Woods Hole’u da İyi Bilirdik

29/12/2015, 06:09

İskelenin nemden ıslanmış tahtaları üzerinde küçük adımlar atıyordu. Sessiz, serin, ve gri kasaba usul usul iskelenin sonuna doğru yürümekte olan sakinini mütevazi bir sisin altından izledi. İskelenin tahtaları böyle tam bir adım genişliğinde. Öyle denk gelmiş. Böyle durumlarda bir adımın iki tahtaya birden denk gelmesi yasak tabi. Dışarıdan bakan da adam sanır. Adam vücut sincap kafa.

O gün hava ne sıcak ne soğuktu. Ellerini cebinden çıkardı. Sonra geri soktu filan. Evet, ne yaptığını çok iyi bilmeyenlerin rasgele salınımı. Açıklaması güç davranış örüntülerine sıkıcı isimler bulmakta üstüne yoktu. Anlatılabilir şeylere yoğunlaşmak ister misiniz efendimiz? Cevap yok. Bir gece öncesi dişlerini fırçalamak için girdiği banyoda aynanın karşısında boş boş dikildiği dakikalar misal. Neden kendimizi olmadık yerlerde dikilirken buluyoruz öyle? Buna da cevap yok. Sorular değişiyor, ama cevap veremeyişiniz baki. İstikrarlıyım en azından. Değildi. Ama öyle bilinsin isterdi. “Rahmetli çok istikrarlıydı“, dedi imam nezaketinden. Herkes her şeyin doğrusunu bilmek zorunda değildi sonuçta. Cemaat ilgi bekleyen bir çocuğun acelesiyle girdi lafa: “İmam hanım, biz rahmetliyi çok iyi bilirdik“. Peki aferin. “Hem o da bizi iyi bilirdi. Burak, Salim filan çok çektirmişti vaktinde buna ama hiç öyle büyütmemişti rahmetli :)“. Salim bir şeyler mırıldandı kızgın kızgın. Kamera cemaatteki başka yüzlere odaklandı. Aslında hepsi çok iyi insanlar. Rahmetliyi de pek bilmezler esasında. Ama duyunca gelmişler işte. “Hayattayken olmadı, kısmet bugüneymiş :)“.

Çok iyi bilirlermiş rahmetliyi” diye düşünüp için için sinir oldu imam. Bir şeyler söyleyecekmişçesine ciğerlerini doldurdu, sonra vazgeçti. Eh, imamlık onda kalsındı. Bu toplum bazı şeylere hazır değildi. Nicelerimiz ölene kadar bekledi bunlar bir şeylere hazır olsunlar diye imam hanım, lütfen ama. Evetdi. Çok ölüler ölmüştü bu dünyada. Hatta büyük bir kısmı da bir şeyleri beklerken ölmüştü. Bilmeyenler imama sorsundu: neredeyse hepsini o gömmüştü. Ama onun da eli-kolu bağlıydı işte. Zaten koskoca Woods Hole’da bir tek rahmetlinin kolları iki yanda idi: rahmetli olma durumu işte böyle bir ferahlıktı. İskelenin sonuna vardı. Çıkırt.

eel-pond

Durgun suyun üstünde yazlıkçılardan miras teknelere baktı biraz. Bakışları daha ötedeki boş evlere uzandı. Evler boş, tekneler boş. Senden başka kimsenin olmadığı bu kasabada ne yapıyorsun evladım? Efendim? Her şeyi ile tam teşekküllü bir muasır medeniyetler kasabası olan Woods Hole’da sorulara sorularla cevap vermek cevap vermekten sayılmıyordu. Eee? Cevaplamayınca gitmeyen, arsız, yapışkan sorular. Cevap verecek gibi oldu, veremedi. Kendi sorularımıza bile cevap bulamıyoruz ayol. Yine sorular kazandı velhasılı. Sorular: 1, Cevaplar: 0. Yani işte bak kazanmak da mümkündü aslında. Kendi sorduğunuz sorular kadar bile olamadık efendimiz. Olamadığımızlardan konuşacaksak konuya girecek daha çarpıcı yerler var aslında, ama bize Woods Hole’da ayrılan sürenin de sonuna geldik işte. Aa, bu kadar mı süre ayırmışlar bize? Cemaatten birkaç kişi çaktırmadan saatlerine baktı (birisi kendi kendine “esasında ayrılan süre de fena değilmişti hani” diye mırıldandı).

İmam cebinden rahmetli tarafından kaleme alındıktan sonra dörde katlanmış bir kağıt çıkardı ve gür bir sesle okumaya başladı. “Yolculuğuma bir şekilde tanıklık etmiş cemaate mektubumdur, koşullar müsaade ederse lütfen kendilerine yüksek sesle okuyunuz“. Cemaat heyecanlandı. Birkaçı neşe ile kafasını sallıyordu. Koşullar çok müsait, okuyunuz imam hanım! Ve imam hanım okumaya devam etti. “Nereden başlasam bilemiyorum”. Cemaatten gülüşmeler, az sonra bozulacak olan bayram havasına karıştı. ”Her şeyin bir zamanlama hadisesi olduğunu çok geç anladım. Aslında sandığım kadar karışık değildi: erken gelenleri kimse istemiyor, geç kalanlara ise yer kalmamış oluyordu. Belki de bunu vaktinde göremediğim için son yıllarımda açılan defterlerin pek azını kapatabildim. İşler bu noktaya kadar geldi. Fakat Woods Hole’daki vefatımın hepimiz için yeni bir başlangıç olmasını diliyorum. Hepinizi öperken, yüce affınıza sığınıyorum“.

Gülücüklerin donduğu yüzler şimdi şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile birbirine bakıyordu. Kısa bir sessizliğin ardından “rahmetli biraz ayıp etmiyor mu imam hanım!?” diyerek rahatsızlığını dile getirdi içlerinden biri. “Evet yaa!” diye onayladı bir diğeri. “Nerede umut, nerede cesaret imam hanım!“. İmam herkesi sakin olmaya davet ettiyse de sükuneti tesis etmek mümkün olmadı. “Cemaatten birisi çıksın, bu hatayı düzeltsin! Cevap hakkı istiyoruz!“. Tamam, aranızdan birini seçin, özet geçsin. Cemaatin oy birliği ile seçtiği amca siyah takım elbisesi ve spor ayakkabıları ile kürsüyü aldı. Kendisi rahmetliye olan yakınlığı ile tanınırdı. Baştaki birlik ve beraberlik havası gitmiş, yerine Woods Hole’un sisinden bile yoğun bir gerginlik gelmişti. Beceriksizlikten vefat edip kalanları üzmek de neyin nesiydi. İmam sigarasını söndürüp togasını kuşandı yeniden. Cemaatin sözcüsü burnunun ucundan kayıp yerle yeksan olma hayalleri kuran gözlüğünü kalın siyah çerçevesinden tutup düzeltti. Cemaatin sevgili üyeleri, değerli doktor imam hanım, demokrasi ve ifade özgürlüğünün beşiği Amerikan Birleşmiş Devletleri’nin mesnetli kasabalarından Woods Hole kasabasının pek muhterem sakinleri, ve elbette bizi sürpriz vefatıyla bu güzide günde bir araya getiren ve arkamda gördüğünüz iskelede sereserpe kolları iki yanda yatmakta olan kıymetli arkadaşımız, sevgilimiz, kardeşimiz, oğlumuz, kuzenimiz, ya da hasbelkader İnternet’ten filan tanıdığımız rahmetli. Kaleme aldığın ve imam hanımın teveccüh göstererek bizlere gür sesiyle okuduğu dokunaklı mektubun vasıtası ile giderayak bizleri hayal kırıklığına uğrattın (cemaatten birkaç kişi az kalsın alkışlayacaktı, fakat enerjilerini sona saklamaya karar verdiler). Woods Hole’daki inzivana rahmetli mertebesiyle son vermene sebep olan olaylar silsilesi bize bir muamma, lakin cemaat bu başarısızlığını kabul etmiyor, ve seni kendisinin güçlü bir bireyi olarak hatırlamayı tercih ediyor. Gök gürültüsü gibi bir alkış koptu. Cemaatin keyfi yavaş yavaş yerine gelmeye başlamıştı. Güçlü insanların havası da bir başkaydı. İmam kollarını havaya kaldırarak herkesi sessiz bir biçimde sükunete davet etti. Adam imama başını eğerek teşekkür ettikten sonra devam ediyordu: Biz de zor günler geçirdik. Fakat dişimizi tırnağımıza takıp bu zorluklarla başa çıkmayı öğrendik. Önümüze açılan defterleri bir bir kapattık, geçmişi değil günü yaşadık. Gecelerin köründe gözlerimizi açıp “neden” diye sormadık kendimize. Gençliğimizde bize gülünç gelen klişelerin her bir kilide uyan anahtarlara dönüşmesine müsaade etmedik. Bak rahmetli olmasaydın sana da öğretirdik. Ama tuttun sen kendini Woods Hole’a kapattın. Tali yollar sana sapmadı rahmetli, sen onlara saptın. Kapanması gereken defterleri kapatamayıp, kapanmış olanları geri açtın. Yani açmayacak mıyız kapıyı bir çalan olduğunda? Açacağız belki! Ama önce kapının zincirini takacağız, sonra aralıktan bakıp “buyrun, kime bakmıştınız?” diye sorcağız isteksiz isteksiz. Kapı çaldı. Zinciri takıp açtı adam. Genç biri. Kızı olacak yaşta. Kızın sevgi dolu bakışları hiç vakit kaybetmeden kapının aralığından kendisini seyreden adamın mavi pijamaları, beyaz atleti, ve kirli sakalında dolaştı. Buyrun, kime bakmıştınız? Size bakmıştık :) Çok şekersiniz, ama yanlış gelmişsiniz canım. Kapıyı kapatacak gibi oldu. Olur mu hiç, işte adres burada :) Yapışkanlı kısmı artık yün-tüy dolmuş sarı bir post-it uzattı adama. Cemaatin mensupları tedirgin bir şekilde birbirine baktı. Adam kağıdı aldı eline. Gözlüğünü düzeltti. Bilmemne sitesi, bilmemne blok, bilmemkaçıncı kat. Kağıttaki el yazısını tanıyınca zavallının yüzü bir salkım üzüm gibi asıldı, öyle ki gözlüğün özgürlüğüne kavuşmasına artık ramak kalmıştı. Canım benim, adres doğru, ama vakit yalnış. Ama olur mu, sizin hikayelerinizle büyüdüm ben :) El yordamıyla gözlüğünü çıkardı. Kız kapının aralığından içeriye göz atmaya çalışırken adam kapının arkasında sıkıntılı bir şekilde kıpırdandı. İşin gerçeği evimin içi darma duman. Bir yere oturması lazımdı artık. Belki başka zaman. Tabi, yarın geleyim mi? Hem temizliğe de yardım edebilirim :) Bak sen şimdi git, başka bir zaman gel. Mesela işlerin bu noktaya gelmediği bir zaman olsun, çok başka bir zaman yani. Nefesi daraldı iyice. Kız şaşkınlığını ve kırgınlığını hala gülümseyen yüzünün ardına gizledi. Kızın bir suçu yoktu, tarihin ondan bağımsız yazılmış bir sayfasına sıkışıp kalmıştı. Kız arkasını dönerken adamcağız da usulca kapattı kapıyı. Kendisini utançla salondaki kadife koltuğa bıraktı. Bir bulut toz yerinden yurdundan oldu, ve bir kısmı hangisinin ne zaman açılacağı belli olmayan defterlerin üzerine kondu…

Cemaat imam ile beraber adamı kucaklayıp rahmetlinin yanına gömdüler. Mütevazi bir mezar taşını paylaştı iki merhum. Mezar taşında şunlar yazdı:

Merhum ve merhum. 1822 – 1453 – 2005 – 2015. Kimi çağlar düz ovaların: sarı, turuncu, dingin. Kimileri ise derelerin çağladığı vadilerin. Dönüp durdular, bu evrenin yabancı olmadığı deneyimleri farklı zamanlarda yaşadılar.

Cemaat dağılırken içlerinden Burak ve Salim olmayan biri gelip rahmetlinin mektubunu imamdan aldı.

***

Yukarıdaki fotoğrafı çektikten kısa bir süre sonra Woods Hole’dan ayrılmaya karar verdim sevgili günlük. Bu karardan kısa bir süre sonra da yeni laboratuvarımı ayaklandırmak üzere Şikago Üniversitesi‘nde işe başladım.

Şikago’ya doğru yola çıkmadan bir süre önce Woods Hole’daki 4 yılımın çok büyük çoğunluğunu geçirdiğim ofisimi topluyordum:

france-1

O sırada şöyle bir not almıştım:

Ofisimi topluyorum. Dört yılını da Woods Hole’a adadığım, ve bir arabanın arka koltuğuna sığacak hayatımı toplayıp başka bir şehre doğru yola çıkmak üzereyim. Bu çalıyor arka planda: https://www.youtube.com/watch?v=U9kGpx88MoE. Küçücük bir ofis. Ofisin içinde küçücük bir kutu. Kutunun içinde küçücük bir hayat. Daha da küçülse cebime girer kerata. Sıkıştırdıktan sonra bir dosyanın boyutuna bakıp “ne güzel sıkıştı bak, zerre entropi yokmuş” dersin ya, o hesap biraz. Adam 35 yaşındaydı. Aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı, etrafına baktı. Belki biraz daha bakınsa bir şeyleri anlayacaktı. ‘Neyse ya’, dedi, ‘sağlık olsun’“.

Arabanın arka koltuğuna sığdı gerçekten, hatta bu da ispatı:

france-4

Arada bir gelen e-postalar sağolsun, günlük hep aklımın bir köşesindeydi geçen aylar zarfında. Hatta Şikago’ya doğru araba sürerken sizler için bir karışık kaset bile yapmıştım, ama yazmaya fırsat olmadı bir türlü işte. Bugüneymiş! Şuraya iliştirivereyim onu da:

Velhasılı yarışmaya biraz da Şikago’dan katılacağım.

Yolunuz düşerse gelin işte, lab’ın tam karşısında bir kafe var, ne bileyim, kahve filan içeriz.

Tags: , , , ,

“Woods Hole’u da İyi Bilirdik” için 36 yorum yapılmış.

  1. ali

    ne yazıydı be. seninle başladım, çalıştık, odayı toparladık ve taşındık)

  2. MERVE

    Bir daha hiç yazmazsın sanmıştım merenbey:) ama mail kutumda yeni yazı linkini görünce “aalllaah yeni yazı yazmışş” diye sevinçten zıpladım. Artık yılda bir kere de olsa yaz. Yeter ki yaz. Kendine de dikkat et.  Taşınmak da iyidir. Gerçi sen daha iyi bilirsin:)

  3. Meren

    Böylelikle fiziksel olarak terk ettiğim bu kasaba ile ilişkime ruhen de son veriyordum. Taşınmak iyi. Hala arada bir kolaçan eden herkese teşekkürler :)

  4. ayşenur

    Bu blogta Like butonu yokmuş, yorum yazayım dedim. Şansın açık olsun Meren!

  5. Talha

    Özlettin be , insan arada bir kısa bir şeyler karalar dimi :D Bekletme bizi bir daha bu kadar uzun.

  6. Pelin

    Merhaba, birkac yildir takip ediyorum yazilarinizi ve birbirinden guzel fotograflarinizi, sonra onlari bir hikayenin icinde nasil kullandiginizi vs. Yazis tarziniz olgunlasti zamanla, e tabi dogal olarak. Zamanla insanin yaptigi isler olgunlasiyor zaten. Gercekten merak ettigim bir husus var, yillardir amerikada yasiyorsunuz, ingilizce konusup, yazip, dusunuyorsunuz. Bu durum yillar boyunca yazis tarzinizi nasil etkiledi? Turkce strukturunuz degisti mi ya da siz ne kadarini gozlemlediniz?

  7. Icarus

    Meren. 10 ay olmuş yazmayalı. Biliyorsun 9 ayın sonunda bebek bile doğuyor. Senin bebek biraz geç doğdu ama neyse gayet sağlıklı. Geç olsun güç olmasın değil mi hehe :) İyiki yazdın günümüz şenlendi. Ayrıca karışık kaset harika, o çaldı ben yolu seyrettim güzel de oldu. Neyse bu kadar arayı açmamanı temenni ediyorum :) Şikago’da neler yaptığını merak ediyorum. 

  8. Selman

    “bir arabanın arka koltuğuna sığacak hayat”

    Seninle en son ne zaman konuştuk Meren? Hayal meyal friendfeed’deki mesajlaşmamızı hatırlıyorum, muhtemelen son karşılaşmamız oydu. Sanki üzerinden asırlar geçmiş gibi geliyor. Hiç de tanışamadık ha, hiç fırsat olmadı. Ama sanki çocukluk arkadaşımmışsın da yollarımız ayrışmış, nicedir görememişiz birbirimizi gibi hissediyorum. Arada bir yazın, bir postun falan düşüyor önüme facebook’ta, belli belirsiz bir tanışıklık hissiyle, yüzümde bir gülümsemeyle açıyorum. Hep çok tanıdık bir şeyler buluyorum yazdıklarında (ya da yazdıklarının berisinde mi demeliyim). Yıllardır böyle bu. Yıllardır, belli belirsiz bir şekilde beni etkiliyorsun, hayatımdasın, hiç tanışmadığım çocukluk arkadaşımsın.

    Bilmem söyledim miydi, Dublin’e geldim ben, üç seneden biraz fazla oldu. Araştırma görevlisiydim İstanbul’da, istifa ettim geldim, burada yeniden başladım doktoraya. Hayatımda verdiğim en iyi karar olacakmış meğersem. Ve çok ciddiyim, eşin dostun kararımı fevri ve hatta belki çocukça bulduğu, “kapı gibi memuriyet bırakılır mı” falan dediği zamanlarda, neredeyse tereddütsüzce istifa ederken, başka milyon sebebin arasında, seni de düşünüyordum muhakkak. Yurtdışında yaşamanın, yeni ve yabancı bir şehirde kendine neredeyse sıfırdan bir hayat kurmanın o kadar cazip gelmesinin, bu tecrübenin bana tahminlerimin de ötesinde şeyler katacağından emin olmamın sebeplerinden biri de senin tecrübene (elbette senin yazdığın çizdiğin paylaştığın kadarıyla) olan az buçuk aşinalığımdı. Diyeceğim o ki, bir arabanın arka koltuğuna sığdırdığın o hayatın çok özel, çok kıymetli sevgili Meren. Bu kadar özel bir hayatı gün be gün inşa edebilmek de her babayiğidin harcı değil. Kendi kıymetinin kendin de farkındasındır ya muhakkak, olsun, bir de benden duy. No one should say no to a compliment from a friend anyway.

    Hakkaten sen çok mutlu ol istiyorum be Meren. Dünyalar tatlısı, dünyalar güzeli bi insansın. Başına hep iyi şeyler gelsin, etrafında hep muhteşem insanlar olsun inşallah. 

    Şikago is lucky to have you.

    Neyse işte… Öyle. Bu vıcık vıcık duygusal mesajla on yılda bir ses etme görevimi yerine getirmiş olayım :)

    Çok çok sevgiler, çok çok selamlar.
    Selman.

  9. Meren

    Aysenur, Talha, Icarus. Arayi bir daha bu kadar acmayacagimi umuyorum :) Sikago’da hayat duzene girsin, ilk is burada ne tur at hirsizliklari yaptigimdan girisecegim soze. Sonrasi gelir herhalde. Hayirlisi.

    Sevgili Pelin, hala buralara ugramana cok sevindim. Sordugun soru epey derin bir soru ve benim de kafami kurcaliyor arada bir. Duzenli, gunluk hayat Turkcesi konustugum neredeyse hic kimse yok hayatimda. Bir yildan uzun bir sure once Turkiye haberlerini de artik takip etmemeye karar vermemle birlikte Turkce gundelik ve duzenli bir iletisim dili olmaktan cikti benim icin. Diller Lego setleri gibi. Dukkana girdiginde her kutu birbirinin ayni, fakat icindekilerin en cok ne yapmakta kullanilacagi gittikleri eve, evin ahalisine gore degisiyor. Neredeyse hersey Ingilizce olmasina ragmen, ic dunyamda, hayatim ve kendim ile ilgili meselelerde Turkce halen tek alternatifim garip bir sekilde. Muhakkak bu ‘cesitsizlik’ benim Turkcemin farkli bir yone ilerlemesine, yapisinin degismesine sebep olmus, yazim tarzimi da zaman icerisine etkilemistir. Su yazinin son kisminda dil mevzusu uzerine aklimdan gecenleri yazmistim bir zaman: http://meren.org/blog/2012/12/new-orleansta-uc-ogun/, isin bir de o boyutu var tabi :) Yorumun icin cok tesekkurler!

  10. Meren

    Selman :’)

    Once mail atacaktim, ondan sonra buraya yazmanin daha mert bir davranis olacagina karar verdim.

    Acikcasi FriendFeed defterini kapattiktan sonra sanki ailesinin bir kismini kaybetmis birisi gibi hissettim bir sure. Internet uzerinden tanidigim, cogu ile soyle karsilikli oturup sohbet etme firsati bile bulamadigim, fakat zaman icerisinde cok yakin hissetmeye basladigim bir suru insan ile bagim cat diye kesildi. Selman, hayatina bir sekilde etkim oldugunu ogrenmek beni tarifi guc duygulara gark etti. Etki karsilikli. Cok tesekkur ederim paylastigin icin. Internet uzerinde vucut bulan arkadasliklar, hayatlarimizin bir sekilde dolandigi hayatlar: bir Salim’in, bir Burak’in kalktigi koltugu bir Selman’in, bir Selim’in almasi filan. Ne enteresan! Bu vesileyle FriendFeed cemaatinin merhum bireylerinin de ruhunu yad etmis olalim :)

    “Kapi gibi memuriyet”i birakip Dublin’e gittigin icin cok sevindim. Dublin’den de ziyade karar verip uygulamis olmana sevindim diyeyim. Umarim Dublin’de her sey super gidiyordur. Eger yolun bu taraflara duserse ugra lutfen. Ben de yolum o taraflara duserse bir e-posta atayim.

    Opuyorum.

  11. Günay

    Sevgili Meren,

    Yıllardır ilgiyle takip ederim yazdıklarınızı. Ne zamandır sesiniz çıkmayınca -yalan yok- içimden diyordum ki “zaten biraz deli bu adam, alıp başını gitmiştir bir yerlere”. Sizi ilk okumaya başladığım zamanlar Ankara’ da üniversite öğrencisiydim. Şimdi birazcık büyüdüm; mühendis oldum, master bitti, doktora sürecindeyim, Yıldız Teknik’ te asistanım falan filan. (Tabi biz sizin kadar marjinal bir akademisyen olamadık diye geçirdi içinden küçük kız).

    Galiba size ilk kez yazıyorum. Yazım dilinizle bizi kendinize bağladınız, lütfen bizi yazılarınızdan mahrum bırakmayın. Mahrum bırakmayın ki Meren Türkçe’ye nasıl bu kadar hakim olabiliyor diye düşünüp kafa patlatalım biz de.

    Uzun saçlarınızı kesip bir sosyal sorumluluk örneği göstererek bağışlayışınız, kolunuza dövme yaptırma hikayeniz, kısa kamplarınızda yaşadığınız hadiseler ve daha bir çoğu bir çırpıda aklıma gelenler… Yazmak yazmaktır ama yazdıklarını okurun kafasına kazımak başka bir şeydir. O yüzden Meren, lütfen daha çok yazın.

    Şansınız açık olsun, “kasırganın içinde savrulan kelebek” misali yaşadığınız hayatı ilgiyle takip eden bir çok okurunuzdan biri olduğumu belirterek yazımı noktalıyorum.

    Sevgiler.

  12. Pelin Pelin

    Meren,

    Bir şeyler yazmak istiyorum, ama aynı zamanda istemiyorum da. Yazarak aktarılabilecek şeyler olduğunu sanmıyorum düşüncelerimin. ‘Yorumu Gönder’ butonuna bastıktan sonra uçup gideceklermiş gibi hissediyorum ama olsun, bu sefer yazıcam.

    Blogunu bulmam ciddi anlamda bir tesadüf sonucuydu. Takip ettiğim bi podcast serisinde, (efecast) kanal sahibi kendi takip ettiği podcastleri listeleyip paylaşmıştı. Ben de not almıştım, boş bir zamanda bakarım diye. O listeden çok çok beğendiğim bir seriyi takip etmeye başladım sonra: Bilim Kazanı. Öyle bir beğenme ki seriyi bulduğum gece işi gücü bırakıp 16 numaralı bölüme kadar dinledim. Neden 16? İşi gücü cidden bırakmışlığımın kanıtı olduğunu gerçekçi bir şekilde yansıtan bu sayı neden 16 yerine 18, 20 veya 30 olmadığının cevabını da içinde barındıyor. O bölümde keşfettim seni. Türkiye’den 2 tane lisans öğrencisini ağırlıyordun ve çok heyecanlıydın. Dinledim bölümü. Bir sonraki bölüme geçmedim ve tekrar oynattım sonra 16′yı. Podcast’in açıklamasında senin sayfanın URL’sini paylaşmışlardı. İkinci kez dinlerken sayfanı da didiklemeye başladım. İlk okuduğum yazın neydi söyleyemeyeceğim, keşke hafızam bunu da tutabilseydi. Ama şunu söyleyebilirim: yazdıklarını okudum, okudukça kendimden ortak noktalar buldum. O zamanlarda içinde bulunduğum sıkıntılı durumda, gerçekten hayatımı güzelleştiren birkaç etkenden biri oldun.

    Bir gün cesareti toplayıp mail attım hatta sana. O kadar uzun yazmıştım ki, biri bana o uzunlukta bir mail gönderse muhtemelen üşenip okumazdım. Fakat sen, bana daha uzunuyla geri döndün. Blogunda yansıttığın mükemmel karakterini ve içinin güzelliğini, mailde de olabilecek en somut haliyle gösterdin. Hem yol gösterdin, hem de yol göstermedin. Hatırlar mısın bilmiyorum: Velhasılı, her ne yapıyorsan iyi ki yapıyorsun. Her ne yapmıyorsan da iyi ki yapmıyorsun. Yaşam, plan yaparak da, yapmayarak da çok güzel yaşanıyor bence. Bir yaşamın başına gelebilecek tek kötü şeyin başkalarının planlarına göre yaşamak olduğunu düşündüğünü söyledin.

    Çok zaman geçti o konuşmanın üstünden. Hatta az önce kontrol ettim, son mailimde ara ara tekrar yazacağımı söylemişim. Fakat yapmadım. Sen blogunu unuttukça ben de seni unuttum anlamına gelmiyor ama bu durum. Buraları baya boşladığın zamanlara denk gelmişti o konuşmamız, ben de zamanla yazdığın yazıları tekrar tekrar okumaya başladım. Woods Hole’den U Chicago’ya geçtiğini öğrendim 1 ay önce. Senin için çok sevindim. Yazacaktım, ama yine yazmadım. Burada saçma sapan şeyler yazmaktansa, bir gün pat diye karşına çıkıp sarılırım diye bekledim. Ama ne bileyim, bu yazını okuduktan sonra beklemeye pek de gerek kalmadığını farkettim.

    Söylenecek çok şey var. Yazsam gider bu mesaj. Bu yüzden, aldığın kararın getireceği her şeyin senin için en güzel olmasını diliyorum. Mükemmel bir insansın. Hep mutlu ol.

  13. sezay

    Hayırlı olsun.

  14. Umut

    yeni tur yeni şans. Şikago maceranda mutluluklar.
    yazılarını okurken genelde donuyorum. tam hüzünlenicem, o kadar eğlenceli ki gülme geliyo. tam gülücem, o kadar hüzünlü ki melankoli basıyo. sonuç olarak ibre ortada kalıyo ve ben teptepkisiz bir şekilde donuyorum. arada donmak iyi geliyo. demem o ki yazılarından mahrum etme.  

  15. Meren

    Sevgili Gunay ve Pelin Pelin (nam-i diger Mert ;)), yorumlariniz icin cok tesekkur ediyorum. Yazdiklariniza ancak bir gun sonra yanit veriyor olmamin sebebi daha oncesinde nasil yanit verecegimi bilemiyor olusum idi. Acikcasi artik biliyor degilim, fakat en azindan artik bu durumun degismeyecegine ikna olacak kadar dusundum bu mevzu ustune. Simdi burada “sizin tanidiginiz Meren ile benim tanidigim Meren ayni insanlar degil” diye lafa girmek, benim tanidigim versiyonunun tum foyalarini tek tek ortaya dokmek, belki cok azini hak ettigim olumlu fikirlerinizi en azindan biraz torpulemek arzusu ile yanip tutusuyorum. Bunu yapmayacak olusumun tek sebebi ise daha sonra ele-gune rezil olup geride cok fazla delil birakma korkum. Mert, tanismamiza vesile olan yolculugunu paylastigin icin cok tesekkur ederim gercekten. Hep insanlarin blog’u nereden ve nasil bulduklarini merak ederim gizli gizli, harika oldu bu o acidan :)

    Sezay ve Umut, bundan sonra daha duzenli, daha gunluk, hazmi daha kolay mevzular uzerine yazmayi umit ediyorum.

  16. Zafer

    Meren bu kadar olmaz, bir kac haftadir dinleyecek yeni birşeyler ariyordum, karışık kaset ilac gibi geldi. Biraz kurcalayinca icinden cok güzel cevherler cikacak gibi duruyor. Sagolasin. 

    Çok güzel yazmissin, gelen yorumlar da sahane. Woods Hole böyle birsey işte. Sen onu gömmeseydin o seni gömerdi. Sen bir de Cape Cod’in gerisini sor bana…

    4 yıldaki toplam 4 dakikalik konusmamizda dertleşmeye cok firsat olmadi ama bence çok iyi yapmışsın. Yolun açık olsun! 

  17. Meren

    Super! Cok sevindim karisik kasedin ise yaramasina :) Bana da geliyor oyle arada dinleyecek yeni bir seyler bulma arsuzu. Spotify benim hayatimi degistirdi o anlamda. Belki sen de kullaniyorsun, bilemiyorum. Ben boyle playlist’ler olusturuyorum, sonra aciyorum playlist radyosunu, Spotify’in cici algoritmalari bana begendigim seylere benzeyen yeni yetme sanatcilari filan getiriyor. Ne cevherler cikti oralardan anlatamam.

    Senin de yolun acik olsun. Artik yeter noktasina geldiysen Cape Cod’un seni oralara hapsetmesine izin verme :)

    Sevgiler.

  18. Uğur

    Küçük  yerde öyle büyük yer bulamazsınız o kadar malı sergilemek için, haliyle iç içe durur hepsi. Hal böyle olunca da satılan malla satılmayan malı ayırmak zor olurdu bizim için, müşteriye gösteremezdik hepsini. O zamanlar babam hep şöyle derdi; “yerini değiştir yerini, tebdil-i mekanda ferahlık vardır” Satılmayan her mal için de “yerini değiştirmedik ya, artık bu mal bizim kardeşimiz oldu” Tabi daha 6, bilemedin 7 yaşındayım o zaman; kavrayamıyorum anlamını. Zaman geçtikçe daha iyi anlıyorum ne anlama geldiğini. Her okul çıkışı gittiğim züccaciye dükkanında..

    Bu durum 18 yıl daha sürdü. Ve ben satılmayan her malın yerini değiştirirken bir gün kendim için de bunu yapar mıyım acaba diye düşündüm. Tebdil-i mekanda ferahlık elbette vardı orası kesin; ama bu kural insanlar üzerinde etkili miydi orasından emin değildim. Şimdi görüyorum ki etkiliymiş, %100 çalışıyormuş hatta.  Sadece bu yüzden bile teşekkür etmem lazım sana..

    Sırf takımı bozulmasın diye kendimden bile özen gösterip daha dikkatli silerek yerini değiştirdiğim porselen takımlarım vardı benim. Zamanla modası geçen emaye tencerelerim filan hatta. Şimdi ise zihnimde canlanan anılarım ve cevaplanmış sorularım da cabası! 
    Verdiğin her karar bir öncekinden daha güzel şeylere vesile olsun, biz de onlara şahit olalım. Başka derdimiz de yok zaten :)

    5 dk önce mailine Amerika uçak bileti onayı gelmiş bir garip Uğur
    - kahve sözünü bâki tutarak elbette :) -
     

  19. Meren

    Uğur :) Kahve sozu baki!

  20. Mr. Laplace

    Yapmak zorunluluğunda bulunduğum ama uğraşmak istemediğim şeylerle karşılaşınca, kaçışı ya Friends izlemekte ya da Meren’in Fotoğraf Günlüğü okumakta buluyorum. Bazen diyorum ki kendi kendime, keşke Meren’in de hayatının kontakt baskıları olsa. Alındıktan sonra kolay gibi gelen kararları, o anı yaşarken nasıl alıyor görmüş olurduk diyorum. İstemediğiniz şeye tembelce yaklaştığınızı biliyorken, istediğiniz şeye nasıl yaklaşıyorsunuz acaba? Ya da çalışkanlık nasıl bir şey? Uykusuzluk mu, düzenli olmak mı ya da yüksek ihtimal sadece bir şeyden oluşmayan bir şey. Sanırım her şeyden bahsedilen okulumuzda, ben nasıl çalışkan olacağımı öğrenemedim. “Bu da böyle bir anımdır, durur durur anlatırım.” diyecek kıvama geldim. Daha da uzatmadan, yarışmada size mutluluklar dilerim.

  21. Melike

    Bir mekana, bir yaşam alanına kurmaca bir hikayeyle veda etmek, orada kendi tarihini yaratmaktır.Artık o su birikintisinde, o puslu havda sana dair bir koku bir tat, uçuşan ruhlar vardır. Sen terketsen de arkada bıraktığın senden vazgeçemez dünyanın sonuna kadar…

  22. Vakkas Özbek

    Bir yere uygun olman, oraya ait olduğun anlamına gelmez! Keşfetmenin tadı, damağından eksik olmasın!!!
    Rastlantısal olarak hayatıma dahil olmana vesile olan tüm bağımsız değişkenlere şükranlarımı sunuyorum…                  
    Sevgiler :)
     

  23. ozlem

    5-6 yil Chicago yakinlardinda dandik bir sehirde (Urbana) yasadim, New Orleans’da LSU’de cok sevdigim arkadaslarim vardi (simdi herbiri baska bir yerlerde), eski bir biyologum (yeni bir lise ogretmeni adayi), fotograf sanatina ve kelimelerin gucune hep hayran olmusumdur…Sizi ne zaman, nasil buldum bilmiyorum ama neden takip etmeye devam ettigim ortada… Melbourne yolunuz duserse, haberdar edin e mi? :)

  24. Burak

    Muradım,yazılarını okuduğumda seni Ankara’dan İzmir ‘e son kez uğurlarken,trene el sallarken hissettiklerim geliyor aklıma bunca yıl sonra, halen nasıl özletebiliyorsun böyle kendini? Senin hayatın öyle bir sepete falan sığmaz, kim bilir Woods Hole bile nasıl özlüyordur seni.

  25. Kervansaray Kahve SPAM

    7 karışımlı kahvemizi denedinizmi ? denemediyseniz hemen aşağıdaki linkten kahvemizi sipariş edebilirsiniz.Adiyaman Kervansaray Kahvesi:SÜRPRİZ HEDİYELERLE ve ÜCRETSİZ kargoyla kapıda ödeme imkanı.KAMPANYAMIZ devam ediyor.Muhteşem karışımıyla,Türkiye’nin gerçek tadı… karışımlı kahvemizi denedinizmi ? denemediyseniz hemen aşağıdaki linkten kahvemizi sipariş edebilirsiniz.Adiyaman Kervansaray Kahvesi:SÜRPRİZ HEDİYELERLE ve ÜCRETSİZ kargoyla kapıda ödeme imkanı.KAMPANYAMIZ devam ediyor.Muhteşem karışımıyla,Türkiye’nin gerçek tadı

    (Meren’in notu: Normalde bu tip SPAM yorumlari siliyorum, fakat bu yorum tepki aldigi icin silmemeye karar verdim. Telefon numaralari ve web adresini yorumdan cikardim ama. Kervansaray Kahve’nin pespaye sosyal medya uzmanlarinin alinmayacagini umarim).

  26. emre

    Ciddi ciddi buraya yorum yazarak 7 karışımlı kahve (?) şeysini satabileceğini düşünen insanlar var:)

  27. sezay

    Sezay ve Umut, bundan sonra daha duzenli, daha gunluk, hazmi daha kolay mevzular uzerine yazmayi umit ediyorum demiştin…
     

  28. Umut

    evet, hani? :)

  29. emre

    Bu sayfa günlükten çok yıllık oldu sanırım. Meren’in fotoğraf yıllığı:)

  30. Ezgi

    Mörööönnn :) niçin yeni yazı yazmıyorsun Meren? Keşke yazsan :) çok özledik. 

  31. serap

    yazı uzun ama tek solukta okudum teşekkürler emeğinize sağlık

  32. Ahmet Düzen

    teşekkürler

  33. konya düğün salonları

    Sırf takımı bozulmasın diye kendimden bile özen gösterip daha dikkatli silerek yerini değiştirdiğim porselen takımlarım vardı benim. Zamanla modası geçen emaye tencerelerim filan hatta. Şimdi ise zihnimde canlanan anılarım ve cevaplanmış sorularım da cabası! 
    Verdiğin her karar bir öncekinden daha güzel şeylere vesile olsun, biz de onlara şahit olalım. Başka derdimiz de yok zaten :)
    5 dk önce mailine Amerika uçak bileti onayı gelmiş bir garip Uğur

  34. Ferhan Özgül PARLAKGÜN

    Uzun aradan sonra bi Merenbey vardı neler yapıyor acaba? diye aratıp sonra bu yazına ulaşmak çok sevdiğim bi eski arkadaşla buluşmak gibiydi güzeldi. yoluna çalışmalarına devam ettiğini bilmek umut verici. Malum yaz sıkıntılı ve uzundu. Çok güzel bi kitlen var. Belki bugüne kadar yazdıkların bundan sonra yazacakların bi kitap olsa… Daha çok kişi seni okuyup birbirine yaklaşsa . Memlekete yolun düşerse Pardus a bi el atarsın belki, insanlar yeni uyanıyor ne kadar geliştirilmeye açık bi yapı olduğunu!!! Yeni lab. hayırlı olsun. Güle güle üret :)) Oralarda üretilip de buralarda üretilemeyen neydi! Belki senin gibi düşünen üç beş kişi buralarda da üretir :(

  35. Tamara

    Resimler eşliğinde başarılı bir kompozisyon olmuş. :)

  36. Ezgi

    Meren, buraları kontrol ediyorum zaman zaman. Bir hayli özledim. Bayağı zaman oldu yazmadın. Keşke yazsan, bu sürede neler yaptın falan anlatsan bize. Bekliyorum. Bekleyeceğim.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün