Ayarlı Medya
12/11/2009, 02:46
İki gün önce Alp Esin bana Bigumigu.com’da yer alan bir sayfanın bağlantısını gönderdi. Sayfaya girdiğimde 8 Kasım 2009 tarihinde yayınlanan Milliyet Gazetesi’nin Cadde isimli ekinde Cem Mumcu tarafından kaleme alınmış bir yazının fotoğrafları ile karşılaştım.
Bu günlüğü takip edenler bir kaç hafta evvel yazdığım Mehmet Turgut eleştirisini hatırlaycaklardır. Milliyet Gazetesi’ndeki yazının da benzer bir içeriğe sahip olduğu, kullanılan görsel materyalin benzerliğinden belli idi:
![]() |
Sağ olsun, Tuba Tahça gazetenin yüksek çözünürlüklü fotoğraflarını çekip gönderince yazının kendisini de okuma fırsatım oldu. Yazı şöyle:
Eskiden Meydan Larousse vardı. Şimdi internet var. Artık derinlemesine bilgi olmasa bile haberdar olmak çok kolay. Mehmet Turgut isimli fotoğrafçı sanırım bunu gözden kaçırmış. Yabancı bir meslektaşı Bruce Willis’le karısının fotoğraflarını çekmiş. Tabii yaratıcı bir biçimde bir konsept oluşturmuş. Mehmet Turgut da İlker İnanoğlu ile sevgilisi Özge Ulusoy’u çekmiş. Bakın görün nasıl esinlenmiş!? Bitmiyor bir örnek daha var benim gördüğüm. Mehmet Turgut, Ece Gürsel’i fotoğraflamış bu kez de. Angelina Jolie’nin bir pozunu alıp kullanmayı uygun görmüş. Esinlenme kelimesini tercih edişim kendi edebimden dolayı… Yoksa bundan böyle ‘turgutlama’ da diyebilirim.
İronilerle dolu, üzücü bir yazı.
Bu konuda söylenmeye başlamadan önce Cem Mumcu’ya bir mesaj atarak bu konudaki düşüncelerinin ne olduğuna dair tahminlerimin sağlamasını yapmak istedim, kendisinden hızlı, az sonra yazacağım düşüncelerimi değiştirmeyen, samimi bir yanıt aldım.
Konuya girmeden evvel tekrar döneceğim küçük bir açıklama iliştirmek istiyorum: dışarıdan bakan bir göz için benim bu konudaki rahatsızlığımın kaynağına ve bu konuyu gündeme getiriş gerekçeme dair akla gelebilecek ilk şey, Mumcu’un yazısında bana ya da Bilir Kişi Raporu‘na bir referans vermemiş olması olabilir. İkna edici duyulmasının güç olacağının farkındayım, fakat referans verilmesi ile ilgili bu tip bir kaygım yok (hatta kendi adıma konuşacak olursam her şeyin kontrolü elimde olsa idi bile bu kadar ironik bir mevzuya şahit olmayı, Milliyet Gazetesi’nin Cadde ekinden gelecek bir referans ile seve seve değişebilirdim) (ayrıca benim bu olayın tümü karşısındaki tepkimin sebebini analiz etmeme ve neden rahatsız olduğumu daha iyi anlamama yardımcı olan bakış açısını paylaştığı için Alp Esin’e de teşekkürü borç bilirim).
__
Gelinen nokta itibarı ile görünen o ki Mehmet Tugut’a, -nedenini az sonra netleştirmeye çalışacağım- bir özür borçluyum.
Önceki yazıda yer alan eleştirilerimin Mehmet Turgut’un şahsı ile ilgisi doğrudan ilgisi yoktu. Çünkü benim hedefimde Mehmet Turgut değil, -Mehmet Turgut’un da zaman içerisinde edindiğine dair emarelere fotoğraflarında rastladığımız- bir “anlayış” vardı. Bu “anlayış“, gideri hiç tükenmeyen bir kanalizasyon şebekesi olan medyanın sanatı, fikrileri, düşünceleri, insanları haysiyetsizce sömürürken takındığı anlayıştı. Bu “anlayış” içinde boş vermişliği, umursamazlığı, saygısızlığı barındıran bir anlayıştı. Medyanın, hitap ettiği kitleyi aptal yerine koymasına sebep olan, eline geçirdiği her şeyi parça pinçik edip son kırıntısına kadar fakat her adımda son derece yüzeysel bir şekilde tüketmesinin ardında yatan anlayıştı. Bulaşıcıydı, Mehmet Turgut ile başlamamıştı, onu cezalamak ile sona ermeyecekti, anlayışın vücut bulmasına isimler vesile olsa da tek tek kimsenin bir suçu yoktu..
Fakat nasıl ki Mehmet Turgut, Annie Leibovitz’in Angelina Jolie’sinde kullandığı konsepti bağlamının dışına çıkartıp onu üç kuruşluk bir magazin fotoğrafına çevirmekte beis görmediyse, çok ironik bir şekilde Cem Mumcu da Turgut’a yöneltilen eleştirileri bağlamından çıkartıp üç kuruşluk bir magazin yazısına çevirmekte beis görmemişti, bence. Turgut’un neredeyse “mağdur” olduğuna inandığım bir olayda artık saldırı doğrudan onun şahsına yönelik hale gelmişti.
Ben çektiğim fotoğrafları bir anlamda toplumun bana yaptığı yatırımın bir ürünü olarak gördüğüm için tamamen sahiplenmiyor, küçücük, her tarafları copyright ibareleri ile dolu olarak değil, 800 piksel büyüklüğünde ve CC lisansı ile paylaşıyorum, ticari emelleri olmayanlar benim ürettiklerimi hasbelkader beğeniyorlarsa, istediklerini yapabilsinler istiyorum, bundan da keyif alıyorum. Bunun pekalâ düşüncelerim için de geçerli olduğu varsayılabilir. Sahiplik mevzusu ile aramda sıkı olmayan bir bağ var, bu yüzden bana ya da Bilir Kişi Raporu’na (ya da konuyu ayrıntılı şekilde ele alan herhangi başka bir kaynağa) referans verilmemiş olmasına ilk bakışta akla gelebilecek sebeplerden ötürü kızgın değilim. Bununla beraber Cem Mumcu’nun yazısında herhangi bir referans olmamasının can sıkıcı bir tarafı, elbette var.
Mumcu’nun yazısı, ayrıntısızlığına rağmen referans vermiyor. Çünkü büyük olasılıkla okurların Mehmet Turgut’un oradan buradan -yazarın tabiri ile- “turgutlama” yaptığını öğrenmesinin yeterli olduğunu öngörüyor. O apartmış, bu soyunmuş, bu şunun sevgilisi ile basılmış, Britney’in fotoğrafta kukusu görünmüş, Erdoğan attan düşmüş, şişko kız seksi olmaya çalışınca, Amerika’yı sarsan olay, işte o çarpıcı diyalog, karısını testere ile kesip parça parça etti, işte o kulisten fotoğraflar, dehşet anı kameralarda, seksi fotoğrafları için tıklayın, böyle vahşet görülmedi, menajeri sevgilisi oldu, oğlu şehit olan anne tabut başında bakın nasıl ağladı, son dakika!!! şok!!! flaş!!! meğer Mehmet Turgut “turgutlama” yapmış!!! … Yıllar yılı ebleh propagandasına maruz kalmış olan toplumun, velev ki orada referans olsa idi “dur bakayım, Mehmet Turgut’u iki dakikada harcamak yerine şu işin aslı neymiş araştırayım” demesi beklenebilir mi? Çok yüksek olasılıkla zaten kimse bakmayacaktı bile. Bu bir arz-talep meselesi. Ne yazık ki toplum da artık daha fazlasını istemiyor. Fakat diyebilecek olanlar için yolları açmak bir anlayış meselesidir, bir duruştur. Fakat öbür “anlayış” bunlara prim vermez, o duruşlar gazete sayfalarına sökmez.
Bu olan biten kimler için can sıkıcı olabilir diye düşündüğümde blog yazarlarının anonimleştirildiğini, onların görüşlerinin sahipsizleştirildiğine şahit olan -diğer- blog yazarlarından tutun da, fazlasını okumaya layık görülmediği için içerleyen okurlara kadar geniş bir yelpazede, tonla insan geliyor aklıma. Neredeyse herkesin bu konuda sıkılacak bir şeyler bulması mümkün. Potansiyel olarak bu kadar kişinin canını sıkabilecek bir şey yapmakta sorun olmadığı sanrısını yaratan ise bence işte o yukarıdaki “anlayış“.
Cem Mumcu yazısının ilk paragrafını bitirip ikinci paragrafa başlarken “benzer örnekler maalesef her alanda var” demiş, işte buna katılmamak elde değil.
Ülkemizin “mainstream” gazetelerinin “işimiz olmadığından komik ve seksi fotoğrafları sizin için internetten topladık, tıklayın da reklamlardan üç kuruş para girsin cebimize” diyerek galerilerine doldurduğu ve ana sayfadan sunduğu fotoğrafların sahiplerine atıf yapmamasına, bir fotoğrafı bağlamının dışına çıkarıp bağlamından çıkarılmış diğer bilmemkaç fotoğrafla bir araya koymaktaki aymazlığına şaşırmak ne kadar komik ise, Mehmet Turgut’u eleştirmek de o kadar yanlışmış sanki.
Cem Mumcu’ya dargın, kızgın değilim, kendisini suçlamıyorum.
Eleştirilerim baki, fakat Mehmet Turgut’tan, dolaylı olarak da olsa bir parçası olduğum bu saçmalıktan ötürü samimi bir şekilde özür diliyorum.
Eğer birileri bu yazıda yazanları okuyup kendi gazetesinde Cem Mumcu’nun Mehmet Turgut’a yaptığını yaparsa, Cem Mumcu’dan da özür dilerim.
Ayıbı birisi yapar, utancı döner dolaşır başkasına kalır.
November 13th, 2009 at 00:49
Aslında sanırım burada tartışılması gereken konu; toplumca nereye gittiğimiz ya da yönlendirildiğimiz.. M.Turgut ticari kaygılarla ve yeni bir kurgu, konsept üretme sancısı yaşamak istemediğinden olsa gerek -yumuşatarak- “esinlenme” adı altında değerlendirdiğimiz bu kopya işleri yapmış. Murat bey de ondan yola çıkarak aslında öznel olmayan, sadece onu örnek gösterip bu sağlıksız zihniyeti, gidişatı sorgulayan bir yazı yazmış..
Daha sonrasında ise Cem Mumcu – aslında belki de sadece fotoğrafların içeriklerinden dolayı- bunu magazin boyutuna indirgeyen bir yazıyla ele almış (Ele almayı bırakın avucunu bile dolduramamış o ayrı). Ne orjinal kurgunun sahibi fotoğrafçıların adı var yazıda, ne de konuya ait bir değerlendirme. Mahalle dedikodusu gibi “Duydunuz mu Mehmet bu fotoğrafları turgutlamış..” deyip başka bir konuya atlamış..
Netice itibarıyla asıl sorun şu ki, gitgide algıda ve ifadede sığlaşan bir toplum oluyoruz maalesef. Üretmek yerine kopyalamayı, araştırmak yerine kulaktan dolma konuşmayı, anlamaya çalışmak yerine duyduğu kadarıyla yetinmeyi ve düşünüp muhakeme etmek yerine her duyduğumuza inanmayı kabullendiğimiz ve hoş gördüğümüz sürece olduğumuz yerde saymamız bile başarı sayılır..




November 12th, 2009 at 12:32
yanlış anlamadım değil mi ?
Cem Mumcu, Mehmet’i Fotoğraflarındaki esinlenme kurgulardan dolayı “turgutlama” ile suçluyor
yada öyle tasvir ediyor . Ama aynı zamanda Senin blog’nda kullandığın şablonu haberi ve içeriği
kendince kelimelerle süsleyip mumculamış oluyor …
Yok birbirimizden farkımız olayı yani …
November 12th, 2009 at 14:02
Acaba Sn.Mumcu bu yazıyı yazarken aklına geldi mi kendinin de mumculamakta olduğu? Çok merak ediyorum gerçekten de. Yani bunu bir hak gibi görüp aklının ucundan bile geçmemiş olabilir kaynak göstermek. İşte bu daha da kötü olan bu aslında….
İnternet üzerindeki bir başka görsel medya ağı olan bloglarla da durum farksız değil maalesef. Bu haftadan bir örnek: http://uzagagidenkadin.blogspot.com/2009/11/birisi-yazlarm-calp-kendi-adyla.html
Nereye el atsan durum aynı. Paranoyak olmamak, gördüğün ve beğendiğin birşeyin orjinal olup olmadığı fikrine kapılmamak işten bile değil artık…
November 12th, 2009 at 14:30
Ufuk’un yazdıkları çok hoşuma gitti. Evet adam resmen mumculamış senin yazdıklarını…
Senin neden Mehmet Turgut’tan özür dilemek adına birşeyler yazdığını anlayamıyorum ama Murat. Sen gayet olumlu ve olabildiğince objektif bir eleştirel yazı yazdın hepsi bu kadar.
Mehmet Turgut – Cem Mumcu, her ikisi de aynı yolun yolcusu… O yuzden yaptıkları hareketler benzeşiyor gayet normal şaşırtmıyor…
November 12th, 2009 at 15:05
Ufuk, “mumculamak” tam anlamıyla oturmuş. Murat bence de senin özür dilemeni gerektirecek bir şey yok. Asıl özür dilemesi gereken ve bir şeyleri yeniden yazıp sunması gereken biri özür dilemeli. Cem Mumcu da elindeki o kitabıyla bir araştırma yapıyormuş tadındaki fotoğrafını değiştirsin önce çünkü sadece “copy-paste” dediğimizi internet araklamalarından öteye gidemiyor bu yazısıyla da.
İnternet kültürü tam oturmamışken ve kullanımlar ile kişisel yaratım varlıkları -”mental property”- her anlamıyla taciz ediliyorken bir şeylere olan bakışımızın zedelenmemesi imkansız.
S.
November 12th, 2009 at 15:14
Bu kadar yaygın ve genel bir ağ var olup herşeyden insanlar er geç herşeyden haberdar olabilirken buna cahilce cesaret edenleri kutlamak lazım, Facebook vs. sayfasında yaptığı düzenlemelere yapılan eleştirileri bile görmezden gelip anında uzaya şutlayan zihniyetin peşine müzik sanatını Serdar Ortaçtan ibaret zanneden kitlenin düşmesini daha yeni anlamışken ;)
November 12th, 2009 at 17:23
Meren,
yazıyı okurken, hep şunu hayal ettim,
belki Cem Mumcu, evde magazin karıştırıken, Mehmet Turgut’un bahsi geçen fotoğraflarından birini gördü ve
o anda bu fotoğrafın ünlü bir fotoğrafçının fotoğraflarıyla çok benzer olduğunu farketti, sonra acaba deyip
Mehmet Turgut’un diğer fotoğraflarına baktı ve ahanda bunlarda başka fotoğraflara çok benziyorlar dedi,
eee oturup bunla ilgili Cadde ekinde bir yazı yamak lazım bu hafta diye aklından geçirdi ve bu fotoğrafları koyup
bir yazı yazdı.
Cem Mumcu’nun bu aşamadan geçip, böyle bir yazı yazma olasılğı nedir bilmiyorum.
fakat senin blogu okumadan, aklına böyle bir yazı yazmak gelen birisi, doğal olarak Mehmet Turgut’un bu üç
fotoğrafını ve orjinallerini koyardı heralde yazısında.
November 12th, 2009 at 17:39
Merhabalar,
Şu gelen yorumlardaki isimlere bakınca durup düşündüm. Hepsi tanıdığım, hepsi sevdiğim isimler, mis gibi fotoğrafçılar (biri de oşinograf bilim insanı ;)). Kendimi şanslı addediyorum, referansa filan gerçekten ihtiyacım yok. Teşekkürler hepinize, bu bir.
İkincisi, dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Benim tepkimin doğrultusu biraz farklı. Yazının hiç bir yerinde Cem Mumcu’yu -kendi tabiri ile- “turgutlama” yapmakla suçlamamaya, o şekilde yorumlanacak bir intiba oluşturmamaya özen gösterdim. Fikirleri, materyalleri, düşünceleri nereden nasıl toplayıp bir araya getirdiğimizden daha önemli bir konu ne kadarını paylaştığımız ve daha da önemlisi nasıl paylaştığımız. Can sıkıcı olan anlayış burada işte. Eğer Cem Mumcu’yu, onun Mehmet Turgut’u son derece dar bir çerçeveden “turgutlama” yapmakla suçladığı gibi suçlarsanız bu sefer de Cem Mumcu’ya haksızlık olacak.
Bu işler göründüklerinden daha sofistike, bireyler ise genellikle masum. Bizi burada bu kadar kızdıran şeyin o “anlayış” olduğunu, fakat elçiye zeval ettiğimizi düşünüyorum.. Mehmet Turgut da, Cem Mumcu da birer elçi bu noktada. Bize devrin hükümdarından mesajlar getiriyorlar.
Selamlar.
November 12th, 2009 at 21:36
soylenebilecek cok sey var. ama soyle saglam bir ic cekmek de ayni vazifeyi gorur.
ben de murat gunduz gibi hayal ediyorum: birisinin cem mumcu’ya bak boyle yazmislar diyor. o da ‘amma da buyutmus gencler, ne varmis yani ya heheh’ turunde bir yanit verip gelecek hafta ne yazacagini bulmak icin browserini aciyor. youtube senin bloglar benim. yazacak sey tukenmez.
November 12th, 2009 at 22:27
Murat Merhaba,
Ağır grip geçiriyorum ama gene de konunun özünü anladım :). Sanırım hastalığın da etkisiyle o kadar zarif olamıyacağım. Bunu tarifleyen çok güzel Türkçe bir kelime var; “KEPAZELİK”.
Yani Cem Mumcu’yu çark bunu istiyor diye haklı çıkarabiliriz elbette. Ama burnum akarken, ateş hafif hafif zorlamaya başlarken, içimde bir kaz varmışçasına öksürürken zerafetin de bir sınırı var canım! Bu yapılana gene çok güzel bir tabir var hangi dil bilgisi “sınıflandırmasına” girdiğini bilmediğim;”ÇÜŞŞŞ!!!”
Beni mazur görün. Son derece ince yazılmış yazınızın altına kaba kelimeler yazdığım gibi, yazının içinde geçeceğinizi söylediğinizi sandığım “samimi cevabın” izini de bulamadım. Belki de Halusilasyon görüyorum.
Saygı ve Sevgilerimle.
November 12th, 2009 at 23:35
“Bizim bilirkişi raporu’nun geçtiğimiz aylrda tespit ettiği Arakçı Mehmet Turgut Esinlenmesi’ni bu sefer Meren kendi fotoğraf günlüğünde ele almış.” demiş herbokubilenadam.blogspot.com siz de mehmet turgut’la ilgili yazınızda bu iki blogdan bahsetmişsiniz.
şimdi bu iki bilgi ışığında, adı geçen gazete yazarına karşı oluşan öfkenin sebebini bir türlü anlayamadım. eğer blog’un referans gösterilmesi dert değilse “hatta özellikle istenmiyorsa” o zaman “dert” nedir?
aynı konudan bir çok yerde bahsediliyor, deviantart’ta bile. ki deviantart mehmet turgut’un sanıyorum fotoğraflarını ilk paylaştığı sitelerden biri. bu blogdan önce uzun süredir geziniyordu internette mehmet turgut durumu. sonuç olarak özgün bir içerikten, hatta özgün bir fikirden bahsedemeyiz sanıyorum Meren Bey.
Ne güzel konuyu ele almışsınız ve paylaşmışsınız. fakat bu konuyla ilgili sizden önce ve sonra yazılan herşeyden hesap mı soracaksınız? herkese açık olan mehmet turgut fotoğraflarının diğer fotoğraflarla olan benzerliğinin bir “telif”i mi var?
gereksiz bir bloglar arası gündem yaratma çabası gibi görünüyor burdan kusurabakmayın. mağdur bir duruş takınarak bundan bir şeyler çıkarma çabanız çok çirkin.
November 12th, 2009 at 23:59
Merhaba,
Bütün yazı bunun yanıtı ile ilgili zaten. Yazıyı okuyup sormaya değer bulduğunuz soru bu ise, benim yanıtım şu bağlantı olur: http://tinyurl.com/ya56ov7
Anlaşamamanın sınırı yok.
Burada mağdur olan ben değilim, öyle bir tavır takınmış filan da değilim. Bence bu yazıyı okuyup benim bu yazı içerisinde haksızlığa uğradığımı ima ettiğim anlamını çıkaran kişi en iyi ihtimalle “hızlı okumacı”, ikinci en iyi ihtimalle ise “ön yargılı”dır. Benim kimin mağduriyetinden rahatsız olduğumu anlama kısmını size bırakıyorum.
Bununla beraber “dikkatle okudum, fikrim sabit” diyorsanız da sağlık olsun :)
November 13th, 2009 at 00:16
eğer mehmet turgutun mağduriyetiyle ilgilendiyseniz,
ve siz adamcağıza üzülüyorsanız
bir başkası üzülmüyor olabilir ve suçluyor da olabilir.
bu durumda öfke duymaktan çok ancak yorum yapabilirsiniz.
gazetede mehmet turguta işaret edilmesiyle sizin bu yoğun üzüntünüzü bir türlü bağdaştıramadım.
daha doğrusu , buna mı üzülüyorsunuz yoksa yazınızdaki görsellerin gazetede yer almasına mı üzülüyorsunuz?
hızlı veya yavaş okumakla bir ilgisi yok aslında
sizi destekleyen yorumlarda bulunmuş kişilerin de ana konusu yazınızla gazetedeki yazının konu benzerliği.
ve
Cem Mumcu’nun mehmet turguta değil de size “haksızlık” ettiği.
bu yorumlara teşekkür ettiğinize göre;
“mehmet turgut’a üzülme” paravanı ardında demek istedikleriniz gayet anlaşılmış demekki.
November 13th, 2009 at 00:25
Aramızda geçen özel mesajlaşmanın içeriğini yayınlamam hem hukuki olarak suç*, hem de etik olarak çok yanlış bir davranış olacaktı. Ama bu noktada şunu söyleyebilirim, kendisi -gerçekten- samimi, karşılıklı bir sohbete dönüşebilir bir yanıt yazdı. Belki rastlar -ve bu yazıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak addetmezse- benim burada bahsettiğim mevzu ile ilgili bana hak bile verebilir, bilemiyorum. Bu yoruma yeniden dikkat çekmek istiyorum
*: Haberleşmenin Gizliliği, Tasarı 134′üncü maddenin üçüncü fıkrası: “Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.” (http://bianet.org/bianet/medya/40786-haberlesmenin-gizliligi)
November 13th, 2009 at 00:36
İpek,
Yorumlara teşekkür etmek demek içeriklerine katılmak anlamına gelmiyor… Sizin yorumunuz için de teşekkür edeyim, zahmet edip yazmışsınız ve mevzuya sizin gibi yaklaşabilecek insanların düşüncelerininde yazı altında yer almasına vesile olmuşsunuz. Teşekkür etmenin onaylamakla ilgisi olmadığını görmek bence o kadar zor bir şey mi?
Yorumunuzun geri kalanında ise yanıt verecek, tartışacak bir şey göremiyorum. Nitekim belki de derinlerde bir yerlerde gerçek motivasyonum sizin tespit ettiğiniz gibidir, bunu göremiyor ve üzüntümü başka şeyleri paravan olarak kullanarak gidermeye çalışıyorumdur, Türk medyasının sırtından geçindiği insanları dangalak yerine koyması ile ilgili yazıda dile getirmeye çalıştığım gibi bir sorunum yoktur ;)
November 13th, 2009 at 00:46
Böyle de bir yasa maddesi var değil mi? İronik; Ülkede herkesin telefon konuşmaları çarşaf çarşaf gazete sutunlarında yayınlanırken, bu maddenin buralarda hatırlanması.
Etik anlayışınızın zaten buna el vermeyeceğini biliyordum da, “hızlı okumacı” olarak
cümleesini yanlış yorumlayıvermişim işte. :)
Her neyse?
Saygı ve Sevgilerimle.
November 13th, 2009 at 00:49
Aslında sanırım burada tartışılması gereken konu; toplumca nereye gittiğimiz ya da yönlendirildiğimiz.. M.Turgut ticari kaygılarla ve yeni bir kurgu, konsept üretme sancısı yaşamak istemediğinden olsa gerek -yumuşatarak- “esinlenme” adı altında değerlendirdiğimiz bu kopya işleri yapmış. Murat bey de ondan yola çıkarak aslında öznel olmayan, sadece onu örnek gösterip bu sağlıksız zihniyeti, gidişatı sorgulayan bir yazı yazmış..
Daha sonrasında ise Cem Mumcu – aslında belki de sadece fotoğrafların içeriklerinden dolayı- bunu magazin boyutuna indirgeyen bir yazıyla ele almış (Ele almayı bırakın avucunu bile dolduramamış o ayrı). Ne orjinal kurgunun sahibi fotoğrafçıların adı var yazıda, ne de konuya ait bir değerlendirme. Mahalle dedikodusu gibi “Duydunuz mu Mehmet bu fotoğrafları turgutlamış..” deyip başka bir konuya atlamış..
Netice itibarıyla asıl sorun şu ki, gitgide algıda ve ifadede sığlaşan bir toplum oluyoruz maalesef. Üretmek yerine kopyalamayı, araştırmak yerine kulaktan dolma konuşmayı, anlamaya çalışmak yerine duyduğu kadarıyla yetinmeyi ve düşünüp muhakeme etmek yerine her duyduğumuza inanmayı kabullendiğimiz ve hoş gördüğümüz sürece olduğumuz yerde saymamız bile başarı sayılır..
November 13th, 2009 at 01:05
Bir de unutmadan;
Hazır yorumlarda niyet okunmaya başlanmışken, Cem Mumcu’nun bir psikiyatrist olduğunu da hatırlatmakta fayda görüyorum. Son zamanlarda moda haline gelmiş “herşeyden anlayan adam” ekolünün tipik bir temsilcisi. Ve ne acıdır ki “insanları buna zorlayan” güç her neyse (Düzen, Çark, vb.) kendisini eksiksiz bir entellektüel olarak pompalamakta.
Pelin Batu ve Mor ve Ötesinin solisti Harun Tekin ile yaptığı tartışma programını bir kaç kere kere seyretmeyi deneyip “samimiyetten” eser bulamadığımı da söylemeliyim. İzleyebildiğim programlar içinde en samimi an Mazhar Alanson’un eşine olan hayranlığını “aşk” kelimesiyle tarifledikten sonra, Mazhar’ın meşhur fırçasını yediğinde gösteremediği tepkiydi.
Belki de söylediğiniz gibi gelir ve bu yazıyı okur. Belki de bu yorumlara da tenezzül eder. O durumda şiddetle bilmesinde fayda var ki; Mehmet Turgut’un, seçtiği yola rağmen, Fotoğraf dalında sahip olduğu ışığın zerresine, ne Gazetecilikte, ne Televizyonculukta sahip değil. Belki psikiyatristlikte sahiptir.
Saygı ve Sevgilerimle.
November 13th, 2009 at 01:12
ben de neresinden başlayacağımı bilemedim şimdi.
“Milliyet Gazetesi’ndeki yazının da benzer bir içeriğe sahip olduğu, kullanılan görsel materyalin benzerliğinden belli idi”
diye başlamışsınız ve referans olmamasının “elbette” rahatsız edici olduğunu da ekleyip bir de şunu demişsiniz:
“Bu olan biten kimler için can sıkıcı olabilir diye düşündüğümde blog yazarlarının anonimleştirildiğini, onların görüşlerinin sahipsizleştirildiğine şahit olan -diğer- blog yazarlarından tutun da, fazlasını okumaya layık görülmediği için içerleyen okurlara kadar geniş bir yelpazede, tonla insan geliyor aklıma.”
ama birden tek rahatsızlığınız orjinal fotoğrafların sahiplerinin belirtilmemesi, ya da konunun ayrıntısız ele alınması oluvermiş.
öyle olduğunu kabul edelim:
bir blogger olarak, internetteki “internet meme” kavramından haberiniz vardır sanıyorum. yanlış anlamaya mahal vermeden hemen wikipedia’dan açıklamasını göstermek isterim
http://en.wikipedia.org/wiki/Internet_meme
(doğru dürüst bir türkçe içerik bulamadım kusurabakmayın)
bu tür olaylar;
ayrıntılı ve içerikli incelemeden sonra, internetin hatta medyanın doğasında olan yayılma ile değişik ağızlarda ve değişik platformalrda yine atmosferin doğasına göre bir hal alır. bu son derece hafif de olabilir ağır da. bir süre sonra parodiye de dönüşebilir, meydan savaşına da. hatta tam tersi bir şekilde son derece hafif başlayan bir mevzu, 30 sene sonra üzerinde tezler üretilmiş bir hale de gelebilir.
dolayısıyla;
mağdurun gücü burada devreye giriyor. bu konuda da “yozlaşma” maşası ile mağdurluktan söz edilmiş.
“Türk medyasının sırtından geçindiği insanları dangalak yerine koyması”
sapla samanı karıştırmak biraz böyle bir şey. mehmet turgut mevzusunun gazetedeki yansımasını, bir “aptal yerine konma” olarak düşünmek fazla kişisel, genele yayılacak gibi değil.
internette, tv’de, gazetede gün içinde güldüğünüz ve hatta size “hafif” bir mevzu gibi gelen şeylerin, sempatikliklerine rağmen nasıl bir başlangıca sahip olduğunu çoğu zaman tahmin edemezsiniz.
aynı konunun başka bir platformda hiç de gülünecek bir şey olmadığını da anlarsınız. bu yozlaşmadan çok, farklı bakış açılarının varlığını kanıtlayan bir durum.
öfkenizi bir kenara atıp, bir de internet ve medyanın doğasını inceleyin derim.
başka da denilecek bir şey yok.
blogunuzda başarılar.
November 13th, 2009 at 01:26
> mehmet turgut mevzusunun gazetedeki yansımasını,
> bir “aptal yerine konma” olarak düşünmek fazla kişisel,
> genele yayılacak gibi değil.
acaba en tepede “genelin fotoğraf günlüğü” değil “meren’in fotoğraf günlüğü” yazmasının sebebi bu olabilir mi? =)
sapla samanı karıştırmak biraz da böyle bir şey belli ki
November 13th, 2009 at 01:42
Bu mevzunun gazete sayfalarina yansimis olmasindan neden bu kadar sikinti duydugunu ben de acikcasi pek anlayamadim ama benim bunu anlayamamis olmam tabi ki senin mantiksiz bir hissiyata kapilmis olmani gostermez. Sadece anlamaya calistigim sey su veya sunlar diyeyim de, bu konu kendi adima lineer bir sekle otursun ( bu bir talep bir anlamda da);
- M.Turgut’u ozel, orjinal ve umut vadeden bir Turk fotografci olacagini dusunurken, medyanin oyuncagi haline gelip sirazeden cikmasina ve esinlenmeden cok daha ileri hatta arakslama hadiselerine bulasmasini elestirilererek bu duruma kizmadigini ama uzuldugunu ifade eden bir post yazdin. Sonucta senin MT yi nasil konumlandirdigin anlasilir gorunuyor
- Sadece sen degil bir kac blog da bu araklamalari konu etti, bunlarin disinda eminim ki sozel olarak da bu mevzular fotografla ilgilenen herkesin konustugu, irdeledigi seylerdir ( ben turkiyede yasamiyorum ama tahmin ediyorum ). Yani konu anonimlesti
- Sonra birisi, bu konuyu belli ki kendisine gosterilen bu bloglardan ayni bizim gibi takip etmis, oturmus, kendince mevzuyu bir kez daha toparlamis, yazdigi gazete araciligiyla da mevzubahis durumu bloglarin erisebileceginden daha genis bir alana – mass kitleye duyurmus.
Sen yazili-gorsel islerinin paylasilmasindan haz aldigini sik sik belirtiyorsun o yuzden, aa benim blogdaki sekli semali aynen gazeteye tasimis diye icerledigini sanmiyorum. Ama MT’ye hala bir umut beslediginden mi, MT’nin medya maymunu olmasina halen uzuldugunden mi nedir; bu mevzunun bu kadar genis bir kitleye sunulmasindan rahatsizsin ve bunda bi nebze payin oldugunu dusunuyorsun.
Yalnissam lutfen duzelt. Benim anlamadigim ise su; neden MT nin yolculugunu ve bulundugu konumu bu kadar icsellestirdigin. Deli gibi para kazanan, yiyip icen pohpohlanan bir adam var ortada, medya dayatsa bile kopyalamayi secmeme ozgurlugu varken buna yanasmayip bir de ustune ayni medya tarafindan asagilanan bir adam. Halinden memnun olmali ki bir degisim emareleri de goremiyoruz.
Neden uzuluyorsun? Fikrleri olan orjinaletisi olan yetenekli bir suru insan var ulkede. Illaki birileri cikacaktir ve saygideger konumlar kazanacaktir ki oyle insanlar da halihazirda var zaten. Bu adam heder olmus nedir yani? MT yi senin icin bu kadar ozel yapan nedir bunu anlamiyorum.
November 13th, 2009 at 02:40
Riggs,
Müthiş tespitler ile dolu, çok çarpıcı bir yorum yazmışsın. Sorduğun soruya hazır bir yanıtım yok. Bu noktada ben de sorunu kendime soruyor ve yanıtımı düşünüyorum, bir yandan da aklıma gelenleri yazıyorum:
- Ben de bir gün hata yaparsam Mehmet Turgut gibi maskara olmaktan korkuyorum. Çok keyifli, çok kolay, çok magazin olmasına rağmen kimsenin hataları yüzünden bu kadar basit bir seviyede irdelenmeyi, yaftalanmayı hak etmediğini düşünüyorum. Dolayısıyla belki bu tepkinin bir kısmı da empati.
- Türk fotoğraf camiasının içinde dönen, Mehmet Turgut’un bile kendine bir şeyler alabileceği bir tartışmanın Mehmet Turgut’a ya da onun yolundan gitme ihtimali olan herhangi bir fotoğrafçıya hiç bir katkısı olmayacak bir magazin haberi haline gelmiş olmasından ötürü rahatsızlık duyuyorum. Sanki bizden birisini kendi elimizle kurtların önüne atmışız gibi hissediyorum, üzülüyorum.
- Birisinin deli gibi para kazanışı, pohpohlanışı, kibiri, kameraların önünde “Amerika’dan iyi fotoğrafçı çıkmıyor” derkenki cahilliği, şımarıklığı hepimizin bir gün kendisini içinde bulabileceği sıradan durumlar. Elbette ülkede orijinallığı yeteneği olan bir sürü genç fotoğrafçı var, onların bir kısmının bu satırları okuduğunu da biliyorum, hak ettikleri yerlere de gelecekler, eminim. Okuyanları bilsin: onların da bir gün MT’ye dönüşmeyeceğinin bir garantisi yok.
- MT’nin isim olarak hiç bir özelliği yok benim için, MT var olan bir kalıbın içini dolduran kişi, adının bu kadar sık anılmasından da rahatsızım. İçinde bulunduğu durumla ilgili elbette kendisinin de hatası var, fakat ben de çok hatalar yapmış bir kişi olarak böyle hatalarla ilgilenmiyorum; benim derdim “kalıp”. Asıl problemimiz, asıl tartışıp çözümlemeye çalışmamız gereken “kalıp” iken MT’nin bu şekilde harcanması gücüme gidiyor.
- Cem Mumcu’nun bir fırsatı vardı. Mehmet Turgut ile ilgili “turgutlama” geyiği yapmak yerine Türkiye’deki sanat anlayışının çarpıklığını, fotoğraf camiasındaki çürümüşlüğü irdeleyebilirdi iki satırda. Fakat o da içine girdiği kalıbın kendisine biçtiği vazifeyi yerine getirdi. Sonrasında insanların Cem Mumcu hakkında neler söylediğine baktığımda tüm bu olanlar arasında o kadar çok paralellik görüyorum ki kendimi kendi dostlarımın arasında boğuluyor gibi hissediyorum :) Üzülmeyeyim de ne yapayım.
..
Bence hepimiz bütün bu hikaye ile ilgili üzülecek bir şeyler çıkarabiliriz. Karman çorman oldu, farkındayım. Yazarak benden ancak bu kadar.
Çok teşekkür ediyorum,
Selam, saygı.
November 13th, 2009 at 02:42
Olayi biraz karmasiklastiriyoruz galiba. Benim Meren’in yazisindan anladigim sey cok basit. Etik olmayan bir sürec yerlesmis, gidiyor ve sorgulanmasi gereken sistemin kendisi iken, bir günah kecisi bulunup asilip kesiliyor. Sorun kisiler ve yaptiklarinda degil. Sorun bu yapilanlari bayagilastiran sistemde. Bence Meren’in deginmek istedigi trajikomik olay, sistemin en kral basrol oyuncularindan olan bir medya organinda günah kecisi beyefendinin madara edilmesi. Burada Meren; büyük olasilikla günah kecileri üzerinden sistemi elestirmenin yanlisligini farketmis olacak ki kendi yazdigi yazidan dolayi üzüntü duymus.
Belki de ben de Meren’i yanlis anliyorumdur, eger öyleyse kendisinden simdiden özür diliyorum. Kendisinin avukatligina soyunmak gibi bir kaygim yoktu, lütfen yanlis anlasilmasin.
Rüsvet devlet kurumlarinin iliklerine islediyse, üc bes memuru gizli kamerayla cekip günah kecisi yapmak ancak egomuzu tatmin eder. Yüzeysellik dedigimiz olay da bu degil mi zaten?
“Peki bu adamlari rüsvet almaya iten nedir?”, “Hangi sartlar olusmus ki rahat rahat dönüyor bu dolaplar?”, “Nasil engellenebilir?”, “Sosyologlar ve psikologlar bu konuda ne düsünüyor?” bu gibi sorulara cevap arayan bir belgesel veya haber programi gördünüz mü acaba? Benzer hikayeler…
November 13th, 2009 at 02:43
Cem Mumcu’nun hareketinden yola çıkarak bunu internet meme; kavramıyla temize çıkarmak ne derece doğru bilmiyorum.
Internet meme (ki aslı internet phenomenon olarak geçer) öyle sanıldığı gibi detaylı bir inceleme sonunda ortaya çıkmaz. Materyal her neyse, internet üzerinde paylaşılmaya başladığı anda insanları anlık olarak o kadar etkiler ki bir fenomen haline gelir ve mantıksal bir sebep olmadan, bir anda üzerinde modifikasyonlar yaparak ya da yapmadan paylaşmaya başlar. Örnek vermek gerekirse Charlie bit me tam bir internet fenomeni’dir. Önce orijinal video fenomen haline gelir,Sonra hem orijinal video hem de onun üstüne kurgulanmış yüzlerce türevi bir anda internet üzerinde , mail zincirlerinde dolaşmaya başlar ve nedeni çok basittir; İnsanların hoşuna gitmiştir hepsi bu. Ancak herkes fenomenin aslında ne olduğunu ve kaynağını bilir. Örnekleri arttırabiliriz. Örneğin Braveheart filminin o meşhur savaş öncesi dolduruş konuşması; Sons of Scotland. O kadar çok beğenilmiştir ve onun üstüne o kadar çok metin üretilmiştir ki ki tam bir internet meme’dir. Ama Sons of scotland dendiğinde akla sadece bir tek eser gelir.
Cem Mumcu’nun hareketini bir internet meme olarak tabir etmek için bir kaç soru sormak lazım?
Meren’in Mehmet Turgut hakkında yazdığı eleştirel yazının anafikrine görsel temel olan imaj’lar daha önce herhangi bir internet sitesinde gene bu fikire temel oluşturacak şekilde kombine edilmiş midir?
Cem Mumcu bu kombine edilmiş imajları birebir kullanırken bunu planlayarak, bilinçli, Murat Eren’in yazısına çok benzer bir fikrin temeli olarak mı kullanmıştır?
Murat Eren’in Mehmet Turgut hakkında yazdığı yazı bir internet fenomeni midir?
Ve eğer öyleyse Cem Mumcu bu fenomeni kullandıktan sonra herkes fenomenden haberdar mıdır?
Evirip çevirmeyeceğim. Bunun adı kılıf uydurmak. Ve bana sorarsanız bir advertising meme’nin (Meren’in yazısı bir internet meme ise) bir reklam ajansı tarafından tamamen yepyeni creatif bir çıktıymış gibi sunmaktan ve ticari olarak kullanmaktan hiçbir farkı yok.
Yok meren’in yazısı bir internet fenomeni değilse (ki bence değil) onu neyle örnekleyebiliriz varın sizler karar verin.
Saygı ve Sevgilerimle.
P.S: Murat, Alp Esin’in linkini vermişsiniz. Muhtemelen kendisinin de haberi yoktur ancak site sisteminize malucious software yüklemeye çalışıyor ve google tarafından saldırı sitesi olduğu yönünde uyarı notu düşülmüş. Bence linki kaldırmanız sağlıklı olur. Bilginize.
November 13th, 2009 at 02:55
Ben o kadar anlatmaya çalıştım, Selim Ok bir paragrafta özetlemiş mevzuyu :)
Alp Esin’in sistesi ile ilgili problemi kendisine ilettim. Bağlantıyı -insanlar boşa panik yapmasınlar diye- şimdilik kaldırmam en doğrusu olacak sanırım. Teşekkürler.
November 13th, 2009 at 03:43
Selim guzel toparlamis lakin ben bu durumlarin bir gun sonlanacagini, engellenebilecegini, cozumler bulunup bu tur sarlatanliklara prim verilmeyecegini son derece utopik buluyorum. Medyanin dinamikleri buysa ve carklar MT gibilerine ihtiyac duyuyorsa, o ihtiyaci kendi acisindan mantikli bulan birileri daima cikacaktir. Yepyeni bir medya duzeni kurulacagini da hic sanmiyorum. Bunlar bunlar olmamali, gerekli olanlar sunlar bunlardir sadece laf-i guzaf bana gore. Bunlara alet olanlari linc etmeyelim ama niyetlenen veya bu hataya dusebilecek insalarin “bunlar benim basima gelsin ister miydim?Bu bedeli oder miyim?” diye dusundurmek bana gore daha makul. Yani MT nin bana gore komik ve sig bir hale gelmesi guzel bir ornek, bu durumlar elestirilir, yerilir, sanatcinin veya sanatci adayinin bu yola girdiginde ne hale gelebilecegi bu ve benzeri carpici hikayelerle irdelenir.
Bu baglamda, Meren’in su anki hissiyati bana Bernstein-Woodward ikilsinin -ki biri Cumhuriyetciydi-Watergate skandalini ortaya cikardiklari icin cok uzgun olmalari gibi garip bir duruma benziyor. Oyle degillerdi tabi. Yanlis olan birseylerin dibini kazidin, ortaya koydun ve “bu ne lan eheuheuheuhe” gibi yorumlarin donecegi bir platformda bunu yapmadigin icin, sayginligini korudugun icin bence bile memnun olmalisin.
November 13th, 2009 at 06:31
İlk yazının beklenen sonuçlarından birisi bu idi.
Bu yaklaşımı hiç tutmuyorum ben. Noam Chomsky de “bunları tartışmak laf-ı güzaf” deseydi bir nesil daha ahmak yetişecekti muhakkak. Bazı şeyleri düzgün şekilde tartışmanın kime nasıl bir faydası olacağını kestirmek güç. Size laf-ı güzaf gelir, bir başkası hasbelkader denk gelip daha önce hiç kafa yormadığı bir mevzu ile karşılaşmış olmak olur.
Nasıl ki hiç bir şey bir adımda bozulmuyorsa, bir adımda da düzelmiyor. Dolayısıyla enerjisi ve isteği olanların sürecin bir parçası olup tartışmaya ve bir sinerji yaratmaya çalışmaya devam etmesinde bir sakınca yok bence.
Selam, saygı.
November 13th, 2009 at 15:51
Öncelikle konunun artık MT, CM ekseninden artık çıkması gerektiğini düşünüyorum, ne kadar zaman önceydi hatırlamıyorum ama Muazez Ersoy’un şu (http://www.bildirgec.org/etiket/muazzez%20ersoy/tumu) albüm kapağı yapılan bariz araklama nedeniyle dava konusu olmuş ve toplatılmıştı sorumluluğu kim aldı fotoğrafçı mı, yoksa yapım şirketi mi? bilmiyorum; konu biraz eski bende daha iyi bir görsele ulaşamadım neyse. Ben şu anda MT, CM haberine konu olan fotoğrafların benzen bir telif davasına sebep olup olmayacaklarını gerçekten çok merak ediyorum.
Konuştuğumuz konunun artık telif haklarıyla olan ilişkisini görmemiz gerekiyor ve bu mesele bir telif sorunu/hakkı olarak görülmeli. Başka türlü bizlerin bu yoksulluk edebiyatıyla hiç bir yere gidemeyeceğimizi artık anlamamız gerekiyor. Yoksulluk edebiyatı diyorum çünkü bu hikayede bir şekilde MT mazlum noktasına geldi bile, en azından zihinlerde. Ya Magazin talep etmiştir oda başkası yapmasın ben yapıyım diye yapmıştır, hem zaten makine parası, photoshop kirası falan filan.
Arkadaşlar telif hakkı diye bir şey var ve bizler ona sahip çıkmadıkça çok MT CM vs olur ve telif hakkı sizden kopya iş talep edenlerin önüne koyabileceğiniz çok güzel bir argümandır profesyonel hayatta çok sık karşılaşılan bir taleple mücadele etmenin en güzel yoluda sanırım budur; tabii niyeti olanlara. İkinci aşama ise o telifler sayesinde hakların alınması ki bu galiba bir örgütlenme ve baskı grubu oluşturmaya bağlı ( eyvaah örgüt dedim ).
November 13th, 2009 at 15:54
ps Web sitemi düzeltmekle ilgili çalışıyorum, siteme yuvalanmış saldırganların temizliğini engeç yarına kadar yapmış olacağım uyarılara çok teşekkürler, şimdilik yakın zamanda güncellemediğim bloguma link verdim :)
November 13th, 2009 at 19:06
Tartisma cok ilginc yerler gitmis gelmis, ben mehmet turgut’tan, medyadan bir adim geriye atip soyle Turkiye’ye genel olatak bi bakalim derim. Ben kucukken televizyonda bir basbakan “Benim memurum isini bilir demisti”, memur olan babam ile annem cok kizmisti bu lafa, ben anlamistim niye kizdiklarini. Bana gore benim annem babam da isini biliyor olmaliydi, ama bilmiyorlarmis megerse. Babamin is yerinde tartismadigi adam yoktu, ben neden herkesle tartistigini da anlamiyordum. Devlet dairesinin mutfaginda ki ahciyla neden tartisirsin ki marullarin icini kendine ayirip kendi aldigi marullarin disini salataya kullandigi icin, marul iclerini is cikisi barlarin onunde cigkofte satarken kullanmak istedigi icin. Ahci isini biliyordu, babam bilmiyordu sanirim. Tartisinca da babam kotu adam oluyordu.
Ben farketmeden bu is bilmezligi kapmisim sanirim babamdan ben de hayatimda bir cok insanla boyle ufak tefek noktalarda tartisir oldum. Sanirim Meren ve burada yorum yazan bir cok insan da kapmis ister istemez. Ama ote yanda Mehmet Turgut, Cem Mumcu, medyada sisteminin icindeki bir suru insan ve bence Turkiye’nin geneli pek bunu kapmamis, ya da bu ufak tefek konulari tartismaya degmez goruyor. Herkes yapiyor hangi biri ile ugrasacaksin deyiveriyorlar. Kendi islerine bakiyorlar. Ama herkes kendi isine bakinca toplum olarak kaybediyoruz yalniz ne yazik ki.
Meren’in elestirisi bu kafa yapisina, bu Mehmet Turgut da olsa Cem Mumcu da olsa basbakan da olsa ahci da olsa bu kafa yapisina karsi yazmak cizmek elestirmek ve tartismak gerekiyor ki yeni nesiller bu kafa yapisi ile yetismesin.
November 13th, 2009 at 19:39
Konuyu ilgiyle takip ediyorum. Ve bende konunun biraz daha ” kişilerden ” uzak irdelenmesi taraftarıyım. Daha da ileri giderek, evrensel çapta değerlendirilmesi gerekli diye düşünüyorum.
Zira, bu plagiat sorunu sadece Türkiye’ ye veya Türk’lere özgü bir şey değil. Dünyanın her tarafında, her gün rastlanan, hergün yüzlerce mahkemeyi uğraştıran bir durum.
Konu fazlasıyla çetrefil. Olaya sadece hukuksal pencereden bakmakta yeterli olmayacaktır.
Bu yazı altına yorum bırakanların kimi Amerika’dan, kimi Türkiye’den, kimi Arabistan’dan, kimi de benim gibi Almanya’dan katılıyor.
Her ülkeninde kendince hukuksal çözümleri mevcut. Ben çözüm dedim ama, ne kadar doğru/yeterli, tartışılır. Tartışılıyor da zaten. Mahkemeler, bilirkişiler, mağdurlar, daha önce de bir çok değişik pencereden olaya bakmaktaydılar. İşin içine internet girince, durum biraz daha zorlaştı.
İşin hukuksal boyutunun yanısıra, sosyolojik, psikolojik,biyolojik, ideolojik, felsefi açılımları da yapılmalı. Düşünsel, toplumsal, siyasal ve kültürel etkenler gözönünde bulundurulmalı.
Tarihsel öz ve evrensel öz kapsamında ele alıp değerlendirmek gereklidir. Tarih boyunca değişerek, içinde bulunduğu çağın gereksinimlerine göre dönüşüme ( transformation veya evrim gibi ) giren, dinamik, genellemesine olan bir yönelimin bazında bir takım süzgeçlerden geçmesi lazım. Ondan sonra da evrensel öz; yani insanın varoluşunu, değişmeyen özellikleri içinde değerlendiren, fakat bunu yine tarihsel gelişimin boyutları kapsamında, statik, derinlemesine olan bir şekilde, ele almak lazım.
Ancak bunları yaptıktan sonra, Hasan’a, Ali’ye, Mehmet’e veya Cem’e hırsız, aşırmacı damgalarını vurabiliriz.
Aslında bu tür damgaları vurma cüretini bu kadar analizi yaptıktan sonra kendimizde bulmasak, daha sağlıklı olur. Yani, bende bu konuda meren’e katılıyorum.
Eleştirmek başka bir şey, ipini çekmek başka.
November 14th, 2009 at 04:41
Gecenlerde konumuzla hic ilgisi olmayan “IT & Security Management” dersinin giris bölümünde sevgili Prof.umuz söyle bir laf-i guzaf eyledi :P “Her ne kadar bu derste siralayacagimiz amaclar ütopik de olsa, asil olan o hayali noktaya yaklasmaktir. Bunun imkansiz oldugunu ben de biliyorum, saf degilim!”. Bu cümleleri ile kendisi beni daha fazla aciklama yapmaktan da kurtardi sanirim :)
November 14th, 2009 at 04:48
(bu arada ben ne yapsam bu comment’lerde im kullanımını adam edemiyorum bu WP’de :), kafasına göre htmlspecialchars yapıyor, backslash’ler koyuyor, neyse)
November 14th, 2009 at 05:00
Sabah elimle yazdim gayet güzel calisiyordu -kullanici dostu olmamasina ragmen-, aksam geldim arayüz degismis, kullanayim dedim olmadi :) Ben de sana haber verecektim ama sonradan önemsiz oldugunu düsündüm. Neyse ki görmüssün.
Nazar degmistir, üst kösedeki agacin üzerinde duran nazar boncuklari cakma benden söylemesi :P
November 14th, 2009 at 14:01
Ben tam olarak kendimi ifade edemedim saniyorum zira gelen yorumlar sanki ben bu mevzularin konusulmasindan rahatsizmisim gibi yaziliyor. Sosyolojik, felsefeik,psikolojik,ekonomik vs tum bu kavramlar iyice anlasildiktan sonra kisilere gelmeliyiz deniyor, teoriler havada ucusuyor, iyi guzel de pratikte var mi bir cabaniz? Ben bundan bahsediyorum. Bu duzene ne kadar etki edebiliyorsunuz? Ancak size bu isler teklif edildigi gun kabul edip etmeme asamasinda bir etkiniz olur veya bir gun kanun koyma yetkiniz olursa; bir gorsel urunun ne sekilde kopya olabilecegini tanimlayip, cezai sartlarini tam olarak olusturabildiginizde. Boyle gelmis boyle gider alaturkaligi yapmiyorum yanlis anlasilmasin, hic konusmayalim ustunde durmayalim hic demiyorum bilakis cok net yazmisim; bu tur ornekler linc sekline burunmeden elestirilmelidir, gundeme getirilmelidir, buna yeltenecek muhtemel biri sonuclarinin ne olacagini gormelidir. Hos, bu mevzu bloglardan uyarlanip gazeteye dustu sonucta. Ha ben MT nin bu sekilde devam edecegine eminim hatta onun bulundugu goz onundelik ve populerlige kavusmus/kavusacak fotografcilardan da gorecegimize. Cozumun bu konu uzerine saatlerce ekonomik,sosyolojik,psikolojik bla bla ahkam kesmek oldugunu dusunmuyorum sadece. Bu isin hukuku duzgun oturtulursa ve kisi aparttigi islerin sonucunda gercekten rezil olacagi bir ortam oldugunu bilirse bunlarin onu bi nebze kesilir. MT nin ben utandigini sikildigini hic sanmiyorum. Beni kiskaniyorlar diye dusunuyordur, cekemiyorlar ondan bunlari yaziyorlar diyordur muhtemelen.
November 14th, 2009 at 17:07
(çok uzun bir yorum yazmıştım, saçma sapan bir Firefox hatası yüzünden gitti, bir ara özetini tekrar yazarım :))
November 14th, 2009 at 22:46
Ben; ” İşin hukuksal boyutunun yanısıra, sosyolojik, psikolojik,biyolojik, ideolojik, felsefi açılımları da yapılmalı. Düşünsel, toplumsal, siyasal ve kültürel etkenler gözönünde bulundurulmalı ” derken, bla bla yapalım dememiştim :)
Sonuçta, bir blog sayfasındayız. Teorilerin, kavramların havada uçuşması gayet normal. Hattaa gerekli. Fikir, zikrin efendisidir. Bunu unutmayalım.
Plagiat, aşırma, çalma, gibi sözcüklerin yanısıra, esinlenme, referans, hommage ve Appropriation Art gibi kavramlarda mevcut.
Örneğin; Appropriation Art epeydir bilinen, tartışılan ve bir hayli göreceli bir kavram. Meselenin neresinde durduğumuz önemli değil, önemli olan tartışabilmek.
Mehmet Turgut’a veya herhangi birine bu tür bir eleştiri getirirken, bazı görselleri yanyana getirip, ” Bah, gardaşım, senin yaptıklarınla, falan-fişmekanın yaptıkları, tıpkısının aynısı ” demek yeterli olmayacaktır.
Bunu sadece hukuksal pencereden yorumlayıp, tartışmayı bitirmek hiç kimseye fayda sağlamaz. Murat Eren’in de bir çok defa üzerinde hassasiyetle durduğu mesele, sadece Mehmet Turgut’ a ” nah, pişti oldun mu ? ” demek de değildir ( Cem Mumcu bunu yapmıştır ).
Bundan sonra yapılacak olan benzeri çalışmalar konusunda biraz daha dikkatli olunmasına önayak olması için, bu işi yapacak olanlara kanun kitabını gösterip ” Böyle bir fotoğraf çekemezsin, yassah gardaşım ! ” demekten ziyade, bu kişilerin ufkunu açacak, dağarcığını genişletecek bilgi alışverişi daha bir doğru olur kanımca
November 14th, 2009 at 23:17
Bir ekleme de yapmak isterim: Appropriation Art kimi çalışmalarda gözümüze girecek kadar belirginken, kimi zaman da bir o kadar belirsizdir. Ve hemen plagiat damgasını yerler. Veya en iyi ihtimalle, sanat dünyasını, uzmanları, bilirkişileri, eleştirmenleri falan, ikiye bölerler.
Belirgin olanlara bir ulusal, bir de uluslararası bir örnek:
http://www.fotokritik.com/1488001
Ufuk Kıray’ın bu muhteşem çalışması, resmen gözümüze girecek kadar :) belirgindir, Fahrettin Şankaynag’ın şu güzel fotoğrafına
http://www.fotokritik.com/310629
atıfta bulunurken.
Veya, Cindy Sherman’ ın “History Portraits” isimli çalışması. Yine belirgindir.
http://www.art-forum.org/z_Sherman/gallery.htm
November 15th, 2009 at 00:13
Bu arada bu yaziyi ilk okudugumda aylar önce seyrettigim sade vatandas programi geldi aklima. Konuklardan biri Mehmet Turgut’tu… (Merak edenler icin yayin tarihi 10 Mart 2009) Aklimda hayal meyal “Baska dergiye bakip, fotograf cekmem!” gibi bir seyler söyledigi kalmis. Az önce o programi bulup tekrar seyrettim. Kendisi söyle diyormus (43:15) : “…bir firma sahibi yada ajans, bir dergiyi acip ‘bana su fotografi cekeceksin’ dedigi anda, cok agir küfür ederim. … ”
Bunu niye yazdigimi da aciklamak zorunda hissettim kendimi. Bu bize sunu gösteriyor belki de; bahsettigimiz sahte ve bozuk düzen öyle güclü ki, bu düsüncelere sahip birini bile bu noktaya itebiliyor. Bu konuda kimileri “Demek ki M.T. yeterince samimi degilmis” diyebilir ve bu tartisilabilir tabii. Ama ben daha cok girdaba kapilip giden kurbanlar görüyorum ve yine bu kurbanlari ayiplayarak (burada bahsettigim sey kurbanlar üzerinden konuyu tartismak degil) bir yere varilamayacagini düsünüyorum. Yorum yazanlar icinde kimsenin “Linc edelim bitsin…” yaklasiminda olmadigini düsünüyorum, zaten benim elestirim “M.T. seni rezil! Naptin sen?” tadinda yazilarin yazilmasina ön ayak olan hatta polemik yaratmak icin avuclarini ovusturan, yani popülerlestirdigi kurbani bir yandan da orta malina ceviren medya gücüne yönelik.
Burada konusmakla olmuyor bu isler evet, ama burada konusulanlar okuyanlarin zihninde kücük pariltilar olusturuyor. Acikcasi benim ufkum genisliyor bir cok konuda. Sonucta herkes istedigini düsünmekte özgür, lakin insanlara düsünebilecegi farkli alternatifler yaratiyor bu konusmalar.
November 16th, 2009 at 15:11
Yazıdan sonra elimden geldiğince yorumları da okumaya çalıştım. Doğal ve normal olarak farklı bakış açıları var. Fakat kanımca bu konunun en önemli kısmı göz ardı edilmiş ; bu da Hadise’nin bacaklarının kimin olduğudur. iyi düşünmeliyiz.
November 16th, 2009 at 16:32
mehmet turgut ‘u tanımam ..Hasbelkader basından duymuş hemen web sitesine bakıp çektiği fotoğrafları süzmüşümdür. Fotoğrafalarının kalitesi kadrajı, ışığı ps yeteneği ne kadar iyi olursa olsun beni çeken bir tarzı olmadığına karar verip onu çekmecelerimden birine kaldırmışımdır. Ancak Cem mumcuyu yakından tanır. Sever ve sayarım. Hemen hemen tüm kitaplarını okumuşluğum vardır. Düşünce sistematiğini tanıdığımı varsayıyorum. O nedenle tüm bu yazılıp çizilenleri şaşkınlıkla okudum. Cem mumcunun mutlaka bir açıklaması vardır diye düşünüyorum. Gelip burda yazarak açıklasa eminim bir çoğumuz açıklamayı beğenmeyip gene eleştireceğiz. Neyse hiç kimsenin de avukatlığını yapacak değilim. İnsanız her zaman hata yapabiliriz. Ben nacizane şunu söylemek isterim. Eğer bir şeyleri eleştirecek ve eleştirdiğimiz şeylerin düzelmesi için birbirimizi uyaracaksak ve oluşmasını sağlayacağımız ortak aklın isimlerden bağımsız sadece duruma ilişkin tespitlerini eleştirip, öneri ve fikirlerimizi yazarsak daha yapıcı ve gerçekten de işe yarar olacağını düşünüyorum. Ben her fikrin değerli olduğuna ve ortak paylaşımların insanı geliştireceğine inanırım. Ve kimsenin en özelinde neler yaşandığını bilemiyeceğimiz için uzaktan görünen bir resimle yargılanmamasından taraftarım.
sevgiyel kal..
November 16th, 2009 at 20:52
Mehmet Turgut’un “turgutlama” olayı ile ilgili açıklaması var bugünkü cumhuriyet gazetesi internet sayfasında: http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=94366
December 6th, 2009 at 15:35
turgutlama