‘Ekipman’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

Bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Bir yerinden başlamak için ise bence evvelâ lens dediğimiz şeyin ne iş yaptığını ve bunu nasıl yaptığını iyice anlamak gerek. Devam...

Öncelikle birisi çıksa “önce bize ‘doğal ışık süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam’ dedin, sonra ‘anne ben strobist oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz’ dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?” dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: “evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi’ sor bakalım, neden“. Devam...

Eğer hatırlayacak olursanız bundan 5 ay evvel Nikon’un 85mm f/1.8 lensini almış, hemen akabinde hakkında bir yazı yazmış, ertesi gün kendisi ile birkaç fotoğraf çekmiş, onun ardından ise lensi -çok afedersiniz- kütürt diye kırmıştım (içimin nasıl yandığını bir ben bilirim, bir de evinde belgesel izlerken yavrusunun denize yarım metre kala bir martı tarafından avlandığına şahit olan deniz kaplumbağası bilir). Devam...

Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein’in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş. Devam...

Bundan birkaç yıl evvel birisi bana “Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın” dese, “yok daha neler, peh” derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :( Devam...

Nikon D700 ile beraber aldığım bu lensi bir süredir hem amatör hem profesyonel işler için kullanıyordum. Kendisi ile hakkında yazabilecek kadar haşır neşir olduğumu düşündüm. Gereksiz teknik detayları Google yardımı ile bulunabilecek kaynaklara havale edip kendi deneyimlerimi ve görüşlerimi paylaşacağım. Devam...

Son haftalarda ardı ardına gerçekleşen bir kaç olay beni bir adet Nikon D700 gövde almak zorunda bıraktı (dil çıkaran smiley var burada). Her türlü fotoğraf makinesi ile mutluluğun mümkün olmasından bahsedip sonra da pat diye “hoca verir talkını, kendi yutar salkımı” hissiyatı oluşturduğum arkadaşlardan özür dileyerek başlamak istiyorum D700 ile ilgili yazıma. Ama lütfen, açıklayabilirim. Devam...

17 Ağustos depreminin bu seneki yıl dönümünden bir gün önce New Orleans’taki bir arkadaşımdan aklımdaki küçük fotoğraf projesini hayata geçirmek için yardım istemiştim. Kendisi beni kırmayıp can sıkıntıma ortak olmuş, elinden geldiğince yardım etmişti. Bu gün yardım etme sırası bendeydi, görevim ise kendisinin portre fotoğraflarını çekmekti.. Devam...

Geçen hafta aldığım Nikon 85mm f/1.8 lens bu gün elime ulaştı. Çok yoğun bir şekilde kullanacağımı tahmin ettiğim bu lens ile çektiğim fotoğrafları paylaşmaya başlamadan önce hızlı bir yazı yazıp lensin kendisinden, benim gözümde onu değerli kılan avantajlarından bahsedeyim istedim. Belki söyleyeceklerim alıp almamak konusunda kararsızlık yaşayan birilerinin işine yarar. Devam...

Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...

Geçtiğimiz hafta fotoğraf açısından çok verimli bir hafta idi benim için. Pazar günü geri çeviremeyeceğim bir rica üzerine La Luna Negra isimli Salsa dans ekibinin fotoğraflarını çekmek için stüdyolarına gittim. Bu ilk profesyonel sayılabilecek iş ile ilgili deneyimlerimi paylaşmak için bir yazı yazmaya üşenmemem gerektiğini düşündüm :) Devam...

Geçenlerde Nikon D200 fotoğraf makinemi satıp yerine bir Nikon D300 satın aldım. Bir süredir de sessiz sedasız kullanıyordum. Fakat bu değişiklik kıymetli Sumer Omay‘ın gözünden kaçmadı. Kendisi D200 aldığımda yazdığım kısa izlenim yazısının altına şöyle bir yorum bırakınca şu anda okumakta olduğunuz inceleme yazısını yazmaktan başka çarem kalmamıştı (bir yandan ben de D300 hakkında bir şeyler yazmak istiyordum, dürtüklediği için kendisine teşekkür ederim): Devam...

Richard Sexton bir dönem fotoğraf baskısı ve karanlık oda teknikleri konusunda Ansel Adams’ın fotoğraflarının negatiflerine erişme ve baskılarını yapma yetkisine sahip tek kişi olmayı başaracak kadar ilerlemiş, sonra baskıdan ziyade fotoğraf tekniklerine önem vermeye başlamış ve fotoğrafçılığı ile de ön plana çıkmayı başarmış. 9 kitap yazarı, ukalâ, orta yaşın üzerinde, beyaz saçlı ve beyaz sakallı bir amca bu. Bendeniz, dün Richard Sexton’ın verdiği bir seminerde idim. Seminer de değil de, öyle bir toplaşma gibi bir şey idi, 10 kişi filan vardı toplamda. Devam...

“Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” Devam...

Bir süredir güzelim Nikon D200 gövdemi satıp, üstüne biraz para koyup yeni bir fotoğraf makinesi alma planları yapıyordum. Bir türlü uygun bir alıcı bulamadım ve en sonunda bu sevdadan nitelikli bir kararla vazgeçmeye karar verdim. Bazılarınız bu yazıda bu nitelikli kararın gerekçesini okurken bazılarınız da bir kaç saniye önce bu sayfayı terk etmiş olacak. Hayat ne garip. Devam...

Yalan söylemişler efendim. Devam...

Uzun zamandır kullandığım emektar Nikon D70′im birlikte yaşadığımız sayısız maceranın ardından yerini bir Nikon D200′e bıraktı. En azından onu özleyeceğimi söyleyebileceğimi umuyordum. D200′e ısınma sürecim bu kadar hızlı olmasaydı, söyleyebilecektim de. Devam...

Fotoğrafta optik ve geometrik bozukluk mevzularına kafayı takmış bir insan olarak bu gün yine bir takım makaleler okuyor, bir takım fotoğraflar izliyordum (daha önceki, pinhole macerasını okumak isteyenler için: 1, 2). Devam...

“Fotoğraf” ile ilgili görüşlerim o kadar hızlı değişiyor ki.. Obsesif bir fotoğraf aşığı olarak olgunlaşma trendine girip girmediğimden dahi emin olamıyorum.

Bir yandan, sahip olduğu lensler dışında bir tane Nikkor 50mm f/1.4D bir tane de Sigma 10-20mm F4-5.6 lens sahibi olmadan kafasındaki fotoğrafları asla çekemeyeceğini düşünen, bir yandan da Leica fotoğraf makinelerine baktıkça kuzuların yeşil vadilere bakıp meeledikleri gibi meeleyen bir fotoğraf insanı olarak zaten “olgunlaşmışlık” ve “anlamışlık” olarak isimlendirebileceğimiz bir seviyeden bir kaç yüz fersah ötede olduğum su götürmez bir gerçek sanırım. Devam...

Bu yazı daha önceki yazılardan birisinde bahsettiğim Pinhole mevzusunun digital bir makine ile nasıl icra edileceğine dair bilgiler içeriyor olacak. Burada anlatılanlar Nikon serisi 16x24mm. CCD sensöre sahip bütün makineler için geçerli olacak hesaplamalardan yola çıkılarak elde edilmiş bilgiler olacaklar. Bu makineler Nikon D70, D70s, D100, D1X modellerini de kapsamaktadır. Devam...

Pinhole ile ilgili kısa ve öz bir yazı okuyarak bütün olayı kafasında canlandırabilecekler için kendi öğrenebildiğim kadarından mütevellit bir günlük yazısı yazmaya karar verdim.

Pinhole, yani iğne deliği fotoğrafçılığının teorik altyapısını karanlık ve kapalı bir ortama çok küçük bir delikten giren ışığın tam karşısındaki duvarda dışardaki görüntünün aynısını oluşturmasına dayandırır. Yani elinize her tarafı kapalı bir dikdörtgenler pirizması aldığınız zaman bir yüzeyinde açtığınız minik delik, o yüzeyin tam karşısında ters bir görüntü oluşturur. Eğer görüntünün oluştuğu yüzeyde ışığa duyarlı herhangi bir şey varsa küçük bir fotoğraf makinesi hazırlamış olursunuz. Devam...