2010 Yılında Bisiklet İşkencesi
28/02/2010, 03:49
Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil.
Gerekli uyarıyı yaptıktan sonra artık başlayabilirim.
Efendim, mesleğim icabı vaktimin çok ciddi bir kısmını bilgisayar başında oturarak geçiren bir insan olduğumdan ötürü üzerimde yavaş yavaş artan, beni “sağlıklı yaşam” gereklerini yerine getiren bir insan olmaya telkin etmeye çalışan bir mahalle baskısı vardı. Ne kadar kaçsam da bu baskı, tabağımdaki domates, masamdaki mandalina, yenisi alınmayan diet kolalar şeklinde sık sık karşıma çıkıyordu. Bu güzel Cumartesi gününde ise tüm bunlara bir yenisi eklendi: işe bisikletle gitmek.
Karşı koymak için derman da bir yere kadardı sevgili dostlar. Bir şey 40 kere söylenince insanın kaçacak yeri kalmıyordu. İşte bu gün işler öyle bir noktaya geldi ki “iyi, peki, tamam, bisikletle gideceğim, yeter ki beni rahat bırakın!” demek zorunda kaldım. Hatamı kabul ediyorum ve biliyorum, onlar kazanmıştı.
Fakat boş durmaya niyetim yoktu. Belki o kör vicdanlarının gönül gözü açılır da, beni böylesine bir ızdıraba bir daha mahkûm etmeye yeltenmezler ümidi ile bu deneyimi fotoğraflamaya ve başıma gelenleri hem onlara hem de örnek olması için sizlere aktarmaya karar verdim.
***
Aşağıdaki fotoğraf evden yeni çıkmış halim. Ne kadar sinirli olduğumdan daha önemli bir şey daha var bu fotoğrafta: o da arkadaki cenaze arabası. Ben bu fotoğrafı çekerken arkadaki cenaze arabasının orada olmadığına yemin edebilirim. Bilmem mesajı alan tek kişi ben miyim…
![]() |
Yol o kadar dardı ki yukarıdaki fotoğrafın solunda gördüğünüz park halindeki arabaya neredeyse çarpacak kadar yakından geçmiştim. Yoldan gitmenin çok tehlikeli olduğunu anlayınca kaldırıma çıkmaya karar verdim. Fakat bu da çare olmamıştı. Az ileride şu korkunç ağacı gördüm. Geçerken kafamı çarpabilir, hemen soldaki sivri şeyin üzerine düşebilirdim. Dış dünyadaki her şey bana karşıydı, dikkatli bakınca ortalık özenle hazırlanmış tuzaklar ile doluydu:
![]() |
Eğilerek, büyük bir dikkatle geçtim. Bir yandan bisiklet sürüp bir yandan fotoğraf çekmek ne zor işti. Beni bu hallere düşürenler utansındı.
![]() |
Ara yollarda bir kaç ağaçla daha karşılaşınca St. Charles üzerinden gideyim dedim.
![]() |
Fakat insanlarda bisikletliye saygı yoktu. Bir anda yola atlayıveriyorlardı. Oysa güzelim arabamın içinde hem kalorilerim bana kalıyor hem de insanlardan mecburi bir saygı görüyordum. O saygıdan eser kalmamıştı:
![]() |
Saygı görmek benim için hayattaki en öncelikli şeylerden birisi olduğu için bu saygısızlığa daha fazla müsaade edemeyeceğimi anladım. Rotamı parka doğru çevirdim. Kendimi nasıl bir tehlikenin içine attığımdan henüz haberdar değildim. Yerlerin çamurlu olması bir kenara her yer sağlı sollu çok tehlikeli ağaçlar ve dalları ile doluydu.
![]() |
Bir kaç ağaç dalı, bir iki su birikintisi ve çok büyük bir çakıl taşından kıl payı kurtulmuş bir şekilde ilerliyordum. Fakat tam “galiba başarıyorum” derken karşıma ilkinden çok çok daha tehlikeli bir ağaç çıktı. Kafamı vurup bisikletten düşmeme ramak kala keskin bir manevra ile bisikletin önünü kaldırarak dalın üzerinden geçmeyi başardım. Benim yerimde bir başkası olsa ne yapardı bilemiyorum :(
![]() |
Daha fazla risk alamayacağımı anladığım için çareyi “kendi enerjileri ile ilerleyen aptallar” yoluna çıkmakta buldum. Burası araba yoluna benziyordu, fakat bir yarış parkuru gibi başladığı noktaya dönen bir daire idi aslında. Bu insanlar muhtemelen bir balığın akvaryumu turlaması gibi aslında bir yere gittiklerini filan sanıyorlar, fakat sadece daireler çiziyor olduklarını fark etmiyorlardı. Acıdım. Durup bir tanesine söyleyecek gibi oldum. Sonra vazgeçtim. Aptal insanlara hiç tahammülüm yoktu.
![]() |
Sırf aptal olsalar neyseydi. Aptal oldukları kadar saygısızlardı da :(
![]() |
Saygı konusundaki tutumumu artık biliyorsunuz. Bu yüzden çok ciddi bir risk alarak yolun karşısına geçmeme şaşırmamış olabilirsiniz. Fakat tüm yolculuğun belki de en tehlikeli anı bu karşıya geçiş idi. Fakat insan ölecekse onuru için ölmeliydi. Ben şahsen başardım. Fakat bisiklet sürmenin ne kadar riskli bir şey olduğunu anlayın artık diye tam geçerken bir fotoğraf çekmeyi ihmal etmedim. Şu arabalara dikkatle bakmanızı istiyorum, vızır vızır geçiyorlardı (hem de sadece bir bisikletliye karşı onlarcası gelmişti (ayrıca dikkatle bakarsanız bu araçların direksiyonlarında kimsenin olmadığını siz de görebilirsiniz)):
![]() |
Karşıya geçmekle dertlerimin sona erdiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Nerede. Şimdi de etrafım üzerilerinde İspanyol yosunu denen bitkilerin sarktığı korkunç meşe ağaçları ile çevriliydi. Her zamankinden daha çok dikkat etmeliydim.
![]() |
O sırada korktuğum başıma geldi ve İspanyol yosunlarından birisi boğazıma dolandı. Önce biraz karşı koydum. Fakat artık enerjim kalmamıştı, zaten yaşamın da pek bir anlamı yoktu. Tünelin sonundan beyaz bir ışık geliyordu. Ona doğru gitmek istiyordum, fakat ona bile enerjim yoktu. Tam her şey bitti derken Naruto gibi kendimi toparlamayı başardım ve fotoğraf makinem ile vura vura boğazıma dolanmış olan o işgalci İspanyol yosununa dersini verdim. Bir sonraki sefere bu kadar şanslı olabilir miyim, bilemiyorum… Arabayla giderken hiç böyle dertleri olmuyor insanın.
![]() |
Artık yol kenarından gitmem en doğrusu olacaktı. Fakat yol kenarından gitmenin de kendi riskleri vardı. Bisiklet üstünde insan iki dakika huzurlu hissedemiyordu. Çok hayati bir manevra esnasında sırf o anı belgelemek adına büyük bir risk alarak çektiğim aşağıdaki fotoğrafa bakmanızı istiyorum. Kırmızı pikapı görüyor musunuz? Korkmayın. İyiyim. Kıl payı ile kurtardım ve korkunç bir hızla yanımdan geçip gitti (emin değilim ama bana direksiyonunda kimse yokmuş gibi geldi)…
![]() |
Tam o sırada hava açmaya başladı. Hep ya evde ya da laboratuvarımın korunaklı ortamında yaşadığım için cildimi güneşin korkunç ışınlarından korumalıydım. Çaresizce nereye saklanabileceğime bakınmaya başladım. Uzaktan aşağıdaki ağacı gördüm. Denize düşen yılana sarılırdı. Acele etmeliydim. Artık güç kalmamış olan bacaklarımla pedallara asıldım.
![]() |
Muhteşem bir zamanlama ile ağaca vardım. Yukarıdaki fotoğraf ile aşağıdaki fotoğrafın arasının 11 dakika olduğunu da söylemek isterim (nasıl bir yorgunluk, nasıl bir işkence siz hayal edin). Ağacın altına girdiğimde güneşin korkunç ışınları çoktan yeryüzüne ulaşmıştı. Ağaç onları tamamen durduramıyordu, fakat orada olmak hiç yoktan iyiydi.
![]() |
Bununla beraber ağacın altında bir katman haline gelmiş yapraklar kim bilir ne tür korkunçluklara ev sahipliği yapıyor, altında kim bilir neleri saklıyordu. Bu yüzden kendimi korumaya almak için ağacın bir dalına çıkıp orada saklanmaya karar verdim. Fakat tam içimden “Güneş kaybolana kadar burada dinlenebilirim” diye geçirirken bisikletimin devrildiğini duydum. Moralim çok bozulmuştu. Bu hem çok yorgun hem de çok moralsiz olan benim:
![]() |
Kalan yol sağlıklı bir insan için çok fazla bir şey sayılmazdı. Fakat yorgunluk ve Güneş katlanılır gibi değildi. Hayatın vücudumdan çekilmeye başladığını hissedebiliyordum. Hastanenin otoparkına girdiğim zaman “medeniyet, nihayet” dedim. O an bisikletten inip asfaltı öpesim geldi, fakat tekrar binecek güç bulamam diyerek bunu başka bir zamana erteledim. Enerji konusunda dikkatli davranmalıydım.
![]() |
Sevgili okurlar, yukarıdaki fotoğraf ile aşağıdaki fotoğrafın arası tam 17 dakika. Aşağıdaki yazının yukarıdaki fotoğrafta nerede olduğunu görebilirsiniz. Ne kadar yavaş ilerlediğimi ve ne kadar yorgun olduğumu hayal etmenizi istiyorum.
![]() |
Muazzam yorgunluğun sebebi ile yavaş yavaş transparan olmaya başladığımı, bu evrendeki varlığımın ne kadar ince ipliklerle hayata tutunduğunu görebiliyor musunuz:
![]() |
Laboratuvara sonunda varmıştım. Başta buna inanmakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim (acaba halâ o ağaç dalında uzanıyor olabilir miydim?!). Yanılmadığımı çalışmaya başladığımda anladım. Çünkü kainat “Meren bunca yolu bisikletle geldi, çok yorulmuş olabilir” diyerek müsamaha göstermiyor, karşıma yüz türlü engel çıkarıyordu. Necrotizing enterocolitis monitörümden bana bakıyor, toplanan örnekler içerisindeki bakteriyel kompozisyonundan yola çıkarak neler döndüğünü anlayabilelim diye geliştirdiğim uygulamayı bitiremeyeyim istiyordu.
![]() |
Uzun ve yorucu bir çalışmanın ardından dönüş yolu da engeller ve tehlikelerle doluydu. Bazılarınız buna inanmakta güçlük çekebilir ama yorgunluktan etrafımda olan bitenler ile bağlantımı yitirmiştim. O anlardan birisinde az ilerideki tramvayın son hızla bana doğru geldiğini bile fark etmemişim, düşünün:
![]() |
Yolcular çığlıklarıyla kendime geldiğimde her şey için çok geç olduğunu düşündüm. Fakat son anda gidonu sağa kırarak bu kaçınılmaz tehlikeyi kıl payı atlatmayı başardım. Aşağıda gidonu nasıl da son salisede sağa kırdığımı görebilirsiniz:
![]() |
Evet. Daha sonra ilk hatırladığım ise evde olduğum…
Başımdan geçen her şeye rağmen burada oluşumun, tamamen tehlikelerle başa çıkmaktaki üstün yeteneğimin bir sunucu olduğunu, benim yaptıklarımı başkalarının da yapmasını beklemenin büyük bir haksızlık olacağını düşündüğümü bilmenizi istiyorum.
Lütfen tüm bunlardan bir ders çıkarın; çıkarın ki çektiğim acılar boşa gitmesin:
- Araba varken bisiklete binerek ya da bir yerlere yürüyerek hayatınızı tehlikeye atmayın ve sevdiklerinize “bisikletle gitsene, hiç spor yapmıyorsun” filan diye baskı yapmayın.
- Başladığı yere geri dönen parkurlarda koşturup duran zavallı tanıdıklarınıza kendilerini ne kadar aptal duruma düşürdüklerin anlatıp onlara ilgi gösterin.
- Sebze ve meyvenin sağlıklı filan oluşu açıkta kalmak istemeyen manavların bir uydurmasıdır, tüm sevdiklerinize sadece Nutella yedirin ve diet kola içirin.
- İspanyol yosununun bana nasıl saldırdığını hatırlayın ve doğadan, özellikle de ağaçlardan uzak durun.
Tags: 20mm f/2.8, d700

























February 28th, 2010 at 04:08
Aaaa deli resmen.
February 28th, 2010 at 04:45
Cok ayip cook… Hic yakistiramadim. :P
Bisikleti doyumsuz bir keyif olarak gören ben, tam da bisikletin icat edilegeldigi[1] bir sehire tesadüfen okumaya gelerek, cennete düsmüs bir sinek kadar oldum. Teknik sebeplerle su an icin bu zevkten mahrum kaliyor olsam dahi, sokakta bisiklete binen o harika insanlari gördükce mutlulugum ince ince pekismekte, huzuruma huzur dolmakta. Lakin bugün sizin gibi bir bisiklet düsmanina rast geldigimi icin ziyadesiyle üzgünüm ve aciliyim, inanin tüylerim diken diken oldu ve icim karardi. Siz tüm o tehlikelerin ardindaki enfes güzellikleri, bisikletin insana yasattigi o tarif edilemez özgürlük hissini maalesef hic tadamamissiniz. Cok yazik size. Oysa sizi bu yolculuga tesvik eden kisiye minnet duymaliydiniz.
Yine’de böyle bir konuya degindiginiz icin size minnettarim. Ne demisler reklamin iyisi kötüsü olmaz. Belki sayenizde dikkatli izleyicileriniz bisikletin ne denli güzel bir icat oldugunu idrak ederler de sizin gibi olmazlar. Ve kim bilir belki bir gün benim güzel ülkemde milyonlarca “Laufmaschine“[2] sahibi, alabildigine uzun ve kendilerine yetecek kadar genislikteki bisiklet yollarinda seyahat etme imkani bulurlar…
[1]: http://en.wikipedia.org/wiki/Karlsruhe
[2]: http://en.wikipedia.org/wiki/Bicycle
February 28th, 2010 at 05:11
yansimadaki hakkaten sen misin ya? boyle dimdik, yagiz, bronz, pehlivan gibi, tu tu tu!
February 28th, 2010 at 05:34
Hahah. Bence kırsınlar bisikletlerini ve bir daha hiç binmesinler. Yaşasın motorlu taşıtlar!
Ben diyorum “geçirgen olmuştum”, “buharlaşıp gidiyordum”, sen diyorsun pehlivan gibi :( Hiç vicdan yok sizde.
February 28th, 2010 at 05:38
Bu arada Nikon 20mm f/2.8′in 2.8 diyafram açıklığında kenarlarda yarattığı geometrik bozulması (optic distortion) gözden kaçacak gibi değil.
February 28th, 2010 at 08:38
Bisiklete binmek istiyorsan Hollanda’ya gel :) her yer bisiklet yolu, kavşaklarda da bisikletin yol hakkı var.
Örneğin:
http://www.camcycle.org.uk/events/visits/netherlands/060817b.jpg
February 28th, 2010 at 11:21
baya baya sıkılmışsınız siz yahu:) sabah sabah öldüm gülmekten.
February 28th, 2010 at 11:26
hahaha
ağaç altı bisikletli fotoğraf ve ispanyol yosununun gaddarlığını yansıtan çalışma özellikle güzel.
parktakileri değil de istanbul trafiğindekileri uyarmam an meselesi, hiç bi fayda soluduğunuz egzoza değmez be yahu. insanı spordan soğutur.
February 28th, 2010 at 11:51
Bende 2 tekerlekli bir şeye bineceksem motorlu olmasına özen gösteriyorum, kim termodinamiğe karşı çıkabilir “Minimum enerji, maksimum düzensizlik” ortalığı toplamaya çalışan şaşkınlara sadece güler geçerim.
February 28th, 2010 at 12:26
Fotoğraflar çok güzel her zamanki gibi de ben esas D700 gibi bir makineyle sol kol ekolünü ve bisiklet üzeri çekimleri gerçekleştirebilmeni takdir ettim. D700′e göre küçük sayılabilecek D5000′le bile ne zaman sol kol olayına girsem neresinden tutacağımı şaşırıyorum, bisiklet üzerinde denemeyi aklımdan bile geçiremedim daha. Bravo yani.
February 28th, 2010 at 13:02
Tanrım! tıpkı Düygü hanımla kampa gittiğiniz günkü gibi bir işkence..Survival of the fittest madalyonunu hakettiniz gerçekten! Tanrı sizi korusun.Amin yerebbim.
February 28th, 2010 at 16:54
çok şirinsin,bayıldım yazına feysde paylaşabilrmiyim izin verirsen?İzmir’e Eceme dadılık yapmaya gittiğimde ilk şartım bisiklet olmuştu.2 yıl izmirde keyifle bisiklet sürdüm.ama şimdi beşiktaş yokuşlarında tabanvayla bile ıhhlayıp kalıyorum:))iyi ki seni bisiklete teşvik etmişler de bu şaane yazı-fotoğraflar ortaya çıkmış..
February 28th, 2010 at 17:09
istanbulu düşünüyorum gözlerim kapalı!
hayatta kalmak isteyen birisinin gerçekten sizin bu maceranızda olduğu gibi tedbirli olması gereken bir yer.
February 28th, 2010 at 21:36
Hakkaten işkenceymiş yav :(,
yazıyı korku ve endişe içinde okudum, sağsalim eve dönmene sevindim,
bence bi dahaki sefere kask takmalıymışmısın…
February 28th, 2010 at 23:07
Teşekkür ederim Murat, biliyorum ki senin yaşadığın yerde de bisiklet çok popüler, bu yaşadıklarımdan ders al :( Boğaç beyin de ima ettiği gibi yaşasın internal combustion engine ve ona sahip olan taşıtlar! (bizim garajda Harley Davidson vardı da ben mi binmedim (onu bırak bir garajımız bile yok, yaşamak bu mu?)).
New Orleans’ta kask takanlara gülüyorlar. Ben canım çok tatlı olduğu için takmayı çok istedim, fakat mahalle baskısı yüzünden takmadım (hatta tam önümde giden saygısız roller skate’çi ablaya bak, kız olmasına rağmen onun da kaskı yok, ben nasıl takaydım böyle bir durumda? delikanlılığa sığar mıydı?).
February 28th, 2010 at 23:11
Tanla, hayatım böyle şeylere karşı savaş vererek geçiyor. Bu doğa yürüyüşleri, bisiklete binmeler, kamp yapmalar, sağlıklı beslenme şeysileri filan yüzünden hayatımdan endişe eder oldum. Birileri duysun artık bu serzenişi.
February 28th, 2010 at 23:37
çok eylenceli bir yazı idi.zevkle okudum ama biraz sizin tembelliğe alışmış olmanızdan kaynaklanan sorunlar yaşadığınızı düşünüyorum.birde sanki sünnet hediyesi olarak bisiklet yerine başka şeyler istemişsiniz sanırım,küçükken hiçmi bisikletten düşmediniz?merak etim:)
February 28th, 2010 at 23:47
“Gel seninle biraz dolaşalım” diyerek evden çıkartılıp bir poliklinikte vuku bulan yıldırım operasyonunun ardından eve geri getirilince ailemden bisiklet ya da oyuncak filan istemek yerine beni bir süre yalnız bırakmalarını istemiştim. Onu bile yapmamışlardı, bisiklet isteseydim alabilir miydim, bilemiyorum :)
March 1st, 2010 at 12:11
Bisiklet düşmanlığı demek istemiyorum ancak gerçekten onu ima eden bir yazı olmuş.Baştan sona şaşkınlık içinde okudum ve seyrettim fotoğrafları.Evet birçok tehlikeyi beraberinde getiriyor belki bisiklete binmek(sebebi de sizin de farkettiğiniz gibi motorlu taşıtların bisikletlilere olan saygısızlığından kaynaklanmakta genel anlamda) ancak çok övdüğünüz motorlu taşıtlar gibi yaşamımız için bize ev sahipliği yapan çevremizi kirletmiyor en azından.Ve eminim siz de motorlu taşıtların bisiklettekinden çok ama çok fazla tehlike barındırdığının farkındasınızdır.Bisiklet kazası yaparak hayatını kaybeden kimse tanımıyorum fakat sizin gibi düşünen pek çok motorlu taşıt kullanıcısının yapılan kazalarda hem kendi canlarını hem de motorlu taşıt kullanmayan birçok insanın hayatına mal olduğunu biliyoruz maalesef.Bisikleti ‘korkutucu,iki tekerlekli tehlike aleti’ olarak düşünüp ve lanse ederken motorlu taşıtların çok daha fazla tehlikeli olduğunu hatırlamanız için yazıyorum bu satırları size.Yaşamış olduğunuz deneyimden yaptığınız eylemi istemeyerek ve birilerinin baskısıyla gerçekleştirmiş olmanız sebebiyle bu kadar olumsuz sonuç çıkarmış olduğunuzu varsayarak birgün bisiklete keyifle binmenizi ve verdiği hazzı,özgürlük duygusunu yaşamanızı umuyorum.Ve son olarak bisiklete binmek ve yürümek hayatı tehlikeye atmak değil,hayatı tehlikeden kurtarmaktır.Daha önce de söylediğim gibi trafik kazasında hayatını kaybeden onlarca akrabam ve tanıdığım var fakat yürürken yada bisiklete binerken zarar gören kimseyle karşılaşmadım henüz.Doğadan ve ağaçlardan uzak durun sözünüzeyse ne diyeceğimi hiç bilemedim.Doğadan uzak durursanız yaşamanıza iman sağlayan bir dünya olur mu ki acaba? Ağaçlar sizin,bizim nefes almamızı sağlıyorlar.Saldırıya uğramak diye nitelendirdiğiniz durumu yaşamamak için belki daha dikkatli olmalı sadece.
Blogunuzu keyifle takip eden biri olarak,düşüncelerinizin bu kadar keskin ve sert olması pek tabii ki beni bir miktar olumsuz etkiledi ancak yine de belki? bir özeleştiri yapmanıza olanak sağlarım ümidiyle sizin kadar sert olmayıp takip etmeye devam edeceğim sizi.
Sevgiyle..
March 1st, 2010 at 19:01
Sevgili Ebru,
Dokunaklı sözleriniz beni derinden etkiledi, olgunluğunuzla bana örnek oldunuz.
Argümanlarınızı okurken bir anda şunu idrak ettim: aynen Güneş’in bizim yaşam kaynağımız olması ama ona çok yaklaşırsak eriyebileceğimiz gibi ağaçlar da bizlerin nefes almasını sağlıyorlardı ve saldırılarından kaçınmak için onlardan uzak durmaya çalışmalıydık. Şu ana kadar kalbini kırdığım ağaçlardan herkesin huzurunda özür diliyorum.
Teşekkür ederim!
March 1st, 2010 at 22:56
Derinden etkilendiğiniz alaycı tavrınızdan fazlasıyla belli oluyor.
Sizi saatlerce sırtında taşıyan bisikletinizden de özür dileyin lütfen herkesin huzurunda,hakediyor bence bunu kendisi.
Tekrardan sevgi ile..
March 1st, 2010 at 23:32
Çok samimi söylüyorum: dalga geçtiğim için pişmanım. Hatta bu mesajın bir yerinde sizden özür de dileyeceğim, fakat dalga geçtiğim için olmayacak.
Ben sizin gerçek olabileceğinize zerre kadar ihtimal vermediğim için dalga geçmiştim. Yoksa çok daha farklı bir yanıt yazardım. Mesajınızın ilk hali bence çok komik idi. Fakat bu konuda mesajınızın hakkınızı yemişim :)
Google’dan biraz arayınca bisiklet konusundaki ciddiyetinizi anladım. Siz aslanlar gibi de ciddiymişsiniz beni uyarırken. Hakikatenmişsiniz.
İnsanlar kendi savundukları, çok önemsedikleri mevzular üzerine yazılmış bir şeyler okurlarken ironiyi filan tamamen gözden kaçırıp olaya bodoslama dalabiliyorlar. Bu duruma aşinayım, anlayabiliyorum filan. Ama birisinin bu yazıyı okuyup bu fotoğraflara baka baka ilk mesajınızda yazdığı şeyleri yazabilmesi için ne kadar -sizi benimle ilgili en az hayal kırıklığına uğratacak tabiri ile- “dalgın” olması gerekiyor, kestiremiyorum. Açıkçası beni frontal lobumu çıkarıp kenara koymaya teşvik ediyorsunuz (zira belli ki onsuz da hayatta kalınabiliyor).
Bisikleti filan boşverin, ben yazının başına bir “uyarı” koymadığım için sizden özür dileyeyim :’)
March 2nd, 2010 at 00:57
Ne zaman bisiklete binsem küçüklü büyüklü çeşit çeşit motorlu araç üzerime üzerime sürerek beni kendi safların almaya çalışıyorlar. :)
Pes edip onların tarafına geçiyorum ve insan enerjisiyle geçimini sürdüren tüm taşıtları taciz ediyorum :) mutluyum.
March 2nd, 2010 at 11:01
İnsanlar kendi savundukları,önemsedikleri şeyler üzerine yazılan,çizilen şeyleri okurken ‘bodoslama dalmaktan’ ziyade ‘hassas’ olabiliyorlar.Belli yerler ironi içerse dahi yazının bütününe hakim bisiklet (yumuşak tabiriyle) ‘karşıtlığı’ yada bu bisiklet dışı bir mevzu da olabilir,istenmeyen eylemi gerçekleştirmekten ötürü olumsuzluklarla sonuçlanan günün ardından (başında sizin de belirttiğiniz gibi)sinirlere karalanan satırların vurgulamak istediği düşünceden rahatsızlık duydum ve evet belki hassasiyetimden,belki dalgınlığımdan ötürü sizin komik bulduğunuz o satırlar döküldü klavyemden.Fakat belli ki söylemek istediğim asıl şeyi hala anlayamamışsınız ki ,frontal lobunuzu çıkarıp kenaya koymamanın aksine sizi frontal lobunuzla düşünüp,değerlendirme yapmaya teşvik etmeye çalıştığımı farkedememişsiniz.Amacım salt eleştri olsaydı inanın özeleştiri sözcüğünü hiç kullanmazdım.İlk yazdığım mesajda üslübumun bi miktar sert olduğunun farkındayım-ki yazarkan de farkındaydım- ancak bunun sebebi de inanın sizin normalde böyle sert olmayan üslubunuzun bu yazıya başından sonuna kadar hakim olmasıydı.Etki-tepki demek istemiyorum fakat belki biraz öyle..
Bu mesajın altında bir de ‘uygarmitat’ beye kısaca birşey söylemek istiyorum ki o da şu:Pes edip motorlu taşıt kullanan tacizciler sürüsünün yanına geçerek insan enerjisiyle geçimini sürdürenleri taciz etmekten haz duymak gerçekten benim hiç ama hiç anlayamadım ve anlayamayacağım bir durum.Motorlu taşıt kullanıcılarının kimseyi taciz etmeden kendine ve başkalarına saygı duyarak da mutlu olabileceğine inanıyorum pekala.
Böyleyken,böyle..
Sevgi ile..
March 2nd, 2010 at 19:06
Bazen trafik lambalarının altında, trafiği büyük bir ciddiyetle yaptıkları el-kol hareketleri ile regüle etmeye çalışan deliler vardır. Tepelerindeki trafik lambasının işlevini kavrayamadıkları için, orada büyük bir sorumluluk bilinci ve ciddiyet ile bulunurlar. Böyle yüzlerine baktığınızda okuyabilirsiniz o görev aşkını. Kendilerini bu işe o kadar adamışlardır ki sürücülerin ekstra bir regülasyona ihtiyacı olmadığının, dolayısıyla kendilerinin aslında pek de bir işe yaramadığının farkında değillerdir. Çok yorulup görev yerlerini terk ettiklerinde trafiğin düzensizliğini, evine geç kalan insanları, karşıdan karşıya geçemeyen çocukları filan hayal edip kabuslar görüp adam gibi dinlenemiyor bile olabilirler… Halbuki trafik onlarla da, onlarsız da akmaktadır.
O bağlamda, trafiğin ihtiyacı olan son şey trafik lambasının işlevini anlamaktan aciz bir delinin sorumluluk bilinci.
Bu bağlamda ise bisikletin ihtiyacı olan son şey ironiyi anlamaktan aciz bir elçinin uyarıları bence..
Halâ, ‘sizi düşünmeye teşvik etmek istediğimi anlayamamışsınız‘ filan diyorsunuz :) Beni ne derin düşüncelere gark ettiğinizden haberiniz bile yok.
Lütfen beni de uygarmitat’ı da rahat bırakın (yoksa bisikletimi kıracağım, zincir yağı ile de yere “katilim Ebru Satır’dır” yazacağım, siz uğraşırsınız ondan sonra).
March 3rd, 2010 at 10:33
Lütfen beni de uygarmitat’ı da rahat bırakın yazıyor oysa burada şapşal kelimesi elçi ile değiştirilmiş.Belli ki yazdığınız ilk mesajı yayınladıktan sonra okuyup değişiklikler yapma gereği duymuş,silmiş ve yeniden göndermişsiniz.
Karşısındaki insanı densizce şapşal diye niteleyen,empati yeteneğinden yoksun,düşünmeyi beceremeyen birisine ne söylense kar etmez bilindiği üzere.Üslubunuzun çirkinliğinden sonra tek kelime daha etmem bu konu üzerine rahat olunuz Bay Meren.
March 3rd, 2010 at 16:22
Siz de biraz sakadan espiriden anlayin yahu :)
March 3rd, 2010 at 16:41
Ebru Hanım,
Bugün sizin şerefinize iki bisikletli, üç yaya olmak üzere toplamda beş kişinin canını yaktım.
Bunu kutlamalıyız diye düşünüyorum :)
March 6th, 2010 at 17:58
Tesadüfen bulduğum bu sayfayı merakımdan okudum, hatta yorumları da. Değişik fikirler, bakış açıları görmek gerçekten güzel. Demek ki hala düşünebiliyoruz ve öyleyse varız.
Tabii bu yazının ve olayın kahramanı, sözüm size, çok eğlendim okurken, tanımlamalar, fotoğraflar çok güzel olmuş. Elinize ve düşüncelerinize sağlık. Herkesin harcı değildir bu tür bir çalışma yapmak. Siz yorumlardaki olumsuzlukları geçin, yolunuza devam lütfen. Hayatta kim engelsiz geçmişki yolları. Ayrıca yaşadığınız yerin tadını da çıkarın lütfen, herkes bu kadar doğayla içiçe yaşamıyor, insan ilişkileri nasıldır bilemem ama!
Sevgilerimle…
March 7th, 2010 at 18:57
Sukret bak duzluk bir alan bulmussun, Ispanyol yosunlu mosunlu ama yine de Lizbon’un daracik ve yokuslu sokaklarindan, nostaljisi guzel ancak kullanimi bir o kadar zor olan engebeli arnavut kaldirimlarindan daha elverisli bisiklet kullanmaya.. Bir gun Istanbul’dan gidince bisiklet kullanabilecegim alanlar oldugunu hayal ettigim bir yerde yasayacagim saniyordum ama beterin beteri varmis.. (ha bu arada deli bisiklet kullandigimdan degil, sadece hep Hollandalilara ve Buyuk Adalilara ozenmisimdir, aliskanlik edinmek istemisimdir) kismet degilmis.. Bu arada agac cok guzelmis, hakkini yememek lazim.
March 10th, 2010 at 03:45
hahah, bu yorum sezar’ın hakkı sezar’a gitsin diye yazılıyor şu an… yazıyı okurken eğlendim, sürekli bir gülümsemeyle bitirdim… sonra düygü’nün o yorumunu görünce bir kahkaha attım ki gecenin bu vakti ev ahalisinin yarısı uyandılar… sen çok yaşa e mi düygü! =)
March 10th, 2010 at 17:27
Uzun zamandır birşey okurken bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum, alemsin meren alem:)
March 17th, 2010 at 05:38
en kotusu, sarhosken, bisikletle kafani agacin dallarina carpmak..
March 21st, 2010 at 19:38
Guzel bir yazi olmus :) ben de cok eglendim okurken, tehlikeli korkun agaclari anlatirken kullandiginiz dil oldukca inandirici :)) hatta bir zamanlar -hala var midir bilemiyorum- penguende sanirim buna benzer dilde yazilan bir kose vardi, himm “benim de anlatacaklarim var” miydi adi neydi..
March 30th, 2010 at 17:16
Korku filmi gibi… Zaten oyuncu da çok korkunç… Fotoğraflar ve işkence aleti de çok fena desteklemiş olayı… Çoook korktum çoookk…!!
April 28th, 2010 at 05:37
[...] ayrılmasına sebep olan yanlış yönde bir kuantum sıçramasına vesile oldu (bisikletle ilgili serzenişlerimi abartılı bulanların artık bana hak vermesi için daha ne gerekiyor bilemiyorum). Neyse. [...]
May 13th, 2010 at 10:27
Çok uzun zaman olmuş yazılarını okumayalı. Ama sorumlusu sen(yazıların) değilsin. Kendimim. Bir süreliğine kendimi, yaşamın getirdiklerini fazla kaptırdım. Toparlanmaya başladığımda ise sadık bir dost olarak gene burdayım işte. Buranın keyfi, lezzeti ve çekilmiş güzel fotoğrafları değişmemiş. Tartışmaların tadı da aynı.:) Koca koca sevgiler.