Fibonacci Dizisi ve Fotoğraf
11/05/2009, 17:45
Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler.
Fibonacci dizisi denilen sayılar şöyle başlar ve sonsuza dek gider:
0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, …
Bu sayıları üreten fonksiyonu daha önceden bilmiyorsanız dahi şöyle bir bakarak kolayca her bir sayının kendisinden önceki iki sayının toplamı olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca sayılar arasındaki orana pi ve e gibi bir sabit olan altın oran denir ve bu sabit ile kriptografik algoritmalardan tutun da rönesans dönemi mimari ve sanat eserlerine kadar bir çok yerde karşılaşmak mümkündür.
Doğada fibonacci sayıları o kadar çok yerde gözlemlenebilir ki “bu sayılarda bir iş var hocam” dememek elde değildir. İlginizi çekiyorsa bunu araştırmayı size bırakıyorum. Buradan ya da buradan başlayabilirsiniz.
Fibonacci dizisinden elde edilen fibonacci spirali de aşağıdaki gibi bir şeydir ve sanat eserlerine de sık sık uyarlanır (hatta fotoğraf kompozisyonu hakkında mürekkep yalamışlık taslamak isteyen kişilerin ilk ortaya attığı “üçte bir kuralı” da, köşeleri birleştirilerek bu spiralin oluşmasını sağlayan karelerin en sonuncusunun tüm karelerin kapladığı alana oranından gelir, aşağıdaki şekle baktığınızda ne demek istediğimi kolayca görebilirsiniz).
![]() |
Bu spiral şöyle oluşur: en küçük iki karenin kenarı 1 ve 1 birimdir, bir büyüğünün kenarı 2 birimdir, bir sonraki karenin kenarı 3 birimdir, bir sonrakininki 5′tir, bu bu şekilde 8, 13, 21, 34 diye devam eder. Daha sonra bu kareleri birleştirdiğinizde yukarıdaki spiral ortaya çıkar.
Konudan konuya atlamacılık: Bir yılı aşkın süredir beraber çalıştığım lab teknisyenimiz, maestromuz, gönlümüzde taht kurmuş tatlı insan Amanda Alba (1, 2), önümüzdeki hafta hayırlı bir nedenle ile New York’a taşınıyor (Columbia Üniversitesi’ne kabul edildiği için, gidişine adam gibi üzülemedik bile). Küçük bir veda partisi vesilesi ile arkadaşları olarak dün onun French Quarter’daki evinde bir araya geldik. Ben de bir kaç fotoğraf çektim olay mahallini belgelemek adına. Çektiklerimden bir tanesi de aşağıdaki fotoğraf:
![]() |
Yakınımda olan ve fotoğraf ile ilgilenen kişiler kadraja giren objelerin geometrik ilişkilerine fena halde itina gösteren bir insan olduğumu söylerler arada bir. Çoğunlukla fotoğrafı çekerken çok fark etmesem de daha sonra çektiğim fotoğrafları incelerken bu konuya iç güdüsel şekilde çok özen gösterdiğimi ben de fark ediyorum açıkçası.
Öte yandan geometrik ilişkilerin insanların bir fotoğraftan aldıkları mesajı çok değiştirdiğini, Barthes’in fotoğraf düşünürlerine kazandırdığı bir terim olan Punctum‘u ortaya çıkarma ya da güçlendirme konusunda rol aldığını da düşünüyorum.
Örneğin yukarıdaki fotoğrafı daha sonradan incelediğimde çok hoşuma gitti ve çekmiş olduğuma çok sevindiğim fotoğraflardan birisi oldu. Bununla beraber sadece ben değil, bir kaç kişinin fotoğrafla ilgili beğenilerini işittim. Fakat fotoğraftaki diğer kişi olan Dr. Alexander Stoyanov’un -daha önce bir çok fotoğrafımı görmüş olmasına rağmen- bu fotoğrafa dair attığı “senin fotoğraf konusunda bu kadar yetkin bir insan olduğunu bilmiyordum” içerikli e-postası bardağı taşıran son damla oldu. “Bir saniye” dedim kendi kendime. Neden bu fotoğrafı beğenmek herkes için bu kadar kolay olmuştu? Bu işin içinde bir iş mi varmıştı? Tam o sırada aklıma fibonacci dizisi geldi (hehe, evet, geliyor öyle arada bir aklıma). Fibonacci dizisinin meşhur spiralini fotoğrafa uyarlamaya karar verdim. Sonuç etkileyici idi, çünkü neredeyse bütün görsel ögeler ya fibonacci spirali tarafından ziyaret ediliyor ya da kendilerine kareler içerisinde anlamlı bir yer buluyorlardı:
![]() |
Duygu fotoğrafı gördüğünde şöyle demişti:
Direkler! Aa çatılar. Katedral! Sokak tabelası bile orada. Süper olmuş!
Bir kişinin kendi fotoğrafını bu şekilde anlamaya çalışması biraz komik duyuluyor, farkındayım. Bunu başkalarının yapmasını bekleyecek kadar meşhur filan olmadığım için iş başa düşüyor, mazur görün :) Fakat beni fotoğrafa dair en çok etkileyen şey direkler olmuştu. Siz fotoğrafı izlerken nelere hangi sıra ile dikkat ettiniz bilemiyorum ama Duygu’nun son gördüğü direk en soldaki direk olmuştu. Acaba algı gerçekten fibonacci spiralinin dağılımı ile oranlı bir şekilde mi ayrıntılara odaklanıyor bilemiyorum. Fotoğrafı çekerken bunlara dikkat etmemiştim, fakat bu kadrajı seçmiş olmam işin içinde doğal bir takım geometrik güdülerin olduğunu düşündürdü bana.
Sonra dedim ki, “bir de herkesin -diğer fotoğraflarıma haksızlık edercesine- beğendiği bir fotoğrafım üzerinde deneyeyim, bakayım ne çıkacak”. Bu çıktı:
![]() |
Sonra dedim ki “Kendi fotoğraflarını bırak, bir de başkasının fotoğrafına bak”. Hemen Erdal Kınacı’nın bu gün paylaştığı ve görür görmez “kıskanılası fotoğraflar” klasörüme eklediğim fotoğrafı geldi aklıma, aldım baktım, bir de ne göreyim:
© Erdal Kınacı |
Peki. Daha fazla uzatmayacağım. Bu yazıdan çıkan fikirler şunlar, üzerlerinde düşünmenizi rica ediyorum:
- Fibonacci dizisi inanılmaz bir şey.
- Fibonacci dizisi ile elde edilen geometrik oranlar ile insanları bir görüşte etkileyen fotoğraflardaki objelerin yerleşimleri arasında enteresan bir ilişki var. Fotoğrafçının çekerken bunu dikkate aldığını söylemek güç iken sonuçların örtüşüyor olması düşündürücü.
- Erdal Kınacı’nın İstanbul’da fotoğraf çekmesi bir an önce yasaklanmalı, hatta sınır dışı edilmeli (bu durumda “şehir dışı” edilmesi daha yerinde olabilir). Daha fazla fotoğraf çekerse Haydarpaşa Vapur İskelesi, Balıkçı ve Martı fotoğrafı çekerek hayatını devam ettiren fotoğrafçı güruhunun kendilerine, başkalarına veya Erdal Kınacı’ya zarar vermeye teşebbüs etmesi ihtimali söz konusu.
Tags: amanda alba, korteks, matematik







May 11th, 2009 at 18:15
:))
Yazdıklarını okuyunca aradım Fibonacci’yi;
“Yok be abi 62 den tavşan yapmaya çalışıyordum, bir mühendiz bey geldi önümdeki kağıdı görünce kapıp “Evreka-Evreka” diye koşmaya başladı” dedi…
Valla bak doğru söylüyorum ;)
May 11th, 2009 at 18:20
Ben isin matematigine inanilmaz saygi duymakla ve kabul etmekle beraber, ‘gozlemci’nin de bir o kadar oneme haiz oldugunu dusunuyorum. Bu senin de ‘gudu’ diyerek anlatmaya calistigin sey olsa gerek. Yani bahsettigim gozlemci sen olmak zorunda degilsin. Bircok harika fotograf benim gozumde fotografcinin dahice secimlerini tasisa da sahibi aradan cikmis fotograflardir.
Her uc fotograftaki “the decisive moment”i cikarsak herhalde ayni tadi alamazdik. Iste o an ilk iki fotografta oldugu gibi bir duygusal tetikleyici olabilecegi gibi, son fotograftaki gibi bir canli hareket ani da olabiliyor. Suyunu cikarmamak kaydiyla fotograf okumalarinda gozlemcinin ve duygunun ihmal edilemeyecegini dusunuyorum. Egik lambanin kiminde yana yatmis uzgun kafa karsiligi bulamayacagini kim soyleyebilir?
Dr. Stoyanov da erdemli adammis :)
May 11th, 2009 at 18:22
Erdal Hocam senin doğru söylediğine zerre kadar şüphem yok ama sen muhtemelen yanlış Fibonacci’yi aramışsın :) Çünkü bizimki 1250 yılında sizlere ömür olmuş.
Bu arada bu son fotoğraf beni can evimden vurdu gerçekten. Ellerine sağlık. Dünyayı ele geçirdiğim zaman fotoğraf çekmekten başka hiç bir şeyle vakit harcama diye sana her gün bir milyor dolar vereceğim.
May 11th, 2009 at 18:23
Fekat bu halinde fotografi saturation’a mi bogdun nedir, facebooktaki daha iyiydi sanki.
May 11th, 2009 at 18:29
Acil çıkıyorum evden, dönünce daha uzun yanıt yazacağım baratrion, son mesajına hızlı cevap: bu fotoğrafın gerçek renkleri, facebook küçültürken renklere bir haller oluyor. Saturation ile hiç elleşmedim.
May 11th, 2009 at 20:47
Kimse söyleyemez, haklısın. “Bircok harika fotograf benim gozumde fotografcinin dahice secimlerini tasisa da sahibi aradan cikmis fotograflardir” demişsin, buna da katılıyorum. Evet, bir fotoğraftan alınabileceklere bakıldığında gözlemcinin önemi fotoğrafçının motivasyonlarının önüne geçebilir bence. Zaten ben, “fibonacci sayılarının ve altın oranın gözlemcinin fotoğrafın verdiği mesajları hızla ve belki de neredeyse iç güdüsel bir şekilde derleyip toprarlamasına yardım etmek gibi bir fonksiyonu var belki de” mesajından fazlasını vermek istememiştim yazıda.
Yoksa simgeler ve onların bizim üzerimizdeki etkileri öyle kolayca anlaşılabilecek ve formülize edilebilecek şeyler olduğunu düşünmüyorum. O kadar basit olsa idi her reklamda gördüğümüz ürünü alıyor olur, televizyonda bize gösterilen her şeye inanıyor olurduk.. Bununla beraber -bilgisayar bilimleri ve ucundan da olsa neuroscience ile haşır neşir olmuş olan bir kişi olarak- bunun imkansız olduğunu da pek düşünmüyorum (o günleri görmeyi de istemiyorum pek) :)
Sevgiler.
May 12th, 2009 at 05:36
deviantArt, Fotokritik, flickr, picasa gibi kaynaklardan son bir yılın en popüler/favori vb. fotoğrafları diye 50′şer fotoğraflık seçkiler alıp, o seçkiler arasında bir benzerlik olup olmadığına bakmakla başlayalım, sonra gelelim işin bu kısmına bence…
Altın oran denen şeyin çalışmadığını/çalışmayacağını iddia edemem elbette, ama bu denli somut ve güçlü bir şey olarak ortaya koymak biraz Dan Brownvari bir yaklaşım olmuş bence. Çok eğlenceli olmuş, harika olmuş, hiç bir itirazım yok, ama bence abartılı da olmuş. “tabii abartılı” diyeceğini bildiğim için detaylandırmıyorum.
May 12th, 2009 at 11:13
Aklıma Pithagoras’ın “bütün kozmos sayıların ürünüdür” teorisi geli aklıma.. Her fotoğrafçının mutlaka Pithagoras okumuş olması gerektiğini düşünürüm hep..
May 12th, 2009 at 11:26
Löker’cim __bence (tamamen yanlış anlamış olabilirim hakkımı saklı tutuyorum)__ Meren burada “altın oran” çalışıyor demek istemiyor da “Kendi içindeki dinamikleri düzenli olan birşey veya tüm dinamikleri düzensiz bir şey son derece ilgi çekici iken. Bunlar dışında kalanlar sıradan oluyor ve ilgi çekmiyor” diyor. Bunu anlatırken de mühendis bir insan olduğu için bu düzen(düzensizlik) modelleyebileceği n tane denklem/oran/orantı/dizi v.s. çıkartmak mümkünken o aralarından sadece en anlaşılabilir, doğada kolayca gözlemlenebilir bir tanesini yazmak istediğini basitce anlatmak için seçmiş gibi duruyor. Yoksa herhangi başka bir seriyi falan da onlarca harika fotoğrafa v.s.’ye kolaylıkla uydurmak mümkün olsa gerek :)
May 12th, 2009 at 11:49
Ah şimdi Pisagor’un teorilerinden, o teorilerden çıkan mitlerden filan konuşmaya başlasak buralar toz duman olur :)
Evrenin, milattan önce 400 yılına kadar içinde 0 olmayan, milattan sonra 628 yılına kadar içinde negatif sayılar olmayan, bizim doğayı ve evreni yorumlamak için uydurduğumuz ve aksiyomlara bağladığımız bir sistem olan sayıların ürünü olduğunu düşünmek pek sağlıklı değil bence. Sadece sayılar o kadar güçlü ki evrenin çok büyük bir kısmını onlarla anlayıp ifade edebiliyor, hatta ilk bakışta göremediğimiz doğal fenomenleri bir noktaya kadar sayılar ile açıklayıp fark edebiliyoruz.. Tüm kozmosun bizim uydurduğumuz bir şeyin ürünü olduğunu düşündü ve ortaya attı ise Pisagor amcanın önünde saygıyla eğilirim, o ayrı konu (bu arada bunu nerede demiş, bulamadım, bir kitap filan mı?).
Çağlar’cığım da şöyle demiş:
Çok doğru. Sonuçta iki boyutlu uzayda tanımlı ve herhangi bir fotoğraf üzerindeki her görsel ögeyi istenen sıra ile ziyaret edecek en az bir fonksiyon vardır demekte hiç bir sakınca yok. Fakat bir tanesi var ki Çağlar’ın da dediği gibi doğada filan da çok fazla rastlanan bir şey, bu yüzden denemesi keyifli.
Ben fibonacci spiralinin görsel mesajları ile örtüştüğü fotoğraflar güzeldir, gerisi değildir demiyorum elbette. Sadece bu fotoğraflar içeriklerini izleyiciye biraz daha hızlı aktarıyor olabilirler belki diye düşünüyorum. Maksat bir stimulation olsun, bir beyin tokatlama olsun. Yoksa fotoğraf makinemin vizörüne fibonacci spirali katmanı takmayı düşünmüyorum (fena fikir de değil aslında, böyle bir şey yapıp bir fotoğraf serisini tamamen o şekilde çeksen acaba ne çıkar (kucağında köpeği ile gezen kokoş sanat eleştirmenleri ve Internet nördlerinin gözünde arşa yükselirsin, orası garanti, ama gerçekten ne çıkar acaba (neyse işim gücüm var aklımı çelmeyin şimdi))).
May 13th, 2009 at 08:28
http://ulrikanorstrom.com/wp-content/uploads/2009/03/henri-cartier-bresson.jpg
May 13th, 2009 at 08:33
http://aphotocontributor.typepad.com/aphotocontributor/2008/10/the-golden-ratio.html
May 13th, 2009 at 08:42
Henri Cartier-Bresson’un fotoğraf çekerken zihninin nasıl çalıştığını çok ediyorum:
Tadımlık: Barnack, Bresson and the Golden Ratio: http://www.openorigins.com/thoughts/barnack-bresson-and-the-golden-ratio/
Şunu sormak isterim 6×6, 6×7 ve benzeri formatlardaki fotoğrafları açıklayıcı geometrik bir düzen var mıdır?
May 13th, 2009 at 12:21
E tam da böyle bir çıkarım için acele etmeyelim dedim, yoksa tam tersine ben de altın oran çalışmıyor demiş değilim, sadece o bütün bu tür etkenlerden bir tanesi ve heyecanlanmadan önce, algının beğeni ve alımlama üzerindeki etkisinin yanına kültürel çalışmaları da ekleyip eğilimler, akımlar, tavırlar da bir bu kadar önem kazanır gibi önemli şeyleri unutmamaya özen gösterelim diyorum.
Sevgi anlaşmak değildir, mühendis de sevilir şarkı-bozumunu bir kere daha hatırlattığınız için teşekkürler sevgili mühendisler :)
May 13th, 2009 at 12:59
löker:
Mühendislerle dalga geçeceğine sen de bu kısımlarından bahsedip bizi aydınlat işte, senin aramızda olmandan ve bunları okumuş olmandan sebeplenelim, ufkumuz açılsın (“zaten söylüyorum ya işte, söyleyeceklerim şimdilik bu kadar” diyorsan o ayrı tabi) :) Mühendis kafasının “her şeyi formal bir zemin üzerinde yeniden tanımlayıp yenilir yutulur anlaşılırlığa indirge, ardından mideye indirip bir başka lokmaya doğru ilerle” döngüsünü kırmak lazım tabi arada.
bizans:
Vardır herhalde diyesim geliyor, ama bilemiyorum açıkçası. Lab’dayım şimdi, eve gidince unutmazsam araştıracağım.
Bizans, pek güzel bağlantılar vermişsin. Aklımda HCB fotoğraflarına bakmak vardı, zaten birisi çoktan bakmış..
May 13th, 2009 at 15:20
Estağfurullah efenim, bir çok açıdan, ama en çok da, dalga geçmiyorum ki, çok keyif alıyorum aksine… Gerçekten bir yorumun sınırında söyledim önceki sözlerimi, bir şey ekleyebilecek kadar donanımlı hissetsem böylesi bir konuda, elbet davet beklemez, şımarmazdım. Sorun şu ki, sen öyle bir tanımla ortaya çıkmışsın ki, ya bir anti-tez geliştirmek ya da bunu ilerletecek şekilde ele almak zorunda hissediyorum ekleme yapmaya çalışırken. Oysa demeye çalıştığım öyle yekten bir pazarlık konusu değil, bütünde bunu da kendine ait yerden ibaret görmek… Ki bunu da sen de, Çağlar da biliyorsunuzdur, benimki az lafın çoğu oldu işte… ;)
May 13th, 2009 at 17:38
Estetige ve görsellige bu kadar önem vermek bana artik heyecan vermemeye basladi. Hatta farkli düsünebilmek, yaraticilik ve insanin kisisel dilini gelistirmesi açisindan da tehlikeli olabilecegini düsünüyorum…
Bu kisaca su demek; estetik degeri, matematiksel ya da baska kavramlarla ifade edilebilen sekilde güçlü olmasindan ziyade, o isin daha çok içerigi ve icracinin fikirsel ve yaratici gücünden dolayi etkileyici olmasi benim için daha önemli.
Bu tür seyler bir de aliskanlik yapan seyler. Ne kadar ‘bunu düsünmeden çekiyorum’ dese de insan, bence görüp begendigi sey ve fotograflamak isteyip sectigi kadraj bir sekilde bu görsel aliskanliklariyla güzel bir baglanti kurup insanin zevkini ve bakis acisini belirleyiveriyor.
Yorgunluk seviyesinden ötürü, ne demek istedigimi tam olarak anlatabildim mi bilemiyorum. Klasik tarz islerle hiçbir alip veremedigim olmasa da kisisel olarak beni hiç gelistirmedigini düsünüp, ögrenilen çogu seyin de acilen unutulmasi ve baska seylere kafa yolrulmasi gerektigine inanirim sahsen.
Beni çok derinden etkileyen ve hem fotograf hem de felsefi ya da psikoljik olarak çok önem ve anlam tasiyan su eserler geldi ilk aklima..
Ilk fotograf hayati boyunca sadece otoportre çeken bir fotografçi, Laurence Demaison: (tabii ki her fotografta oldugu gibi kisisel dilini anlamamiz için tek bir fotografa bakmak en fazla biraz ipucu verecektir) http://photodata.box.sk/photo/l/ldemaison203.jpg
Japon usta Sugimoto’nun zaman içindeki derin yolculugu; http://www.caborian.com/wp-content/uploads/2007/08/sugimoto3.jpg
ve yine özportresiyle estetik degerleri sorgulayan ve taa 40 yil önce büyük bir cesaretle insanlari ciddi ciddi düsündürmeye itecek calismalariyla Coplans,
http://1.bp.blogspot.com/_KNOjjvVpAPk/R7mc82YuDcI/AAAAAAAABhE/r7sd1Ebfgv0/s400/%27Back_with_Arms_Above%27,_black_and_white_photograph_by_John_Coplans,_1984.jpg
Bu ve bunlar gibi islerde oran filan var midir bilemiyorum, ya da aransa mutlaka bilimsel bir seyler bulunur gibi geliyor.
Ama bence olay o degil. Özetle, herseyi bilimsellestirmeye çalismasak mi? Bu yönde de düsünmek lazim.
May 13th, 2009 at 19:58
Kendi içerisinde tutarlı bir yorum yazmışsın fakat ben yazı içerisinde “estetik, güzellik buradadır haydi Fibonacci spiraline oturtulsun bütün görsel öğeler!” ya da “altın oran ile ilgisi olmayan fotoğrafları kimse beğenmez” ya da “estetik fotoğrafın en temel öğesidir” demediğim için benim söylemeye çalıştığım şeyi yanlış anlamış olabileceğin hissine kapıldım. İnsanların aynı partide aynı akşam çektiğim onlarca fotoğraf yerine bu fotoğrafa abanmasının ardında ne olabilir diye düşündüm, mevzu o yüzden buralara kadar geldi. Onun ötesinde yazdıklarının son satırı hariç tümüne az veya çok katılıyorum ve ben de bu şekilde düşünüyorum zaten.
Son satır ile ilgili ise şunu eklemek isterim: “Her şeyi bilimselleştirmek” diye bir şey zaten yok. “Her şey” var, bu şeylere bir çok bakış açısı ile bakabilmek var, bu bakış açılarından birisi de bilim olmak var. Nasıl ki -söz gelimi- bir kadın memesi ona sanatsal açıdan bakınca sanatsallaşmıyor, bilimsel açıdan bakınca bilimselleşmiyorsa ve aslında bir kadın memesi olarak kalmaya devam ediyorsa, insanın ilkel görsel algısına bilimsel açıdan bakmanın da hiç bir şeye zararı olacağını sanmıyorum. Bu yüzden de yaşamını sanatçı olarak sürdüren insanların bir şeylerin bilimsel olarak incelenmesinden neden rahatsız olduklarını anlayamıyorum (benzeri eleştirilerin dile getirildiğine daha önce de şahit oldum) :)
Sevgi,
Selam.
May 13th, 2009 at 22:45
Aslinda yazdiklarim ’sen böyle böyle dedin’ diye degil, firsatini bulmusken ’sunu sunu da ekleyeyim’ idi daha çok.
Cünkü genelde (okullarda) tam olarak ögrenemedigimiz / geç farkina vardigimiz bu tarz seyler var.
Yillarca konservatuar okuyup, en sonunda ‘bi dakka ya, ne kurali?’ diyip diger ilgilendigim her müzik türünün de kendi kurallari olsa da klasik düzenden farkli bir anlayisa sahip olmasi gerektigini düsündügümden ayni konuya ucu degen fotografa da deginmek istedim sadece.
“Hey sey” var, son derece katildigim bir tanim. O yüzden sanirim rahatsiz ediyor çogu zaman. ‘Bakin, sanat yapiyorsunuz çünkü su su ve su, sunlar ve bunlar filan demek’ gibi bir seyleri sürekli açiklamak zorunda olan insanlar içindi söylemim. Misal, Ghyka diye Romen bir matematikçinin bir çok arastirmasi var müzik ve geometri üzerine. Müzikteki altin oran vs. Ilk basta ‘hmm ilginç’ dedirten ama daha sonrasi son derece teknik olup kendi içinde kaybolan kavram yigini olarak kalabiliyor müzikten uzaklasip.
May 13th, 2009 at 23:16
Pek de iyi etmişsin. Yazılan her yorumu üzerime alınıp cevap vermek zorunda hissetme alışkanlığımı şu anda bırakmış bulunuyorum :)
May 14th, 2009 at 04:29
Dünyayı ele geçirdiğinde Anıl’a bir bakanlık falan vermek isteyebilirsin bence…
May 14th, 2009 at 05:25
Bana kalırsa, “On Derste Fotoğrafçılık” kitapçıklarının olmazsa olmazı, vazgeçilmezlerinden bir tanesidir, Altın Oran.
Yüzyıllardan beri, Pavlov’un köpeği gibi şartlandırıldığımız için bize bu derece önemli ve doğruymuş gibi geliyor, bence.
Geçtiğimiz haftalarda bir kuzenimle İstanbul’da günlerce dolaşıp, çekimler yaptım.
Ben, Altın Oran/Ufuk çizgisi gibi şeylere sadık kalmaya çalışırken, kuzenim biraz daha serbest davrandı. Benim çektiğim fotoların büyük bölümü 08/15-klişe tadındayken, onun çektikleri daha rahat, daha özgün, daha uzun/bakılası çıktı.
Özeleştiri:
Peki, ben neden bu “kurallara” sadık kalmayı yeğledim?
Fotoğraflar gün yüzüne çıktığında,
- bu adam fotoğraf çekmesini biliyormuş! desinler diye,
- vasıfsız eleştirilere maruz kalmamak için, (örnek: Low Key fotoya: Çok karanlık olmuş. High Key fotoya: Işık patlamış)
- Daha geniş bir izleyici tarafından beğenilmek için
Sonuç:
Vasat/küçük/yorgun bir fotoğrafçı olduğum için.
May 14th, 2009 at 07:31
Bu güzel yazı için teşekkürler. Altın oranın kompozisyondaki önemi şüphesiz ama tep başına yeterli değil bence. İlk fotografındaki altın oranın yanında uzun fokalli bir lens kullanımının da etkisi var. Birbirinden uzak objelerin sıkıştırılması normal gözle görülmeyecek birşey olduğundan şaşırtıcı ve değişik bir etki. Birde buna renklerin uyumlu yerleşi eklendiğinde çok güzel fotograf oluyor.
Izmir den sevgiler.
Caglar
http://caglar.ca
May 14th, 2009 at 11:51
?
May 15th, 2009 at 04:11
Ben de bir bakanlık isterim :)
May 15th, 2009 at 05:14
@anıl
meren´i saçma bir şey yapıyor olduğuna ikna etmişsin, ne kadar teşekkür etse az…
May 29th, 2009 at 04:21
İlk girişinde yazının, “Aha Mereni de kaybettik. Gültekin Çizgen’in – ki çok seversin kendisini biliyoruz – :) istanbul metrosundaki sergisindeki fotoğrafların bir tarafında da cekilen fotoğrafların çizgiler – düzlemler ile teknik analizine bir gönderme mi?” demeye kalmadan…
Aslında spiralin dönüşü, hacmi ve çizgilerin yolu o kadar akılcı ki hani ne koysan uyar gibi geliyor.
Ama yukarıdaki yazının en önemil bölümü bence son paragraf. Erdal abî’nin fotoğrafının altına bunun aynısı bir yorum yazmıştım. Evet belki de benden mi alıntyı yaptın bilmiyorum yada aynı şeyleri mi düşündük farklı zamanlarda farklı mekanlarda ama aklın yolu da bir olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Defol Erdal abi istemiyoruz seni İstanbul’da falan :)) Büyücü o deyip astırmak istiyorum…
June 29th, 2009 at 17:32
ben sedece semenderi araştırıyordum…nerdeyim burası neresi.. 2 saat olmuş oku oku bitmedi
June 29th, 2009 at 17:35
Hahaha
Blogosphere’in tuzaklarına düşüp orijinal araştırma konusundan sapan, kendini ilgisiz günlük girdileri okurken bulan gençler toplumumuzun kanayan yarası :p
August 30th, 2009 at 17:49
bundan 3-4 yil once universitede paleontoloji dersindeydim. ders hocasi deniz kabugu fosillerini anlatirken birden duraksadi ve altin orandan bahsetti.
http://img458.imageshack.us/img458/4704/kabukuklu8wu8.jpg
ustun koru bir anlatidan ibaretti fakat neden olmasin dedim ve evime gelince ilk isim arastirmak oldu. altin oran ve fibonacci makalelerinde mimariden tutun da notalara kadar hayret verici iddialar yer aliyordu. ve bu kadar insan yaniliyor olamaz diyerek kendim de kismen arastirmaya basladim. bazi notalarda, mimaride ve tasarimlarda gercekten cilgin sonuclar veriyordu. iyi islerin hepsinde bir sekilde deniz kabugu spiralini gormek mumkundu. fakat kendimi pek paranoyaklastirmamam gerektigini de biliyordum. ‘pi’ filmindeki adamdan tek farkim onun pi sayisina benimse fibonacci serisine kafayi takmamdi. fotograflarla iyiden iyide hasir nesir olmamla beraber fotograf cekerken bu spirali kendi yontemimle bir sekilde kullanmaya basladim. amatorce denemelerim sonunda gordum ki eski fotograflarima nazaran daha iyi calismalar ortaya cikiyor. bresson’un bazi fotograflarina spirali yerlestirdim. olamaz olamaz dedim. o gunden sonra fibonacci serisine ve spirale saygi duyuyorum.
fakat ben bu spirali fotograflarda senin gibi kullanmiyordum sevgili murat. kareleri isin icine dahil etmiyordum. ve bu bir eksiklik olusturuyordu. cunku fotograflardaki ogelerin yerlerini spiralin uzerine ya da uygun dusen yerlerine oturtmam cok zor oluyordu. ama senin bu karelere bolme fikrin cok mantikli geldi. bu yuzden sana buradan tesekkur ediyorum.
ayrica bu spirali kare seklindeki fotograflara nasil uygulayabiliriz diye bir soru sormak istiyorum sana? kare seklindeki fotograflarda spiralin uzayan kismi karenin disina cikiyor…
August 30th, 2009 at 18:05
Merhaba Volkan,
Keşke bu fikir bana ait olsa idi de gönül rahatlığı ile “rica ederim, ne demek” diyebilse idim ;) Fibonacci eğrisini, bu şekilde altın oran ile birbirini ayıran dik ve yatay çizgilerle ayırma fikrini ben de başka bir yerden gördüm.
Bu yazı altında bizans da benzer sayılabilecek bir soru atmıştı ortaya:
Araştırmayı planlıyordum fakat fırsat bulup da araştırmadım hiç. Fakat sensör ebatlarımız altın orana uygun olmadığından altın oranı fotoğraf üzerine oturtmak için alttan ve üstten zaten ödün veriyoruz. Biraz daha ödün verip kare’ye de oturtmalı mı, yoksa fotoğraf medium’u altın oranın bu kadar dışına çıktığı zaman artık bir etkisi kalmaz mı kabul etmeli, bilemiyorum. Bu yazı altındaki diğer yorumlar (özellikle baratrion, Koray ve Anıl’ın yorumları) biraz fikir verebilir yapılacak bir araştırmanın ne yönde evrilebileceğine dair :)
Selamlar.
October 7th, 2009 at 21:40
Süper resimler emeğinize sağlık
October 28th, 2009 at 20:44
ilk gördüğüm direk soldaki olmuştu (aa direk kırılmış!)
January 5th, 2010 at 17:31
Ben fibonacci spiralinin nasıl çizildiğini merak ediyorum. Başlangıç noktasını nasıl ve neye göre belirleniyor?