf dükkanları ve ekipmanlarının reklamlarını derlemek dışında bir şeyler düşünen dergilere ihtiyacımız var. O dergilerin kaliteli olmalarına ihtiyacımız var, bunun için de tartışmaya açık, şeffaf süreçleri olan, cesur konulan işleyen dergiler yaratmalıyız. Eğer çıkaracak enerjimiz yoksa, var olanlara eleştiriler getirerek, öneriler sunarak bunu yapmalıyız diye düşünüyorum.

  18. guzin

    selamlar,

    bloğunuzu keyifle okurum ve provakatif tavrınızıda genelde yerinde bulurum. Şu andaki çabanızının yerinde olmasına karşın, tavrınız konusunda bu sefr sizin kadar emin değilim. Fotoritim sizinde dediğiniz gibi gerçekten emek harcamaya değer sayılı dergiden biri. Ve orayı vareden gönüllü yürüyen ekibe daha destekçi olmak gerektiğini düşünüyorum. Karşılıklı bir dayanışma ile ve de birazda zaman tanıyarak çözmek gerek. Eğer nöbetleşe yapıyorlarsa bile, yorumların yayınlanma işini; silip yayınlamayanın kişisel tavrı ise bile, bu konuyu gerekli kişilere yazmışsınız zaten, onların iç sorunudur artık bu bence bir süreliğine- o sürede en azında birlikte olmalarını gerektiren bir süreçtir belkide…ve haftasonu dolayısı ile tek kişide ilgileniyor olabilir…Tek taraflı bakmadığınızı biliyorum ve genellikle bloğunuzu okuma nedenim budur. Bu sefer yanıltılmış olabileceğinizi düşünüyorum nedense. Yani bu aceleciliği bilemedim.

    Faika nın 4-5 gündür Ankara da Zihin ergo sum için bir sergi, sunum ve söyleşi ile ilgili harıl harıl koşturduğunu biliyorum. Yazıları okuyunca üzüldüm açıkçası. Emin olmadan böylesi afişe edilmek hiç kimse için hoş değildir sanırım. Ve zihinlerde oluşturulanları geriye döndürüp düzeltmekte kolay değil. Kişiye, kişilere ve hatta dergiye kolayca zarar da verilebilir. Faika nın tüm bunları okuyunca çok üzüleceğinden eminim. Tüm arkadaşları tanımam fotoritim de ama tanıdıklarım adına böyle bir şey yapmayacaklarına eminim…

    Ben bu dergiyi seviyorum ve bu üzerinde durduğunuz konuda da titizlikle çalıştıklarını biliyorum (tanıdıklarım adına konuşayım)…Bence sebebi öğrenmeden bu kadar dallanıp budaklandırmamak, bu kadar emin olmamak gerek sanki (az önce de DA dan duyurunuzu gördüm)…Bu konuda emin olmadan afişe etmek yerine, sürecide gözönünde bulundurarak daha yapıcı bir şekli de bulabileceğinize, bulabileceğimize yürekten inanıyorum…

    uzun ettim kusura bakmayın…

  19. ulaş devrim karasungur

    @guzin:

    ” Bu sefer yanıltılmış olabileceğinizi düşünüyorum nedense ”

    Yanıltılan biri ( A. Murat Eren ) olduğuna göre, yanıltan veya yanıltanlar da olmalı.

    Bu/bunlar, sanırım Koray Löker ve ben olmalıyım, mantıklı düşünecek olursak.

    Kimbilir, belki de A. Murat Eren kendi kendini de yanıltmış olabilir.

    Facebook sayfasındaki mesajları da kendi silmiştir.

    Kimbilir…

    :)

    Fotoritim gurubunun bünyesinde çok değerli insanlar olduğunu hepimiz defalarca yazdık, ifade ettik. Ama ortada bir yanlış varsa, bu yanlışa tepki veren insanların fikirleri, yorumları sessiz-sedasız yok ediliyorsa, durum çok vahimdir.

    Doğruları söylemenin yeri ve zamanı yoktur.

  20. serkant hekimci

    Bence bu genelin özele yansımalarından biri daha,gittikçe sansürcü,sadece kendileri gibi düşünenleri etraflarında görmek isteyen,çatlak sesleri mümkün oldukça susturan/konuşamayacak hale getiren bir dönemin ürünleri bunlar…Üzücü olan ise bunu fotoğraf gibi estetik öngörüleri gelişmiş insanların özellikle dahil olacaklarını düşündüğüm mecralarda da olması…

    Gittikçe günlük hayatın içinde daha çok yeralan internet ve buna bağlı gelişen forum ve sitelerden sorumlu,bu işten para kazanmadıkları için ekstra bir gönül vermeyle yapan ve ismine moderatör denilen kişilerin ise iyi seçilmiş,konularına hakim ve hernekadar bu işten para kazanmasalarda yüklendikleri sorumluluklarının bilincinde,mümkün oldukça sansüre gerek kalmadan ve yine aldıkları sorumluluk çerçevesinde oluşabilecek kargaşa durumlarında internet gibi bilginin inanılmaz boyutlarda hızlıca yayıldığı bir alanda çabuk hareket edip bilgilendirici müdahalelerde bulunan şahıslar olmaları gerektiğini düşünüyorum..

    6-7 eylül olayları toplum hafızasında derin çukurlara atılmak istenildikçe yeniden böyle olayların yaşanma ihtimalleri yükselecektir,özellikle her alanda ”öteki” nin altının özellikle daha da kalın çizgilerle çizildiği şu talihsiz dönemde…

    Buarada geçmiş olsun erdal ağbi,artık mahkemeler,savcılar sana ırak olsun…

  21. guzin

    doğruları söylemenin yeri ve zamanı yoktur tabii ki, ama birden fazla biçimi vardır…

  22. A. Murat Eren

    Sevgili Güzin,

    “Bu kadar acele edilmeseydi, onların bu işi kendi içlerinde halletmelerine süre tanınsaydı” diyorsun.

    Bu olay neredeyse bir haftalık bir olay, yazının yazıldığı tarihten bir gün önce yaşanmış bir şey değil. Özellikle bekledim bir gelişme olacak mı diye, bir gelişme olmayınca yazdım. Geçtiğimiz hatırı sayılır süre içinde Fotoritim tayfasındaki kimseden ses çıkmadı. Duymayı beklediğim şey öyle ahım şahım bir şey de değil; şunlardan birisi ya da bir kaçı yeter de artardı mesela:

    • Kendi içimizde tartışıp konuyu ele almaya karar verdik
    • Evet, bu bir topluluk kararı, kusura bakmayın hoşunuza gitmiyorsa yorum yazmayacaksınız
    • Hayır, ben “bilmemkim”, bu bir topluluk kararı değil, en azından benim haberim yoktu. Tasvip ediyorum/tasvip etmiyorum.
    • (…)

    Kimse ne yorumu yayınlanmayanı ne de bu durumu eleştirenleri adam yerine koyup insan gibi bir yanıt yazmadığı gibi Levent Yıldız denen işgüzar Facebook’tan Fotoritim babasının malı gibi dergi ile ilgili mesajları alenen silmeye devam ediyor. Ben hayatım boyunca bir çok gönüllülük esası ile yürütülen projede yer aldım. Gösterilen umursamazlık ve saygısızlık karşısında hassas davranmadığımı düşünmüyorum açıkçası.

    Fotoritim Dergisinin “Hakkımızda” sayfasında adı geçen 10 kişiye son derece nazik, “durum budur, ne düşünüyorsunuz” içerikli bir e-posta attım. 2 gün oluyor. Tek bir yanıt bile almadım geriye.

    Faika Berat Pehlivan’ın bunları okuduğu zaman üzülebileceği ihtimali beni de üzüyor, fakat benim samimiyetimden şüphe etmeyeceğine eminim.

    Daha fazla insana ulaşma kaygısı gütmeden yazılarımı Türkçe yazıyorum, çünkü dönüp dolaşıp geri geleceğimi düşündüğüm Türkiye’deki fotoğraf camiasına önem veriyorum. Bir gün içinde yer almayı düşündüğüm toplulukta kafasına göre yorum silen insanlara karşı sessiz kalındığını, onların sahip olduğu düşünce yapısının sineye çekildiğini görmek istemiyorum. Bu yüzden “gönüllülük esası ile iş yapıyorlar” diyerek müsamaha göstermeyi de pek doğru bulmuyorum açıkçası..

  23. Koray Löker

    Güzin hanım, endişenizde çok haklısınız. Gerçekten aceleci davranmamak gerekli, buna hiç şüphe yok. Aylardır, bir çok sayı yayınlanması için emek harcamış bir çok insanın çabasını bir tavırla atmamak adına bu konuda çok hassas davrandığımı ve sonrasında blogumda bu konuyu gündeme getirdiğimi özellikle vurguladığımı söylemek istedim. Ben bunu yazdıktan sonra, meren blogunda yer verdi ve tartışma biraz daha çok insana ulaştı.

    Süreç boyunca attığım her adımda bu kaygıları yaşadığımı, sizin gibi düşünerek temkinli adım atmaya çalıştığımı şöyle vurgulayayım:

    Bir yorum yazdığımda yayınlanmadığı için tantana koparmadım. Benim yorumum yayınlanmadığı saatler ve hatta gece boyunca başka bir çok yorumun yayınlandığını görünce mesaj atıp iletişim kurmaya çalıştım. Mesajlarım yanıtlanmadı. Tekrar yazarak, bu konuyu niye ciddiye aldığımı ve mesajlarım yayınlanmadığı takdirde dergiye yönelik eleştirilerim orada kendine yer bulamadığı için başka bir mecrada bunları yayınlayacağımı söylediğim için yanıt alabildim. Gelen yanıt, argo/küfür içeren bir mesajın yayınlanmayacağı yönünde olduğu için başka bir yorumu zaten yazmıştım, bu kez de polemik yaratmaya yönelik olduğu için yayınlanmadı. Ben yayınlanmayacağını (sırada beklemediğini) yine bir çok başka mesaj yayınlanmayınca yazıp öğrenebildim. Berat hanımın kişisel olarak -henüz- yanıt yazmadığını belirttim ve ilk yazımdan beri tenzih ettim. Kimsenin hızlı yanıt sorumluluğu yok. Verilen yanıtlarda saygı zorunluluğu da dergiye ait, tek başına bir yazara değil.

    Dergiden zar ve zor aldığım yanıtlar üzerinden yayın politikasına yönelik eleştiriyi, ropörtaja olan itirazlarımla birlikte yayınladıktan sonra meren bu konuyla iglilendi ve şu anda altına yorum yazdığımız blog yazısını yayınladı. Sonra fotoritim’de gelen yorumları onaylamakla sorumlu tek bir insan varsa (kendisi bana mesajları imzasız gönderdği için kolektif bir karar mı, kişisel mi, kişiselse kime ait kararlar öğrenme şansımız olmuyordu) ve diğer dergi emekçilerinin bu konudan haberleri bile olmuyorsa endişesiyle harekete geçip, dergide bildiği insanların her birine mesaj attı. Yani tüm dergi zan altında kalmasın diye de çaba harcandı. Sonra facebook’taki gruba “böyle bir tartışma var, bu konuda bilgisi olan var mı?” diye yazdı. Grup yöneticisi mesajını sildi! Fotoritim üzerine konuşmak için kurulmuş bir grupta, dergide yazılarını yayınlayarak katkıda bulunan bir fotoğrafçı, “böyle bir tartışma var” diye duyuru yaparak fikir soramıyorsa, o grup hangi amaçla kurulmuş olabilir ki? Bu nasıl bir mantıktır anlamak mümkün değil…

    Tamam, Fotoritim’deki bir sürü insanın hala bu tavırdan haberi olmayabilir, olmayanları tenzih ediyorum kendi adıma. Ama dergicilik de bu değildir, kimse kusura bakmasın. Karşılığında para alınmıyor olması, yapılan işteki hatalar konusunda kör olmamızı gerektirmez. Ben de bir beklentim olmadan, dergi daha iyi içerik sunsun diye zamanımı harcadım ve böyle bir tavırla karşılanmayı hak etmedim, tıpkı Ulaş Devrim Karasungur’un, yorumlarının daha çok saygı hak ettiği gibi. Yıllarca dergi yayıncılığında çalıştım. Beş kuruş almadan, amatör olarak. Bu süreçte öğrendim ve inandım ki, amatörlük, gönüllülük, yapılan işin kalitesinde bir kaybın bahanesi olursa, asla değer üretilemez. Kişisel görüşüm ve derdim budur. Kimseyi bir şeyle suçlamak da değil, emeği küçümsemek de değil.

  24. candan

    Selamlar,
    Murat ; deviantart taki journalinde dikkatimi ceken konu uzerine bloguna oradan diger linklere ve tabiiki Fotoritim in bu ayki sayısına ulastım.Cunku durustce soylemek gerekirse fotografla ilgili dergilerle aram pek iyi degildir(kendimce sebeplerim nedeniyle).Zaman zaman ilgimi ceken konular olunca izlerim.Ki Berat cok yakın dostum olmasına ve verilen emegi bilmeme karsın.

    Verilen linklerdeki herseyi okudum.Ve dusuncelerimi de bu dogrultuda paylasmak isterim.Fotoritim de soz konusu roportaj da 6-7 Eylul olaylarından bahsedilmedigini soylemek ne denli dogru, cunku yazı bu olayla baslıyor ardından bahsi gecen kisinin sporculuk ve gazetecilik yasamından kısa alıntılarla devam ediyor ve roportaj icerisinde G.S tarafından yeniden bu konuya donulmesiyle devam ediliyor.Bu durumda yazının ne denli objektif okundugunu kendimize sormak dogru olur kanısındayım.

    Ayrıca; Fotoritim bir fotograf dergisi ve bu roportaj da bir sergi nedeniyle yapılmıs bir roportaj.Konu salt 6-7 Eylul olayları olsa idi evet belki bir cok sorunun eksik kalması tartısılabilirdi.
    Yayımlanmayan yorumlara gelince de, acıkca inanıyorum ki, dergide soz sahibi arkadaslar gecerli bir gerekce olmadıgı takdirde boyle bir uygulama yapmayacak mentalitedeki arkadaslardır.

    Son olarak bu konudaki hassasiyeti gozlemledigimden merak ediyorum aynı tepkiyi http://www.fotomuhabiri.com/roportaj/sipa/sipa.html linkteki yazı ya ya da benzerleri yazılara da verdiniz mi?

  25. A. Murat Eren

    Son olarak bu konudaki hassasiyeti gozlemledigimden merak ediyorum aynı tepkiyi http://www.fotomuhabiri.com/roportaj/sipa/sipa.html linkteki yazı ya ya da benzerleri yazılara da verdiniz mi?

    Mesele 6-7 Eylül olayları değil. Mesele bir yorumun yayınlanmaması meselesi. Ne Gökşin Sipahioğlu’nu ne o olaylardaki rolünü ne de Koray Löker’in yorumunun içeriğini tartışıyoruz (ki verdiğin adreste bir yorum boşluğu da yok, Gökhan Bedir’in de yorumunda dile getirdiği gibi yorum boşluğu varsa etik olan düşünceleri yayınlamaktır). Eğer yazan her şeyi okuduktan sonra aklına bu soruyu sormak geldi ise benzeri yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için bir kez daha yazayım:

    Bu kadar tantanaya sebep olan şey bir yorumun yayınlanmaması ve ardından takınılan tavır ile ilgili. Bu tavrı Fotoritim’e yakışmadığını düşündüğüm için ve Fotoritim’e kıymet verdiğim için tartışmaya açma gereği duydum.

    Sevgi, selam.

  26. candan

    http://www.fotoritim.com/yazi/kullanim-sartnamesi burada cok acıkca kullanım sartnamesi yazıyor gordugum kadarıyla, yorumu yapan da bunu zaten kabul ediyor ilk yorumda kufur var diye kendi blogunda.Bu durumda neyi tartısıyoruz?

    Ayrıca yapılan suclamanın yeri bence o dergi olmamalı, madem seffaflıktan yanayız sansurden yana degiliz dusuncelerimizi ozgurce istedigimiz yerde istedigimiz sekilde ifade edebiliriz o zaman Koray bey, buyrun size bir fırsat G.S Nisan ayı icerisinde Ankara Fransız Kultur Merkezindeymis, dilediginizce dusuncelerini kendisine iletmeniz icin fırsat:))
    Sevgiler, selamlar

  27. A. Murat Eren

    http://www.fotoritim.com/yazi/kullanim-sartnamesi burada cok acıkca kullanım sartnamesi yazıyor gordugum kadarıyla, yorumu yapan da bunu zaten kabul ediyor ilk yorumda kufur var diye kendi blogunda.Bu durumda neyi tartısıyoruz?

    Sevgili Candan, ya tüm yazanları üstün körü ve üzerinde hiç düşünmeden okuduğuna ya da yazdıklarını üstün körü ve üzerinde hiç düşünmeden yazdığına inanmak istiyorum. Aksi taktirde son yorumunda söylediklerini mantık seviyesine nasıl çekebilirim bilemiyorum :/

    İstersen Koray’ın senin yazdığın mesajdan 3 mesaj önce yazdığı özeti bir daha oku. Eğer yine Nisan’da Ankara Fransız Kültür Merkezine gitmeyi salık verecek gibi olursan orada dur ve bu konu üzerinde düşünmeyi bırak :)

  28. candan

    Muratcım oysa ben soylediginin tam tersine okuyarak yazdım yazdıklarımı, hatta bunu yaparken de ozellikle senin birincil olarak secmis oldugun gercekten yola cıkarak ben de ilk olarak bu konuyu sectim:)

    Gerçek: 6-7 Eylül olayları Türkiye’nin tarihindeki bir lekedir, mimarlarından birisi ise Gökşin Sipahioğlu’dur.
    bundan sonrasında da sansur konusuna geldim senin sıranla:) , cunku bence cok acık ki olayın baslangıcı roportaj yapılan kisinin kimligi.

    Hem, silinen ikinci yorumda Koray bey hem silme gerekçesine hem de yine roportaj içerigine dokundurmuş.Bu durumda benım de bunu temel almama neden şaştın anlamadım.Koray bey’e sergiye gitmesini önerme sebebim de yaşadığı sıkıntıyı yaşamayacağı düşüncesiydi:))))) hanı yuz yuze olursa orada yorum sılme sıkıntısı vs yasamayacak dıye onermıstım :)))

  29. Gökhan Bedir

    candan hanım aslında çok güzel bir şekilde şartnameyi örnek vermiş, evet bu şartnameye göre her şey silinebilir o konuda sonuna kadar katılıyorum, ama bu isteğe bağlı olarak esnetilebilecek kuralların keyfice kullanılmasının bir örneğini de yaratıyor aynı zamanda, faika hanım ı tanırım yüz yüze görüşmişlüğüm de vardır, daha önce fotoritimle ilgili bir problem olmuştu ve kendisine olayı yazınca olayın çözümlenme safhası geçmiş olsa da sonunda tatlıya bağlandı diyebilirim, o olaydaki yaklaşımından dolayı onun haberinin olmadığı konusunda da hemfikirim, olayı kişilere indirgemeden genel tutumu tartışmak daha iyi olur bence, birini suçlayıp sonra da ceza vermeyeceğimize göre, olayı konuşup bu konunun nasıl sonuçlanması gerektiğini tartışırsak çok daha sağlıklı bir sonuç çıkacaktır…
    bir iki örnek vermek istiyorum benzer şeylerle ilgili
    1- kendi grubumuzun uzatısı olan blog sayfasında benim yazıma isimsiz olarak gelen yorumu(sondan 2. yorum) okumanızı tavsiye ederim ne dediğimi bile anlamadan yorum yapmasına rağmen o yorum orada duruyor ve kim olduğu belli olmamasına rağmen
    http://belgeselfotografya.blogspot.com/2008/03/unutmayalim-diye-it-is-lest-we-forget.html
    2- “usta” olarak nitelendirilen ali rıza akalın ın soner yaman ın yazısına yazdıklarını okumanızı isterim, yine aynı durum söz konusu ne olduğu doğru düzgün okunmadan yapılan bir yorum ve silinmiyor
    http://www.fotoritim.com/yazi/soner-yaman–dunya-atolyemdir
    biraz araştırılırsa başka örnekler de bulunabilir rahatlıkla, bu iki olay istenirse “Konu ile alakasız olması” ve “Polemik yaratıcı olması ve/veya suçlama içermesi” ne sokulup silinebilir,
    işte bu noktada durum esnek olan şeyleri her şeyi içine alabilecek şekilde genişletmemekten geçiyor, siyasi bir olayı birçok açıdan ele alıp sonrasında siyasi olarak gelen yorumları polemik yaratıyor diye silemezsiniz çünkü polemiği başlatan sizsinizdir, bu ilk kurşunu sıkıp aynı zamanda nefsi müdafa yapmaya benzer, hakaret içerdiği için zaten koray beyin ilk mesajının silinmesi yerinde ama ardından yazılan ve küfür hakaret içermeyen yazılanların yayınlanmamasını kabul etmek pek etiğe sığan bir davranış değil,
    dergi, blog vs yazan arkadaşlara da öneri o yazılanlar bizi bağlamaz sorumluluk yazana aittir ibaresi yazan kişi bulunup cezalandırılabilirse geçerlidir yoksa sizin sorumluluğunuz devam eder haberiniz olsun, erdal bey in olayıyla ilgili şu bilgiyi de vereyim; erdal bey i mutlaka onunla uğraşmak isteyen biri şikayet etmiştir ve savcı mecburen ifadesini almak için bu tarz durumlarda çağırmak zorundadır çünkü olayı aydınlatma yükümlülüğü vardır…

  30. candan

    Gokhan merhaba,
    ‘’siyasi bir olayı birçok açıdan ele alıp sonrasında siyasi olarak gelen yorumları polemik yaratıyor diye silemezsiniz çünkü polemiği başlatan sizsinizdir, bu ilk kurşunu sıkıp aynı zamanda nefsi müdafa yapmaya benzer”,
    siyasi bir olayı birçok açıdan ele alındığı yer neresi ki o roportajın …? dergi kuralını yazmıs kendisince de uyguluyor.Bu kuralı uyguluyor diye neden polemik yapıyor diye düşünüyorsunuz, orda yazılı, kendi kullanım kuralı, bu kuralı insanlar begenir kabul eder yazar, begenmez kabul etmez yazmaz, farklı mekanlarda sıkıntılarını ifade eder. bunun nesi sorun?

    Ayrıca; ”Ama ondan daha acıtıcı olanın, görsel kültür üzerine kafa yoran bir grup insanın, uzun zamandır büyük çabalarla yayınladıkları güzel bir dergide, bu adamı, o korkunç katliamdaki sorumluluğundan bağımsız, sıradan bir fotoğrafçı gibi ele alabilmeleri”, ”Sipahioğlu’nun zerre pişmanlık duymadan, sonradan yaptığının bir komplonun parçası olduğu açık biçimde ortaya çıktıgında bile üzülmeden “gerekeni yaptım” diyen hali, onu bu komploya ortak etmiyor mu gerçekten? Bu komplonun bir ortağıyla, başka bir konuyu konuşabilecek soğukkanlılığı nereden bulabiliyorsunuz?” bu Koray bey’in yorumundan alıntı bu kacıncı kursun acaba? :)

    Muratcım, uzgunum ama Koray beyin amacı konusunda da tereddutlerim var ;”Fotoritim, bu bağlamda tam anlamıyla sınıfta kaldı. Son derece önemli bir konuda, anlamlı olacağına inandığım bir tartışmayı tamamıyla çöpe attı.” demis.Hani sorun yorum silinmesiydi kendisi icin de:)))

  31. A. Murat Eren

    Yahu Candan.. Susmasam cevap yazacaksın, sussam gönül razı değil..

  32. Ağça Kayıhan

    :)))))))))))
    sen de sansürle candani istersen Meren ;)
    buna da psikolojik yildirma diyelim, fiziksel olarak deil ama psikolojik olarak insanlari susturmak da ii bisi deil di mi cık cık cık :)))))))

  33. Gökhan Bedir

    merhaba candan hanım,
    öncelikle belirtmek istediklerimi söyleyip sonrasında genel konuya döneyim, gökşin sipahioğlu nu çok severim ve 6-7 eylül olaylarını ben çok keskin olarak eleştiren biri değilim, sadece burada ne kadar ağır olsa da ve rahatsız edici olsa da insanların konuşma yazma özgürlüğünü savunuyoruz(hakaret olmadığı sürece), ayrıca fotoritim e bizim gruptan yazan arkadaşlarımız da var ve çok güzel işleri yaptığını görüyorum buradaki amacı dergiyi kötülemek olarak görmek olayı şahsileştirmeye dönüştürür ve ne söz söyleme özgürlüğü hakkında konuşabiliriz ne de bir sonuca varabiliriz,
    “kendi kullanım kuralı, bu kuralı insanlar begenir kabul eder yazar, begenmez kabul etmez yazmaz, farklı mekanlarda sıkıntılarını ifade eder. bunun nesi sorun?”
    demişsiniz bunun şurası sorun; o kadar madde koyacağınıza yazılanları canımız isterse sileriz dersiniz ve hiçbir tartışma olmadan istediğinizi silersiniz, belli maddeler koyuyorsunuz ve istediğiniz gibi esnetiyorsunuz kuralları, erdal kınacı nın belirttiği gibi erdal bey o fotoğraftan dolayı türklüğü aşağılamaktan savcının karşısına gidiyor ve diyelim ki tutuklandı, ceza yasasında da 301. maddeye göre yüklenen bir suç var o zaman yerimizde oturup bu kanunda var beğenmiyorsa burada yaşamasaydı mı diyeceğiz(ki kendisinin tutuklandığı olayda herkesin nasıl karşı çıktığını biliyoruz, o zaman bu kurallar var neyine itiraz ediyorsunuz diyen var mıydı?), yaşadığımız-okuduğumuz-izlediğimiz şeyleri iyi yönleri kadar kötü veya beğenmediklerimizi söylemedikten sonra o yaşayıp okuduklarımızı okumanın ya da yaşamanın ne anlamı var, özellikle aynı platformda söylemek çok daha önemli çünkü o zaman o dergiyi daha çok severiz çünkü açık fikirli br dergi kendini geliştirme yolunda daha öndedir ve bizi dinlediğini biliriz…
    “siyasi bir olayı birçok açıdan ele alındığı yer neresi ki o roportajın ” daha giriş fotoğrafı zaten o olayla ilgili, ve ardından gelen giriş paragrafları da aynı yönde, bütün yazının 6-7 eylül olaylarıyla ilgili olmasına gerek yok herhalde…
    bu tartışma ne kadar sürerse sürsün kimse kimseyi ikna edemeyeceği için de son kez yazıyorum zaten hiçbir tartışmada ikna edilemez insanlar, bu zamana kadar yazmamız gerekenleri yazdık bunlar yeterlidir herhalde… işin ikinci üzücü yanı yorumun silinmesinden dolayı 1 hafta beklenip herkese tek tek mail atılmasına rağmen cevap gelmemesi…

  34. Ağça Kayıhan

    Tekrar merhabalar herkese,
    oncelikle guzine katildigimi belirtmek zorundayim. Resmi kurumlarda bile dilekceye cvp suresi 15 gundur. sizin burada yargiladiginiz topluluk o kadar organize bile degil. bence bireysel degil fotoritim olarak bir aciklama borclular, fakat bunu 1 haftalik bir surede beklemek bence acimasizlik cunku faika hanımın ne kadar yogun oldugunu ve diger calisanlarin da isleri oldugunu biliyoruz. Bu insanlarin bir araya gelmesi ve bu konuyu tartismasi zor olmus olabilir. Bence zaman tanimadan acaba lara girmenin bir anlami yok. Kim olursa olsun gonul verdigi bir topluluga boyle bir itham emaili gelse , toplanip konusmadan cvp vermek istemez. Sabirli olmakta yarar var diye dusunuyorum.. Belki bir kisinin isguzarligi ve belki de toplu bir karar, onu aciklamalardan sonra ogrenip bunun uzerine uzun uzun tartisilir.
    sevgileer, saygilar :)

  35. Ulaş Devrim Karasungur

    Hür iradesiyle, çağdaş düşünebilen, üreten ve emeğinin karşılığını alabilen bireyler yerine,

    ” Bana Bir Harf Öğretenin, Kırk Yıl Kölesi Olurum ”

    ” Eti Senin, Kemiği Benim ”

    benzeri hurafelerle…, ezbere dayalı, çarpık ve defolu bir eğitim sisteminin ortaya çıkardığı “Papağanlar”
    olduğumuz için, insanları ( özellikle de öğretmenleri, ustaları ve sanatçıları ) putlaştırmaya, insanüstü
    varlık olarak görmeye çok yatkınız.

    Bu putlaştırma, söz konusu insanlarla yüzyüze gelindiğinde, daha da kolay bir şekilde yaşanıyor sanırım.

    Sevgiler, saygılar, hocam,hocam,hocam, el-ayak öpmeler falan…. Bir tarikat üyesinin haşmetli GURU’ su
    karşısında solucanlar gibi kıvranmalar, tripler falan…

    İnsan, bu ortama girmediği, uzak kaldığı zaman sanki biraz daha objektif, biraz daha gerçekçi bakabiliyor
    bütün olanlara..

    Brecht’ in epik tiyatrosunda olduğu gibi, yabancılaştırma efektini özümseyerek, araya mesafe koyarak
    değerlendirmek, yaşamak lazım sanırım.

    Eğer bir dergi çıkarıyorsanız, ister sanal olsun, ister amatörce, siz GAZETECİLİK yapıyorsunuz demektir.

    Yani çok büyük sorumluluk almışsınız demektir. Bunun, lamı-cimi yoktur.

    Gökşin Sipahioğlu, manşettende anlaşılacağı üzeri, çok vahim bir sorumsuzluk örneği göstermiştir.

    Sonuçları ortadadır.

    Burada kimsenin, kimseyi yargıladığı yok. Biz sadece tartışmaya, yaşadığımız tecrübeleri paylaşmaya
    çalışıyoruz. Eleştiri getiriyoruz.

    Ve eleştiri getirdiğimiz kişilerin de konuya katılmasını, özgür bireyler olarak, hür iradelerini kullanarak kendi
    fikirlerini paylaşmalarını istiyoruz. Özeleştiri yapabilmek erdemli bir davranış ama, o kadar da zor ve imkansız
    bir şey değil.

    İnsanlar çok yoğun veya feci halde yorgun olabilirler, üreten ve güzel şeyler yapmaya çalışan insanların ortak
    kaderidir bu. Ama, kendilerine mail atılan onlarca insanın, konuya ilişkin açıklama olmasa bile, en azından birinin
    nezaketen bir cevap yazmaması ( A. Murat Eren yukarıda ufak bir liste de olası cevapları yazmıştı ) takdire
    şayan bir davranış olsa gerek.

    Nedense, Devekuşları aklıma geldi.

    Eğer kurallarınızda, argo falan içeren yorumlar/yazılar yayınlanmaz diyorsanız, bu sizin ustalarınız ve ünlü fotoğrafçılarınız
    içinde geçerli olmalıdır.

    Bu durumda, Ara Güler’ in, Gültekin Çizgen’ in ve diğerlerinin de ağzına biber sürüp, bant vurmalısınız.

    ( Ulan’ lar, …oklamak, örnekler çoğaltılabilir…)

    Ben bir başka yorumumda ” kutsal ineklerden ” bahsetmiştim. Bu benzetmeden yola çıkarak, ustalarına, hocalarına
    ” Öküz veya Sığır ” diyerek hakaret ettiğimi iddia eden, 4 yıl fotoğraf fakültesinde okumuş kuş beyinli
    akademisyen-fotoğrafçıların olduğu bir mecrada çok fazla şey istiyoruz herhalde.

    :)

  36. Ağça Kayıhan

    Merhabalar tekrar :)
    papagan vs gibi garip sifatlari nerden duydunuz da kullandiniz bilmiyorum ama sanirim beni yanlis anlamissiniz. Ben de tam olarak sizin tutumunuz gibi bir tutumu acıkca kınıyorum. Onyargilar ile insanlara saldirarak bir yere varamaz, degerli enerjinizi harcarsiniz. sevgiler ve saygilar butun okuyanlar icin yazildi faika hanım icin degil ama kendinizi sevgiye ve saygiya layik gormuyorsaniz kabul etmeyebilirsiniz tabi. Egilip kivrildigim soz konusu degil. Acimasizlik ettiginizin altini tekrar ciziyorum. Elestiri getirin sorun degil ben de sizi elestiriyorum o zaman bunu da kabul edin.. Neden sakin davranamiyorsunuz? nedir bu acele onu da anlayabilmis degilim.. bireysel degil kurumlari icin konusacak insanlarin tartismak ve bir aciklama yapmak icin zamana ihtiyac duyabileceklerini dusunuyorum.

    sevgiler ve de saygilar :)

  37. Hülya Yeltepe

    Sayın Murat Eren,

    e-posta adresime yazdığınız mesaja cevaben buraya yazıyorum.

    fotoritim’in yayın kurulu olarak yayınladığınız isimlerden birisi olduğumu sanırım siz de sitenizi okuyanlar da anlayacaklardır. konuya ne kadar hakimsiniz, ne kadar tarafsınız bilemiyorum ama tanımadığınız insanlar hakkında önyargılarla yola çıkmak, yazdıklarınıza hemen akabinde bir cevap yazılmadı diye “Hakkımızda” sayfasında adınız geçmesine rağmen bu konu ile ilgili sorumluluk hissetmiyor da olabilirsiniz, buna da saygı duyarım :)” gibi ya da “fotoritim kaç kişi acaba onu bilsek koskoca fotoritim adına bir kişi mi cevap yazıyor”, ifadeler hiç hoş olmayan ve Amerika’da bilgisayar bilimlerinde doktora yapıyorum diye yazısına başlayan birine yakışmayacak ifadelerdir.

    bu mesajı size fotoritim adına değil bana gönderilen mesaja istinaden şahsım adına yazıyorum ve bu yazdıkların kesinlikle fotoritim ailesini bağlamamaktadır. öncelikle fotoritim’de gönüllülük çerçevesinde görev yapan arkadaşların hepsi bu işi birincil hatta ikincil işlerine ek olarak yapmaktadırlar ve çok yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar. size, sizin kadar hızlı cevap yazamamalarının sebebi siz ve yorumuna cevap alamayan arkadaşınız kadar vaktimiz olmamasından kaynaklanıyor olabileceği hiç aklınıza geldi mi acaba?

    kendi adıma söylemeliyim ki neredeyse bir haftadır e-maillerimi çok hızlı o da bazı adreslerimi kontrol ediyorum. sizin yazdığınız mesajı dün gece gördüm ve bu sabah (pazar olmasına rağmen) evden saat 6.30 da çıktığım ve şimdi eve döndüğüm için ancak şimdi cevap yazabiliyorum yani sizi cevap yazılmaması kasti değil pek çoklarımızın haftasonları dahi çalışıyor olmasından kaynaklanıyor. bırakın size cevap yazmayı dün yapılan kendi etkinliğimize bile yarıdan çoğumuz şehir dışında ya da çalışıyor olmaları sebebi ile katılamadı.

    sansür konusuna gelince: ben fotoritim’de gönüllü olarak görev yapıyorum ve bundan da mutluluk duyuyorum çünkü fotoritim ne sansürcü ne de anti-demokratik bir yayın. bizler kendi kişisel duygu ve yorumlarımızı bir kenara bırakarak olaylara olabildiğince objektif olarak bakmaya çalışıyoruz ve yayınladığımız herşeyi de bu çerçeveye oturtmaya çalışıyoruz. çalışıyoruz dediğime dikkat etmişsinizdir umarım yapıyoruz demiyorum…

    yaptğımız işlerle ilgili her türlü yorum ve eleştiriye de açığız, bu eleştiriler olumsuz olsa da yapıcı olduğu takdirde başımızın üstünde yeri var. eleştiriler olumsuz da olsa ortaya konan ürün ile ilgili ise anlamlıdır ve yayınlanır yok eğer siz (burdaki siz, siz değilsiniz eleştiriyi yapan kişidir) kişileri hedef alarak eleştiri yaparım diyorsanız o zaman o eleştiriyi ya kendi blogunuza koyarsanız ya da kişinin kendisine özel olarak yazarsınız.

    ve ayrıca usul ve üslüp diye iki kavram vardır Türkçe’de. siz bazen yüzde yüz haklı olduğunuz bir şeyi öyle bir üslüpla ifade edersiniz ki haklı olduğunuz halde herkes size karşı olur şaşar kalırsınız ama bazen de haklılık payınızın az olduğu bir şeyi o kadar uygun bir dil ve üslüpla ifade edersiniz ki sizi hiç sevmeyenler bile size hak verir hayran olur. söylediklerinizi ikinci kez söylemenize gerek kalmaz ama ilk söylediğim gibi ifade ederseniz işte böyle haklılığınızı onaylamak için başkalarının yorum ve desteğine ihtiyaç olur.

    buna biraz dikkat etmek lazım, diye düşünüyorum. yapıcı olmak, yorum yapmak, eleştirmek başka şeydir yıkıcı olmak başka. yukarıda da yazdığım gibi bu yazdıklarım kesinlikle fotoritim ailesini bağlamamaktadır, tamamen bana önyargı ve alaycı bir şekilde yazılan mesajadır.

    önyargılı ve alaycı bir şekilde sizin ya da blog ziyaretçilerinizin yazdığı yorumlara cevap veremeyeceğimi de belirtmek isterim.

  38. ulaş devrim karasungur

    Sayın Kayıhan

    Yazmış olduğum son mesajım direk size , şahsınıza yönelik değildir.

    ” Bu girdiye gelecek yorumlardan beni e-posta ile haberdar et. ” seçeneğini işaretlediğiniz için size de diğer bu seçeneği işaretleyen katılımcılara giden, genele yönelik bir mesajdır.

    Kullandığım papağan, solucan veya inek gibi kavramlar sadece birer benzetmedir.

    Kesinlikle üstünüze almayın. Sizinle hiç bir alakası yoktur, yazdıklarımın, sizi kesinlikle muhatap almadım.

    Teşbihte hata olmaz.

    Yanlış anlaşılmaktan ötürü, sizi kırdıysam, özür dilerim.

  39. ALİ İHSAN ÖKTEN

    Fotoritim’e yazılarıyla katkıda bulunan Sayın M. EREN,

    Hülya hanımın verdiği yanıtı destekliyorum ve aynı görüşleri paylaşıyorum. Sadece bir bilim adamı olan Meren’in blogundaki yorum kısmında BİR YORUM BIRAKIN, ŞANINIZ YÜRÜSÜN kısmını anlayamadım ve sizinle çok bağdaştıramadım. Saygılarımla.
    Op. Dr. ALİ İHSAN ÖKTEN

  40. A. Murat Eren

    Sayın Hülya Yeltepe,

    Öncelikle yanıtınız verme nezaketi gösterdiğiniz için teşekkürler.

    Uzun mesajınızın içinden benim asıl ilgilendiğim kısmı çekip çıkarınca kişisel görüşünüz olarak ortaya şu çıkıyor:

    eleştiriler olumsuz da olsa ortaya konan ürün ile ilgili ise anlamlıdır ve yayınlanır kişileri hedef alarak eleştiri yaparım diyorsanız o zaman o eleştiriyi ya kendi blogunuza koyarsanız ya da kişinin kendisine özel olarak yazarsınız

    Buradan yapılan şeyi tasvip ettiğinizi anlıyorum. Akademik dünyanın içinde yer alan birisinden bunu duymak hem şaşırtıcı, hem değil. Savunduğunuz düşüncenin büyük resim içerisinde bir kaç fersah ileride veya geride doğurabileceği diğer sonuçları tartışmaya gerek görmüyorum.

    Verdiğiniz yanıt için tekrar teşekkür ederim.

    ____________

    Sayın Ali İhsan Ökten,

    Size de teşekkür ederim efendim.

    Sadece bir bilim adamı olan Meren’in blogundaki yorum kısmında BİR YORUM BIRAKIN, ŞANINIZ YÜRÜSÜN kısmını anlayamadım ve sizinle çok bağdaştıramadım.

    Nesini bağdaştıramadınız anlamadım (yazmadığınızdan olsa gerek :p). Bilim ile haşır neşir insanların yaptıklarında kendileri ile bağdaştırılmasının güç olması beklenen o kadar şey varken ortada, insanları şaka yoluyla yorum yapmaya teşvik eden bir cümleye takılmayın isterseniz :)

  41. ulaş devrim karasungur

    Dikkat! Espri ! Dikkat! Espri ! Dikkat! Espri ! Dikkat! Espri ! Dikkat! Espri !

    Sayın Op. Dr. ALİ İHSAN ÖKTEN

    A. Murat Eren’ in Fotokritik’ teki profil sayfasında da şunlar yazmaktadır:

    Pardus geliştiricisi. Amerika’da bioinformatics alanında bilgisayar bilimleri doktorası yapıyor (doktorasını bitirdiğinde dünyayı
    ele geçirmeyi ve hepinizin çanına ot tıkamayı düşünüyor).

    Yani, bu adamın niyeti fena, çok kötü emelleri var :)

    http://www.fotokritik.com/kullanici/evreniz

    Dikkat! Espri Değil ! Dikkat! Espri Değil ! Dikkat! Espri Değil ! Dikkat! Espri Değil ! Dikkat! Espri Değil !

    Şaka bir yana, jilet gibi keskin, analitik bir zekaya sahip olan A. Murat Eren’ in bilimsel çalışmalarının yanısıra
    fotoğrafın ” kutsal ineklerinin ” çanına ot tıkayarak, Türk Fotoğrafına çok önemli bir hizmette bulunduğunu düşünüyorum ben.

  42. A. Murat Eren

    Şaka bir yana, (…) fotoğrafın ” kutsal ineklerinin ” çanına ot tıkayarak, Türk Fotoğrafına çok önemli bir hizmette bulunduğunu düşünüyorum ben.

    Sözleriniz beni çok mahcup etti, fakat hemen kalın harflerle ifade edeyim ki tartışma hiç istemediğim bir noktaya doğru gitmesin, bireysel övgü veya yergilerle tadı kaçmasın:

    Fotoritim’e emek veren insanları zedelemek, onların ortaya koydukları işteki samimiyetlerine haksızlık etmek gibi bir gayem yoktu, halâ da yok (arada bir ettiğim sözler o şekilde yorumlanmaya açık olabilir). Yaptıklarına aynı özveri ile devam etmelerini diliyorum. Bütün bu tartışmaların sebebi ise rahatsızlık verici bir konu olduğuna inandığım bir mevzudaki pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeleri için onları dürtüklemekten ibaret. Yoksa insanları boş yere üzerek yada şevklerini kırarak fotoğrafa hizmet edilemeyeceğinin farkındayım.

    Bunları boş tartışmalar değiller. Örneğin Fotoritim bu konudaki duruşunu “hakaret içermese de insanların düşüncelerini silmenin bizce geçerli sebepleri olabilir, insanlar isterlerse kendilerine başka mecra bulurlar” şeklinde alenen tesis eder (nitekim şu ana kadar yanıt aldığım iki kişi bu yöne çekilebilecek bir görüş ortaya koydu), yarın bir gün Fotoritim’in yanında insanların görüşlerine daha çok değer veren bir dergi peydah olur, kim hangisini neden tercih edeceğini daha iyi bilir. İnsanlar eleştirilere hak verir, yarın bir gün bir yorumu yayınlamazken iki kez düşünür, vesaire.

  43. Koray Löker

    Hülya hanım,

    yok eğer siz (burdaki siz, siz değilsiniz eleştiriyi yapan kişidir) kişileri hedef alarak eleştiri yaparım diyorsanız o zaman o eleştiriyi ya kendi blogunuza koyarsanız ya da kişinin kendisine özel olarak yazarsınız.

    Bu ifadenizden, benim kişileri hedef alarak eleştiri yaptığım fikrine sahip olduğu sonucunu çıkarıyorum. Bu bence gerçekten ciddi bir yanlış anlama… Tabii, insan emek verdiği bir konuda, kendisi dahil olmaya fırsat bulamadan 30-40 tane ayrı yorumun olduğu büyüklükte bir tartışma yapıldığını görünce savunma refleksi göstermiş olabilir, böyle olduysa keşke işi bu hale getirmeseydik diye düşünüyorum.

    Ama günlerce bu konuda, özelden de yazarak açıklama beklemek ve yazdıklarınıza saygı gösterilmediğini anlamak, zaten tam da önerilen şekilde kişisel bir alana bu tartışmayı taşımayı zorunlu kıldı… Sonrasında bir de böyle davranıldı diye eleştiri görmek biraz çelişkili olmuyor mu?

    …ayrıca usul ve üslüp diye iki kavram vardır Türkçe’de. siz bazen yüzde yüz haklı olduğunuz bir şeyi öyle bir üslüpla ifade edersiniz ki haklı olduğunuz halde herkes size karşı olur şaşar kalırsınız ama bazen de haklılık payınızın az olduğu bir şeyi o kadar uygun bir dil ve üslüpla ifade edersiniz ki sizi hiç sevmeyenler bile size hak verir hayran olur.

    Bu cümleyi de gerçekten derginin okuyucularıyla ilişki kurma biçimi açısından tekrar düşünmekte fayda var. Tartışmanın özünü oluşturan eleştiriye katılmadığını açıkça belirten bir çok insan bile, yazım şekli açısından o ropörtajın altında yorum olarak yayınlanmasının uygun olacağını düşündüğünü, tersinin de pek uygun olmayan bir yayın politikası olduğunu belirten düşünceler ifade ettiler. Hiç gereksiz yere derginizin yayın politikası konusunda görüşler geliştirdiler, bu blogda gördüğüm bir çoğu da bunu olumsuz şekilde yaşadı. Fotoritim’in yayın politikasını eleştirdi.

    Dergi, bütün emeklerle, saygıdeğer biçimde ve gayet başarılı bir çizgide yaptığı yayınla çok güçlü bir pozisyon sahibi olmasına rağmen, ismini yazmadığı için kim olduğunu bilemediğimiz, bir kişi olup olmadığını bile anlamadığımız bir karar vericinin yorumları silip durması nedeniyle güç durumda kalmış oldu. Niyet gayet entellektüel bir tartışma zemini aramaktı, bir anda taraftarları olan bir sıcak konu haline döndü ve bütün bunlara yol açan dergi adına hareket etme olanağına sahip birinin tavır, ya da alıntıdaki haliyle usul ve üslup tercihiydi…

    Bunu en azından, derginin sonraki okuyucuları açısından gözden geçirmenizi cidden öneriyorum.

    Tabii, olan biteni somut olarak inceleyip, yorumumun yayınlanmamasını son derece doğal buluyor, bu nedenle de süreci gözden geçirmeye, başka türlü düşünmeye ihtiyaç duymuyor olabilirsiniz. Bu sizin bileceğiniz şey. Bence dergicilik açısından doğru değil der geçerim, başka bir şey yapmak fiilen de mümkün değil zaten…

    Vakit ayırdığınız ve yanıt yazdığınız için teşekkür ederim, bu yorumu da okuduysanız ayrıca teşekkürler… Görüşlerim bu şekildedir, bundan daha basit halde, derginize bir katkı olarak sunabilsem daha mutlu olurdum, olmadı, sağlık olsun.

    Sn. ALİ İHSAN ÖKTEN,

    Ameliyathane ya da fakültede olmadığımız halde akademik ünvanınızı sergilemenizin bir anlamı var mı, anlayamadım. Op. Dr. olmanızın konuyla ilgisi nedir, onu da anlamadım. Mesajınızda da “bizim çocuklara dalaşmışlar” haberini duyup fırlamış, mahallenin ağabeyi fevriliğinden öte bir duygu/düşünceye rastlayamadım. Vaktinizi boş yere almış olduk, kusurumuza bakmayın.

    Yüksek İletişimci (ne demekse) KORAY LÖKER

  44. Enigmatrix

    Efenim şimdi Ritmi hoş ama içi boş savunmaları bir yana bırakın da şunu söyleyin bana,

    Murat Eren ( evreniz ) in ve K. Löker ‘in silinen yorumları haricinde o sayfaya gelen (daha sonraki) diğer yorumları neden yayımlamıyorsunuz? Bakıyorum bakıyorum altında tek bir yorum, yaşa varol şak şak şak tan öte bir şey yok. Halen sansür devam ediyor mu etmiyor mu? Ediyor. Eee?

    Netice: Fotoritm ‘e verdiğim desteği sansür kalkana dek burada sonlandırıyorum.

    Kamuoyunun bilgisine rica ederim..

  45. Cihan ULUSOY

    Merhaba,

    Sizleri bir şekilde tanıdığım için, mahalle karısı tarzı söylemleri bir kenara bırakarak, kafadan girmek istiyorum;

    Listenin başında elbette Faika gibi aklı başında birisi var, ancak yayın kurulu listesinde ilerledikçe, fotoğrafına oldukça aklı başında yapılmış bir eleştiyi, yaşadığı ve ait olduğu coğrafyayı simgeleyen bir tarzda, mafyavari yöntemlerle “berteraf” eden insanların adını gördüğümüz, her sayısı bir öncekinden daha da karmakarışık bir e-dergi var önümüzde.

    Okurken içinde kaybolup, sıkılıp çıkıyorum. İşe yarar kısımlarını kendi kaynaklarından izlemeyi yeğliyorum.

    Bu e-dergi bu denli ciddiye alınmalı mı? Hayır. Zira saygınlığını çoktan yitirmiştir. Neden bilmem, ilgilenmem de.

    Murat EREN’ i yazdıklarından biliyoruz, tanıyoruz. İzliyoruz.

    Ulaş Devrim KARASUNGUR’ u da.

    Aklı başında adamlardır.

    Biz de başımızdaki üç kuruşluk aklımızı yitirmeme adına, kendi başımıza, bildiklerimizi, öğrendiklerimizi ve öğreneceklerimizi paylaşabilmek için kendi yerimize çekildik.

    Kimseye oynamıyoruz, kimseyi tehdit etme ya da yazdıklarını silme gibi bir niyetimiz yok.

    Adımız “fight club”, ironimiz adımızda gizli.

    Murat ve Ulaş, sizleri de oralarda görmek bizim için daha keyifli olur.

    Selamlar

  46. A. Murat Eren

    Merhaba Cihan,

    Bu e-dergi bu denli ciddiye alınmalı mı? Hayır. Zira saygınlığını çoktan yitirmiştir. Neden bilmem, ilgilenmem de.

    Açıkçası ben fotoğraf üzerine zaten tek tük olan girişimleri silip atmaktan yana değilim pek. Yorulana kadar eleştirmek sonra da bir mola vermek daha anlamlı geliyor. Bu yazı da Fotoritim dergisini gömmek için değildi. Nitekim buradaki yazanların tümü değerlendirildiği taktirde, bu eleştiriler dergiye değer bile katabilir. Bilemiyorum. Faika Hanımdan hala bir ses çıkmadı, belki de çok kızdı ya da küstü, onu da bilemiyorum.

    Murat ve Ulaş, sizleri de oralarda görmek bizim için daha keyifli olur.

    Geçenlerde üye olmayı denedim, onay e-postası bir türlü gelmedi. Bir ara tekrar deneyeyim :)

    Selamlar.

  47. mkara

    Sansür sadece fotoritime özgü bir sey degilki. Burada lafi gecen fightclubdada yapiliyor. Dolayli yoldan mahalle baskisi gibi.
    Bakin:
    http://canonnikonfightclub.com/phpbb/viewtopic.php?f=2&t=40&st=0&sk=t&sd=a&sid=4961e057075dd8709d5d2237f1e1393c&start=15600

    burda lafi edilen lümpenfoto sözünü udkya sordum. Cevap vermedi. benim icin konu bitmistir dedi.

    Bari sizden bi duysak ne demektir bu lümpenfoto. mümkünmüdür? ister buradan yada oradan.farketmez.Sahi yahu murat bey sizde orada üyesiniz. Niye simdiye kadar hicbiseye katilmadiniz orada?

    kendinizi ve beni sansürlemeden yazarsaniz sevinirim.

    tesekkürler

  48. A. Murat Eren

    mkara,

    Anladığım kadarı ile http://canonnikonfightclub.com adresindeki forumda Ulaş (UDK) ortaya bir tabir atmış ve ardından insanların her şeyi kişisel alıp birbirlerini anlamak için çaba sarfetmediği, kimsenin birbirinin yazdığını okumadığı klişe bir tartışma çıkmış.

    Bari sizden bi duysak ne demektir bu lümpenfoto. mümkünmüdür?

    Demişse bir bildiği vardır demek istiyorum. Birikimli, bilgili bir insan Ulaş. Arada bir insanların işine gelmeyen şeyler söyleyebilir. Fakat forumdaki tartışmanın bağlamında söylenmiş bir sözün anlamını burada bulmamız mümkün değil, değil mi?

    Sahi yahu murat bey sizde orada üyesiniz. Niye simdiye kadar hicbiseye katilmadiniz orada?

    Üye değilim aslına bakarsanız. Bir kez denedim, muvaffak olamadım. Sonra da bir daha denemedim. Forumları pek sevmiyor, takip etmekte güçlük çekiyorum.

    kendinizi ve beni sansürlemeden yazarsaniz sevinirim.

    Ne zaman kimi sansürlemişim ki böyle bir uyarı yapmayı uygun buldunuz? Latife olarak addediyorum :)

    Selamlar.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün