Yirmidokuzuncu Öz Portre

29/05/2009, 16:40

Entropiye karşı umutsuz bir savaş veriyoruz ve hiç birimiz bu savaştan galip ayrılmayacağız. Eninde sonunda hepimiz Dünya’dan ödünç aldığımız molekülleri ona geri iade edeceğiz; pek keyifli duyulmasa da bu gerçeği zaman zaman hatırlamak bir şekilde hayatımızda yer etmiş bir sürü gereksizliği ortaya çıkarıp gözlerimizin önüne seriyor bence.

Tanıdığımız insanlar, üretilen, paylaşılan düşünceler kâr kalıyor yanımıza. Geriye kalan her şey ise kârı kimseye kalmayan meşgaleler.

Günlük yaşantının dikte ettiği koşuşturmacaya aldanıp, ulaşıldığında tüm anlamını yitiren ve hemen ardından yerine yenisi gelen hedeflere erişmek için daireler çizmekten fazlasını yapmalı. Çünkü en nihayetinde vaktimiz sınırlı ve hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz.

Blog Widget by LinkWithin

Tags: , ,


“Yirmidokuzuncu Öz Portre” için 5 yorum yapılmış.

  1. Nazim Keven

    rastlantilari oldum olasi cok sevmisimdir, belki cok fazla paul auster okumaktan icime isleyen bir sey…bugun ben de tam senin bu yazdigin seyleri dusunuyordum, oda arkadasimin 3-4 gun once evden ayrilip bir daha haber alamadigimiz kedisinin oldugunu ogrendigimde…bir hafta once bahcemize ektigimiz tomates ve biber filizlerine bakip bu sabah, Chapatulas bu dunyadan gitti, simdi siz bu dunyaya var gucunuzle geliyorsunuz diyordum tomates ve biberlere…bir cevirimin parcasi olan bizler, kedi, biber, tomates, insan…Chapatulas’in New Orleans da French Quarterda bir sokak ismi oldugunu soylerdi oda arkadasim Trey, kedisinin isminin anlamini soranlara…New Orleansda bir sokak da bulmustu onu, cok sevdigi bir kentin cok sevdigi bir sokaginin ismiyle seslenirdi Chapatulasa. simdi belki sen new orleansda o sokakdan gecersen bir gun hani, bakasin saga sola, french quarterda, Chapatula caddesinde…kedilere…cevrime…caddeye…

  2. A. Murat Eren

    Daha bu gün geçtim o caddeden :) Aklıma önce oda arkadaşın ve kedisi geldi, sonra da ne zamandır bahçeden domates biber yemeyeli ne çok zaman geçtiği..

  3. Sina

    Kısa saç yakıştı ama sana fani dünyalı :)

  4. A. Murat Eren

    Bunlarla avunuyorum zaten ben de :)

  5. Uzletgâh

    hepimiz özel imal edilmiş sabunlara benziyoruz..önce tertemiz geliyoruz bu dünyaya..büyük bir itina ile raflara diziliyoruz..o kadar özeliz ki hepimizin kendi çapında bir yeri var..kimimiz renkli, kimimiz beyaz, kimimiz kokulu..bazılarımız daha çok ilgi çekiyoruz..bazılarımız ise sadece işlevsel amaçla tercih ediliyor..bazen kullanılıyor, bazense unutulup bir köşede öylece bekliyoruz..bazen bir ayna kenarına bırakılıyoruz, kendimize bakıp ne kadar güzel olduğumuzu farkediyoruz ya da ne kadar çok kirlendiğimizi..evet hayat hepimizi eşit kullanmıyor..hayatın bazı lekeleri bizde kalıyor.. ama en çok da nasıl tükendiğimize şahit oluyoruz o aynanın karşısında..
    yavaş yavaş eriyip yok olmaya yaklaşan sabunlar..

    küvetin kenarındaki büyük sabun aynanın kenarındakini doyasıya kıskanırken aynadaki ona hüzünlü hüzünlü bakıp \" ne kadar şanslısın\" diyor içinden..tükenişini izlemiyorsun ey kaba sabun! bu bir şans mıdır? yoksa büyük bir kayıp mı? hani hep anlatılır ya iki hastanın bir odada yaşadıkları..cam kenarındakini şanslı bulur duvar kenarında olan..oysa hep yalan güzellikler anlatır ona, pencere kenarındaki betondan duvara bakan..

    biz bu hayatta koca bir koşuşturmacada eriyip giden sabunlar gibiyiz..ama şanslı olanlarımız bir yerlerde kokularını bırakabilen ve tükenmek uğruna hayatı güzelleştirebilenlerimiz.. yoksa hayatın eline almadığı vitrin önünde eriyip giden o kadar çok sabun var ki.. nasıl yok olmak istediğini sen seç..

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün