Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil. Devam...
‘Ben Bugün Bunu Çektim’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler
İnsanlar New Orleans’ta Mardi Gras’yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida’nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur. Devam...
Efendim, bu satırları sizlere erteleye erteleye bir hâl olup da son üç günde hazırlandığım sunumdan çıkmış bir Meren olarak yazıyorum. Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve hatta kendisini komik duruma düşürme pahasına sürekli her söylediğime muhalefet etmeye gayret eden bir istatistik profesörüne rağmen, sunumum mükemmel geçti. Devam...
Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun. Devam...
Bundan birkaç yıl evvel birisi bana “Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın” dese, “yok daha neler, peh” derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :( Devam...
Geçenlerde “New Orleans Ballet Association” isimli bir bale derneği benden “The Nutcracker Prince” isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum. Devam...
Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm. Devam...
Çalışmalarının yoğunlaşacağı bir döneme doğru giriyor olduğum ve aynı zamanda kaderin bir cilvesi ile bir değil iki laboratuvarda birden çalışmaya başladığım için Meren’in Fotoğraf Günlüğü’nden yıllık izin almaya karar verdim. Duygu gibi sabahın beşine kadar çalışacak irade bende olmadığından yorumlara yanıt yazmaya, diğer yazılar altında devam eden tartışmalara katılmaya devam edeceğimi tahmin ediyorum. Devam...
Hani geçen gün Chicago’ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, “Meren Chicago’dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi” diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne. Devam...
Önce ben, sonra da Duygu fena halde hasta olduk. Virüsler azıtmış vaziyette. Tam hastalıktan çıkıyoruz işlerimize dönüyoruz derken uzun zaman önceden planladığımız Chicago seyahatinin tarihi geldi çattı. Hastalık, iş-güç derken bir türlü elime alamadığım D700‘ün ilk ciddi saha deneyimine çıkacağı bu seyahate dair pek ümitli ve heyecanlıyım. Devam...
Dün Duygu ile markete gittik alışveriş yapmak için. Benim için sıra dışı sayılabilecek bir deneyim markete gitmek. Yaşlandıkça daha da acayip hale geliyor.. Geçen yıllar içerisinde insanın önünde oyalandığı reyonların, ilgisini cezbeden ürünlerin değişimini izlemesi çok değişik bir şey bence. Devam...
Bu sefer yazı yok.. Devam...
Jason Ricci, Gürer Özen sayesinde keşfettiğim harika insanlardan birisi (Gürer sayesinde keşfettiğim diğer harikalıklardan ilk aklıma gelenler arasında Ricky Jay ve Boys Anılar‘ı sayabilirim, siz de Gürer’in ne kadar şaheser bir insan olduğunu anlayabilirsiniz). Gürer’in mızıka çalmaya olan ilgisi sayesinde hayatımıza girmiş olan bu mızıka virtüozunun New Orleans’ta bir konseri vardı geçen gün. Devam...
Katrina Kasırgası sırasında, Pontchantrain Gölü kasırganın yarattığı basınç ile kabarıp şehre taşmış, insanların boğulmasına, tüm şehrin haftalar boyunca su altında kalmasına, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olmuştu. Bunun sebebi ise bu tip baskınları durdurmak için yapılmış levee’lerin görevlerini yerine getirmemesi idi. Devam...
Geçenlerde New Orleans’ın tanınan düğün fotoğrafçılarından Scott Myers benimle bağlantıya geçip bir takım kurma hazırlığı yaptığını, katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. Ne zamandır istediğim ekipmanları alabilmek için fotoğraftan para kazanmak gibi düşünceler dolaşıyordu aklımda, bu yüzden “eh, neden olmasın” dedim. Devam...
Benim Oğuz Dinç isimli, son derece sakin, son derece insan gibi insan bir dostum var; tanısanız çok seversiniz. Oğuz’un renkli kişiliklerinden birisi de yazar kimliği. Kendisinin Çitlembik Yayınları tarafından yayınlanmış Maria’nın Yıldızları (2005) ve Yalnızlığın Kırmızı İzi (2007) isimli iki öykü kitabı, Karlar ve Adımlar (2008) isimli bir şiir kitabı var (Karlar ve Adımlar aynı zamanda e-Kitap olarak da indirilebiliyor). Devam...
Son zamanlarda pek ilgilenemedim caanım günlüğüm ile. Bu hafta sonu Duygu ile Amerika’nın dumanlı dağlarına, Smoky Mountains‘a gidiyoruz. Dönüşümüzde ise -aynen Kincaid Lake dönüşünde olduğu gibi- bir yazı ve fotoğraflar silsilesi ile kendimi size affettireceğimi tahmin ediyorum. Tabi orada bizi ayılar filan yerse bu satırlar Hürriyet’e “Dönebilseydi anılarını yazacaktı” şeklinde manşet olur artık (şimdi bunu da yazdım ya, alt başığı da “İçine doğmuştu…” yaparlar). Devam...
Nikon 10.5 balıkgözü lens ile ilgili yazının yorumlar kısmında Barış Özyurt ve baratrion ağız birliği edip caanım lensime burun kıvırınca kahrolup kendimi sokaklara vurdum bu gün. Bu lensi almaya karar verdiğim günden beri aklımda olan projelerden birisine başlamak için daha iyi bir fırsat olabilir miydi. Devam...
Önceki günlük yazımın ardından çıktığımız ve üç gün süren yorucu yolculuğumuzun ardından Barhal’a (Altıparmak Köyü) vardık, 5 gündür de buradayız (hatta sevgili Bora Bilgin ve ailesi de bizimle idi, onları da bu gün uğurladık)… Bu gün Kara Göl’e çıkmayı planlarken yağmur ve soğuk havanın azizliğine uğrayıp olduğumuz yere çakılınca fırsattan istifade edip bir kaç fotoğraf yayınlayayım da nasıl bir yerde olduğumuz daha iyi anlaşılsın dedim ;) (yolculuk yazısı ve daha fazla fotoğraf Amerika’ya döndüğümüzde). Devam...
Daha önceki yazılarımdan birisinde couch surfing denen müthiş oluşumdan bahsetmiş, Amerika’yı baştan başa yürüyerek geçen misafirimizin hikayesini anlatmıştım (bu arada kendisi yaklaşık 6500 kilometrelik seyahatini geçen haftalardan birisinde sağ salim bitirdi, yürüdüğü mesafe harita üzerinde yaklaşık olarak şöyle görünüyor). Devam...
Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi. Devam...
Bu Cumartesi son zamanların en dolu dolu Cumartesi günü idi dün benim için. Normalde hepimizin bildiği gibi Cumartesi günleri evde paşalar gibi bilgisayar başına kurularak geçirilen bir gündür. Son iş gününün bir gün sonrasına, son tatil gününün ise bir gün öncesine denk gelmesi nedeni ile Alacakaranlık olarak da adlandırılabilir aslında: Perşembe, Cuma, Alacakaranlık, Pazar. Devam...
Arabamızın vites kutusu bozulduğundan beri laboratuvar’a gidemiyorum. Bunun yerine son haftamı geçenlerde bulduğum buluşu geliştirmeye çalışarak, evde geçirdim (profesörüm de ben de yeni bir veri kümeleme yöntemi geliştirdiğimi düşünüyoruz, göreceğiz zamanla). Fakat bugün evde oturmamaya, dışarı çıkıp fotoğraf filan çekmeye karar verdim. Devam...
Entropiye karşı umutsuz bir savaş veriyoruz ve hiç birimiz bu savaştan galip ayrılmayacağız. Eninde sonunda hepimiz Dünya’dan ödünç aldığımız molekülleri ona geri iade edeceğiz; pek keyifli duyulmasa da bu gerçeği zaman zaman hatırlamak bir şekilde hayatımızda yer etmiş bir sürü gereksizliği ortaya çıkarıp gözlerimizin önüne seriyor bence. Devam...
Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...
Sizlere New Orleans’tan, anonim kişilerce şehrin bir çok yerindeki direklere asılmış olan bir temenni getirdim. Kendisi bence düşünme yetisi olan canlılara verilebilecek en güzel öğütlerden biri. Ayrıca dedikodulara göre bu mesaj en çok da mesajın kendisi yerine başkaları için olduğunu düşünenler içinmiş ;) Devam...
Geçtiğimiz hafta fotoğraf açısından çok verimli bir hafta idi benim için. Pazar günü geri çeviremeyeceğim bir rica üzerine La Luna Negra isimli Salsa dans ekibinin fotoğraflarını çekmek için stüdyolarına gittim. Bu ilk profesyonel sayılabilecek iş ile ilgili deneyimlerimi paylaşmak için bir yazı yazmaya üşenmemem gerektiğini düşündüm :) Devam...
Beni hayattan çamaşır yıkamak kadar bezdiren pek az şey var. Oturduğumuz apartmandaki kurutma makinesi bozuk olduğu için bu iş lojistik açıdan da keyifsiz bir hal alıyor; iş daha fazla ertelenemeyecek hale geldiğinde taa bilmemnerdeki çamaşır yıkama şeysine gidiyor, hayatımın bir kısmını yıkameren, kurutmeren, katlameren olarak geçiriyorum. Devam...
Dün gece Etsy üzerinden bir mesaj geldi, Texas’ta yaşayan bir teyzemiz mesajında yıllar önce gerçekleştirdiği bir New Orleans ziyareti esnasında Bourbon Street üzerinde konakladığı “Biscuit Palace” isimli konuk evinden ve tadı halâ damağında olan yemekler yediği “Clover Grill” isimli hamburgerciden bahsediyor, çok özlediği bu mekanların fotoğrafını çekmemin mümkün olup olmadığını soruyordu. Elbette böyle bir ricayı geri çeviremezdim, “Yarın bir deneyeyim, eğer beğendiğim bir şey çekebilirsem haber veririm” dedim. Devam...
Duygu ile Internet üzerinden yapılanan CouchSurfing isimli bir ağın parçasıyız (http://www.couchsurfing.com). Birisi benden CouchSurfing (CS olarak kısaltıyorum bu yazı için) konseptini Türkçe’ye çevirmemi istese herhalde “Kanepe Sörfü” diye çevirirdim. Bu muhteşem çeviri (:p) yardımı ile zaten kafanızda bir şeyler canlanmıştır, fakat yine de CS kendisini nasıl tanımlıyor onu yazayım ki her şey daha net olsun: Devam...


