2011 Falmouth Koşusu

15/08/2011, 00:19

Bugün nüufusu 900 kişi olan Woods Hole köyümüzde 30.000′den fazla kişi vardı. Bunca muhteremin sebeb-i ziyareti ise, Falmouth Koşusu olarak bilinen ve her yıl tekrarlanan meşhur 11.5 kilometrelik yarış. Çok büyük bir ödül filan yok aslında, birinci olan 10.000 dolar alıyor, fakat prestijli bir yarış olacak ki dünyanın dört bir yanından koşucular geliyormuş.

Neyse. Normalde bu tip etkinliklere dair halet-i ruhiyem “ses etmesinler başka ihsan istemem” mukabilinden olduğu için bu Pazar gününü de bilgisayar başında geçirmeyi düşünüyordum. Fakat aynen 2010 yılındaki Superbowl hadisesinde olduğu gibi, son anda yarışın yapılacağı yere gitmeye ve fotoğraf çekerek etkinliğin bir parçası olmaya karar verdim. Çektiğim 200′e yakın fotoğrafı koşu organizasyonuna bağışlayacağım. Fotoğrafların büyük bir kısmı sadece fotoğraftaki kişiler için kıymet arz eden fotoğraflar (adamlar, kadınlar pata pata koşuyor işte, görecek pek bir şey yok). Fakat içlerinden birkaç tanesini de buraya koyayım, arşiv olsun dedim.

***

Aşağıdaki bina MBL’in benim de içinde çalıştığım Lillie Laboratuvarı binası. Fotoğraf makinemi Cuma günü lab’da bıraktığım için, fotoğraf çekmem ancak binaya girip makinemi aldıktan sonra mümkün olacaktı. Bisikletle evden MBL’e doğru giderken kendi kendime “ne olacak, iki dakika bisikleti aşağıda bırakır, yukarıdan makineyi alır gelirim” diyordum. Girişte bunca insanı görünce yaşadığım şoku unutmayayım diye, uzun bir sürüncemenin ardından makinemi almayı başardıktan sonra geri dönüp bu kalabalığın bir fotoğrafını çekmek istedim. Bu kalabalık geriye doğru neredeyse bir kilometre boyunca gidiyor böyle. Anormal. Fotoğraf makinesine ulaşır ulaşmaz orayı olanca hızımla terk etmem gerktiğini anladım. Yoksa onlar koşmaya başlayınca ben de koşmaya başlamış sayılacaktım.

Koşu fotoğraflamak son derece ciddi bir lojistik planlama gerektiren bir hadise imiş. “Basın konvoyu” içerisinde olmayan bir fotoğrafçının bu kalabalıkta olması gereken yere ulaşması filan gerçekten zor.

Mesela aşağıdaki fotoğrafı çektiğim noktada kendimi bisikletim ile beraber START yazan başlangıç noktasının öbür tarafına geçirmem gerekli idi. Çünkü yarış başlayacak, fotoğraflar çekeceğim, sonra bisikletle birkaç kilometre gidip yorulmaya başladıkları yerde pusu kurup bir daha çekeceğim filan. Çok çakalım (ama lojistiğim zayıf). Bir şekilde üstesinden geldim, fakat detaylar ayrı bir günlük yazısını hak ediyor yani, o derece. Bu yüzden hiç girmeyeceğim.

Amerika’da fiziksel engellilere gösterilen saygı ve nezaketin hastasıyım gerçekten. Bununla beraber engellilere gösterilen ilginin bir toplumun her şeyinden çok refah seviyesi ile ilgili olduğuna dair inancım Amerikalılara buradan bir paye verip vermeme konusunda tereddüt etmeme sebep oluyor. Fakat her koşulda aferin yani. Misal, bu yarışın da bir fiziksel engelliler ayağı vardı, ve herkesin ardından başlamak ya da saçma sapan tali bir parkurda yarışmak yerine fiziksel engelliler ana yarıştan 20 dakika önce başladılar.

Yukarıdaki fotoğraftan varlıklarını fark edebileceğiniz son derece iddialı sporcuların yanında, bu işi yaşama ve yarışma ruhuna saygı motivasyonu ile yapanlar da vardı. O tekerlekli sandalyeyi arkadan iten amcayı öperim ben.

Bu noktada ana yarışmanın başlamasına henüz 20 dakika olduğu için, bu ekibi bisikletimle bir süre takip ettim. Büyük bir yokuşu çıkarlarken son bir fotoğraflarını çekip geri döndüm.

***

Geri döndüğümde asıl yarışın son hazırlıkları yapılıyordu ve ön saflar olay yerine Amerikalı abilerimiz ve ablalarımızın beyaz kıçlarını tekmelemek için iştirak etmiş olan Kenyalı ve Etiyopyalı ”elit koşucu” kardeşlerimiz tarafından tutulmaya başlamıştı.

Hakemlerin işareti ile ilk grup saat 10:10′da koşmaya başladı.

Cılız bir ıslık sesi duyup arkama dönmemle fark ettiğim bir grup izleyiciyinin bana “fotoğrafçı olacaksın bir de, hale bak” der gibi baktıklarını görünce halimden hicap duydum. Aile babası gibi yol kenarlarından fotoğraf çekmek bana yakışmazdı. Fakat otellerin, barların balkonlarından fotoğraf çekmek için izin alma konusunda talihsiz olduğumu bildiğim için gidip de kimselerden izin almaya niyetim yoktu (zaten vakit de yoktu, ikinci grup birkaç dakikaya koşmaya başlayacaktı).

Az ilerde yol kenarındaki motele ıslık çala çala girip, sanki ne yaptığımı çok iyi biliyormuşum gibi üst kata çıkıp, bulduğum ilk boşluktan belime kadar dışarı eğildiğimde “tamam yahu, perspektif budur, ikinci grup koşucular başlayıp buraya kadar geldiklerinde manzara harika olacak” diye düşündüm.

Fakat beklediğim kadar olmadı (ama olsundu):

Şimdi muazzam bir performans gösterip, bisiklet yolundan 7 kilometre gidip, bisiklet yolu ile koşucuların kullandığı yolun kesiştiği noktaya koşunun liderinden önce varmalı idim.

Bisikletimle arka yollardan bisiklet yoluna çıkıp var gücümle pedal çevirdim. Koşucularla bisiklet yolunun kesiştiği yere öyle bir zamanlama ile vardım ki, bisikleti bir kenara atıp fotoğraf makinesini doğrultup çektiğim ilk fotoğraf koşunun liderleri idi (eğer on saniye gecikse idim kaçıracaktım kendilerini) (bu arada haberlerden gördüğüm kadarı ile koşuyu da soldaki abimiz kazanmış) (gördüğünüz gibi burada bir on santim kadar geride, şüphesiz burada çıkarılmayı bekleyen önemli bir ders vardır (fakat ben çıkarmayacağım, dileyenler kendileri çıkarabilirler)):

Bu arada önden giden koşucuların çok büyük bir kısmı adımlarını atarlarken ayaklarının yere ilk değen kısmı topuk kısımları değil, ön kısımları idi. Belki bir kısmınızın bildiği gibi, son yıllarda yapılan araştırmalar, kullandığımız ayakkabı teknolojisini, insan vücudunun optimum koşu performansı ve esnekliği için uygun olmadığını gösteriyorlar. Normalde koşarken ayağın yere ilk temas etmesi gereken kısmı onlarca kemik ve kas ile yer ile ayağın buluşması esnasındaki darbeyi sübvanse edebilecek kapasite ve esnekliğe sahip olan ‘ön kısmı’. Topuk değil. Aşağıdaki gibi koşan insanları gördükçe “ben bunları Arpat’a göstermez miyim” diye çok söylendim (Arpat ‘doğru koşu’ metodunun ateşli bir icracısı ve beni her gördüğünde koşarken topuğumu kullanamayayım diye bana altı kağıttan yapılmış ayakkabılardan aldırmaya çalışıyor):

Bu koşu esnasında hep olimpiyatlarda filan gördüğümüz sporcu kardeşlerimizin “geçerayak su alıp yarısını içip yarısını yerlere dökme” seremonisine de şahit olmayı başardım. Gönüllüler yol kenarında kurulmuş masalar üzerine konan su bardaklarını alıp koşucuların kolayca alabilecekleri şekilde  uzatıyorlar. Ya ne olacağıdı. Tamam be. Allalla. Ama beni çok şaşırtan bir şey de oldu, böyle ukalalık yapacaksanız söylemeyeyim. Söyleme. Tamam söylüyorum. Söylem..Her geçen sporcu su uzatanlara “teşekkürler” diyordu böyle. Fakat her an onlarcası geçtiği için teşekkürlerin ardı arkası kesilmiyordu. Bir an çok duygulandım. Bör ön çök döygölöndöm. Pfft.

Ben olsam bardağımı da yanımda götürürdüm. İnsanlar çok vefasız.

Kilometrelerce uzunluktaki parkurun hemen her noktasında koşanları alkışlayan, onlara moral veren insanlar vardı. Bir ara “hadi dostum, harikasın, çok az kaldı” filan diye koşanlara tezahürat edenlerin yanında dikilip “hey, evet sen, yarım saattir buradayım ve senden önce bir 5.000 kişi filan geçti :(” diyerek merenlik yapmak istemedim değil.

Bu arada ALS ve kanser gibi hastalıklarla savaş için koşan çok fazla insan gördüm (bunlar ya bizzat bu hastalıklarla savaşan, ya bu hastalıklar konusunda bilinç oluşturmaya çalışan ya da insanları bu hastalıklara karşı mücadele eden enstitüleri desteklemeye çağıran insanlardı). İnsanların azminden etkilenmedim değil.

Bir ara aşağıdaki fotoğrafçıyı görüp fotoğrafını çektim, sonra kendisine “e-posta adresini ver, fotoğrafını göndereyim” dedim, pek sevindi:

Bu da böyle bir anımdır.

Seneye burada olursam bu koşu üzerine daha ciddi bir proje düşüneceğim (mesela içinde bir koşucu olarak yer almak olabilir).

Tags: , , , , , ,


“2011 Falmouth Koşusu” için 24 yorum yapılmış.

  1. Uğur

    ilk olarak şu elinde canon d5  mark II ile + batarya grip (tahminim doğruysa 1′e basın) koşan ablamızı tebrik ederek başlamak boynumun borcudur. kadın o ağırlıktaki bir makine ve lens ile gerçekten de büyük bir başarı göstermiş. tebrikler ilk olarak onun meren. kusura bakma.. :)
     
    ikincisi de senin dediğin “içlerinden bir kaç tanesi” ibaresine bir kere daha inanmamanın doğru olduğunu kanaat getirdim. çünkü meren ne zaman “birkaç” kelimesini kullansa orada çok fazla fotoğraf vardır. (bkz: meren faktörü 147/6) … aslında senden çok görmediğimiz bir yazı oldu bu. tamam gezi yazılarına alışığız ama bu daha farklı, daha bir güzel olmuş. woods hole’de böyle kalabalık olması beni biraz sevindirdi hem. çünkü diğer yazında biraz “yalnızlık” esintileri hissedilmişti. böyle kalabalık güzel olmuş. sürekli yalnız yemek yiyen adama misafir gelip şenlikli yemek yemenin zevkine varması gibi olmuş kısaca. superbowl hadisesinden sonraki (ki o siyah beyazdı) en renkli spor çalışmasını ben çok sevdim. darısı diğer sevenlerin başına :) unutmadan gelecek seneki performansını merakla bekliyorum. görcez bakalım o kadar kolaymıymış o bardakları alıp, suyu içip sonra yere atmak :)

  2. guney

    harika fotograflar, kesin konusmak istemiyorum ama engelli arkadasimiz ve onu iten amca “team hoyt” gibi duruyor, cok etkileyici bir hikayeleri var.

    bkz. “The story of Rick and Dick Hoyt – Team Hoyt”

    http://www.youtube.com/watch?v=64A_AJjj8M4&feature=related

    bu ciddi kosunun ardindan son derece ciddiyetsiz bir new york kosusu postunu da kendi blogumdan paylasmak isterim:

    2011 Jamaica Underwear Run

    http://www.donuz.com/jamaica-underwear-run-2011-fotograflari/

  3. guney

    biraz arastirinca tahminimi dogruladim, buyruns:
    http://www.teamhoyt.com/
     

  4. A. Murat Eren

    guney, harikasın :) Çok teşekkür ediyorum. Hikayelerini dinledim. Hemen Team Hoyt’a bir e-posta atıp elimdeki fotoğraflarının birer kopyasını kendilerine gönderdim. Gelecek yanıta göre yazıya da küçük bir paragraf ekleyeceğim. Bu ikiliye dair bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Fakat bunu beklemiyordum açıkçası. Underwear run da müthişmiş bu arada.

    Uğurcuğum, Yeni Zelanda fotoğrafları nerede? Seni oralara fotoğraf motoğraf gönderme diye mi gönderdik :/ “Hepsine günlerini göstereceğim” diye biriktiriyorsan da ayıp ediyorsun. Woods Hole normalde böyle değil elbette bu arada :) Bu Woods Hole nüfusunun %3000′lik bir ‘peak’ yaptığı bir gün, yarın yine her yer sessiz ve yalnız olacak :( Çok başınızın etini yiyeceğim bu kış.

     

    Sevgi, selam.

  5. guney

    underwear run’da malesef kosamadim, 500 kisi ile sinirliymis ve basvurular uzun zaman once yapilmis, bitmis kalmamis vs. ben de fotograflarla idare ettim,
     
    hoyt’lar gercekten muhtesem,  gecen hata new york triatlon’unda kalp nakli ameliyati olmus, hala yarisan ve iyi dereceler elde eden bir sporcuyla fotograf cekip roportaj yaptim, o da gercek bir mucadele dersi. (malesef bir dergi icin oldugundan isim, link vs veremiyorum)
     
    bu arada falmouth kosusunu gelecek yil kosulacaklar listesine aldim, bakarsin beraber kosariz.

  6. arpat

    mis! keske gelseymisim! hava da superdi kosu icin..

    ozendin mi, peki? boyle yarislar kosmayani cok heveslendirmez sanki.. cok itis kakis gorunebiliyorlar.. benim icin yarisa katilan o binlerce insanin aylarca tek basina topuk tepmisligini dusunmek ozendirici.. insanin yalniz basina kosarken yag yakmaya gectigi andan (~30. dak) sonraki bilinc hali x yuzlerce kilometre x binlerce kisi.. :’)

    durt.. http://tinyurl.com/3hbvsns
     

  7. Tuba

    Zevkle okuyor ve seyrediyorum, tesekkurler. Tekerlikli sandalyeyi iten o amca ve oglu bunlar olabilir mi, belkide benzettim ama:
    http://www.youtube.com/watch?v=zGRyYKF5jVY

  8. Tuba

    Zevkle okuyor ve seyrediyorum, tesekkurler. Tekerlikli sandalyeyi iten o amca ve oglu bunlar olabilir mi, belkide benzettim ama:http://www.youtube.com/watch?v=zGRyYKF5jVY

  9. Filiz TÜLÜ

    süper olmuş..fotoğraf çekmeye devam..asla bırakma:)
    85mm’in tadı da çok farklı en sevdiğim objektiflerden biri oldu.

  10. Müjdat

    Meren Bey,
    Yazılarınızdaki fotoğraflarda kıyısından köşesinden sizi de görünce seviniyoruz.
     

  11. Sinan Ceylan

    Yani tamam, dün gördüm de, gece geç saatti diye bi selam veremedim.
    Umarım seneye daha ciddi bir proje olayını gerçekleştirirsin Meren bey.

  12. A. Murat Eren

    Haha Arpat, vallahi alacağım o ayakkabıları. Tamam. Söz. Bugünden tezi yok para biriktirmeye başlıyorum.

    Tuba, evet, onlarmış. Senden birkaç yorum önce durumu aydınlatan guney sayesinde öğrendim ben de.

    Müjdat beyciğim, siz beni böyle provoke ediyorsunuz ama sonra insanlar benimle meren kolu dalgası geçiyor. Başka şeylerimle hatırlanmak istiyorum :p (mesaj alınmıştır).

    Sinan, sürekli bir şeyler planlayıp yapamamak hayatımın teması haline geldi neredeyse, fakat deneyeceğim bakalım :)

  13. Ali

    Arpat, eger ki Vibram’lardan bahsediyorsan 2 aydir alismaya calisiyorum kendilerine. Anatomiye uyalim, evrimin bir bildigi vardir derken 2 aydir merdiven cikamiyorum. Veya birisi bana bu ayakkabilari nasil kullanacagimi (?) ogretsin.

  14. Ali

    ki Vibram degilmis meger. Merrell imis. O zaman alabilirsin Merrenn

  15. A. Murat Eren

    Merdiven çıkalım diye evrilmediğimizdendir muhtemelen. Ağaç filan denedin mi? (hanım koş merrenn gene düz adam olmuş).

  16. arpat

    Evet Ali, o Merrell’ler de FiveFinger’larla ayni “kagit” vibram tabani kullaniyor.. tek farki, tek tek parmaklari gecirmekle ugrasmiyorsun.. ha bir de elalem sana uzayliymissin gibi bakmiyor..  merdiven cikamamanin aslinda super bisey oldugunun farkindasin di mi? :) surekli onayak bastigindan baldir kaslarin cok gelisiyor.. normal ayakkabilarda topuk yastiginin yaptigi (ama beceremedigi) isi baldir kaslarina havale ediyosun su anda.. alismasi biraz zaman aliyor.. run forrest run hesabi..

  17. SavasYildirim

    Tam umudumu kaybetmiş ; “tamam herhalde blog yazmayı bıraktı ” derken yeni haberlerini almak çok sevindirici. Hiç tanışmadık fakat çok sıkı takipcinim. arayı çok açmaman dileği ile. :)
     
    not: Yine harika fotoğraflar ve hikayesi. tşk :)

  18. Murat E.

    Vibram ya da Merrell kullanan arkadaşlar arasında koşmaya başladığı anda parmak ucu koşmayı becerebilen var mı? Vibram kso’lardan aldım ama tekniğimde bi hata var herhalde parmak ucu koşucam derken keklik gibi sekiyorum. Bir de asfaltta koşmak için biraz sakıncalı galiba bu kadar kağıt taban. Benim bir ayağın parmak ucu tarafı 1 ay iptal oldu. Treksport tarzı biraz korumalı modeller daha iyi sanki. Bir de son olarak kso’larla ormanda da koşulmuyor, taş, çakıl, kök ne varsa insanın ayağına saplanıyor. Almayı düşünen varsa aklında bulunsun.

  19. cancan

    seninle hiç alakası olmayan insanların senden birşeyler beklemesi can sıkıcı mı yoksa keyiflendirici mi? yıllardır okuyor ve gülüyorum sana, hatta seviyorum seni. arkadaşlarını, arpat’ı, duyguyu filan. işte sanal ortamlarda birdenbire hasıl olan samimiyete bir örnek. yani yazmanı bekliyoruz, kısa olsa da yaz bence:) bir de şuna çok güldüm: “Yoksa onlar koşmaya başlayınca ben de koşmaya başlamış sayılacaktım.”

  20. A. Murat Eren

    cancan :)

    Kısa da olsa yazayım diyorum ben de bazen, bekleyenler olduğunu bildiğimden filan değil, zira bilmiyorum onu aslında, ama sırf canım arada bir istiyor diye.. Fakat olmuyor. Sırf yazmış olmak için yazmıyor insan. Halbuki çat diye yazmak lazım di mi.

    Böyle deyip, sonra yeniden başa dönmek benimkisi: https://twitter.com/merenbey/status/96374893171576832

  21. ani

    Çoook manyak bir yazı ve fotoğraflar bunlar! Koşunun havasını çok güzel yakalamışsın, ben kendim gidip koşsam aynı şeyleri hissedicem o derece (yani bu postu okurkenki aynı hisler). İlk koşuma katılmadan önce insan niye para verip de böyle bir kalabalıkla koşar diye anlamazdım ama katılınca anladım, San Francisco’da koştuydum, sabahın bir körüydü ve Harli Deyvidsın motorcu amcalar ve teyzeler toplaşmış haydin koşun süper koşuyorsunuz diye bize gaz veriyorlardı, en çok onu sevdim.

    Çıplak ayak koşu konusunda Arpat’a katılıyorum, milyor senede evrimin yaptığı koşu mekanizmasına bak ben 200 senede daha iyisini tasarladım demek ayıboluyor. Bende beşparmaklar var, alışmak zaman aldı, bir iki ay baldırlarım elma oldu, ama artık alıştım, genelde ormanda bayırda koşuyorum, taşlar batacak diye korkuyordum başta, ama gözümle görebileceğim büyüklükteki taşlara basmamaya çalışıyorum, daha küçükleri de çok rahatsız etmiyor. Çok taşlık yerlerde, böyle çarşak gibi olan, kaba çakıl gibi, tabii fil ayağı lazım ya da “acı yok rambo” kafası ya da çantada yedek ayakkabı lazım, ben ikinci ve üçüncüyü yapmaya çalışıyorum, olacak. Ha ama böyle çok ot arasındaki patikalarda tavsiye etmem, o zaman koca koca taşları göremiyorsunuz, ben bir iki parmak bırakayazdım böyle bir rotada, ama yine de çok seviyorum bu beşparmakları.

  22. Görkem CAN

    Koşu sporuna olan katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.

  23. Hayrunnisa

    Selam Meren. Bu yazıyı 4 sene sonra okumuş olmak benim talihsizliğim olsun. Ama geçen aylarda İstanbul’da gerçekleşen Avrasya Maratonu’yla ilgili bir yazı yazmıştım blogumda. Şimdi bu yazını okuyunca “inceden mereni taklit ediyormuşum da haberim yokmuş” diye düşündüm. Fotoğrafların da yazıların da esprilerin de muhteşem. Kendi bloguma seninkini örnek gösteriyorum komşu çocuğunu öven anne edasıyla. Başarılarının, gezilerinin, özenilesi anılarının devamını diliyorum. Sevgiler :)

  24. Hayrunnisa

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün