ABD’de Halkın Kendine Yakışanı Giymesi Hareketi: “Occupy Wall Street”

5/10/2011, 06:51

Geçen hafta New York’ta idim. Sebeb-i ziyaretimin bir nedeni, Aslı ile deniz kanosu yapmak, diğeri ise New York’ta iki haftayı aşkın bir süredir polis müdahalesi ve medya karartmasına rağmen devam eden Occupy Wall Street hareketini yerinde görmek ve fotoğraflamak idi. Bu yazı Occupy Wall Street ile ilgili.

***

Bugün itibarı ile “Nedir bu Occupy Wall Street?” sorusuna yaklaşık olarak şöyle bir cevap verebilirim sanırım:

Occupy Wall Street, 17 Eylül’de başlamış olan, ABD’de baskıdan, faşizmden, polisin halk karşısındaki üstünlüğünden, kronik kapitalizm ve şirket menfaatleri ile şekillenen ulusal ve uluslararası politikalarından, 135 ülkedeki 700′den fazla askeri üsten, Irak ve Afganistan’daki ölümlerden, dünyanın çeşitli yerlerindeki diktatörler için harcanan milyarlarca dolardan, yetersiz ve pahalı eğitimden, gelir dağılımındaki adaletsizlikten, politik oligarşiden, sosyal eşitsizliklerden, çalışmayan sağlık sisteminden ve halkın menfaatlerine hizmet etme gayesini yitirmiş adalet sisteminden artık bıkmış olan, iktidar için halkı sömüren fakat gerçek problemlere kalıcı çözüm sunmaktan aciz siyasi hareketlere bir mesaj vermek isteyen, demokrasi denen uyku halini git gide daha çok kanıksayan halkı silkelemek, git gide kısılan sesini yeniden yükseltmek, olan bitene dair rahatsızlıklarını dile getirmek isteyenlerin yürüttüğü, İspanya, Yunanistan, Mısır, Tunus ve Libya’da başlayan ayaklanmalardan cesaret aldığını inkar etmeyen, devlete ve statükoya karşı bu ülkelerdeki gibi bir halk organizasyonunu ABD’de tesis etmeyi hedefleyen bağımsız bir hareket.

Kendi adıma bu hareketin çok önemli olduğunu, ABD’de cereyan ediyor olmasının özellikle ümit verici olduğunu, hatta ABD’nin geçmişindeki iki büyük sosyal haraketin (1930′lardaki işçi hareketi, ve 1960′lardaki insan hakları hareketi) yanında yerini alacak kadar büyük hale gelme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.

Yazının ilerleyen kısımlarında bu düşüncelerimin altında yatan nedenleri belirginleştireceğini ümit ettiğim notlar bulacaksınız (resimlerine bakıp gitmek de serbest elbette (yazarınız bugün iyi tarafından kalkmış, hadi yine iyisiniz)).

***

Benim New York’ta olduğum gün hareketin 16. günü idi. Sadece ABD değil, tüm dünyadaki ana akım medya kuruluşlarının 16 gündür tamamen görmezden geldiği ya da bir şekilde küçümsediği, polis şiddetine maruz kalmasına uzun süre göz yumduğu Occupy Wall Street hareketinin izlerine şehrin iş merkezleri dışında kalan bölgelerinde rastlamanın da mümkün olduğunu görünce epey sevindim. Aşağıdaki kişi bir çiftçi marketinde, elinde “The Wall Street Journal” isimli meşhur gazetenin isminden esinlenerek hazırlanmış, manşetinde “DEVRİM EVDE BAŞLIYOR” diyen, alt başlığında ise Wall Street protestolarının üçüncü haftasına girdiğini müjdeleyen “The Occupied Wall Street Journal” gazetesini dağıtıyordu:

Wall Street’e gitmek için metro beklerken istasyonda üç boynuzlu eski şapkası, kamuflajı, megafonu ile bekleyen birisini görünce “bu kesin Wall Street’e gidiyor” diye düşünmüştüm.

Occupy Wall Street hareketini yerinde ziyaret etmek isteyişimin ardındaki asıl hedef bu hareket içerisinde yer bulan fikirlerin çeşitliliği hakkında fikir sahibi olmak olduğu için bu arkadaşa yaklaşıp birkaç soru sormaya karar verdim. Daha sonra adının Gabriel M. Brown olduğunu öğrendiğim bu kardeşimizin Wall Street’e değil, oraya sadece birkaç sokak ötede olan başka bir eylem merkezine gittiğini, ve aslında kendisinin Wall Street’te bugünlerde başlamış olan aydınlanma hareketini yıllar önce başlatmış olan kafilenin bir üyesi olduğunu öğrendim: Gabriel, ekip arkadaşları ile beraber 11 Eylül saldırılarına dair raporların gerçeği yansıtmadığı ve halkın sorularını yanıtlamaktan uzak olduğu iddiası ile hükumetin suçlayan bir bilinçlendirme kampanyası yürütüyordu. Giderken uzun uzun sohbet ettik.

Sohbetimiz esnasında serbest piyasa ekonomisinin ve anayasal özgürlüklerin ülkesinin temel taşı olduğunu düşünen Gabriel’in Wall Street hareketi ile ilgili sıkıntılarını dinledim. Oradaki insanların birçoğunun ne yaptıklarından habersiz olduğunu, muhalefet ettikleri anlayışın yerine koyacak bir şeyleri olmadığını söylüyordu (bu zaten benim de tahmin ettiğim, fakat Gabriel’in aksine son derece sağlıklı bulduğum bir şey idi). Bununla beraber Gabriel, eylemin doğasına dair hoşnutsuzluklarına rağmen kendisini Wall Street hareketinin bir parçası olarak nitelemekten de geri kalmıyordu. ABD’de bu sık sık dikkatimi çeken ve beni kıskandıran bir detay: Aynı görüşü paylaşmayan insanlar ortak bir amaç uğruna kolaylıkla bir araya gelebiliyorlar.

Gabriel bana ABD’de olan biteni kendi perspektifinden anlatınca, tabağı boş göndermek ayıp olur diyerek ben de ona Türkiye’deki durumdan bahsettim. Statükodan beslenen ve grup menfaati odaklı siyasetin, halkın üstüne basan, militarist ve baskıcı devlet anlayışının, toplumu her geçen gün biraz daha aptal ve şovenist hale getiren medyanın sansasyon odaklı yayın anlayışının ortak problemlerimiz olduğunu, fakat Türkiye’nin ABD gibi bireysel özgürlükleri garanti altına alan bir anayasası olmadığı için Türkiye’deki insanların işinin aslında çok daha zor olduğunu filan söyledim. Üzüldük tabi.

Amacı bireyin özgürlüklerini devletten korumak, bireyi özgürleştirirken devletin birey üzerindeki gücünü kısıtlamak olması gereken anayasanın nasıl olup da devleti bireye karşı koruyan bir şeye dönüştüğünü ve Türkiye’nin nasıl olup da bu anayasa ile barışık olduğunu zaman zaman düşünen ve kuruntulara gark olan birisi olarak Gabriel’i daha fazla üzmek istemedim. Zaten onun da derdi başından aşkındı.

Aşağıdaki fotoğraf Gabriel’in de aralarında olduğu ve devletin 11 Eylül saldırılarındaki rolünün aydınlanmasını isteyen grubun İkiz Kuleler’in yıkıntılarının hemen yanındaki eylem alanlarından bir fotoğraf.

***

Bir sonraki durak Wall Street idi.

Wall Street, ABD’nin finans sektörünün bel kemiğini teşkil eden kurumlara ev sahipliği yapıyor olması açısından gelir adaletsizliği ile ilgili protestolar için sembolik bir mekan.

Bununla beraber ABD’nin son birkaç yıldır içinde olduğu ve dolayısıyla tüm dünya ekonomisinin etkilendiği krizde de payı olan Wall Street, denetim mekanizmalarının yetersizliği ile şirketlerin finansal bilgilerine erişim hakkı olan kişilerin bu bilgileri borsada kullanarak astronomik miktarlarda para kazandıkları, sırf tasarruflarındaki kapitali oradan oraya hareket ettirerek gelir elde eden borsa tellalı parazitlerinin kalbi toplumun çalışan çoğunluğunun emekleri ile atan ekonominin can damarlarına tutundukları, on binlerce insanın işini, evini ve birikimlerini kaybetmesine sebep olan skandalların sorumlularının her gün elini kolunu sallayarak dolaştıkları bir sokak olduğu için, adaletsizliğin herhangi bir türüne başkaldırmak isteyenlerin doğal bir durağı olarak da görülebilir.

Wall Street’e vardığımızda sokağın -ve çevresindeki sokakların- polis tarafından tamamen kapatılmış olduğunu görüp pek sevindim. Nitekim bu benim için Occupy Wall Street hareketinin artık kayda değer bir çekinceye sebep olmaya başladığının bir diğer kanıtı idi.

Polis barikatı dünyanın her yerinde halkın iradesinin devletin öngördüğü seviyenin üzerine çıktığının göstergesidir; ne kadar uzunsa, o kadar iyi.

Hiçbir siyasi analistin öngöremediği Arap Devrimleri, küçük gibi görünen toplum hareketlerine karşı büyük önlemler alma konusunda devletler arasında bir korku yaratmışa benziyor. Bu tedirginliğe birçok ülkede farklı seviyelerde rastlamak mümkün.

Wall Street’ten sonraki durak eylemin ilk gününden itibaren eylemcilerin kamp alanı haline gelmiş olan, İkiz Kuleler ile Wall Street arasında bir yerde kalan Zuccotti Park idi (haritada şurada). Yerlerdeki flamaları izlemek -artık eylemciler arasında Özgürlük Parkı olarak anılan- Zuccotti Park’ı bulmak için yeterli olabilirdi.

***

Occupy Wall Street hareketinin ikamet ettiği park alanı ve çevresi çadırları ile gelmiş ve günlerdir kamp yapan göstericilerin yanında polisler ve turistlere de ev sahipliği yapıyordu. Göstericilerin çok ciddi bir kısmı ise daha sonra 700 kişinin tutuklandığını öğreneceğimiz Brooklyn Köprüsü’ndeki yürüyüşe gitmişlerdi.

Parka varır varmaz karşılaştığım ilk pankart burada her telden çalan insana rastlayacağıma dair görüşlerimi doğrular nitelikte idi.

Parkta o gün tanık olduğum ortamı tarif etmek güç.

Öncelikle birileri tarafından şekillendirilen, bir ideoloji çerçevesinde dile getirilen “düzenli” bir protestodan söz etmek mümkün değil. Daha çok anarşik ve düzensiz bir “derdi olan gelmiş” havası hakim. Aşağıda elinde poşeti, çabucak yazdığı belli olan pankartı ile dikilen amcanın her an pankartı katlayıp koltuğunun altına alarak evinin yolunu tutacak gibi duruyor olmasının nedeni bu. Bu insanlar oraya “birilerinin peşine düşmek” ya da “birilerini desteklemek” için gitmiyorlar. Bu gerçek anlamda bir halk hareketi.

Aşağıdaki amcanın gururla taşıdığı pankartta şöyle diyor:

Serbest piyasa sistemi bir köle piyasa sistemi. Açgözlülük oyunun kuralı olduğunda -açgözlülüğü şirketler milyonlara ya da milyarlara ihtiyaç duyduğunda kiranızı, okul harcınızı, giysi ücretlerini, sağlık sigortasını, ulaşım masraflarını, benzin fiyatlarını, vergileri artırıyor, bütçe kesintileri yapıyor ve işçileri işten çıkarıyorlar. Biz paraya ihtiyaç duyduğumuzda ne yapıyoruz? Açgözlülük toplumun kumaşını harap ediyor. Tanrı onların açgözlü ruhlarına merhamet etsin.

 

Occupy Wall Street hareketinde hayata geçirilmeye çalışlışan şey toplu bir uyanış, toplu bir silkeleniş.

Toplanan insanların belirli bir rengi, problemlerin çözümü için net bir formülleri yok.

Bu başta birçok kişiye garip ya da anlamsız gelebilir. Fakat bana garip gelmiyor. Bana asıl garip gelen, ortaya attıkları safsataların çözüm için bir formül olduğunu iddia edenlerin ne dediğini tartmadan, bu kişiler sırf kendi dünya görüşlerine yakın olduğu için onların peşine düşenler.

Ortada belirli bir renk olmayınca bu hareketi tahrip etmek de güçleşiyor. Ana akım medyanın uzun yıllar boyunca ustalaştığı propaganda temelli yayın anlayışının kapsama alanı dışında kalan bu hareketin uzun bir süredir sansürleniyor olmasının sebebi de bu bocalama. Tarafsız ve yalın bir şekilde haber verme görevini uzun yıllar önce kaybetmiş olan, kendisini bir şeylerin karşısında ya da bir şeylerin yanında konumlandıramadığında ne yapacağını şaşıran ana akım medyayı Rohan kralı Théoden’i etkisi altına alan Gríma‘ya benzetiyorum.

Elbette Türkiye’de 2010 yılındaki referandum’u boykot edenlerinHayır’cılar” tarafından “Evet’çi“, “Evet’çiler” tarafından da “Hayır’cı” olarak görülmesine benzer bir şekilde, Occupy Wall Street hareketi de dikkatleri dağıtmak için itina ile varlık göstermelerine müsaade edilmiş uçlardan birisinin yanında yer alıp bir diğeri ile savaşma soytarılığının bir parçası olmadığı için kimsenin gözüne giremiyor.

Aşağıdaki fotoğrafta halkın medyadan alıştığı kulp takma ve kategorize etme alışkanlığı ile aktif mücadele edilmesi gerektiğini düşünen birisi ve pankartını görüyorsunuz. Pankartta “Occupy Wall Street hiçbir politikacıyı desteklememektedir” diyor.

Ana akım medyanın temsilcileri kendi Théoden’lerinin kulaklarına yıllardır fısıldadıkları saçmalıkları fısıldamak için olay yerine gittiğinde, şu videoda denk geldikleri gibi insanlarla karşılaşıp iyice ne yapacaklarını bilemiyorlar (Olay mahallindeki göstericilerden birisi olan Richard isimli bu kardeşimizin ABD’nin muhafazakar haber kanalı Fox TV muhabirine verdiği bu yanıt ne yazık ki İngilizce):

http://www.youtube.com/watch?v=6yrT-0Xbrn4

Bu hareketi anlamak için en kötü kaynak ana akım medyanın konuşan kafaları, kameraları ve kalemleri olduğunu düşünüyorum. Bu hareketi en iyi anlayan ‘toplum’, ve ‘toplum’ bu hareketi en iyi kendisinin anladığını iddia etme cür’eti göstermek zorunda; zira bu toplumun ona verdiği anlamla şekillenen bir hareket.

Detayları ise Twitter’dan ve http://occupywallst.org/ adresinden takip etmeli (sürekli sadece İngilizce bilenlerin takip edebileceği bağlantılar verdiğim için gerçekten üzgünüm, fakat olayın doğası böyle bir dezavantajı beraberinde getiriyor).

***

Parkın girişini yıldızları şirket logolarına dönüştürülmüş, üzerinde kocaman “SAVAŞ” yazan ve dünyanın hatırı sayılır bir kısmı için gerçekten de savaşı ve şirketleri ile empoze ettiği kültürü temsil eden bir ABD bayrağı süslüyor. Hiçbir “vatansever” grubun gelip bu tahrip edilmiş ABD bayrağını bu hale getirenleri pataklamaya çalışmıyor oluşu, benim gibi sırf bayrak direğine tırmanıyor diye kafasından vurularak öldürülen ve o dönem arkasından sık sık “hak etti köpek” yorumları yapılan Solomos Spyrou Solomou’nın akıbetine şahit olan gillerden gelen birisinin hem tedirginlik, hem kıskançlık hem de saygı ile dolmasına yetiyor. Bu bayrağın karşısında bir süre oturdum. Halkın kendi temsil ettiği değerleri protesto edişine müsamaha gösteren bu pis bayrak şanlı değilse nedir, bilemiyorum.

***

Occupy Wall Street hareketi hiçbir siyasi hareketi ya da siyasetçiyi temsil etmiyor, fakat siyasi hareketleri temsil eden bireylere rastlamak mümkün. Örneğin aşağıdaki pankart “Afganistan — Zengin için bir diğer savaş” diyor.

Fakat Sosyalizm ve Özgürlük Partisi’nin Afganistan’daki savaşa karşı duruşunu dile getiren yukarıdaki pankart Occupy Wall Street hareketindeki renklerden sadece birisi. Gabriel gibi muhafazakarlara ya da aşağıdaki gibi tecavüz mağdurlarının zaman zaman maruz kaldığı “kaltak gibi giyinmezseniz kimse size tecavüz etmez” anlayışını protesto eden grupların bireylerine rastlamak mümkün (fotoğraftaki kadının sırtında “kaltak” yazıyor).

***

Orada geçirdiğim süre içerisinde beni en çok etkileyen olaylardan birisi şu oldu:

Yukarıdaki kişi tam bu fotoğrafı çektiğim esnada Brooklyn Köprüsü’nde sürmekte olan protestoya dair haberleri canlı olarak insanlarla paylaşan protestoculardan birisi.

Telefonun diğer ucunda Brooklyn Köprüsü’ndeki göstericilerden birisi var. Telefonda gösterinin gidişatından ve polis müdahalesinden bahsediyor. Yukarıdaki arkadaş ise telefondaki kişinin söylediği her şeyi cümle cümle tekrar ediyor. Söylediği her cümle, kendisine fiziksel olarak tam olarak ne dediğini duyabilecek kadar yakın olan 40-50 kişilik grup tarafından hep bir ağızdan tekrar ediliyor. Böylece telefonun diğer tarafındaki kişinin söyledikleri tüm parkta yankılanıyor ve herkese ulaşıyor.

Açıkçası bunun bu tip gösterilerde sık sık başvurulan bir pratik olup olmadığını bilmiyorum. Fakat kesinlikle son derece doğal ve insanın içini ısıtan bir yol.

Yukarıdaki fotoğrafta -siz tam olarak seçemeseniz de- sık sık telefonla görüşen, http://www.livestream.com/globalrevolution adresinden 7 gün 24 saat yapılan canlı yayını idame eden kitle de yer alıyor. Zaman zaman içlerinden birisi kalkıp herkesin tekrarlaması için şöyle diyordu:

Burada oturanlar bu hareketin liderleri değil, burada oturanlar bu harekette sizden daha fazla söz sahibi değil, bizler lider değiliz.

Elbette onlar böyle söyledikçe ortama yeni gelmiş olan ve bir şeyler yapmak isteyen insanların küçük hayal kırıklıklarını tarif etmeme gerek yok sanırım. Kendisine ne yapması gerektiği mütemadiyen söylenen ve ne yapacağını başkalarından duymaya alışmış olanların işi zor, fakat hiçbirimiz elitistlik yaparak kimin ne yapması gerektiğini söyleme cüreti göstermeyeceğiz. Başta bocalamamak imkansız, fakat böyle böyle öğreneceğiz.

İstese liderlik edebilecek olanların, liderliğin insana dair her şeye karşı büyük bir hakaret olduğunu görebilecek kadar aydın olanları ve egosuna gem vurmuş olabilenlerin için Albert Camus’nün şu sözlerinde ifade gibi gibi bir serzeniş bu:

Önümden yürüme, takip etmeyebilirim. Arkamdan yürüme, yol göstermeyebilirim. Sadece yanımdan yürü ve arkadaşım ol.

Ve benim için Occupy Wall Street hareketini önemli ve kayda değer kılan en önemli ayrıntı budur. Bu bağlamda Noam Chomsky’nin harekete verdiği destek de benim için şaşırtıcı değil.

***

Occupy Wall Street hareketinin bir başı yok. Bu harekete dair ilk çağrı Adbusters isimli derginin Temmuz ortasında yaptığı -ve şimdilerde son derece estetik bulduğum bir afiş ile resmedilen- çağrıya uzanıyor. Son zamanlarda İnernet örgütlenmesi ile sık sık gündeme gelen (ve bu durumdan son derece rahatsız olmalarına rağmen Guy Fawkes maskesi ile bağdaşmış olan) Anonymous isimli grubun da bu çağrıyı Ağustos ayının sonlarına doğru gündemine alması, İnternet’teki aktivistlerin insiyatif almaları ve bu hareketin bir parçası haline gelmelerinde önemli dönüm noktalarından birisi.

Pratikte bilfiil bir karar mekanizması olmasına rağmen en azından bugüne kadar gerçekten yatay, lidersiz, otonom yapısı ile anarşik görüşün temelinde yatan değerlerle bağdaşık biçimde şekillenen bir hareket. Elbette bu tip bir konsensus-temelli harekat ortamında herkesi kucaklayan ortak bir anlayışın kendini belli etmesi epey zaman alabilecek bir süreç. Onlar da bunun bilincinde, ve gayet bekliyorlar. Kimsenin bir acelesi yok ve teknik olarak “resmi bir talepleri“, yok. Ben oradaki insanları tek tek incelediğimde edindiğim intiba, tam olması gerektiği gibi hiçbir şeyi ve her şeyi talep ediyor oldukları idi. Bu insanlardan Mısır’ın Tahrir Meydanı’nı dolduran insanların tedirginliğinden ve heyecanından fazlasını beklemek yanlış olur.

Eğer anarşist literatüre dair bir malumatınız yok ve ne olup bittiğini bir bağlama oturtmakta güçlük çekiyorsanız, onun da çaresi bu parkta:

Bekliyorlar” derken ciddiyim. Yazının ilk fotoğrafında gördüğünüz gazete işte buradan geliyor. Gazetelerden ‘sorumlu’ arkadaş kimseye iş dağıtma derdinde değil. Bacak bacak üstüne atmış, birilerinin inisiyatif alıp yanına giderek “gazete dağıtmak istiyorum, 100 tane ver” demesini bekliyor:

Bir diğer grup buldukları kartonların üzerine akıllarına gelen sloganları yazıp bir kenara koyuyor. Birisi inisiyatif alıp bu kartonlardan birisini taşımak isterse gelip alsın diye. Aşağıdaki kartonun üzerine “Değişim olun! Wall Street’i İşgal Edin” diye yazan kadın bir öğretmen. Fotoğrafın sol alt köşesinde kafası görünen kadın da onun öğrencisi. Ta ki bir sarhoş gelip önümüzde devrilene kadar neden burada olduklarından, motivasyonlarını nereden aldıklarından konuşuyorduk.

***

Normalde bir ülke sosyal bir harekete devlet çıkarları doğrultusunda sansür uyguladığında, diğer ülkelerin medya kuruluşlarının olan biteni tüm ayrıntısına kadar yansıtıp sansüre alternatif üretme çabasını İran seçim protestoları ve Libya’daki ayaklanmalar esnasında bolca gördük. ABD’de son derece ciddi bir halk hareketine dönüşme potansiyeli barındıran bu hareketin ana akım medya tarafından sansürleme kararında tüm dünyanın ABD ile birlikte olmasının sebebi ise ABD’de yaşanacak bir halk ayaklanmasının yaratacağı krizin dünyanın bütün ülkelerini derinden etkileyeceği, bunun da ötesinde benzer ayaklanmalara sebep olabileceği gerçeği. Fakat bizlerin ihtiyacı olanın tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. Dünya’da bir şeyler epey yanlış, bu yanlışların kendi kendilerine ve konvansiyonel yönetimler ile düzelmeyecekleri de aşikar.

***

Bazen yaşadığım yerde okyanus kenarında gizlenmiş koylara inşa edilmiş malikanelere bakarken, bırakın dünyayı, aynı şehrin farklı yerlerinde sabahtan akşama kadar deliler gibi çalışan insanları düşünüp neden isyan etmediklerine şaşırıyorum. Şüphesiz polisin ve devletin rolü toplumun her seviyedeki uyanış girişiminin etrafına barikatlar çekmek. Herkes bu durumu kanıksamış görünüyor.

Fakat insanlar gelir adaletsizliği ile bu kadar barışık yaşamayı ne zaman öğrendi? Sosyal eşitsizlikleri ne zaman bu kadar kanıksadılar? İnsanlar şirketlerin parmağında oynattığı devletlerin propaganda makinesi olan medyanın ve eğitim sisteminin kendilerine uygun gördüğü korkuluklar arkasında saf tutmaya, kendileri için belirlenen korkuluklar ile savaşarak ömür geçirmeye nasıl alıştılar?

Hepsi yanıtlarını az-çok bildiğimi düşündüğüm retorik sorular. Fakat Türkiye’nin bütün bu olaylardan payına ne düşeceği, Arap Baharı’nın, Avrupa’daki halk ayaklanmalarının, ABD’de filizlenen anarşist toplum hareketlerinin Türkiye’deki etkilerinin ne olacağı gerçekten merak ettiğim bir husus.

Türkiye’de devlet Arap Baharı’nda İnternet’in rolünü kavrar kavramaz “çocuklarımız için” diyerek İnternet’i filtre sistemine bağlayıp toplumdaki olası bir hareketlenmenin İnternet’ten organize olmasını engelleyebilmek için gereken filtre altyapısını sessiz sedasız inşa etti. Benzeri “İnternet de biraz fazla özgür ama” türünden girişimlere Avrupa’da rastlamak da mümkün. Fakat toplum bir kez olsun kendi menfaatleri için bir araya gelirse su olur, yolunu bulur diye düşünüyorum.

İki fotoğraf yukarıda bacak bacak üstüne atmış vaziyette gazete okuyan adam gibi, güzel bir şeyler olmasını beklemekten başka çare yok. Yeterince uyanık olmak ve güzel bir şeyler olmaya başladığında bunu kaçırmamak dışında bir sorumluluğumuz yok.

***

George Carlin isimli komedyenin ABD ile ilgili dile getirdiği bir tespiti var, bunun yalnızca ABD değil, dünyanın hemen her ülkesi için geçerli olduğunu düşündüğüm için bu yazıya onunla son vermek istiyorum:

Bu ülkedeki ekonomik ve sosyal sınıfları nasıl tanımlıyorum biliyor musunuz? Zengin üst sınıf paranın tümünün üstüne oturuyor, hiç vergi ödemiyor. Orta sınıf asıl işi yapıp vergilerin de tümünü ödüyor. Fakirler ise … sırf orta sınıfın ödünü bokuna karıştırmak ve yaptıkları işlere sıkı sıkıya tutunmalarını sağlamak için orada.

Söz konusu olan son derece temel bir problem. Fakat bence bütün bunlar, düşünmeye değer şeyler.

 

 

Tags: , , , , , , , , ,

“ABD’de Halkın Kendine Yakışanı Giymesi Hareketi: “Occupy Wall Street”” için 24 yorum yapılmış.

  1. Oğuzhan

    Eline sağlık, içeriden haber alabilmek güzel oldu. :) Şeyi soracağım, “pratikte var olan” karar alma mekanizması Adbusters ve Anonymous ekibi miymiş? Değilse bu mekanizma inisiyatif almak isteyenlere açık mıymış? Örneğin Brooklyn Köprüsü’nde eylem yapma kararı nasıl alınmış? Yapıyla ilgili birazcık daha ayrıntılı bilgin varsa ekleyebilir misin?

  2. e.pinar

    Merhaba,

    Ben de henuz bitirmedim ama izledigim kadarini dusunerek bile  size The Century of the Self adli belgeseli rahatlikla tavsiye edebilirim:
    http://en.wikipedia.org/wiki/The_Century_of_the_Self

    Yazinin sonunda sordugunuz sorulara bir sekilde yanit verdigini dusunuyorum. Youtube’dan izlenebiliyor. Ilk kismi icin:
    http://www.youtube.com/watch?v=jUYFr-uDQgg

    pinar

  3. Yalçın Pembecioğlu

    Selam, Bu hareketle birlikte Wall Street’e gelemeyenlerin kendi çevrelerinde pasif işgal eylemlerini başlatmaları konusunda da fikirler ortaya çıktı. ABD’nin farklı kentleriyle beraber Avrupa’da da “Occupy X” eylemleri başlıyor. Kardeşimden dolayı haberim olan Occupy Amsterdam bunlardan birisi: https://www.facebook.com/event.php?eid=255019801209596

    Konuya yaklaşım ve aktrılan bilgiler açısından çok başarılı bir yazı. Türkçe’de eylemi en iyi özetleyen kaynak olmuş şimdiye kadar gördüklerim arasında. Artık rahat rahat bağlantı verebileceğim birinci gözden bir anlatım olması çok sevindirici. Ne iyi etmişsin de oralara kadar gidip bu yazıyı hazırlamışsın!

    Yalçın

  4. Murat E.

    Telefonun diğer ucunda Brooklyn Köprüsü’ndeki göstericilerden birisi var. Telefonda gösterinin gidişatından ve polis müdahalesinden bahsediyor. Yukarıdaki arkadaş ise telefondaki kişinin söylediği her şeyi cümle cümle tekrar ediyor. Söylediği her cümle, kendisine fiziksel olarak tam olarak ne dediğini duyabilecek kadar yakın olan 40-50 kişilik grup tarafından hep bir ağızdan tekrar ediliyor. Böylece telefonun diğer tarafındaki kişinin söyledikleri tüm parkta yankılanıyor ve herkese ulaşıyor.

    Nerede okudum hatırlamıyorum ama megafon kullanımının yasaklanması üzerine bulunan bir çözümmüş bu yöntem. Bir taraftan da komik şapkalı arkadaş megafonla dolaşıyor. Gerçi başka bir protestoya gidiyormuş. Belki sadece Wall Street’tekilere yasaklanmıştır.

    The Century of the Self’i ben de herkese tavsiye ederim. Adam Curtis’in diğer belgeselleri de güzel ama özellikle bu belgeselde tüketim toplumu denen garabetin 10-15 yıl gibi kısa bir sürede nasıl yoktan var edildiği çok güzel bir şekilde anlatılıyor.
     

  5. A. Murat Eren

    Yalçın, okumana sevindim. Occupy X açılımları benim de ilgimi çekiyor, Avrupa’da farklı toplumsal dengeler işliyor (İspanya, Yunanistan daha ‘Avrupai’ halk ayaklanmaları idi mesela, ABD’de ise “bir saniye arkadaşlar, bi’ hep beraber oturalım bakalım evvela” havası var gibi geliyor bana genelde), dolayısıyla genel olarak ‘Occupation’ duruşunun Avrupa’da nasıl karşılanacağını izlemeye çalışacağım.

    Pınar, bağlantılar için teşekkürler. O sorulara herkesin kendi yanıtlarını oluşturması gerektiğini düşünüyorum, hiç kimsenin düşünceleri bir insanın o kadar temel sorulara yanıt arama sürecini gölgeleyecek kadar önemli olamaz bana kalırsa. Fakat bağlantısını verdiğin belgeselleri izlemek de göz çıkarmaz sanırım, bilemedim :) FriendFeed’de animae de gönderdiğin bağlantıda yer alan belgeseli bilgisayarında izlemek isteyebilecekler için bir bağlantı göndermiş, onu da ekleyeyim, izlemek isteyenler için alternatif olsun: http://www.archive.org/details/AdamCurtis_TheCenturyOfTheSelf

    Oğuzhan, insanlar bir araya gelip konuşuyorlar. Konsensus temelli bir anlayış var. Birisi çıkıp “bence yarın şurada gösteri yapılsın” deme şansına sahip, eğer insanlar kabul ederse onlara “durun, bu hareketin amacı şu, öyle yapamazsınız” diyecek bir merci yok. Yukarıdaki parka gidip, duvarın üstüne çıkıp “herkes beni dinlesin” diye bağırdığın zaman insanlar söylediklerini beğendikleri taktirde yüksek sesle tekrarlamaya başlıyorlar. Ben oradayken şöyle bir şey oldu. Yaşlı bir adam geldi, “ben 89 yaşındayım, Amerika’daki iki finansal kriz hayatımı alt üst etti, bir şeyler değişmeli” diye bağırdı, herkes adamın söylediklerini bir ağızdan tekrar etti, bu adamın hikayesi bütün parka ulaştı (insanların gözleri doldu, sanki o an herkes o adama sarılmak istedi). Eğer bu adam ardından “şimdi beni takip edin, buradan Star Bucks’a gidip kahve içecek, iPhone’larıımz ile kahve kaplarının fotoğraflarını çekip Instagram’a göndereceğiz” deseydi belki bir grup da onu takip edip parktan ayrılırdı. Söz konusu yapı işte bu kadar anarşik, sosyal ve impulsif bir yapı. Karar alma süreci de bu yapının dinamiklerine istinaden şekilleniyor. Söyleyecek bir şeyi olanı dinlemeye hazır olan, hep beraber hangi yöne gitmek istediğine karar vermek isteyen bir kalabalık bu.

    Selam, sevgi.

  6. Ozan Sakin

    Meren, ben de Serkan’ın tweet’inden gördüm. Bütün gün http://wearethe99percent.tumblr.com sitesinde olayın vehametine tanık olduktan sonra senin yazını okumak çok güzel oldu.

  7. Güney Cüceloğlu

    konu ile ilgili, siradan abd vatandasi ne dusunuyor diye merak ederseniz dpreview forumlarindaki su tartismayi ilginc bulabilirsiniz, birkac fotografimi gondermemin ardindan ilginc yorumlar geldi.
    http://forums.dpreview.com/forums/readflat.asp?forum=1032&thread=39508416&page=1

  8. Uğur

    12. fotoğraftaki kadının sırtında “SLUT” yazmakta. bu yazının hemen altında arapça harflerle küçük bir yazı dikkatimi çekti. elimde olan imkanlarla yakınlaştırıp okumaya çalıştım. arapça imla kurallarına uyulmadan çalakalem yazılmış. yani hareke kullanılmamış. eğer arapça kurallara göre okursanız “gaile” yazmakta. kelime (kullanıldığı cümleye göre değişir); sıkıntı, korku, dert, savaş keder, utanç, yük vb. anlamlara gelir. yani ingilizce düşünecek olursak; fear, anxiety, worry..
    bir de kelimeyi osmanlıca kurallara göre okumayı denedim (kabul ediyorum biraz zorlama oldu). ama eğer bu şekilde düşünüp yazılmışsa, kelimenin son harfinin üzerindeki noktalar kadının cilt lekeleri değilse ve aradaki küçük harf bildiğimiz “f” harfi ise o zamanda “gaflet” şeklinde de okunabilir. (dediğim gibi biraz zorlama olur)
     
    belki küçük bir detay ama “SLUT” kelimesinin altına ingilizce korku anlamına gelen bir kelime yazılmışsa, detaydan öte bir şeyler ifade etmek için olduğuna kalıbımı basarım..

  9. FurkaNY

    Sıradan ABD vatandaşının ne düşündüğünü görmek için bu yazı altındaki yorumları okumak gerek:
     
    http://www.guardian.co.uk/commentisfree/cifamerica/2011/oct/04/occupy-wall-street-new-york

  10. Ahmet Emre

    Uğur Bey ve Sevgili Meren,  Kadının sırtında Arapça olarak \aile\ yazmasi da kuvvetle muhtemel. Arapçanın normalinde zaten hareke yoktur. İmlaya da uyulmuş: عائلة

  11. dasa

    megafonun yasaklanmasını mütakiben bulunan çözüm, eskiden toplumları etkileyen meydan konuşmalarının hep bu şekilde mi yapılmış olduğu konusunda merak uyandırdı bende. zira “veda hutbesi”nin de aktarım yoluyla bir insan topluluğuna ulaşmış olduğunu duymuştum. ayrıntılara takılmak bu oluyor herhalde.

  12. Güney Cüceloğlu

    kadinin sirtindaki slut ve korku yazilarinin ilginc bir sebebi var, direkt olarak OWS ile ilgili bir durum degil :)
    bu fotograflarin cekildigi gun new york’ta tecavuz, cinsel istismar karsiti baska bir protesto vardi ve adi da  ”SLUT WALK” idi.
    Fotograftaki kisi Slut walk’ta isini bitirip OWS’ye akmis olmali, bir nevi alemlerden alemlere akiyor da diyeiliriz.

  13. Hüseyin

    tv haberlerinde wall street’te eylem olduğunu duyunca içimden dedim ki ‘meren şimdi birkaç satır yazar bu eylemle ilgili, ben de keyifle okurum’. netekim düşündüğüm gibi oldu. bana da okumak kaldı.

    bazen içeriği ikinci plana atıyorum senin yazılarını okurken. yazsın da ne yazarsa yazsın diye düşünüyorum. fotoğraflar da tabi ki olmazsa olmazı senin yazılarının. neyse uzatmayayım, sen hep yaz üstad…

  14. selim ödemiş

    şunu belirtmek isterim ki yazıyı paylaştığınız gün livestream.com a erişim engellendi. ellerinize sağlık.

    http://twitter.com/#!/engelliweb/status/121618436563546112

  15. Vedat AYDIN

    4 Amerikadan en alttakiler sonunda uyanmak üzere hareketlendiler. Bu bir başlangıcın ilk kıvılcımı.

    Amerika 4 kısımdan oluşuyor. Bunu bir Amerikalıya söylediğimde “bunu anlamak için yabancı mı olmak lazımmış” demişti.

    Amerika’da lobilerin güçlü ve yönlendirici olduğu Amerikan siyaseti, siyasetin yönlendirdiği sömürü sistemi olan Amerikan ticareti, ticari yolla elde edemeyeceklerini çeşitli seneryolarla olur hale getirerek ülkelerin kültür ve yeraltı kaynaklarına saldıran Amerikan silahlı kuvvetleri… Tabiki tüm gelişmeler olurken 12 silindirli aracına koyduğu benzin ve ucuz gıda almanın keyfini yaşayıp büyüklerinin tavsiyesiyle soru sormaya korkan 4. kesim TÜKETİCİ HALK. İşte bu hareket o en alttaki tüketici ve ezilen halkın ilk hareketiydi. Devamı gelir mi? Bilmem. 50 yıllık planların bozulmasına yönetim kolay kolay müsade etmez. Amerikalı olmak zordur.
      

  16. gulseren

    maksat şanımız yürüsün… ama kalabalık olsun şan dediğin, wall street’teki gibi, tahrir’deki gibi… kimse şanınıza dil uzatamasın, uzatırsa devrilip gitsin cehennemin öte tarafına… teşekkürler meren…

  17. ege diren

    “Polis barikatı dünyanın her yerinde halkın iradesinin devletin öngördüğü seviyenin üzerine çıktığının göstergesidir; ne kadar uzunsa, o kadar iyi.” cümlesi için ayrıca teşekkür etmek lazım. :)

  18. aykan

    İnanmayacaksın Muratcım; tam da şu Murat’a bir mail atayım da wall street olayları hakkında bildiklerini yazsın diyecektim.Sen süper bir hareket yaparak resmen naklen yayın yapmışsın.Teşekkürler dostum, iyiki varsın:)

  19. canlina

    Böyle bir yazıyı okuyabilmek benim için çok iyi oldu.Televizyondan takip etmeye çalıştığım için bilgim yüzeyselliğin ötesine geçememişti…Ve herkesin bunu ben yaptım başı benim diye dolaştığı bir dünyada ‘bizler lider değiliz.’ diyebilmeleri yazının geneli göz önüne alınınca normal gelse de günümüz yaşantısını düşününce beni şaşırttı.Yazın için teşekkürler:)

  20. kerem

    hocam sizin ora karışmış bayram bayram… umarım sizin keyifniz yerindedir ..
    iyi bayramlar ….

  21. Papatya Papadopoulos

    Güzel şeyler olacak elbet… er ya da geç, ama olacak; başka çare yok.
    Güzel şeyler olmaya başladığında da artık kimse durduramayacak….

    Bambaşka bir görünüm ve anlam kazanmış Wall Street sokaklarında, çok güzel bir Foto-gezi oldu sayenizde…
    Ellerinize sağlık :)

  22. melis

    Meren bunu gordun mu bilmiyorum ama Gabriel’in portresi bu projede de yer almis. Sapkasindan tanidim.
    http://occupyinsideout.com/

  23. emin
  24. hm

    konuşmacının sözlerinin, etraftaki insanlar tarafından tekrar ederek duyurulması uzun zamandır kullanılan bir taktik. gösteriler boyunca “kamu refahı” nı bozmamak için megafon, mikrofon gibi aletlerin kullanılması yasaklandı. bu yüzden göstericiler “human mic” dedikleri bu yaratıcı taktiği geliştirdiler. ve hemen hemen işgalin başlangıcından beri bu taktiği kullanıyorlar.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün