Doğru Zamanda Dışarıda Olmak

22/06/2009, 13:03

Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi.

O zamanlar, doğmakta olan Güneş’in aydınlattığı ve poğaçalarımızı yerken seyrettiğimiz bomboş şehrin ve şehir mobilyalarının (binalar, kaldırımlar, direkler, ağaçlar, v.s.) o soğuk maviliğinin ardında insanların henüz uyanmamış, şehri ve mobilyalarını kullanmaya başlamamış olması olduğunu iddia ederdim. Güneş batarkenki o sıcak, cana yakın sarı/turunculuğun ardında ise elbette insanların işten çıkıyor olmaları sebebi ile azalmış olan stres, rahatlık ve eve dönüyor olmanın huzuru vardı.

Şehrin bu değişen halet-i ruhiyesinin iddia ettiğim şeylerle ilgisi olmadığını biliyordum ama bizce üniversite yılları anlamsız iddialar üretip sabahlara kadar ciddiyetle onları tartışmak içindi (bu tartışmalarımıza anlam veremeyenler üniversite sonrasında başlayan gerçek hayata en büyük hazırlığın aslında bu olduğunu anladıklarında ne yazık ki iş işten geçmişti).

Rengi aslında hiç değişmeyen bir cismin değişik ışık kaynaklarının altında değişik tonlara bürünmesinin ardında görünür ışığın bir niteliği olan “renk sıcaklığı” var aslında. Renk sıcaklığı gayet derin bir konu ve fotoğrafçılar, sinemacılar, yayıncılar filan için çok büyük önem arz ediyor (ayrıca sadece bu alanlar ile ilgilenenlerin değil görme yetisi olan her canlının bir miktar öğrenmekten keyif alabileceği de bir konu aynı zamanda). Renk sıcaklığı ışık kaynağına bağlı olarak değişen bir şey. Bir ışık kaynağının renk sıcaklığı onun kromatikliği ve o renge denk düşen kara cisim ışımasına sebep olan sıcaklığın bulunması ile belirleniyor. Karışık duyulsa da aslında lise fiziğinin yeteceği karmaşıklıkta şeyler. Bir girersem kolayca çıkamayacağımı bildiğim için araştırma işini meraklılarına bırakıyorum.

Dün renk sıcaklığının en tatlı olduğu saatlerde dışarıdaydım. Güneş’in tam batışı esnasında, renk sıcaklığı 4500 Kelvin dolaylarına düştüğünde New Orleans’ta her şey o kadar güzel görünüyor ki anlatmam mümkün değil. Normalde -bir Artvin aşığı olarak- etrafta dağ, tepe omadığında kendini huzursuz hisseden, dağsız, tepesiz yerlerde yaşamaktan keyif almayan bir insanım. Hatta New Orleans ile ilgili en büyük problemim de bu idi başta. Fakat Konya’nın bir kaç katı olan bir düzlüğün ortasında yer alan ve Güneş’in ufukta kaybolmadan önceki son ışınlarını bile yakalayan bir yerde yaşamanın da ayrı bir keyfi varmış, zamanla onu gördüm.

Dünden bir kaç fotoğrafa yer vereyim de bu kadar yazı boşa gitmesin, “resimlerine bakıp” gitmek isteyenler eli boş dönmesin (bu arada Barış Özyurt bana Türkiye’den “Uykusuz” göndermiş, sayesinde Uğur Gürsoy isimli dahinin “Fırat” isimli inanılmaz karakteri ile tanıştım, ikisine de teşekkür ediyorum buradan).

..

Bu arada aşağıdaki fotoğraf çok hoşuma gitti:

Yukarıdaki kadar karakterli olmasa da, klişe ve sıradan görünse de aşağıdaki fotoğrafı da beğendim. Arada kaldım, bilemedim cidden.

Blog Widget by LinkWithin

Tags: , , ,


“Doğru Zamanda Dışarıda Olmak” için 10 yorum yapılmış.

  1. Cihan ULUSOY

    Uykusuz’ un çıktığından beri bütün sayıları var, göndereyim diyecem ama nasıl kıyıp gönderirim bilemiyorum. Ciltlerden alıp yollamak lazım sana.

    Uğur’ a Fırat’ ı çizemediği zamanlarda ateş püskürüyoruz. Neyse ki, nette kötü taranmış olsa da okunur nitelikte bir sürü macerası var garibimin.

    Çıpırt :)

  2. riemann

    efenim resimlerinizle ilgili dönüp dolaşıp yaptığım tespit şudur ki onlarda bolca kararlı, sade ve ziyadesiyle düz çizgiler kullanılıyor ve onlar çok güzeller.. dedim ve haddimi bildim sustum, alacağım ayarları beklemeye başladım..

  3. A. Murat Eren

    Riemann’cığım ne demek, bilakis teşekkür bile ederim :) Zira fotoğrafları beğendiğini duyduğuma pek sevindim. Belki Ara Güler’lik yapıp fotoğrafa resim dediğin için bir ayar düşünülebilir fakat onu da bu seferlik şeyedelim madem.

    Uykusuz’ un çıktığından beri bütün sayıları var, göndereyim diyecem ama nasıl kıyıp gönderirim bilemiyorum.

    Aman efendim olur mu öyle şey, zaten düşünmen dahi yetti :) Barış Özyurt’un gönderdiği cilt bana bir süre yeter. Zaten ardından Türkiye’ye geliyorum, bütün ciltlerini toplayıp getireceğim.

    Fırat o kadar şaheser bir kardeşimiz olmuş ki gün içerisinde aklıma geliyor ve kendi kendime kikirdiyorum durduk yerde. Soruyor insanlar “ne iş meren?” diye, gel de anlat elin Amerikalısına.

  4. Baris Ozyurt

    ben de bir ise baslamadan once ciddi ciddi ’sübaneke işallaa yareppim işalla dinimiz amin’ diyorum ciddi ciddi. (http://2.bp.blogspot.com/_oRLy_kv93T8/SK8F6xiZ9VI/AAAAAAAAAG0/pjUczCN6WYs/s1600-h/s%25FCbaneke%2Bi%25FEalla%2Byareppim%2Bs%25FCbaneke%2Bdinimiz%2Bamin.jpg) :-)

  5. Erkan Tekman

    Sevgili Merenim,

    Sen bari bu hatayı yapma, renk “ısısı” (heat) değil, renk “sıcaklığı” (temperature) olacak. Isı başka bişi, sıcaklık başka bişi. Bizim memleket kadar hatta belki onda binde biri kadar karıştırılan alem de görmedim.

    Ayrıca Uykusuz da komik değil, bkz. barisozyurt’a twitter’da yazdığım yanıt. Bu sabah baktım yine komik değil :-P

    SAbah gıcıklığım üzerimde galiba…

  6. Eren Türkay

    Ne harika fotoğraflar bunlar! Her seferinde özenerek bakıyorum bu tür blog girdilerine sayın Meren Bey :-)

    Dün arkadaşımın Nikon makinesini görünce yeniden bir heves başladı. Şimdi de pekişti yahu.. Ama geçici mi bilemiyorum. O yüzden birilerinden ödünç makine bulup deneyene kadar o işe yatırım yapmayayım diyorum.. Malum, biraz pahalı bir uğraş.

    Tabi bu arada, çekimlere başlamadan önce bazı temel şeyleri (bu temel şeylerin ne olduğunu da bilmiyorum tabi) öğrenmek gerekli midir? Sonrasında ilerlemek için ne yapmak gerekir? En önemlisi, yetenek faktörünü nasıl değerlendirmeliyiz? :))

  7. sina

    Avrupa’da en çok satılan karikatür dergileri bizim olması üzerine bile çok şey yazılıp düşünüleblir. Benim de gözlemlediğim kadarıyla, Çarşamba günü Penguen, Perşembe günü de Uykusuz için sabah erkenden kalkıp gazete bayiine koşan yahut işe, okula giderken satın alan çok sayıda okuyucu var. Toplum olarak gülmeye açızzzzz :P diye klişe varya hani. Bundan öte birşey… Karikatüristlerimiz de hakikaten çok başarılı…

    O değil de Umut Sarıkaya okumalısın sen Murat :) Benim için bir dönem Yiğit Özgür, bir Dönem Genco’nun yalan dünyası gibi dönemsel çıkışlarla dolu bir periyottai Umut Sarıkaya hiç şaşmadı :) her daim benim 1 numaram…

    Fotoğralara bakarken aklıma geldi, sadece sabah kimsenin olmadığı anlarda cekilmiş, bomboş meydanlar yakalamaya çalışmaktan bile bir küçük proje çıkabilir aslında.

  8. A. Murat Eren

    Sen bari bu hatayı yapma, renk “ısısı” (heat) değil, renk “sıcaklığı” (temperature) olacak.

    Bu konuda millete sinir olurken ben yapmışım, zaten ‘poğaça’yı da ‘poaça’, ‘anane’yi de ‘anene’ yazmıştım bu yazıda. Bir terslik vardı herhalde bu yazıyı yazarken. Sübaneke işallaa yareppim işalla dinimiz amin demeden başlanan işe şeytan karışıyormuş meğersem. Kıçım gibi. Hehe.

    Bu arada “Uykusuz komik” demiyorum zaten ben. Uykusuz’un komik olmadığına da katılıyorum. Fakat Fırat tepeden tırnağa lol bir şahsiyet, o çocuğun yaşadıkları, kafasından geçenler o kadar tanıdık ve o kadar saçma ki, sinir sistemimi alt üst ediyor gülme krizine filan giriyorum okurken. Yiğit Özgür zaten Yiğit Özgür, ona denecek bir laf yok. Derginin geri kalanı ise tebessüm bile ettirmedi beni açıkçası. O çizerleri de beğenenler vardır, Otisabi filan okuyup hayat dersi çıkaranlar vardır muhakkak, o ayrı.

    O değil de Umut Sarıkaya okumalısın sen Murat :) Benim için bir dönem Yiğit Özgür, bir Dönem Genco’nun yalan dünyası gibi dönemsel çıkışlarla dolu bir periyottai Umut Sarıkaya hiç şaşmadı :) her daim benim 1 numaram…

    Çok duydum Umut Sarıkaya ismini, hiç okumadım. Bir ara bakayım artık sen de dedikten sonra :)

    (…) çekimlere başlamadan önce bazı temel şeyleri (bu temel şeylerin ne olduğunu da bilmiyorum tabi) öğrenmek gerekli midir? Sonrasında ilerlemek için ne yapmak gerekir? En önemlisi, yetenek faktörünü nasıl değerlendirmeliyiz? :))

    Eren’ciğim, kervan yolda düzülür deyip giriş bu işe canın istiyorsa. Senin gibi genç, akıllı bir adam bu işi isteyip de kıvıramayacaksa biz filan hiç uğraşmayalım yani.

    Temel şeyler biliyorsun seni buluyorlar, seni bulduklarında da öğreniyorsun. İlerlemek için ise okumak, izlemek ve çekmek, dolayısıyla bir vizyon sahibi olmak, araştırmak, deney yapmak gerekiyor bence, öyle formal bir yolu yok yani (demem o ki herhangi bir şeyi öğrenip yapmaya başlayabilmek için ne gerekiyorsa bunun için de benzer şeyler gerekiyor :)). İlerlememek için ise fotoğraf derneklerine kayıt olup fotoğrafı sırf kendisinden, Ara Güler’den, Gültekin Çizgen’den filan öğreten insanların kucağına oturmak, Fotokritik’te beğenilen fotoğrafçıları taklit edip o tip paylaşım sitelerinden gelen eleştirilere kulak asmak yerinde bir davranış olabilir diye düşünüyorum.

    Son olarak fotoğraf’ta yetenek faktörünün yeri biraz dağınık ve belirsiz bana sorarsan, tartışmaya ve hesaba katmaya değmez :)

    Öpüyorum cümleten.

  9. Eren Türkay

    Eren’ciğim, kervan yolda düzülür deyip giriş bu işe canın istiyorsa. Senin gibi genç, akıllı bir adam bu işi isteyip de kıvıramayacaksa biz filan hiç uğraşmayalım yani.

    Teşekkür ediyorum efem :) Şimdiden wikipedia’yı karıştırmaya başladım bile, gerçekten çok yararlı oluyor. Temel şeyleri çok güzel bir biçimde almış. CCD, CMOS, Bayer Filter, Faveon X3 vs. Onun haricinde “See Also” kısımları her yere götürüyor insanı. Eğer bu blog girdisini okuyup başlamak isteyenler varsa aşağıdaki 2 bağlantıya bakmaları yararlı olabilir.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Photography
    http://en.wikipedia.org/wiki/Digital_photography

    Bunların dışında “how stuff works” sitesinde çok güzel şeyler var gibi görünüyor :)

    http://science.howstuffworks.com/search.php?terms=photography

    Bunlar işin teknik kısımları, vizyon sahibi olma kısmı da dediğin gibi deneyerek, okuyarak, öğrenerek ilerleyecek sanırım. Gerçi teknik kısımlarını öğrenmeden vizyon sahibi olunabilir mi, bilmiyorum :-) Bence her konuda, o işi yapan, o şeyi oluşturan kısımlar bilinmediği takdirde yapılanlar havada kalıyor.

  10. Uğur Samsa

    Benim de 2. fotoğraf çok hoşuma gitti. Renk sıcaklığı ne derece kuvvetli pek anlamam ama renk uyumu ve görünüşü harika :)

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün