‘Ben Bugün Bunu Çektim’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

Dün sabah uzun süredir sürdürdüğü savaşı yitirmekte olduğunu artık kabullenmesi gerektiğini idrak etmiş bir komutanın vakurluğu ile açtım gözlerimi. ”21 Şubat:  Sevgili günlük. Üç haftadır sürdürdüğümüz kahramanca direniş temiz giysi erzakımızın nihayet tamamen tükenmesi sonucu son buluyor. Tarih kitapları yenilgimizi değil, mücadelemizi yazsın (…)“, Başkomutan Meren ve Destansı Savaşları, yıl bilmemkaç (tarih kitapları). Devam...

Bazen de böyle işte. Ben de bilmiyorum ki. Misal az önce hatırladım, Google’da aradım buldum: bir keresinde Twitter’da “Yazmadıkça daha çok yazmıyor insan. Halbuki çat diye yazmak lazım. Hepimiz öleceğiz. Ciddiyetin lüzumu yokdemişim. Ele verir talkını kendi yutar salkımı. Çat diye yazmak lazımsa yaz madem? Kime bu tafra? Cevab veremedi. Devam...

(…) Sınırlarını ufuktaki dağların çizdiği geniş bir ovada bir araba ıssız düzlüğü ikiye yaran çift şeritli yolun kenarında sağa çekmişti. Arabanın içinde bir adam, elinde her cümlesi kurşun gibi ağır bir mektup tutuyordu. Adam defalarca katlanıp tekrar açıldığı belli olan kağıdı yolcu koltuğuna bırakıp derin bir nefes aldı. Devam...

Yaklaşık iki hafta önce Anoush’u görmek üzere Yellowstone’a doğru yola çıktım. Çok uzun zamandır hayalini kurduğum bir seyahatti bu. Yola çıkarken iki tanıdık fenomenin mükemmel orandaki katkısı ile hayatımın en uzun iki haftasını yaşayacağımı elbette bilmiyordum: (1) her yolculuğun kendi içerisinde hayal kırıklıkları ve sürprizleri var, (2) bir şeyi ne kadar çok beklersen evrenin olasılıksızlık motorunun zembereğini kuran kol da o kadar çok çalışıyor. Devam...

Bisikletmin tekerleği patladığı için uzun süredir işe yürüyerek gidiyordum. Bu süreçte yürüme yolu olarak doğanın içinden giden bisiklet yolu yerine araba yolunu tercih ettiğim için, üstüne hafta sonları da dahil olmak üzere laboratuvarı gece 9-10′dan önce terk etmediğim için, koskoca sonbaharı kaçırmışım. Bugün lab’dan hava aydınlıkken çıktım, eve gelip bisikletimin tekerleğini tamir ettim ve uzun bir süre sonra ilk kez bisikletimi bisiklet yoluna doğru sürerken, doğanın ayaklarımın altına kilim gibi serildiğini görüp eve döndüm ve fotoğraf makinemi aldım. Devam...

Yıllar geçtikçe bir yerlerde uzun uzun -çoğunlukla amaçsızca- oturmak daha mı keyifli gelmeye başladı, yoksa hep mi böyleydim kestiremiyorum. Hiçbir yere gitmeyeceği halde gününün yarısını otobüs durağında oturup insanlara bakarak geçiren yaşlı amcalardan oldum belki de. Bugün şu iskelede 45 dakika oturdum mesela. O sırada aklımdan projelerim, ne zamandır görüşmediğim arkadaşlarım, ve daha onlarca şey geçiyordu. Bir sürü insan bir sürü başka bir şeyler yapıyordu. Ben iskelede oturuyordum. Keyfim de gayet yerindeydi yani. Devam...

Bugün nüufusu 900 kişi olan Woods Hole köyümüzde 30.000′den fazla kişi vardı. Bunca muhteremin sebeb-i ziyareti ise, Falmouth Koşusu olarak bilinen ve her yıl tekrarlanan meşhur 11.5 kilometrelik yarış. Çok büyük bir ödül filan yok aslında, birinci olan 10.000 dolar alıyor, fakat prestijli bir yarış olacak ki dünyanın dört bir yanından koşucular geliyormuş. Devam...

Aslında çok yoğunum. Bütün hayatımı laboratuvarda geçirsem de yetmeyecek kadar işim var aslında. Ve aslında öyle bir yerlere gitmeye de niyetim yok .. tu. Hakikaten bütün hayatımı laboratuvarda geçireyim, bitiremeyeceğim o işler ile ilgileneyim istiyordum. Çünkü kendisini yaptığı işlerle tanımlayan bir robotum ben bazen. Devam...

Günlüğü takip edenlerin önceki yazılardan (mesela Petrol Sızıntısı Monologları gibi) az çok tanıdığı sevgili profesör Mike kişisi, daha önceki denemelerimin hüsran ile sonuçlanmasına aldırmadan bu geçtiğimiz Cumartesi günü yine benimle balığa gitmeyi önerdi. Devam...

Üç hafta önce Montana’nın Bozeman şehrine gitmiştim. Sebep Montana Eyalet Üniversitesi’nde gerçekleşecek küçük bir topalntıya katılmak idi. Toplantı sonrasında hemen geri dönmek yerine Bozeman çevresinde ve Yellowstone Ulusal Parkı’nda birkaç gün geçirdik. Daha dönüş yolunda Montana’yı özlemeye başlamıştım. Devam...

Bir takım işlerin sonunu getirebiliyor olmak bence yaşlılık alameti. Eskiden her başladığımı “sonra devam ederim” diyerek yarım bırakır, dönüp de bir daha yüzüne bakmazdım. Bataklık serisini yarım bırakmadım, döndüm ve bitirdim. Devam...

Duygu iki hafta kadar önce bilimsel bir konferansta arz-ı endam eylemek, ardından da biraz dolaşmak üzere Fransa’ya gitti. Kendisinin epey evvelden planlamış olduğu bu yolculuksebebiyle yalnız geçireceğim iki hafta boyunca yapacağım çılgın partilerin düşüncesi bile beni, nasıl söylesem, delicesine heyecanlandırıyordu (“kak hanım kak, adam soyunmaya başladı“). Devam...

Kocaeli Depremi olduğunda depremle ilgili duyduğum ilk haber 44 kişinin öldüğü, yaralıların olduğu, yardım ekiplerinin müdahale için yola çıktıklarından ibaretti. Saatler, günler geçtikçe felaketin gerçek boyutları karşısında bu ilk bilgiler anormal derece iyimser kalmış, artık bir yerden sonra sayılar yuvarlanmaya başlanmıştı. Devam...

Geçen hafta hayırlı bir sebeple Maryland eyaletinin Baltimore isimli leziz şehrine gittik. Hoş ben gitmeden evvel vaktimizin büyük çoğunluğunu Washington DC’de geçireceğimizi sanıyordum… Neyse. Standart merenlikler bunlar. Oluyorlar. Devam...

Couchsurfing isimli muhteşem ağ vasıtası ile tanıştığımız, tanıştığımız günden beri en sevdiğimiz Amerikalılar listesinin ilk üçünü hiç terk etmeyen Lex Pelgerciğimiz geçen gün New Orleans’a ziyarete geldi. Ben de aldım kendisini, “düş önüme, paraflaşlarımı test edecek adam lazım bana” diyerek gecenin bir köründe Audubon Park’ında bir tenhaya götürdüm (dikkat, bu yazı tişörtsüz erkek fotoğrafları içermektedir (ee, herkesin sizin gibi göbeği yok, çıkarıveriyorlar (hahah))). Devam...

Öncelikle birisi çıksa “önce bize ‘doğal ışık süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam’ dedin, sonra ‘anne ben strobist oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz’ dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?” dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: “evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi’ sor bakalım, neden“. Devam...

Geçtiğimiz Cuma günü, Meksika Körfezi’nde meydana gelen bir kaza neticesinde başlayan ve kısa sürede bir çevre felaketine dönüşecek kadar ciddi olduğu anlaşılan petrol sızıntısının kıyı şeridindeki etkilerini kendi gözlerimle görmek ve fotoğraflamak için kanolarla Meksika Körfezi’nin Louisiana kıyılarındaki bataklıklarla buluştuğu bölgeye gitmeye karar vermiştim. Devam...

Pazar sabahını Duygu ile evimize yarım saat uzaklıktaki bir bataklıkta koşarak geçirdik. Bir milli parkın içerisinde olan bu bataklığa daha önce de gitmiştik aslında. Hatta Duygu kişisi günlüğünde bu parktan ve o geziden uzun uzun bahsetmişti. Devam...

Geçenlerde yine bir evlilik merasimini fotoğraflıyordum. Scott gelin, nedime ve saz arkadaşlarının hazırlıkları ile ilgilenirken bana da damat, sağdıç ve saz arkadaşları düştü. Gelin ve damadın evlilik günü kiliseden önce birbirlerini görmelerinin uğursuzluk getirdiğine inanıldığı için gelin ve damat çoğunlukla ayrı ayrı yerlerde hazırlanıyorlar. Devam...

Geçtiğimiz aylardan birisinde New Orleans’ta henüz kurulma aşamasında olan bir mankenlik ve moda ajansının sahibi benimle bağlantıya geçip kendileri için çekim yapıp yapamayacağımı sormuştu. Ben de “yapabilirim ama bu sıralar çok yoğunum” şeklinde son derece as solist bir yanıt vermiştim (hakikaten çok yoğundum). Fakat John kendisini unutturmamayı bir şekilde başardı. En sonunda bu Cumartesi laboratuvara gitmek yerine fotoğraf çekmeye gittim. Devam...

Birkaç hafta evvel İstanbul Bilgi Üniversitesi Haber Merkezi “HaberVesaire” bünyesinde muhabirlik yapan Görkem Keser’den bir ileti aldım. Bloglar üzerine hazırladığı haberde yer vermek üzere Meren’in Fotoğraf Günlüğü ile ilgili birkaç soru sormak istemişti. Memnuniyetle kabul ettim elbette. Devam...

Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil. Devam...

İnsanlar New Orleans’ta Mardi Gras’yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida’nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur. Devam...

Efendim, bu satırları sizlere erteleye erteleye bir hâl olup da son üç günde hazırlandığım sunumdan çıkmış bir Meren olarak yazıyorum. Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve hatta kendisini komik duruma düşürme pahasına sürekli her söylediğime muhalefet etmeye gayret eden bir istatistik profesörüne rağmen, sunumum mükemmel geçti. Devam...

Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun. Devam...

Bundan birkaç yıl evvel birisi bana “Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın” dese, “yok daha neler, peh” derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :( Devam...

Geçenlerde “New Orleans Ballet Association” isimli bir bale derneği benden “The Nutcracker Prince” isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum. Devam...

Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm. Devam...

Çalışmalarının yoğunlaşacağı bir döneme doğru giriyor olduğum ve aynı zamanda kaderin bir cilvesi ile bir değil iki laboratuvarda birden çalışmaya başladığım için Meren’in Fotoğraf Günlüğü’nden yıllık izin almaya karar verdim. Duygu gibi sabahın beşine kadar çalışacak irade bende olmadığından yorumlara yanıt yazmaya, diğer yazılar altında devam eden tartışmalara katılmaya devam edeceğimi tahmin ediyorum. Devam...

Hani geçen gün Chicago’ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, “Meren Chicago’dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi” diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne. Devam...