‘Düşünce / Yorum’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

İstanbul&İstanbul dergisi’nin Haziran sayısında Can Akbulak ile yaptığımız kısa bir röportaj yer aldı. Günlüğe de koyayım, arşiv olsun istedim. Dergiye şuradan ulaşmak mümkün, soru ve cevaplar ise aşağıda. Devam...

Bir süre önce Niko Guido fotoğraf üzerine hazırladığı bir televizyon programı için benden 13 adet fotoğraf seçip yorumlamamı istedi. Fikir hoşuma gitti. Aklında tam olarak ne olduğunu keşfetmek için birkaç sordum, ama en nihayetinde aldığım yanıt yaklaşık olarak “içinden nasıl geliyorsa öyle” oldu, ben de kendi kriterlerime göre 13 fotoğraf seçip yorumlamaya karar verdim. Devam...

Meren’in Fotoğraf Günlüğü, dördüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar! Devam...

Geçen hafta New York’ta idim. Sebeb-i ziyaretimin bir nedeni, Aslı ile deniz kanosu yapmak, diğeri ise New York’ta iki haftayı aşkın bir süredir polis müdahalesi ve medya karartmasına rağmen devam eden Occupy Wall Street hareketini yerinde görmek ve fotoğraflamak idi. Bu yazı Occupy Wall Street ile ilgili. Devam...

O zamanlar vaktimin büyük çoğunluğunu Kenan Evren’in başlattığı okuma seferberliği kapsamında yayınlanan T.V. programlarını izleyerek geçirdiğim için 4 yaşımda okumayı bilen bir çocuktum (annem her yerde bana bir şeyler okuturdu, çok utanırdım). Halbuki eğitim sisteminin bu erken okumanın sebep olacağı komplikasyonlar yüzünden beni ıskalayacağını bilse idi, en başta Kenan Evren mani olurdu bu işe. Devam...

2007 yılı ortasında başladığım doktora eğitimim birkaç gün evvel sona erdi. Doktora sürecine dair bir yazı yazıp hem günlüğün neredeyse bütün sürece tanıklık etmiş olan izleyicilerini güncellememin, hem de henüz taze iken bu yolculuğa dair edindiğim tecrübeleri not düşmenin iyi bir fikir olabileceğine kanaat getirdim. Devam...

Aslında bu yazının adı, bu günlükteki bir geleneğe hürmeten Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler V olacaktı. Fakat Visura Magazin’in bu gün sonuçlanan yarışmasının kazanan projelerini gördüğümde o kadar şok oldum ki başka bir şey ile yazıyı seyreltmemeye karar verdim. Devam...

Günlüğü takip edenlerin önceki yazılardan (mesela Petrol Sızıntısı Monologları gibi) az çok tanıdığı sevgili profesör Mike kişisi, daha önceki denemelerimin hüsran ile sonuçlanmasına aldırmadan bu geçtiğimiz Cumartesi günü yine benimle balığa gitmeyi önerdi. Devam...

Oğuz Atay’ı çok severim ben. Şu gezegenin topraklarını çiğnemiş bir numara insanlardan birisidir. Gerçek okur kitlesine öldükten sonra ulaşmış kendisi. Bir gün Necdet Yücel, Oğuz Atay’ın ölümünden neredeyse 33 yıl sonra elime “Korkuyu Beklerken” isimli öykü kitabını tutuşturup “bunu oku” demişti. “Peki” demiş, okumuştum. Oluyor bazen öyle. Sıradan bir günde, Oğuz Atay ile tanışıveriyorsunuz. Devam...

Problemin kaynağı insanın doğasında tabi. Tüm öğretiler bir yere kadar. Doğanı nereye kadar gizleyebilir, nereye kadar dizginleyebilirsin. Fakat kurallarına tabi olduğumuz evrenin niteliklerini göz ardı etmek de mümkün mü yani.. Vallahi değil bence. Devam...

Türkiye, yasaklar ve sansürün yaşamın bir rutini olarak kabul görmeye başladığı bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Kapsamı sürekli genişlemekte olan yasaklar karşısında konumumu diğer fotoğrafçı dostlarım ile beraber netleştirmek istedim. Devam...

Kocaeli Depremi olduğunda depremle ilgili duyduğum ilk haber 44 kişinin öldüğü, yaralıların olduğu, yardım ekiplerinin müdahale için yola çıktıklarından ibaretti. Saatler, günler geçtikçe felaketin gerçek boyutları karşısında bu ilk bilgiler anormal derece iyimser kalmış, artık bir yerden sonra sayılar yuvarlanmaya başlanmıştı. Devam...

Tadında bir aranın ardından Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler serisi, dördüncüsü ile karşınızda. Bu sefer de subjektifliğimden bir şey yitirmedim. Bence çok aferin bana. Devam...

Meren’in Fotoğraf Günlüğü üçüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar! Devam...

Bir takım sırlardan, hele de onları açıklayacaklarından bahseden insanların neredeyse hiçbir zaman o sırlara mazhar olmadığına dair deneyimleriniz bu yazının sonunda olsa olsa perçinlenmiş olacak. Başlığın ise karizmatik duyulmaya çalışmaktan başka bir numarası yok. Bu yazıda daha çok zaman içerisinde edindiğim teknik anlayışa dair ipuçları vereceğim, dilerim bunlar içinden üzerine düşününce “hmm” diyeceğiniz şeyler de çıkar. Devam...

Eğer mevzuya doğa gözlüklerimiz ile bakacak olursak Dünya gezegeninin tarihi boyunca geçirdiği en keyifsiz dönemlerinden birisine şahitlik ediyor olabiliriz. Şehirleşme, muazzam boyutlardaki karbon emisyonun rol oynadığı düşünülen ani iklim değişiklikleri, yok olmakta olan ormanlar, nesli tükenmekte olan hayvanlar, madenler, hidroelektrik santraller… Bildiğimiz anlamdaki doğal yaşamın çanına ot, gözümüzün önünde tıkanıyor. Devam...

Eğer hatırlayacak olursanız bundan 5 ay evvel Nikon’un 85mm f/1.8 lensini almış, hemen akabinde hakkında bir yazı yazmış, ertesi gün kendisi ile birkaç fotoğraf çekmiş, onun ardından ise lensi -çok afedersiniz- kütürt diye kırmıştım (içimin nasıl yandığını bir ben bilirim, bir de evinde belgesel izlerken yavrusunun denize yarım metre kala bir martı tarafından avlandığına şahit olan deniz kaplumbağası bilir). Devam...

Çok yoğun dönemlere girip çıkıyorum son haftalarda. Her şeyi son dakikaya bırakan bir insan olduğum için mesela üç gün canımın istediği makaleleri, günlük yazılarını filan okuyup Internet alemlerinde keyif çatıyor ya da insanlara sataşıyor, sonra iki gün başka hiçbir şey ile ilgilenmemecesine bir şeylere çalışıyorum. Devam...

Çok sevgili dostlar ile buluştuğumuz, “sabahlara kadar oturup sohbet etmek, sonra üç-beş saat uyuyup uyanınca sohbete aynen devam etmek” mefhumunun ne genç yaşlara ne de Türkiye’ye özgü olmadığını şaşırarak yeniden öğrendiğimiz Florida gezisinden döndük. Devam...

Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım. Devam...

Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm. Devam...

Hani geçen gün Chicago’ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, “Meren Chicago’dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi” diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne. Devam...

Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. “Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur”, “ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz” gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence. Devam...

İki gün önce Alp Esin bana Bigumigu.com’da yer alan bir sayfanın bağlantısını gönderdi. Sayfaya girdiğimde 8 Kasım 2009 tarihinde yayınlanan Milliyet Gazetesi’nin Cadde isimli ekinde Cem Mumcu tarafından kaleme alınmış bir yazının fotoğrafları ile karşılaştım. Devam...

Birkaç gün önce Nurkan Kahraman’dan BURFOT isimli bir topluluk ve bu topluluk şemsiyesi altında gönüllü olarak yürütülmekte olan bir çalışmaya dair bilgiler içeren bir mesaj aldım. BURFOT’un açılımı “Bursa Fotoğraf İmece Topluluğu“. Adından anlaşılacağı gibi Bursa kökenli bir topluluk, fakat yürüttükleri heyecan verici kampanya Bursa ile sınırlı kalmak zorunda değil… Devam...

Karşıma birini alsam, ona saatlerce insan ve doğa arasındaki tatsız ilişkiden bahsedebilir, sebep olduğumuz kirliliğin doğal yaşam üzerindeki etkilerinden bahsedip, nasıl çözüleceğini bilmesem de her şeyin “nasıl olmaması” gerektiğini filan tasvir etmeye çalışabilirim. Fakat kelime çoğunlukla güçsüz, taşıması zor. Üstüne üstlük de yavan. Öte yandan Chris Jordan’ın aşağıdaki fotoğrafı tek bir başına, benim ‘insan ve çevre ilişkisi’ne dair aktarmak istediğim düşüncelerin hangisini anlatmaktan aciz olabilir: Devam...

Geçen hafta aldığım Nikon 85mm f/1.8 lens bu gün elime ulaştı. Çok yoğun bir şekilde kullanacağımı tahmin ettiğim bu lens ile çektiğim fotoğrafları paylaşmaya başlamadan önce hızlı bir yazı yazıp lensin kendisinden, benim gözümde onu değerli kılan avantajlarından bahsedeyim istedim. Belki söyleyeceklerim alıp almamak konusunda kararsızlık yaşayan birilerinin işine yarar. Devam...

Henüz tanımayanlarınızı Denis Rouvre ile tanıştırmak istiyorum. Kendisi 1967 doğumlu, Paris’te yaşayan bir fotoğraf sanatçısı. “Nerede yaşadığından, ne zaman doğduğundan bize ne” demeyin. Bu tip ipuçları yarışmacı ruhunun ürettiği egoları bir kenara atamayan dostlarımızın bu dehşet fotoğrafçı ile karşılaştıklarında kıskançlıktan bilgisayar başında ölüvermek yerine “aaa ama benden daha çok yaşamış” ya da “aaa ama Paris’te yaşıyormuş” diyebilmeleri için hep. Devam...

Bu seferki ayıbın mimarı mesulü, Fotografevi… Olan bitenden Sina Demiral‘dan aldığım e-postaya kadar haberim yoktu. Fotoğrafların ve fotoğrafçıların yarıştırılmasının temelinde yatan motivasyondan felsefi nedenlerle pek hazzetmiyor olsam da bu ayıbı gündeme getirmem gerektiğini düşündüm; çünkü bazen sesimizi çıkarmadığımızda, yapılan ayıptan bizim payımıza da bir şeyler düşüyor. Devam...

Geçenlerde New Orleans’ın tanınan düğün fotoğrafçılarından Scott Myers benimle bağlantıya geçip bir takım kurma hazırlığı yaptığını, katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. Ne zamandır istediğim ekipmanları alabilmek için fotoğraftan para kazanmak gibi düşünceler dolaşıyordu aklımda, bu yüzden “eh, neden olmasın” dedim. Devam...