Analiz: 2011 Genel Seçim Sonuçları

2011 Genel Seçimleri sonuçlandı. Birçok medya kuruluşu seçimlere dair detaylı istatistik ve rakamlara yer veriyor; misal, NTVMSNBC son derece başarılı örneklerden birisi. Bununla beraber, medyada yer alan genel analizler içerisinde her soruya yanıt bulmak elbette mümkün değil. Bu yazıyı yazmamın sebebi de merak ettiğim ve seçim verisi içerisinde yanıt aradığım birkaç perspektifi benzer sorulara yanıt arıyor olabilecek insanlar ve diğer meraklılarla paylaşmak isteyişim idi.

Yüksek Seçim Kurulu seçim sonuçlarını PDF dosyası olarak paylaşmak sureti ile amatör bir şekilde sonuçları analiz etmek isteyen veri madencilerinin işini güçleştirmekte epey ısrarcı. Sade bir vatandaş olarak il bazında seçim sonuçlarına ulaşmam biraz güç oldu. Bu konuda bağlantıya geçtiğimde olumlu yanıt vererek seçim verilerine ulaşmamı sağlayan Burak Aydık ve eFabrika‘ya teşekkür ediyorum.

***

2010 yılındaki referandum sonuçlarında olduğu gibi, medyadaki Türkiye tablosu seçime dair detayları yansıtma konusunda sınırlı bir perspektif sunuyor.

Her şehrin rengini ‘o şehirde en çok oy alan partinin rengi’ ile boyamak karmaşadan uzak, kolay izlenebilir bir resim vaad ediyor olsa da, neredeyse her haritada AKP renklerine boyanmış olan şu üç şehrin birbirinden farklı, tek bir renge indirgenemeyecek hikayeler anlatıyor olduğu gözardı edilmemesi gereken bir gerçek:

Her şehri tek renk ile boyamaya bir son verdiğimizde, Türkiye’nin siyasi çeşitliliği azaltırken temsilde adaleti ciddi anlamda sekteye uğratan ve varlığından menfaat elde edenler tarafından korunan %10′luk seçim barajına rağmen, Türkiye haritası meclise girmiş olan üç parti ve bağımsız adaylara verilen oylar ışığında yaklaşık olarak şöyle görünüyor:

Güncelleme (20/06/2011): Yeterince açıklama olmadığına dair dile getirilen eleştirileri dikkate alarak aşağıdaki harita ile iligli küçük bir not eklemek istiyorum. Haritada yer alan illerin her birisi, oy dağılım yüzdelerine göre parçalara ayrılmış durumda. Fakat bu parçaların coğrafi bir değeri yok (yani, bu haritaya bakarak “Ankara’nın batısı AKP’ye, kuzeydoğusu ise CHP’ye oy vermiş” demek doğru değil). Her bir ili, sınırlarını il sınırlarının belirlediği birer pasta dilimi grafiği olarak düşünürseniz haritayı okumak çok daha kolaylaşıyor (bu bağlamda Ankara örneğini “Ankara’da AKP oyların yarıdan biraz fazlasını almış, CHP’nin aldığı oylar MHP’ye üstünlük sağlarken, bağımsız adaylar çok küçük bir yüzdelik dilime sahip olmuşlar” şeklinde okumak doğru olanı).

Yukarıdaki haritada göze ilk çarpan, MHP’nin birinci parti olarak çıktığı Iğdır, CHP’nin birinci parti olarak çıktığı Tunceli, ve AKP’nin birinci parti olarak çıktığı Ardahan, Kars, Bingöl, Bitlis, Siirt gibi Doğu illerinde Bağımsız adayların gördüğü yoğun ilgi.

***

Seçime dair en çok merak ettiğim konulardan birisi seçim sonuçlarının 2010 yılındaki referandum sonuçları ile ne kadar tutarlı olduğu idi. Bunu test etmek için referandumun ardından yazdığım analiz yazısında ortaya çıkan sıcaklık haritasında ezici bir çoğunlukla ‘Evet’ ya da ezici bir çoğunlıkla ‘Hayır’ demiş, ya da ciddi bir çoğunlukla referandumu boykot etmiş olan illerin genel seçimlerin sonuçları ışığında nasıl kümelendiklerini görselleştirdim:

Güncelleme (14/06/2011): Gelen eleştiriler üzerine sıcaklık haritasını nasıl oluşturduğumu biraz daha anlaşılır şekilde açıklamaya çalışmaya karar verdim (ihtiyacı olmayanlar bu kutucuğu atlayabilirler). Sıcaklık haritaları başta kimilerine karışık görünse de bir kez çözünce anlaması ve okuması kolay bir veri ifade şekli. Önce aşağıdaki haritayı biraz açayım, sonra nasıl oluşturduğumu anlatayım. Sıcaklık haritasının yeşilli-kırmızılı kısmına baktığınızda düşey eksende parti isimlerini, yatay eksende ise şehir isimlerini görüyorsunuz. Bir partinin ismi ile bir şehrin kesiştiği kutucukta ise yeşil ile kırmızı arasnında bir renk var. Bir dikdörtgenin içerisindeki renk çok kırmızı olunca partiye tekabül eden oy yüzdesi 0′a, çok yeşil olunca ise yüzde 100′e yaklaşıyor diye düşünmeli ve sayısal olarak “Yeşil > Siyah > Kırmızı” şeklinde bir renk skalası hayal etmelisiniz. Bir diğer deyişle bir parti ve bir ilin kesiştiği kutucuktaki renk kırmızı ise o partinin o ilde aldığı oy yüzdesi diğer partilere göre çok düşük, yeşil ise o partinin o ilde aldığı oy yüzdesi diğer partilere göre çok yüksek demek oluyor. Yukarıdaki dendrogram (tepedeki çizgiler) ise illerin verdikleri oylardaki benzerliğe, bir diğer deyişle ‘oy profillerine’ göre nasıl kümelendiklerini gösteriyor. Neye baktığımız böyle, nasıl hazırladığımı ise burada anlatıyorum: Yukarıda bağlantısını verdiğim ve referandumdan kalma sıcaklık haritasına baktığınızda o haritada kimi illerin tercihlerinde nispeten kararsız, kimi illerin ise son derece kararlı olduğunu görüyorsunuz. İşte bu sıcaklık haritasını, o haritadaki kararlı illeri alarak hazırladım. Çok büyük çoğunluğunun referanduma ‘Evet’ dediği illeri açık mavi, ‘Hayır’ demiş olanlarını kırmızı, referandumu boykot etmiş olan illeri ise yeşil ile işaretledim (bu renkleri dendrogramın altındaki barda görüyorsunuz). Daha sonra bu işaretlemelerden faydalanmaksızın tüm illeri seçimde kullandıkları oylara göre kümeledim ve üç ana grup oluştu (bunu yaparken oy yüzdelerinden dört boyutlu vektörler hazırlayıp kümeleme algoritması olarak da maximum linkage hierarchical clustering algoritması kullandım). Bu işaretlemelerden faydalanmaksızın kümeleme yapmış olmama rağmen, oy profillerine göre oluşan kümeler ile referandumda olan biteni bize anlatsın diye hazırladığım işaret barı (dendrogramın hemen altındaki bar) son derece manalı şekilde örtüştü. Aşağıya da küçük Türkiye haritalarında bu işaretlerin dağılımını koyarak bu verinin coğrafi yakınlık verisi ile örtüştüğünü de gösterdim. Buradan çıkan birkaç sonuçtan birisi referandumun seçimin rövanşı olduğu ve referandumdan bu yana Türk insanının -CHP’nin biraz zayıflaması dışında- çok da fazla değişmediği, diğeri ise Türkiye’deki coğrafi ve siyasi örüntülerin ne kadar istikrarlı kümeler oluşturduğu.

Bu kümelerde göze çarpan birkaç şey var. İlki, referandumda son derece kararlı bir biçimde ‘Hayır’ diyen, ve çoğunlukla CHP seçmenine ev sahipliği yapan Antalya, Aydın, Çanakkale ve Mersin gibi illerin seçim sonuçlarında AKP’ye yaklaşmış oldukları. Eğer diğer sıcaklık haritasına baktıysanız ‘Hayır’da yoğunlaşmış yeşil rengin bu sıcaklık haritasında AKP ve CHP arasında dağılmış olduğunu görebilirsiniz. AKP ise son derece istikrarlı bir biçimde referandumda ‘Evet’ diyenlerin ezici çoğunluğunu oluşturduğu illerin ezici çoğunlukta oy alan partisi olmayı başarmış görünüyor. Şaşırtıcı bir ayrıntı ise, Iğdır. Referandumu çok ciddi bir çoğunlukla boykot eden Iğdır, seçimlerde MHP’nin birinci parti olarak çıktığı tek il. Bitlis de referandumda son derece kararlı bir şekilde ‘Evet’ demesine, seçimlerde AKP’nin birinci parti çıktığı bir il olmasına rağmen, diğer Doğu illeri ile beraber kümelenecek kadar bağımsız aday trendinin parçası olmuş. Sıcaklık haritasının tepesindeki Yeşil / Kırmızı / Mavi bardaki renklerin atandığı illerin -Bitlis dışında- yan yana olacak şekilde kümelenmiş olmaları, referandumdaki eğilimler ile seçim sonuçları arasındaki korelasyonu gösteriyor.

Shannon çeşitlilik endeksi ile çeşitlilik analizi sonuçları da AKP’nin yukarıdaki sıcaklık haritasında görülen istikrarını farklı bir perspektiften bir kez daha doğruluyor. Aşağıdaki figürdeki her bir yuvarlak bir ili temsil ediyor. Temsil edilen ilin yüksek bir çeşitlilik endeksine sahip olması o ilde verilen oyların birçok parti arasında dağıldığı, endeksin düşük olması ise ildeki seçmenlerin çoğunlukla tek bir partiye yönelindiğini ifade ediyor:

Yukarıdaki grafikte referandumda ‘Evet’ demiş olan illerin gösteren küçük kutu, AKP’nin söz konusu illerde kaybetmesinin neredeyse mümkün olmadığına dair emarelerden (bu arada çoktan fark ettiğinizi tahmin etmeme rağmen grafik içeririsindeki E, H ve B harflerinin sırasıyla Evet, Hayır ve Boykot kelimelerini ifade ediyor olduğunu hatırlatmak isterim).

Referandum ışığında son bir bakış açısı: Aşağıdaki, referandumda istikrarlı bir şekilde ‘Evet’, ‘Hayır’ ve ‘Boykot’ demiş illerin 2011 seçimlerinde verdikleri oyların partiler arası dağılımını gösteren bir grafik. Her bir nokta bir ili ifade ederken, noktanın bulunduğu yerin düşey eksende denk geldiği değer o noktayı ifade eden ilin içerisinde yer aldığı grafiğin tepesinde yazan partinin aldığı oyların kalan tüm oylara oranını göstermekte:

Örneğin, üstünde AKP yazan bandın en solundaki sütunun en altındaki nokta, referandumda kararlı bir şekilde ‘Hayır’ demiş olan bir ilde AKP’nin bu seçimlerde %15-16 civarında oy aldığını gösteriyor (yukarıdaki sıcaklık haritasına bakarak bu ilin Tunceli olduğunu görmek mümkün, fakat önemli olan illerden ziyade genel trendler olduğu için noktaların hangi illere tekabül ettiği çok da mühim değil).

MHP ve CHP referandumu boykot etmiş olan illerde epey geriden geliyorlar (Iğdır yine sıradışı bir şekilde MHP bandında ‘Boykot’ grubundan ayrılıyor).

Son olarak, AKP’nin ‘Boykot’ demiş olan illerdeki varlığı, referandum öncesi ve sonrasındaki ‘Boykot edenler AKP destekçileridir‘ söylemini doğrular gibi görünse de, referandumda şiddetle ‘Hayır’ demiş olan illerdeki AKP varlığı, bu görüşün geçerliliğine muhalefet ediyor.

***

Bu kısımda seçim sonuçlarının, 2010 yılında, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Ezki Baday Yıldız, Dr. Uğur Sivri ve Dr. Metin Berber tarafından yayınlanan Türkiye’de İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması isimli çalışmalarındaki veriler ışığında bir değerlendirmesine yer vereceğim. Devlet Planlama Teşkilatı verilerine dayandırılan bu kapsamlı çalışma, aynı zamanda 2003 yılında yapılmış bir çalışmanın devamı niteliğinde. Kullanılan yöntemlere bir göz atmanızı, karşılaştırmalı tablo ve analizleri incelemenizi tavsiye ederim.

Yıldız, Sivri ve Berber’in çalışmasının 12. sayfasında yer alan ve 2003 ve 2010 yılları verilerinin karşılaştırıldığı Tablo-7, takip eden analizlerin temelini oluşturan tablo.

İlk olarak 2003 yılından 2010 yılına gelene kadar Türkiye gelişmişlik sırası listesinde yer değiştiren illerin sıralamada yukarıya ya da aşağıya doğru hareket edişleri ile bu illerde kazanan partiler arasında bir ilişki olup olmadığına baktım. Bu analizde 2010 yılında, 2003 yılındaki yerine kıyasla listede 5 basamaktan fazla yükselmiş iller (+ +), 1 ila 5 basamak yükselmiş iller (+), listedeki yerleri değişmemiş olan iller (0), 1 ila 5 basamak gerilemiş iller (-), 5 basamaktan daha fazla gerilemiş iller ise (- -) ile ifade ediliyor. Liste aşağıdaki gibi:

Bu etiket ve renk kodlarına bağlı olarak partilerin aldıkları oylar arasında ciddi bir trend göze çarpmıyor:

Buradan çıkarılabilecek bir sonuç, Türkiye seçmeninin yaşam kalitesindeki düşüşün hesabını yönetimdeki partiden sormadığı gibi, yaşam kalitesindeki yükseliş neticesinde yönetimdeki partiyi mükafatlandırmıyor olduğu olabilir. Bu bağlamda, insanları bir partiye oy verdikleri için aşağılamak yerine, gelir dengesizliği ve büyüme / küçülme trendlerinden etkilenmiyor görünen homojen oy dağılımının ardında yatan sosyal / kültürel / ekonomik / tarihi / siyasi gerekçelere yoğunlaşmak gerektiği fikrini bir kez daha -ümitsizce- ortaya atmak mümkün. Seçmenler yaşam standartlarındaki değişim uyarınca yöneticileri cezalandırmıyor ya da ödüllendirmiyor ise tercihleri üzerinde etkili olan kriterler neler olabilir? Bunun yanıtını bulmak nispeten kolay; zira siyaset, toplumu her zaman en temel korkuları ya da değerlerinden yakalayıp segmentlere ayırıyor. Yanıtını bulmanın zor olduğu sorular ise “bu kriterlerin yaşam standartlarının önüne geçtiği noktaya nasıl ve neden gelindiği” ve “bu kriterlerin etkisinin azaldığı toplumlarla aramızdaki farkın gerekçelerinin neler olduğu” olabilir kanımca. Bunlara yanıt bulmak zor. Fakat yanıtı bulmanın zor olduğunu görmek sorunun sorulmasına mani olmamalı.

2004 yılından bu yana AKP’nin iktidar sorumluluğunu sırtladığı Türkiye’de, AKP, (- -) ile ifade edilen büyük gerileme göstermiş illerden de (+ +) ile ifade edilen büyük ilerleme göstermiş illerden de ciddi miktarda oy almış görünüyor. Benim burada dikkatimi çeken şey, Bağımsız adaylara oy vermiş olan illerin büyük bir kısmıın 2003′ten bu yana gerilemiş, (-) ve (- -) olan iller olduğu oldu.

Biraz daha basitleştirerek Tablo-7′deki verileri 2010 yılında gelişmişlik endeksi negatif olan ve pozitif olan iller olarak iki gruba ayırdıktan sonra yeniden ele almaya, seçim sonuçlarına bir de o şekilde bakmaya karar verdim.

Gelişmişlik endeksi negatif ve pozitif olan illerin listesi aşağıdaki gibi. Haritadaki yerlerini renklendirince tablo biraz daha anlam kazanıyor. Bu haritaya bakıp düşünmenizi diliyorum:

Bu harita, Türkiye’nin bir rutini haline gelmiş olan ve herhangi bir hükumet tarafından kırılması için gereken toplumsal tepki eşiğine bir türlü ulaşılamayan bir gerçeğini yansıtıyor.

Türkiye’nin yönetim koltuğuna oturan insanlar ülkenin Ankara’nın Doğu’sunda kalan illerinin kalkınamayışının hesabını vermek zorunda olmasına rağmen, bu konuda tatmin edici hiçbir program ortaya koymaksızın elde ettikleri meclis koltuklarında, halkın pek de umursamıyor göründüğü problemlere -haliyle- eğilmek istemiyorlar. Bunda sorumluluğun kime ait olduğunu hep beraber düşünelim…

Aşağıdaki grafikler bu renk koduna istinaden partilere oy dağılımını gösteriyor:

Yukarıdaki grafikler istatistiksel olarak anlamlı iki sonuca işaret etmekte:

  1. CHP’ye oy veren illerin gelişmişlik endeksi pozitif iken oy vermeyen illerin gelişmişlik endeksi negatif,
  2. Bağımsız adaylar ile mecliste temsil arayan şehirlerin arasında gelişmişlik endeksi pozitif olan neredeyse hiçbir il yok iken, Bağımsız adaylarda başı çeken iller aynı zamanda gelişmişlik endeksi negatif olan iller.

Bu bir raslantı değil.

Yukarıdaki harita üzerine düşündükten sonra bu sonuç ve bunun bize ne anlattığı üzerine de düşünmenizi dilerim (eminim kalanlar, tek başınıza düşünmek istemeyenlerin görüşlerini yorumlar kısmında okumaktan mutluluk duyarlar).

***

Merak ettiğim bir diğer konu ise ‘il bazında seçime katılım oranı’ veya ‘il bazında geçersiz oy oranı’ ile ‘partilerin aldıkları oy’ arasında bir trend olup olmadığı idi.

Türkiye genelinde seçime katılım oranı %86.87 olmuş (standart sapma: 3.76). Katılım oranı en yüksek üç il sırasıyla Amasya (%91.73), Bilecik (%91.66) ve Manisa (%91.58) iken, katılım oranı en düşük üç il Ağrı (74.71), Iğdır (%75.83) ve Tunceli (%79.03). Aksini beklememe rağmen il bazında seçime katılım oranı ve partilerin aldıkları oy yüzdeleri arasında istatistiksel açıdan manalı bir trend bulamadım.

Fakat il bazında geçersiz sayılan oy yüzdeleri ile partiler arasında istatistiksel olarak anlamlı görünen bir trend vardı.

İl bazında geçersiz oy oranlarının ortalaması %2.09 (standart sapma: 0.52). Yani kullanılan oyların ortalama %2′si geçersiz sayılmış. Geçersiz oy oranı en yüksek üç il Zonguldak (%3.37), Diyarbakır (%3.25) ve Bingöl (%3.09) iken geçersiz oy oranı en düşük üç il Tunceli (%1.01), Malatya (%1.15) ve Erzincan (%1.16) olmuş.

‘Geçersiz oy oranı’ ile ilişkili bir trend olup olmadığını test etmek için geçersiz oy sıralamasında ilk 15 ve son 15 ili alıp, ilk 15 ili geçersiz oy oranı düşük, son 15 ili ise geçersiz oy oranı yüksek olarak işaretledim (15 rakamının herhangi bir anlamı yok, göz kararı ile ‘yeterli’ olacağını düşündüm, tam ortadan ikiye bölmek de bir çözüm olabilirdi, fakat ekstrem sonuçları birbiri ile kıyaslamak daha makul göründü).

Geçersiz oy oranı en düşük 15 ile geçersiz oy oranı en yükse 15 ilin listesi aşağıdaki gibi oldu:

Bu veriler ışığında partilerin geçersiz oy oranı yüksek ve düşük illerde aldıkları oy yüzdelerinin ortaya koyduğu tablo şöyle idi (ve burada yanıtlanması gereken bir soru var):

Geçersiz oy oranı en yüksek olan ilk 15 il, mecliste bağımsız adaylar ile temsil arayan illerin çoğunlukta olduğunu gösteriyor. Bağımsız adayların yer almadığı iller ise geçersiz oy oranları istatistiksel olarak anlamlı bir gruplaşmaya sebep olacak kadar düşük. Geçerli oy oranı en yüksek 15 ilin AKP tercihi de istatistiksel anlamlılığa yakınsıyor. Yukarıdaki grafiklerden MHP ve CHP’nin bu tip bir ayrışmaya gitmediğini görmek mümkün. Bu konu başka mecralarda gündeme getirildi mi, YSK bu konuda bir açıklama yaptı mı bilemiyorum. Fakat bağımsız adaylar ve geçersiz oy yüzdesinde tepede yer alan iller arasındaki trendin nasıl açıklanabileceği konusunda polemiğe sebep olmayacak bir fikir gelmiyor aklıma.

***

Gümrüklerden kullanılan oylar ile beraber tüm şehirlerin pasta dilimi gösterimleri ve kümeleme sonuçlarını görmek için aşağıdaki grafiğe tıklayabilirsiniz (tıkladığınızda 1.1Mb’lik nispeten büyük bir dosya indirmeye başlayacaksınız):

Yukarıdaki kümeler, AKP ve bağımsız blokun kaybetmesinin neredeyse mümkün olmadığı illere sahip olduğu, MHP ve CHP’nin ise kaybetmesinin mümkün olmadığı neredeyse hiçbir il olmadığını gösteriyor. MHP ve CHP gibi muhalif çizgisi iktidar karşıtlığına endeksli partilerin bu seçimlerden çıkaracakları sonuçların parti politikalarını ve çizgilerini nasıl etkileyeceğini hep beraber göreceğiz.

 

 

 


“Analiz: 2011 Genel Seçim Sonuçları” için 39 yorum yapılmış.

  1. A. Murat Eren

    Sürç-i lisan olduysa affola.

  2. Sina Demiral

    Gayt basarılı bir analiz. Kimi kısımlar biraz kafa karıştırsa da… Şahsen okurken bazı bolumlerde cok dikkatli incelemediğimde atladgımı farkettim :) Bunu NTV ile falan paylaşmalısın dostum. Bence seni yeni medya duzeni ile NTVye almalı :)))))

  3. ahmet alp balkan

    ikinci grafik oldukca hosuma gitti, kalanlar da guzeldi. eline saglik.

  4. Hakan Yılmazer

    Eline sağlık, çok başarılı bir analiz olmuş…

  5. Evren Önem

    Usta ellerin dert görmesin. Fazlaca vaktini almayacak ise metindeki figürlere isim verebilirsen, hangi figürün kabaca hangi yoruma yol açtığını özet-sever gençlerimizle paylaşabilmek için daha uygun bir çerçeve elde etmiş oluruz.

  6. hande öngör oettermann

    Bravo gerçekten çok güzel bir çalışma Sina Demiral ‘ a katılıyorum.. Bu çalışmayı insanlar görmeli.
    Teşekkürler..

  7. Kaan CEYHAN

    merhaba, bir de bu 4 yoğunluk haricindeki baraj altında ezilmişler ile ilgili çalışma yapsan güzel olmaz mı?

  8. berna mutlu aytekin

    Seçimlerin en güzel yanı, Meren’in analiz yapacak olması :) Ellerine, aklına sağlık bir kere daha okumam lazım. Akşam kahve ile okuyup “Hımm. Demek öyleyken böyleymiş” diyeceğim.

  9. Hakan Çınar

    Bu veriler bana çok gerekiyordu. Çalışma için çok teşekkür ederim. Keşke pozitif yaklaşım gösterebilen senin gibi arkadaşlarımız etrafımızda daha çok olabilse.

  10. Mustafa Yılmaz

    Bende de, insanların parti tercihiyle ekonomik refah düzeyleri arasında beklendiği anlamda bir ilişki olmadığı düşüncesi hakimdi. Yukarıdaki gelişmişlik endeksi haritasını bu sezginin somut verilerle doğrulanışı olarak yorumlama eğilimindeyim.

    Seçimlerle ilgili uzun zamandır merak ettiğim iki şey var:

    1. Kadın – erkek eşitliğine karşı tutum seçmenlerin parti tercihi üzerinde nasıl bir etkide bulunuyor ya da bulunuyor mu?
    2. Kadın seçmenin parti tercihinde koca/baba/erkek kardeşin etkisi var mı, varsa nasıl bir etki?

    Gelişmişlik endeksinde bunları görmek mümkün değil elbette ama yine de Metin Berber ve arkadaşları tarafından hazırlanan çalışmaya şöyle bir göz attım. Orada bununla en ilişkili sayılabilecek göstergenin okur – yazar kadın oranı olduğunu gördüm.

    Bu ve benzeri soruların cevabı elimizde olsaydı, ya da bir kadın – erkek ilişkisi gelişmişlik endeksi haritamız olsaydı son seçim sonuçlarını daha iyi anlayabilirdik diye düşünüyorum. Tabii bu da bir sezgi. Hiç bir veriye dayanmıyor.

    Saygılar ve çalışma için tebrikler.

  11. Savaş Bağdadioğlu

    Öncelikle emek verilmiş bu istatistiksel veriler için ve bunları bizlerle paylaştığınız için teşekkürler.İlk olarak söylenebilecek ve artık kimseninde inkar etmemesi gereken nokta; sizinde çalışmanızda görülen gelişmişlik endeksi ile oy oranı arasındaki orantıdır.Diğer görülen önemli unsurda gelişmişlik endeksi negatif olan yani Ankaranın Doğusunda kalan illerin oranıdır.Ayrıca dikkatimi çeken ben Hataylı olduğum için; Sanki haritadaki renklendirme yanlış gibi CHP ile akp’nin renklendirmeleri ters olması gerekiyor bence.Saygılar ve tekrar tebrik ederim…
     

  12. Kaan Öztürk

    Gerileyen illerin hesap sormaması, yine iktidara oy vermesi, bence muhalefetin refah konusunda hiç umut vermemesinden kaynaklanıyor. Kime oy versinler; altyapı, hizmet, kalkınma, üretim konusunda diğer partilerin henüz güven verir bir tarafı yok. Evet, RTE despotlaştı, A.K. partisi özgürlükleri gitgide kısıyor, ama bunlar çoğunluk için önemli meseleler değil. “Uslu olursanız biz de sizi kalkındırırız” diyorlar; refahı gerileyen iller de bu umuda sarılıyorlar. Bir nevi kocanın eline bakma durumu. Kürt milliyetçiliğinin kuvvetli olduğu yerlerde gerilemenin hesabını sormak için değil de ideolojik sebeplerle oy kaybediyor AKP.

    Bir de, belli bir ilin gerileme veya ilerlemesi ne kadar iktidar partisine bağlı? Muhtemelen az. Zengin bölgelerin refahı zaten kendiliğinden de artar; fakir bölgeler de göç vs. ile daha da fakirleşir (Matta etkisi). İlerleme ve gerileme çok büyük oranda değilse, seçmenler gelişmişlik değişimini iktidarla ilişkilendirmiyor olabilirler.

  13. Murat A. CICEK

    Teşekkürler, başta ilk haritada görüldüğü üzere tek renkli / tek yanlılıktan uzak, başarıyla eşleştirilmiş grafik ve renkli istatistikler ilgiyi toplamaya da yardımcı oluyor, sonraki seçim çalışmalarında kullanılabilecek iyi bir makale, elinize sağlık.

  14. kültür mantarı

    eline aklına sağlık meren, çok güzel çalışma olmuş. ben bu tip bir incelemeyi 2007 ve 2002 seçimleri içinde yapmanı, üstüne birde bu yılları karşılaştırarak değişim eğilimlerini kıyaslamanı çok isterdim :)

  15. kültür mantarı

    bu arada chp sandık sonuçlarını veren bir sayfa yayınlamış durumda
     
    http://secim.chp.org.tr/OyDurumlari.aspx
     

  16. Orkut Murat Yılmaz

    abi ellerine sağlık. hakkaten seçim sonuçlarını okumak için güzel bir gözlük sundun bize:)

  17. Zekeriya KOÇ

    meren bu işi yaparken kullandığın araçları da sıkıştırsan ya not olarka yazının sonuna. hangi dil/araç, hangi kütüphaneler filan. meraklısı bakar.

  18. Ebru

    Bagimsiz adaylar ile gecersiz oy orani arasindaki iliski pusula ve oy verme yontemi ile alakali olabilir.  Partinin ambleminin altina evet basmak ile incik cincik minicik yazilmis adaylara oy vermek arasinda fark var, ozellikle yaslilar ve okuma yazma bilmeyenler icin onemli olabiliyor.  Mesela hem bir partiye evet deyip sonra da adayi sectiyse bir secmen, oy gecersiz olur. Bagimsiz adaylarin cogu da okullasma seviyesinin, kiz okullasmasinin daha dusuk oldugu illerdeydi.  Bu da hos degil tabii de, bagimsizlarin dezavantajina bir “yolsuzluk” yapilmis olmasi ihtimalinden daha iyi.  Bir yolsuzluk varsa pusulalarin tasariminda bilerek bagimsizlara oy vereceklerin kafasinin karistirilmasina yonelik cakalliklarla olmustur diyorum (Florida stayla).

  19. anonim

    Bu arada jørmungand nick’li blogger’ın ‘Bağımsız olunca ne oldu, olunmasaydı ne olurdu‘ isimli kısa yazısı da seçim barajının adaletsizliğine dair fikir veriyor:

    http://jormungand.wordpress.com/2011/06/13/bagimsiz-olunca-ne-oldu-olunmasaydi-ne-olurdu/

  20. özdaş teoman uluğ

    herşeye rağmen “güzel şeylerde oluyor”un en iyi örneklerinde biri de herhalde bu site ve sizsiniz.. (yeni farkettiğim için..) ve tabii yorumcu arkadaşların katkıları..mesela “kadın sorunu”nun bu seçimde nerede olması gerektiği.. -ya da gerekmediği..mi?- ve gene mesela benim açımdan; BDP nin “sol”la ittifakının Bağımsızların başarısında rolü. -varsa ya da varmı?-

    ve böylesi tek tek konulardan ziyade bir de perspektif açısından ufkumu açtınız. daha farklı bakmaya başladım seçimlere ve sonuçlarına. çünkü Türkiye de artık eski, sloganlarla geçiştirilemeyecek önemde gelişmeler oldu ve oluyor. bunun dışında kalmaya devamedegelen yaklaşımlar saf dışı kalma durumunda..

    çok güzel bir çalışma elinize sağlık,dostlukla..

  21. zeynep

    eline sağlık. gerçekten hayran kaldım bununla uğraşmana.

  22. Alper Yağcı

    (Turkce karakter kullanmadan yazmak zorundayım, kusura bakılmasın). Ilginc bir analizmis gercekten ama bir hata var, eger yanılan ben degılsem. Gelisme trendleri acisindan illeri siniflandirilma isini 5 kademeden 2′ye indirirken bazi iller yanlis yerlestirilmis, boylece gelismislik trendi haritasi (sayfa ortasindaki ufak kirmizi yesil harita) gercekte oldugundan (dogu-bati ayrisimi baglaminda) cok daha tutarli gorunmus. Sanki yazar kendi yaptigi 5′li gruplandirmaya hic bakmadan dogu illerini dogrudan kirmizi boyamis gibi. Oysa ki listeye bakinca gorunuyor ki Erzincan, Bingol, Bitlis, Mus, Siirt, Agri ya olduklari yerde kalmis ya da sinif atlamislar, haritada gorunenin aksine.

  23. A. Murat Eren

    Alper Yağcı,

    Sanki yazar kendi yaptigi 5′li gruplandirmaya hic bakmadan dogu illerini dogrudan kirmizi boyamis gibi. Oysa ki listeye bakinca gorunuyor ki Erzincan, Bingol, Bitlis, Mus, Siirt, Agri ya olduklari yerde kalmis ya da sinif atlamislar, haritada gorunenin aksine.

    Referans verdiğim çalışma içerisindeki tabloya göz atarsanız negatif ve pozitif gelişmişlik endekslerinin nereden geldiğini görebilirsiniz.

    Bir ilin gelişmişlik endeksine göre 2003-2010 yılları arasındaki ‘sıra değişiminin’ pozitif olması, 2010 yılında o ilin ‘endeks değerinin’ pozitif olduğu anlamına gelmeyebilir (misal bir ilin Türkiye sıralamasındaki yeri  70′den 55 çıkmıştır (bu il ilk analizde ++ listesinde yer alır), fakat 2003 yılındaki endeksin -9, 2010 yılındaki endeks ise -3′tür, bu da bu ili negatif/pozitif analizinde gelişmişlik endeksi negatif olan iller arasına sokar). Umarım yeterince açıklayıcı olmuştur.

    Selamlar.

  24. Özgür Uçkan

    Eline Sağlık Meren. Çok başarılı…

  25. Alper Yağcı

    Hayır, yeterınce açıklayıcı olmamış. Metinde şöyle yazmışsınız:
    “Biraz daha basitleştirerek Tablo-7′deki verileri 2010 yılında gelişmişlik endeksi negatif olan ve pozitif olan iller olarak iki gruba ayırdıktan sonra yeniden ele almaya, seçim sonuçlarına bir de o şekilde bakmaya karar verdim.”
    İlgili referansa erişip Tablo-7′ye baktım. Bu bir trend tablosu, yani zaman içindeki (2003-2010) bir değişimi karşılaştırıyor. Diğer bir değişle, dinamik bir değer. Sizin çizdiğiniz harita ise, ifadenizden anlaşıldığı kadarıyla, bir endeks, yani zamanda belli bir noktadaki (2010) değeri gösteriyor. Diğer bir değişle, statik bir değer. Öyleyse, sizin haritayı çizerken yaptığınız şey öncesinde bahsettiğiniz ve tablo 7′de konu edilen verileri ‘basitleştirerek … yeniden ele almak’ değil, bambaşka bir göstergeden bahsetmek. (Birincisi Ankara’dan İstanbul’a giden iki arabadan hangisinin daha ilerde olduğunu, ikincisi ise hangisinin daha hızlı gitmekte olduğunu gösteriyor, gibi).
    Demek ki burada bir hata var. Metni düzeltmenizi öneririm. Fakat onun dışında aydınatıcı bir analiz, elinize sağlık.
     

  26. A. Murat Eren

    Hayır, yeterınce açıklayıcı olmamış.

    Aslinda yeterince aciklayici. Metin icerisinde -sizin de alintiladiginiz gibi- Tablo-7′deki verilerin 2010 yilindaki endeks degerlerinden bahsediyorum. Tablo-7′ye gidip ’2010 Arastirmasi’ yazan sutunu bulup, ardindan da o sutunlardaki endeks degerlerine bakmaniz yeterli. Daha aciklayici nasil olabilir bilemiyorum.

    Bu bir trend tablosu, yani zaman içindeki (2003-2010) bir değişimi karşılaştırıyor. Diğer bir değişle, dinamik bir değer.

    Yaniliyorsunuz. Benim tablo icerisinde ikinci analiz icin kullandigim gelismislik degerleri dinamik filan degil. Ayni veriler ayni calisma icerisinde Tablo-5 ve Sekil-2′de de kullaniliyor. Tablo-7′deki 2010 yili endeksleri = Tablo-5.

    sizin haritayı çizerken yaptığınız şey öncesinde bahsettiğiniz ve tablo 7′de konu edilen verileri ‘basitleştirerek … yeniden ele almak’ değil, bambaşka bir göstergeden bahsetmek.

    Hayir, bambaska bir gostergeden bahsetmiyorum. Endeksler orada duruyorlar. Basitlestirdigim de veri degil, perspektif.

    Demek ki burada bir hata var. Metni düzeltmenizi öneririm.

    Dile getirdiginiz hatayi duzeltmek sizin elinizde. Tablo-7′yi ve calismanin geri kalanini incelerseniz hata ortadan kalkacak. Oneriniz icin tesekkurler, fakat metnin bu hususta bir duzeltmeye ihtiyac duydugunu dusunmuyorum.
    Selamlar.

  27. Alper Yağcı

    Önce 2003-2010 endeks değişim değerlerini vermişsiniz, sonra bunu basitleştirdiğinizi iddia ederek aslında bambaşka bir şey olan 2010′daki endeks değerlerinin haritasını çizmişsiniz. Uzatmanın manası yok, daha fazla yazmayacağım. Metindeki ifade muğlak ve yanlış. Önceki yanıtımı tekrar ama bu sefer dikkatle okuyun. Dinamik kelimesinin de anlamını bir kontrol edin.

  28. Muge Cerman

    Üstadım;

    Internet bağlantı sorunu nedeniyle bir gün gecikmeli gördüm yazını, ellerin dert görmesin. Aklı eren herkesin iyice okuyup, tabloları da elini yüreğine koyarak incelemesi gerek. Teşekkürler; yazdığın, araştırdığın, tabloladığın ve paylaştığın için.

    Sevgi ve ışıkla kal…

  29. Reha Kocataş

    Bir Siyaset Bilimci olarak çalışmanı gerçekten çok beğendim. Ellerine sağlık. Tebrik ve Teşekkür ederim.

  30. ali dogan

    Oldukça detay bir akademik çalışma olmuş. Ancak işin sosyolojik özeti bence şu;

    1- Gelir düzeyi düşük olan insanlar veya yöreler genelde eğitim düzeyi de düşük kesimlerdir. Bu 2′li sarmal birbirini besler, fakir adam çoçuğunu okutamaz, eğitimsiz adam vasıfsızdır dolayısı ile gelirini de yükseltemez. Sonuç ‘fakirsin sen fakir kal’ şekline dönüşür.

    2- Fakir insan güçsüzdür, çabuk korkutulur, sindirilir. Ona verdiğiniz küçük iaşe ve ibade yardımlarını kaybetmekten çok korkar ve size bağımlı kalır. Hele bunu kanunla verilmiş kalıcı bir hak değil de ‘canımın istediğine istediğim kadar veririm yada hiç vermem’ şeklinde bir süistimal aracı halinde kullanıyorsanız bu güçsüz fakir karşısındaki konumunuz daha da pekişir. AKP’nin yaptığı da bu zaten. Yeşil kart bile yasal ve kalıcı bir hak değil. İllerde ilçelerde yeşil kart komiteleri var ve siyasete göbekten bağlı olan bu komiteler istediği zaman kartları yeniliyor veya iptal ediyor. Fakir bu ucu açık inisiyatif yüzünden iktidar karşısında elpençe divan duruyor. Hele de gözüne ilişen her Tv, radyo, gazete ve anket sonuçları yine AKP kazanacak deyince adamcağız ‘Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan’ yani makarna ve kömürden olmamak için oyunu tereddütsüz AKP’ye veriyor.

    3-Zengin ve eğitimli kesim ise daha özgür ve daha güçlüdür. Oyunun rengini daha kolay değişitirebiliyor. Hem bilinçlidir hem de özgür davranma gücü vardır. O yüzden AKP dışındaki partilere örneğin CHP ve MHP’ye oy verebiliyor hatta son seçimde olduğu gibi bu partilere verdiği oyu geri çekip AKP’ye de verebiliyor. Nitekim eskiden var olduğu söylenen kıyı bandı, sahil şeridi bu sefer epeyce değişmiştir.

    4- Fakir ve az eğitimli insanların inanç ve din motifleri daha güçlüdür. Bu her zaman doğru olmaz ama genel geçer kabul ve gerçek bu yöndedir. Fizik, kimya, metafizik, uzay, yaşam ve bilimin sunduğu diğer nimetlere oldukça uzak olan bu kitlenin varsa yoksa her şeyi dinidir, inancıdır. Bu sadece müslümanlarda böyle değil tüm dinlerde ve toplumlarda böyledir. O yüzden avrupa rönesans ve reform denilen aydınlanma sürecini 600 yılda tamamlayabildi ve ne canlara mal oldu. Bu gün fundemantal ve aşırı dinci akımlara karşı batı bu yüzden çok duyarlıdır ve dikkatlidir. Bu fundamental yani kökten-dinci akımlar ister islam ülkerinde ister hıristiyanlık yada başka dinlerde olsun farketmez, aydınlanmış batı bunu hep tehlike olarak görür ve bunda çok da haklıdır. Şimdi bu yüzdendir ki, Türkiyedeki seçmen tercihinde, yani garibanı, fukarası ve eğitimden yoksun bırakılmışı pek çok olan bu ülkede ‘Din ve inanç’ temelli siyaset yapanlar hep kazançlı çıkabiliyorlar. Laiklik veya din-devlet işlerini birbirinden ayırmak çok önemli bir ihtiyaç olmasına rağmen bir türlü her iki kesim tarafından da olması gerektiği gibi uygulanmıyor. Birisi çıkıyor inançları aşağılamaya kalkıyor, diğeri geliyor dini sömürmeye ve siyasete alet etmeye çalışıyor. ve ikincisi kazanıyor çünkü birincisinin davranışları ikincisinin ekmeğine yağ sürüyor.

    5- Doğu-Güneydoğudaki oy tercihleri ise 2 aksda şekilleniyor. Birincisi Irk temelli tercihler. Yani kültürel açıdan ezildiklerini ve kültürlerinin yok sayıldığını düşünen halk bu işin sözcülüğünü yapan BDP’ye yani onun bağımsız adaylarına oy veriyor. Bu oy artışı o cephede artarak gidecektir. Bunun dışında kalan kesim ise din ve tarikat temelli örgütlenmiş olan kesimlerdir veya bölgedeki kürt olmayan diğer unsurlardır. Bunlar da AKP’ye oy veriyorlar. Bunun sebepleri de zaten yukarda izah edildiği üzere malumdur.

    *Sonuç olarak din ve ırk temelli oy veren insanların oylarını değiştirmek çok zordur.
    *Kanunla verilmiş hak olarak değil de keyfiyetle yardım yapılan yoksul kesimin oyunun rengini de bu düzenlemeri değiştirmeden değiştimek çok zordur.
    *Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek, eğitimli ve iradesi özgür olan kesimin ise oy rengi her zaman değişebilir. Bu tarife giren partiler ve onarın seçmen profili ise zaten malumunuzdur. Seçim matematiği bu gerçeği bire-bir göstermektedir.

  31. Murat E.

    Meren Bey,

    Analiz çok güzel, ellerinize sağlık. Güzel bir Sosyal medyadan al haberi vakası olmuş. :)

    Ali Doğan, bazı konularda katılmıyorum size.

    2. Maddede dediğiniz doğru ama bence eksik. AKP’nin ve aslında ABD önderliğindeki kapitalist/emperyalist güçlerin en büyük başarısı fakir kitlelerin kurtarıcılarının sol politikalar değil sağ politikalar olduğu konusunda ikna edebilmiş olmaları. Doğası gereği işsizlerin, işçilerin, çiftçilerin, emeklilerin sosyalist partileri desteklemesi gerekirken, görüyoruz ki marjinal denebilecek çok küçük gruplar dışında bu böyle olmuyor. Sadece belli bir eğitim, kültür ve kazanç seviyesinin üstündekiler sol partileri destekliyor. Hadi diyelim türk halkı çok cahil ama bu sadece Türkiye’de bu şekilde değil, Avrupa’da ne kadar faşist eğilimli parti varsa hepsi iktidarda ya da yükselişte şu anda. AKP köylüyü mecbur bıraktı o yüzden istemeye istemeye AKP’ye verdi demek yeterli değil diye düşünüyorum. Bütün karadeniz bölgesinde halk aylardır ayaklanmış durumda sularımız elden gidiyor diye. Kütahya’da insanlar siyanürden hastanelik oluyor, AKP adamlarının ÖSYMsi her sınavda şov yaparak kendini aşmaya çalışıyor ama hala AKP birinci parti çıkıyor. Çünkü insanların sol politikalara inancı yok hatta onu bırakın sol partilerin politikaları umurlarında bile değil. CHP (Aslında CHP doğru düzgün bir sol parti de değil, zaten olsa Türkiye’de %26′yı rüyasında görür, ama o şekilde konumlandırılıyor Türkiye şartları içinde) çok büyük bir kitle tarafından AKP’ye bir alternatif olarak bile görülmüyor. Üstelik başkanı da Alevi, malesef sırf bu yüzden CHP’ye oy vermiyecek insanlar var ülkemizde. Yani AKP’nin çok oy aldığı illerde AKP’nin alternatifi zaten yok. MHP’yi alternatif olarak saymıyorum herhangi bir projesi olmadan sırf kürt karşıtlığıyla veya püskevit falan diyerek AKP’den oy çalması zaten mümkün değil, CHP seçmeninin desteğiyle zar zor ayakta duruyor.

    3. Maddedeki kıyı bandının değişmesi sorunsalı da aslında en azından ege bölgesinde basında gösterilenin tam tersi. Karadeniz’de durum aynı değil. 2. Madde için yazdıklarımdan dolayı da olmasını beklemek biraz fazla saflık olur. Akdeniz’de durum Ege’yle hemen hemen aynı data fazlası olmasın diye girmedim o kadar ayrıntıya… Antalya’yı özel durumundan dolayı ekledim.
    2007′de Çanakkale’den Antalya’ya kadar AKP CHP oylarına bakalım:

    Çanakkale     AKP 35.51    CHP 25.70
    Balıkesir        AKP 41.72    CHP 24.17
    İzmir            AKP 30.45     CHP 35.44
    Aydın            AKP 29.18     CHP 24.48
    Muğla           AKP 26.29     CHP 34.51
    Antalya         AKP 33.96     CHP 29.06

    2011′e bakalım parantez içinde Ntv’deki artışın %si var neye göre tam anlamadım ama çok da önemli değil bir fikir veriyor.

    Çanakkale     AKP 41.52(+%6.17)    CHP 39.48(+13.8)
    Balıkesir        AKP 46.54(+%5.07)    CHP 33,82(+%9.5)
    İzmir            AKP 35.44(+%6.36)     CHP 43.81(+%8.35)
    Aydın            AKP 35.47(+%6.28)     CHP 38.15(+%13.75)
    Muğla           AKP 32.94(+%6.61)     CHP 45.85(+%11.36)
    Antalya         AKP 39.44(+%5.42)    CHP 29.06(+%4.22)

    Matematik bilgisi iyi denilebilecek yüksek mühendis diplomasını bir şekilde cebine koymuş bir vatandaş olarak şu rakamlara baktığımda biri bana CHP sahilleri kaybetti, AKP artık sahillerde de güçlü diyorsa direk yalan söylediğini düşünürüm.(Bu rakamlar NTV’den alındı. 3 gündür NTV’de CHP’nin sahillerdeki acıklı hali tartışılıyor. 1 kişi de çıkıp CHP oylarını daha çok arttırdı demiyor, bu da ayrıca düşündürücü.) İzmir ve Muğla dışında sahilin 2007′de zaten AKP’de olmasını geçiyorum, artışlara bakalım: Sadece Antalya’da AKP’nin oyları daha çok artmış, ki bu tabloya bakıp Baykal’ın tekrar CHP’nin başına geçmeye çalışması ancak zavallılıkla açıklanabilir. Diğer bütün illerde CHP AKP’yi neredeyse 2ye katlamış (İzmir dışında ki burası haliyle en çok göç alan il bkz. 2. madde). DP gibi GP gibi AKP’ye CHP’den çok daha yakın olan partilerin oyları tamamen erimiş mantıken bu oyların AKP’ye geçmesi lazım ama bunun tam tersi olmuş. Üstüne bir de barajı geçsin diye CHP seçmeni tarafından MHP’ye verilen oylar var.

    Sahilleri bıraktım Türkiye genelinde CHP oyunu neredeyse %24 arttırmış (21′den 26′ya), AKP ise %7,5 civarı arttırmış (46.5′dan 50′ye), diğer bütün sağ partileri yok edip merkez sağ parti olmasına rağmen. Yani CHP bir şekilde sağ partilerden de oy çalmış buna AKP de dahil.

    Eğer olaya bakışımda ya da hesaplarımda cehaletimden kaynaklanan çok ciddi bir mantık hatası yoksa tüm bu tablo karşısında sahillerde CHP başarısız oldu ya da oylarını AKP’ye kaptırdı demek “bence” bildiğin saçmalamak. Özellikle iç anadoluda bekleneni karşılamadı doğru, ama beklenen de olabilecek birşey değildi. Beklentilerin bu kadar yükseltilmesinde alttan alttan gaz veren basın kadar CHP’nin de suçu olduğu unutulmasın…

    Zorunlu not: Siz saçmalıyorsunuz demiyorum, ama basında bilinçli olarak bu hava yaratılmaya çalışılıyor, sizin de böyle söylemenizde onun etkisi olduğunu düşünüyorum.

    Zorunlu not 2: Kürt milliyetçisi olmasına rağmen kendini sol olarak pazarlayan BDP’yi bu analize eklemememin sebebi özellikle ege bölgesini değerlendirmem ve BDP oylarında son seçimden beri çok belirgin bir değişiklik olmamasıdır, bunun dışında bir kasıt yoktur. BDP mükemmel organizasyonuyla %10 barajını yenerek bu seçimin asıl galibi olmuştur.
     
     
     

  32. Murat E.

    CHP 2011 Antalya sonucu tabiki %33.30 olacak 2007′nin sonucunu değiştirmeyi unutmuşum pardon…

  33. ali dogan

    Sayın Murat E. bey,

    Benim Analizim ozel de CHP icin degil, oldukca genel bir Turkiye Secmeni Davranış Normları üzerine bir analizdir. Sizdeki rakamlar bende de mevcut. Ancak siz bir konuyu unutmuşsunuz. O da şu, 2007 seçimlerinin üzerinden 4 yıl geçti ve bu arada biz 2 önemli seçim daha yaşadık. Birisi Belediye seçimleri, diğeri de referandum. AKP bu 2 seçimde kıyı bölgelerinde iyice umudunu kaybetmişti. Sonuçlar onları kara kara düşündürüyordu ama şimdi umutları yeniden yeşerdi. Benim CHP özelinde bir analizim olursa o da oldukça farklı olur. Örneğin özetle şöyle söyleyebilirim. “Sayın Bay-Kal birazcık da yerinde kalsın ve artık yakamızdan düşsün. Gölge etmesin başka ihsan istemez. Onun 20 yılda çöle çevirdiği CHP topraklarında 6 ayda ancak bu kadar taze filizler yeşerebildi. Sen kendi ilin olan Antalyayı bile AKP’ye kaptırdın Sn.Bay-Kal. Sen büyük bir yeteneksin vesselam” derdim.Bu konu ayrı bir analiz konusudur.

  34. Murat E.

    Ali Bey,
     
    Karşılıklı atışmaya dönmesin ama benim şahsi fikrim, 2007 seçimlerinin belediye seçimleri ve referandumdan daha doğru bir referans noktası olduğu.

    Belediye seçimlerinde kesin oy alan birsürü insan var mesela Şişli’de Sarıgül, Eskişehir’de Büyükerşan. Yılmaz Hoca TKP’den bile aday olsa normalde muhafazakar olan Eskişehir’den oy alır, kesin seçilir diyemem ama zorlar. Milletvekili olsa aynı rahatlıkla her partide aynı oranda oy alacağını zannetmiyorum. Biri birey seçimi diğeri ideolojiler arasında seçim, gibi geliyor bana… Yoksa aynı zamanda milletvekili seçimi de yapılsaydı AKP’nin %39 da kalması ya da İzmir’in tamamında CHP’nin ezici şekilde üstün çıkması mümkün değildi, hele ki %10 barajı varken.

    Referandumda ise nasıl %58′in tamamı AKP değilse %42′de CHP ya da CHP+MHP değil. Sahillerde de durum aynı, İzmir’de bile “hayır” veren herkesin bu seçimde CHP veya MHP’ye oy vermesini beklemek yanlış olur. Teknik olarak çok hatalı bir referandum olduğu için daha karmaşık ve garip dinamikler vardı. Mesela yetmez ama evetçiler vardı, ya da muhafazakar dolayısıyla AKP’li olmasına rağmen AKP’nin yargıyı tamamen ele geçirmesinden rahatsız olan ya da Evren’in yargılanmasını istemeyenler (sanki yargılanıcakmış gibi) olabilir.
     
    Sonuç olarak AKP’nin bu 2 seçime bakıp umudunu kaybettiğini de düşünmüyorum, eğer öyle birşey olsaydı seçime biraz stresli girerlerdi. Son aylarda birbiri ardına patlayan skandallara bakınca ben herhalde bunların arkasındaki güç kimdiyse desteğini çekti o yüzden saçmalamaya başladılar diye düşünüyordum. Şimdi görülüyor ki sonuçtan emin oldukları için kontrolleri tamamen salmışlar ve seçime çok rahat girmişler. Kömür bile dağıtmadılar bu seçimde.
     
    Aslında genel olarak sizin söyledikleriniz katılıyorum ben de ama CHP’nin sanki çok başarısızmış gibi gösterilmesi çok yanlış ve toplum tarafından da kabul görürse bir sonraki seçimde AKP %75 alır. 5-10 sene sonra da Mısır, Suriye gibi millet açlıktan ayaklanınca da batıda Türkiye’nin özgürlük mücadelesi şenliklerle kutlanır. Yani isyanım size değil medyaya :)

    Baykal için söylediklerinize tamamen katılırken yanlarına “Örgütten birini (beni) aday gösterselerdi seçim için daha çok çalışırdım” diye beyanat verenleri de eklemek istiyorum.
     

  35. buyukakin

    analizinizi blok adresinizle birlikte paylaştik. elinize sağlık

  36. debergarac

    Yazıya ilk önce büyük bir şevk ile başladım. Grafikler hazırlanmış ve ayrıntılar ile ne güzel süslenmiş. Sonlara doğru sıkıldım itiraf etmeliyim. Hatta samimi olmak adına, yazının devamını getirmedim bile. Sebebi şu: Bu çok şey anlatan yazı neredeyse neredeyse hiçbir şeye yakın. Bunu emeğinizi gölgelemek adına yazmıyorum. Başka ama önemli bir ayrıntıyı ilave etmek adına yazıyorum. Ne gelişim endeksi yukarı yönlü iller ne de gelişim endeksi negatif iller istatistiği ile alakalı ya da buna verilen daha doğrusu verilemeyen tepkiler ile alakalı. Bu ülkede %68′lik sağ refleks var, bilemiyorum CHP’yi ne kadar sol sayarsınız, bir de %32 lik sol refleks var. Tabii bu 32′nin içinde AKP ve İslamofobik godamanları da ekler iseniz tadından yenmiyor. Şu iki girdi çok daha aklı başında geliyor bana… Sırası ile:
     
    http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=9509458
    http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=24034052

     

  37. sema erkaya

    çabanız övgüye değer. yorumları da okudum. merak ettiğim nokta şu: akp nin oy oranı ve referandumdaki evet hayır oranını genelde sadece gelişmişlik-azgelişmişlik çizgisiyle açıklamaya çalışmışsınız. kendini okumuş yazmış varlıklı entellektüel kabul edenlerin oylarını bilimsel olarak nasıl açıklıyorsunuz? bunun bir çok örneği var. daha birinin itirafını geçen gün cnn türk te izledim ağzım açıkta kalarak.  

  38. A. Murat Eren

    kendini okumuş yazmış varlıklı entellektüel kabul edenlerin oylarını bilimsel olarak nasıl açıklıyorsunuz?

    Ben belli bir algı seviyesinin üzerindeki insanların bırakın kime neden verdikleri kısmını, daha neden oy verdiklerini dahi anlayamıyor ve açıklayamıyorum. Bu yüzden bu sorunun muhatabı muhtemelen ben değilim.

    Sevgiler,

  39. Ertuğrul Genç

    Harika bir analiz, hele de seçimler veya seçmen davranışları üzerine çalışmadığınızı düşünürsek. İki maruzatım olacak, daha doğrusu maruzat değil de fikir diyelim. Öncelikle illerin gelişmişlik düzeylerinin oy verme davranışına -etki edecek olsa bile- dönüşmesi zaman alabilir, ve dahası ben bu gelişmişlik düzeyi değişiminin kısa vadede hissedilmesinin çok zor, uzun vadede de sadece çok az sayıda göstergeye bağlı olduğunu düşünüyorum (tamamen sübjektif). Genelde Türkiye’de siyasetin kısa vadeli ekonomik beklenti + genel sağ-sol skalasındaki konumlanmaya göre sonuç verdiği bilinir, sizin bulgularınız da bunu doğruluyor ama spurious correlation olabilir gibi geldi naçizane.
    İkincisi ve daha önemlisi, geçerli oy kısmı ile ilgili. Burada yine Türkiye’nin özgül koşullarının bir sonucu olarak, bağımsız adayların çok oy aldığı illerin sosyoekonomik açıdan ve bilhassa eğitim açısından ülkenin geri kalanından belirgin farklı olduğu, dolayısıyla geçersiz oy miktarı farkının önemli bir kısmının eğitim vb. sosyoekonomik durumla açıklanabileceğinden şüphe etmekteyim. Buna karşılık düşük miktarda geçersiz oy bulunan yerlerin ekseriyetle AKP’nin rahat olduğu yerler olmasıyla ilgili olarak şüphelerinizi paylaşıyorum, ve gündelik politik tartışma ortamının bu gibi değerli analizler ekseninde yürüyemeyecek kadar sığ ve adı üstünde “gündelik” olmasına hayıflanıyorum.
    Elinize sağlık tekrar,

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün