Laundry
20/03/2009, 17:57
Beni hayattan çamaşır yıkamak kadar bezdiren pek az şey var. Oturduğumuz apartmandaki kurutma makinesi bozuk olduğu için bu iş lojistik açıdan da keyifsiz bir hal alıyor; iş daha fazla ertelenemeyecek hale geldiğinde taa bilmemnerdeki çamaşır yıkama şeysine gidiyor, hayatımın bir kısmını yıkameren, kurutmeren, katlameren olarak geçiriyorum.
![]() |
Normalde “merenbey, şu kadar eziyete ne kadar versek katlanırsınız?” diye sorsalar pazarlığa “toplam ne kadar paranız var?” sorusu ile başlayacak, sadrazam ayarında bir kişi olmama rağmen bu eziyete üstüne para vererek katlanıyor olduğumu da üzülerek belirtmek isterim.
Öyle Amerikan filmlerindeki gibi de olmuyor bu iş. Genç oğlan çamaşırhaneye gider, hayatının kadını iki makine ileride yaşam alanından elbiseleri yardımı ile topladığı pislikleri kanalizasyona göndermek üzeredir. Oğlan ile göz göze gelirler, olaylar gelişir “siz de mi şeyapıyordunuz, ne hoş sürpriz :) kikirt“. Hayır efendim, külliyen yalan. Gözüm kadınlarda filan değil ama böyle bir şey olsa en azından izlemesi keyifli olmaz mı. Olur. Zira etrafını dikkatle izleyen, başka insanların mutluluklarından mutlu olmayı bilen çok kişilikli bir insanımdır. Fakat çamaşırhaneler genellikle, böyle çiftler yerine benim gibi teknik yetersizlikler sebebi ile buraya düşmüş ve burnundan solumakta olan ve etraflarındaki insanları mümkün mertebe görmezden gelmek isteyen ve brownian motion rastlantısallığında oradan oraya geçişen abiler, ablalar, teyzeler ve amcalar ile dolu oluyor. Temizlik uğruna katlandıkları eziyet belli ki hepsinin içine oturmuş. Nasıl oturmasın!
![]() |
Elbiselerini kirletmek ve yaşadığı yerde bu lükse sahip olmamak dışında neredeyse hiç bir ortak özelliği olmayan insanlar bir yere doluşunca yapılacak en anlamlı şey bir kedi misali makineler içerisinde dönüp duran çamaşırları seyretmek oluyor tabi. Kimsenin izlemediği bir kurutucudaki çamaşır kurur mu? Kuruyabilir. Denemek gerek. Fakat işi gücü bırakıp buraya kadar gelmişiz, şimdi şansa bırakmaya ne gerek var.
![]() |
Her gidişimde yanıma okumak için bir makale alıyorum. Fakat o kadar sıkkın oluyorum ki okumak için gerekli konsantrasyonu bir türlü yakalayamıyorum. Üstüne her eve dönüşte makaleyi itina ile arabada unutuyorum. Halbuki makalenin suçu ne. O kadar bilim insanı saçını başını sen o makaleleri yazdırıp çamaşırhaneye götür diye ağartmadı merenefendi. Rahat bırak artık makaleleri. Sen de paşa paşa makineyi seyret, olacak iş değil.
![]() |
Her şey tamam da işin benim için en sıkıcı tarafı şu soldaki yığını sağdakine dönüştürmek. Birileri bir ara insanlığı elbiselerin kırışık olmaması gerektiğine inandırmış. Bu tip gereksiz yükümlülüklerden bizi özgür kılacak liderlere ihtiyacımız var. Obama’yı buradan göreve çağırıyorum. Değişim değişim dedi, hani değişim? Yıl 2009 halâ çamaşır katlıyoruz. İki fotoğraf arası 20 dakika. Gel de sinirlenme. Entropi ile mücadele edip de kazanan bir şey gördünüz mü? Akıntıya karşı kürek çekmek bizimkisi.
![]() |
![]() |
İnsanlığın böyle geçici çözümlere ayıracak vakti yok artık. Çamaşır yıkıyoruz, gene kirleniyor. Semptomları tedavi ederek sorun çözülür mü? Obama’dan sonra bilim insanlarını da göreve davet ediyorum. Bırakın saçma sapan şeyler araştırmayı. Bakın gencecik insanlar çamaşırhanelerde heba oluyorlar. Ayıp.









March 20th, 2009 at 18:43
Bahh yaaaa….. Bahhhh yaaaa….
March 20th, 2009 at 18:44
Aslında problemin çözümü için daha derinlere inmeli; neden kıyafete ihtiyacımız var ki ? İlk insanlar rahat rahat bir çınar yaprağı ile geçinip gitmişler, sorun yaratmış mı? yoo bak hepimiz buradayız :) Çocuk güznden çözümler bölüm 3^1421.
March 21st, 2009 at 02:16
Ah meren, bu camasirhanelerden cektigimiz nedir? Benim de buranin camasirhanelerini anlatan bir blog entryim vardi. Nefret ediyorum camasirhaneye gitmekten ya. En iyi zaman gecirme yontemi kesinlikle fotograf cekmek bu mekanda. Sen de iyi yapmissin, makale falan okuma. Boyle muhtesem fotograflar cek orada. Biraz eglence katmis olursun eziyetli surece.
March 21st, 2009 at 18:23
hmm…bana askerliği hatırlattı bu manzara..
March 22nd, 2009 at 02:56
Neden evinize bir camaris makinesi almiyorsunuz Meren Bey? Hatta bir de kurutma makinesi? En azindan yolda gecirdiginiz zamandan tasarruf ederdiniz.
March 22nd, 2009 at 11:02
Çünkü Barış’cığım burada eve beyaz eşya almıyorsun normalde. Taşındığın evde buzdolabı, fırın, bulaşık/çamaşır makinesi, kurutucu gibi araç gereçler hali hazırda oluyor, onları kullanıyor, taşınırken de bırakıyorsun çünkü yeni gittiğin evde oluyor.
Bizim de çamaşır makinesi ve kurutucu var fakat kurutucu çalışmıyor ve taşındığımızdan beri kullanamıyoruz. “Neden ev sahibine haber vermiyorsunuz?” deme, orası çok karışık :)
Satın alsak, evde koyacak yer yok. Yer bulduk diyelim, taşınırken götüremeyeceğiz çünkü gittiğimiz yerde olacak. Satmaya kalksak satamayacağız çünkü kimse çamaşır makinesi sahibi olmak istemeyecek. Nitekim bu tip beyaz eşyalar “evin” sahip olduğu şeyler, “insanların” değil :) Bu durumun da hastasıyım aslında. Öğrenci iken “aa şuradaki ev aylık 250.000 lira daha ucuz” türünden sebeplerle gerçekleştirdiğimiz taşınma fasıllarında -çok afedersin- altına girdiğim buzdolabının, fırının haddi hesabı yoktu. Burada bavulunu toplayıp taşınıyorsun.
Öperim.
March 22nd, 2009 at 11:17
ilk fotograf öz portre mevzusunda gayet başarı nitekim çamaşır yıkarken meren, fotgraf çekerken meren ve başında kovboy şapkası elinde puro ile keyif çatan meren
March 22nd, 2009 at 12:13
Bendeniz aslında o fotoğrafta “keyif çatmak” ile “sıkıntıdan patlamamak” arasında, ikincisine çok daha yakın bir yerlerde; fotoğraf gerçeği biraz eğip yumuşatmış :)
March 23rd, 2009 at 19:21
Günlük hayattan alıntılanan fotoğraflı yazıların tadından yenmiyor :)
April 2nd, 2009 at 18:14
Meren insani guzel insan! bu camasir yikama meselesi benim de aklimi oldukca kurcaliyor zaman zaman. Meseleyi 3 farkli katmanda dusundum ben. daha da arttirilabilir belki. ozetle:
1. Giysi dedigin sey uzerine giyip temas ve gorsel begeni yoluyla dogrudan (ve”intimate”) iliski kurdugun nesneler. Bu nesnelerin baska bir makina ya da insan tarafindan yikanmasini ben hep yadirgadim. Bu nesnelerin temiz olmasi da ozellikle bir kisisel komfor ve tatmin sagladigina gore kendi kisisel zamanimdan kullanarak yikama isine yatirim yapmanin gunluk hayatimin kalitesini arttirdigini dusunuyorum. yani ben elde yikiyorum.
2. Camasir yikamak zaman alici bir eylem ve bu yuzden makine kullaniyoruz konulu bir on yargi var. bu on yarginin omru orta sinif ailelerin cocuklarinda en fazla 20-25 yil diyelim abartarak. Ama makine ayni isi yaparken bos durup beklemenin de ne kadar akillica olduguna sen karar ver artik. Bu hususta ben baya dusundum. Hatta universitede asla gerceklestiremedigim bir “gidenin e-hali” (e yonelim eki kadikoye ya da izmire gibi) isimli bir fotograf projesi tasarlamistim. istanbula ilk geldigim yillarda insanlarin otobuslerde hicbirsey yapmadan saatlerini gecirmelerini cok yadirgamistim. ayni insanlari bos bir odada bir sandalyeye oturtsan o kadar duramiyo insanoglu. Sonradan farkettim ki insanlar hareket eden bir araca bindiklerinde hareket eylemini otobus makinasina delege (assign) ediyolar. eylemi gerceklestiren kisi ben degilim ama eylemin sonucundan yararlanip bi yerden bi yere ulasan benim. o yuzden bi sey yapmama hali , eylemsizlik anlamina gelmedigi icin can sikintisina donusmuyor. Simdi senin camasir makinesini ele alirsak; en nazik tabirle you take the washing machine for granted demek gerekiyor. bir, fonksiyonu takdir etmiyorsun, iki canin sikiliyor. bence senin receten camasirlari elde yikamak. ben dus alirken camasirlari legende cigneyerek su tasarrufunda bulunuyorum. cok da hizli oluyor. super eglenceli ayrica.
3. bu bos zaman ve sikilma halleri uzerine de ayrica dusunmek lazim. Butun zamanimizi para kazanmaya atfedip hayatin temel fonksiyonlarini para yoluyla dolayli olarak gerceklestirme deliligi benim de icinde oldugum klasik kapitalist bir fenomen. camasir yikayip katlamak oldukca meditatif bir eylem olmanin disinda son derece keyifli bir is bana kalirsa. iki arada bir derede zihnini bosaltmani da sagliyor. hayati calisma eglenme ve dinlenme gibi ana kompartmanlara ayirinca aradaki bosluklar da ister istemez can sikintisi adini aliyor. ama kompartmanlari kaldirip tumune birden yasamak dedigin zaman hikaye bambaska ama sanirim bunu kendi bloguma saklayacagim :) John Zerzan “Gelecekteki ilkel” bu hususta iyi bir okuma gibi gozukuyor. ozellikle satin almaya iliskin. zira satin alinan camasir makinesinin parasini odemek icin calistigin toplam saati hesap edersen bu kadar zamani elle yikama yoluyla asla harcamiyorsun. ama makine alip essek gibi calisip parasini oduyoruz komforlu hayatimiz var diyoruz. yani zerzan daha iyi anlatmis ama kabaca bunu diyor.
neyse bikac sey daha gelmisti aklima ama toparlayamadim simdi. bu arada http://prensesemektuplar.blogspot.com/ ‘da senin yorumunun altina bir cevap yazmistim gozune carpti mi die soracaktim. carpmadiysa basimiz gozumuz ustune agam bilare bekleriz seklinde hizlicanak cevap vereyim.
Tuna
April 2nd, 2009 at 20:12
Sevgili Tuna,
Hani “görmüş, geçirmiş” diye tabir edilen insanların bir tatlılığı, bir ağırlığı vardır; hemen her konuyu örneklerle süsleyecek anıları vardır evvelden gördükleri… Bu insanların benim uydurmam olan “düşünmüş, taşınmış” sürümleri vardır bir de (yer yer “görmüş, geçirmiş” insanlar ile overlap ederler), karşılaştıkları her konunun çerçevesini değiştirip onu bambaşka bakış açıları ile süsleyebilecek oturmuş (ya da oturmamış, fakat dinamik) fikirleri vardır evvelden düşündükleri. Benim şu kısa ömrümdeki menkıbem de bu insanların bulabildiğim kadarı ile bir ucundan da olsa iletişim halinde olmaktır. Bu açıdan gelip buralara kadar yazdığın için sana çok teşekkür ederim :)
Yorumunu büyük keyifle okudum. Bu yazı içindeki “tongue in cheek” cingözlüğünün benimle ilgili yanlış bir intiba bırakması olasılığından da korkmadım değil (smiley). Madde madde aktardığın katmanlar ile ilgili söylemek istediğim şöyle sıradan şeyler var: Birinci maddeyi, belki de Koray Löker gibi bir pandayı tanıma şansı yakalamış bir kişi olmamdan ötürü çok iyi anlayabiliyor ve bu anlayışı fena halde saygı ve sevgi ile karşılıyorum (senin bu eyleminin ardındaki “anlam zenginliği ve tutarlılık” ile Koray’ın yaptığı bazı şeylerden tanıdık geliyor (dünya ne küçük aslında)). İkinci madde müthiş bir gözlem ve fikir barındırıyor içinde, “gidenin e-hali” son zamanlarda duyduğum en güzel tasarlanmış fakat hayata geçirilememiş projelerden birisi. Üçüncü maddeye katılıyorum; her geçen gün daha belirgin şekilde birbirinden ayrılmaları gerektiği dikte edilen sınırların dahilinde olmak adına insanların edindikleri ezberden yaşantı şekillerini hüzünle gözlemliyorum. Bu yanılgıya düşüp ömrü yarışmakta olan bir sporcu psikolojisinde geçirmek, bu yarış içinde tanımlı olmayan bir şey yaparken de can sıkıntısı yaşamak biraz tatsız ve sentetik bir alışkanlık. Aslında “can sıkıntısı” ve “kronik tatminsizlik” hatalı aksiyomlar ile inşa edilmiş ruh hallerini belirlemek üzere turnusol kağıdı olarak kullanılabilecek küçük uyarı sistemleri olarak değerlendirildiğinde çok işlevsel fonksiyonlar bence.
Arada bir kontrol ediyordum ama Prensesemektuplar’daki yanıtı görmemiştim. Buradan oraya geçeyim hemen :)
Sevgiler.
June 2nd, 2009 at 21:25
ben bu meren blogunu nasil buldum, fotografci ararken buldum galiba, neyse bugun bir procrastination halinde (her an, bohuuu) aklima geldi, ne guzel bir yazili fotografli oyku olmus, begendim, takdir ettim. ben kisin kurutmadan sicak sicak cikmis camasirlari katlamayi severim, hatta yazin da severim, kemiklerimiz isiniyor hehe :-) bir de bu sitede yanda kim nereden girmis onu goruyoruz, onu da begendim.