Mehmet Turgut

12/09/2009, 17:02

Şimdi fotoğraf camiasında ve medyada adı sık sık anılmakta olan Mehmet Turgut’u ilk olarak 2004 yılında Fotokritik’e göndermeye başladığı fotoğraflar ile tanımıştım. Kendi halinde, portre fotoğrafları çekmekten hoşlanan, asi, yırtıcı, sıra dışı ifadeleri yakalamaktan keyif alan -ve çoğunlukla Photoshop başında fotoğrafların canına okuyan- birisi olarak yer etti aklımda.

Fakat Mehmet Turgut gerçekten çalışkan bir fotoğrafçı. Zira Photoshop ve stüdyo yeteneklerini geliştirmesi çok zaman almadı ve kısa bir zaman sonra ortaya insanları şaşırtacak görsel niteliklere sahip fotoğraflar çıkarmaya başladı. Soldaki fotoğraf 2004, sağdaki fotoğraf ise 2006 yılına ait bir çalışması. İkisi arasındaki fark gözden kaçırılacak bir fark değil:



© Mehmet Turgut


© Mehmet Turgut

Yukarıdaki paragrafta fotoğraflarının etkileyiciliğini “görsel nitelikler” ile sınırladığıma bakmayın. Mehmet Turgut’un belirli bir dönemde çektiği fotoğraflarda ümit verici kurgulara rastlamak, etkileyici kompozisyonlarla karşılaşmak mümkün idi.

Fakat bana sorarsanız bu ışık git gide azaldı, yerini klişelere bıraktı.

Okan Bayülgen’in aşağıdaki fotoğrafı ile çok mutlu olduğuna şüphem yok. Fakat Türkiye’nin meşhur simalarının bir anlamda görsel belgelendirmesi rolü kendisine biçilmiş olan Mehmet Turgut, onların olabilecek en sıradan, en klişe fotoğraflarını çekmekten daha iyisini de yapabilirdi bence.



© Mehmet Turgut

Yukarıdaki fotoğraf da, aşağıdaki fotoğraf da, burada yer vermediğim, ikisinden de daha ünlü bir fotoğraftan esinlenmiş fotoğraflar. Bence esinlenmekte etik olarak hiç bir bir problem yok. Fakat ticari işler yapan bir portre fotoğrafçısının kendisine olan saygısının ötesinde “çektiği kişiye” de karşı hissetmesi gereken bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.



© Sam Oshaver

Mehmet Turgut benim gözümde özgünlüğünü yitirmeye başladığında kendisini takip etmeyi bırakmıştım. Orada burada onun Türkiye’nin en iyi fotoğrafçısı olduğunu söyleyen fanboylara da kulaklarımı tıkadım. Biliyorum ki şimdi “ama Mehmet Turgut’u herkes çok seviyor, senin gibi üç-beş kıskanç da ürüyor böyle işte” diyenler çıkacak ve kalbimi çok kıracak (smiley), fakat ben kendimi Bernard Shaw’ın şu -çok üzücü, fakat bir o kadar isabetli- sözü ile rahatlatmaya kararlıyım:

“The minority is sometimes right; the majority always wrong.”

Bir süredir Mehmet Turgut’u unutmuştum, dün ise Bilir Kişi Raporu adlı günlükte rastladığım bir yazı Mehmet Turgut’un geçtiğimi süreçte pek de tatsız bir yola girdiğini gösterdi bana. Hemen Bilir Kişi’nin raporladığı mevzuyu buraya taşımak istiyorum evvela.

Aşağıdaki fotoğraflar W Magazine isimli derginin Ağustos 2009 sayısındaki Willis ailesi röportajından, fotoğrafçı Steven Klein:


Bruce Wills ve Karısı, W Magazine, Ağustos 2009

Aşağıdaki fotoğraflar ise OK! isimli Türkçe derginin Ağustos 2009 sayısındaki bilmemkimler ile röportajından, fotoğrafçı Mehmet Turgut:


Bilmemkim ve Bilmemkim, OK! Dergisi, Ağustos 2009

Mehmet Turgut’un kendisine verilen projeyi Ağustos ayındaki dergileri karıştırıp hoşuna giden bir tanesine göre yaptığını düşünmek istemiyorum. Çünkü bu düpedüz hırsızlık olurdu. Mehmet Turgut’u bu şekilde suçlamanın kimseye bir faydası dokunmayacak bir haksızlık olacağına kanaat getirdim. Mehmet Turgut esinlenmekte gocunacak bir şey olmadığı gerçeğinden faydalanan, son zamanlarında son derece klişe işler ortaya koyan ve popüler bir kitleyi hedef bellemiş bir fotoğrafçı, fakat bu, ticari bir işte bir başka fotoğrafçının kurgusunu çalacağı anlamına gelmiyor bence.

Benim bu konudaki güncel -ve daha iyimser- tahminim, OK! Dergisi’nin kendisinden hususi olarak W Magazine’de yer alan fotoğrafların benzerlerini çekmesini istediği ve onun da bu nedenle yukarıdaki fotoğrafları çektiği. Hoş bu Mehmet Turgut açısından bakınca ne kadar daha iyi bir alternatif, bilemiyorum fakat çok daha iyi olmadığı kesin.

Medya sektörünün kendi içerisindeki devinimi esnasında arada bir anaforlar oluşuyor. En hızlı onlar hareket edebildiği için, bu anaforların yarattığı boşlukları doldurmak piyasadaki en hafif, işine en az saygı gösterenlere nasip oluyor. Bunun benim aklıma gelen en güzel örneklerinden birisi, Acun Ilıcalı. Kendisi medya tarafından iyice ebleh hale getirilmiş, git gide daha kalitesizi, daha saçması ile tatmin olmaya alıştırılmış Türk halkının karşısına geçip bin bir türlü şebeklik yapmaktan imtina etmediği için bu gün Türkiye TV’lerinin belki de en çok bilinen -fakat aynı zamanda bir ihtimal tarihindeki en yeteneksiz- sunucularından bir tanesi (kendisinin bir nesil önündeki muadili ise Mehmet Ali Erbil mesela (fakat nasıl ki aynı çizgideki Halit Kıvanç ile Mehmet Ali Erbil aynı kefeye konulsa, yaptıkları işler, tarzları hesaba katılsa Halit Kıvanç şüphesiz ağır basar, Mehmet Ali Erbil ile Acun Ilıcalı aynı tartıya konulsa Erbil diğerinin yanında filozof kalır muhtemelen)). Çok yaşasın medyanın doğal seçilim kriterleri, bu konuda yapacak pek bir şey yok.

Mehmet Turgut’un Fotokritik’e fotoğraf gönderen ortalama fotoğrafçıdan Türkiye’nin en birinci, en meşhur fotoğrafçısına nasıl dönüştüğünü bilmiyorum, o kısmı kaçırdım ben; bir anafor oluşmuş belli ki o ara bu sektörde, Mehmet Turgut’u çekmiş içine. Fakat medyanın ters yöndeki doğal seçilim havuzunda Mehmet Turgut’un da boğulduğunu izlemek gerçekten üzücü.

Düşünüyorum, bir sanatçının başına toyken ünlü olmaktan daha talihsiz ne gelebilir bulamıyorum.

Naif bir şekilde Mehmet Turgut’un medyayı ve onun sığ beklentilerini boş verip özünü aramaya koyulmasını diliyorum.

___________________________________________________________

Bir gün sonra gelen ekleme: Adını vermek istemeyen bir okuyucudan gelen bir örneği daha paylaşmak istiyorum, fotoğraflardan ilki Annie Leibovitz‘e ait, ikincisi ise Mehmet Turgut’a ait:



© Annie Leibovitz


© Mehmet Turgut

Bu fotoğrafları eklememin sebebi gelen e-postalardan bir kaç tanesinde yalnızca bir örnekten yola çıkarak Mehmet Turgut’u linç etmeye çalıştığımın iddia edilmiş olması. Kendilerini hayal kırıklığına uğratmak ya da kafalarındaki Mehmet Turgut imajını yıkmak gibi bir amacım yok, fakat Mehmet Turgut’un yaptığı bir hatayı eleştiriyorum diye beni hatalı bulmaları karşısında da sessiz kalmak istemedim. Neyse.

Yazıda yeterince açık olduğunu sanıyordum, fakat kelime kelime yazmayınca insanlar görmek istemiyorlar: Mehmet Turgut’u linç etmek gibi bir gayem yok.

Neden?

Çünkü bu yazı Mehmet Turgut özelinde kaleme alınmış olsa da asıl problem Türkiye ve Türkiye insanını hak etmediği kalitesizlikteki içerikle besleyen aşağılık medya kuruluşlarının çarkı içerisinde kişiliğinden ödün veren, özünden uzaklaşan sanatçılar ile ilgili. Mehmet Turgut ve yaptığı işler bu tip eğilimlere ilk ve tek örnek mi? Değil.

Bu bize daha önce de yapıldı. Türk filmlerini hatırlayın. Türk sineması tarafından senaryosu -hatta zaman zaman görüntüleri bile- tamamen kopyalanan, tamamen aynısı çekilip karşımıza konulan kaç yabancı film sayılabilir, bir düşünün. Kimse Cüneyt Arkın’ın arkasından hırsız diye bağırdı mı? Hayır. Bağırmalı mıydı? Hayır. Mehmet Turgut’u linç etsek bu problem çözülür mü? Hayır, çözülmez. Mehmet Turgut’un da bir anlamda “mağdur” olduğunu dahi düşünüyorum aslına bakarsanız.

Fakat birileri fark ettiğinde bunları dile getirmeli ki, birileri utansın, yapmaya kalkışacaklar ise iki kere düşünsün.


“Mehmet Turgut” için 112 yorum yapılmış.

  1. Recep Güleç

    ben de senin gibi düşünüyorum. zamanında beğeniyle izlediğim mehmet turgut şu anda kapasitesinin çok altında fotoğraflar çekiyor. geldiği konumun etkisi tartışmasız çok etkiliyor ama negatif yönde olmuş maalesef.

  2. ino

    mehmet turgut abımıze tam destek abı olamaz bole bı sey ya muhabbete bak aq

  3. hale

    Toyken bu girdaba düşmüş olabilir kendisi, ama şu anda toy değil ne yazı ki. Bir çok “esinlenilmiş (?!)” işini biliyordum. Kendince yeni anlamlar çıkarıyor gibiydi. Ama bu kadar esinlendiği bir işi görmemiştim. Çalmak sözcüğü hoş bir sözcük değil, ben de sana bu konuda katılıyorum, ama buna da artık esinlenme demek çok zor, bir işin kopyası olmuş. Nice güzel fikirler varken neden daha önceden yapılmış, üstelik kerelerce tekrarlanmış (benzerleri illaki öncesinde ve sonrasında vardır) bir proje neden yine yeniden yapılır ki? Hem de dergi istedi diye. Daha doğrusu insan bunu neden kendine yapar? Bu projeyi beğenmişti de acaba “iyi bir fikirmiş ama bence yanlış açılardan çekilmiş. Şööle olsa daha iyi olurdu” düşüncesiylemi çekmiş acaba. Gene ne yazık ki hiç sanmıyorum. Keşke öyle olsaymış. Üstelik bu iki karaktere bu proje hiç uymamış. Bir fotoğrafçı gözüyle görülebilir bir durum.

  4. leicator

    Meren ne kadar yumusak yazmissin. Bunun sebebi nezaketin mi yoksa hakikaten Mehmet Turgut’u takip etmemen mi bilemedim acikcasi.

    Sana bir ornek daha, buna da esinlenme ya da siparis denebilir mi sen soyle Meren bey:

    http://img219.imageshack.us/i/91019401fu2.jpg/ (soldaki dergi kapagi MT’un, sagdaki calisma ise dA’dan Monika Skalak’in, hatta bu da orjinali: http://mschilli.deviantart.com/art/possible-impossible-50189553 )

    (Kaynak: http://poisonunic.deviantart.com/journal/18160498/ )

    Edit: Yorumdaki linkler kırıktı, düzeltmek zorunda kaldım (Meren)

  5. mustafa

    yazı tamamen haklı… nerde eski mehmet turgut. nerde sımdıkı mehmet turgut..

    ayrıca bi roportajda kendisi soyle diyor: bana getirirlerse eger su tarz fotograf cek diye aynen siktiri basarım. eee demekki basılmıyormuş…

  6. gönül

    ben fotografa basladıgım gunden berı ızlemedım. fotograflarına baktıgım zaman hep benzer seyler goruyordum ve hıcbır yaratıcılıgı yoktu bana gore. taklıt ettıgı fotografları gorunce haklı cıktıgımı anladım. gercı bu tur bır yazı yazmak ıstemezdım fakat verdıgın orneklerı gorunce dayanamadım.esınlenme tamam fakat bunlar neredeyse bırebır aynı ve baska hıcbır acıklaması olamaz…

  7. Volkan Ersoy

    Fotokritik’i uzun süre takip eden pek çok kişi gibi Mehmet Turgut’un işlerinden ve geldiği konumdan haberdarım. Onun fotoğrafçılığının bana hissettirdiklerinin başkalarından farklı olmadığını düşünüyorum ama işin içine Murat Eren’inkinden biraz daha fazla itiraf katmak gerekiyor bence. Mehmet Turgut’un belirli artıları var: Photoshop’u iyi kullanıyor (belki başta destek alıyordu, bugün tamamen kendine mi ait bilmiyorum; sonuçta en iyisi olmasa da Photoshop’u ortalamanın epey üzerinde kullanan birisi. Stüdyoya sokacak “diri vücut” sahibi arkadaşları vardı, ardından ünlüler geldi. Stüdyo kaynakları yeterli. Üstelik çalışkan: Makyajından set dekorasyonuna, aksesuarlarına varana kadar uğraşıyor, belli ki bunlara çok zaman harcıyor. Bunlar, ticari çalış(a)mayan pek çok fotoğraf tutkununun sahip olmadığı kaynaklar/özellikler. O yüzden Mehmet Turgut’u eleştirirken insan ister istemez işin içinde bir “çekememezlik” olup olmadığını düşünüyor. Ben de onun fotoğraflarına burun kıvırırken, düşüncelerine önem verdiğim bir arkadaşım “ben beğeniyorum” dediğinde, kendimi sorguladım: Acaba ben de bu kadar çok çalışmasını ve sahip olduğu, erişebildiği kaynakları mı kıskanıyordum?

    Ancak bir noktada neden M. Turgut’un fotoğraflarını beğenmediğinizin adını koymanız gerekiyor. Kendi adıma benim gerçek nedenim, “sahici olmayan duyguların” fotoğrafçısı olmasıydı. Acı çekermiş, hezeyanlar içindeymiş gibi poz veren, ama aslında bırakın fotoğrafı, gerçek hayatta da sahte olan insanların fotoğrafları. Olabilir, eğlenmek için izlediğimiz Hollywood filmlerindeki rol kesmeler çok mu sahici? Galiba asıl problem M. Turgut’un, aldığı ödüllerin ve gördüğü ilginin de gazıyla, bunları sahici, gerçek ve asıl olan diye yutturmaya kalkmasında. Deviantart’ta, M. Turgut’un – 30 Seconds to Mars klibinden arak olduğu söylenen – Teoman fotoğrafına (kendi yakasına yapışan Teoman) bir yorum gelmiş. Bir izleyici Teoman’lardan birinin yüzündeki ifadeyi çok sevmiş. M. Turgut da “evet ben de onu seviyorum, ifadesi çok sahici” diyor. Valla, Teoman gibi hayatı balon olan bir adam tüm mimiklerini ve ifadelerini toplayıp gelse sahici olamaz bana göre. Sahici bir Teoman fotoğrafı ancak onu yücelten değil, alttan alta bu sahteliğini açığa vuran bir fotoğraf olabilir. Aynen sosyetik “diri vücutlarının” ıstırap içinde kıvranan pozlarında olduğu gibi.

    Bruce Willis ve göstermelik yeni eşiyle verdiği pozlar çok mu sahici? Değil elbette. Ticari fotoğrafın, kurgu fotoğrafın sahici olma diye bir problemi yok zaten. Sanırım fotoğrafçısının da böyle bir iddiası yoktur. Problem M. Turgut’un, diğer ticari fotoğrafçıların aksine, kendini ve fotoğraflarını sahip olduklarından daha yüksek bir konuma koymaktaki, yüceltmekteki ısrarında. O tuhaf ifadeli portreleri “hayata karşı takındığımız maskeler” diye yutturmaya kalkıyor mesela. Acaba stüdyoda çok eğlenmişler midir hayata karşı nasıl maske taktıklarını canlandırmaya çalışırlarken?

    Evet, vasat bir fotoğrafçı olarak M. Turgut’un tekniğini ve çalışkanlığını kıskanıyorum. Ancak tekniği, ışığı, ekipmanı, kadrajı, Photoshop’u daha iyi kullanan, daha geniş kaynaklara sahip diğer kıskandığım ticari fotoğrafçılar (mesela Joe McNelly) bende aynı tepkiyi yaratmıyor; aksine saygı duyuyorum. Mütevazı olmayı bildikleri için, hem “bana getirirlerse eger su tarz fotograf cek diye aynen siktiri basarım” deyip, hem de başkalarının fikirlerini bire bir araklamadıkları için… İşte o noktada M. Turgut’a tepkinizin sahip olduklarını ve ulaştığı konumu kıskanmaktan kaynaklanmadığını farkediyorsunuz…

  8. Murat KARAKAŞ

    sen ne büyük bir üstadsın yarabbim bunları gören tek ben degilmisim demek ki . =)
    o degil görmediklerimide gösterdin ya sasirdim hayretler icine düstüm.
    askerde hırsızlık yoktur yer degistirmek vardir ya ya fotograftada calmak yoktur esinlenmek vardir.
    bende esinleneyim bu aralar biseylerden ya olmuyor böyle. =)

  9. e-vren :)

    “Yazında bahsettiklerine katıldığım ya da katılmadığım”dan önce içeriğiyle ve delillerle desteklenmesiyle güzel bir yazıya imza atmış olduğunu belirtmek istiyorum ;) Blogu olan çoğu kişi bunu sınırsız özgürlük zannederken ukalaca etrafına saldırmaya başlıyor. Mehmet Turgut, sadece ismiyle bile bugün ilgi çeken bir etiket olmuşken “harika süper, en iyi” gibi yazıların yanında şüphesiz senin gibi eleştirel yazıları da kaleme almak gerekiyor; çünkü diğerlerinden böğ geliyor bir zaman sonra.

    Mehmet Turgut’u Hürriyet’in bir haftasonu ekindeki röportajıyla tanıdım; internetten araştırdım sonra; fotoğraflarına ulaştım. Benim gibi amatörce fotoğrafla ilgilenen ve henüz yeni yeni eğitilen biri için elbetteki büyük bir yetenek Mehmet Turgut. Kendisine attığım birkaç mesaja da hemen geri dönebilen bir alçakgönüllülüğe ve nezakete sahip olduğunu da birebir tecrübe ettim. Elbetteki bu, senin bahsettiğin konulardan apayrı; şahsiyetle ilgili küçük detaylar.

    Ben Mehmet Turgut’u başarılı ve sıra dışı buluyorum. Düne kadar Erol Atar’dan, Nihat Odabaşı’ndan başka fotoğrafçı tanımayan (tanıtılmayan) Türk seyircisine (özellikle seyirci diyorum) Mehmet Turgut yeni bir alternatif olarak sunuldu belki de. Türkiye’deki en güzel kadın, en başarılı iş adamı, en iyi tv programcısı, en sıra dışı fotoğrfaçı hatta “sadece tek olan” ne yazık ki medyanın belirlediği, seçtiği ve bize sunduğu isimler. Bu ülkede elbette beyaz camın karşısına geçememiş; kuşe kağıtlar arasında yer alamamış pek büyük değerler var. Mehmet Turgut’a gelene kadar Ara Gürel’in profesyonelliğe geçiş sürecinde bile “şişirme şöhret” olgusunu görmek mümkün. Ama gelin görün ki Türk Edebiyatının bütün dev isimlerinin illa ki Ara Gürel’in objektifinden yansımış birkaç karesi mevcuttur. O halde günümüz şöhretlerinin hemen hemen hepsini fotoğraflayan Mehmet Turgut’u yadırgamamak gerekir.

    Esinlenme olayına ise ben de senin gibi “işverenlerin isteği” doğrultusunda olduğu düşüncesiyle bakmak istiyorum. Ama sunduğun örnekler gerçekten ilginç. Profesyonel bir fotoğrafçı, şirketler birebir aynı kareleri istese bile buna karşı çıkıp en özgününü çekerdi sanırım. Bütün bunların mantıklı bir açıklaması vardır elbette.

    Mehmet Turgut’un o röportajdaki cümleleri ve sonrasında Beyaz Show’daki mahcup tavırları bende hala ona karşı bir sempatiye sebep :) Ancak, yukarıda da belirttiğim gibi ben tek’in değil alternatiflerin peşindeyim. O yüzden çokça zaman Flickr’da yetenek avına çıkıyorum :)

  10. şafak yıldız

    Türkiyedeki dergicilik anlayışı şudur ; yurt dısındaki A dergisi o ay hangi konuyu yapmışssa aynısını birebir Türkiye’deki ayağı olan A dergisine kendi grubuna yaptırır, yani bir güzellik çekiminin pozları konsepti aynı olur, bunun nedeni Türkiyede hiçbir cesaretli derginin olmayışıdır,Türkiyedeki hiçbir dergi bir türkün yaptığı kişisel moda çekimini veya konsept çekimini kabul etmez böylece beyinsel olarakta insanların herhangi bir konuda herhangi bir durumu düşünmesi beklenemez. hiçbir yaratıcı işin çıkmayışının asıl sebebi budur, bu yüzden başka bir yola gidilir, Fotoğrafçı seçimi yapılırken kesinlikle fotoğrafçının iyi olmasına bakılmadan “bu kişiyle çalışmak güzel sohbeti muhabbeti insan ilişkisi iyi bununla çalışalım” mantık bundan öteye gitmez. sizin istediğiniz kadar sağlam portfolyonuz olsun istediğiniz kadar iyi derece bilginiz olsun Türkiye’de yaşıyorsanız kesinlikle birilerinin ayağının altını yalamanız gerekiyor, Çalıntı fotoğraf kurguları üreten bir fotoğrafçıyı 3-5 sene sonra hiçkimse hatırlamayacaktır, özgün iş yapıp ayakta tek başına durabilmeyi beceren bu uğraşı veren ne yazık kı çok az fotoğrafçı var, söz konusu fotoğrafçılık değil başka mesleklerde olabilir. Bir tarz yaratmak söylemek kadar ne yazık ki kolay değil , sadece aynı ışık aynı photoshop yaparak, aynı model duruşları olarak bir tarz olmaz, bu kadar sığ bir anlatımı 1990′larda kalmış amerikan kültürünün esintileri olan herhangi bir anlatımı içinde barındırmaya başaramayan bir yapı var mehmet turgutun fotoğraflarında, kesip biçmek , üzüntü sevinci böylesine basit mertebeye indirmekle sadece o kişinin basitliği ön plana çıkart, toplumda bu basit yapının ilk defa farkına varıp türkiyede böyle işler görmemiş oldukları için bütün medya üstüne atlar ve dahası gelir.. senede 100 çekim yapıp sıradan bir düşünceye ortaklık etmektense 100 kere düşünüp 1 kere fotoğraf çekmeyi yeğelerim.

  11. Fatih Sert

    Görünce şaşırmadım değil kendini en önemlisi hayatını fotoğrafa adayan birisi için gerçekten üzüldüm.Dış çekimler konusunda da haklısınız son yalın fotoğrarafları özellikle içler acısıydı.Benim anlamadığım koca ülkede hiç mi fotoğrafçı kalmadıda bütün ünlüler kendisine çektiriyor.

  12. A. Murat Eren

    Volkan Ersoy,

    O yüzden Mehmet Turgut’u eleştirirken insan ister istemez işin içinde bir “çekememezlik” olup olmadığını düşünüyor.

    Yazıyı okuyan herkesin okuması gereken bir yorum olmuş bence, ellerine sağlık.

    Çeşitli sebeplerle kıskandığım onlarca fotoğrafçı var, kıskanmakta hiç bir sakınca yok (bunu bir itiraf olarak dahi görmüyorum, o kadar normal geliyor). Birisini eleştirirken de eleştirimin içinden kıskançlık yüzünden ortaya çıkan duyguları filtreleyecek kadar aklı başında olmaya çalışıyorum.

    Senin de benzer şekilde ifade ettiğin gibi kıskandığım fotoğrafçıların hemen hepsine aynı zamanda derin bir saygı da duyuyorum, hatta bir kısmından bu günlükte övgü dolu sözlerle de bahsettim (ayrıca “bizden olanı yıpratmaya çalışma” gibi anlamsız bir çaba içerisinde de değilim, bir sürü Türk fotoğrafçı da var kıskandığım ve derin bir saygı duyduğum ve bunu dile getirmekten gocunmadığım).

    Fakat Mehmet Turgut’a olan antipatimin, dargınlığımın kıskançlık ile pek ilgisi yok. Benim duruşum “Atom mühendisi bile olabilirdi, fakat yalan medyanın bir tellalı oldu” olarak özetlenebilir sanırım. Sen de pek güzel şekilde özetlemişsin işin “yapmacıklık” boyutunun tatsızlığını.

    Düzelmeyecek bir şey değil, hiç bir şey için geç değil, onu da arada bir hatırlamak/hatırlatmak lazım. Yazıda yeterince net bir şekilde ifade etmemişim, fakat kendisinden tamamen ümidin kesilmesi gerektiğini de düşünmüyorum aslında.

  13. A. Murat Eren

    Yorumlar için teşekkürler.

    e-vren, hiç bir şey eksik kalmaz, eğer Mehmet Turgut olmasaydı onun yaptığını yapan bir başkası olurdu (belki de daha da etik şekilde yapıyor olurdu), ayrıca parasını basanı fotoğrafladığı için (yani bunu birilerinin hayrına yapıyor olmadığı için) kendisini yadırgamakta bir sakınca göremiyorum. +Ara Güler’in gazetecilik anlayışı, insanları gidip bulup fotoğraflayan gerçek fotoğrafçılığı Mehmet Turgut’ta elbette yok, belki ilerde olur, bu yüzden bu iki ismi ve yaptıklarını karşılaştırmak pek sağlıklı değil bence :)

    şafak yıldız, tatsız bir gerçeğe parmak basmışsın. Ayrıca “üzüntü sevinci böylesine basit mertebeye indirmek” demişsin, çok katılıyorum. Bu sanatsal bir duruşun sonucu olarak da değerlendirilebilirdi elbette. Fakat geriye kalan her şey o kadar sentetik ki buradan sanatsal bir duruş çıkarmaya çalışmak sinekten yağ çıkarmaya çalışmak gibi bir şey haline geliyor.

    gönül, sen mesela kendi başına bir fotoğrafçının gelişimine ne kadar harika bir örneksin :) Darısı Mehmet Turgut’un başına.

  14. kültür mantarı

    Bu arkadaş’ı tv de dinlemiştim 1-2 ay önce. Hiç keyfim yoktu, gülümsetti o gün beni sağolsun. Efendim kendisi kural tanımazmış. hiç bir kuralı takmaz bir asi imiş. bu yapısı fotoğrafda da aynen böyleymiş. bu yüzden işleri de sıra dışı imiş.miş.

    Megalomanlık had safhada.

    Ama bu normal. Bizim ülkede “yapıyorum” diyeni pohpohlarlar. Sen süpersin, bir tanesin , yürü be, falan derler. Bu övgüleri ÇOK ciddiye alanlardan Mehmet Turgut lar , Fatih Terim ler oluşuyor malesef.

    Yakında geçer modası diye düşünüyorum ben. Çok ciddiye almamak lazım. Ancak uzun yıllar ekmek yer bu işlerden, o kesin.

  15. İsimsiz

    Harikulade bir yazı…

    Beyninin her kıvrımını, o ince düşünce yapını ve kıvrak zekanı takdir ediyorum Murat.

    Sonradan eklediğin kısımdan daha fazlası da var aslına bakarsan, ama o kadarını da yazarak burayı görsel bir müsabakaya çevirmemek lazım. Ve Şafak ve Volkan çok gzel yazmış. Mehmet de tek değil… Bunu yapan Türkiye’nn en iyi en isim yapmış fotoğraffçıları da var…

    Ama bu fikir hırsızlığını yapan veya buna alet olan kişinin ben sanatçıyım diye ortalarda gezmesi asıl düşündürücü olan. Evet para kazanmak bu sistem içinde var olmak, daha iyisini yapabilmek için belki de bir süreliğine para için biraz acı çekerek ama kendi gururundan tavizvermeden işini yapmak herkesin harcı değil. Bu derece olgun bir kişilik yapısının oluşmamış olması aslında onu belki de popüler kültürde bir anda öne çıkardı… Tıpkı diğer işe yaramaz taklitleri gibi…

    Tekrar ellerine sağlık

  16. tezel

    güzel bir yazı ve anlamlı bir paylaşım…

    kendisini hiç izlemedim, bir iki karesini sevmişliğim var (onlarda takilt değilse-bilmiyorum) fakat rastladıkça geri kalan yüzlercesinide hiç sevemedim.Volkan arkadaşınkine benzer bir mod sanırım hissim…Ne güzel aktarmış.
    geçende bir gruba farklı kareleri gelmişti başkalarınınkinin birer kopyası gibi olan…birebir çekimlerinin devamı var,aktarmiyim fazlasına ihtiyaç yok, belkide tüm çekimleri öyledir kimbilir, bunlarla sınırlı değil yani… Yalancının mumu hesabı elbet birileri farkedecek ve açığa çıkacaktıyı bile akıl edememiş olmalı. Yazıkki o na verilen bu payeye, birileride o nu sanat yapıyor sanıyor…

    elinize sağlık

  17. Anonimyus

    Şafak Yıldız çok önemli bir konuya değinmiş yukarıdaki yorumunda. Türkiye’deki dergicilik anlayışı o kadar iğrenç ki, Türkiyede insanların yetişmesine, özgün çalışmalar ortaya koymasına izin vermiyor bu atmosfer. Ben hem kimi popüler bilim dergileri için yazı yazdım zamanında. (isimlerini vermeyeceğim ama çok fazla yok bunlardan). Yabancı bir dergideki yazıların çevrisi yapılır, altına “Derleyen: Ahmet Mehmet” yazılır ve yazı bir güzel basılır. Bütün yazılar böyle olmasa da, insanların özgün içerik oluşturması desteklenmez, çünkü zordur bu, kaliteli yazı için eğitimli kaliteli insanlar ve sabırlı idealist bir editör gerekiyor. Yani burada Mehmet Turgut üzerinden oluşan bu tartışma aslında Türkiye’nin çok daha derin bir problemine, özgün işler yapan insanların kendilerine yer bulamayışlarına, hatta kimsenin özgün iş yapmaya ihtiyaç duymadığı böyle çalıp çırpmanın “normalleştiği” bir sosyal kirliliğe uzanıyor.

    İşte öyle öyle ülkemin “bazı” fizikçileri 5 senelik doktora öğrenimi sırasında 40 tane makale basabiliyor. (Copy paste ile). Fotoğrafçısı bir başkasının yaptığı şeyin aynısını yapmayı “normal” görüyor, kendine yakıştırıyor, ışığı bol olsun. Sinema konusu çok güzel bir örnek bence, bu işin Türk milleti tarafından ne kadar içselleştirildiğinin göstergesi.

  18. emrah nihat erel

    Görünce lafa nereden başlayacağımı şaşırdım, ancak bu ilk değil elbette ülkemizde… Esinlenmek ile kopyalamak arasında ki farkı bilmiyoruz herhalde… Bu arkadaşından kopya çekip hoca anlamasın diye araya eksik kelime yazmak gibi birşey bence… Üretmenin karşılığının daha farklı olduğunu düşünüyorum!

  19. Anıl Eraslan

    :)

  20. Deekolaj

    Bu durum da kendisinden ӆretmeyi beklemek aptalca olur..
    Popülarizm, yaratıcılığın önüne geçerse kopyacılık ve (umursamazlık) doğal…
    Çok güzel bir yazı teşekkürler..

  21. usurp synapse

    Herif büyük arakçıymış yalnız. Ben sadece kompozisyonlarla dalga geçiyordum, bu kadar arak yaptığını bilmiyordum.

  22. Nazim Keven

    Meren eline saglik, cok yerinde ve guzel elestiri. Bu tip “esinlenme” islerinin daha fazla afise edilmesi gerekiyor ki caydirici olsun, baska insanlarda “esinlendikleri” zaman, onlari hayata gecirip uzerinden para kazanmaya cesaret edemesinler.

    Dergiciligin ve medyanin carklarinin ozgun yaratici insanalrin onunu kestigi, “esinlenmeye”, kolay yoldan afili ama yuzeysel isler cikarmayi tesvik ettigi dogru. Lakin, hep dedigim gibi, klasik anlamda dergicilik, medya, basin-yayin sektoru olmek uzere. Kimse islerini onlara kabul ettirmeye ugrasmak zorunda degil artik: Interneti kullan, islerini bogundan paylas! Kendi blogzine’lerini cikar ki onlarin dergilerine muhtac olma!

  23. bir okur

    “Mehmet Turgut’un Fotokritik’e fotoğraf gönderen ortalama fotoğrafçıdan Türkiye’nin en birinci, en meşhur fotoğrafçısına nasıl dönüştüğünü bilmiyorum, o kısmı kaçırdım ben; bir anafor oluşmuş belli ki o ara bu sektörde, Mehmet Turgut’u çekmiş içine. Fakat medyanın ters yöndeki doğal seçilim havuzunda Mehmet Turgut’un da boğulduğunu izlemek gerçekten üzücü.”

    Valla sana birşey diyeyim adamın boğulduğu falan yok. İşini ticari anlamda gayet iyi başarıyor ve parasını alıyor. Çünkü para kazanmam için gereken kriteler başkalaşıyor. Haketiği değeri zaten bir şekilde bulacak hırsız sa hırsız dır kopyacı ise kopyacı.

    Ama dediğim gibi sen ve senin gibiler böyle köşeler de ben bu adamın geçmişini bilirim yau neydi ne oldu hah oysa ne ki, nasıl olduki acaba amcalarımı var v.s. gibi sığ cümleler kurularak yazılmış yazın insanı sadece gülümsetiyor şu anonim kuşların olduğunu duyuncada yuh amma organizeler sanırım bunları birileri para ile tutmuş diyor :)))))) Bulduğum herşeyi yargısız okuyorum. Ve bazende çok gülüyorum. Eskiden de okurdum ve gülerdim yazılarına. Küçük kıskanç bir çoçuk edadıydı uslubun.

  24. bilirkişi raporu

    Meren,

    Tebrik ediyorum. Mükemmel bir yazı ve gerçekten hayran kaldım. Tespitlerine ve yazına alkış tutabilirim sadece :)

  25. loststone

    Pablo Picasso “Good artists copy, great artists steal.” derken hiç böyle anlaşılabileceğini düşünmemişti herhalde.

  26. birsevgiliokuyucutanla

    Şimdi aslında biri eleştiri yazdı hepimiz cebimizdeki çakıltaşlarını dökmeyelim, birimizde karşı tavrı anlayalım, amaç nedir? neden bu hale gelmiştir? diye irdeleyelim diyesim geliyor ama bu maalesef bu kişi ben olamayacağım. Fotokritiğin yine ilk zamanlarından hatırlıyorum bende Mehmet Turgut’u erkek arkadaşım ısrarla stüdyo fotoğraflarına hayranken ben “bilmiyorum nedenini ama sevmiyorum” diyebiliyordum. Sanırım fazlasıyla bir yapaylık bulurdum, fantastik gotik karakterlerin güzel erkek ve bayanlarla canlandırılması dört duvar arasında sıkışan makyaj karakterleri. Hani bu usluba karşı mıydım hayır aynı dönemde kapalı mekan protfolyolar ve gelişmiş photoshop sunan Akif Hakan’ın fanıydım ben hala sağlam fanatiğiyim.

    Şimdi medyanın disiplinli çalıştığı sürece aforoz etmeyeceği Mehmet Turgut gibi aslında arasıra orijinal fikirlerle ortaya çıkan kendisine “sanatçı” diyen bir insanın yaptığı işlerin birebir kopyalarının çıkması utanç verici hayalkırıklığının tavan yaptığı bir durum haline getirmesi gerekirdi. Ancak genel olarak “aman ben yaptım oldu” tavrını sineye çekebilecek hatta “vay anasını aynısını yapmış” diye bile alkış tutabileceği okuyup araştırmayan bir topluluğun varlığı aslında bu tür sosyolojik gelişimlere gebedir. Yukarıda ki yorumlar aslında gayet güzel özetlemiş. Neydi bir olgunun incelenmesi için sosyolojik ve psikolojik etmenler ortak bir çuvala konmalı. Mehmet Turgut ilgiyi seviyordu ünlü insanları, pohpohlanmayı, parayı (ki zaten bir yorumcu ısrarla bu işten iyi para kazandığını belirtmiş) medyanın yurtdışındaki gibi editoriyel yaratıcı fikirlere ihtiyacı vardı. Sonuç.

  27. dinemiz

    Mehmet Turgut’un bu hızlı yükselişi ister istemez dikkat çekmekte. İlk zamanlar fotoğrafları Jan Saudek tadındaydı, sonrasında daha da genele yayılan fazla fazla “benzer” fotoğrafları çıkması pek de şaşırtıcı değil.
    Sanatta intihal denilen şey ne yazık ki kaçınılmaz. Mehmet Turgut çok populer olduğu için dikkat cekiyor ve bu kadar mercek altında inceleniyor.
    Yazıda aslında doğrudan M.T konu değil bana kalırsa, o sadece popüler bir örnek. Severim-sevmem diyen herkes bir şekilde bu adamın işlerini biliyor ve takip ediyor. Bu da bence büyük başarı.
    Benzer fotoğraflara ben de bir örnek vermek istedim.

    http://www.saudek.com/en/jan/fotografie.html?r=1961-1965&typ=f&l=0&f=17

    http://mehmeturgut.deviantart.com/art/dust-from-the-past-6-54941479

  28. Anonimyus

    Bir insanın, başkalarının fikirlerinin aynısını “kendisininmiş gibi” sunarak bu işten para kazanmasında, çevresindekilerin bu fikirler ona ait sanarak kendisine hayran olmalarına göz yummasında MİDE BULANDIRICI bir yan var.

    Bu MİDE BULANDIRICILIK durumu, yukarıdaki yazıyı yazan kişinin yazısını ne amaçla ya da hangi motivasyonla (kıskançlıkla?) yazdığından bağımsız olarak VAR.

    Bu MİDE BULANDIRICILIK durumu, eleştirilen fotoğrafçının ne kadar süper mütevazı bir insan olduğundan, harika çalışkan, müthiş stüdyolu makyajcılı olduğundan BAĞIMSIZ OLARAK VAR.

    Daha daha büyük harflerle mi yazılmayı bu ya? Murat Eren kıskanç dallamanın teki diyelim. Türkiye’deki/Dünya’daki atmosfer çalmaya çırpmaya izin veriyor diyelim.

    ÇALMAK ÇIRPMAK, ÜSTÜNE BUNDAN PARA KAZANMAK MİDE BULANDIRIYOR ARKADAŞIM. Bu kadar basit ulan. Allah allah ya.

  29. cedric

    harika bir yazı gerçekten. ayrıca mehmet turgut’u yerin dibine sokmaya çalışan değil, ortada duranı sorgulayan, çözümlemeye çalışan ustaca bir yazı. tebrik ederim.

  30. nurvenur

    Super bir yazi olmus. Ben de 2004′ten beri fotokritik’in uyesiyim. Ankara’dan geldigimden Mehmet Turgut ile tanismisligimda var. Kesinlikle soyleyebilirimki 2006-2008 yillari arasinda, Ankara’da kendi kucuk studyosu ve fotograf sanatcilari arasinda Mehmet cok iyi isler yapti ve cok hizli gelisti. Ne zaman Istanbul’a gidip sanatci fotografi cekmeye basladi, yaraticiliktan uzaklasip, cektigi artizlerin gonullerini hos etmeye calisti. Sanirim tum senaryoyu cektigi artizler veya dergiler belirlemekte. O sadece kameranin tusuna basip, 5-6 yildir uyguladigi ayni photoshop tekniklerini uyguluyor. Yazik ediyor kendine ama ayni zamanda paraya para demedigi de bir kesin

  31. selimselimoglu

    selam mehmettutgutla hem tanışmış hemde beğeni ile takip eden biri olarak
    yukarıda sayılan bir çok şeyin yersiz olduğunu düşünüyorum.
    Zira şuan MT un olduğu sektör MT un potansiyelini kaldıramıyack kadar sığ saydığınız
    bi çok işte yaratıcılık karşı tarafın birincil talebi değil talep milletin kabul etmesi yönünde
    o zaman kabul görmüş şeylerin uygulanması kaçınılmaz(ticari işlerde) kişisel işlerde de
    bazı örnekleri denemesi MT un taklitçi olduğu anlamına gelmez çünkü galerisinde özgün çalışmaların
    sayısı diğerlerine nazaran çok fazla ankarada çiçekçilerin karşısında normal bir stüdyodan buralara gelen birine
    yaratıcı değil taklitçi derseniz bence biraz yanlı olur. birisi ünlendikten sonra fotolarında kalite düştü demiş bunun nedeni
    kişisel fotolarına vakit ayıramaması olabilir bence. 2004 teki fotoları kötü belki ama onları silmeyecek kadar da arkasında
    bu bişeyler ifade etmeli bence. MT nin fotolarına photoshop harikası diyen arkadaşlara söylüyorum makyaj çok önemli bir etken ve kesinlikle emek.
    biliyoru ki bazı fotoların da photoshop sınırlı gerisi makyaj ama bilmeyenler kullanılan boyaları bile photoshop sanıyor.photoshop kullanılanlara zaten lafım yok.
    bu ara da bu yazı her nekadar öyle görünsede bir avukatlık yazısı değil kişisel görüşümdür herkese saygı duyarım.

  32. volkan yazici

    bir celebrity’nin dogusunu ilk kez mehmet turgut’la canli kanli olarak izledim. yukaridaki yorumlarda da belirtildigi gibi erken yasta gelen popularitenin tehlikeli oldugunu dusunuyorum. eski calismalariyla gelecek vaad eden mehmet turgut, guzel ve vurucu birkac fotografla ani bir ivme kazanip pek cok kisinin bildigi bir fotografci olduktan sonra daha iyi isler yapmasi beklendi, hissettirildi. bu baski sonucu bocaladi ve bu durum cogu takipcisi tarafindan hissedildi. insanlarin mehmet turgut’tan beklentisi arttikca mehmet turgut’ta hakli olarak daha iyi isler cikarmak icin cabaladi ve bir cok cozum yolunun yaninda pek de uygun gormedigimiz esinlenme olayini biraz abartti.(esinlenme normaldir fakat onun konumunda birisi icin surekli olarak esinlenmek normak degildir.) ozellikle jan saudek fotograflarina bakildiginda bariz bir sekilde anlasilabilmektedir. bu esinlenme olayi dillendiginde ise mehmet turgut’a yapici elestri degil de bidolu yikici elestri yagmaya basladi ve bu nokta kanimca kirilma noktasi oldu. burada mehmet turgut’un ihtiyaci olan sey kesinlikle iyi, saglam ve tabani kuvvetli yapici elestrilerdi ama olmadi.

    eger bu populariteyi gec yasta kazanmis olsaydi(su anda 30′larinda diye biliyorum) fotografci kimligi yerine oturmus ve kendi tarzini tamamen(kendi tarzini tam olarak ortaya koyamadan populer oldu) ortaya koymus bir sanatci olarak bu yogun ilgiyle rahatlikla basedebilirdi.

    sunu da belirtmeliyim ki turkiye’de usta fotografciyim diye ortalikta gezip, havasini atan bir suru fotografcidan daha da iyi bir fotografcidir. ve genc bir yetenektir gozumde. ben derim ki bu genc yetenegi karalayarak kaybetmek yerine guzel ve ilimli elestrilerle sanatinin zirvesine cikmasina yardimci olalim. bir baska fotografa benzer bir fotografi mi var? o zaman kaba uslupla calinti, olmaz bu kadari da, zaten kendisi oyle bir insan, boyle kotu, soyle boyle demek yerine guzel bir ifadeyle belirtip kendisini bulmasina yardimci olmaliyiz. dedigim gibi ulkemizde cok az yetenekli genc cikiyor. ayrica bir baska onemli noktayi da soylemek istiyorum ki maalesef turkiye’de insanlarin ozel hayati ve is hayati birbirine futursuzca karistiriliyor ve ozel hayatindaki bir takim olaylar yuzunden is hayati olumsuz yonde etkileniyor. birakin herkesin ozeli kendisinin olsun, yaptigi islere bakmakla yetinelim. magazin delisi insanlar olmaktan cikalim.

    son olarak yukaridaki yorumlardan bazilari bu yazinin yikici oldugunu ima etmis fakat ben oyle bir uslup gormedim hatta sezmedim.
    ayrica uzun senelerdir fotograf izlemeyi ve arada bir fotograf cekmeyi seven birisi olarak bu elestirimi yapmis bulunmaktayim.

  33. Altuğ Özgenlik

    Mehmet Turgut, stüdyo ışığını, makyajı, efektleri ve Photoshop’u kullanmayı çok iyi bilen bir fotoğrafçı. Kurgusal stüdyo fotoğrafçılığı benim de çok sevdiğim bir tarz ve çoğu zaman yapılan eleştirilerin aksine bence fotoğraf sanatının geleceğinde önemli rol oynayacak dallardan biri. Ama çoğu insan hala Photoshop’lu fotoğraf fotoğraf değildir diye düşünüyor. Ne yazık ki fotoğrafa hala ve sadece hayatı kaydetme ve belgeleme gibi dar bir misyon yüklüyorlar.

    Mehmet Turgut’un işleri genelde teknik olarak mükemmele yakın olmasına karşın bazen esinlenme sınırlarının ötesinde bir kopyacılığa ve sıradanlığa kaçabiliyor. Ama bunlar için sadece ticari ve sipariş fotoğraflar savunmasının arkasına saklanmak bence saçma. Zira MT’nin zaman zaman esinlenmeyi çok sevdiği Annie Leibovitz’in hayatını anlatan belgeselde ünlü bir fotoğraf eleştirmeninin, ticari işlerin Annie Leibovitz’in yaratıcılığını öldürdüğünü savunan insanlara ve diğer eleştirmenlere verdiği güzel bir cevap vardı. Tarihteki sanatsal başyapıtların çoğu müşteriler tarafından sipariş edilmiştir… Bunun en elle tutulur ve gözle görülür kanıtlarını Rönesans İtalya’sında görmek mümkündür… Yani ticari bir iş yapmak her zaman bol esinlenme ve az yaratıcılık anlamına gelmiyor. Ama ne yazık ki bizim memlekette müşteri genelde işi sizden iyi bildiği ve herkes birer fotoğrafçı, herkes birer tasarımcı ya da reklamcı olduğu için çıkan işler de aslında müşteri kalitesinin bir yansıması oluyor.

    Ben de bir ajans ortağı olarak son on yıldır müşterilerin dayatmaları ve yaratıcı ekibin potansiyelini daha özgür ve özgün kullanabilmesi arasında denge kurmaya çalıştım. Genelde müşteriler ellerinde ya da kafalarında kendilerince muhteşem buldukları bir örnekle gelir ve ona benzeyen ama çok yaratıcı ve orijinal birşey isterler. Birkaç tasarım demosu ve sunumdan sonra yavaş yavaş tasarımcı değil operatör haline gelirsiniz. Müşteri ile kullandığınız tasarım programı arasında bir tercüman olursunuz sadece ya da basit bir operatöre dönüşürsünüz. Bu işlerde denge kurmak zordur. Hem müşteriyi kaçırmamak hem de altına imzanızı attığınız işle gurur duymak ve yaptığınız işin içinize sinmesini istersiniz. Özellikle çok büyük ve ünlü bir ajans değilseniz bu dengeyi yaratıcılık ve içinize sinen işler lehine kurmak zordur. Aslında bazen büyüklük de çok fazla yardımcı olmaz buna.

    Mehmet Turgut sanırım artık belli bir üne ve her işte seçici davranacak kadar maddi rahatlığa ulaşmıştır. Bu nedenle müşteri öyle istiyor ya da müşteri dayatıyor savunmasının arkasına saklanmaması gerekir. Hele ki kendi verdiği beyanatlarında, bana şunu çek ya da şöyle çek diye gelen müşteriye s…tiri çekerim gibi şeyler söylerken.

    İyi bir fotoğrafçı ve kaliteli (kompozisyondan çok tekniği kast ediyorum) işler yapıyor. Şu anda ününün zirvesinde olmasına rağmen henüz ustalık çağının zirvesinde değil bence. Bu ikisini aynı döneme denk getirebilirse fotoğraf adına da çok güzel işler yapabilir.

  34. Filiz TÜLÜ

    Merhabalar

    Ben fotoğraf çekmeye yeni başladım. Emekleme dönemindeyim. Sadece hislerimle bir şey söylemek istiyorum. Yazdıklarınızı okudum çok da hakverdim. Yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum . Ayrıca gerçekten de çok şaşkınım. Fotoğraf bir duygunun peşinden gitmeli diye düşünüyorum. Gene de acemi birisi olarak çok da fazla yorum yapmak niyetinde değilim. Sadece size katıldığımı belirtmek isterim.

  35. ali özdemir

    Merhaba,

    Ben müzisyenim. Fotoğraf çekmem fotoğrafçılıkla ilgim yoktur bu yazıyı ve fotoğrafları biraz şans eseri gördüm. Meren’in yazısını biraz naif buldum açıkçası. Siz istediğiniz kadar esinlenme deyin biz bu işlere halk arasında araklama ya da hırsızlık gibi adlar veririz. Yapılan yorumlarda da bu hırsızlığı görmezden gelip mehmet turgut’un ne kadar iyi bi insan olduğu photoshop’u ne kadar mükemmel kullandığı ya da “yahu çocuk bir iki esinlenmiş(!) olabilir fotoğraflarının çoğu özgün” gibi düşünceleri okumak ancak tepemi daha çok attırmaya yarıyor. Sinemada hırsızlık görmekten bıktım.Kliplerde hırsızlık görmekten bıktım. Müzikte hırsızlık dinlemekten bıktım. Bir insanın yarattığı eseri başkasının çalmasından ve bunu yüzsüzce, utanmadan, sıkılmadan yapmasından bıktım. Bütün bunların, insanlara çok normal bişeymiş gibi yutturulmaya çalışılmasından ve insanların bunu kek gibi yutmasından bıktım. Bu kadar mı kalasız biz? Kendine has birşey çıkartmaktan bu kadar mı aciziz?

    Not:kapitalizm “asi”yi de konserve kutusuna koyar “mehmet turgut” markasıyla cicili bicili süsleyip satar bu ülkenin “hazır”ı satın almaya pek meraklı,araştırmaya pek meraksız beyinlerine.

  36. mr man

    Kendisini tanımadan önce ve fotoğraf+ps ile iç içe olmaya başlamadan önce çok sevip beğeniyle izlediğim,fakat tanıdıktan ve kendimi geliştirdikten sonra nefret duygusunu bile çok gördüğüm bir hikat garibesi.Kendisini 2 bölümde inceliyoruz;
    Bölüm 1: Karakter

    -Kız arkadaşı yoktur,onun için her dişi potansiyel fuckbuddy’dir.(karısı kendisini boşamıştır)
    -Msn,telefon ve stüdyosunda görüştüğü,abilik yaptığı kızların hepsi aslında ona vermek için sıradadır.(şahidim)
    -Ondan iyi fotoğrafçı yoktur,o en iyisidir,gerisi bi b*k bilmiyordur.(daha sonra yurt dışında ziyarete gidip üstadım dedikleri dahil)
    -Tamamen otomasyon bir fotoğraf editinden sonra dönüp “süper oldu di mi?” diye sorabilecek kadar megalomandır.
    -Çoluk çocuğu tehdit edebilecek kadar düşük seviyededir ve illegal madde kullanımını “sen benim psikopat tarafımı bilmiyorsun” diye dışa vurmuşluğu vardır

    Bölüm 2:Fotoğraf
    -Ucuza kapattığı 3 tane elinchrome ışığı stüdyoda hep sabit durur çünkü vesikalık ışık setupından öteye gidememektedir.
    -Fotoğraflardaki aşırı mat dokuyu Kodak’ın makinelerinden alan müşterilerine hediye ettiği bir vesikalık filtre programıyla elde etmektedir.
    -Boş zamanlarında deviantartta “top favourites” bölümünü gezer,keşke photo.net e falan baksa..
    -Stüdyo dışında fotoğraf çekme hususunda yüzünün renginin attığı olmuştur.
    -Ve kesinlikle bu “esinlenilen” konseptleri kendisi seçmiştir.

    Yukarıda yazılan yazı tamamen göz şahitliğine dayanmaktadır ve çiçekçilerin karşısındaki ufak stüdyosunda çalıştığı zamana dayanmaktadır.
    Keşke profesyonel psikolojik yardım alsa..

  37. Volkan Ersoy

    Mr. Man, eleştirini (saldırını demek daha doğru) çok kişiselleştirmişsin. M. Turgut’un hayatını nasıl yaşadığı, zamanını nasıl geçirdiği bizi ilgilendirmez. Benim ona bakışım sadece işiyle ilgili.

  38. tedious

    “mr man” herşeyi tam olarak ifade etmiş olsa da,
    son zamanda da farkı bulunmamakla birlikte, ‘her işte seçici davranacak kadar maddi rahatlığa ulaşmıştır’ ve bunun yanında, herkesin ayılıp bayılarak beğendiği sanatçı albüm fotoğraflarının bazısını kendisi teklif götürerek ücretsiz çektiği, bunları da eline yüzüne bulaştırdığı unutulmamalıdır. bu olur mu diye, basit plug-in’lerle siyah beyaz / sepia efektleriyle fotoğraf yolladığını da biliriz ki bu pek uzak bir geçmiş değil. 2008 sonundan bahsediyorum..

    Hatta bir sanatçının, MT’nin çektiği fotoğrafların konseptini ve düzenlemesini kendisinin yaptığı ve MT’nin deviantart adresine koyup, düzenlemenin sanatçıya ait olduğunu bile yazmayacak kadar alçalmış, diretmiş, hatasını çok zaman sonra sessizce giderermiştir. fotoğrafların altındaki MT farkı yazan yorumcuların da övgüsünü üzerine almayı tercih etmiştir. ve orjinal fotoğrafların rezil bir halde olduğunu da belirtmem gerekir..

    - Çok güzel hareketler programının bir bölümünde, Yılmaz Erdoğan’ın arkasına oturup, kameranın önünde 5-6 dk boyunca tırnaklarını yemesi de cabasıdır..

  39. I-Man

    Nedense itici geliyor çalışmaları bana.

  40. thelepermessiah

    Mehmet Turgut’un sırrı çözüldü! sıra geldi Nuri Bilge Ceylan’ınkine, onun ilham kaynağı kim, Andrey Tarkovski falan mı acaba? ülkemin yalnız ve güzel henri yartier-bresson’ları sizi.

  41. mr man

    tamam fotoğraf konusunda da konuşabiliriz :)
    renault reklamı
    egaro reklamı
    egaro reklamı II

    Bedük (mehmeturgut)
    Bedük II(mehmeturgut)

    tamam bu da “esinlenilmiş” değil..

    bunlar da pedofili mi değil?

    1
    2

  42. leicator

    Basta elestiriler cok yerinde ve saglikli idi, sonlara dogru sacmalamaya basladi.

    mr man, Beduk fotograflarini “esinlenmeden” ziyade yeteneksiz bir fotografcinin kendini asma, farkli bir seyler ortaya koyma denemeleri olarak gormek daha yerinde. ayrica 16 yasindaki bir kizin fotografini cekmis olabilir. “kiza kimligini sormaliydi, sorumluluk onun” denebilir. mehmet turgut bunu yapmadigi icin eseklik etmis olabilri fakat pat diye pedofil ile suclamak cok buyuk haksizlik.

  43. mr. dude

    leicator,
    eşeklik dediğin şeyin cezası dünyanın birçok ülkesinde hapistir.

    uyanan olur mu acaba?

  44. Volkan Ersoy

    Galiba Bedük fotoğrafı da, Bedük onlara benziyor dediğiniz diğer fotoğraflar da Amerikan askerlerinin Iwo Jima’da bayrak dikerken çekilmiş fotoğrafına benziyor (ki o fotoğrafın da kurgu olduğu anlaşılmıştı). Hatta belki Fransız Devrimi veya sosyalist devrim ile ilgili resimleri de andırıyor olabilirler. Ama bunlar bire bir aynı değil, benziyor; bayraklı – hatta kırmızı bayraklı – insan fotoğrafı çekmek kimsenin tekelinde değil. Çok çok benzer bir mizansen yoksa bunları esinlenme olarak kabul etmek mümkün. Keza MT’un esinlenmenin ötesine geçen işleri, hatta bir deviantArt kullanıcısından doğrudan arakladığı iş burada örneklendi.

    Pedofili ağır suçlama gibi geliyor bana ama yine de illegal ile legal arasındaki sınırın birbirine geçtiği alanda yürüdüğünü söyleyebilirim. Tarihte böyle çok örnek var; ilk aklıma gelen Blue Lagoon filmindeki Brooke Shields. Çok örneği var diye etik dışı olmuyor tabii, ayrıca Brooke Shields’in ailesinin rızasıyla çekilmişti o film. Ama mesela Nazif Topçuoğlu’nun da arzu nesnesi pozlarında liseli kızları kullandığı bir serisi var. Herhalde o da ailelerden izin almıştır, aksini düşünemiyorum. Hassas bir konu; bizzat pedofili eylemi değilse de pedofili eğilimi olanların fantezilerine hitap ediyor; öyle “ben yaptım oldu” denecek, ciddi yükümlülükleri olabileceği es geçilebilecek bir konu değil.

  45. sema

    Varolan üretim ilişkilerinin fotografı ne hale getirdiği ortada. Bu kadar kemiksiz olmak insanı nasıl mutlu ediyor ben de bilemiyorum ama şöyle bir durum da var. Yaşadğım bir olay bu. Bir keresinde ismi lazım değil bir fotografçının setinde bulunmuştum. Bir dergi için sonbahar çekimleri yapılıyordu. Dergi temsilcisi elinde yabancı bir dergiyle fotografçının etrafında dolaşıyordu. ”Bunlardan istiyoruz” diye. Dergideki şıkıdım hatunlar nişantaşında kahvelerini yudumlarken ”bu sayıda böyle bir şey yapalım” diye fotografçıya gidiyor. Konsept de şuydu. Salaş arnavut kaldırımlı sokaklarda şık kıyafetler, siyah beyaz birt konseptte fotograflanacak. Hemen balat da ara sokaklara gilip bu çekimlerin çok benzerleri çekilmişti.

  46. Volkan Ersoy

    Sema hanım, müşteri ister, fotoğrafçı da ticari bir iş yapıyorsa yerine getirmek durumundadır. Aynen mutfak yaptıran birinin bir fotoğrafta gördüğü mutfak mobilyasını marangozdan, bir kadının Burda dergisinde gördüğü elbiseyi terziden istemesi gibi. Çünkü pek çok işin olduğu gibi bu işin de hem sanat hem zanaat yönü vardır. Ancak marangoz taklit ettiği mobilyalarla tasarım yarışmasına katılırsa veya kendine ait bir koleksiyonmuş gibi katalog çıkarırsa, veya terzi taklit ettiği kıyafetlerle defile düzenlerse, yani taklit ürünle ismini özdeşleştirmeye, marka haline getirmeye, ürünün normal rayicinin ötesinde kendi imzası bulunduğu için ekstra ücret talep etmeye kalkarsa, birileri de çıkıp “bu taklit, niye kendine ait, özgün işlermiş gibi sunuyorsun” diyecektir; fikrin orijinal sahibi de hakkını arayacaktır. MT, köşebaşındaki fotoğrafçı dükkanı sahibiyken ismini bir marka haline getirmeye soyundu. Bunda bir tuhaflık yok. Köşebaşındaki terzinin kendinde Versace’ye, Armani’ye rakip olabilecek potansiyel görmesi ve bunu gerçekleştirmeye çalışması en doğal hakkıdır. Ama bunu, onların koleksiyonlarını bire bir taklit ederek gerçekleştirmeye çalışırsa hem kendisi alay konusu olur, hem de – markalı ürün aldım diye ortaya çıkıyorlarsa – müşterileri.

    MT, becerileri dolayısıyla marka olma potansiyeline sahip bir fotoğrafçıdır. Photoshop’u bir arkadaşı yapmış, flaşları asistanı yerleştirmiş çok önemli değil. Moda devleri de tasarımlarını her zaman bizzat kendileri yapmıyorlar; tasarımcı çalıştırıyorlar. Ama fikir başkasından araklanmışsa, o işe imzasını koyarsa ayıp eder. Meren de MT’un hem bu potansiyele sahip olmasına rağmen bu yola sapmasını ve bu yolla isim yapmaya çalışmasını eleştiriyor.

  47. Yağmur Oleander

    Mehmet Turgutun sıkandalı çıktıktan sonra bazı kesimler kişilerin bu şekilde fotoğraf çektirmek isteyebiliceklerini sadece fotoğrafçı değil modellerinde kişiden böyle bir talepte bulunabiliceğini belirtmiştir fakat unutulan bir şey var okan bayülgenin sade vatadaş programında takriben 4 – 5 ay önce kendileri – Biri bana gelip beni böle çek derse ben onunla görüşmem asistanlarıma havale ederim demiştir..!

  48. Haluk Enacar

    İşin içine internet girdiği zaman bir çok konunun ne şekilde yozlaştığını çok iyi bilen biri olarak, aslında Mehmet Turgut’u kınamıyorum.

    Fotoğraf özelinde internet üzerindeki paylaşım siteleri kaynaklı o kadar farklı bir “fotoğraf” anlayışı yayıldı ki, o güne kadar tanımlı tüm “fotoğraf” kültürü yok sayıldı ve yepyeni bir fotoğraf tanımı ortaya çıktı.

    Bu furyada elbette vizörden bakmak konusunda daha yetenekli, ekipmana harcamak konusunda sıkıntısı olmayan bir çok kişi milyonların arasından sıyrıldı ve ön plana çıktı. Ve hatta daha da ileri giderek söyleyeyim, onların etrafında ufak ve sahte fotoğraf cemaatçikleri oluşmaya başladı. Ve Mehmet Turgut’ta bunlardan biri kanımca.

    Mehmet Turgut’un yetenekli ve çalışkan birisi olduğunu düşünenlerdenim. Ama tabi “bu”, özellikle paylaşım sitelerinde ortaya koyduğu “orta parmak” kibirinin ona ne kadar zarar verdiği gerçeğini görmeme engel olmuyor. Kendisine gelen en ufak bir eleştiri de orta parmağını yayınlaması, bence kendisinden çok daha yetenekli ve iyi fotoğrafçılara saygı göstermemesi ve bunların farkına varmakta zorluk çekmesi bence bugünkü durumunun temelini hazırlayan önemli faktörler. Hele hele fotoğrafı takip eden kişilerin fotoğraflarının altında, Saudek’ten etkilendiğini gördüklerini ifade etmelerine karşı koyduğu tavırlar, onun oturup düşünmek yerine iyice kulaklarını tıkadığına, ve sahte övgülerle yetindiğine gösterge. Ve bu da bundan sonraki gelişimi için çok büyük bir soru işareti. Ama tabi bütün bunlar Mehmet Turgut’un yeteneğinin üstünü çizmeme sebep olmuyor.

    Murat,

    Sizin fotoğrafa yaklaşımınız konusundaki düşüncelerimi az çok biliyorsunuz. Bence hem çok yetenekli , hem de “fotoğraf” kavramına değer katabilecek entellektüel zenginliğe sahip ve dahası fotoğrafa kafa yoran birisiniz. Dolayısıyla Mehmet Turgut veya X kişi , kim olursa olsun, fotoğraf konusunda eleştirmenizden hem eleştirdikleriniz, hem eleştirilerinizi okuyanlar çok şey öğrenebilirler.

    Ancak blogunuzun yukarıda bahsettiğim fotoğraf cemaatçiklerinin hesaplaşma alanı haline getirilmesine izin vermemeniz gerektiği kanaatindeyim. Özellikle konu “esinlenme” (ya da başka ne dersek diyelim) de olsa, X kişinin karakter özelliklerinin madde madde sıralanması (ki biraz dedikoduya giriyor) hoş kaçmamış ve blog yazınıza da zarar vermiş.

    Bu nacizane düşüncemi de eklemek istedim.

    Saygı ve Sevgilerimle.

  49. A. Murat Eren

    Haluk Hocam,

    (…) blogunuzun yukarıda bahsettiğim fotoğraf cemaatçiklerinin hesaplaşma alanı haline getirilmesine izin vermemeniz gerektiği kanaatindeyim. Özellikle konu “esinlenme” (ya da başka ne dersek diyelim) de olsa, X kişinin karakter özelliklerinin madde madde sıralanması (ki biraz dedikoduya giriyor) hoş kaçmamış ve blog yazınıza da zarar vermiş.

    İnanın ben de bu konuda çok rahatsızım. Bu yazıyı kesinlikle Mehmet Turgut’a bir saldırı rampası teşkil etsin diye yazmadım. Bu yazıyı daha çok sizin gibi, Volkan Ersoy gibi, Altuğ Özgenlik gibi ve bu yazı altında Mehmet Turgut’un kişiliğinden ziyade yazıda işaret edilen ve Mehmet Turgut’tan da daha büyük olan probleme de odaklanabilen kişiler için yazdım. Elbette Mehmet Turgut’un da buradan çıkarabileceği bir fayda vardır, ama sadece Mehmet Turgut’u tartışmak günün sonunda bize ne kazandırabilir.

    Bu yazıyı yayınlamadan hemen önce bu yazıya bana ya da Mehmet Turgut’a hakaret isteyenlerin de ulaşacağını biliyordum elbette. Böyle bir durumda bir günlük yazarı olarak benim önümde iki seçenek var: ya sırf birileri hoş olmayan şeyler söyleyecek, başkaları da hoş olmayan şeyler görecek diye bu tip yazılar yazmayacağım ya da bunların olmasına izin vermemek adına insanların ifade özgürlüklerini ellerinden alıp yorumlarını sileceğim… İkisi de hiç işime gelmiyor açıkçası.

    Yorumları kapatsam, kuru kuru, hiç bir şey tartışmadan oturacağız. Yorumları açsam, birileri mevzuyu kesin kişisel saldırıya çevirecek. İlk opsiyon o kadar sıkıcı ve verimsiz ki ben bu durumda Mehmet Turgut’tan, sizden ve diğer yorumculardan ve hatta okurlardan bu tür yorumların her tartışmanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabul edip bununla başa çıkmaya, verimsiz bulduğunuz tartışmaları yok saymaya alışmanızı diliyorum…

    Alenen küfür etmeden derdini anlatabilen herkesin düşüncesini insanlara ulaştırmasına müsaade etmekten başka çarem yok (küfür edenleri de yıldızlarla kapatıyorum, yorumların tamamını çok ekstrem bir durum olmadıkça silmiyorum).

    Altında en az yazı kadar değerli yorumların birikmesinin diyeti buysa, varsın düşsün yazının değeri. Bu konuda benim yapabileceğim çok fazla bir şey yok ;)

    Selamlar.

  50. Levent Kopuz

    Bu zamanda Türkiye’de fotoğraf makineleri artık bütün omuzlarda-boyunlarda gezerken ve herkesin “fotoğrafçı” olmak için arayışlar içinde olduğu bir zamanda Mehmet Turgut ve bu şekildeki diğer “sanat’a zarar veren” insanlardan uzak durmakta fayda vardır diye düşünüyorum.

    Bir kara lekedir,benim sahip olduğum değerlere,bir olguya,bir paylaşıma yapılan seviyesiz bir yaklaşımdır bu yazıda görülen şeyler.Keşke bunların hiç biri olmasaydı…

  51. Tolga Türk
  52. Evet.

    Ben Mehmet ‘in baş tacı edilmesinden ziyade
    onu baş tacı eden insanlara bakıyorum. Ve
    onlara baktığımda tüm bunlar hiç de ehemmiyeti
    olmayan konularmış gibi geliyor bana. Bilmem
    anlatabildim mi :]

  53. ömergenç

    rastlantıyla, oradan oraya sekerek okudum. fotografla, takdir etmekten başka bir ilgim yok. ne mehmet turgut’u duydum bu güne kadar, ne de bu kritiği yazanı ( an, itibariyle yazanın adını dahi bilmiyorum, şu bitince dönüp bakacağım). yukarıda okuduğum yazı, bugüne dek okuduğum en düzeyli eleştirilerden biri. samimi, namuslu, eleştirirken öldürmeyen, mesafeli ve saygılı. yazan, şeylerin perde arkasında olabilecekleri bile hesaba katmış yazarken, daha ne yapsın?

    yazanın eleştirisini m.t.’ye saldırı olarak anlamış olanlara şaştığım için yazdım bunu. şimdi dönüp, gözünü(kadrajını) çok beğendiğim ara güler’i neden sevmediğini merakla, ilgili başlığı okuyacağım.

  54. Okan Akan

    Açıkçası bir vaka olarak Mehmet Turgut’un deşifresinin faydalı olduğunu düşünüyorum-bir kaç kişiselleşen mesaj dışında.

    Mehmet Turgut’un popüler fotoğraf üretimi açısından kaydettiği gelişimi önemsiyorum. Çekmiş çekmemiş, çalmış çalmamış bir yandan konuşulabilir tabi ama öbür yandan bir fotoğrafçının marka olmasını önemsiyorum. Köşe yazarları antin kuntin fotoğrafları için gidip Mehmet Turgut’u bulabiliyorsa eğer ülkemizde, ün varsın yürüsün.

    bkz Oray Eğin profil fotosu.

    Ben Mehmet Turgut’un sorunsalını söyle görüyorum. Bir alaylı fotoğrafçı olarak Mehmet Turgut aslında kollektif bilinç imgelerini derleme konusunda entellektüel sığlıktan muzdarip.

    Sebastian Melmoth nickli Fotokritik üyesiyle yaşadıkları tartışmaları hepimiz hatırlarız. Mehmet Turgut entellektüel olarak iki kez ezilmişti.
    1. Yine burda konu edindiğimiz araklama mevzuu (Jan Saudek’ti araklanan fikir sahibi fotoğrafçı)
    2. Entellektüel olarak polemikte ezilmek.

    İkinci maddeyi sallamasak da aslen bir kurgu-animasyon üreten kişi olarak kurgu fotoğrafçısının kollektif bilincin imgelerini süzmesini beklemeliyiz.

    Mehmet Turgut Elizabeth Bathory filme çekilsin de haberim olsun diye beklemeden imgeyi yakalayıp amorf etmediği için vasat bence.

    Hepimizin bildiği, bilmiyorsak öğrenebileceğimiz imgeler üzerinden hareket edeceksek eğer biraz imgeleri dönüştürmeyle ilgilenmeliyiz. Bartes okumakla bitmiyor ki hiçbirşey! Tournier, Borges, bi açıdan Orwell, ama tamamıyla Pasolini, uçuk kaçık Fellini, veya Bige Karasu, olmadı Tristram Shandy…

    Ben Mehmet Turgut’un kollektif bilincimize dair sadece çıkan fotoğrafta göreceğimiz incelikleri ürettiğini ve kendisinin de gerisini pek takmadığını düşünüyorum.

    Alan alıyor o fotoğrafları. Mehmet Bey de işini görüyor.

    Alice Harikalar Dünyasında.
    Muhtemelen hala orda.
    annie Leibovitz de orda ama ekibi filan denilir ona kitabı filan denilmez.
    İmgeleri revize edip yeniden yorumlamak mı aradığımız yoksa türbanlı yazar Kupa Kızıyla denk gelirse cinliği mi?

    Mehmet Turgut bence Cin Ali’den başlamalı.

  55. custo

    Ortalama formal eğitimin 3.5 yıl olduğu ülkemizde fotoğraf camiasında yaşananlar kimseyi şaşırtmamalı.

    Neredeyse tüm ticari sektörlerde kopyacılığın alıp başını gittiği ülkemizde ahlaki erdemleri değil de, kızının sadece başının kapalı olması geretiğine inanan (başka yerlerin açık olması önemli değil) bir güruhun, ülkenin yönetim şeklini belirlediği ve kendi ihtirasları doğrultusunda kutsal tüm değerlerini satmaya hazır bir yönetim sakatlığının varolduğu bir ülkede; sözümona üreten insanlarının onlardan farklı olmasını beklemek biraz haksızlık değil mi?

    Medya ikonlarının bile neredeyse katalog sayfalarından seçerek kendilerine “imaj” yaptıkları bilinen bir gerçek değil mi?

    Ulusal magazin camiamızın onyıllardır, orjinalinden devşirme yayın yaptıklarını bilmiyormuyuz?

    Özgün diye yutturulan müzik eserlerinin çalıntı olduğu hiç mi ortaya çıkmadı?

    Bir takım kliplerin ve filmlerin de aslında orjinal değil orjinalınden arak olduğu hiç mi bilinmez?

    Bırakın bütün bunları, ulusal hukuk sistemimiz bile bir başka orjnalden devşirmedir.

    O nedenle dünya üzerinde üzerinde en fazla kalem oynatılan sistemdir kanımca.. Aynı zamanda da tüm zamanlarda değiştirilmesi için en çok da herhalde bizimkisi için uğraşılıyordur.

    Temel eğitimimiz sistemimiz kendi manifestosunu yazamadığı için değilmidir ki her yıl sistem yenilenir. Her yıl anlaşılmaz bir şekilde ortaöğretim okulları kıyafetlerini değiştirirler.

    “Bakın sizin için çalışıyoruz” mesajı verilebilsin diye okullarımızdaki tadilatlar bile okul açıldığında başlar.

    Yollarımızdaki tamiratların trafik saatine rastlaması tesadüf müdür acaba?

    Bütün bunlar garibimize mi gidiyor. Buna hala mı alışamadık.

    Ne yazık ki ülkemizde akademik eğitim kurumları bile özgün olanın peşinde koşmak yerine varolan orjinaline gönderme yaptırtırlar.

    Bu yaklaşım; en iyinin o olduğuna inançtan ziyade çoğunlakla tembellikten ve akademik engizisyona olan saygıdan ileri gelir.

    Bütün bunların arasında adamın biri çıkıp da birilerinin özgün eserini kopya edip, bunlardan da servet yapmış çok mu?

    Bu durum; toplum olarak bizim hala ne kadar tembel, ne kadar hımbıl ve ne kadar arsız olduğumuzu kanıtlar.

    Bir de daha çok yıllar yazıp çizeceğimizi…

    Saygılar

  56. A. Murat Eren

    Bütün bunlar garibimize mi gidiyor. Buna hala mı alışamadık.

    Baştan sona iç burkan gerçekler ile dolu bir yorum. Evet, tamamen haklısınız. Bir yerden sonra alışıyoruz. Bir yerden sonra artık bu düzen ile coğrafyanın, toplumun doğası ne kadar özdeş onu görüp şaşırıyor sonra duruluyoruz. Alışmak bu sanırım. “Kaçınılmaz son” gibi. Fakat herkes -en azından- alışana kadar sesini çıkarmalı, yazıp çizmeli ki başkaları da yüz bulsun :)

    Selamlar.

  57. Armağan Aygençer

    Yukarıdaki tüm yazılanları çok detaylı olarak harfi harfine okuyamasamda,genel olarak asıl bir fotoğraf çeken bireyden çok bunu baştacı yapanlardan ötürü hissettiğim üzüntüyü paylaşmak isterim.Son yıllarda artarak devam eden sanal alemde yüz gösterebilmek amaçlı fotoğraf çekmeye başlayıpta ,ardından “fotoğrafçı oldum ben” söylemlerinin belkide en uç örneğidir kanaatindeyim.Burdaki asıl konu böyle bir olgunun var olmasından ötürü birçok kaliteli fotoğraf uğraşçısının (hobi olarak veya profesyonel olarak farketmeksizin ) farkındalığının sadece farkındalık olarak dile getirmesi yerine bunların önünü kesicek herhangi bir uğraş içerisinde olmamalarıdır.Bir insan tabi ki fotoğraf çekecektir ve tabi ki esinlenecektir ama bunların bir süre sonra prodüksyon bazlı değil,mental olarak kalitesizleşmesi bu işle uğraşan bir çok fotoğrafçının önünü kesmektedir düşüncesindeyim ve bunun düzeltilmesi için yapılabilcekleride bu denli kaliteli olarak tartışmak istemekteyim.

    Ümidim ,sadece birkaç internet sitesine bağımlı olmaksızın,belli egolara,klişelere bağlı kalmaksızın paylaşımcı olarak yeni nesil,eski nesil bir arada bi kalite standartlarında çalışma isteğidir.
    Sevgiler.

  58. rıfkı tavuk

    ayrica mehmet turgut gectigimiz 4-5 sene icerisinde bolca peeling yapmiş olucakki yuzu bebek gibi.

  59. yusuföncel

    slmlar herkese…gelişim,zihinsel ve bedensel,süreç içerisinde etkilerini gösteren tepkimelerdir.etkileşim,çağlar öncesine dayanan bir kaçınılmazken, insanlar gereksinimleri doğrultusunda etkilenmişlerdir kendilerinden donanım konusunda daha üst seviyedeki edinimleri olan topluluklardan ya da bireylerden…yukarıda sunulan fotoğrafların tesadüfen çekilmediği,özgünlükten uzak ve tıkanmışlık hissini uyandırdığı aşikardır…mehmet turgut u devianttan da takip ediyordum uzun zamana kadar gelen bi süreçte;fakat kurgulama ve yansıtmayla ilgili ciddi sorunları olduğunu ve bu zamana kadar yaptığı bi çok işin benzerini önceden yapılmış olduğunu farketmemden sonra bende de “eee peki bu zamana kadar mehmet turgut diye şevkle takip edilen adama ne oldu şimdi?”sorusu takılıverdi…esinlenme ok ama çalma not can not yani nakka yani nakka…

  60. Nesobaby

    Çok iyi yakalamışsın ellerine sağlık ve çok kibar eleştirmişsin bir daha eline sağlık :) Popülerlik yolunda ilerleyenlerin özgün&yaratıcı olmasını dilerim.

  61. helilay

    fotoğrafa karşı yaklaşımı çok yanlış olan ülkemde, fotoğrafa yanlış yaklaşan bir adamdır mehmet turgut. kendinden pek bir şey katmadığı fotoğraflarından benim gördüğüm, “bakın ben çok iyi fotoğraflar çekebiliyorum” samimiyetsizliğinden başka bir şey değildir. kafasına taktığı şapkanın anlamının içini popülist bir biçimde boşalttığı gibi, ürettiği karelerde fotoğrafladığı sanatçının sanatıyla hiç alakası olmayan bir anlam bütünlüğü görülür.

    fotoğrafçılar portrelerini yaptıkları insanların arkadaşlarıdır, öyle olmasaydı fotoğraflarını çekemezlerdi. işte bu noktada mehmet turgut’un her karesi bir eksiklik taşır. bir dışardan bakmışlık, bir özgüvensizlik. keza bu özgüvensizlik aslında tarzını esnetmesini de engelliyor. böyle olunca da fotoğraflar bilgisayarında bir jpeg bilemedin psd dosyası olarak duruyor fotoğraf. asla baskı alıp, sergiye konulması düşünülmüyor.. fotoğraf değer kazanmıyor. aksine değer kaybediyor.

    bu adamı ne zaman görsem kafamdan geçen şeyler bunlardır.

  62. pLn

    :)ne guzel yazmissin Murat Eren.
    bravo!
    pek severdim MT’ u ama iste hep ayni hep ayni..

  63. her boku bilen adam
  64. vampir

    bugün hiç huyum olmayarak sabah sabah gazete okudum senin bu yazının özünde bir yazı vardı, cem mumcu milliyetin ekinde yazmış.. ne desem bilemedim..

  65. Alp Esin

    Mehmet Turgut’un bir tarzı var mı bilemiyorum, ya da bu bir tarz ise ismi zaten var genel olarak eklektik denebilir; günümüzde bu tanım artık çok büyük bir alanı vurduğu için bu ifadeye tepki verecekler elbette çok olacaktır. Bir yandanda bu ifade biçimi tekil bir iki örneği işaret edemeyecek kadar büyük bir kümeyi anlattığı için yani iş artık internet üzerinde yürüyen neredeyse bir kitle hareketi haline geldiği için bu kadar büyük bir kümeyi istisna bir kavramla açıklayamayız; konuyu gelişen teknolojiye havale edip görsel üretim araçlarının demokratikleşip tabana yayılması fikri ise yine aynı eklektik düşünme biçiminin konuyu açıklamacı hali olabilir; uzun lafın kısası vakayı bu şekilde açıklayamayız. Konu uzun.

    Geri dönüp bazı temel metinlere tekrar bakmayı önerebilirim, gelecekte fotoğraf çekmek okur yazarlıkla denk olacaktır demişti W. Benjamin ama yine yazdığını okuyamayan bu kitleyi ne yapacağımızı sorarak bitirmişti. hem yazısını hem de konuyu belkide.

    Mehmet Turgutun durumunu bu yüzden üzücü buluyorum, şişmiş şişirilmiş bir egoyla çok hızlı bir şekilde ne yapsam yiyorlar noktasına geldi, getirildi. Sonra onu şişirip yere göğe koyamayanlar tarafından al aşağı edildi. Dikkatinizi çekerim Mehmet Turguta kopyacı yaftası bir fotoğraf yayınında yapıştırılmadı yada bırakın kopyacılığı \’tarzının\’, \’tarz\’ olmadığı bir fotoğraf yayınında söylenmedi yine ondan o kopya işleri talep eden magazin sayfalarında söylendi yada yazıldı. Burda Meren\’in yazısının kaynak gösteriliyormuş gibi yapılması meseleyi karıştırmasın; Meren. son derece itinayla yaklaşmış konuya, küçük kardeşini kollarmış gibi gayet şefkatli bir yazı yazmış; Mehmet Turgutun ipini çekmeye karar veren magazin basını olmuş.Ama bu böyledir, önce her işini gördürebileceğiniz cahil ama cürretli birini bulursunuz sonra çok ileri gittin sen diyip gerçek gücün kimde olduğunu bir aralık gösteriverirsiniz. Olay çok kısa özetiyle budur.

    haa bu arada Mehmet Turgut mu? çok kısa bir cevap vereceğim bir tarzı olduğu fikrine ulaşmama yol açacak bir işini ne yazıkki göremedim. Bu yazıyı yazmadan 70 sayfalık devian külliyatının bende uyandırdığı his çeşitli ustalaradan ve fotoğraf tarihinden rastgele yaptığı alıntılarla oynayan birisi olduğu; öğrenmeye çalışırken kopya yapmak en temel yolardan biridir ama yaptığınız kopyaları iş diye milletin önüne taşımaya başlarsanız o zaman durumunuz değişir, şimdi Mehmet Turgut bu değişen durumun sonuçlarına katlanmalı.

    Üzücü olan, devian sayfalarında aynı cehalette bir yeni mehmet turgutun patlamayı beklemesi ve yaptığını okuyamayan bu çocukların harcanmasının bu kadar kolay olması keşke daha erken bir zamanda birileri çıkıp bu bir tarz değil diyebilseydi.

  66. Burçin Dedeoğlu

    Esinlenme konusu çoook uzun zaman once de konuşulmuştu…

    http://www.fotokritik.com/forum/33886 # 64240 | Msj. 21

  67. Murat A. Çiçek

    Blog asıl yazısını da, altta başta rölantisi düşük başlayıp harareti pedofil kırmızı göstergesine vurduran yorumları da ilgiyle okudum.
    Yalnız, blog yazısının kirlendiğini filan düşünmüyorum. Nasıl ve hangi şekilde olursa olsun, küfr içermedikçe alayının alayımıza lazım olduğu kanısındayım, sergilerde bıdı bıdı dedikodu yaparken iyi de, yazınca mı kötü ? Biraz da öz eleştirisi olsun bu, vakti zamanında haddinden fazla kıymet verenlerin.

  68. cigdem

    fotogğraf bır sanat değil benım gozmde bır makınaya ne kadar fazla para ödersen o kadar ıyı sonuç verır sana.özünde hepsi çalar yahut esinlenir.niceleri vogue dergilerinden esinlenır hatta..ama mehmetteki birebir kopya çekimi geçmişteki yeteneğinin kaybolmasına görünmemesıne yol açar çünkü esinlenmek ve kopya çekmek aradındaaa incede değil kocamn bır çizgi vardır.memeleketimin insanı verileni alır zaten her dalda…mehmet bilmiyormu sankı bunun farkıa varıcaklar olucağını bılıyor ama arz ve talp budur..sen kabllenırsennn bu gidişii kimsee dur bende doğrusunu yapıyım yahu demıyor işteee…kimisibu yolda seksi olmakla ucuz çıplaklığı karıştırır kimisi farklı olmaya çalışmakla farklı olmayıı kımısde esınlenmekle kopya çekmeyiii ama özünde herkesss çıkarlarına sahip olmak içinn yaparrr bu işi yapmayanda maleseff aralarda detaylarda bütünnn kalitesiyle sessiz bir şekilde durur….

  69. bizans

    Mehmet Turgut bugünkü Cumhuriyet Hafta Sonu ekinin 1 ve 7. sayfalarında “Ben bu kadar aptal bir adam mıyım?” diyerek kendini savunmuştur. Özetle şunları şöylemiş: “Onlar kült fotoğraflar ve ben onları kendi bakışımla yeniden çektim. Ben yarattım demedim ki!”

  70. ali özdemir

    soru:
    europhoto 19.04.2006 18:31 tarihinde # 64235 | Msj. 18
    ben de merak ettim simdi, eger liste cok uzun degilse esinlendigin, ilham veren, benzer calisma yapan sanatcilari tanimak isterim mehmet.
    cevap:
    mehmeturgut mehmet turgut 19.04.2006 19:02 tarihinde # 64236 | Msj. 19

    neyi açıklıyayım arkadaşlar :)

    kafanızmı güzel :)
     
    burçin dedeoğlu’nun yolladığı linkten kopyalayıp yapıştırdım

  71. A. Murat Eren

    Mehmet Turgut bugünkü Cumhuriyet Hafta Sonu ekinin 1 ve 7. sayfalarında “Ben bu kadar aptal bir adam mıyım?” diyerek kendini savunmuştur. Özetle şunları şöylemiş: “Onlar kült fotoğraflar ve ben onları kendi bakışımla yeniden çektim. Ben yarattım demedim ki!”

    Biris Sam Oshaver’e haber versin, sevinsin adam, bu bir. W Magazine’in kapağını çeken Steven Klein’e de haber vermek iyi olabilir, zira dergi yayınlandığı anda kült fotoğraf kategorisine teşrif etmiş çalışmaları. Güzel şeyler bunlar hep.

  72. Murat A. CICEK

    Facebook’ta tebaası, ulu MT larını habire kutsamakta.
    Egosantrik zat’ı alilerinin “ben bu kadar aptal mıyım” sorusuna estagfurullah diye yazsak bile, rüzgardan nem alıp son linklerinin altında yer alan herşeyi külli silen zihniyetin yine, aynısını yapmakta zerre tereddüt etmeyeceğini bildiğim için, bizim güngörmüş yaşlıların bir lafını içimden geçiriyorum, biraz deist biraz agnostik bir kaçışla, Allah seni bildiği gibi yapsın Mehmet, Urgut.

  73. Adı Soyadı

    Oh be! Bu kadar çok kişi ile aynı fikirde olmak ne güzel.

    Eline ağzına sağlık Meren.

  74. mr. dude

    pedofili ile ilgili kısmın buraya kadar umursanmamış, tartışılmamış olması çok enteresan.
    belki fotoğraf konuşuluyor burada ama fotoğrafın içeriği böyle birşeyse pas mı geçiyoruz?
    (yukarıda ilgili linkleri var)

  75. Muge B

    Yagmur Kizilok u  taniyan yok mu burada acaba?

    Turk fotografinin gercek yildizi kendisidir..

    Avrupada dahilinde en iyi 40 genc fotografcidan biri secilmistir.

    Fotograflari gercektir..Katkisizdir ve ozgundur..

    http://www.flickr.com/photos/kizilok/sets/

  76. Levent Kopuz

    Az önce de şöyle bir şeyden bahsetti arkadaşım.Artık ağlasam mı gülsem mi karar dahi veremiyorum..
    öncesi
    http://filmdiziseyret.net/a/benjamin_button.jpg
     
    sonrası
    http://img121.imageshack.us/img121/1355/n70147761617121369218.jpg
     
     

  77. hale

    ahahahaha ohaaa yok daha neler ahahahahaaaaa… b.ku çıkmış bu işin ahahahaaaa :D ay yok deve diyesi geliyor insanın. ahahahaaaa. ay kusura bakmayın tutamıyorum kendimi ahahahahaha :D ay insanlar “bu da benim son çalışmam” diye izleyicilerin önüne çıkıyor.  allahım sen bizi çalıp çırpmalardan koru, aklımıza mukayt ol yarabbim de, elalemin maskarası etme bizi böyle :D

  78. hale

    Bir de sitesinin sol alt löşesinde şöyle yazıyor “Eserlerin hakkı saklıdır”. Hakkı saklı eserler burada itinayla sergilenmektedir deseymiş daha doğru olurmuş. Bir çok hakkı kendine ait olmayan fotoğrafın yayınlandığı bir sitede “başkasına ait fikir” i beyenir de uygulamak istersek acaba, o fikri son uygulayandanmı istemeli bu hakkı (babadan oğule geçer gibi) yoksa ilk yapandan mı? ilk yapandansa şayet, her alınan fikrin kaynağı gösterilmesi gerekmez mi bariz benzerlikler (aynıdalıklar) olan işlerde?

  79. Yasin

    Katılıyorum tüm kalbimle bu yorumuna.

    Hislere tercüman olmak demek budur.

    Sevgiler.

  80. nefes

    Mehmet i çok eskiden beri tanırım. sadece kendisini değil Anne ve Babasınıda tanıyorum. Babasının yanında küçücük ama herkesin bildiği bi stüdyo da çalışırken buralara gelmesinin tek sebebi genç yakışıklı ve olağanüstü çekiciliğine bağlıyorum. önceden sadece kadınların vücutlarına süt döker fotoğraflardı. bu fotolarla ödüller almaya başladı ve tanındı. tanındıktan sonrada malesef medya maymunu olmanın ötesine gidemedi. fotoğraf sanatçısı değilim Fotoğraf çekmeyi çektirmeyi dahi hiç sevmem. yazdıklarınızın tamamına katılıyorum. 2005 yılında benim gelin damat albümümü hazırlamışlardı ki o zaman photoshop bilmiyordu bile. çok kötüydü. diğer fotoğrafçılardan hiç farkı yoktu. buralara nasıl geldiğini çok iyi anlatmışsınız. ellerinize sağlık.

  81. barbaros şansal

    facebook üzerindeki vahşi batı filmi afişini yayınladığında eleştirimi silmişdi ! bende kendisine neden bunu yaptığını sorduğumda hayli palazlanmıtı , geçen gece türkmax da Billur Kalkavan ile yaptığımız söyleşide de bahsettim zaten , kendisine sonunun Nihat Odabaşı gibi olacağını da ilettim , ben de 1 aralık dünya aids günü için poz verdim ama kendi mizansen ve pozumu !!!, aynen Okan Bayülgene de verdiğim gibi doğuş power center için , hereksin distiribütörlüğe soyunduğu bu coğrafyanın insanını cahil yerine koyanlar ahmaklıkdan asla kurtulamazlar ..

  82. zez

    yorumların çoğunu okudum ve mehmet turgutun yanında bir yıl çalışan biri olarak bazı yorumlara çok üzüldüm..onun ilk çalışmalarına başladığı,hatta stüdyoyu yeni açtığı zamanlardı….sabah stüdyonun kapısını açtığımda onu masanın başında uyurken bulurdum hep…akşamları stüdyodan hiç çıkmazdı…lütfen  eleştrileriniz yıkıcı değil yapıcı olsun,çünkü o büyük bir emekle buralara geldi..

  83. Kahraman

    kimin nereye nasıl geldiğinin bir önemi yok zez. kimin nerede ne yaptığı önemli.
    mehmet turgut entelektüel anlamda içi boş bir teneke olduğu için, yaptığı şeyin de görmezden gelinir bir tarafı olmadığı için tek geçerli argüman “ama sabahlara kadar çalışırdı” demek oluyor tabi.

  84. Devil's Advocate

    Bu adam kulliyen dolandirici. Bunu da yeni yapmiyorki bundan 2-3 sene evvel de yapiyordu , mesela kimsenin dikkat etmedigi bir ornek. Diesel kampanyasini kendisi cekmis gibi gostermistir websitesinde. http://img709.imageshack.us/img709/9274/taklitcimemo1.jpg ve http://img688.imageshack.us/img688/4999/taklitcimemo2.jpg  . Orjinal Diesel kampanyasi http://www.seyvet.com/foto/32992/  . Taklit oldugu gibi, Turkiyede boyle bir kampanya olmamasina ragmen uzerine bir de DIESEL logosu kullanarak hem milleti dolandirmaya calismistir hem de suc islemistir. Halen de bu fotograflar websitesinde bulunmaktadir isin komik tarafi da budur ve kimsenin de bir sey soylemedigidir bu konu hakkinda. Boyle bir adami nasil savunabilirsiniz anlam veremiyorum, neden bu adama hala is verirler?

  85. Timuçin Hızal

    Turkiyede boyle bir kampanya olmamasina ragmen uzerine bir de DIESEL logosu kullanarak

    Amatör bir çocuğun fotoğrafı öğrenmek için beğendiği fotoğrafların benzerlerini çekmeye çalışması sonra da çektiği bir fotoğrafa ünlü bir markanın logosunu koyarak kendini tatmin etmesi pek şaşılacak bir durum değildir. Asıl önemlisi insanların büyük sanatçı ve büyük yetenek etiketini o çocuğa nasıl yapıştırdığıdır. Etikete bakarak yüceltme konusunu işleyen konusu gerçek hayattan alınma bir film, Leonardo Dicaprio nun oynadığı Catch me if you can. Canlandırdığı Frank Abagnale Jr. karakterine insanların çocuk olduğu halde pilot elbisesine bakarak bütün kapılarını açması ve güvenmesiyle başlayan bir durum. Bu etiketin gücünü fark ettiğinde doktor olup ameliyata da giriyordu, avukat olup davaya da. Yapmış olduğu başarılı kişileri taklit etmekti. Oysa ki bir dolandırıcıydı.

    Bunca insanın gözünü kapayan şey de aynı etiket. Sadece bu etikette Nike yerine Naik yazıyor. Kısaca hayırlı işler MT.

  86. iremgulenc

    ben de sıkı bir takipçisiydim Mehmet Turgut’un.. birkaç benzerlikten haberim vardı benimde ama fotografları görünce şaşırdım.. beklemiyordum bu kadarını.. hani renktir, kompozisyondur, mutlaka etkilenilebilir diger fotografcılardan.. ama bu direk aynı pozu olaganca haliyle “kopyalamıs”.  basarılı fotografları yok mu? elbette var.. ama bu tarz haberler de kötü malesef..
     

  87. isoott

    Bir de şöyle birşeyler saçmalamış. Bu röportajdan da anlaşılacağı üzere, M. Turgut’un üslubunu, tarzını, karakterini az çok irdeleyebiliyoruz. Gerçekten yazık.(!)
    http://cadde.milliyet.com.tr/2009/11/18/HaberDetay/1163146/Cezasini__oduyorum

  88. ashtrayboy

    Bu yazıyı kışın filan okuyup, paylaşmıştım benimle aynı fikirde olan insanlarla.  bir çok kişi belirtmiş, ipliğini ortaya sermiş bu adamın. Kendisi benim eski iş arkadaşımı da çekmiştir ama bu fikir ve çekim ilkokul 2 ye yeni geçen yeğenimin bile yapabilceği bir iş. direkt EdwardScissorhands ten aparmış adam, onu da tam yapamamış fotoşoku yetmemiş demekki o zaman . Bu adam ordan burdan kendisine veren-vericek ankaralı kızları çekerek başlamış ankarada çalmaya (kendisini tanıyan ve tiksinen ankaralı bir kişi bunu söyleyen bir kız arkadaşım). Bu ankarada ne varsa herkes bir sanatçı modunda,  bütün pop-rock grupları istanbula geliyor tek albüm yapıp bar-cover grubu kalıyolar(yazık). neyse sünmesin yazı, Bu adamı fotokritik denilen pohpohlanma çöplüğünde ünlü yapmış kendisine verenler ve ankarada melih gökçekten kaçan popçular. bütün sitelerde üyelik alıp kendisini followlayanlara cevap dahi veremeyecek kadar türkçe bilmez bu adam(kendisi kitap okumadığını belirtmiştir). sadece blocklar sizi doğru söylediğiniz için ya da yorumunuzu kapatır-görünmez yapar sonra aptal gazetelere çıkıp röportajla günah çıkartır. Şu adamın deviantart sayfasını vererek reklamının dahi yapılmaması lazım. iki üç  aptala pazardan alınmış vampir dişi takıp kapak yapan, popüler ne ise ona yönelen biri. belli bir yaş üstü kişilerin birbirini ordan burdan tanıması bu adamı ünlü yapmıştır. cemyılmaz gibi temcit pilavıyla zengin olan ünlülerin favorisi olmuştur ve sadece kendisi kadar IQ ya sahiplerin fav listesinde kalıcaktır.
    bir çok kelime var bu adama yazılacak ama parmaklarımı yeterince yordum bu adam için.  yazı da biraz karışık oldu gibi ama olsun o kadar.
     
    dA yı eleştirenlere ise ;
    deviantart kullanıcısı olarak;  her sitede olduğu gibi dA’da da kötü profil sahipleri tabikide var , orayı bir aile albümüne çeviren, sırf kendi portrelerini ego için paylaşan,  animefanboyları,  nü diye porno kakalayan tipler etc. ne ararsan var . üye olmak ücretsiz olunca her tarz insan oluyor doğal olarak . ama bu deviantartı kötü yapmamalı . insanların en kötü yaptıkları şey özgün ve kendi sanatları olsa keşke(dikkat sosyal mesaj çıkabilir!).

  89. Safa Küçüköner

    Çektiği fotoğrafların benzerliği konusunda sadece “sipariş üstüne çekilmiş fotoğraflar bunlar” diyorsa (yani durumdan bihaber değil) bir fotoğrafçı ve altına da hiç çekinmeden imzasını atıyorsa kusura bakmayın ama ben bu duruma Merenin dediği gibi sadece “esinlenme” diyemeyeceğim.Bunun adı hırsızlıktır.
    Sitesini ilk ziyaret ettiğimde ağzım açık bakıyordum fotoğraflara fakat şimdi görüyorumki mehmet turgut aynı pilavı pişirip pişirip önümüze koyuyor.Merenden birazcık daha tatlı sert bir yazı beklerdim açıkcası ;)
    selamlar..
     

  90. aydın sarı

    peki geri kalan yüzlerce fotoğrafı kimlerin fotoğrafına benzeticeksiniz ? o fotorafların ise istek üzerine çekildiğini düşünüyorum ki öyle …….

  91. Parfe

    meren’e katılıyorum. dahası ışık problemi var, her şeyi keskinleştirip öne çıkarmayı ya da parlatmayı da bırakmalı Mehmet Turgut.
    sevgiler saygılar vs.

  92. gaijin (cagdas)

    güzel bir yazı.

    hani cok sevdiginiz bir arkadaşınızın kötü bir özelliğini soylemeniz gerekir ama hem kendisinin nekadar tahammülsüz oldugunu bildiginiz hem kırılmasını istemediginiz için egilir bükülür, inceldikce incelirsiniz. malum eleştiriyi sevmeyiz toplumca. hedef göstermeden, tenkit etmeden,kırmadan dökmeden gercekten güzel bir mehmeturgut / yada mehmeturgutlar yaratan sistem eleştirisi olmuş.

    uzun uzun yazmıstım ama bütün bu yazılanlar üstüne lüzum olmadıgını düşündüm, sildim. tebrikler.
     

  93. volkan

    Ben açıkcası ortada bir esinlenme değil araklama var. Yani aynı açıdan bir kadını küvetin içine koyup su yerine süt koyunca “esinlendi” denmez, “arakladı” denir. İşin garip tarafı bu durumun eleştirilmesi neden bu kadar acımasızca eleştiriliyor? Yani Mehmet Turgut’un dokunulmazlığı mı var ? Neden bu kadar ağrınıza gitti ki adam resmen çalmış ama hedef kitle cahil olunca kandırmak mübahtır. Burası Türkiye..

  94. Deniz

    Çok başarılı bi eleştiri olmuş tebrikler.. Emeğinize sağlık. Fazla ilginin insanı ne hale getireceğini görmüş oluyoruz. ;)

  95. Saime Eren

    Gazete eklerinde çıkan eğlencelik ekler vardır. Boş durma boş uğraş türü. Bunu bazılarımız zeka geliştırdiğini düşünerek (ben de dahil) hemen yapardık. Mesela 2 resim olur, bunlar arasındaki “7 fark nedir?” sorusunu bulmamız istenirdi. Tak tak hemen bulunurdu. Yukarıdaki örnekleri (2 fotoğraf arasındaki farkları) görünce bunu hatırladım. Burada önemli olan sizin duruşunuza,yaratıcılığınıza, tarzınıza güvenilmeyip ya da  hiçe sayılıp “ Ben bundan istiyorum” diye teklif gelebilmesidir. Birçok ünlü markaların taklidi için de bu geçerlidir. Çin bu pazarı ele geçirmiştir.  Ancak eğer fotoğrafçılık bir sanat ise, Çakma fotoğrafcılığı nereye oturtmak gerekir? Asıl soru budur diye düşünüyorum. Her şeyin paraya dönüştüğü bir dünyada ilkeli, onurlu, gururlu olmak meziyet olmuştur ve bunu da ne yazık ki önemseyenlerin sayısı gitgide azalmaktadır. Her şeyde olduğu gibi kirlenme sözkonusudur. Ben aldığım paraya bakarım dediğimizde bunun ucu nereye kadar gideceğini de hesap etmek, göze almak gerekir. Kimileri benim duruşum bellidir derken kimileri de benim param var dilediğimi yaptırırım demektedir. Ksacası arz talep meselesi.

  96. Yusuf Okay

    Üstüne söylenebilecek pek söz yok.M. Turgut öylesine sevgili bir dostumuz ki , yine cep harçlıklarımızla topluluğumuzun bir etkinliğine davet ettiğimizde Selçuk üniversitesine Fotoğrafçılık Topluluğu olarak ( ki kendisi eskiden Konya’da düğün fotoğrafçılığı yaptığını Konya’yı çok sevdiğini söyler ) mutlu ve ot’lu bir şekilde gelmiş o zamanlar daha askere gitmemiş olan akrabağası ve yardımcısı ile evimde hanfendiler olmasına rağmen tuvaletten çıkıp pantolonu bacağında bir takım kaba etlerini sergileyerek kötü görüntüler eşliğinde ayaklarındada tuvalet terliğimiz ile koridorda moda yürüyüşü yapmışlığı vardır..
    Sonrasında studyosuna gittiğimizde pek tanıyamadı bizi hatta yanımıza bile inmedi kucaklaşıp sevgi yumağı olduğumuz insan ama ona da hak verdim sonra ” ot ” içince 5 duyu organından bir “kaba et” çalışır halde olduğu için olsa gerek dedim..
    Her neyse neye varıcam ? Bu M.Turgut 2 sene sonra Fotoğraf ve Sinema günlerimizin 2.cisindede kahve içerken uçağını kaçırdı biliyor musunuz ? :) Bilmelisiniz..500 kişi ayakta alkışladı kendisini ve kabasını.
     
    http://yusufokay.blogspot.com/2011/03/mehmet-turgut-kahve-icerken-kacan.html

  97. anarko

    mehmet turgut, kendisine oluşturduğu ekip ile çalışıyor ve ünlülerin, çeşitli dergilerin bir nevi mahalle fotoğrafçılığı işini görüyor. hani mahallemizdeki fotoğrafçı tanıdığımız bildiğimiz kişidir. bir arkadaşımızın vesikalıkta güzel çıktığını görünce nerede yaptırdığını sorarız. fotoğrafta güzel çıkmadığımızı düşünürüz. iyi iş yapan fotoğrafçı varsa oraya gideriz. işte mehmet turgut’u ben böyle görüyorum. tüm fotoğraflarında herkesin ten rengini aynı ve kusursuz yapıyor. iyi bir röprodüksiyon ustası. bu yüzden piyasadan çok sipariş alıyor. eskiden yüxexes dergisi için rock band’lerin fotoğraflarını çekerdi. o zaman açıkçası karizmatik görünüyordu. sonra bir anda magazinlerde boy gösteren osuruktan ünlülerin fotoğraflarını çekmeye başladı. nihat odabaşı gibi oldu. printer gibi porselen suratlı zilyon tane ünlü fotoğrafları üretiyor. fotoğraflarının hepsi birbirinin aynı. klip ve dergi işinede girdi. kendisine hayırlı işler bol kazançlar dilerim. fakat yaptığı işlerin kopya olduğu ve b.ktanlığı zaten yıllardır biliniyordu. iyi bir fotoğrafçı olsaydı gsf’de fotoğraf bölümlerinde zaten işleri örnek gösterilirdi. bu adamın ismini derslerde asla duymadım. o zaten tüm fotoğrafçıların tanıdığı biri. fakat işleri beğenilen biri değil.
    yukarıda görünce aklıma geldi. okan bayülgen de fotoğraf çekiyor. türkiye’de artık her 3 kişiden biri dslr makina sahibi. daha perde ömrünü bilmeyen 894378 gb hafıza kartı aldım diyerek çat çat fotoğraf çekip makinaları çöpe dönüştüren tonla insan var. okan bayülgen fotoğrafçı, oyuncu, sunucu, bir ara şarkı söyleyecek gibi oldu. ama yapmadı oh… ağır roman dışında kayda değer filminide görmedim. o da türkiye’nin yetiştirdiği medya maymunlarından biri. mehmet turgut’u da arada programına çıkarıyor. bir takım ergenlerde ”ayy ne orijinal hayko cepkin, mehmet turgut filan çıkıyor” diye salya akıtıyor ekran başında. kendi kendilerine mastürbasyon yapıyor bu ünlüler. ruhunuz sarışın la, bu sözü çıkartan teoman’ın da ruhu sarışın. hepinizin içine yeliz yeşilmen kaçmış. mehmet turgut’un dergisi ve türev dergileri okuyacağınıza fanzinleri okuyun daha iyi. türkiye’de şahane fanzinler çıkıyor. deli gibi underground müzik grupları var. ama hala televizyona doyamadık. kişi başına %0.2 kitap düşüyor yılda. korkunç… mehmet turgut’ta beğenilir, televizyonda osuran adamda beğenilir, sarhoş taklidide beğenilir, okan bayülgen’de beğenilir, hatta aydın olduğunu düşünenler bile olabilir. haberler içinde ali kırca filan izlenir dfjdfkl. neyse uzar bu konu…iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler türkiye…

  98. MURAT

    KISKANÇLIĞIN BU KADARI DA PES DOĞRUSU.

  99. mert akay

    Sizde bu mantık olduktan sonra mehmet turgut sıradan bir portre çekse bak adam utanmadan çaldı dersiniz .
    Kendinizi onun yerine koymak istiyosunuz bal gibi de belli ediyosunuz ! 
    Koyun kendinizi onun yerine Türkiye’nin en büyük fotoğrafçısı oldunuz ve hergün birbirinden değerli insanlar gelip sizinle çalışmak istiyor
    Tavuk değilsiniz arkadaşlar her daim yeni fikirler yumurtlayamassınız artık bunu anlayın 
    Fotoğrafçılık git gide daralan bi meslektir. Yozlaşmaya açıktır .
    Bakın herkeste SLR makina var artık hergün binlerce fotoğraf yükleniyo internette çeşitli adreslere .. noooldu peki ? bugün kimsenin fotoğraf çekesi kalmadı  .
    Bu işe giriyosanız bi zaman sonra üretkenliğinizi kaybedeceksiniz bunu kabullenmelisiniz 
    Sonra gidip vesikalık fotoğraf çekersiniz ;) o da çalıntıdır çünkü bütün stüdyolar yapıyolar aynısını demesseniz tabi ;)

  100. Atilla YILMAZ

    Merhabalar… , herkese…!
     
    Uzuuunn , uzun   okudum tüm yazılanları ve eleştirileri… Öncelikle Atasözüyle başlamayı uygun gördüm..
    - ” Meyve veren ağaç taşlanır…,,    —  Türkiyede  ve Dünyanın çeşitli yerlerinde sanatçıların hep ortak kaderi olmuştur bu …
     
    Fakat insan olarak , herhangi bir sanatçı  olarak ; yada  yazar, gazeteci, sinema sanatçısı, işçi , hamal,  vs.vs..   ne olursak olalım..
    gözümüzle gördüğümüz ve Dünyada kabul görmüş tüm sanatların ve mesleklerin aslında birbirlerinden çalınma ve kopyalama yada , sizlerin belirttiği gibi hırsızlık olduğunu anlamamız gerekmezmi…  Hatta bunu kabul edin ve bunu böyle bilmeye devam edin siz… Çaldı, çırptı, kopyaladı ;  eeeee .. sonra..
    Bir kere giydiğiniz Ayakkabının diğer bir arkadaşınızda yada Pantolon olarak giydiğiniz markalı bir ürünün , bir arkadaşınızdakinin aynı olmasından bile rahatsız olmazken, hatta o giyiyor -” Çok yakışmış bende giymeliyim  zihniyetinde olanlar ;  Çok farklı ve Marjinal takılan insanlarla nasıl kendinizi bir tutuyorsunuz..
    Bugün hala böyle olmasaydı tüm TV Kanallarında çok iyi ve kaliteli Programlar ve Filmler olurdu, 1 tane Aşk Filmi Yapıldımı , Aynı sezon 15 Tane daha yapılan yada Silahların konuştuğu 25 Tane Mafya filmi olan bir ülkede bu hefret neden…?  :)
     
    Ama Türkiyenin en önemli ve kendi dalında en iyi fotoğrafçısı haline gelen insana bir ton laf söyleyin..!!!.. Fakat ben Sizin söylediklerinizi söylemiyorum  öyle oldu demiyorum..yanlış anlaşılmasın…
     
    Bende Fotokritik ve Netfotoğraf sitesi sayesinde Amatör ve Fotoğraf sevgisi ile dolu bir insan haline geldim zamanla.. Ve 4-5  yıl gibi kısa bir zamanda
    Ürün Fotoğraflarında yaptığım işler gayet iyi.. Mevzu tabiki yetenek ve o işi sevmek ile alakalı. Tabiki esinlenmek ve hatta , Prodüksiyon gereği aynı şeyleri yapmak gerekiyor.
    Buda dolayısıyla yapılan işin , Diğer ülkelerde’de  bizden önce yapılmasından kaynaklı  Sanatçıya suçlamaları gündeme getiriyor.Fakat Mehmet TURGUT bunu  gayet  iyi yapıyor..  Harika Şeyler yapıyor..  Buna  kimse alkış tutmazken , herkes  nefret derecesinde kendi fikirlerini sunuyor.
     
    Hiç inceledinizmi yada araştırdınızmı,…. !  Neyimi ?  -  Bazı Şeyleri , Kopya bile olsa Türkiye’de   hala  yapılamadığını.. veya Üretilemediğini…!!!
    Bırakında artık Yapılsın bunlar..  Çin dediğimiz ülke , KOPYALAMA ile Dünya devi olmuşken  , siz hala sanatını yapan ve çok iyi olan  insanları karalamaya nereye kadar devam edeceksiniz..
     
    Alıp veremediğiniz nedir.. Bırakın yapsınlar, çizsinler, çeksinler, ama  sonuçta  olacak bu iş…  Özgün eserlerde çıkacak, oda olacak. Hatta okadar çok Özgün eser varkı , o İnsanlara  neden  alkış tutulmuyor.. Neden  hep unutulmak zorunda kalıyor bu insanlar bunu bir düşünün..
     
    Atilla YILMAZ
     

  101. ano

    Bırakında artık Yapılsın bunlar.. Çin dediğimiz ülke , KOPYALAMA ile Dünya devi olmuşken , siz hala sanatını yapan ve çok iyi olan insanları karalamaya nereye kadar devam edeceksiniz..

    Bu yazı altına gelen yorumların kimilerini okuken yazarları adına mahcup hissetmemek elde değil. Utancın böylesi. Öte yandan yukarıdaki ilkel ve bayağı mantığın, Türkçe’yi bir yorum boşluğuna “Hiç inceledinizmi yada araştırdınızmı,…. ! Neyimi ?” yazıp gönderebilecek kadar sökmüş birisine ait olması ise hala ümit olduğuna dair bir işaret olsa gerek…

  102. Huseyin

    once ne kadar hayret ettigimi soyleyeyim. mehmet turgut’un bu kadar fanboyu olmasina sasirdim. bir de yapilan elestirileri saldiri veya kiskanclik olarak algilamalarina sasirdim.
    neyse, mehmet turgut iyi fotografci ve super bir photoshop kullanicisi zaten. kimsenin buna itirazi yok. fakat iyi bir sanatci mi, bence degil. bence diyorum arkadaslar, ustune basa basa. ha ben kimim ki bana gore sanatci olup olmamasi onemli olsun. ben hic kimseyim. yorumlarim ve dusuncelerim de basta mehmet turgut olmak uzere hic kimsenin umrunda olmayabilir. yine de bence mehmet turgut bir sanatci degil. yukaridaki bir kac basit ornek bile yeterli bunu anlamak icin. esinlenmek veya kafada bir ampul yakmak degil yukaridakiler, bildigin araklamak. yani sanat bir insanin bulup kullandigi fikrini aynen alip oznesini degistirmek olmamali. o fikir mehmet turgut’tan cikmaliydi. ya da o fikrin kafasinda yaktigi bir ampulden baska bir fikir cikmaliydi ortaya, ya da o fikirden esinlenerek farkli bir mizansen yaratmaliydi. yukarida yaraticiligin da bir siniri oldugundan, bir yerde tikandigindan filan bahsedilmis. ama zaten bu bir bayrak yarisi degil mi? birileri bir yerden bir yere tasiyacak, onlarin tikandigi nokta da yeni beyinler, yeni fikirler cikacak ortaya. eger bir yerden sonra tikanma diye birsey varsa, dinledigimiz sarkilar, izledigimiz filmler, okudugumuz kitaplar hep birbirinin aynisi olurdu bir yerden sonra.
    ote yandan gene yukarida belirtilen bir konuya da tamamen katiliyorum. taklit, esinlenme, fikir calma ya da her ne dersek diyelim bu tip calismalara, bunlarin da yapilmasi lazim. nasil siniflandirilir, ne isim verilir bilemiyorum ama, gercekten de buna da ihtiyac var. herkes istedigi gibi calissin, istedigini uretsin. hakettigi degeri toplum verir zaten. ve her kor saticinin da bir kor alicisi mutlaka olur.

  103. Murat Can Demir

    Benzer şeyler sormuştum bu röportajda http://bit.ly/rjLEzo
     

  104. Ömer Yakup KAYA

    Sevgili Murat kardeşim selamlar
    seni blogunu uzaktan uzun zamandır takip ediyorum bu yorumların altına yazayımmı yazmayayımmı çok düşündüm ama çok kısa bir şeylerde olsa yazmaya karar verdim….
    Bende  M.Turgut  hakkında senin düşündüklerinin aynısını düşünüyorum ama bu platformda o olmadan onun hakkında herkes bir şeyler yazmış bunun ne kadarda doğru olduğunu düşünmeden edemedim…Hepimiz bir şeyler söylemişiz ama kendi kendimize ” o ” nu çekiştirmiş olmuyormuyuz…
    saygılar…

  105. A. Murat Eren

    Ömer,

    Bu mevzu gündeme geldikten sonra buradaki sorular ona soruldu, o da yanıtlarını verdi. Ayrıca Fotokritik’te Mehmet ile karşılıklı bir tartışmamız da oldu konu üzerine.

    İnsanların mevcut olmadığı platformlarda onlar hakkında konuşmakta yanlış bir şey varsa gerçekten, siyasiler ya da sanatçılar hakkında konuşurken de bu prensibi göz önünde bulunduralım istersen? ;)

    Halkın karşısına geçen (ya da birileri tarafından konulan) hiç kimse eleştirilmeme özgürlüğüne sahip değil. 

  106. Ömer Yakup KAYA

    birincisi ben sana selam diye başlayıp saygılar diye bitirmişim…..
    ne selam vermişsin nede başka bir şey…..
    kaldıkı ben sana ters bir şey yazmadım ve sadece kendimce bir şey düşündüm senınle ve burdakılerle paylaştım,yazdıklarımdan gerildiğini hissediyorum buna gerek olmadığını söylemek isterim sana …
     

  107. A. Murat Eren

    Düşüncelerini paylaştığın için teşekkürler.

    Yoğunluk arasında yanıt yazdığım için iletişim konvansiyonlarını es geçip yanıta odaklanmıştım. Alınacağını hesap edemedim. Kusura bakma.

    Sevgi, saygı karşılıklı.

  108. sibelkaraslan

    güzel paylaşım. tesekkürler

  109. serkan

    bir iş için, bir kişi için yapılan eleştiriler toplumlarda her zaman “kötü” bir şey olarak algılanmaktadır; ama aksine düzgün bir eleştiri sorunların çözülebilmesi için en iyi ilaçtır. arkadaşın yazdıklarını nasıl olabiliyor da kıskançlık olarak algılayabiliyorsunuz işte anlayamadığım nokta burası. ben mehmet turgutu oldum olası sevemedim; çünkü yaptığı işler bana çok yabancı geliyor. bu benim şahsi görüşümdür; işlerinde hiç bir estetik yok bence. ben profesyonel bir fotoğrafçı değilim kalkıp kendisi kötü bir fotoğrafçıdır diyemem, haddime de değildir. sadece estetik ve sanatsal görüş açıma göre yorumluyorum. kızdığım bir diğer nokta -ki bu en önemlisi- mehmet turgut türkiyenin en iyi fotoğrafçısıdır lafı. arkadaşlar yapmayın böyle saçmalık olur mu? bu memlekette sabit kalfagil, ara güler, coşkun aral gibi hayatını bu yola adamış, bu işin akademik eğitimini almaktan ziyade vermiş olan insanlar varken siz şimdi kalkıp “mehmet turgut türkiyenin en iyi fotoğrafçısıdır” derseniz afedersiniz ama size çok gülerim.  kaldı ki en iyi fotoğrafçı diye bir şey yoktur bunu kafanıza koyun arkadaşlar; çünkü her fotoğrafçının alanı, tekniği, bakış açısı farklıdır. birisi doğa fotoğrafçılığında uzmanlaşmıştır, diğeri still-life ta, bir diğeri de mehmet turgut gibi portre fotoğrafçılığında. şimdi siz zannediyormusunuz ki mehmet turgut çoşkun aral kadar iyi bir savaş fotoğrafçısı olabilir, ya da ara güler kadar iyi belgesel fotoğrafçısı ? ben inanmıyorum.

  110. Bilgehan Korkmaz

    Fotoğraf işiyle çok da ilgili değilim. Bir ara kurgusal fotoğraf, kısa film olayına girebilirmiyim diye bir hevesle fotokritik’te bolca vakit geçirmiştim sadece.
    Mehmet Turgut’u ben de fotokritik’te tanıdım ve ilk gördüğüm günden itibaren – 2006 - fotoğraflarının diğer fotoğrafçılardan daha farklı bir yapıda olduğunu düşünmüştüm - cehalet :) - . Hatta çalışma biçimini, fotoğrafçılığını bir ekol olarak benimseyebilir miyim diye de aklımdan geçirmedim değil.
    Fakat zaman içerisinde sizin de bahsettiğiniz gibi bir klişeleşme sorunun baş gösterdiğini gözlemledim. Ben bunu hissetmeye başladığım sırada Mehmet Turgut, ünlülerin kendilerini fotoğraf çektirmek zorunda hissettikleri, aksi halde gerçek bir ünlü olmayacaklarını düşündükleri bir klişe adam olmuştu bile. Örneğin Türkiye müzik dünyası için de Nil Karaibrahimgil gibi bir klişemiz var sanki. Neyse, konu bu değil.

    Kısacası sizin bu “esinlenme” örnekleriyle desteklenmiş ve bağımsız olarak benim fikirlerimi de içeren yazınızı okuyunca haklılığıma sevindim, teşekkürler.

  111. Aziz Saltık

    Yeni projesi Underwater Suicides’ın kamera arkası videosu şurada http://www.youtube.com/watch?v=Zepg9fJkOAA&feature=plcp bunlar da Michael Howard’ın Submerged Death serisinin fotoğrafları http://howardphoto.com/#/Gallery/Underwater/image_51127 ve şurada da var http://www.trendhunter.com/trends/underwater-suicide burada doğrudan aynı olan çekim planları, ve konseptler var. Bu durum üzüntü veriyor tabii. Kendisine sordum twitter üzerinden ancak cevap alamadım.
    Hayat çok acımasız bazı zamanlar. Facebook üzerinde sergi açılışı için açtıkları etkinlik sayfasında https://www.facebook.com/#!/events/356699627742258/ da yazdığım yoruma cevap alamadım. Bilgiye bu kadar çabuk ulaşılabilen internet çağında ESİNLENMEDEN ÖNCE İKİ KERE DÜŞÜNMEK GEREK.

  112. zeynep

    Mehmet Turgut’un işlerini beğenmeyenlerdenim. Çalmış esinlenmiş filan demeyeceğim, esinlenmese de çalmasa da beğenmiyorum. Estetik değil. Estetik görünüm, sanatsal güzellik çok iyi Photoshop kullanmayla, binbir acayip efekt eklemeyle olmuyor. Bir iticilik var fotoğraflarında, insanlar et yığını gibi duruyor. arka planlar donuk ve iç karartıcı. Mehmet Turgut anlaşılan bu alanda temel sanat eğitimi almamış galiba, yani sanat ve tasarım eğitimi alan birinin işleri elbette farklı durur. Işık, doku, kompozisyon bunları çok iyi bilmek gerekiyor. Bunun temeli resim sanatı eğitimidir aslında. Yukarıda verdiğiniz örneklerde mesele Steven Klein’in çalışmalarında ışıklar arka plan vb. hepsi daha doğal ve daha az rahatsız edici görünüyor.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün