Sanatın Köklerine Doğru…

4/03/2009, 20:52

Science isimli meşhur bilim dergisinin 6 Şubat 2009 tarihli sayısını okuyordum. Micheal Balter imzalı bir makale dikkatimi çekti. Makale, 1994 yılında Fransa’nın güneyindeki Chauvet Mağarası‘nda araştırmacılar tarafından keşfedilen mağara resimlerinden, başka dönemlere ait heykelcikler ve araç gereçlerden yola çıkarak sanatın temelini oluşturan sembolik ifade yeteneğinin insan hayatına ne zaman ve nasıl girdiğine dair görüşleri tartışıyordu.

Makalenin tamamının alıntılandığı ya da makalede tartışılan düşünceleri tartışan bir yazıdan ziyade makalenin bana düşündürdükleri ile ilgili bir yazı bu. Arzu ederseniz özgün makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Üstteki fotoğraf girişte bahsettiğim mağaranın bir fotoğrafı. Araştırmacılarının bulduklarında büyüleyici güzelliği karşısında göz yaşlarını tutamadıkları bu eserin panaromik bir fotoğrafı ise şöyle:

Açıkçası yukarıdaki imajın kaynağını bilmese idim ve birileri bana bunun ne olabileceğini sorsa idi muhtemelen ilk tahminim bu eserin 20. yüzyıl dolaylarında yaşamış bir sanatçının sürrealist bir eseri olduğu yönünde olurdu. Birbirine geçmiş bu aslanların, gergedanların, atların, bizonların bu mağaraya meşaleler ile giren birileri tarafından kömür ve kök boyası kullanarak 30.000 yıl önce çizildiğini bilmek hayret verici ve bence fena halde düşündürücü.

İlk insanların 50.000 ilâ 100.000 yıl önce Afrika’dan dünyaya yayılmaya başladığı ve yaklaşık 40.000 yıl önce Avrupa’ya ulaştığı öngörülerini göz önünde bulunduracak olursanız, 30.000 yılın insanlık tarihi açısından ne kadar uzun bir zaman öncesine denk geldiğini görebilirsiniz.

Bu gün itibarı ile yukarıdaki fotoğraftaki resim, şu ana dek bulunan en eski mağara resmi olmak gibi popüler bir sıfata sahip.

Zaman zaman bir şeylerin “en eskisini“, “ilk örneğini” bulmaya çalışmanın anlamsız çekiciliğine kapılmamak elde değil. Bununla beraber aslında bir çok şey kendinden öncekilerden küçük adımlarla farklılaşan kademeli bir geçişin ürünü olduğu için “işte bulduk, ilki buymuş” denebilecek bir şey bulmayı beklemek pek sağlıklı değil. Micheal Balter’ın makalesinde çalışmalarından bahsettiği araştırmacılar da sanatın insan hayatına girişine dair tam bir tarih vermek için en eski örnekleri aramak yerine onun sembolik köklerini aramanın daha verimli olacağına inanmışlar. En nihayetinde “sanat” olarak adlandırdığımız iletişim şeklinin varlığını, insanın anlam nakledebilecek sembolleri inşa edebilmek için gereken bilişsel yeteneğe sahip olmasına bağlayabiliriz. İnsanın sahip olduğu bu yeteneğin bir anda var olmayıp aşamalı bir şekilde ortaya çıktığını düşünüyorsak, sanatın da bir anda ortaya çıkmadığını rahatlıkla varsayabiliriz; ya da en azından, ilk sanat eserini aramanın pek anlamlı olmadığını söyleyebiliriz.

Dolayısıyla bilinen en eski resim 30.000 yıl önceye uzanıyor olsa da “sanat insan hayatına 30.000 yıl önce girmiştir” demek mümkün değil. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz eser Afrika’daki bir mağarada bulunmuş ve 77.000 yaşında. Etrafındaki diğer buluntular ile arasında nasıl bir fark olduğunu görebildiğinizi tahmin ediyorum. Kimileri tarafından alışagelinen sanat anlayışından farklı görünüyor olabilir, fakat aklı başında birisinin kolaylıkla “bu bir sanat eseri değildir” ya da “belli ki bunu yapan her kim ise amacı bir şey anlatmak değildi” diyebileceğini zannetmiyorum.


Fotoğraf Chris Henshilwood’a ait. Orijinal kaynağı ise burası.

Benzeri kimi örnekler çok yakın akrabalarımız olduğu düşünülen ve izlerine 1.400.000 ilâ 200.000 yıl öncesine kadar rastlanan Homo heidelbergensis‘a, Homo erectus‘a değin uzanıyor.

Araştırmacılar sanat ve sembolik ifade yeteneğinin, Darwin’in evrim teorisinde türlerin çeşitliliği ve ortaya çıkışı ile ilgili önerisinde olduğu gibi “aşamalı bir şekilde” (gradually) insan hayatında yer bulduğu, bir anda yoktan var olmadığı fikri ile ilgili yaptıkları bir deneyden ve sonucundan bahsetmek istiyorum:

Dietrich Stout isimli bir bilim insanı önderiliğindeki araştırmacılar bu deneyi taş yontmacılığı konusunda yetenekli 3 arkeoloji araştırmacısını kullanarak yapıyorlar. Bu kişilerden 300.000 ve 120.000 yıl* öncesine ait iki grup içerisinde yer alan araçların aynılarını yontmalarını istiyorlar ve onlar yontarken beyinlerindeki hareketliliği pozitron emisyon tomografi yöntemi ile inceliyorlar. Arkeologlar eski döneme ait olan taşları yontarken beyinlerinin “görsel” ve “motor” fonksiyonlardan sorumlu kısımlarını kullanıyorlar, yeni döneme ait olan araçları yontarlarken ise beyinlerinin “görsel“, “motor” fonksiyonlarının yanında “dil” ve “konuşma” fonksiyonlarından sorumlu kısmı da devreye giriyor. Okuduğumda tüylerim diken diken oldu açıkçası. Bu deney karmaşık araçların üretilmesi ile sembolik düşünebilme ve anlatım kabiliyetinin, benzer bilişsel yetenekleri gerektiriyor olduğunun bir göstergesi olduğu kadar insanların karmaşık aletler yapabilmeye başlamasının beyinlerinin zaman içerisinde sembolik olarak ifade etme yeteneğine sahip kısımlarının evrilmesi ile mümkün olduğunun da bir göstergesi.

Doğal seçilimi de işin içine kattığımız zaman, biz bu gün burada isek ve sembolik olarak düşünebiliyor ve kendimizi bu yolla ifade edebiliyorsak, “sembolik ifade yeteneği olanların, bu yeteneğe sahip olmasından ileri gelen bir avantajı olduğunu” var sayabiliriz. Sanatın temelinde yatan sembolik ifade yeteneği insan evriminin bir parçası olarak evrildi ise bu yeteneğin insanlara sağladığı avantaj, onların “fit” olma durumları üzerindeki pozitif etkisi ne idi acaba? (Bir çok evrim teorisyeninin bu soruya kızabileceğini tahmin ediyorum aslında, fakat düşünmesi keyifli ;) Bu konudaki spekülasyonlarınızı paylaşmaktan çekinmeyeceğinizi umarım :)

Söz evrimden açılmışken, içinde bulunduğumuz yılın, ortaya attığı teori ile biyolojik çeşitliliğin etrafındaki sis perdesini aralamak konusundaki çabalara en kayda değer katkılardan birisini sağlayan Charles Darwin’in doğumunun 200′üncü yılı olduğunu hatırlatmak ister, bu vesile ile belki evrim teorisi hakkında bir kaç şey okumak istersiniz ümidi ile bir iki leziz bağlantı vermekten kıvanç duyarım:

Lütfen en büyük cahilliklerimizin çoğunlukla bildiğimize inandığımız konuların içerisinde saklı olduğunu unutmayın.

_

* Bahsi geçen araçlar pre-acheulean ve late acheulean dönemlerine ait. Bu kavramlara yabancı okuyuculara bir anlam ifade etmesi için yaklaşık tarihleri (pre-acheulean için 300.000 yıl, late acheulean 120.000 yıl) Wikipedia’daki bir tablodan aldım.


“Sanatın Köklerine Doğru…” için 3 yorum yapılmış.

  1. nazim keven

    sembolik dusunme yetisinin insanlara sagladigi avantaj uzerine bir iki kelam etmek isterim. yillar once dilin evrimi uzerine bir kitap okumustum, orada dilin sosyal baskilar sonucu evrilmis olma ihtimalin en mantikli secenek oldugu uzerinde duruluyordu. simdi sempanzelere(makak di bunlar yanilmiyorsam) baktiginda cok primitif bir iletisim, ama buna karsilik cok kompleks bir sosyal yasam goruyoruz. grup olarak yasiyorlar, erkek bir lider, harem hatunlar, genc erkeklerde ortamda takiliyor. genc erkekler haremdeki hatunlarla ciftlesmek istiyor ama liderden de cekiniyorlar. velhasil kompleks bir sosyal yapi ortaya cikiyor bu dinamikten, arkadan is cevirmeler, bir birine yalakaliklar, boy gostermeler vs. akil fikir almaz saklabanliklar. boyle bir yapiyi yurutebilmek icin iletisim yollarinin olmasi lazim, sempanzeler bunu grooming denilen bir birinin bitlerini ayiklama vasitasi ile yapiyorlar. lakin grooming baya zaman alan bir is, bir grup icinde matematiksel sinirlar var verili zamanin grup sayisina orantisi uzerinden(haliyle sayilarin hepsini unuttum) Velhasil, oradaki tez grup sayisi belli bir siniri astigi zaman, daha effektif bir iletisim yontemi icin super bir baski(selective pressure) olusacak. Grup sayisinin artmasi lakin cok avantajli, ozellikle koordineli olabilirse grup.

    tabi hoyyt diye yoktan yere dil ve sembolik dusunme evrilmiyor bir anda. bir kere muhtemelen dil ile sosyal dusunme cok yakin iliski de. yani dil, sembolik dusunme, sosyal dusunmenin uzerine eklenen bir adim. kadinlardan anlarsin bunu, hem cok konusurlar hem de sosyal yonden zekidirler erkeklere kiyasla. bir erkegin aklina hayaline gelemeyecek sosyal planlamalar yapabilirler. (sanat yaraticilikta hep feminenlikle kadinla ozdeslestirilmemis midir zaten) muhtemelen beynin ayni alanlari ikisinden de sorumlu.

    sosyallik birinci etmense ikinci etmen de alet yapimi kullanimi. aslan kaplan ayi gibin abilere kiyasla biz biraz aciz kaliyoruz, ne pence var ne guc. hele bir de buzul caglari arada ufurdumu yandik. alet yapimi ve kullanimi ise boyle durumda inanilmaz bir secilim avantaji sagliyor. kabuklu yiyiceklerden tut da les yiyicilige oradan korunmak icin elbise yapimina avlanmaya. bir isvicre cakin varsa senden guzeli yok yani. en basit aletin yapimi bile sembolik dusunmeyi gerektiriyor sonucta, yapacagin seyin bir representasyonunu kafada canlandirmak lazim. misal alet yapimi kullaniminda da erkekler daha iyidir.

  2. A. Murat Eren

    Teşekkürler bilgiler için. Yazdıklarına bir iki ayrıntı dışında tamamen katılıyorum. Katılmadığım kısımları da okuyup etmeden tartışmak istemiyorum :) Zira dillerin evrimleşme süreci ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum açıkçası. Bilgisayar programlama dillerinin evriminden yola çıkarak insan dillerinin evrimine yol açan faktörler ile ilgili müthiş spekülasyonlar yapabilirim, fakat bu da pek işime gelmiyor :)

    Bu arada kadınlar ve yaratıcılık ile ilgili olarak şunu söylemek isterim: Geçenlerde rastladığım bir araştırma yüz ifadesine bakarak kişinin duygusal durumunu tahmin etme konusunda kadınların erkeklerden çok daha isabetli olduğuna dair bir sonucu ortaya koyuyordu (hatta deneyde kullanılan resimleri kullanarak Duygu ile beraber kendi deneyimizi yaptık, çok fena yenildim). Dolayısıyla evet, kadınlar sosyal yönden daha güçlüler. Beyindeki frontal lob, diğer bir çok işlevin yanında sosyal adaptasyonu regüle etmek ve “nabza göre şerbet vermek” fonksiyonlarından da mesul. Bir başka araştırma da zaten kadınların frontal lobunun beyinlerine oranı erkeklerin frontal lobunun beyinlerine oranından daha büyük olduğunu doğruluyor.

    Fakat yaratıcılık deyince işin içine frontal lob ile beraber temporal lob ve limbic sistem gibi başka kısımlar da devreye giriyor. Buradan yola çıkarak sosyal zeka ile yaratıcılık arasında nörolojik olarak bir ilişki yok diyebiliriz. Zaten kadınların yaratıcılık konusunda istatistiksel olarak erkeklerden daha üstün olmalarına da pek ihtimal veremiyorum açıkçası. Sanatta yaratıcılığın kadınla özdeşleştirilmesinin arkasında yatan şeyin ise erkek yaratıcılığı olduğunu düşünüyorum. Bu düşünme eylemini de katiyen şovenist bir şekilde değil, sevecen bir ruh hali ile gerçekleştiriyorum ;)

  3. Koray Löker

    Bu arada ilk duvar resimleri sanatsal kaygılardan çok, M. Ali Birand’la 20.00 Haberleri modeli bir motivasyonla yazılmış gibi görünüyor bana…

    Avcılar bugün koca bir öküzü vurdular (akşam yediğiniz nereden geldi sanıyordunuz ki?)

    Büyük Şef Mmenggeane’nin kızı kanamaya başladı, kabileye bir kişi daha katılabileceği haberini deliler gibi dönüp bağırarak kutladık (en çok ben bağırdım, çünkü o çocuk benim olacak)

    falan gibi etkinliklere dair birer belge sunma hali değil mi duvar resimleri?

    hamiş: tamam, tamam, sabah sabah (benim açımdan pazar günü itibariyle sabah sayılır, dün umt evlendi, nikahında sarhoş olduk falan) böyle bir spekülasyon hoşuma gitti diye bazı gerçekleri çarpıttım ne var bunda…

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün