Ölçeğin Neresinde Olmak

27/12/2010, 11:52

Giyimime pek önem verdiğimi söyleyemem. Zaten giysi ile aramda çok nadiren duygusal bir bağ oluyor. Hasbelkader olduğunda da üstümden çıkarasım gelmiyor. Meren iyi de keşke her gün aynı şeyi giymese. Siz de çok iyisiniz çok teşekkür ediyorum. Geçenlerde bir zaman bir yerde bir atkı gördüm. Aramızda duygusal bir şeyler hasıl oldu üzerinize afiyet. Bu böyle.

***

Rhode Island’da olduğum günlerden birisinde araba kiralayıp Massachusetts eyaletindeki Cape Cod‘a doğru gitmiştik. Yolda kaybolduk. En sonunda bir yerden okyanusa çıktık. Güneş batıyordu. Kum tepeleri, okyanus, rüzgar. Eternal Sunshine of the Spottless Mind isimli filmi bilirsiniz belki. Montauk’ı da hatırlarsınız o zaman. İşte o hesap. Bunu da yaşadım işte. Bir zaman. Ve fotoğrafını çektim. Vesaire.

***

Duygu geçen hafta doktoradan mezun oldu. Aynı gün bir ara Tümay ile zaman algısı ve hafıza arasındaki ilişkiden konuşuyorduk. O nöron seviyesinde zaman algısının episodik belleğin bir yan ürünü olduğunu ima ediyordu. Ben de toplumsal hafızada iz bırakan hadiselerin geçmişi nasıl da kompartmanlara böldüğünden, o kompartmanların nasıl da toplumun zaman algısını şekillendirdiğinden bahsediyordum. Bireyler için de aynı hesaptı. Bir nöron, bir birey, bir toplum. En çok kafa karıştıran da bu her seviyede rastlanan örüntüler değil mi zaten. İnsan genellikle umursamaz, müstakil. Öyle mutlu. Fakat arada bir de olsa çaresiz bir şekilde “ölçeğin neresindeyim” diye soruyor. Başını ve sonunu bulalım, biz size döneceğiz. Duygu’nun doktoraya başlayışı dün gibi mesela. Koskoca doktora, bitişi ile geçen yıllar bir diğer kompartman artık. Gönülden tebrikler. Hala inanamıyorum. Geçer :) İnanamayışım mı? Evet, o da…

***

Her birimiz, farklı yönlerden gelip farklı yönlere doğru giden, tutarlı alternatif geçmiş ve geleceklerin yaşandığı yüzlerce ipliğin içinden geçtiği yüzükler gibiyiz. Olasılıkların fink attığı kuantum bulutunun içerisinde ilerledikçe o bir yığın ipin kısa bir süreliğine de olsa hizaya geldiği yer oluyoruz. Sanki bu şekilde bakınca her şey elimizin altındaymış gibi; bilmek de bir ihtimal sanki. Fakat kainat uzay ve zamanın çok eser miktarlarına dahi öylesine devasa, öylesine inanılmaz boyutta veriler sığdırıyor ki makul bir patika belirleyip “geleceğe dair” olana odaklanmak yerine bir atkıya gönül verip gün batışını izlemek daha bilge duruyor. Yüzük ilerliyor. Ağır ağır. İçinde bir ipliğin bağladığı tarihi yaşarken bir atkıya tutunup ötekine seyirtiyor, ardından bir gün batımında bir diğerine geçiyoruz.

***

Gell-Mann – Hartle doktrini “bir ölçüm basit olarak hangi tutarlı tarihçe içerisinde yer aldığınızı ifşa eder” diyor. İşte tam da bu yüzden, her ne kadar beynimizin işlem zamanının %90′ı yaşanmamış diyaloglar içinde millete laf yetiştirmek ve anlamsız geçmiş/gelecek kaygıları üretmek ile geçiyor olsa da, aslında her an sadece neyi yaşıyor olduğumuzla ilgilenmeliyiz. Bir sincap gibi. Yoksa zaten başı sonu bir muamma olan ölçeğin ucu iyice kaçıyor.

***

Beynimin bir bölgesi var, her yoğunlaştığımda bana son derece rasgele, son derece saçma bir imaj gösteriyor. Beynim dediğim de, bu gün var, yarın yok.

***

Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor. “Kelimeler, albayım, hangi anlama geliyor?” “Efendim?” “KELİMELER! Albayım. Hangi anlamda kullanıyoruz onları?” “Hangi kelimeler Hikmet?” Sizi neden yanımda dolaştırıyorum bilmem ki.
“Bütün kelimeler. Genel anlamda kelime.”
“Ne demek istiyorsun oğlum?”
“Kelimeler canım işte. Mesela kelebek.”
“Ne kelebeği?”
“Kelebek canım, bildiğimiz kelebek.” Ellerini açtı, kapadı.
“Ha, o kelebek mi?”
“Evet, o kelebek”
“Kelimenin aslı mı nereden geliyor?”
Bu soruya tutunalım hiç olmazsa: “Evet.”

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar, sf.100.

Tags: , , , , , , , , ,

“Ölçeğin Neresinde Olmak” için 16 yorum yapılmış.

  1. selimok

    Bazen cok acayip bi adam oldugunu düsünüyorum. Baska bir dünyanin adamasin sen! Anlamak icin bu dünyadan kalkip baska bir yerlere gitmek gerek. “Düsünmeme” firsat verdigin icin saol.

    Not: Batan Günes fotografi harika. 5 defa dönüp dönüp baktim. Simdi ise isime bakmaliyim. :)

  2. Erdem

    Tehlikeli oyunlar dan randomize alıntı yapan blogları ucuca birleştirirsek dünyayı ucuca sarabileceğimiz söyleniyor. Naçizane katkı,

    http://nowyouhavegotsomethingtodiefor.blogspot.com/2010/12/tehlikeninfarkndamsnz.html

  3. Ayse

    Meren, okumayalı uzun zaman olmuştu. Yüzükler, iplikler, sincap gibi yaşamalar, biten doktoralar, şöyle bir durup uzaktan bakmamı sağladın, teşekkürler. Atkıya gelince, rengi ve deseni bana memleketin peştemalini hatırlattı, duygusal bağ bundan mı acaba :) 

  4. Burcu Arık

    Beni de şu cümlen yakaladı: ‘İşte tam da bu yüzden, her ne kadar beynimizin işlem zamanının %90′ı yaşanmamış diyaloglar içinde millete laf yetiştirmek ve anlamsız geçmiş/gelecek kaygıları üretmek ile geçiyor olsa da, aslında her an sadece neyi yaşıyor olduğumuzla ilgilenmeliyiz. Bir sincap gibi. Yoksa zaten başı sonu bir muamma olan ölçeğin ucu iyice kaçıyor.’

    tam da yav ne saçma kaygılarla yaşıyorum ben şu hayatı dediğim bugünlerde.

    Teşekkürler.

  5. Uğur

    Oğuz Atay’ı görünce dedim ben bir şeyler olacak gibi…
     
    Genelde Meren yazılarına hazırlanır. Bir şeyler araştırır, bir şeyler kurcalar, birşeylerin altını çizer, dur der, geçme der, yakalar, iter…
    Bu sefer şunu gördüm ben. Meren sabah kalkmış, olabilecek en sisli havanın birine uyanmış, son 1 ay içinde geçen ve kendini etkileyen olayları düşünmüş, değer verdiği her kim varsa onları anımsamış, onların sevinçlerine bakmış…
     
    Sonra bu çıkmış ortaya. Duygu’nun biten doktorasından başlamış bu devr-i sarhoşluğa, sonra Rhode Island’da devam etmiş mahmurluğu. Ondan sonrasına benim aklım ermez, o kadar bilim insanı değilim; lakin bu yorumu yazarken bile bir şeyleri uzaktan izlemenin zevki var içimde. İskoçya’nın bilmem ne adasından gelmiş, adını bile telaffuz edemediğim bir yosunun isinde tütsülenmiş viskimi içerken okuduğumdan olsa gerek budur ahvalim…
     
    Aklımdan geçmedi değil yalnız, hakkın var mı bunları düşündürmeye? Yani bu kadar huzura gark etmeye…

  6. cool_fergie

    uzun zaman sonra iki yazı birden görünce insan gerçekten yeni bir şeyler duyacak olmasından dolayı heyecanlanıyor. Fakat bu yazıda sonlara doğru gelirken neredeyse gözlerim doldu, sanki birine veda konuşması gibiydi. hani “vedaları iyi yapamam” derler ya, bu da öyle söyleyen birinin ama aslında vedaları gayette etkili olan birinin vedası gibi duruyor.

    gerçekten vedalar zor, ama bunu atkı ile bağlamak, yada vedalardan yara almadan kurtulmak için sanki atkıyı tutunacak bir dal gibi görmen gayet hoş. yada ben mi öyle görmek istedim. sanırım.

    gerçekten hüzünlendirici bir yazı.

    lütfen gitme diyesim var…

  7. eski

    gitmiyormuş
    daha çok
    geliyormuş gibi.
    çok mesafesiz.

  8. Canan

    South Park’ın bir bölümünde Cartman ve arkadaşları bir strateji oyununa dalıp, öyle bir AMAÇ haline getirmişlerdi ki, hiç hiç hiçbirşeyin  önemi kalmamıştı hayatlarında.. Varsa yoksa o oyun.. Oyunda da dünyayı kasıp kavuran, bütün karakterleri öldüren bir kahraman!!. Oyunu yazanların bile ipleri ellerinden kaçırdıkları bir karmaşa..

    Herşey sanal ama bir o kadar da gerçek..

    Uzun bir süre, kalabalık bir ekiple çalışarak bütün karakterleri öldüren kahramanı (!) yoketmek üzere çaba sarfettiler.. Onlar bu kadar çaba sarfederken ve hayatlarının merkezine o amacı yerleştirmişken, oyunu geliştirenlerin de bir hesabı vardı.. Devreye girdiler ve karakterlerden birinin babasını süper güçlü yapan bir kılıç icadettiler, eline tutuşturdular..

    Bizimkiler kendilerini perişan ededursun kılıçlı amca – biraz da -oğlunun gözünde daha da kahraman olmak için çekti kılıcını yoketti kötü kalpli yenilmez kahramanı!..

    Ve oyun bitti..
    Kazanıldı da..
    Herkes birbirine baktı, “bitti herşey” oldu..
    Ne olacaktı şimdi!!!
    …..
    Herşey bir o kadar sanaldı, ama bir o kadar da gerçekti..

  9. ehm

    valla ne yalan soliim, yeni oguz atay okumus ergen yazisi gibi olmus. nesse.

  10. Mehmet bizans

    Bu soruya tutunalım hiç omazsa: “Evet.”

    Tashih

    Bu soruya tutunalım hiç olmazsa: “Evet.”

    Enfes bir yazı. Kelimeler önemlidir bazen.

  11. Müjdat

    Duygu Hanım’ı tebrik ediyorum.Bu yorumumun ilk bölümünün sonu ve kalan kısmı kadar önemli.Hemen okuyup geçmeyin.Hakkını verin.Lütfen!

    Yazıyı okudum.Ama tam anlamadım.İlk oldu bu.Gözümü açtım kapadım,bilgisayarı açtım kapadım,siteyi açtım kapadım hatta kendimi açtım kapadım.Pek olmadı.Hemen okudum,sonra okudum,şimdi okudum,içtim okudum,sabah okudum.Birtakım sonuçlara vardım.Ama gerçekte yazar ne anlatıyordı idi?Ha?Kendime göre özet yazarım,yorumcular birşeyler yazarsa onlardan bilgileri  kaparım dedim.Evet! Aklımın ürettiği en basit plan bu.

    Şimdi asıl sorun yüzükte başlıyor.Ben daha çok kendimi ip gibi görüyorum.Geçmişte olanlar daha bir şekilli.Mezuniyet,Pink Floyd’u tanımam,fotoğraf makinem,yüzmeyi  öğrenmem gibi  belli  duraklar var.Bu ipler içinde benle beraber ilerleyenler var.Mesela kedim.Çizgisini hiç bozmadı.Helal  olsun.Gitgide uzaklaşanlar var.Kimisinden hüzün kimisinden mutluluk duyduğum…Boin boink diye sürekli ayrılıp birleştiklerim var.(Bu da Ümit,Lise arkadaşım,İngilterede olduğu için 3-4 yılda bir görüşebiliyoruz.)Bazı iplerle kesişiyorum.Bazı ipler karşıdan geliyor.Bazıları ile hızla yaklaşıp hızla uzaklaşıyoruz.Bazıları ile hızla yaklaşıyoruz ve ikimizin de  yönü  aynı oluyor  falanBazı ipler beni geriyor..Gördüğünüz gibi burada yüzük falan yok.( :-) )

    Geçmişten gelen bu datalarla  geleceğe  şekil vermeye  çalışıyoruz.Çalşacağız elbet.Ne biçim konuşuyorum!Ama bu bazen hayatı moktan bir satranca çeviriyor.Hep koşmaca,hep plan,hep tak tik tak tuk falan.İşin tadı kaçıyor.Bir bakıyorsun o ipliğin hammaddesi olan pamuk ile bir yerine tıkaç yapmışlar.Bre öküz  adam madem o kadar  plan program yaptın o zaman şu içinde bulunduğun anı  daha önce planlamış ve bir yerlere  varmış olmalısın.Ama yok  öyle bişey.Plana devam.Koşmacaya devam.Ama ipin ne zaman kopacağı yada nereye uzanacağı tamamen bizim elimizde  değil.

    İşte yazar(Meren Bey) buarada şöyle diyor:’Yapmayın böyle…’ ve ekliyor:’Geçtiğiniz yerlere de dikkat etsenize! (Dangalaklar!)(Dangalak kısmı tamamen benim eklemem)
    Onu bunu bilmem,benim zarif aklıma bu mesajlar yazıldı.Fena da değil bence…
    Görüşmek dileği ile..

  12. nouvelle partisan (D.)

    Sabahtan beri kulaklarımda çınlıyan bir cümle var. Neden bilmiyorum. Hiç durmadan “Dünya, uzaylıların akıl hastanesidir”, “Dünya, uzaylıların akıl hastanesidir”, “Dünya, akıl hastanesidir uzaylıların”, “uzaylıların akıl hastanesidir Dünya” ”Akıl”, “dünya” , “uzaylı”, “akıl”, “akıl”, “akıl” …   

    Bir kaç gün önce de NTV’de keşifler ve icatlar 2010′u izlerken kendi kendime dedim ki millet hücre yapıyor, tahtadan kemik dokusu üretiyor, görünmezlik peleriniymiş, bilmem neymiş kendilerini yırtıyorlar ya sen, sen D. sen ne yapıyorsun? Sen tutmuş adamın birinin çemkirerek alamadığını söylediği 50.000 TL’nin peşine düşüp bir de bunu dünyanın en önemli işiymiş gibi yapıyorsun! Böyle bir ehemmiyet, bir ciddiyet, bir omuzları dik dik tutmalar! Peki ama şimdi hangisi daha gerçek? Parasını alamayan adam mı kanseri yenmek için yırtınan eleman mı? Ben böyle bunları düşünedururken akşam eve gelip bir de üzerine şu yazıyı okuyorum. Zaman, kompartman, kaygı, bugün, sincap! Evet evet sincap olmak istiyorum ben! 

    Bunlar laf-ü güzaf da benim Hikmet’liğe ermeme ramak kaldı!  Yazı için teşekkürler meren. Dibime sinsi bir hüzün yer etti şimdi… Gidip günlerdir yaptığım gibi four seasons dinleyeyip, dilimi damağıma yapıştırıp “ncık” sesi çıkaracağım. 

  13. Murat Avci

    ben genellikle rakı içtikten sonra bu “hayat ne garip” algısının içinde yüzerim :) sonra garip olanın hayat değil rakı olduğunu düşünür, sonra tekrar bi adım gerip çekilip kendime dışardan bakarım ve asıl garip olanın benim sürekli bişeyleri “garip” die adlandırma ihtiyacımdan geldiğini düşünürüm. şimdi bu devinim sonsuzdur yani o an düşünüp kucakladığını sanırsın hayatı; işte sen o fotoğrafı çekerken gördüklerini kucaklamaya çalışmak yada usulca o görüntünün içinde yüzme isteği hissetmek “ılık ve yumuşak sonsuzluk hissi” bundandır belkide.”EVET fotoğrafta gördüğüm tam olarak bu: “ılık ve yumuşak sonsuzluk hissi”"

  14. Aslım Hilmi

    Şimdi ben burayı okuyorum falan. Takip ediyorum ve seviyorum da. Seninle aramda böyle kablolu/kablosuz bağ da var. Düşündüm düşündüm yorum neden yazılır diye. Fb’ta karikatürlerin altına da yüzlerce kişi yazıyorya, o biçim. Halbuki okuyorsun, gülüyosun, sindiriyorsun. Altına “güzel, komik, zhaaaa” filan diye neden yazıldığını anlayamıyorum(du). Fotoğraflarına bayılıyorum. Bir dslr vasıtasıyla ben de bi’şeyler çekiyorum. Bunları yazıyorum da ben şimdi, aslında başlama sebebim farklıydı. Okuyucu da birşeyler yazıyor. Yaşıyoruz filan.

    Into the wild gibi birşey mi bu? Hiç anlamam, balık avın sırasında orada olmak istedim ama balığın tadını hiç düşünmedim ve onu merak etmedim asıl. O kanoda minik dalgalarla 5derece sağa ve 5derece sola salınmak istedim. Birde ilerlerken suya dokunmak. E bunu yapamıyoruz. Hani insanlık. Şimdi soğuk. Güneş olsun, bir yerde oturulsun, hiç konuşulmasın, iç ısıtacak bi’şeyler içilsin. Uzun otlar da olsun ve rüzgarda salınsın onlar. İleride çitler olsun ve güneş batarken, onların arasından da ışınlar sızsın.

    Tekrar sormakta fayda mı var: buraya yazılmalı mı bi’şeyler? Yazılanların sana hissettirdiği nedir?

    Tüm bu okuduklarımın, gördüklerimin varolduğunu bildirdiğin için teşekkürler. Bunları seviyorum.

  15. gül

    :)

  16. Pelin Pelin

    Yeni yazı yazma olayını iyice aksattığın bu dönemlerde, eski yazılarını tekrar tekrar okuyabilme imkanım olduğunu hatırlayıp duruluyorum.
    Kendine iyi bak. Arada da yaz.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün