Katrina Kasırgası sırasında, Pontchantrain Gölü kasırganın yarattığı basınç ile kabarıp şehre taşmış, insanların boğulmasına, tüm şehrin haftalar boyunca su altında kalmasına, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olmuştu. Bunun sebebi ise bu tip baskınları durdurmak için yapılmış levee’lerin görevlerini yerine getirmemesi idi. Devam...
‘Ben Bugün Bunu Çektim’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler
Geçenlerde New Orleans’ın tanınan düğün fotoğrafçılarından Scott Myers benimle bağlantıya geçip bir takım kurma hazırlığı yaptığını, katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. Ne zamandır istediğim ekipmanları alabilmek için fotoğraftan para kazanmak gibi düşünceler dolaşıyordu aklımda, bu yüzden “eh, neden olmasın” dedim. Devam...
Benim Oğuz Dinç isimli, son derece sakin, son derece insan gibi insan bir dostum var; tanısanız çok seversiniz. Oğuz’un renkli kişiliklerinden birisi de yazar kimliği. Kendisinin Çitlembik Yayınları tarafından yayınlanmış Maria’nın Yıldızları (2005) ve Yalnızlığın Kırmızı İzi (2007) isimli iki öykü kitabı, Karlar ve Adımlar (2008) isimli bir şiir kitabı var (Karlar ve Adımlar aynı zamanda e-Kitap olarak da indirilebiliyor). Devam...
Son zamanlarda pek ilgilenemedim caanım günlüğüm ile. Bu hafta sonu Duygu ile Amerika’nın dumanlı dağlarına, Smoky Mountains‘a gidiyoruz. Dönüşümüzde ise -aynen Kincaid Lake dönüşünde olduğu gibi- bir yazı ve fotoğraflar silsilesi ile kendimi size affettireceğimi tahmin ediyorum. Tabi orada bizi ayılar filan yerse bu satırlar Hürriyet’e “Dönebilseydi anılarını yazacaktı” şeklinde manşet olur artık (şimdi bunu da yazdım ya, alt başığı da “İçine doğmuştu…” yaparlar). Devam...
Nikon 10.5 balıkgözü lens ile ilgili yazının yorumlar kısmında Barış Özyurt ve baratrion ağız birliği edip caanım lensime burun kıvırınca kahrolup kendimi sokaklara vurdum bu gün. Bu lensi almaya karar verdiğim günden beri aklımda olan projelerden birisine başlamak için daha iyi bir fırsat olabilir miydi. Devam...
Önceki günlük yazımın ardından çıktığımız ve üç gün süren yorucu yolculuğumuzun ardından Barhal’a (Altıparmak Köyü) vardık, 5 gündür de buradayız (hatta sevgili Bora Bilgin ve ailesi de bizimle idi, onları da bu gün uğurladık)… Bu gün Kara Göl’e çıkmayı planlarken yağmur ve soğuk havanın azizliğine uğrayıp olduğumuz yere çakılınca fırsattan istifade edip bir kaç fotoğraf yayınlayayım da nasıl bir yerde olduğumuz daha iyi anlaşılsın dedim ;) (yolculuk yazısı ve daha fazla fotoğraf Amerika’ya döndüğümüzde). Devam...
Daha önceki yazılarımdan birisinde couch surfing denen müthiş oluşumdan bahsetmiş, Amerika’yı baştan başa yürüyerek geçen misafirimizin hikayesini anlatmıştım (bu arada kendisi yaklaşık 6500 kilometrelik seyahatini geçen haftalardan birisinde sağ salim bitirdi, yürüdüğü mesafe harita üzerinde yaklaşık olarak şöyle görünüyor). Devam...
Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi. Devam...
Bu Cumartesi son zamanların en dolu dolu Cumartesi günü idi dün benim için. Normalde hepimizin bildiği gibi Cumartesi günleri evde paşalar gibi bilgisayar başına kurularak geçirilen bir gündür. Son iş gününün bir gün sonrasına, son tatil gününün ise bir gün öncesine denk gelmesi nedeni ile Alacakaranlık olarak da adlandırılabilir aslında: Perşembe, Cuma, Alacakaranlık, Pazar. Devam...
Arabamızın vites kutusu bozulduğundan beri laboratuvar’a gidemiyorum. Bunun yerine son haftamı geçenlerde bulduğum buluşu geliştirmeye çalışarak, evde geçirdim (profesörüm de ben de yeni bir veri kümeleme yöntemi geliştirdiğimi düşünüyoruz, göreceğiz zamanla). Fakat bugün evde oturmamaya, dışarı çıkıp fotoğraf filan çekmeye karar verdim. Devam...
Entropiye karşı umutsuz bir savaş veriyoruz ve hiç birimiz bu savaştan galip ayrılmayacağız. Eninde sonunda hepimiz Dünya’dan ödünç aldığımız molekülleri ona geri iade edeceğiz; pek keyifli duyulmasa da bu gerçeği zaman zaman hatırlamak bir şekilde hayatımızda yer etmiş bir sürü gereksizliği ortaya çıkarıp gözlerimizin önüne seriyor bence. Devam...
Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...
Sizlere New Orleans’tan, anonim kişilerce şehrin bir çok yerindeki direklere asılmış olan bir temenni getirdim. Kendisi bence düşünme yetisi olan canlılara verilebilecek en güzel öğütlerden biri. Ayrıca dedikodulara göre bu mesaj en çok da mesajın kendisi yerine başkaları için olduğunu düşünenler içinmiş ;) Devam...
Geçtiğimiz hafta fotoğraf açısından çok verimli bir hafta idi benim için. Pazar günü geri çeviremeyeceğim bir rica üzerine La Luna Negra isimli Salsa dans ekibinin fotoğraflarını çekmek için stüdyolarına gittim. Bu ilk profesyonel sayılabilecek iş ile ilgili deneyimlerimi paylaşmak için bir yazı yazmaya üşenmemem gerektiğini düşündüm :) Devam...
Beni hayattan çamaşır yıkamak kadar bezdiren pek az şey var. Oturduğumuz apartmandaki kurutma makinesi bozuk olduğu için bu iş lojistik açıdan da keyifsiz bir hal alıyor; iş daha fazla ertelenemeyecek hale geldiğinde taa bilmemnerdeki çamaşır yıkama şeysine gidiyor, hayatımın bir kısmını yıkameren, kurutmeren, katlameren olarak geçiriyorum. Devam...
Dün gece Etsy üzerinden bir mesaj geldi, Texas’ta yaşayan bir teyzemiz mesajında yıllar önce gerçekleştirdiği bir New Orleans ziyareti esnasında Bourbon Street üzerinde konakladığı “Biscuit Palace” isimli konuk evinden ve tadı halâ damağında olan yemekler yediği “Clover Grill” isimli hamburgerciden bahsediyor, çok özlediği bu mekanların fotoğrafını çekmemin mümkün olup olmadığını soruyordu. Elbette böyle bir ricayı geri çeviremezdim, “Yarın bir deneyeyim, eğer beğendiğim bir şey çekebilirsem haber veririm” dedim. Devam...
Duygu ile Internet üzerinden yapılanan CouchSurfing isimli bir ağın parçasıyız (http://www.couchsurfing.com). Birisi benden CouchSurfing (CS olarak kısaltıyorum bu yazı için) konseptini Türkçe’ye çevirmemi istese herhalde “Kanepe Sörfü” diye çevirirdim. Bu muhteşem çeviri (:p) yardımı ile zaten kafanızda bir şeyler canlanmıştır, fakat yine de CS kendisini nasıl tanımlıyor onu yazayım ki her şey daha net olsun: Devam...
Bu gün uyandığımda bu günün aslında kendimi standartlardan sıkılmış bulacağım bir diğer Cumartesi günü olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Gazze’de olup bitenlerin günlerdir içimde biriktirdiği sıkıntının üzerinde bir de kapalı bir hava eklenince ne zamandır fotoğraf makinemle ziyaret etmeyi planladığım, New Orleans’ın hemen kuzeyinde olan Pontchartrain Gölü’ne gitmenin vakti gelmiş de geçiyor dedim kendi kendime. Devam...
Richard Avedon 60 yıllık fotoğraf kariyerini hayatının son günlerine kadar sürdürmüş, fotoğraf dünyasının tanıdığı belki de en önemli portre fotoğrafçılarından birisi. Andy Warhol’dan Salvador Dali’ye, Marilyn Monroe’dan Dr. Robert Oppenheimer’a kadar modern çağa damgasını vurmuş simaların unutulmaz portrelerini çekmiş olan ve insanların isimleri yüzlerle ilişkilendirmesine vasıta olmuş dehşet bir insan kendisi. Dönüp dönüp fotoğraflarına bakmak büyük bir keyif. Devam...
Bir diğer New Orleans günü olacağını sandığımız bu güne, radyoda program yapan spikerin konuşmasını aniden kesip “bir saniye coni, o yağan kar mı ayol?!” demesi ile uyanma şerefine nail olduk. Spikere inanmayıp camdan olup biteni kendi gözleri ile görmek isteyen bilim insanı Duygu, spikerin aslında doğru söylediğini “hakikaten kar yağıyor” diyerek şaşkınlık içerisinde tescil ederken bendeniz gördüğü rüya ile ilgili belleğinde kalan son kırıntıları da yitirmekteydi.. Devam...
Sabah uyandığımda yüzümde hep saçma bir ifade oluyor. Bakıyorum, bu gün de durum farklı değil. Devam...
Geçen yazının sonunda vardığımız Bayonne’dan Toulouse’a doğru yola çıktığımızda başımıza gelecekler ile ilgili pek bir fikrimiz yoktu tabi. Elimizde bir hostel adı ve bir kamp yeri adresi vardı ve -her başına buyruk asi tatilcinin yapması gerektiği gibi- kendilerini arayıp yer filan ayırtmamıştık. Saat 18:00 gibi Toulouse’a girdiğimizde Duygu bizi kapanmadan önce Tourist Information Office’e götürebilmek -ve böylece oradan edineceğimiz şehir haritası ile hostel’i bulup daha da geç kalmadan varabilmemiz- için tüm tabelaları delicesine okuyup bana “sağa dön!“, “sola dön!” komutları yağdırıyor, bir yandan da arada bir “ah sağ mı dedim ben? sol imiş aslında o :p kikirt” şeklinde bir takım şakaları aralara sıkıştırmayı ihmal etmiyordu. Ben ise bu esnada sevimli bir trafik canavarı olarak ters yöne girince, sinyal vermeden milletin önüne kırınca, aniden frene basınca filan el kol işaretleri ile Fransız kardeşlerimizi yatıştırmaya gayret ediyordum. Neyse. Yaklaşık 45 dakikalık bir dolanmanın ardından sonunda turist ofisini bulmuş ve haritalarımızı kapmıştık ve Toulouse’un güzelim sokaklarından hostel’imize doğru ilerliyorduk. Devam...
Duygu ile beraber 3 hafta süren Fransa-İspanya gezimizden yeni döndük. Her şey Duygu’nun Madrid’e 45 dakika uzaklıktaki -iki İspanyol kralına ev sahipliği yapmış ve 1500′lü yıllarda inşa edilmiş olan Manastırı ile ünlü olan- San Lorenzo de El Escorial’de katılacağı Limb Development and Regeneration konferansına katılmasından iki hafta önce İspanya’ya gidip, konferans tarihine kadar orada burada sürtmeye karar vermemiz ile başladı. Bu da ne yazık ki bu yaz yapmayı uzun zamandır planladığım Türkiye’de tanıdığım tüm aklı başında tipleri Artvin’de toplama ve dünyayı ele geçirme planlarımı kendilerine açma etkinliğimi otomatikman sonraki bir yıla erteledi. Devam...
Son günlerde meren.org‘un da üzerinde host edildiği sunucu ile ilgili bazı sorunlar yaşanıyor. Bu da web servislerinin kesintiye uğramasına neden oluyor zaman zaman. Buralara geçenlerde gelip de sayfa bulunamadı hatası ile ayrılanlardan özür dilerim. Gençler uğraşıyorlar, çözecekler yakında. Devam...
Nedense portre fotoğrafı çekmek bana hep çok zor gelmiştir. Web sitemde bir miktar “portre gibi görünen fotoğraflar” olsa da, aslında şu ana kadar kendim dışında hiç kimsenin portresini çekmedim; “çekmedim” derken denemediğimden değil, denedim. lâkin beceremedim. Devam...
Vize değişikliği için gittiğim Türkiye’de 3 hafta kalmayı planlarken 4 ay kalmam gerekti, bu uzun aranın ardından yeniden New Orleans’tayım. Tüm takip edenlere, yeniden merhabalar.. Devam...
Artık yok size öyle uzun uzun cümleler. Devam...
Hayvanat bahçelerini oldum olası sevmedim. Devam...


