La Luna Negra Salsa Ekibi
23/03/2009, 19:07
Geçtiğimiz hafta fotoğraf açısından çok verimli bir hafta idi benim için. Pazar günü geri çeviremeyeceğim bir rica üzerine La Luna Negra isimli Salsa dans ekibinin fotoğraflarını çekmek için stüdyolarına gittim. Bu ilk profesyonel sayılabilecek iş ile ilgili deneyimlerimi paylaşmak için bir yazı yazmaya üşenmemem gerektiğini düşündüm :)
Öncelikle çok akıllı bir insan olduğum için çekim yapacağım yeri önceden gidip görmedim (zaten ÖSS/ÖYS sınavları öncesi sınava gireceğim okulları da görmeye gitmemiştim). Halbuki daha önce gidip görse idim insanlar beni beklerken etrafa “hmm nerede çeksem acaba” diye koyun gibi bakınmazdım. Onlar da belki ne yaptığını bilen bir insanla çalışıyor olduklarının verdiği güvence ile daha rahat ederlerdi…
Fakat bu iş için bir yansıtıcıya (reflector) ihtiyacım olacağını akıl etmiştim. Alelacele bildiğimiz inşaat köpüğünü alüminyum folio ile sarmış bir şekilde bir anlamda hazırlıklı gitmiştim. Bence müthiş bir performans ortaya koydu. Fotoğraflarda etkisini hissedebilirsiniz zaten. Tavsiye ederim.
Bana “istediğim gibi çekmekte özgür olduğum” güvencesi verilmişti. Bu yüzden önce Siyah/Beyaz’da karar kıldım. Fakat daha sonra bu çekimi kendim için değil, başkaları için yaptığımı hatırlattım kendime ve şımarıklığı bir kenara bırakmaya karar verdim. Renkli tercih etmenin çok daha mantıklı olduğuna da bu noktada ikna oldum.
Fakat bu demek değildi ki kendi tarzımı ve fotoğrafa olan yaklaşımımı tamamen bir kenara bırakıp robot gibi çekmeliydim. Elbette “kompozisyon kuralları” diye bellenmiş saçmalıklarla kendimi sınırlamayacaktım. Acımadım ben de; kestim kafaları, elleri, dizleri.
İşin en zor kısmının insanlarla iletişim olduğunu anladım. 11 kişinin fotoğrafını çektim, 11 kişi ile ayrı ayrı konuşmak zorunda kaldım. Sonuçlardan çok memnunum, fotoğrafı çekilenler ne düşünüyor henüz bilmiyorum, fakat çekimden önce neler düşündüklerini söyleyeyim.
Aşağıdaki hanım kızımız “hiç fotojenik bir insan değilim, bu yüzden pek bir şey beklemiyorum” tadında bir şeyler söyledi:
![]() |
Bu hanım kızımız “yoldan geldim, korkunç görünüyorum.. zaten az önce içerideyken Micheal iğrenç göründüğümü söyledi” dedi:
![]() |
Bu hanım kızımız “her fotoğrafta ürkek bir geyik gibi saçma bir ifade ile çıkıyorum, bir tane bile beğendiğim fotoğrafım yok” dedi:
![]() |
Yani bu kadar güzel olup da bu kadar güvensiz olmak ile nasıl başa çıkılır bilemiyorum. Her birinin ağzına nazikçe bir iki tane çarpasım geldi açıkçası. Fotoğraf çekerken bir de onları sakinleştirmek, rahatlatmak gerekiyormuş, bunu anladım. Çekim sırasında ve sonrasında beğendiklerimin bir çoğu poz değil, doğal olan fotoğraflar.
Olayı çözdüm ama, bundan sonra sırtım yere gelmez. Sizin de sırtınız yere gelmesin diye “portre fotoğrafı nasıl çekilir?” sorusuna yanıt veren ve dün keşfettiğim sırrımı buradan paylaşıyorum (çok açık kaynak kodlu bir insanımdır): Işığı ve kadrajı ayarlıyorum, sanki hiç bir şey yokmuş gibi insanlarla konuşmaya devam etmeye çalışıyorum (ama aynı esnada kadrajı istediğim şekilde tutabilmek için canım çıkıyor, bu yüzden pek beceremiyorum), onlar bir süre sonra unutuyor gibi oluyorlar, öyle bir an geliyor ki poz vermeyi bırakıp söylediğim bir şeye doğal bir tepki veriyorlar, onlar tekrar “ay, fotoğrafım çekiliyor, poz vermeliyim” noktasına dönene kadar deklanşöre basarsam tamam, basamazsam, baştan alıyorum.
Çünkü insanlar fotoğraf makinesinin karşısında korkuyorlar. Bunu anladım ben dün. Doğallıklarını tamamen yitiriyor ve gergin canlılar haline geliyorlar.
Ha bir de yorgun gülümseme™ diye bir şey keşfettim. İnsanlar poz veriyorlar, çekim uzun sürünce o yapmacık gülümseme yoruluyor, artık surat düşmeye başlıyor fakat dudaklarda halâ bir gerginlik.. O zaman “şu yorugun gülümsemeden kurtulabilir miyiz?” diye soruyorum, kikirdediklerinde de basıyorum tetiğe. Bam.
İşte böyle.
Duygu çok yardım etti. Reflektör tuttu, fikirleri ve seçimleri ile bana yardımcı oldu. O olmasaydı ne yapardım, hatunların arkalarından şöyle güzellerdi böyle şirinlerdi geyiklerini kiminle yapardım, bilemiyorum. Kendisine huzurlarınızda teşekkür ederim ;)






March 23rd, 2009 at 19:28
keyifli bir yazı için teşekkürler
dans okulu deyince Dansçıların Dans ederken çekilmiş fotograflarını göreceğimi düşünmüştüm umarım dans sırasında da çekim yapma şansınız olmuştur.
elinize sağlık
saygılar sevgiler
March 23rd, 2009 at 19:31
Buralara kadar gelip okuduğunuz için ben teşekkür ederim efendim.
Bu ekip orada burada Salsa konferanslarına katılmak isteyen, New Orleans’ın sesini duyurmayı amaçlayan yarışmacı ruhlu bir ekip. Ekibin üyelerinin tanıtımı için çekildi bu fotoğraflar. Açıkçası insanlar dans ederlerken fotoğraflarını çekme fikri beni çok yoruyor, yapabilir miyim bilemiyorum. Hayır, dans seven birisi olsam, belki bir şekilde becerebilirdim :)
March 23rd, 2009 at 19:52
Demek ki neymiş? Aklın yolu birmiş :) Hakkı Ceylan da bir yazısında modelin gerginliğinden bahsetmişti. Üşenmedim o yazıyı buldum : http://www.hakkiceylan.com/guzel-fotograflar-cekmek-istiyorum-neler-yapmaliyim/
‘Gergin modellerle çalışmayın, onları neşelendirin ve doğal hallerini yakalayın.’ paragrafında ilgili bölüme ulaşabilirsiniz.
Meren güzel bir deneyim olmuş. Ben de ilk başta dans sırasında fotoğraflarla karşılaşacağımı düşünmüştüm.
March 24th, 2009 at 04:05
16×9 kadraj son dönemde özellikle portrede çok hoşuma giden bir kadraj alternatifi oldu,özellikle mi senden böyle istenildi yoksa bu özgür bırakılma durumu sonucu ve elleri kafaları kesme isteğine daha denk düşeceğini mi düşündün?
ayrıca doygun renkler bu tarz bir portre çalışması için bence de en doğrusu olmuş,salsa gibi hareketli bir dansın dansçılarına siyah beyaz ağır kalabilirdi…portre konusunda ki fotoğrafçının modelle olan ilişkisinin iyi portre fotoğrafını belirlediğine kesinlikle katılıyorum,bütün mesele insanın yüzüne silah gibi doğrultulan bir fotoğraf makinasını mümkün mertebe unutturabilmek o anda..
ve d300 beklediğimin çok ötesinde bir netlik performansı vermiş…
umarım bu tarz profesyonel çalışmalarının sayısını arttırır bu çekim..
March 24th, 2009 at 05:26
Siyahi kızımız da gerginlik hissediliyor, diğerlerinde ise zamanlama mükemel olmuş istenilen sonuca ulaşılmış. Konuşarak, ruhlarının okşandığı ifadelerinden anlaşılıyor. Ben kuralcı olduğumdan şurasını burasını kesmeseydin kardeşim derdim ama o sözünden sonra tabii ki bunu yazma hakkımı kaybettim :). Çekimlerin oldukça başarılı, ruhunu da katmışsın fotoğraflarına… Başarıların devamı dileğiyle… İyilikler, eşinle birlikte üzerinizden ayrılmasın…
March 24th, 2009 at 10:14
Merhaba,
Serkant, 16×9 kadrajı ben de çok seviyorum. Bu sinemaskop kadraj saplantısı Lake Pontchartrain serisi ile başladı, artık vaz geçemiyorum. Zaten 3×2 çekiyor ön tanımlı Nikon, bu da 16×10.6 oranına denk düşüyor, dolayısıyla çok fazla kırpmama gerek kalmıyor; kırpma payını da altta bırakmaya çalışıyorum çekerken. Orijinal fotoğraflarda da netlik inanılmaz. Çok memnunum, Nikon mühendislerine teşekkürler ediyorum.
Cem, evet siyahi ablamız anca bu kadar olabildi. İlk başladığımız hali ile kıyaslayınca yine nispeten doğaldı bu :) Vakit problemi olmasa idi belki biraz daha uğraşabilirdim. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız..
Teşekkürler,
Selamlar.
March 25th, 2009 at 06:56
hos bır yazı olmus:=) hem senın orayla ılgılı hıslerını bılmek acısından hem de fotografı cekılen ınsanların fotograf cekılırken düsündüklerını bılmek yazıyı samımı ve ınsancıl kılmıs.
bırıncı fotoda vücut dılınden (ellerını tutus bıcımı) bellı oluyor hıssettıklerı. hala pek rahat degıl. hadı bakalım cek. nasıl cıkarım acaba gıbı bakıyor kücük bır kız oturusu.
ıkıncı fotoda:hersey ıcın cok gec nasılsa bu foto cekılecek. bırseye benzemem muhtemelen ama bakalım gıbı..alcakgönüllü bır gülüs. (kendıne güvenmedıgı ıcın)
ücüncü foto:ıcten ve dogal bır bakıs. agızda öyle. ama yınede vücut dılınde bır kapalılık var. (oturma seklı)
March 25th, 2009 at 09:25
Gerçekten güzel bir çalışma olmuş, çekim esnasındaki tecrübelerini keyifle okudum.. Reflektörünüzü de fikir vermesi açısından görmek isterim çünkü durumu idare edebiliyorsa gayet mantıklı bir çözüm..
March 25th, 2009 at 13:22
aqua-s, ilk fotoğraf ile ilgili haklısın. Fakat diğerleri fotoğraf makinesinin varlığını neredeyse unutmuşlardı :) Fotoğraflardan göründüğü kadarı ile gözlemlenebilen vücut dilleri bu anlamda bir miktar yanıltıcı olabilir.
Türkay, teşekkürler. Reflektörün bir fotoğrafını çekip adresini mesaj olarak göndereyim buraya. Bakarsın :)
March 26th, 2009 at 08:10
tabıı olabılır. sonucta sen yanlarındaydın. sadece ben nasıl gördügümü yazdım. ama hos fotograflar. hatta ılk fotodakı seytan figürü:=)
ıkıncıde yerdekı flu yapraklar ve son fotodakı paslı demırler ve bısıkletın kızın saclarıyla uyumu bıle hoş.
March 26th, 2009 at 13:32
Yine çok hoş bir blog girdisi olmuş, tebrikler :) Bir gün fotoğrafçılıkla aktif olarak ilgilenmeye başladığımda eminim ki bu blogtan çok şey öğreneceğim.
Özellikle poz verme konusundaki kısma bayıldım. Gerçekten insanların doğal halleri her zaman daha güzel oluyor. Poz vermeleri istenildiğinde garip bir hal alıyorlar. :)
Kendinize iyi bakın efem,
Bol fotoğraflı günler.
April 1st, 2009 at 21:46
Fotoğraf çekimi konusunda uzman değilim ama,ilk fotoğraftaki bayan göz hizasından çekildiğinde daha güzel bi fotoğraf olurdu diye düşünüyorum.
Göz hizasından yukarda çekilen fotoğrafların genelde güzel çıkmadığını gözlemledim ben.Tabi ben bu yorumu estetik bakışı güçlüce bir insan olarak yapıyorum,bir fotoğrafçı olarak değil.son iki fotoğraftaki bayanların ise gülümsediğinde çekilmiş fotoğrafları daha güzel olur diye dşünüyorum.Çünkü ağız yapıları çok estetik durmuyor.Ama doğal tabiki.Eleştiriyi fotoğrafın kullanılacağı yere göre yapmak lazım.Ayrıca tecrübelerime dayanarak şunu da söyleyebilirim.Sırf poz olsun diye gülümsenen fotoğraflar genelde güzel çıkmıyor.Ama gerçek gülümsemeler çok daha güzel çıkıyor.Yani sizinde dediğiniz gibi doğal olunduğunda daha güzel fotoğraflar ortaya çıkıyor.
May 7th, 2009 at 20:42
(eksi)Sozluk vasitasiyla bilincsizce surf yaparken bloguna rastladim, kendine ve fotografa ilgi duyanlara guzel bir arsiv olusturuyorsun sahsi fikrim. Eline, gozune saglik.
Kim tutar beni hemen fikrimi soylemek istiyorum:) Eger yaniliyorsam duzelt ne olur, bana sadece level ayarlarini daralttigin ve ozellikle ilk foto icin golgeyi actigin izlenimi olustu ya da gunesin dik oldugu bir zamana denk gelmissin ya daa rekletor yanlis acida. Soft isik ablayi daha guzel gosterirmis sanki, reflektor uzerine tul perde kumasi tavsiye olunur, isigi guzel kirar. 2inci ve 3uncu fotograflarda isik cok hos dogal duruyor. Flas kullanip dolgu isik neden yapmadin onu merak ettim. Oyle iste, eline saglik.
May 7th, 2009 at 21:41
Merhaba Bahar,
Benim de hem niyetim hem ümidim o (bir şekilde fotoğrafa ilgi duyanlar ve kendim için bir arşiv oluşturmak) :)
Level ayarlarını değiştirmedim. İlk fotoğrafın hikayesi şöyle aslında: o gün hava çok fena idi. Güneş bir çıkıyor bir kayboluyordu filan. Çok dengesiz bir ışık vardı ortamda. Üstüne üstlük kendi yaptığım reflektörü de ilk kez deniyorduk. Bunlar yetmiyormuş gibi vaktimiz sınırlı idi. Hepsi birleşince aldığım sonuçlardan bazıları teknik açıdan pek tatminkâr olmadı. Bu hatun kişisinin ışığın güzel olduğu fotoğrafları da ben beğenmeyince yine en beğendiğim fotoğraf bu oldu..
Lensim built-in flash’ın görüş açısı içerisine giriyor, harici flash da almadım bir türlü (bir SB-800 düşünüyorum ama ilk fırsatta).
May 29th, 2009 at 03:39
“Acımadım ben de; kestim kafaları, elleri, dizleri.”
Böyle alıntı yapma html kodlarını bilmiyorum, cahilliğime ver.
Zaten sınava da çalışamadım, çok kötü geçti kesin kalacağım deyip sınavdan en yüksek notu alan arkadaşlarımdan korkardım. Onlara benzettim bu sözde özgüvensizlik meselesini…
Reflektör hakikaten candır Meren. Flaşsız git ama reflektörsüz kalma. Flaş yada başka türlü bir ışık çok yapay kalıyor aynı ısıda ışık veremyor, velev ki :) reflektör aynı ısı aynı ışık…
May 29th, 2009 at 03:41
Yukarıda alıntı yaptım ama birşey yazmamışım o cümle ile ilgili şimdi farkettim de :))
Çok kötüsün dostum. Katli cani ruhlu herif. Zaten o uzun saçları kestikten sonra belliydi altından cani bir ruh çıkmıştı.
April 2nd, 2010 at 12:29
İlk hanım kızımız gerçektende korkunç görünüyor.
Bunları çok aradınızmı meren bey? :)