Maine’de Ateş Böcekleri

4/07/2012, 07:48

Geçtiğimiz hafta Anoush ile beraber ABD’nin Maine eyaletindeki bir kasabaya gittik. Orada bulunduğumuz süre içinde Anoush kendisini Maine’in sükunetine emanet edip düşüncelere dalarken, ben de kaldığımız yere 15 dakika uzaklıktaki kütüphanede işlerime yoğunlaştım.

Maine ABD’nin doğu sahillerinin en kuzeyindeki eyalet. Kanada’ya sınırı var (haritada şöyle duruyor). Tahmin edebileceğiniz gibi kışları çok soğuk oluyor. Yaz mevsimi de sadece iki aydan mütevellit. Belki de biraz da bu sebeple Maine’in doğal güzellikleri menkıbesi gezegen üzerinde basmadık yer bırakmamak olan insan canlısının hırsından nispeten korunmuş vaziyette.

Maine şaşırtıcı derecede ‘eski’ geldi bana. Ama elbette iyi anlamda (‘eski’ kötü anlamda da kullanılabilecek bir şeymiş gibi bunu özellikle belirtmem çok iyi oldu bence). Misal, aşağıdaki gibi gaz pompaları ile çalışan benzinlikler var Maine’de. Ben bu Maine’i ısıra ısıra yemeyeyim de ne yapayım.

Maine’de Maine’e dair derinden hissettiğim bir diğer his de “sessizlik” hissi idi. Atlantik Okyanusu’nun irili ufaklı koylar ile işlemiş olduğu kuyı şeridi boyunca aşağıdaki gibi küçük ve tatlı kasabalar var. Okyanusun bittiği yerde yer kabuğunu ormanlar sahiplenmiş. Ormanların içine serpiştirilmiş göller, göllerin etrafına serpiştirilmiş evler…

Ama sessiz böyle.

***

Maine’de bizi Anoush’un amcası Chris ve eşi Nina misafir etti. Bu fotoğrafı çektiğim gün evliliklerinin 33. yıldönümü idi. Nice yıllara.

Chris ve Nina’nın evi büyükçe bir gölün kenarında. Maine’de geçirdiğim hemen her akşamı gölün üzerinde bir şeyler yaparak geçirdim.

Her ne kadar “nereye gidiyorsun” sorusuna verebileceğim nispeten pratik bir yanıtım olsun diye ısrarla oltamı yanımda taşımış olsam da, gölün üstünde geçirdiğim süre içinde en sık yaptığım şeylerden birisi gölün bataklığa dönüşüp bttiği koylarda hiç kıpırdamadan vakit geçirmek idi.

Nasıl ki derse giren öğretmen sınıfın gürültüsünü bıçak gibi kesiyorsa, -çok afedersiniz- doğaya giren insan da benzer bir şekilde her şeyin evvela bi’ irkilmesine sebep oluyor. Ve nasıl ki öğretmenin pasif olduğu durumda sınıf usul usul eski uğultusuna kavuşuyorsa, doğa da hareketsizliğime güvenip yavaş yavaş rutinine dönüyor (her gittiğim yerde deniyorum, %100 çalışıyor). Sonrası malum.

Gölün suyu berrak, fakat yukarıdan bakınca katran gibi görünüyor. Sonra orada bir nilüfer çiçek açıyor filan. İnsanın çekip çekip Fotokritik’e yollayası geliyor (hehe).

Oltayı içeri istikametli yolculuklarımı kamufle etmek için taşıyor olsam da balık tutmadan duramadım.

Fotoğraftaki bir ‘striped bass’.

***

Gölün ortasında bir ada vardı. Bu minicik adaya genellikle karadaki yırtıcılardan korunmak isteyen çakal kuşlar yuva yapıyorlarmış. Küçücük adanın üzerindeki koca koca ağaçlar aklıma Miyazaki’nin Totoro’sundaki ağaçları getirdi (bu arada Totoro’yu da hâlâ izlememiş olanlar var mesela; bence akıl almaz bir hadise).

Şu adaya bir gideyim de yırtıcılardan korunuyoruz diye böbürlendiğini tahmin ettiğim kuşlara günlerini göstereyim dedim. Fakat adaya adımımı attığım anda kuşların birincilik tellerinden yaptıkları ve yolumun üstüne bıraktıkları birincilik tacını görüp duygulara gark oldum.

Yani sen tut kuşlara günlerini göstereceğim diye çık yola, ama bir birincilik tacı ile 180 derece dönsün kişiliğin. Birazcık sevgi ne uzun mesafeler gidiyor (ve anlaşılan bunu kuşlar bile biliyor). Tacımı kafama koyup kuşları rahatsız etmemek için büyük bir itina ile arşınladığım adayı kısa bir süre içinde terk ettim.

***

Ve bir gece ormanda ateş böceklerinin misafiri idik.

Ve bu da böylelikle yaşanmış oldu.

 

 

Tags: , , , , , , , , ,


“Maine’de Ateş Böcekleri” için 19 yorum yapılmış.

  1. Fatih

    Akıl almaz güzellikte bir yer. Sayfayı aşağı doğru her kaydırdığımda bir başka fotoğraf gördüm ve her fotoğrafta başka bir “aaah aah” dedim :)

  2. sezay

    Sevgili Murat, “EVRENİN SEÇKİNLERİNDENSİN”…
    Sevgilerimle

  3. alper tunga

    meren her yeni yazısında hem kıskanıyorum hem güzellikleri görüyorum hem de ah ulan ah diyorum. Bir gün bende gezeceğim buraları. 

  4. merve

    Vermek almaktan daha üstündür denir ya..sen bunları bizimle paylaşarak aynen onu yapıyorsun.. seni takip edenlerin kalbine dokunup onları yazıların ve fotograflarınla mutlu ediyosun.. seni de mutlu edenler olsun:)

  5. Ugur

    bir “balık tutarak küçülmek“ olmasa da (yazar burada eski kaynakları referans gösteriyor) yine de insanın bir şeyler yazmak için öyle çok şey yaşamasına gerek olmadığını gösterdin bize.  iyi de ettin, çok güzel de ettin..

    *unutmadan, Arpat kişisinin düğün fotoğrafları ile alakalı yazı gelecek gibi bir umut var içimde. 

    hayat ne güzel böyle umut etmek filan :/

  6. A. Murat Eren

    Yorumlar gelmiş :) Hepinize teşekkürler.

    Uğur, Arpat’ın düğününden birkaç fotoğrafa yer verip bir şeyler karalamayı ben de istiyorum. Bakalım bakalım :)

    Bu arada Stephen King’in neredeyse tüm hikayeleri Maine’de geçiyormuş. Zaten kendisi de Maine’de yaşıyormuş. Şimdi adamın kitaplarını ve Maine’i düşününce o kadar yerli yerine oturdu ki anlatamam.

  7. Okan Özeren

    Abi şimdi, orası da tam kitap yazılacak yermiş; burada -saat 00:00 olmuş bangır bangır Orhan Gencebay çalarak mahallemizi şenlendiren gençler sağolsun- yazılacak değil ya :D.

    Şaka bir yana, sessizliğe ya da başka bir deyişle insansız doğanın tekdüze ve huzurlu gürültüsünün ne denli özlenilesi olduğunu hatırlattın yine. Gidip yine şnorkelle küvete dalıciim valla :). Çok yaşayasın (duymadığımız hapşırıklarına da say)…

  8. A. Murat Eren

    “Şnorkelle küvete dalacağım” serzenişine verdiğim tepkiyi bütün laboratuvar duydu, öyle diyeyim :)

    O kadar içinden geldi ise evdekileri de al, git kamp filan yap bir ormanda diyeceğim, ama yapmadığına göre bir bildiğin vardır, belki geçen süreç içerisinde oralarda kamp yapılacak yer bulmanın iyice imkansızlaştığını söyleyeceksin bana diye korkuyorum. 

  9. Anoush

    :) cok amazing.

  10. Okan Özeren

    Çanakkale/Kabatepe hala yıllık uğrak yerlerimden. Bir de İstanbul yakınlarında Istranca ve komşu ormanlıklar var. Bursa, Bolu/Abant falan filan da derdim yakın olmalarından mütevellit… Ama gel gör ki hep insan, hep trafik, hep kalabalık be abi. Geçen hafta Çerkezköy yakınlarında bir göl kenarındaydım ve gölün üstünde nilüferler yerine ne yüzüyordu tahmin et? Bira şişeleri :(.

    Demek istediğim, hani nerde kuşlar ve çalılardan ördükleri taçlar diyor insan ve nilüferler buraların göllerini terk edeli çok oldu. Tabii bu sefer de sen “git, Doğu Karadeniz var aslanlar gibi” dersin diye ben korkuyorum :D.

  11. seda

    meren,

    yazılarını ne zaman okusam, fotoğraflarına ne zaman baksam, doğaya ve sana hayran kaldığım kadar, amerika’nın dünyanın kirlenmesine en çok katkı veren ve kişi başına çöp üretmede birinci olan bir kocaman ülke olmasına da o kadar şaşırıyorum.

    fotoğraflarında doğa dokunulmamış ve tertemiz görünüyor. acaba bu amerikalılar, evlerini temiz tutup çöpü sokağa mı atıyorlar?

    yorumculardan bir kişi, hani şnorkelle küvete dalacak olan, bizim buralarda gölde nilüfer yerine bira kutusu var demiş ya.
    türkiye’de olsan da, böylesine “temiz” fotoğraflar çekebilir miydin acaba?

  12. A. Murat Eren

    Seda,

    Ben de sürekli aynı şeyi düşünüyorum. Sanıyorum birkaç onyıla kadar dünyanın en temiz, en dokunulmamış doğası, ironik bir şekilde, dünyanın en gelişmiş ülkelerin sınırları dahilinde kalacak.

    Türkiye her yere baraj dikmeye uğraşırken, ABD toraklarının hatırı sayılır bir kısmı ulusal orman ve park alanı olarak koruma altına alınmış durumda.

    “Dünyayı sömürdüler sömürdüler, şimdi kendi doğalarını koruyorlar” demek mümkün. Buna bir noktaya kadar katılıyorum. Fakat adamların koruma altındaki ulusal parklarının birçoğu neredeyse bizim cumhuriyetin tarihi ile boy ölçüşür. Yani bu sonradan geliştirdikleri bir bilinç değil. Hatta bence işte tam da bu bilinç ABD’yi ABD yapan. Bunlar çok karışık mevzular.

    Türkiye’de iken de bu kadar ‘temiz’ fotoğraflar çekebiliyordum bence (bkz: http://meren.org/blog/2009/07/artvin-guncellemesi/, http://meren.org/blog/2009/07/barhalda-7-gun/), ama şimdi gelsem çekebilecek miyim, bilmiyorum. Çünkü nüfusun büyük çoğunluğu büyük şehirlerde yaşam telaşı ile meşgul iken, az önceki bağlantılardaki vadiye de baraj yapılıyor misal.

  13. mertcan

    gerçekten böyle yerleri görmek ve gezmek büyük bir şans.

  14. Müjdat

    Balığa çok üzüldüm. Neden bilmiyorum. 

  15. pelin

    Sevgili Murat Bey,
    Yeni keşfettiğim blogunuzu okumaktan ve fotoğraflarınızı izlemekten çok büyük keyif alıyorum. Ancak nerdeyse okuyacak bir şey kalmadı, başka sitelerdeki yazılarınıza bile göz gezdirdim:) Heyecanla yeni postlarınızı bekliyorum.
    Sevgiler,
    Pelin

  16. gribbo

    Fotoğrafçılıkla amatör olarak ilgileniyorum ancak sizin gibi fotoğrafçılar ve fotoğrafları olunca işi gücü bırakıp dünyayı dolaşasım geliyor.

  17. Off Road

    Müthiş bir iş çıkartmışsınız sizi tebrik ederim. Fotoğraflarınız harika, gezdiğiniz yerler nefis.
    Güzel blog anlatımınızla beraber birleşince kusursuz bir yazı olmuş.
    Elinize sağlık.

  18. Taner Tarlakazan

    Meren selamlar

    Fotograflarin ile ilgili uzun suredir takip etmeme ragmen anlayamadigim bir detay var yok yok hatta iki tane.

    1-cogu fotografinda gorebildigim hakim gri ton.(evet cok sacma oldu boyle yazinca)Ya her fotograf cektiginde kapali havadasin ya da oralarda isik buradakinden farkli davraniyor:p

    2-koselerdeki siyah kisimlar.filtre marifeti mi yoksa lens marifeti mi?
    Keske aklimda olan kafama takilan soruyu tam ifade edebilsem.tam beceremedim farkindayim ama belki demek istedigimi anlarsin :)

    Yazilarin fotografa olan meragimi besleyebilecegim en guzel turkce kaynaklardan birisi o yuzden tesekkur ederim.

  19. Meren

    Selam Taner,

    Birincisi, çektiğim fotoğrafların çok büyük kısmını kapalı havalarda çektiğim doğru. Bunu istemli bir şekilde yapmıyorum, fakat ‘diffused’ ışığı görünce elim fotoğraf makinesine daha sık gidiyor.

    İkincisi, tüm lenslerimi mümkün en açık diyaframları ile kullanıyorum. f/2.8 ve f/1.4′te düzeltmek için filtre kullanmadığın taktirde kenarlardaki karartılar (‘vignette’) çoğunlukla optik; kontrastı artırınca fotoğraftaki etkileri de artıyor.

    Burada şöyle bir yazı var, daha önce okumadıysan: http://meren.org/blog/2010/04/merenin-fotograf-sirlari/ :)

    Sevgiler.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün