‘Düşünce / Yorum’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

Çok yoğun dönemlere girip çıkıyorum son haftalarda. Her şeyi son dakikaya bırakan bir insan olduğum için mesela üç gün canımın istediği makaleleri, günlük yazılarını filan okuyup Internet alemlerinde keyif çatıyor ya da insanlara sataşıyor, sonra iki gün başka hiçbir şey ile ilgilenmemecesine bir şeylere çalışıyorum. Devam...

Çok sevgili dostlar ile buluştuğumuz, “sabahlara kadar oturup sohbet etmek, sonra üç-beş saat uyuyup uyanınca sohbete aynen devam etmek” mefhumunun ne genç yaşlara ne de Türkiye’ye özgü olmadığını şaşırarak yeniden öğrendiğimiz Florida gezisinden döndük. Devam...

Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım. Devam...

Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm. Devam...

Hani geçen gün Chicago’ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, “Meren Chicago’dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi” diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne. Devam...

Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. “Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur”, “ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz” gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence. Devam...

İki gün önce Alp Esin bana Bigumigu.com’da yer alan bir sayfanın bağlantısını gönderdi. Sayfaya girdiğimde 8 Kasım 2009 tarihinde yayınlanan Milliyet Gazetesi’nin Cadde isimli ekinde Cem Mumcu tarafından kaleme alınmış bir yazının fotoğrafları ile karşılaştım. Devam...

Birkaç gün önce Nurkan Kahraman’dan BURFOT isimli bir topluluk ve bu topluluk şemsiyesi altında gönüllü olarak yürütülmekte olan bir çalışmaya dair bilgiler içeren bir mesaj aldım. BURFOT’un açılımı “Bursa Fotoğraf İmece Topluluğu“. Adından anlaşılacağı gibi Bursa kökenli bir topluluk, fakat yürüttükleri heyecan verici kampanya Bursa ile sınırlı kalmak zorunda değil… Devam...

Bu gün bir fotoğrafa bakarken düşündüm. Düşündüm ki karşıma birini alsam, ona saatlerce insan ve doğa arasındaki tatsız ilişkiden bahsedebilirdim. Çevreyi nasıl kirlettiğimizden, doğal yaşamı nasıl etkilediğimizden bahsedip, nasıl çözüleceğini bilmesem de her şeyin “nasıl olmaması” gerektiğini filan tasvir etmeye çalışabilirdim.. Fakat kelime çoğunlukla güçsüz, üstüne üstlük yavan. Devam...

Geçen hafta aldığım Nikon 85mm f/1.8 lens bu gün elime ulaştı. Çok yoğun bir şekilde kullanacağımı tahmin ettiğim bu lens ile çektiğim fotoğrafları paylaşmaya başlamadan önce hızlı bir yazı yazıp lensin kendisinden, benim gözümde onu değerli kılan avantajlarından bahsedeyim istedim. Belki söyleyeceklerim alıp almamak konusunda kararsızlık yaşayan birilerinin işine yarar. Devam...

Henüz tanımayanlarınızı Denis Rouvre ile tanıştırmak istiyorum. Kendisi 1967 doğumlu, Paris’te yaşayan bir fotoğraf sanatçısı. “Nerede yaşadığından, ne zaman doğduğundan bize ne” demeyin. Bu tip ipuçları yarışmacı ruhunun ürettiği egoları bir kenara atamayan dostlarımızın bu dehşet fotoğrafçı ile karşılaştıklarında kıskançlıktan bilgisayar başında ölüvermek yerine “aaa ama benden daha çok yaşamış” ya da “aaa ama Paris’te yaşıyormuş” diyebilmeleri için hep. Devam...

Bu seferki ayıbın mimarı mesulü, Fotografevi… Olan bitenden Sina Demiral‘dan aldığım e-postaya kadar haberim yoktu. Fotoğrafların ve fotoğrafçıların yarıştırılmasının temelinde yatan motivasyondan felsefi nedenlerle pek hazzetmiyor olsam da bu ayıbı gündeme getirmem gerektiğini düşündüm; çünkü bazen sesimizi çıkarmadığımızda, yapılan ayıptan bizim payımıza da bir şeyler düşüyor. Devam...

Geçenlerde New Orleans’ın tanınan düğün fotoğrafçılarından Scott Myers benimle bağlantıya geçip bir takım kurma hazırlığı yaptığını, katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. Ne zamandır istediğim ekipmanları alabilmek için fotoğraftan para kazanmak gibi düşünceler dolaşıyordu aklımda, bu yüzden “eh, neden olmasın” dedim. Devam...

Şimdi fotoğraf camiasında ve medyada adı sık sık anılmakta olan Mehmet Turgut’u ilk olarak 2004 yılında Fotokritik’e göndermeye başladığı fotoğraflar ile tanımıştım. Kendi halinde, portre fotoğrafları çekmekten hoşlanan, asi, yırtıcı, sıra dışı ifadeleri yakalamaktan keyif alan -ve çoğunlukla Photoshop başında fotoğrafların canına okuyan- birisi olarak yer etti aklımda. Devam...

“Enkaz altında 9 saatimi geçirmiş olduğum, hayatımda tam anlamıyla köklü değişikliklerin başladığı tarih.. En azından benim hafızamda hep bu şekilde yer edecek.. Yıl 1999 henüz 15 yaşındayım.. Çocuk denilecek yaştayım.. Bilenler bilir Yalova’da aydın 4 sitesi vardır (Aydınkent’in yanında), tatil maksadıyla yazları kalıyorduk bu sitede..” Devam...

Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...

Nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir kaç günlük Barhal rüyasından ne yazık ki uyandık ve gidişimiz kadar çetrefilli yollardan dönerek gerçek dünyaya geri döndük. Barhal’da geçirdiğimiz 7 gün boyunca Toplam 715 fotoğraf çekmişim. Aslında en başından beri aklımda uzunca bir gezi yazısı yazmak vardı, fakat şimdi bunun mümkün olmadığını görüyorum. Devam...

Kazık kadar adam oldum, fakat çocukluk yıllarımın bir kaç yaz tatilini geçirdiğim Artvin’in Yusufeli’sindeki Barhal Köyü kadar özlediğim bir yer daha çıkmadı karşıma. Nüfus cüzdanımın arkasında da yazan bu köyü en son Amerika’ya gelmeden hemen önce, Doruk Fişek, Didem Kamoy ve Koray Löker ile Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi’nde bir Pardus semineri vermek için hep beraber Artvin’e gittiğimizde yalnızca bir günlüğüne ziyaret edebilmiştim. Devam...

İran’daki seçimlerin ardından gerçekleştirilen protestolar ve devletin olan bitene karşı tutumuna dair Batı toplumlarının, özellikle de Amerikalıların verdiği tepkiler artık o kadar sentetik ve rahatsız edici bir hâl aldı ki, aklıma yıllar öncesinde İtalya’daki kahramanım Cristiano Corte sayesinde tanıştığım Eolo Perfido ve onun müthiş serisi “Propaganda” geldi. Devam...

Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi. Devam...

Bu Cumartesi son zamanların en dolu dolu Cumartesi günü idi dün benim için. Normalde hepimizin bildiği gibi Cumartesi günleri evde paşalar gibi bilgisayar başına kurularak geçirilen bir gündür. Son iş gününün bir gün sonrasına, son tatil gününün ise bir gün öncesine denk gelmesi nedeni ile Alacakaranlık olarak da adlandırılabilir aslında: Perşembe, Cuma, Alacakaranlık, Pazar. Devam...

Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...

Sizlere New Orleans’tan, anonim kişilerce şehrin bir çok yerindeki direklere asılmış olan bir temenni getirdim. Kendisi bence düşünme yetisi olan canlılara verilebilecek en güzel öğütlerden biri. Ayrıca dedikodulara göre bu mesaj en çok da mesajın kendisi yerine başkaları için olduğunu düşünenler içinmiş ;) Devam...

8 Mart, ilk kez 1911 yılında Danimarka’da kutlanmış. Wikipedia’ya göre bu gün, kadının ekonomik, sosyal ve politik kazanımlarını küresel şekilde kutlama günü. Biz ise kutlamaları her sene bir sonraki yıla erteliyoruz; zira bizim takvimimizde bu gün, ağlanacak halimizin bir başka boyutunu hatırlamak için işaretli. Çeşitli web sayfalarında rastladığım bildirilere göre İstanbul 8 Mart Kadın Platformu bu günde meydanlara, Devam...

Fotoğraf ile ister amatör ister profesyonel, fakat ciddi bir şekilde ilgilenen ve ürettiklerini paylaşan kişiler bir süre sonra fotoğraflarının kendilerinden izinsiz kullanılması ile ilgili dertlenmeye başlıyorlar. Bu duyguyu pek iyi anlıyorum ve doğal karşılıyorum, bununla beraber ben nadiren hissediyorum. Devam...

Fotoritim dergisi “Fotoğraf Eleştirmenliği” konusunda bir e-panel hazırlamış. Fotoğraf Yazıları günlüğünde haber verince gözüme çarptı. Güzel ve içerikli bir çalışma olmuş. Ben de fotoğrafın tanımı, anlaşılması ve yorumlanması üzerine kafa yormaktan keyif alan bir kişi olarak yazanlara göz atmak istedim. Devam...

Geçenlerde Kanada’da merkezli Geez Magazine isimli bir derginin editöründen bir e-posta aldım. Aiden Enns isimli kişi e-postasında dergiyi “tinsellik, sosyal adalet ve sanat üzerine yazı ve eserlerin yayınlandığı reklamsız bir dergi” olarak tanıtıyor, fotoğraflarımdan birisine gelecek sayılarında yer vermek istediklerini söylüyor ve kullanım izni istiyordu. Söylediğine göre gelecek sayının teması “Kuzey Amerika toplumunun bireylerinin hayatı değişik yollarla yaşamaları için çeşitli deneyler” olacaktı ve seçtikleri fotoğraf kafalarındaki şey için çok uygundu. Devam...

6-7 Eylül Olayları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan, silinmeyecek kara lekelerden birisi. Bu tarih 1955 yılında “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” şeklindeki yalan haberle başlayan, İstanbul’da yaşayan azınlıklara karşı patlak veren şiddet olayların yaşandığı tarih: gayet organize şekilde gerçekleşen ve 9 saat süren bu olaydan geriye saldırıya uğramış 5317 mekân, yakılıp yıkılmış kiliseler, manastırlar ve okullar, hayata gözlerini yummuş 13 Rum ve bir Ermeni vatandaş kalır. Devam...

Science isimli meşhur bilim dergisinin 6 Şubat 2009 tarihli sayısını okuyordum. Micheal Balter imzalı bir makale dikkatimi çekti. Makale, 1994 yılında Fransa’nın güneyindeki Chauvet Mağarası‘nda araştırmacılar tarafından keşfedilen mağara resimlerinden, başka dönemlere ait heykelcikler ve araç gereçlerden yola çıkarak sanatın temelini oluşturan sembolik ifade yeteneğinin insan hayatına ne zaman ve nasıl girdiğine dair görüşleri tartışıyordu. Devam...

Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi’yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de olsa korumayı başarabilmiş olan bir yerden, Japonya’dan geliyor. Devam...