Gainesville, Florida

25/02/2010, 10:16

İnsanlar New Orleans’ta Mardi Gras’yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida’nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur.

Nedense Florida’ya giderken her tarafın bikinili kızlar, yağız delikanlılar ile dolu olacağını sanmış idim. Kavurucu güneşin altında Ray-Ban gözlükleri ve patenleri ile yollarda salına salına ilerleyeceklerini, yanımdan geçerken fotoğraf makineme filan bakıp iç geçireceklerini, benimse o sırada sanki başka bir yere bakıyormuş gibi yapacağımı filan hayal ediyordum (küçükken de en büyük hayalim 20 yaşında olmaktı, yıllar geçti, halâ nerede işe yaramayan bir şey varsa onları hayal ediyorum). Fakat bu bikinili ve yağız kardeşlerimizin genellikle Miami taraflarında kümelendiklerini, bizim gittiğimiz Gainesville’in ise Florida’nın kuzeyinde taraflarında bir öğrenci şehri olduğunu anladığımda hayallerim suya düştü… Bunu şimdiden söylemiş olayım istedim ki sizleri “bikinili resimleri için tıklayın” taktiği ile kandırmış olmayayım. Bikinili resim yok arkadaşlar.

Öte yandan doğal müthişliklere yakınlığı ile Gainesville, çok kısa bir süre içerisinde gönlüm(üz)de taht kurmayı başaracak, bana hayal kırıklığımı unutturacaktı (Gainesville’e kuş bakışı bakınca gölleri/bataklıkları, yeşil milli park alanları hemen göze çarpıyor).

Mesela Gainesville’de geçirdiğimiz günlerden birisinde, çok sevdiğim doğa fotoğrafçılarından John Moran’ın en bilinen eserlerinden birisi olan “The Night has a Thousand Eyes” isimli fotoğrafı çektiği yerin de içinde olduğu Paynes Prairie isimli milli parka gittik. Burası bildiğiniz bataklık; fakat harika bir yer. İçine girdiğinizde çok fazla bozulmamış bir doğanın içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz (onlarca timsah, envayı çeşit kuş, uzaktan da olsa birkaç yaban atı, bir adet tavşan ve bir de yılan gördük mesela). Ben o gün pek fazla bir şey çekemedim. Fakat Arpat şuraya çıkıp:

Bataklığın genel görünümü hakkında size fikir vereceğini tahmin ettiğim aşağıdaki leziz panoramayı çekti (kendisi 26 fotoğraftan birleştirmiş bunu):

© Arpat Özgül

Yukarıdaki fotoğrafta Duygu’nun olduğu yolda yürürken sağınızda solunuzda timsahlar görüyorsunuz. Bir ara, sahip olduğum en uzun odak uzaklığı 70mm olduğu için timsaha -timsahın kendisini de dahil olmak üzere- herkesi korkutacak kadar yaklaşmak zorunda kalarak şu fotoğrafı da çektim ama (çok aferim Meren. teşekkür ederim. hepsi sizler için):

Bir diğer gün ise bataklık ziyaretini kano ile yapacağımız küçük bir dereye gittik. Orada çok çok güzel ve çok çok inanılmaz bir şey oldu ve suda bir Manati gördük. Fakat yanımda sadece 50mm lensim olduğu için fotoğrafını çekemedim. Fakat Duygu’nun Manati ile ilgili yazdığı yazıyı okursanız hem fotoğraflarını görebilir hem de Arpat’ın çektiği kısa videodan ne süper bir hayvan olduğunu hissedebilirsiniz.

İlk kez bu kadar yoğun bir bataklık deneyimi yaşamış olduğum için seviniyorum. Bu yöreleri şu arkada görünen ağaçlardan sarkan bitkileri çekmeden terk edeceğim diye çok korkuyordum, bu gezide o korku tarihe karıştı:

Bu arada bazen fotoğrafı daha çekmeden önce görüyor ya hani insan, çok seviyorum o hissi. Özellikle prime (sabit odak uzunluklu) lenslerde daha sık oluyor bu bana. Prime lensler ile nispeten daha az parametre olduğu için fotoğraf makinesinin görüşü ile insanın görüşü daha hızlı senkronize olabiliyor filan olacak ki prime lensler ile çalışmanın sunduğu rahatlıklardan bahseden bir çok fotoğrafçı görmek mümkün (ben de onlardan birisiyim).

Mesela aşağıdaki fotoğrafa daha vizörden baktığım, ışık ölçümünü yapıp deklanşöre basmaya hazırlandığım sırada onu çok seveceğimi biliyordum. O anlık duygu, fotoğrafın insana yaşattığı türlü heyecanlardan bir diğeri… Bununla beraber o anda ortama benim heyecanıma tezat bir huzur ve sükunet hakimdi:


Tags: , ,


“Gainesville, Florida” için 7 yorum yapılmış.

  1. Kaan CEYHAN

    Bana sanki “Burası bildiğiniz bataklık” diyerek bataklıklar aslında kötü de burası iyi gibi bir yaklaşıma vurgu yapmışsın gibi geldi.
    Ben bir bataklık görünce daha önce hiç görmediğim bir şehri gördüğümden daha çok seviniyorum.
    Bataklıklar güzeldir.

    (bu yazının bir kısmı bana bir bataklığın sazlıklarının arasında olamak yerine akvaryuma benzeyen bir yerde çalışmaya çalışmakta olmamı hatırlatmanın dışa vurumudur.)
     

  2. Evrim Eriş

    ürkütücü, gizemli ve etkileyici gözüküyor.   
    sanırım her yeni yazından sonra olan  işe konsantrasyonda problem tekrarladı.  bunun için teşekkürler.
    bir itiraf  ;     yazıyı okuduktan sonra ne olur ne olmaz diye 3-4 kere   “bikinili resimleri için tıklayın”  kısmını tıkladım.   umut…

  3. A. Murat Eren

    Bana sanki “Burası bildiğiniz bataklık” diyerek bataklıklar aslında kötü de burası iyi gibi bir yaklaşıma vurgu yapmışsın gibi geldi.

    Ben dağ-orman insanıyım. Bataklıklara karşı biraz antipati ile yaklaştığım doğru. Bunun birinci sebebi canının istediği her yere gidemiyor olman (bu gezide de doğrulandı, mesela kanolardan inip biraz yürüyemedik içerilere doğru ya da gezenler yürüsün diye yapılmış yolun dışına çıkamadık, vesaire). Bataklıklara karşı antipati ile yaklaşmamın ikinci sebebi de canlı çeşitliliğinin dağ-orman’a göre daha az olması (idi) (bu konuda ne kadar yanıldığımı gördüm :)).

    bir itiraf  ;     yazıyı okuduktan sonra ne olur ne olmaz diye 3-4 kere   “bikinili resimleri için tıklayın”  kısmını tıkladım.   umut…

    Evrimciğim, bu sefer olmadı, bir dahakine bir şeyler düşüneyim :p

    Selamlar.

  4. Kaan CEYHAN

    canının istediği her yere gidemiyor olman

    Bu konuda eğer alan için bir yasak bulunmuyorsa veya canlılara zarar veryemeyeceğine güveniyorsan kasık çizmesi istediğin rahatlığı sağlayacaktır.

  5. A. Murat Eren

    kasık çizmesi istediğin rahatlığı sağlayacaktır.

    Bu kadarını filmlerden filan biliyorum :p Fakat kasık çizmesinin bana istediğim rahatlığı sağlayacağını pek sanmıyorum. Canımın istediği yere oturamayacağım, sıkılınca şöyle bir uzanıp yatamayacağım. Sineği, haşaresi ayrı dert. Ben almayayım, alana da mani olmayayım tabi :)

    Bu arada aklıma geldi, şöyle bir film vardır, hem sinematografi hem oyunculuk hem New Orleans hem bataklık mukabilinden. Süperdir:

    http://www.imdb.com/title/tt0090967/

  6. Düygü

    Yoğun istek üzerine bu yazıdaki 6. fotoğrafla ilgili ettiğim bir takım lafları buradan paylaşıyorum. Merhaba ben Duygu, adım gibi duyguluyum zaman zaman:

    Ahhh ahh, bir kere, kürek çekmiyor oluşumuzun fotoğrafa kattığı huzur… Hepimiz ufka (etrafa) bakıyoruz, düşünüyoruz, kim bilir aklımızdan neler geçiyor. Sonra ufukta iki kişi belirmiş, tam aradan görebiliyoruz. Solda kurumuş bir sopa gibi ağaç, bir parça yeşillik, sağda üzerine tüller bağlanmış gibi, güneşin ışığında Rejoice ile yıkanmış pırıl pırıl saçlarıyla hava atar gibi ağaç. İlerisinde giderek puslanan ağaçların pastel renkleri. Suyun dinginliği, sol üstten kadraja girmiş bir gıdım bulut. Sağda yeşil yeşil parlayan sudan kafasını uzatmış bitkiler. Anathema – Alternative 4 – 1. parçayı dinleyin fonunda ve ağlamaktan gözleriniz patlasın.
     

  7. dilara

    “Bu arada bazen fotoğrafı daha çekmeden önce görüyor ya hani insan, çok seviyorum o hissi. Özellikle prime (sabit odak uzunluklu) lenslerde daha sık oluyor bu bana. Prime lensler ile nispeten daha az parametre olduğu için fotoğraf makinesinin görüşü ile insanın görüşü daha hızlı senkronize olabiliyor filan olacak ki prime lensler ile çalışmanın sunduğu rahatlıklardan bahseden bir çok fotoğrafçı görmek mümkün (ben de onlardan birisiyim). Mesela aşağıdaki fotoğrafa daha vizörden baktığım, ışık ölçümünü yapıp deklanşöre basmaya hazırlandığım sırada onu çok seveceğimi biliyordum. O anlık duygu, fotoğrafın insana yaşattığı türlü heyecanlardan bir diğeri… Bununla beraber o anda ortama benim heyecanıma tezat bir huzur ve sükunet hakimdi:”

    Merhaba :)

    Hemen paylaşmak istiyorum,  sayfa üzerinde aşağı doğru kayıp ve beşinci fotoğraf ekranı  tamamen kaplayıncaya ve ben ona bakıp anlık bir hisle doluncaya  kadar ,  yukarıda paylaştığın haleti ruhiyeni henüz okumamıştım ve fotoğrafa bakarken  tam da dediğin şeyi (Bu arada bazen fotoğrafı daha çekmeden önce görüyor ya hani insan, çok seviyorum o hissi)  içsel olarak dillendirmiştim.  Adam hissetmiş…   Fotoğraf altını okuduğumda  bi sevindim, bi sevindim.  Şey gibi, hani aborjinler telepatiyle haberleşirlermiş ya, oradaki şahanelik gibi… Puhahah sanki komik oldu.. Napıyım ama böyle..

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün