Biten Doktoranın Ardından Notlar

11/04/2011, 08:39

2007 yılı ortasında başladığım doktora eğitimim birkaç gün evvel sona erdi. Doktora sürecine dair bir yazı yazıp hem günlüğün neredeyse bütün sürece tanıklık etmiş olan izleyicilerini güncellememin, hem de henüz taze iken bu yolculuğa dair edindiğim tecrübeleri not düşmenin iyi bir fikir olabileceğine kanaat getirdim.

Çok sık duyduğum “doktoradan sonra ne yapacaksın” sorusuna yanıt vererek başlayayım ki sırf burasını merak edenler daha fazla devam etmek zorunda kalmasınlar: Doktoramın ikinci yarısında hesapsal biyoloji ve mikrobiyal ekoloji konularında çalışmaya başlamıştım. Henüz hevesimi alamadığım bu konular üzerine doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmaya devam edeceğim. Yeni adresim ise Woods Hole, Massachusetts’teki Marine Biological Laboratory (MBL) isimli bir enstitü (epey rekabetçi bir enstitü olan MBL’in “çok yoğunum” sızlanmalarıma farklı bir boyut kazandırmasını bekliyorum).

Yazının devamı doktora sürecinin magazin boyutu ile ilgili olacak. Bilimsel boyutu ile ilgili tartışmalar, tezimi yayınladıktan sonra (tezimin önemli kısımlarını Türkçe’ye çevirmeyi de düşünüyorum. Göreceğiz. Yavaş yavaş).

Güncelleme: Doktora tezimi yayınladım, kendisine buradan ulaşmak mümkün: http://meren.org/dissertation/ (şimdi yazıya devam edin, teze sonra göz atarsınız (insanı bağlantı verdiğine pişman etmeyin bak)).

***

Feragatname: Düşüncelerimi paylaşmadan önce bilmenizi istediğim birkaç şey var. Birincisi, bu bir “doktora yapmak isteyenlere tavsiyeler” yazısı değil; eğer buna benzer bir şeyler belkiyorsanız vakit kaybetmenizi istemem. İkincisi, ne doktoradan önce ne de doktora esnasında eğitim sisteminin tanımladığı anlamda iyi bir öğrenci değildim (aslında hiçbir anlamda iyi bir öğrenci değildim). Birkaç istisna dışında aram ne hocalarım ne de sınıf arkadaşlarım ile iyi olmadı. Liseyi nasıl ki serserilikten neredeyse tamamen raslantı eseri bitirdiysem, üniversiteyi de Necdet Yücel gibi insanların telkinleri ile bitirdim (zira bana kalsa o sıralar bas gitar çaldığım black metal grubu ile Türkiye’yi turlamak üniversite okumaktan çok daha verimli ve mantıklı bir işti (muhtemelen gerçekten öyleydi de, ama neyse (sonra gruptan da atıldım zaten))). İşi dehayı vatandaşa dönüştürmek olan eğitim sisteminin üniversite de dahil olmak üzere her seviyesi ile kavgalı olduğum için hemen hemen tüm vaktimi “bir arkadaşa bakmak için buradayım, üstüme gelirseniz her an çıkabilirim” ruh hali ile geçirdim. Fakat iş bir şekilde doktoraya kadar geldi. Sözlerim herhangi bir noktada tavsiye ya da akıl verme gibi duyulursa bu paragrafta yazdıklarım hatırlansın ve gereğinden fazla ciddiye alınmayayım lütfen. Zira kendimi kimseye tavsiye verecek durumda görmüyor, yalnızca deneyimlerimi ve gözlemlerimin bir özetini paylaşmak istiyorum. Benim deneyimlerim kimsenin işine yarar mı, yararsa kim ne alır bilemiyorum açıkçası; zaten belki biraz da bilemediğim için yazıyorum.

***

Bundan birkaç yüzyıl kadar önce Türkiye’de, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde okuyordum. Üniversitenin son sınıfında bitirme projeleri açıklandığı ve her öğrencinin listeden bir proje seçmesi istendiği gün, Faruk Eskicioğlu, S. Serdar Yüksel ve kendim kişisi birbirlerine bakıp liste başında iç geçirirken geliyor gözümün önüne. Bölümün önümüze koyduğu vasat ve güncellikten uzak projelerin hiçbirisi pek ilgimizi çekmemişti. Canımız yapabileceğimizi bildiğimiz verimsiz bir proje ile vakit kaybetmek yerine yapıp yapamayacağımızı bilmediğimiz, fakat denemeyi istediğimiz bir şeyler üzerinde çalışmayı istiyordu. O sıralar adını sıkça duyduğumuz kriptografi bu amaca son derece uygun göründü ve bölümden bir hocayı “biz bunları değil, bunu çalışmak istiyoruz” diyerek bize danışman olmaya ikna ettik.

Takip eden bir yıllık süreçte konvansiyonel şifreleme algoritmalarından açık anahtarlı kriptografi metotlarına, eliptik eğri kriptografisinden güvenlik sertifikası temelli anahtar değiş-tokuş senaryolarına kadar daha önce hiçbir fikrimizin olmadığı birçok şeyi öğrenmenin yanında uygulamalı matematik, ağ güvenliği, İnternet’in ve özel olarak TCP/IP protokolünün detayları gibi konularda da bir üniversitenin kazandırmasını beklemenin haksızlık olacağı güncel bir vizyon sahibi olmıştuk. Hepsinin üstüne ben, o sıralar epey vasat olan İngilizce bilgimi de kriptografi ile ilgili kitap ve makaleleri anlamak için çabalarken ilerletmiştim misal.

Üniversitedeki bitirme projesi kadar küçük bir yolağzında yaşanan kırılmanın beklenmedik derecede faydalı sonuçları otorite ile aramdaki ince bağların tamamen kopması için temel hazırlayan şu düşüncenin içimde yer etmesine vesile oldu:

  • Canının istemediği hiçbir şeyi yapma (çünkü canın istemiyorsa muhtemelen bir bildiği vardır).

Doktoram süresince başkalarının istediği şeyleri yapmak yerine canımın istediği şeyleri yapma eğilimim kronik bir hale geldi. Öyle ki doktoraya başladıktan 2.5 yıl sonra lab değiştirip, doktorayı bitirememek riskine rağmen, hakkında hiçbir şey bilmediğim -fakat keyifli gibi görünen- bir başka alana, mikrobial ekolojiye geçmeye karar verdim.

***

Bu günleri yıllar öncesinden görmüştüm diyebilmeyi çok isterdim. Fakat açıkçası uzun bir süre doktora yapmak gibi bir planım dahi yoktu. Bununla beraber yeni bir şeyler öğrenme sürecinin doğasını seven bir insan olarak kendimi ‘doktora yapmanın benim için aslında keyifli bir şey olabileceğine’ ikna etmem pek zor olmadı. Öte yandan, hem lise hem de üniversitedeki notlarım çok düşük olduğu için herhangi bir üniversitenin beni doktora programına kabul edip bana burs vereceğini pek düşünmüyordum. Hem prestijli bir üniversiteden de mezun olmamıştım, bu da bana göre kabul edilmeyişimde önemli bir rol oynayacaktı. Fakat prestijli bir üniversitede okumamış olmanın eksikliğini ilk ve son kez, kendi üniversitemin görevlilerinden İngilizce transkript istediğimde yüzüme nasıl baktıklarını fark ettiğimde hissettim (İngilizce transkript filan vermediler, Türkçe transkripti kendim çevirip yeminli tercüman ve notere götürmem, sonra da Amerika’daki üniversiteye bütün bunların sebebini anlatmam gerekti). Uzun uğraşlar sonunda belgeleri bir araya getirip doktora programına başvurduğumda ise beklemediğim bir şekilde kabul edildim. Normalde denemekten çekinen bir insanım, fakat şuna gönülden inanıyorum:

  • Nihayet bir şey yapmaya niyet ettiğinde tüm evren birlik oluyor, sonrası ise bir sabır ve cesaret hadisesi.

***

Doktoraya kabul ilk adım idi. İkinci adım ise doktora yapacağım bilgisayar bilimleri departmanının bölüm başkanı ile mülakat yapmak, hangi konuda çalışacağımı filan tartışmaktı. Kendisi mülakat esnasında bana ancak bölümde sistem yöneticisi olmam durumunda burslu doktora yapabileceğimi, aksi taktirde uluslararası bir öğrenci olduğum ve lisans diploma notum düşük olduğu için herhangi bir laboratuvar tarafından finanse edilmemin ve bir bilimsel araştırmanın parçası olmamın çok güç olacağını söyledi. Her ne kadar çok can sıkıcı olsa da bu teklifi kabul edip ilerleyen safhalarda laboratuvar arayışına girmek en mantıklısı idi, fakat sistem yöneticiliği ilgimi çekmiyordu. Yeni kabul edildiğim doktora programından başvurumu geri çektim, üstüne de bölüm başkanına zehir zemberek bir e-posta attım (bununla beraber kader ağlarını örecek, sadece bir dönem sonra başvurumu çektiğim bölümde burslu bir doktora öğrencisi olarak yeniden başlayacak, ben attığım e-posta yüzünden pişman olurken, muhtemelen o da beni küçümsediği için pişman olacaktı (aslında burada hiçbir koşulda insanlarla köprüleri yakmamak gerektiğine dair bir ders vardı, kendi payıma düşeni aldım ve bir daha aynı hatayı yapmamaya çalıştım)).

Bölüm başkanı ile aramızda geçen tatsızlıktan birkaç ay sonra bilgisayar bilimleri bölümünden bir profesör benimle doğrudan bağlantıya geçerek benimle çalışmak istediğini söyledi. Kendisini ziyaret edip araştırmasını dinledim. Anlattıkları hakkında hiçbir fikrimin olmadığını anladığımda ise teklifini kabul ettim (nitekim bana göre doktora insanların bildikleri bir şeyler yaptıkları bir süreçten ziyade, pek iyi bilinmeyen şeylerle haşır neşir oldukları bir süreç olmalıydı). Söz konusu araştırma, biyomoleküler etkileşimleri nanopore ismi verilen bir teknik vasıtası ile takip etmek üzerine kurulu idi. Bu alanda faaliyet gösteren bilim insanlarının araştırmalarını dayandırdıkları yöntemleri derinlemesine öğrendikçe, alanın neye ihiyacı olduğu ve hangi yöne genişlemesi gerektiğine dair fikirlerim de netleşmeye başladı. Fakat benim fikirlerim netleştikçe, benim yapmak istediğim şeyler ile iki doktora sahibi hocamın istediği şeyler arasındaki fark daha da belirgin hale geliyordu (kendisi benden biyomoleküler sinyallerin kümelemesi için destek vektör makinesi temelli bir algoritma geliştirmemi istiyordu, bense matematik temeli olmayan sezgisel yaklaşımlar ile vakit kaybetmek yerine araştırmanın biyokimya kısmına ağırlık vermek istiyordum, vesaire). En sonunda iş ya onun istediğini yapmak ya da ilişkimize son vermek noktasına geldi. Aslında benden yapmamı istediği şey o kadar da kötü değildi, ayrıca istediğini yapmam durumunda beni 2010 yılı ortasında mezun edeceği sinyalini de vermişti. Fakat umurumda olmayan bir hedefe ulaşmak için içime sinmeyecek bir işe kalkışmaya niyetim yoktu.

Yollarımızı ayırdık.

  • Çoğu durumda asıl önemli olan gidilen yer değil, gitmekte olma eylemi.

Gidiyor olma deneyimini yaşamak için kendime seçtiğim hedefleri gereğinden fazla ciddiye alıp hedeflere gereksiz yere bağlanmak sık yaptığım bir hata idi. Artık kendime asıl önemli olanın ne olduğunu daha sık hatırlatıyorum.

***

Bu ayrılık olayından çok kısa bir süre önce aynı enstitüde çalıştığım bir bilim insanının hesapsal bir problemini çözerken, mikrobiyolojinin muazzam dünyası ile tanışma şerefine nail olmuştum. Zaten Duygu yüzünden biyoloji, Arpat yüzünden ekoloji son derece ilgimi çekiyor, yaşamı anlamak için çalışmak, ya da en azından çalışanlara yakın bir yerlerde olmak fikri git gide daha çok hoşuma gidiyordu (zaten bilgisayar bilimleri yerine biyolojik bilimlere doluşmuş onca kadın yanılıyor olamazdı). Doktoranın ortasında, hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmayan bir alana geçerek mikrobiyal ekoloji çalışmaya karar verdim. Hiçbir mantığı olmayan bu kararı neden verdiğime dair tatmin edici bir açıklamam yok (o zaman da yoktu). Fakat bu dışarıdan çok da mantıklı görünmeyen kararın öğrencilik hayatım boyunca aldığım en isabetli kararlardan birisi olduğunu sadece birkaç ay içerisinde anladım.

  • Bir yol ayrımında tüm bilinmeyenlere rağmen mantıklı olanı seçmek için kafa yormak yerine içinden ne geldiğine yoğunlaşıp gerisini nihan ve tesadüfe bırakmak çok daha bilgece olabilir.

Başta biraz bocalasam da makul bir süre içerisinde mikrobiyal ekoloji ile ilgili kafamda bir şeyler canlanmaya başlamıştı (nitekim insan her şeye adapte oluyordu). Geçen bir buçuk yıl içerisinde önce mikrobiyal ekoloji alanında çalışanların kendi sekans verilerini analiz edebilmelerine olanak sağlayan bir istatistiksel analiz ve görselleştirme çatısı geliştirdim (hatta bu çatı ile 2010 yılındaki referandum verilerini analiz ettim, %100 çalışıyor (hehe)), daha sonra ise geliştirdiğim hesapsal yöntem ile mikrobiyal ekolojinin bakteriyel topluluklar içerisindeki canlı çeşitliliğinin anlaşılması problemine eldeki yöntemlerden daha yüksek çözünürlüklü bir bakış açısı sunmayı denedim. Doktora tezimi de bunun üzerine yazdım.

Yeri gelmişken açık yüreklilikle söyleyeyim, dünyanın çözüm bekleyen gerçek problemleri ile kıyaslayınca beş paralık değeri olmayan bir iş başardım. Fakat epey keyifli idi.

***

Doktora sürecince yüzleştiğim ve kıymetini idrak ettiğim bir diğer şey de “ertelemek” (procrastination) oldu. Yıllar boyunca bize çok yanlış olduğu öğretilen bu mefhumun aslında ne kadar verimli bir süreç olduğunu, yapmam gereken ve fakat ertelediğim şey ne kadar önemli ise, ertelemek adına kalkıştığım işlerin o denli verimli olduğunu gözlemledim. Zira doktora süresince yaptığım en önemli işler hep bir şeyleri ertelerken ortaya çıktı.

  • İnsan ‘yapılması gereken’ ile ‘yapmak istenen’ arasındaki kavgayı tarafsız bir şekilde izlemeyi, kaybedenin ardından üzülmek yerine sonuca biat etmeyi öğrenmeli. Nitekim yanlış olan ertelemek değil, erteliyor olduğun için huzursuz olmak.

Bir şeyleri erteliyor olmakla barışık olmak, erteleme sürecini verimli hale getirmek için çok önemli. Aksi taktirde insan bir şeyleri erteleyerek kazandığı vakti erteliyor oluşuna üzülerek geçirerek son derece komik bir duruma düşüyor bence. Açıkçası ben bir şeyleri erteleyerek, ‘yapılması gereken’ işin ‘yapmak istediğim’ iş olması için ona bir fırsat verdiğimi, bu şekilde aslında ona ve kendime büyük bir saygı gösterdiğimi düşünüyorum (heheh).

Mevzu doktora tezi olunca prensiplerimi bir kenara bırakacak değildim. Bu yüzden kendisini teslim etmem gereken tarihe neredeyse iki hafta kala yazmaya başladım. Fakat başladığımda canım gerçekten yazmak istiyordu ve tez yazmak benim için genel olarak epey keyifli bir süreç oldu. Yoğun bi’ çalışma ile üstesinden geldiğim bu 16 günlük sürecin her gününü fotoğraflayıp, o günlerin akşamında da tezimin ekran görüntüsünü alıp saklamaktan da geri kalmadım (ne de olsa her şey bir oyundu):

Bu arada bittiğinde tezin kelime frekansı bulutu aşağıdaki gibi görünüyordu:

İşte bu da böyle bir anımdır.

***

Bir mesaj verme kaygım olmadığı için çat diye bitirmekte sakınca görmüyorum. Fakat son olarak değinmek istediğim bir iki nokta var.

Öncelikle, yeterince teşekkür etmem mümkün olmadığı için bahsetmeye cesaret edemediğim insanları her fırsatta anmayışım, bütün kararlarımı yalnız başıma aldığım izlenimi uyandırmasın. Örneğin, bilgisayar bilimleri bölüm başkanına “böyle bir doktora ile ilgilenmiyorum” demeye karar verdiğim sırada hayatımda “içinden ne geliyorsa onu yap panpa, elbet bir yolu bulunur” diyen bir Duygu yerine “sen canının isteğini bekleyeceksin diye daha ne kadar sürüneceğiz” diyen birisi olsa idi her şey elbette bambaşka olurdu. Hayatım boyunca başıma gelen her şeyi, hayatıma bir şekilde girmiş insanlara borçlu olduğumun pekâlâ farkındayım. Hepsini öpüyorum.

Bu yazı içerisinde söylediğim kimi şeylerin farklı bağlamlarda ne kadar saçma duyulabileceğinin de farkındayım. Misal, “nihayet bir şey yapmaya niyet ettiğinde tüm evren birlik oluyor, sonrası ise bir sabır ve cesaret hadisesi” derken bu mesajın alt metinlerinden bazıları (özellikle “yeterince istersen olur” diyeni), bir anlamda çevresel koşullar yüzünden eli kolu bağlı insanları, kısmen de olsa içinde bulundukları durumun sorumlulusu ilan ediyor. Gezegenin geri kalanını bir kenara bırakın, Türkiye’de dahi fırsat eşitliğinden söz etmek mümkün değil, kimse Diyarbakır’ın Lice’sinde doğup büyüyen birisi ile İstanbul’un Nişantaşı’nda ya da İzmir’in Karşıyaka’sında ya da Ankara’nın Bahçelievler’inde doğup büyüyen birisinin eşit fırsatlara sahip olduğunu iddia edemez. Dolayısıyla biraz daha derin düşündüğüm zaman bana böyle kaba laflar etme cesareti veren şımarıklığımdan ötürü utanıyorum.

Özgür irade ile determinizm arasındaki sürtüşmeye taraf olmadan böyle laflar etmek çok zor, fakat bence her birimizin bu gün olduğu yerde olmasında raslantının payı o kadar büyük ki, bireysel başarı ve başarısızlıklar, sonuca etkileri bağlamında neredeyse üzerine düşünmeye dahi değmeyecek kadar küçük ayrıntılar. Doktora yapacak olursanız belki o noktaya gelişinizdeki tüm raslantıların yüzü suyu hürmetine raslantıya biraz daha çok fırsat vermeyi denemek istersiniz.

Tags: , , , , , , ,

“Biten Doktoranın Ardından Notlar” için 40 yorum yapılmış.

  1. Orkut Murat Yılmaz

    Abi hayırlı olsun. Nice kaotik başarılara:)

  2. sutlukahve

    Meren, işin teknik kısmından anlamasam da o çıkarsamaların tamamına katılıyorum ve aslında bir süredir kendime uyguluyorum. İstemediğini yapmamak, yapmaya karar verdiğinde her şeyin yolunda gitmesi, ertelemenin de verimli bir sürece dönüşebilmesi aynı başladığımız ama benim henüz sonuçlandıramadığım doktora sürecimin temel taşları. Tuttuğum yolun doğruluğundan kendi adıma zaten kuşkum yoktu ya, sen bir de sağlaması oldun bu gidişatın. Doktoran hayırlı olsun! Yalnız nihan kim? :) Ben de faydalanmak istiyorum kendisinden! Adı şurda geçiyor:

    Bir yol ayrımında tüm bilinmeyenlere rağmen mantıklı olanı seçmek için kafa yormak yerine içinden ne geldiğine yoğunlaşıp gerisini nihan ve tesadüfe bırakmak çok daha bilgece olabilir.

  3. Sinan Ceylan

    Tebrik ediyorum abi. Daha nice ‘böyle anı’lara.

  4. fffatih

    Tam da şu an erteliyordum evet!  Ve ne ilginçtir ertelememin nedenlerinden biri de bir yol ayrımında olmam ve hala net bir şekilde bir seçim yapabilmemi sağlıyacak yeterli bilgiye sahip olmadığımı düşünmem. Yani iki ülke ve iki şirket arasında kararsız kalmam. Dışarı çıkmak, pasaportumu, vize işlemlerinin başlatılabilmesi için, başvurduğum ve kabul edildiğim yurtdışı şirketine göndermek üzere giyndim. Hatta ceketimi bile giymişken tekrar bilgisayarın başına oturup “meren acaba tezini bitirip yazı yazmış mıdır?” diyerek sayfayı açtım.(şimdi ceketimi çıkarıyorum yazı yazmak için:)

    Birkaç gün önce hayatımın kritik anlarında aklıma gelmesi üzere şu üç cümleyi bilg. masaüstüne yazmıştım;

    “Erteleme!”
    “Teşebbüs et ki tesadüf etsin”
    “Yaşadığımız her şeyi kendimiz seçiyoruz”

    Aslında ağırlıklı olarak evrenin yardımı, teşebbüs tesadüf olayı, kuantum gibi pozitif düşünce yöntemlerine, Murphy Kanunları gibi olaylara yaklaşımım istatistiksel yani matematiksel düzlemden öteye pek geçmiyor (daha uzun bir yazı konusu olabilir bu)

    Ama ne yalan söyliyeyim ki işe yarıyorlar, çalışıyorlar. Önemli olan da çoğunlukla bu oluyor.

    Şimdi mesela dışarı çıkmak için üzerimi giymişken (bir adım atmışım, ama hala tereddütlüyüm) senin bu yazını görmek (evren de tereddütümü zayıflatmak için yardım ediyor) kararımı vermemde bana yardımcı mı oluyor yoksa hala vakit kaybettiğim için postayı bir gün daha geciktirmeme mi sebep olacak. İşte üçüncü madde ne olursa olsun her zaman devrede “yaşadığımız her şeyi kendimiz seçiyoruz”
    Torbaya kendi irademizle 50 siyah 1 beyaz top atıp siyah çektiğimizde her şeyin sadece şans olduğunu söylemek eksik kalıyor gibi.
    VS vs…  Toparlamak ve uzun uzun yazmak isterim bu konuda ama şu an zaman belki de aleyhime işliyor :)

    Madem sen bu yazıyı bu minvalde yazdın, alıyorum mesajı ve ben de gönderiyorum pasaportumu. (Olacaklardan ikimiz de sorumluyuz artık! (oh be!))

    (Bir de “başarı korkusu” diye bir şey var ki!   Hiç rastladın mı bilmiyorum ama şu bizim üniversitelerin dahileri vatandaş yapma işine tuz biber eken önemli bir dünya problemi bence)  (Şu an bir şeyi erteliyor olmamla yazacak bir sürü şeyin aklıma gelmesi arasındaki doğru orantıyı iyi bildiğinden eminim…. ama kesiyorum)

  5. faruk

    meğer ne inişli çıkışlı bi süreçmiş doktora olayın:)
    hadi geçmiş olsun :)
    bu arada nihan kelimesinin cins isim olarak kullanıldığını düşünüyorum.

  6. A.KLKN

    Tesadüfen twitterda eklemiş bulundum ve tweeti görünce durup dururken linke tıkladım :) Şimdi tanımadığım birinin doktorası hakkında bir uzunnn yazı okumuş bulunuyorum…Kutlarımm.Biliyorum beni hiç enterese etmez ama bende aynı Dr.Meren :) gibi ömrüm boyunca ortalama bir öğrenci olduğumdan, kendiminkilere sevinemeyince (haliyle:) birilerinin başarısıyla mutlu olanlardanım :)))))) Tekrar kutlarım…

    (bu arada sonu olmayan bir yol olduğu için üniv.de kalmak gibi bişeyi kendim aklımın ucundan dahi geçirmedim bu sebeple ayrıca bu cesaret için de kutluyorum )

  7. Egemen Aydin

    Tebrik ederim. Umarim Post-Doc deneyimlerinden de en az bu kadar keyif alirsin :)

    En cok ertelemek ile ilgili yazdiklarin hosuma gitti. Ben de benzer seyler yasadim onemli isleri erteledigimde. Yalniz erteleye erteleye doktorada 6. seneme geldim :) Bu saatten sonra ertelemeyi ertelemeye basladim. Umarim aralikta ben de benzer bir yazi yazacagim.

  8. memet

    hocam kusura bakma, biraz bu sevinç içinde saçma ve can sıkıcı gelebilir ama bu tür tercihleri yaparken finansmanı nasıl sağladın? burs? bütün bir “evren” özgüvenim o noktaya gelince tıkanıp kalıyor çünkü.

  9. heveslibardak

    Merhaba merenbey, ben de gönlümün istediğini yapayım dedim ama gerek hocalar tarafından gerek sonrasında aile içinde sürekli itilip kakıldım. Başarısız görüldüm. Değil doktora düşünmek, master’ın lafını bile edemedim. Halimi yazsam bloglar ağlar. Yazayım mı?

  10. arpat

    tekrardan, ama bu sefer dogru duzgun bi doktora daha yapasim geldi.. hemen talcid aldim.. gecti.. :)

  11. ?

    tebrikler

  12. nkjsat

    su tez yazarken cektigin fotograflari buyuk buyuk yayinlarsan hatta baskalari da varsa pek nefis olacak.

  13. Emre

    :) Son zamanlarda okudugum en guzel halka yazisiydi, vygotsky iplerim teker teker cozuldu… Konuya girilirken yazara icin icin verdigim soz geregi ‘dersler cikartmiyor, buyuk manalar aramiyor’ yaziyi ve yazani oldugu, olmasi gerektigi gibi kabul ediyorum :) Tebrik ederim.

  14. uğur

    bu bi’ tebrik yazısı değil. eğer bunun için okuyacaksan hiç başlama Meren. ha diceksin ki bu kadar insan tebrik etti sen neden etmiyosun. haklısın belki; ama yine de etmiyorum. evet çok reröröyüm, kıskandım belki de, belki de canım çekti, özledim belki de o günleri. öyle işte..
     
    neyse olay bu da değil elbet. bi’ süreci (-ki sen daha uzun sürecek demiştin) bu şekilde yaşadığını, yaşadığını da anlattığını görmek güzel tabi. gidip geleceğini bildiğimden olsa gerek içim rahattı şahsen. öyle de oldu zaten. kendime pay filan çıkarmak için okumadım bu yazıyı da, rerörölük yaptım kısaca. iyi oldu akşam vakti..
     
    unutmadan tebrik ederim tez için.. dedim ya reröröyüm. ayrıca o kütüphanedeki ahşap odayı kıskandım. zeminde ayakların geldiği yerde oluşan izlerin sebebi ders çalışırken sallanan ayaklar olsa gerek dedim. öyledir sanırım. öyledir evet.. öyle olsun ya da..

  15. Fırat

    Gecmis olsun doktor, tebrikler… Canının istedigini yapıp sonucun boyle guzel olması tum evrenin parmagı teorisini de biraz destekliyor ama benim sen doktoraya baslarken hatırladıgım hucreleri bilgisayarla nasıl takip ederiz diye Duygu’nun projesine sulandıgındı :) Evrenin parmagı kadar senin kosturmacanda isin icinde bence. Massachusetts’ten cekecegin yeni fotoları bekleriz…

  16. Erdinç

    Sabırla ve keyifle okudum… Doktora yapmak isteyen herkesin okumasını öneririm… Başlamış olanlar için çok yararlı olmayabilir:)) Tebrikler…

  17. A. Murat Eren

    Herkese teşekkür ediyorum, çok naziksiniz :) Doktoradan sonra sosyal medyadaki dostlardan aldığım hayırlı olsun dilekleri ve tebriklerin toplamı doktoramın kıymetini geçti ama, onu söyleyeyim. İlk yorumdaki Orkut’tan esinlenerk ben de herkese kaotik başarılar ve bol şans diliyorum.

    fffatih:

    Şu an bir şeyi erteliyor olmamla yazacak bir sürü şeyin aklıma gelmesi arasındaki doğru orantıyı iyi bildiğinden eminim

    Burayı okuyunca sesli güldüm resmen. Bu kadar karmaşık duyguların bu kadar ortak yaşanıyor olması, üstüne de bunu fark edebilmek çok enteresan bence :)

    heveslibardak:

    ben de gönlümün istediğini yapayım dedim ama gerek hocalar tarafından gerek sonrasında aile içinde sürekli itilip kakıldım. Başarısız görüldüm.

    Otorite insanın en büyük düşmanı :( Bu otorite aile olur, hocalar olur. Hepsinin üstünü çizmek gerekiyor, ama insan bunu yapacak cesareti bulduğunda ya yaşlanmış oluyor ya da iş işten geçmiş oluyor. Bu da istediğini yapmasının önüne habire engeller çıkarılan gençliğimizin kanayan yarası.

    Emre:

    vygotsky iplerim teker teker cozuldu

    Çok teşekkürler :) Yorum boşlukları Vygotsky’ye de ev sahipliği yaptı, artık bu günlüğün sırtı yere gelmez.

    uğur:

    bu bi’ tebrik yazısı değil. eğer bunun için okuyacaksan hiç başlama

    Çok rerörösünüz Uğur beyciğim (bütün gün rerörö dedim lab’da, ben de az rerörö değilim). Kütüphanedeki ahşap oda hayatımı kurtardı gerçekten. Tezin çok ciddi bir kısmını, özellikle sayfa sayısından ziyade içerik açısından önemli kısmlarını, o ahşap odada yazdım. Kütüphanelerde öyle huzur odaları varmış meğer. Hiç bilmezdim.

    memet:

    bu tür tercihleri yaparken finansmanı nasıl sağladın? burs? bütün bir “evren” özgüvenim o noktaya gelince tıkanıp kalıyor çünkü.

    Finansman her zaman bir problem, çok haklısın memet. Hayatta ticari başarısı ya da ailesinden maddi dayanağı olmayan insanlar hayatı uzun süre minimum standartlarla yaşamayı göze almadıkları sürece karşılarına istedikleri bir şey çıkana kadar bekleme şansına sahip olamıyorlar. Doktora özelinde şanslı idim, çünkü çok düşük yaşam standartlarına ses çıkarmayan idealist bir eşim vardı. O olmasaydı da aç kalırdım muhtemelen. Fakat kendileri dışındaki insanların sorumluluğunu almış, misal çoluk çocuk sahibi ya da anne babasına destek olan kişiler için “gerekirse aç kalırım” demenin makul bir alternatif olmadığını da biliyorum. Yazının sonunda da dediğim gibi, burada söylediğim şeylerin geçerliliği ve anlamlılığı epey spesifik bağlamlar ile sınırlı :(

    Herkese tekrar teşekkürler.

    Sevgi, selam.

     

  18. heveslibardak

    Lafı uzatıp baymak gibi olmasın ama, bahsettiğim şeyi yaptım fakat neticesi çok iyi olmadı. Çapını çok da iyi belirleyemediğim bir işin içinde savrularak az netice (bence hiç  netice, ama bolca hayat dersi) çıkarabildim. Konu seçmede, rehber seçmede başta bir sıkıntı yok gibi, hatta her şey yolunda gibi görünüyordu ama her zaman işlerin ters gitme ihtimali olabiliyor – ne de wise laf değil mi?
     
    “İşler böyle ters gittiğinde ne edeceğidin ey merenbey!” – neyse ki gitmemiş, gecikmiş tebriklerimi kabul edin. Hani insanın bir, “ben de hayal etmiştim ama, otorite/aile/çevre/imkanlar elvermedi” gibi bahanesi de olmuyor, kendi etmiş kendi bulmuş gibi. Belki ben de bir gün metin olabilirsem o metaneti ve hayalleri yıkılan gencin “şimdi ne olacak” rehberini yazarım.

  19. ümitorhan

    “İçinden gelmeyen bir şeyi yapma…”

    Dereceyle girip, 5 dönemdir hala kaçıncı sınıfta olduğumu bile bilmediğim okulum hakkında hissettiklerimi ne kadar da iyi anlatıyor bu söz. -İçimden gelmiyor. Öyle işte. Okuldan aldığım bursları biriktirip, bir güzel seyahat ediyorum o paralarla…

    Ama artık içimden bir şey gelmesinin vakti geldi! Çok canımı sıkıyor bu konu.

    Hayatımla ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Haha. Söyledim işte. Bitti. Bu kadarmış.

  20. Neslihan Tuba Bilgin

    Sevgili Meren,
    Sanırım seni takip etmeye başlayalı 2 – 3 sene oldu. Demek ki doktora sürecinin büyük bir kısmına da bu vesileyle eşlik etmişim. Şimdi doktorasını bitiren kişiye ne denir, nasıl bir temenni de bulunur bilemiyorum ama herhalde tebrik ediliyordur, heyecan veren araştırmalardan daha heyecan verici araştırmalara koş felan deniliyordur. Ama ben asıl, sen akıl vermekten, fikir buyurmaktan kaçınsan da, bana ilhamlar vererek, artık düşünmekten yorulduğum bazı konuları açıklığa kavuşturan bu yazını tebrik etmek isterim.
    Tebrikler, teşekkürler ve sevgiler…
     

  21. Müjdat

    Dr.Bey,
    Tebrik ederim,kutlarım tamam da..Şimdi daha çok iş yaptıracaklar.Ama az biraz daha para verecekler.Keşke işimiz de maaşımızda az biraz artsaydı bari…
     

  22. Cahit Dursun

    merhabalar. bu yazıyı henüz okumadım ama en son yazdığınız yazı bu olduğu için buraya yazmak istedim. sitenizi çok değil, pazartesi günü falan keşfettim. böyle nasıl derler kendimi fazlasıyla rahatlamış ve daha özgür hissettim. bir sürü kural, şu kompozisyon bu netlik falan derken güzel birşeyden uzaklaştığımı düşünüyordum. bu neye benziyor biliyor musunuz? hani bowling oynamayı seversiniz. sizin için büyük bir coşkudur bu ama işin içine girdikçe duruşunuz, atış anına kadar almanız gereken bir sürü pozisyon, tamamlamanız gereken bir sürü evre olduğunu görürsünüz. zaman geçtikçe bu kurallara o kadar takık hale gelmişsinizdir ki o oyundan aldığınız keyfi tamamen unutmuş, sadece o topu atarken alacağınız pozisyonlara kitlenmişsinizdir. artık belki çok daha fazla sayı yapabiliyorsunuzdur, ama başlarda yaptığınız küçücük sayıların 10 mislini yapmanıza rağmen o misliler oranında aldığınız keyif azalmıştır.

    dolayısıyla benim için şu site; bilmem ne kadar inanırsınız ama bir nefes alma, kendimi paralarcasına her harfi sömürme sitesi haline geldi. aldığım keyif o kadar coşkulu bir hale geldi ki, bir tek yazı dahi kaçırırım korkusuyla arşivinizi 2006′dan itibaren okumaya başlama kararı aldım.

    görüyorum ki çok kaliteli bir okuyucu kitleniz var ve size sürekli güzel bir iş yaptığınızı nasıl olsa hatırlatıyorlardır. ama insan hayatı işte; unutabilirsiniz bazen bu gerçeği. bazı zamanlar “ya ben kime ne anlatıyorum?”, “ne saçmalıyorum?” bile diyebilirsiniz. yaptıklarınızın nelere neden olabileceğini kestiremez, hangi dipsiz kuyulara gidiyor diye meraklanabilirsiniz. ama bilin istedim işte… sizin şu yaptığınız birilerinde gözle görülebilir bir fark yaratacaktır ve ondan alacağınız teşekkür de size bir mükafat olucaktır umarım. bana ise bir zamanlar büyük bir zevkle uğraştığım ama sonradan geliştikçe geri plana attığım bir uğraşımı neden oralara gönderdiğimi farkettirdiniz. bunun nedeni kurallara kapılıp unutulmaya mahkum ettiğim tutkumdu. sayenizde geri gelen de tam olarak budur. teşekkür ederim.

  23. Uğur Samsa

    Tebrikler Meren, yorucu bir süreç olmuş..

  24. emel

    Tesadüfen bu yazıyı okuma şansım oldu normalde böyle uzun yazıları pek okuyamam sıkılırım ama bunu zevkle okudum diyebilirim bende 3 yıl arazide sürünen ama sonra konusunu değiştiren ve doktota tezinin sonuna gelmiş ama tez yazmaktansa nette takılmayı tercih eden biri olarak seni tebrik ederim.  İçinde bulunduğum moralmen çökük yorgun ve depresif durumdan olsa gerek doktorasını veren insanlara bakış açım ve saygım arttı. İşleri ertelemek konusunda kimse elime su dökemez ” Yarın yapabileceğin işi bugün yapma, Bugünün işini yarına bırakma, erteleyebileceğin kadar ertele” akımının bir numaralı öncüsüyüm :)) az önce makale okuyup tez yazma olayını biraz daha erteleyip diğer yazılarınıda okuma karırı aldım. Doktora sonrası yeni hayatında başarı ve dahası mutluluklar dilerim.

  25. Salim

    Hayırlı olsun Meren Bey. Buradan çıkardığım özet şu: Canının istemediği hiçbir şeyi yapma (çünkü canın istemiyorsa muhtemelen bir bildiği vardır). Garfield Yasalarına eklenebilecek bir madde :)

  26. bora

    Bu yazıda yazılanları evde kendi üzerinizde denemeye kalkmayın. Zira yazının başında şöylelemesine bir değinilen deha düzeyinde zekanız yoksa işler sizin için böylesine yolunda gitmeyebilir ve mutlu sonla sonuçlanmayabilir. Tebrik ediyorum Merencim, Doktorların arasına hoşgeldin :)

  27. Levent Demir

    Ben derim ki zevk aldığın işi yapmak büyük lükstür. Ama lüks olması zor olmasını gerektirmez. Tebrik ederim.

  28. Müge Akpınar

    Tebrikler Murat, darısı başımıza.:)
     
    Ya ben şeyi merak ettim, tezinin o kelime frekansı bulutunu nasıl yaptın?

  29. ece

    o değil de bu içiçe parantezleri açmak ve hepsini mutlaka kapatmaktaki ciddiyetin bilgisayar mühendisliğinden kalma bir alışkanlık bence.
     
    bu arada tebrikler.

  30. ece

    en çok da sandalye sevinmiş olmalı. iki haftada nasıl doktora tezi yazdın, aklım şaştı. tebrikler!

  31. Aysun

    Tam da yeterlilik öncesi (üstelik de 2. kez) neden çalışmayı ertelediğim konusunu düşünerek kendimi harab ettiğim günlerden birinde bu yazıyı okuyunca “ohh beee” dedim. İçim ferahladı… Demek ki canımım istememesinin bir nedeni varmış :) Teşekkürler Murat, nefes aldıran, hayata başka bir gözle bakmayı sağlayan yazıların için. Tekrar Tebrikler.

    p.s:yazılanları başkaları üzerinde denenmemesi konusunda bora’ya katılıyorum. 16 günde tez yazmak her yiğit kişinin harcı değildir..

  32. Sinan

    Stay hungry stay foolish güdümünden son anda saparak “Doktora yapacak olursanız belki o noktaya gelişinizdeki tüm raslantıların yüzü suyu hürmetine raslantıya biraz daha çok fırsat vermeyi denemek istersiniz.” deyip Phd yapmayı düşünen bir master öğrencisine önce gaz verip sonra bu gazı alman..takdire şayan (: Geçmiş olsun.

  33. emin

    Diyarbakır’ın lice ilçesinin bir köyünde doğmuş, çok tuhaf olaylar sonucu Siirt üniversitesi Bilgisayar öğretmenliği bölümünü kazanmış, Türkiye’de üniversite öğrencisi kılıfına uydurulmuş, tüm güzel hayalleri korkunç kabuslara dönüşmüş bir öğrenci…

    üniversitemizin harika koşullarında teknolojinin son harikaları bilgisayarlarla donatılmış labaratuarlarında ders görüyoruz. hatta öyle ki, 40 kişilik sınıfta fan seslerinden öndeki 10 kişiden başka kimse hocanın ne dediğini anlamıyor.. ama Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği var.. 
     
     

  34. Zelis

    Bu yazıyı kaç kere okudum ben bile bilmiyorum. Ara sıra açıp hala okuyorum..

  35. Fikret

    Önce Düygü’nün bloğunu keşfettim bugün. Sonra sizinkini. Mesaimi yediniz :) Yazdıklarınızı okumak keyif verici.

  36. OZLEM YILHAN

    Amaaan; yine dokturmussun bir dolu. Yazilarini her okudugumda (ki, bazilarini 2-3 kere okuyorum), gercekten baska yerlere gidiyor geliyorum, bir daha gidiyor geliyorum. Sonra; Allah herseyi sana vermis ben neyim ki diye dusunebiliyorum iste :)

    Ne diyeyim ki… Iyi ki varsin ve bunlari bizimle paylasiyorsun. Ellerine, dusuncelerine, yuregine, sahip oldugun herseye saglik…

  37. Betül

    yazılarınızı çok uzun zamandır takip ediyorum, biyolojide yüksek lisans yapıyorum ve yazdıklarınızı her okuduğumda cesaretleniyorum asıl ilginç olanı uzaktan danışmanlık yapıyorsunuz bana bu güzel yazı için çok teşekkürler ve belki bir rastlantı olur doktora konum hakkında konuşuyor oluruz :)

  38. Barış

    internette dolanirken denk geldim yaziniza,keske benden 10 yas buyuk olsaydinizda su yaziyi 1995 lerde okusaydim.veteriner fakultesini bitirip ne yapsam diye dusunurken gida muhendisliginde doktoraya baslayan ben yeterliligide verip aslinda bunuda(veteriner hekimlik gibi)yapmak istemedigimi anlayip biraktim .Baska canimin istedigi dalda doktora yapmayada korktum,sizi gorunce keske korkmasaymisim diyorum.

  39. Yusuf (Bir garip öğrenci)

    Merhabalar,
    Yazınızı komple okudum baştan söyleyeyim.Genelde yurt dışında, (özelde Amerika’da) YL ve/veya Doktora yapmak için gerekli şartlar nelerdir? (Bu arada inşallah lisans ortalama  notuna bakmıyorlardır diye umuyorum :) ) Bu tür hengameler için maddi ve/veya manevi olarak hazır olmamız/bulunmamız lazım???  Bu tür sorulara cevap verirseniz, abartısız kırk yıl köleniz bile olabilirim…Saygılar…ym

  40. doğaperest

    merhaba ;  bende dersim için mikrobiyoloji E.coli hakkında araştırma yaparken buldum sitenizi sonradan merak sardı acaba bilgisayar müh.den nasıl mikro ekoloji doktorası yapıyor diye sanırım bakteri analiz hakkında falan yapıyorsunuz fakat bilim günlüğünde de yazmış olduğunuz E.coli araştırmak için fizyoloji biyokimya temel tıp derslerini anlamak gerekir mesela parazitoloji helmintoloji derslerine hiç girmemiştim ve derste mikrobiyolojiyi anlamakta zorluk çekebiliyorum …….tabi ikincisi de şu insanın canın sadece istediği şeyleri yapması mesela benim canım hiç derslere girmek istemiyor hatta bana kalırsa okulu bırakıp psikoloji okumak istiyorum ama 2 yıl kaldı sık dişini diyerek sabrediyorum bana kalırsa sürekli çikolata yerim ama bir ara 100 kilo olmuştum ve sonra 30 kilo verdim şu an geri almamak için kendimi zor tutuyorum yani demek istediğim sadece canımın istediği şeyleri yapabilsem şişko okul okumayan bir kız olurdum  

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün