‘Leziz Bağlantı İçerebilir’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

İstanbul&İstanbul dergisi’nin Haziran sayısında Can Akbulak ile yaptığımız kısa bir röportaj yer aldı. Günlüğe de koyayım, arşiv olsun istedim. Dergiye şuradan ulaşmak mümkün, soru ve cevaplar ise aşağıda. Devam...

Geçen hafta New York’ta idim. Sebeb-i ziyaretimin bir nedeni, Aslı ile deniz kanosu yapmak, diğeri ise New York’ta iki haftayı aşkın bir süredir polis müdahalesi ve medya karartmasına rağmen devam eden Occupy Wall Street hareketini yerinde görmek ve fotoğraflamak idi. Bu yazı Occupy Wall Street ile ilgili. Devam...

Tadında bir aranın ardından Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler serisi, dördüncüsü ile karşınızda. Bu sefer de subjektifliğimden bir şey yitirmedim. Bence çok aferin bana. Devam...

Meren’in Fotoğraf Günlüğü üçüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar! Devam...

Çok yoğun dönemlere girip çıkıyorum son haftalarda. Her şeyi son dakikaya bırakan bir insan olduğum için mesela üç gün canımın istediği makaleleri, günlük yazılarını filan okuyup Internet alemlerinde keyif çatıyor ya da insanlara sataşıyor, sonra iki gün başka hiçbir şey ile ilgilenmemecesine bir şeylere çalışıyorum. Devam...

Çok sevgili dostlar ile buluştuğumuz, “sabahlara kadar oturup sohbet etmek, sonra üç-beş saat uyuyup uyanınca sohbete aynen devam etmek” mefhumunun ne genç yaşlara ne de Türkiye’ye özgü olmadığını şaşırarak yeniden öğrendiğimiz Florida gezisinden döndük. Devam...

Efendim, bu satırları sizlere erteleye erteleye bir hâl olup da son üç günde hazırlandığım sunumdan çıkmış bir Meren olarak yazıyorum. Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve hatta kendisini komik duruma düşürme pahasına sürekli her söylediğime muhalefet etmeye gayret eden bir istatistik profesörüne rağmen, sunumum mükemmel geçti. Devam...

Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım. Devam...

Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını http://yenisanat.net adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere “Çocukluğumuzun Oyunları” isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu “günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak” olarak ifade ediyor. Devam...

Hazır söz flaşlardan açılmışken, bu gün sevgili İstem’in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın “İstem kim?” diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın “İstem’in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?” diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27′ninin ise “aaa bu gün benim de doğum günümdü!” diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize sıra gelecek. Devam...

Hani geçen gün Chicago’ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, “Meren Chicago’dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi” diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne. Devam...

Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. “Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur”, “ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz” gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence. Devam...

Karşıma birini alsam, ona saatlerce insan ve doğa arasındaki tatsız ilişkiden bahsedebilir, sebep olduğumuz kirliliğin doğal yaşam üzerindeki etkilerinden bahsedip, nasıl çözüleceğini bilmesem de her şeyin “nasıl olmaması” gerektiğini filan tasvir etmeye çalışabilirim. Fakat kelime çoğunlukla güçsüz, taşıması zor. Üstüne üstlük de yavan. Öte yandan Chris Jordan’ın aşağıdaki fotoğrafı tek bir başına, benim ‘insan ve çevre ilişkisi’ne dair aktarmak istediğim düşüncelerin hangisini anlatmaktan aciz olabilir: Devam...

Jason Ricci, Gürer Özen sayesinde keşfettiğim harika insanlardan birisi (Gürer sayesinde keşfettiğim diğer harikalıklardan ilk aklıma gelenler arasında Ricky Jay ve Boys Anılar‘ı sayabilirim, siz de Gürer’in ne kadar şaheser bir insan olduğunu anlayabilirsiniz). Gürer’in mızıka çalmaya olan ilgisi sayesinde hayatımıza girmiş olan bu mızıka virtüozunun New Orleans’ta bir konseri vardı geçen gün. Devam...

Henüz tanımayanlarınızı Denis Rouvre ile tanıştırmak istiyorum. Kendisi 1967 doğumlu, Paris’te yaşayan bir fotoğraf sanatçısı. “Nerede yaşadığından, ne zaman doğduğundan bize ne” demeyin. Bu tip ipuçları yarışmacı ruhunun ürettiği egoları bir kenara atamayan dostlarımızın bu dehşet fotoğrafçı ile karşılaştıklarında kıskançlıktan bilgisayar başında ölüvermek yerine “aaa ama benden daha çok yaşamış” ya da “aaa ama Paris’te yaşıyormuş” diyebilmeleri için hep. Devam...

Şu anda bu günlükte yayınlanan yüzüncü yazıyı okuyorsunuz. Çok çok yüksek olasılıkla -ve hüzünlü bir şekilde- bu gönderi, sizin bu günlükte okuduğunuz yüzüncü yazı değil. Açıkçası benim dışımda herhangi birisinin bu günlükteki her yazıyı okuduğunu sanmıyorum. Aslında bunu beklemiyorum da. Günlükteki yazıların tamamının hitap ettiği tek kişi ben olduğum için sadece ilginizi çeken yazıları okumanızdan daha doğal ne olabilir… Devam...

Benim Oğuz Dinç isimli, son derece sakin, son derece insan gibi insan bir dostum var; tanısanız çok seversiniz. Oğuz’un renkli kişiliklerinden birisi de yazar kimliği. Kendisinin Çitlembik Yayınları tarafından yayınlanmış Maria’nın Yıldızları (2005) ve Yalnızlığın Kırmızı İzi (2007) isimli iki öykü kitabı, Karlar ve Adımlar (2008) isimli bir şiir kitabı var (Karlar ve Adımlar aynı zamanda e-Kitap olarak da indirilebiliyor). Devam...

Son zamanlarda pek ilgilenemedim caanım günlüğüm ile. Bu hafta sonu Duygu ile Amerika’nın dumanlı dağlarına, Smoky Mountains‘a gidiyoruz. Dönüşümüzde ise -aynen Kincaid Lake dönüşünde olduğu gibi- bir yazı ve fotoğraflar silsilesi ile kendimi size affettireceğimi tahmin ediyorum. Tabi orada bizi ayılar filan yerse bu satırlar Hürriyet’e “Dönebilseydi anılarını yazacaktı” şeklinde manşet olur artık (şimdi bunu da yazdım ya, alt başığı da “İçine doğmuştu…” yaparlar). Devam...

Artvin’den dönerken Uygar’ın verdiği dergileri karıştırıyordum. Dergiler arasında Atlas, National Gegraphic gibi bildik tanıdık dergilerin yanında bir kaç tane de -daha önce hiç adını duymamış, elime almamış olduğum bir dergi olan- Geo vardı (biraz karıştırınca National Geographic ile Atlas arasında bir yerlerde olan bir dergi izlenimi bıraktı bende). Devam...

Photo Essay çalışmalarının oldum olası hastası olmuşumdur. Fotoğraf ile düz yazının birleştiği yerde fotoğrafın gösteremediğini yazı ile göstermek, yazının açıklayamadığını fotoğraf ile anlatmak çok güçlü bir karışım halini alıyor bence. Henüz az önceki cümlelerle ifade edilebilecek seviyede bir tane çıkmış olmamasına karşın arşivlerde benim de keyif alarak hazırladığım fotoğraflı düz yazılarım var: Devam...

Fotoğraf ile ister amatör ister profesyonel, fakat ciddi bir şekilde ilgilenen ve ürettiklerini paylaşan kişiler bir süre sonra fotoğraflarının kendilerinden izinsiz kullanılması ile ilgili dertlenmeye başlıyorlar. Bu duyguyu pek iyi anlıyorum ve doğal karşılıyorum, bununla beraber ben nadiren hissediyorum. Devam...

Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri, Cannes 2009 sonuçları açıklanmış. “Fotojurnalizm/Belgesel”, “Sanat” ve “Reklam” kategorilerinde birinci, ikinci ve üçüncülerin fotoğraf ya da fotoğraf serilerine ana sayfalarından göz atmak mümkün (her ne kadar korkunç ötesi, rezalet bir web sitesine sahip olsalar da fotoğrafları izlemeden geçmeyin derim). Devam...

Fotoritim dergisi “Fotoğraf Eleştirmenliği” konusunda bir e-panel hazırlamış. Fotoğraf Yazıları günlüğünde haber verince gözüme çarptı. İçerikli bir çalışma olmuş. Ben de fotoğrafın tanımı, anlaşılması ve yorumlanması üzerine kafa yormaktan keyif alan bir kişi olarak yazanlara göz atmak istedim. Devam...

Geçenlerde Kanada’da merkezli Geez Magazine isimli bir derginin editöründen bir e-posta aldım. Aiden Enns isimli kişi e-postasında dergiyi “tinsellik, sosyal adalet ve sanat üzerine yazı ve eserlerin yayınlandığı reklamsız bir dergi” olarak tanıtıyor, fotoğraflarımdan birisine gelecek sayılarında yer vermek istediklerini söylüyor ve kullanım izni istiyordu. Söylediğine göre gelecek sayının teması “Kuzey Amerika toplumunun bireylerinin hayatı değişik yollarla yaşamaları için çeşitli deneyler” olacaktı ve seçtikleri fotoğraf kafalarındaki şey için çok uygundu. Devam...

Duygu ile Internet üzerinden yapılanan CouchSurfing isimli bir ağın parçasıyız (http://www.couchsurfing.com). Birisi benden CouchSurfing (CS olarak kısaltıyorum bu yazı için) konseptini Türkçe’ye çevirmemi istese herhalde “Kanepe Sörfü” diye çevirirdim. Bu muhteşem çeviri (:p) yardımı ile zaten kafanızda bir şeyler canlanmıştır, fakat yine de CS kendisini nasıl tanımlıyor onu yazayım ki her şey daha net olsun: Devam...

Richard Avedon 60 yıllık fotoğraf kariyerini hayatının son günlerine kadar sürdürmüş, fotoğraf dünyasının tanıdığı belki de en önemli portre fotoğrafçılarından birisi. Andy Warhol’dan Salvador Dali’ye, Marilyn Monroe’dan Dr. Robert Oppenheimer’a kadar modern çağa damgasını vurmuş simaların unutulmaz portrelerini çekmiş olan ve insanların isimleri yüzlerle ilişkilendirmesine vasıta olmuş dehşet bir insan kendisi. Dönüp dönüp fotoğraflarına bakmak büyük bir keyif. Devam...

Hangisinin iyi, hangisinin ise kötü haber olduğu kişiden kişiye değişecektir muhakkak fakat ben kendimce bir sırayı şu şekilde oluşturdum: iyi haber, Türkiye’de geçirdiğim kısa tatil sona erdi ve New Orleans’taki evime geri döndüm (yani yeniden günlüğümün başındayım), kötü haber, gelirken hasret kaldığım bass gitarımı da getirdim (yani muhtemelen fotoğrafa azıcık daha az zaman ayırabileceğim). Devam...

National Geographic’in her yıl düzenlediği fotoğraf yarışmasının sonuçları duyurulmaya başlanmış. Henüz dünya birincileri yok ortada, fakat NG’in İngilizce yayın birincileri 100.000 fotoğraf arasından belirlenmiş durumda. Tüm liste, mansiyonlar ile beraber burada. Bir süre sonra diğer kategorilerin birincilerine de aynı adresten ulaşmak mümkün olur herhalde. Bense İnsan, Yer ve Doğa kategorisi birincilerine ve jüri yorumlarına yer vereyim istedim. Devam...

Dün Bulb Magazine isimli bir fotoğraf dergisinin editöründen fotoğraflarımdan birisini sonraki baskılarında yayınlamak istediklerine dair bir e-posta aldım (fotoğraf şu yazının ilk fotoğrafı). Arada bir böyle istekler geliyor ve çoğunlukla teşekkür ederek geri çeviriyorum. Nasıl bir dergi imiş diye göz atmak için son derece düşük beklentilerle sitelerine gittiğimde oldukça etkilendim. Üstüne bir de bir kaç sayı önce Akif Hakan Çelebi ile yaptıkları röportajı görünce hem isteklerine benden hızlı bir “memnuniyetle!” yanıtı aldılar hem de Çelebi ile ilgili bir yazı yazmaya karar vermeme sebep oldular. Devam...

“Fotoğrafı Anlamak” isimli bir projeye girişmiştim bir zaman evvel; öyle o sıralarda okuyup etkilendiğim şeyleri Türkçe olarak bir araya getireyim, başkaları da sebeplensin gayesi ile. Belgenin çok sahipsiz kaldığını fark ettim bu gün. Devam...