“Enkaz altında 9 saatimi geçirmiş olduğum, hayatımda tam anlamıyla köklü değişikliklerin başladığı tarih.. En azından benim hafızamda hep bu şekilde yer edecek.. Yıl 1999 henüz 15 yaşındayım.. Çocuk denilecek yaştayım.. Bilenler bilir Yalova’da aydın 4 sitesi vardır (Aydınkent’in yanında), tatil maksadıyla yazları kalıyorduk bu sitede..” Devam...
‘Düşünce / Yorum’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler
Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...
Nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir kaç günlük Barhal rüyasından ne yazık ki uyandık ve gidişimiz kadar çetrefilli yollardan dönerek gerçek dünyaya geri döndük. Barhal’da geçirdiğimiz 7 gün boyunca Toplam 715 fotoğraf çekmişim. Aslında en başından beri aklımda uzunca bir gezi yazısı yazmak vardı, fakat şimdi bunun mümkün olmadığını görüyorum. Devam...
Kazık kadar adam oldum, fakat çocukluk yıllarımın bir kaç yaz tatilini geçirdiğim Artvin’in Yusufeli’sindeki Barhal Köyü kadar özlediğim bir yer daha çıkmadı karşıma. Nüfus cüzdanımın arkasında da yazan bu köyü en son Amerika’ya gelmeden hemen önce, Doruk Fişek, Didem Kamoy ve Koray Löker ile Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi’nde bir Pardus semineri vermek için hep beraber Artvin’e gittiğimizde yalnızca bir günlüğüne ziyaret edebilmiştim. Devam...
İran’daki seçimlerin ardından gerçekleştirilen protestolar ve devletin olan bitene karşı tutumuna dair Batı toplumlarının, özellikle de Amerikalıların verdiği tepkiler artık o kadar sentetik ve rahatsız edici bir hâl aldı ki, aklıma yıllar öncesinde İtalya’daki kahramanım Cristiano Corte sayesinde tanıştığım Eolo Perfido ve onun müthiş serisi “Propaganda” geldi. Devam...
Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi. Devam...
Bu Cumartesi son zamanların en dolu dolu Cumartesi günü idi dün benim için. Normalde hepimizin bildiği gibi Cumartesi günleri evde paşalar gibi bilgisayar başına kurularak geçirilen bir gündür. Son iş gününün bir gün sonrasına, son tatil gününün ise bir gün öncesine denk gelmesi nedeni ile Alacakaranlık olarak da adlandırılabilir aslında: Perşembe, Cuma, Alacakaranlık, Pazar. Devam...
Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...
Sizlere New Orleans’tan, anonim kişilerce şehrin bir çok yerindeki direklere asılmış olan bir temenni getirdim. Kendisi bence düşünme yetisi olan canlılara verilebilecek en güzel öğütlerden biri. Ayrıca dedikodulara göre bu mesaj en çok da mesajın kendisi yerine başkaları için olduğunu düşünenler içinmiş ;) Devam...
Fotoğraf ile ister amatör ister profesyonel, fakat ciddi bir şekilde ilgilenen ve ürettiklerini paylaşan kişiler bir süre sonra fotoğraflarının kendilerinden izinsiz kullanılması ile ilgili dertlenmeye başlıyorlar. Bu duyguyu pek iyi anlıyorum ve doğal karşılıyorum, bununla beraber ben nadiren hissediyorum. Devam...
Fotoritim dergisi “Fotoğraf Eleştirmenliği” konusunda bir e-panel hazırlamış. Fotoğraf Yazıları günlüğünde haber verince gözüme çarptı. İçerikli bir çalışma olmuş. Ben de fotoğrafın tanımı, anlaşılması ve yorumlanması üzerine kafa yormaktan keyif alan bir kişi olarak yazanlara göz atmak istedim. Devam...
Geçenlerde Kanada’da merkezli Geez Magazine isimli bir derginin editöründen bir e-posta aldım. Aiden Enns isimli kişi e-postasında dergiyi “tinsellik, sosyal adalet ve sanat üzerine yazı ve eserlerin yayınlandığı reklamsız bir dergi” olarak tanıtıyor, fotoğraflarımdan birisine gelecek sayılarında yer vermek istediklerini söylüyor ve kullanım izni istiyordu. Söylediğine göre gelecek sayının teması “Kuzey Amerika toplumunun bireylerinin hayatı değişik yollarla yaşamaları için çeşitli deneyler” olacaktı ve seçtikleri fotoğraf kafalarındaki şey için çok uygundu. Devam...
6-7 Eylül Olayları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan, silinmeyecek kara lekelerden birisi. Bu tarih 1955 yılında “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” şeklindeki yalan haberle başlayan, İstanbul’da yaşayan azınlıklara karşı patlak veren şiddet olayların yaşandığı tarih: gayet organize şekilde gerçekleşen ve 9 saat süren bu olaydan geriye saldırıya uğramış 5317 mekân, yakılıp yıkılmış kiliseler, manastırlar ve okullar, hayata gözlerini yummuş 13 Rum ve bir Ermeni vatandaş kalır. Devam...
Science isimli meşhur bilim dergisinin 6 Şubat 2009 tarihli sayısını okuyordum. Micheal Balter imzalı bir makale dikkatimi çekti. Makale, 1994 yılında Fransa’nın güneyindeki Chauvet Mağarası‘nda araştırmacılar tarafından keşfedilen mağara resimlerinden, başka dönemlere ait heykelcikler ve araç gereçlerden yola çıkarak sanatın temelini oluşturan sembolik ifade yeteneğinin insan hayatına ne zaman ve nasıl girdiğine dair görüşleri tartışıyordu. Devam...
Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi’yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de olsa korumayı başarabilmiş olan bir yerden, Japonya’dan geliyor. Devam...
Duygu ile Internet üzerinden yapılanan CouchSurfing isimli bir ağın parçasıyız (http://www.couchsurfing.com). Birisi benden CouchSurfing (CS olarak kısaltıyorum bu yazı için) konseptini Türkçe’ye çevirmemi istese herhalde “Kanepe Sörfü” diye çevirirdim. Bu muhteşem çeviri (:p) yardımı ile zaten kafanızda bir şeyler canlanmıştır, fakat yine de CS kendisini nasıl tanımlıyor onu yazayım ki her şey daha net olsun: Devam...
Takip ettiğim günlüklerden birisi olan Magnum günlüğü‘nde Alessandra Sanguinetti’nin, İsrail’in Gazze’ye girmesine ilişkin bir The New York Times haberinde kullanılan fotoğraf ile ilgili “Editöryal Sorumluluk” değerini sorgulayan bir yazısına rastladım. Tahmin ettiğiniz gibi NYT en gözde ve en çok okunan gazetelerden birisi Amerika’da. Dolayısıyla yaptığı haberlerle kamuoyu vicdanı üzerinde büyük etkisi var. Savaşı anlatan, kimilerine göre muazzam derecede İsrail taraflısı haberinde kullandığı ve Sanguinetti’yi olan biteni sorgulamaya iten fotoğraf bu: Devam...
Richard Avedon 60 yıllık fotoğraf kariyerini hayatının son günlerine kadar sürdürmüş, fotoğraf dünyasının tanıdığı belki de en önemli portre fotoğrafçılarından birisi. Andy Warhol’dan Salvador Dali’ye, Marilyn Monroe’dan Dr. Robert Oppenheimer’a kadar modern çağa damgasını vurmuş simaların unutulmaz portrelerini çekmiş olan ve insanların isimleri yüzlerle ilişkilendirmesine vasıta olmuş dehşet bir insan kendisi. Dönüp dönüp fotoğraflarına bakmak büyük bir keyif. Devam...
Dün Bulb Magazine isimli bir fotoğraf dergisinin editöründen fotoğraflarımdan birisini sonraki baskılarında yayınlamak istediklerine dair bir e-posta aldım (fotoğraf şu yazının ilk fotoğrafı). Arada bir böyle istekler geliyor ve çoğunlukla teşekkür ederek geri çeviriyorum. Nasıl bir dergi imiş diye göz atmak için son derece düşük beklentilerle sitelerine gittiğimde oldukça etkilendim. Üstüne bir de bir kaç sayı önce Akif Hakan Çelebi ile yaptıkları röportajı görünce hem isteklerine benden hızlı bir “memnuniyetle!” yanıtı aldılar hem de Çelebi ile ilgili bir yazı yazmaya karar vermeme sebep oldular. Devam...
Richard Sexton bir dönem fotoğraf baskısı ve karanlık oda teknikleri konusunda Ansel Adams’ın fotoğraflarının negatiflerine erişme ve baskılarını yapma yetkisine sahip tek kişi olmayı başaracak kadar ilerlemiş, sonra baskıdan ziyade fotoğraf tekniklerine önem vermeye başlamış ve fotoğrafçılığı ile de ön plana çıkmayı başarmış. 9 kitap yazarı, ukalâ, orta yaşın üzerinde, beyaz saçlı ve beyaz sakallı bir amca bu. Bendeniz, dün Richard Sexton’ın verdiği bir seminerde idim. Seminer de değil de, öyle bir toplaşma gibi bir şey idi, 10 kişi filan vardı toplamda. Devam...
September 24th, 2008
“Magnum Grubu fotojurnalizme sanat fikrini de katan gruptur. (…) Bu yeni fotomuhabirlik tarzında, fotojurnalizm sanat ile birleşiyordu. (…) Bu öncü grubun röportajları, kitapları, dünyanın her tarafında açılan sergileri, günümüzün sanat fotoğrafçılığını yaratmıştır. Gayesi sadece sanat foroğtarfı olanlar bunun tamamen dışında kalmaktadır ama, bir ropörtaj fotomuhabiri, çalıştığı konuların içinden, kabiliyeti çerçevesinde sanat vasfına haiz bir eser çıkartabilir” (Yeni Fotoğraf, Kasım 1977, sayı 14). Devam...
“Ben fotoğrafçının, fotoğraflarını anlamsız copyright ibareleri ile kirletmeyenini severim” Devam...
“Arı fotoğrafçılık, fotoğraf dışındaki herhangi bir sanat dalından türemiş hiç bir tekniği, kompozisyonu ya da fikri sahiplenmemektedir“. Devam...
July 8th, 2008
Ara Güler ile ilgili aylar önce yazdığım yazı bir kez daha gündemde. Bu sefer baş rolde Gültekin Çizgen var. Yazdıklarını okuyunca bu kadar kıymetli bir fotoğrafçı nasıl oluyor da bu kadar sığ bir eleştiride bulunabiliyor anlamakta zorlandım. Devam...
“Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” Devam...
Bir süredir güzelim Nikon D200 gövdemi satıp, üstüne biraz para koyup yeni bir fotoğraf makinesi alma planları yapıyordum. Bir türlü uygun bir alıcı bulamadım ve en sonunda bu sevdadan nitelikli bir kararla vazgeçmeye karar verdim. Bazılarınız bu yazıda bu nitelikli kararın gerekçesini okurken bazılarınız da bir kaç saniye önce bu sayfayı terk etmiş olacak. Hayat ne garip. Devam...
Haftada bir kaç kez anasayfamın ve günlüğümün çeşitli istatistiklerine ve özellikle insanları günlüğüme getiren Google aramalarının neler olduğuna bakmayı ihmal etmiyorum. Bu günlük yazısının başlığı da bir Google araması ile siteye yolu düşmüş birisine ait. İstatistik demişken son bir ayda bu sayfalara gelenlerin dünya gezegeni üzerindeki dağılımları yaklaşık olarak şöyle imiş (günlüğe gelen feedback’lere bakan da biz bize takılıyoruz sanar): Devam...
Halloween’de dışardaydım. İnsanları izledim. Bazen Amerikalıların umutsuzca, eğlenmeye ve anlamlı bir şeyler yapmaya dair dinmeyen bir açlık hissettiklerini düşünüyorum bir süredir. Her tür etkinlik fırsatında sokaklara çıkıp birbirlerinin yüzüne boş boş bakmalarına, insanlarla olabilecek en yüzeysel konulardan konuşup bir hiç aramayacakları telefon numaralarını birbirlerine verdiklerine tanık olmak beni bir çok anlamda gerçekten üzüyor. Devam...
Hayvanat bahçelerini oldum olası sevmedim. Devam...
Bu yazının konusu Fransız bir felsefeci, düşünce adamı, yazar ve edebiyat kritikçisi olan ve ben doğmadan 3 gün önce hayata gözlerini yuman Roland Barthes ve onun fotoğraf üzerine iki kavramı olan Punctum ve Studium olsun. Devam...


