Fotoğraf Eleştirmenliği

17/04/2009, 14:55

Fotoritim dergisi “Fotoğraf Eleştirmenliği” konusunda bir e-panel hazırlamış. Fotoğraf Yazıları günlüğünde haber verince gözüme çarptı. İçerikli bir çalışma olmuş. Ben de fotoğrafın tanımı, anlaşılması ve yorumlanması üzerine kafa yormaktan keyif alan bir kişi olarak yazanlara göz atmak istedim.

Elbette yer yer anlamsız bulduğum yaklaşımlara rastlamak benim için sürpriz olmadı (sonuçta Fotoritim içindeki ve etrafındaki herkesin arif insanlar olmadığını biliyorum). Bununla beraber bir şeyi anlamlı ya da anlamsız olarak addederken kullandığım kriterler sadece benim düşüncelerimi şekillendiren aksiyomlarla biçimlendiği için bana anlamsız gelen şeylerin başkalarına anlamlı gelebileceğinin de farkındayım, dolayısıyla öyle en doğrusunu bildiğimi iddia etmediğimi bilmenizi isterim. En nihayetinde yazdıklarım sadece benim düşüncelerim, tamamen yanlış olmaları da bir ihtimal. Bunu da bir feragatname olarak kabul edin.

***

Panelde yer alan yazılarda rastladığım ve yanlış olduğunu düşündüğüm bir kaç görüşe yer verip bu konudaki düşüncelerimi not düşeyim arşiv olsun (bunu yaparken isimleri yazacak ve doğrudan yazılardan alıntı yapacaktım, polemik çıkarmaya değer bir getirisi olmadığına karar verdim, düşüncelerin özetini alıp kendi görüşlerimi eklemeye karar verdim):

Eleştiri, fotoğrafçının daha iyiye gitmesi için gerekli bir şeydir

Değildir. Bir eser ortaya koyulduğu şekli ile kabul edilmelidir. Eserin taşıdığı mesaj onun son halinde gizlidir; eserin son hali ise onu ortaya çıkaran kişinin tasarrufundadır ve yaratıcısının düşüncelerini yansıtır. Dolayısıyla daha iyisinin ya da daha kötüsünün ne olabileceği ile ilgili spekülasyon yapmak ve eser sahibine yol göstermek cahilliktir.

Eleştiri yazan kişinin üslubu çok önemlidir, eser sahibini kırabilir

Bir eserin eleştirisi (ya da yorumu) eser sahibi için yapılmaz. Yorumcu, daha çok, izleyiciler ve eser arasındaki bağdır. Bu kişi eserin içerisindeki farklı mesajların ortaya çıkması, eserin daha iyi anlaşılması için bir vekildir. Eser sahibi isterse eleştiri ve yorumları dönüp okuyabilir, fakat yorumun asıl muhatabı o değildir. Üslubu düşüncenin önüne koymak ise başlı başına bir acizliktir. Öte yandan eleştiriyi eser sahibi için yapmak ise ya iltifat ya da saldırı amaçlıdır ve ikisi de okura bir şey vermez. Alıntıladığım yaklaşım bu sebeplerle sağlıksız bir yaklaşımdır.

Ödül alan eserlerin jürileri eleştirilerini yayınlamalıdır ki takip edenler ödül alabilecek eserler ortaya koyabilsinler

Saçmalamayalım. Bir eserin hasbelkader bir araya gelmiş bir jüri tarafından ödüle layık görülmesi tamamen o jüride yer alan kişilerin vizyonları, eğilimleri ve entelektüel birikimleri ile ilgilidir ve genel için bir anlam ifade etmesini beklemek büyük hatadır. Her eser, kendisini ortaya koyan kişinin duygu ve düşüncelerini ihtiva eder. Jürinin eleştirilerini okumak izleyiciler için keyifli ve verimli olabilir fakat ödül alamayanların eserlerini ödül verenlerin eleştirilerine göre şekillendirmesini normal bulmak, bunu telkin etmek en yumuşak tabiri ile bir tıkanıklığın sonucudur. En nihayetinde aynı eserlerin farklı bir jüri tarafından değerlendirilmesi ile ortaya çıkacak “kazananlar” listesinin farklı olabileceğini tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla jürinin düşüncelerinin geriye kalan eser sahipleri için bir bağlayıcılığı, yönlendiriciliği olması beklenmemelidir.

Yorum/eleştiri, bir eserin doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işidir

Yorum/eleştiri bir eserin gözden kaçabilecek detaylarında gizli olanları bulup ortaya çıkarma, bir amfi misali içindeki mesajı güçlendirip diğer izleyicilere ulaştırma amacı ile yapılmalıdır. Doğru ve yanlış yanlarını aramanın eleştiri ile ilgisi yoktur, bu şekilde bir eserin yorumlanabileceğine inanmak ancak sanatın ne kadar yanlış anlaşılabileceğine dair güzel bir gösterge olabilir.

Eleştirmen/yorumcu objektif olmalıdır

Eserin yorumu, eserin yorumlayan kişi üzerinde bıraktığı izler ve bu izlerin bu kişinin düşünce evrenindeki izdüşümleri ile ilgilidir. Yorumcunun bu ip uçlarından yola çıkarak inşa ettiği fonksiyonlarla eserin farklı bir düzlemdeki resmini çizmesi beklenir. Bunun objektif olamayacağı ortadadır, eleştiri/yorum objektif olduğu ölçüde gereksizdir

Eleştirmek için çok bilgili, kültürlü ve çok yönlü olmak gerekir

Bir eseri eleştirmek, onu yorumlamak için çok bilgili ya da çok kültürlü olmak bir ön koşul değildir. Bilginin ve kültürün seviyesi ise izafidir; kendisini insanları bilgi ve kültürü açısından sınıflayabileceğini düşünen bir kişi bir başka kişi karşısında bilgisiz ve kültürsüz duruma düşebilir. Bu beklenti ancak bilgili, kültürlü ve çok yönlü olan insanların bir eser içerisindeki mesaj hakkındaki düşüncelerini dile getirme özgürlüğü olduğunu ima eden elitist bir düşüncedir. Herkes eleştirebilir ve yorumlayabilir, hangilerinin ne kadar kıymet göreceği eleştirmenlik standartlarını belirleme enstitüsünün memurlarının değil, okurların işidir.

Benim iki kuruşum bu yönde.

***

Meren Bey, neden hiç bir şeyi beğenmiyorsunuz kuzum? Hep böyle negatif ve kırıcı bir insan mı olacaksınız?“. Hayır, hiç bir şeyi beğenmiyor değilim, rica ederim. Panelde keyifle okuduğum yazılar da oldu, örneğin Merih Akoğul’un düşüncelerine sonuna kadar katılıyorum, düşüncelerini oturttuğu sağlam çerçevenin herkes tarafından görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendisine saygılar sunarım. Ayrıca Gültekin Çizgen’in yazısı ve Mehmet Oğuz’un yazısı da bence okumaya değer içerikli yazılar arasında (hep negatif ve kırıcı olduğumu söylüyorsunuz ama bakın aslında dün demediğimi bırakmadığım bir insanı da yeri gelince yüceltip baş tacı yapmasını bilen, son derece koşut zamanlı ve kin gütmez bir insanım).

***

Her neyse, fotoğrafsız yazı olmaz. Resimlerine bakmak için gelenlere ayıp olmasın. Hadi bakalım.


“Fotoğraf Eleştirmenliği” için 9 yorum yapılmış.

  1. Koray Löker

    Bugün LKD ve Bilgi Üni.nin birlikte düzenledikleri, Türkiye’de alanında uzman iki örgütün iki büyük etkinliğinin birleşimi olan bir gündü… Özgür Günler ve Linux Şenliği birlikte yer aldı… Ortalıkta gezen hıyarın haddi hesabı olmadığı gibi, onlara aldırış etmeden, salak olduklarını suratlarına vura vura gezen nice aklı başında insan da vardı… Baktım ve dedim ki, “iyi ki özgür yazılım dünyasında salağa salak diyebiliyoruz”.

    Memlekette koyun yok diye keçiye abdurrahman çelebi demek miydi, neydi deyim, işte öyle bir ruh haliyle bu sansür meraklısı saçma insanlara hala kıymet veriyor olmak saçmalık!

    Keçisiz günler diliyorum!

  2. A. Murat Eren

    Abi arada bir de olsa Merih Akoğul gibi birisinin düşüncelerini okuyabileceğim erişilebilir tek platform Fotoritim ise, benim de onun yerini alacak bir şey yapmaya ne enerjim ne de isteğim varsa, tamamen görmezden gelmek yerine saçmaladıklarında eleştirip iyi bir şey yaptıklarında da buna dikkat çekeceğim elbette.

    İçlerinde sansürcü ahmaklar var diye o dergi ve kapsadığı her şeyin üstünü çizmek gerekmiyor. Zaten salağa salak da diyorum işte alenen, daha ne yapayım? Yukarıda highlight ettiğim alıntılar bu anlama gelmiyorsa başka ne anlama gelebilir?

    Ayrıca neredeymiş o Türkiye’deki açık kaynak camiasında salakların salak olduklarını yüzlerine vura vura gezen aklı başında insanlar? Ben buralara geldikten sonra çok ciddi bir taze kan girişi olmadı ise benim hatırladığım salağa yüzüne karşı salak diyen iki üç adam vardı. Kalanlar da bol bol dedikodu, bol bol bik bik ama aman ses çıkarmayalım, görmezden gelelim, bunlarla uğraşılmaz adamı idiler. Sen de allaaşkına..

  3. A. Murat Eren

    Söylediklerin üzerine düşündüm biraz. Sırf iyisi yok diye kötüsü ile yetinir görünmek, insanları ona yönlendirmek doğru bir yaklaşım olmayabilir gerçekten. Bu konuda biraz naiflik yapıyor olabilirim. Ayrıca Merih Akoğul’un düşüncelerine ulaşacağım tek yer Fotoritim ise bu da benim beceriksizliğim, yetersizliğimdir belki.

    Gördüğüm o ki benim Fotoritim’e karşı takınacağım tavır konusunda kafam karışmış. Bir düşüneyim ben bunun üzerine :)

  4. leothemaster

    Blog Ödülleri 2009, Windows Live Spaces alanında en iyisi olduğumu düşünüyor, değerli oyunuzu bekliyorum, işte oy vermek için link: [Meren bu bağlantıyı sildi]

  5. Koray Löker

    Ben de üzerlerini çizmek için yanıp tutuşmuyorum işin doğrusu, fakat son tartışma nerede bitti? Bence bitmedi, havada öylece bıraktılar. Merih Akoğul ya da orada herhangi bir şekilde saygı duyduğun herhangi bir insanla bu konuyu da paylaşabilme, tutum geliştirme özgürlüğü olmalı diye düşünüyor insan böyle olunca…

    Şu anda iktidar partisinin yaptığı gibi, vitrinde herkesi kucaklayan, sarılan, şefkatli ve çoğulcu bir görüntü, ama arka kapının orada “başbakanım, çiftçiyim, açım” diye seslenince pata küte girişip “senin çiftçi olduğuna da inanmıyorum ben, samimi değilsin, aç da değilsindir, birbuçuk iskenderi lüplemişsindir” gibi yaklaşımlar sergilemek, korumaların agresyonluğu…

    Düşünce yapısında bir paralellik yok mu? Bir yandan onlarca yazar ile görüş çeşitliliği, renklilik, bir yandan bir yazıya eleştiri gelince üzerini kapatmak, bu konuda tartışma yapınca facebook’ta yazarını gruptan kovmak, bu konu hakkında bilgi isteyince susup başka tarafa bakmak… Bunların hepsini konu edinince gelip “ben doktorum, vaktim değerli sizle mi uğraşacağım lan!” diye seslendirilmesi gerekecek bir ses tonuyla çemkirmek…

    Bu mu fotoğraf dergisi? Feriştahını getirip konuşturuyorlarsa, gidip o adama da, “bilader mümkünse bu adamlara görüş falan açıklama, ahanda bu adamların durumu bu” demeyeceksek, bu ülkeye tahammül etmeyi epeyce öğrenmemiz gerekiyor, çünkü bu ülkede bundan daha iyisinin çıkması için hiç bir şey yapmıyoruz demek oluyor bence bu tavır…

    Abartıyorum bir yanıyla… ama şahsen en azından adamların yaptıkları işleri oturup uzun uzadıya eleştirip, linkler vererek adam yerine koymak bana anlamsız geliyor. Evet konuştukları adamların peşinden koşup “abi siz o dergiye yazı verdiniz ama…” demeyi tabii ki beklemiyorum pratikte… ama ben bu adamları fotoğraf dergisi diye ciddiye alıp da bahsedeceksem, bunun için önce yapılarında çok ciddi değişiklikler yapmaları gerekiyor… Bu halleriyle çoluk çocuklar aralarında eğleniyor olarak bakıyorum ve bakılması gerektiğine inanıyorum. Çoluk çocuk zihniyetli olmak yaştan, meslekten ve deneyimden bağımsız bir şey neticede…

  6. m.kara

    Şu Fotoritim ve sansür konusunda düşüncelerini en dürüst şekilde ifade eden Koray Löker, Murat Eren ve UDK dan zerre kadar haz almasamda, bu konuda ki davranışlarını takdir etmek boynumun borcu olsun.

    Sanırım Murat Eren in bu yazısını da bu şekilde değerlendirmek gerek. Ben Fotoritim dergisini bu şekilde hiçe sayarsam,
    o salaklara benzemiş olmaz mıyım?

  7. A. Murat Eren

    Ben Fotoritim dergisini bu şekilde hiçe sayarsam, o salaklara benzemiş olmaz mıyım?

    Burada ne demek istediğinizi tam olarak anlayamadım. Fotoritim dergisini “bir okur olarak” hiçe sayarsanız, evet, saçma bir şey yapmış olursunuz belki. Fakat Fotoritim dergisini “bir yazar olarak” hiçe sayarsanız, yani yazdığınız yazılarla insanları içindeki sansürcü zihniyetten haberdar olduğunuz bir yayına yöneltmemeyi tercih ederseniz, saçma bir şey yapmış olmayabilirsiniz. Bu konuda ben de net bir karar vermiş değilim, fakat olayı şu anda böyle görüyorum.

  8. sina

    “Ödül alan eserlerin jürileri eleştirilerini yayınlamalıdır ki takip edenler ödül alabilecek eserler ortaya koyabilsinler“.

    Buna şark kurnazlığı diyebilir miyiz?

    Tıpkı, Hadise’nin “düm tek tek” şarkısını yollayarak “1.lik elde abi garanti valla bak hatun hem güzel, kıvrak, seksi hem de şarkı oynak ortantel falan hem de şov desen o da var e tabi ingilizce bir de daha nolsun. 1.lik hakkımız bizim”

  9. AYŞE

    Saatlerdir blogunda geziniyorum..Fotografla ilgili kaliteli değerlendirmelerin var gerçeketen..
    Hani insan kendi içinde bir şey bulurda,o rahatsız eden ne biliyim ayakkabına giren küçücük bir taş örneğin,seni yürümez kılar ya..
    Öyle bir şey işte..
    Seneye Kocaeli Güzel Sanatlar Fakultesine fotografcılık bölümüne girmeyi planlıyorum.Bunu için fellik fellik fotografçılık kültürümü arttırıyım diye ugraşıyorum..
    İyi geldi siten.)
    Seni sıkkullanılanlarıma ekledim..
    Vakit buldukça okurum..
    Bu arada Artvin çıkartman harikaydı.
    Hoşçakalın.
     

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün