Propaganda

25/06/2009, 01:11

İran’daki seçimlerin ardından gerçekleştirilen protestolar ve devletin olan bitene karşı tutumuna dair Batı toplumlarının, özellikle de Amerikalıların verdiği tepkiler artık o kadar sentetik ve rahatsız edici bir hâl aldı ki, aklıma yıllar öncesinde İtalya’daki kahramanım Cristiano Corte sayesinde tanıştığım Eolo Perfido ve onun müthiş serisi “Propaganda” geldi.

İran’da yaşananların yanlışlığı ve can sıkıcılığı ortada. Can sıkıcı olan bir diğer şey ise medya tarafından maniple edilen insanların bu olan biten karşısında ezberden verdikleri tepkiler bence. O tepkilerle kendilerini öyle bir motive etmiş durumdalar ki “İsrail İran’ın nükleer tesislerine iki sorti yapsa, İran İsrail’e cevap vermeye çalışsa, Amerika da huzuru tesis etmek için Neda’nın kanını döken canavarların çanına ot tıkamaya gitse nasıl olur?” deseniz “şşt saçmalamayın bakayım” diyecek kadar ayık kimse kalmadı meydanda.

Amerikalıların -ve onların heyecanına kapılan başkalarının da- Twitter’da, Facebook’ta hiç sorgulamadan, durup üzerine bir saniye dahi düşünmeden her duyduklarını tekrarlayışları, kendi kendilerini yapılan bu haksızlığa dair motive etme çabaları gerçekten inanılmaz. Halbuki durup bir düşünseler son yıllarda Dünya, kendi devletlerinin bizzat gerçekleştirdiği, destek olduğu ya da göz yumduğu insanlık ayıpları ile çalkalanırken onların medya kuruluşlarının en büyük derdinin Britney Spears’ın büyümesinin bir türlü önüne geçilemeyen kalçası ve yükselen petrol fiyatları olduğunu hatırlasalar, belki o zaman İran ile ilgili bu kesintisiz haber akışının ve yaratılan kamuoyu bilincinin ardında insan hakları, özgürlük ve demokrasi aşkından fazlası olduğunu hissedebilirler.

Sosyal ağların beraberinde getirdiği yeni iletişim mecralarının insanlara daha fazla aydınlık vaat ettiğini düşünürken aslında insanların teknoloji sayesinde propagandanın ucuz işçileri haline geliverdiğini görmek büyük hayal kırıklığı.

İşte bu noktada gözümün önüneden Eolo Perfido’nun azimli fakat gözleri bağlı Amerikalı stereotipleri geçiyor…


Propaganda, © Eolo Perfido

Propaganda, © Eolo Perfido

Propaganda, © Eolo Perfido

Propaganda, © Eolo Perfido

Bir yandan da Amerika toplumuna kanunlar ile bahşedilmiş kıskandığım, saygı duyduğum özgürlükler, Amerikan halkının sevgimi ve sempatimi kazanan nitelikleri de yok değil.

En basitinden bir fotoğrafçı yukarıdakine benzer bir eleştiriyi benim toplumuma getirmeye kalksa ya bayrağa hakaretten ya Türk’lüğü aşağılamaktan ya da milleti askerlikten soğutmaktan ötürü hapse girer, kendisinin web sitesi mahkeme kararı ile sansürlenir, hatta bakarsınız bir gün birisi çıkar kafasına bir kurşun sıkar da kimsenin umurunda olmaz.

İran öyle böyle de kalanlar da az değil hani.

Nazım da Prensese Mektuplar da İran seçimleri ve ardından yaşananlar ile ilgili bir yazı kaleme almış okumanızı tavsiye ederim.

Tags: , ,


“Propaganda” için 14 yorum yapılmış.

  1. opethmania

    Resimlerin en altındaki yorumunuz sabah sabah (TSİ 9.05) okuduğum en iyi şeydi.Ülkelerin tutumu da aynı günümüz bireyinin tutumu gibi…Nasıl insanoğlu kendisindeki kötü hasletleri görmezden gelmeye çalışıp, kendisinden ziyade hep başkalarını eleştirmeyle,başkalarının olumsuzluklarını ön plana çıkarmayla hayatını geçiştiriyorsa,(özellikle bizim ülkemiz için çok geçerli) ülkeler de aynı tutumu sergiliyor…Amerikası olsun Avrupası olsun Türkiye’de ki çeşitli gruplar ve insanlar olsun ülkelerindeki ya da ülkemizdeki “hukuksuzlukları”insan hakları ihlallerini”,”kötü eğitimi”,”kötü sağlık sistemini” ve daha bir çok şeyi eleştirmekten korksun,sessiz kalsın,bana dokunmayan yılan misali anlayışı kafasıyla yaşasın,sonra da elalemin ülkesini eleştirsin,vay efendim insan hakları,demokrasi yokmuş,..Tabi böylesi kendini eleştirmekten ya da ülkelerin kendilerini eleştirmesinden çok daha kolay ve tabii ki çok çok daha az korkutucu değil mi!Kim inanır ya da ciddiye alır Amerika’sını ,Berlusconi’nin İtalya’sını ya da Sarkozy nin Fransa’sını ya da “Egemen” insanların Türkiye’sini..Gülerler azcık İran la ilgili bişiy söyleyip yazıp çizdikleri zaman…

  2. kültür mantarı

    maksatlı haberler, maksatlı gündemler heryerde. türkiye 2 haftadır isteyen herkesin üretebileceği fotokopi bir kağıtla yatıp kalkıyor. inanılmaz saçmalıklar. kimse d-iy-emiyorki fotokopiden belge mi olurmuş? aslı bulunsun konuşuruz. chp dahil bir çokları “aslı olmayan şeyin fotokopisi olmaz” söyleminde.

    iran’la ilgli olan bitenlerde aynı dediğiniz gibi yansıtılıyor. koskocaman iran da eylem yapan 3 bin kişi iran nufusuna vurulunca oranı nedirki. haberle bakınca sanırsın bütün iran ayaklanmışta 3-5 molla da onları eziyor. öyle bir şey yok. celalettin cerrahın’ın 1 mayısta dövdürdüğü işçi sayısı iran’ın yaptıklarından fazladır inanın. ama işte üzüm yemeğe niyeti yok kimsenin. dert bağcıyı dövmek. benzer bir şey türkmenistan’da olmuştu 3-4 yıl önce. george soros ve takımı orda birşeyler çevirmişlerdi ve 200-300 kişinin öldürülmesine sebeb olmuşlardı. amerika’da diktatör devlet kendi vatandaşlarını öldürüyor diye haftalarca bağırmıştı. noldu sonunda türkmenistan’daki amerikan üsleri kaldırıldı. yani dert başka bir şeydi, ama yapılan oyun, bu arada kullanılan insanlar bambaşka …

    hep aynı senaryo, hep aynı oyuncular.

    iran’ın rejimini desteklemem ama şuan seçimde hile bile yapmış olsalar onları destekliyorum. bu kimseyi ilgilendirmez, bu iran’ın kendi problemi, ve kendi kendine çözecektir.

  3. zuhal

    Türkiye’de de durum tam olarak yazılı ve görsel basının insanları etkileme çabası şeklinde tezahür ediyor. Öldürülen kızcağız Nida hakkında aynı yayın grubununa ait iki gazetenin internet sitelerinde birbirinden farklı hikayeler uydurmasını sadece gülerek değil büyük bir endişe ile de izliyor insan. Zira koskocaman bir topluluğu bilerek ve isteyerek yalanlarla kandırmak suretiyle insanları bu şekilde yönlendirmeye çalışmak nasıl bir vicdanın (ya da vicdansızlığın) eseridir diye düşünüyorum son günlerde. Bunun tamamen İran’ın meselesi olduğunu anlamamız gerekmiyor mu?

    insanların karşı durdukları, muhalefet ettikleri şeyleri protesto hakları elbette saklıdır. Buradan görünen o ki İran daha da yalnız bıraktırılmaya ve sözüm ona “medeni” dünyadan uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Hile var ya da yok, seversiniz ya da sevmezsiniz ama orada seçilmiş bir adam var. Bir diğer ülkenin içişlerine bu denli müdahil olmak acaba ne denli doğrudur ?

  4. sina

    Bu kadar sık yazıp bizi alıştırma dostum sonra hep isteriz :)

    Diyarbakır Anadolu Lisesi’nden bu yana her zaman görüştüğüm dostum Volkan ile geçen gün konuşuyorduk, İran’daki olayları. Derin derin tartışmaları açarken genelde girişi ben yapardım ama bu sefer Volkan, “Ya gerçekten Ahmedinejad 1. olduysa?” demesi ile o zamana kadar düşündüklerimin içine bir anda şüphe düştü. Evet gerçekten belki de Ahmedinejad birinci olmuş fakat dış güçlerin etkisi ile (tabi burada halkın hiç mi katkısı yok car tabi) bir isyan hali almış olabilir. Bu değil mi istenen? Aslında düşününce artık klişe haline gelen Türk usülü paranoyaklık aklıma gelince sopuyorum bu düşüncemden, zira yıllardır ya bölünme yada irtica nedeniyle oluşan bu dış güçler paronayası ile yaşattırdılar koca bir milleti. Volkan’ın söylediği senaryo doğru olsa bile, dış güçlerin sadece baskısı ile olacak bir durum söz konusu değil. Halk da istemeli. O da katılmalı.

    Fotoğraflar çok guzel.
    Bizde yapsan ne olur kısmına ise aynen katılıyorum. Hayır, sosyal bir sorun olarak belki de bakılması yada ıslah edilmesi gereken bir yol üstü kerhaneleri fotoğrafları ile fotoğrafçının başına gelenler ortada. Burada model ile yapılmayan sözleşme sonucunda işin hukuki boyutundan bahsetmiyorum, halkın ve medyanın pskiolojik baskısı daha acı vericiydi kanımca.

  5. A. Murat Eren

    Yorumlar için çok teşekkürler. Herkes farklı ve düşünmeye değer noktalarına değinmiş mevzunun.

    Sina, evet benim de yazdıktan sonra geldi aklıma o talihsiz olay. Üç kuruşluk gazetelerin sansasyonel başlıklarla kamuoyunu nasıl da arkalarına katabildiğini görmek korkunçtu gerçekten. Herkes sanki dünden hazır gibiydi. Bu, bizim içinde olduğumuz ve dolayısıyla şans eseri doğru tarafından görme şansı yakaladığımız bir şeydi. Ya içinde olmadığımız ve gazetelerden, televizyonlardan takip edip haberdar olduğumuzu sandığımız şeylerin ne kadarına güvenmeliyiz? Gerçekten yani.. İnsanlar bu basit soruyu kendilerine sürekli yöneltmeliler bence. İnsanların yüzde kaçı Milliyet gazetesinde okuduğunun üzerinde ikinci kez düşünüyor?

    Bizim insanlarımızı uyutmak, ilgilerini saçma sapan yerlere toplayıp halkın müdahalesine, halkın desteğine muhtaç olayları karanlıkta bırakmak için Amerika’nın girdiği zahmete girmeye bile gerek yok :) Amerikalıların en büyük talihsizliği devletlerinin çok güçlü olması. Propagandanın en hasına, tüm yaşamları boyunca maruz kalmaları. Bu yüzden o halkın maniple edilmesi ile yaşananlar daha büyük bir rantı, daha büyük bir kazancı ve fakat daha büyük bir yıkımı ve üzüntüyü de beraberinde getiriyor.

    Zaten yine bu yüzden Perfido’nun serisini çok güçlü buluyorum. Düşmanca bir histen ziyade bir acıma hissi ile doluyor insan fotoğraflardaki stereotiplere bakarken, onların da çaresizliklerini hissediyor, iyice kime kızması gerektiğini şaşırıyor. Gözleri gören otoriteler tarafından beyinleri kızartılıyor bu insancıkların, onlar da mağdur bir anlamda.

    Fakat insan daha çok düşündükçe “ortada çok büyük haksızlıklar dönüyor, ama sorumlular yok sanki” noktasına geliyor. Öte yandan birilerinin sorumlu olduğu da aşikar; o kadar fizik, kimya boşuna öğretmediler bize lisede… Kimin sorumsuzluğunun vebalini ödüyor bu Dünya? Kim yapması gerekeni yapmıyor? Çok merak ettik hepimiz. “Sorumluyu bulun, biz cezasını kahve köşelerinde, twitter yorumlarında, facebook gruplarında keselim!” dedik: insanların özel hayatlarını hiçe sayan ve amacı masumların üzerinden para kazanmak olan pervert doktorları, şanlı ülkemizin imajını yerle bir eden iki yüzlü yalancı yazarları, akan kanın tek sebebi olan manyak amaçsız sırf öldürmüş olmak için öldüren teröristleri, dünyanın refahını bozan diktatörleri, her yere saldıran ve masumların kanını akıtan başkanları, ve o başkanları seçen ülkenin aptal halkını medya sağ olsun bizim için buldu, biz de cezalarını kestik (bizim gücümüzün yetmediği yerde gücünün yeteceğini söyleyenlere oy verdik), sonra medya başkaları ile geldi, onların da cezalarını kestik, şimdi de Neda’yı vuran puştun cezasını keseceğiz çünkü çok fena kanadı, medya hepimize gösterdi, kızın canı çok acıdı, oracıkta göz göre göre öldü, gözlerimiz yaşardı, burnundan da kan geldi, kurşun kalbine girmiş zaten, biri uzaktan nişan almış, zaten daha önce kalbimden bile vurulsam gideceğim gösteriye demiş, İzmir’de sevgilisi varmış, çok da güzelmiş aslında, başı açık fotoğrafları için tıklayın, boynundaki kolyenin yakın çekimleri için tıklayın, bütün dünyayı sarsan videosu için tıklayın, babasının feryadını dinlemek için tıklayın … (Darfur’da mülteci kamplarında açlıktan ölen on yüzleri medya bize gösteremediği için o trajedinin sorumlusu ülkemize geldi, cumhurbaşkanımız adamın elini sıktı, kaçırmışız onu ama şimdi Ahmedinecad gelse onu tükürükle boğacağız, Neda’yı vurdu çünkü o it) ….

    Fakat medyanın bizi hep yönlendirdiği gibi suçu tek bir kişi, tek bir grup, tek bir ırk, tek bir yönetim, tek bir ülke, tek bir dinde arayıp bulmayı beklemenin anlamsızlığı ortada. Çünkü bu sorumsuzluk kolektif bir çalışmanın ürünü. “Dünyadaki bu kadar haksızlık kimin başının altından çıkıyor” diyerek aradığımız sorumlulardan birisinin de aslında bizzat kendimiz olduğu fikri tatsız, fakat üzerinde düşünmeye değer.

    İnsanların yapabilecekken yapmadıkları şeyler birikti, ve buradayız.

  6. hiç

    öncelikle bilgisizliğimizi görmemize vesile olmuştur bu yazı. mesele 3.000 kişinin ayaklanması değildir… 7 kişinin öldüğü 3. günde 2 milyon kadar kişi toplanmıştır. son günlerde sokağa çıkanların sayısının azalmasının sebebini de anlatmama lüzum olmadığına inanıyorum.

    peki bu bilgiziliğimizin sorumlusu kim ne bunu tartışmamıza gerek yok herhalde.

    ahmedinejad\’ın 1. olma ihtimali elbet ki var, fakat baştakilerin tutumları, insanları haklı çıkarıyor. üstelik şiddet uygulayarak hem seçimlerin hem de kendilerinin meşruiyetini çöpe atmaları ve suçu da başkalarına atmaları iyice komik bir hale giriyor.

  7. Serbülent

    Ubunty jaunty ile ilgili bir forum girdisindeki tor sorunu, İrandaki protestocular bunu kullanarak yasaklı sitelere girebiliyorlar bu sorun bir an önce çözmeliyize bağlanmıştı. O an farkettim bende Amerikanın yeni idolü Britney ve Paris Hilton’dan sonra İranlı göstericiler. Tabi büyük medya bunun unutlmasını isteyip kendisine yeni bir idol yaratana kadar.

  8. kobzeci

    Doğu ve Batı kültürlerinin kendi iç çıkmazlarındaki girdaplar belki de küreselleşme ile daha da sertleşiyor. Toplumsal tepkilerde o derece asimetrik bir hareket var ki. Örneğin Hrant Dink cinayetinden sonra yaşananlar,ya da Türkan Saylan üzerine halen yapılan saldırılar kendi toplumumuzdaki çıkmazlar, diğer taraftan Geert Wilders ve Fitne filmi ve tetiklediği hareketler ise Avrupa toplumundaki çıkmazlar. Ortak noktasını aradığımda bilgisiz toplumun küresel dalgalardaki amaçsız salvolarını görüyorum, kimlik, benlik, ve baskın dünya görüşü bilgi eksikliği ile insanları kör damgacılar haline getiriyor, bunu destekleyen ve bilgisiz kirliliği artıran kaynak ise evrenselleşememek sanırım.
    Bizi aşamadığımız “Şark” düşünce sistemi,gizli baskıcı toplum yapısı nasıl boğuyorsa, sanırım Amerikan halkını da devam etmek zorunda olan çerez eğlenceler öyle boşluğa sürüklüyor, evrensellikten ve ne olursa olsun eşitlik düşüncesinden uyuşturulmuş vaziyette uzaklaştırıyor.
    Amerikan tek taraflı özgürlük ve eşitliğin çıkarlara göre oluşturulması anlayışının ürünleri yukarıdaki fotoğraflarda çok güzel yansıtılmış.

  9. baratrion
  10. Gürer

    Bağımsızlık kendi kaderini kendi tayin edebilmektir. Bizim İran için şöyle yapsınlar böyle olsun diye yorum yapmamız Ahmedinejatın binlerce kişiyi öldürmesinden çok daha kötü bir eylem. Çünkü bağımsız bir halkın iradesine karışıyoruz. İranın iç sorununu çözecek olan da İranlılar olmalı. Amerika ve Avrupa’daki dünyayı üstün ırk ve geri kalan barbarlar olarak gören anlayışın bunu yapmasına şaşırmıyorum. Komik olan bizim gibi barbarların içinden de benzer müdahaleleri savunanların çıkması.

  11. kobzeci

    Gürer Bey, bence özellikle İran ve bağımsızlık konusunda tahlili doğru yapmak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü dışa karşı bağımsız olan bir ülke içinde de bağımsız olacak diye bir koşul yok, ki nitekim İran halkı bırakın bağımsızlığı egemen bile değil, İslam Cumhuriyeti ,halka değil belli bir zümreye egemenliği vermiş, belki Sovyetler Birliğinden çok daha fazla istihbarat kurumuyla ,insanların hanelerine sorgusuzca girebilecek,sorgusuzca evin babasını, annesini alıp götürebilecek kadar cüretkar bir saldırganlıkla idare edilen bir oligarşi . İnsan olmanın en dokunulmaz hakkı,konut dokunulmazlığı, olmayan yani kendi hanelerininde özgür ve bağımsız olamayan insanların oluşturduğu bir toplum, bağımsız bir toplum değildir,sadece dışa bağımsız bir ülke olabilir . Eski krallık rejimleri gibi. Egemenliği olmayan bir halk kendi kararını veremez, zaten bunca mücadele de bu egemenlik hakkını kazanabilmek için. Öncelik bu.

    Evet İran halkı bağımsız ve egemendi, ve kendi kararını toplumun en büyük uzlaşmasıyla Şah’ı devirmek için verdi, bugünkü mollalarla birlikte, sağ sol görüşlerden hatta aşırı kanattan ateistler bile birlik oldu,ve o toplum birlikte İran Devrimini gerçekleştirdi. O zaman bağımsız ve egemen bir halk vardı, ama devrimden sonra muhaliflerin yok edilmesi gibi, halkın egemenliği ve bağımsızlığı da imha edildi.

    Bu İran’ın kendi varoluş meselesi elbette, ama İran halkı bağımsız ve egemen değil, ortada bir gerçek varsa orada insanlar devrimden bu yana kandırılmış, şimdi ise öldürülüyor. Yarın ise yine öldürülecekler, öbür gün olaylar bitince birçoğu vinçlerden sallandırılarak idam edilecek vs vs…

  12. Gürer

    İran’daki rejim halkı baskı altında tutuyor, bu konuda haklısınız. Ancak mücadelenin bu egemenliği kazanmak için olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? Büyük devletler kendi çıkarları doğrultusunda manipülasyonlarda bulunuyor sadece. Umarım İran halkı tüm taraflara dersini verip, uzun vadede egemenliğini de geri kazanır. Bunu kendi başlarına yapamayacaklarını iddia ederseniz, kendisini daha üstün ve doğru gören, ve dünyayı buna göre düzeltmeye çalışan Amerikan tarzı bir düşünceye varırız ki çok tehlikeli.

  13. kobzeci

    Devrimin ilk yıllarından buyana gelen ciddi sıkıntıların yansımaması imkanız, fakat bu kitlesel hareketleri sadece büyük ülkelerin manipülasyonları sonucu görmemek gerek, birçok faktör, etken ve hatta bireylerin taleplerinde de geniş bir alanda büyük farklılıklar var, ve tepkiler farklı. Sokak ortasında soyunup üstünü yırtan bir kadının haykırışının kaynağı dış sadece dış güçler olamaz elbette.

    İran halkının bunu tek başına yapamayacaklarını ve Amerikan desteği ile bir rejim değişikliği savunmuyorum kesinlikle. Olaya illa siyasal bakmak gerekmiyor, bunlar benim kişisel ve insani yaklaşımım. Ayrıca Avrupa ve Amerika toplumları da kendilerini çok ileri ve evrensellik savunucusu görmemeliler, Irak işgali en yakın örnek,geriye doğru liste kabarıyor. Bizde kendi içimize baktığımızda Amerikalıların gerçek manipülasyonlarını geçmişte gördük,ve iyi biliyoruz ( 1 Mayıs ve Taksim Katliamı). Sorun Amerika veya yeni dünya düzeni değil, evrensel değerlerde dünya vatandaşı olamamak.

    Bende tüm kalbimle İran halkının kendi kaderini tayin etmesini diliyorum. Ama dünyanın diğer köşelerinde olduğu gibi, zulme baskıya ve öldürmeye karşı koşulsuz tepkimi dile getiriyorum, bu yüzden de bu zulme ve cinayete İran’ın iç meselesi diye şahsi olarak neden saygı duyayım ki. Ama bu sadece bir gönül desteği, dediğiniz ve dediğim gibi bu sorun ve sorunun çözümü belli.

  14. A. Murat Eren

    Halk iradesi dediğimiz şey nispeten küçük zümrelerin çıkar çatışmaları ve onların yaptığı propaganda ile oradan oraya hareket eden kitlelerin “durulduğu” vaziyetten ibaret olduğu ve aslında o kadar da matah bir şey olmadığı için İran halkının bu yanılsamadan fazlasına, bir mucizeye ihtiyacı var. Şansları açık olsun.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün