@merenbey:
Biten her HES projesi ile bir diğer "dere" böyle bir borunun içine hapsoluyor işte:

‘Ben, Meren Bey Nasılım’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun. Devam...

Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım. Devam...

Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein’in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş. Devam...

Hazır söz flaşlardan açılmışken, bu gün sevgili İstem’in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın “İstem kim?” diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın “İstem’in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?” diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27′ninin ise “aaa bu gün benim de doğum günümdü!” diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize sıra gelecek. Devam...

Bundan birkaç yıl evvel birisi bana “Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın” dese, “yok daha neler, peh” derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :( Devam...

Geçenlerde “New Orleans Ballet Association” isimli bir bale derneği benden “The Nutcracker Prince” isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum. Devam...

Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm. Devam...

Çalışmalarının yoğunlaşacağı bir döneme doğru giriyor olduğum ve aynı zamanda kaderin bir cilvesi ile bir değil iki laboratuvarda birden çalışmaya başladığım için Meren’in Fotoğraf Günlüğü’nden yıllık izin almaya karar verdim. Duygu gibi sabahın beşine kadar çalışacak irade bende olmadığından yorumlara yanıt yazmaya, diğer yazılar altında devam eden tartışmalara katılmaya devam edeceğimi tahmin ediyorum. Devam...

Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm. Devam...

Hani geçen gün Chicago’ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, “Meren Chicago’dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi” diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne. Devam...

Önce ben, sonra da Duygu fena halde hasta olduk. Virüsler azıtmış vaziyette. Tam hastalıktan çıkıyoruz işlerimize dönüyoruz derken uzun zaman önceden planladığımız Chicago seyahatinin tarihi geldi çattı. Hastalık, iş-güç derken bir türlü elime alamadığım D700‘ün ilk ciddi saha deneyimine çıkacağı bu seyahate dair pek ümitli ve heyecanlıyım. Devam...

Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. “Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur”, “ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz” gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence. Devam...

Dün Duygu ile markete gittik alışveriş yapmak için. Benim için sıra dışı sayılabilecek bir deneyim markete gitmek. Yaşlandıkça daha da acayip hale geliyor.. Geçen yıllar içerisinde insanın önünde oyalandığı reyonların, ilgisini cezbeden ürünlerin değişimini izlemesi çok değişik bir şey bence. Devam...

Son haftalarda ardı ardına gerçekleşen bir kaç olay beni bir adet Nikon D700 gövde almak zorunda bıraktı (dil çıkaran smiley var burada). Her türlü fotoğraf makinesi ile mutluluğun mümkün olmasından bahsedip sonra da pat diye “hoca verir talkını, kendi yutar salkımı” hissiyatı oluşturduğum arkadaşlardan özür dileyerek başlamak istiyorum D700 ile ilgili yazıma. Ama lütfen, açıklayabilirim. Devam...

İki gün önce Alp Esin bana Bigumigu.com’da yer alan bir sayfanın bağlantısını gönderdi. Sayfaya girdiğimde 8 Kasım 2009 tarihinde yayınlanan Milliyet Gazetesi’nin Cadde isimli ekinde Cem Mumcu tarafından kaleme alınmış bir yazının fotoğrafları ile karşılaştım. Devam...

17 Ağustos depreminin bu seneki yıl dönümünden bir gün önce New Orleans’taki bir arkadaşımdan aklımdaki küçük fotoğraf projesini hayata geçirmek için yardım istemiştim. Kendisi beni kırmayıp can sıkıntıma ortak olmuş, elinden geldiğince yardım etmişti. Bu gün yardım etme sırası bendeydi, görevim ise kendisinin portre fotoğraflarını çekmekti.. Devam...

Şu anda bu günlükte yayınlanan yüzüncü yazıyı okuyorsunuz. Çok çok yüksek olasılıkla -ve hüzünlü bir şekilde- bu gönderi, sizin bu günlükte okuduğunuz yüzüncü yazı değil. Açıkçası benim dışımda herhangi birisinin bu günlükteki her yazıyı okuduğunu sanmıyorum. Aslında bunu beklemiyorum da. Günlükteki yazıların tamamının hitap ettiği tek kişi ben olduğum için sadece ilginizi çeken yazıları okumanızdan daha doğal ne olabilir… Devam...

Katrina Kasırgası sırasında, Pontchantrain Gölü kasırganın yarattığı basınç ile kabarıp şehre taşmış, insanların boğulmasına, tüm şehrin haftalar boyunca su altında kalmasına, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olmuştu. Bunun sebebi ise bu tip baskınları durdurmak için yapılmış levee’lerin görevlerini yerine getirmemesi idi. Devam...

Son zamanlarda pek ilgilenemedim caanım günlüğüm ile. Bu hafta sonu Duygu ile Amerika’nın dumanlı dağlarına, Smoky Mountains‘a gidiyoruz. Dönüşümüzde ise -aynen Kincaid Lake dönüşünde olduğu gibi- bir yazı ve fotoğraflar silsilesi ile kendimi size affettireceğimi tahmin ediyorum. Tabi orada bizi ayılar filan yerse bu satırlar Hürriyet’e “Dönebilseydi anılarını yazacaktı” şeklinde manşet olur artık (şimdi bunu da yazdım ya, alt başığı da “İçine doğmuştu…” yaparlar). Devam...

Nikon 10.5 balıkgözü lens ile ilgili yazının yorumlar kısmında Barış Özyurt ve baratrion ağız birliği edip caanım lensime burun kıvırınca kahrolup kendimi sokaklara vurdum bu gün. Bu lensi almaya karar verdiğim günden beri aklımda olan projelerden birisine başlamak için daha iyi bir fırsat olabilir miydi. Devam...

Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...

Nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir kaç günlük Barhal rüyasından ne yazık ki uyandık ve gidişimiz kadar çetrefilli yollardan dönerek gerçek dünyaya geri döndük. Barhal’da geçirdiğimiz 7 gün boyunca Toplam 715 fotoğraf çekmişim. Aslında en başından beri aklımda uzunca bir gezi yazısı yazmak vardı, fakat şimdi bunun mümkün olmadığını görüyorum. Devam...

Önceki günlük yazımın ardından çıktığımız ve üç gün süren yorucu yolculuğumuzun ardından Barhal’a (Altıparmak Köyü) vardık, 5 gündür de buradayız (hatta sevgili Bora Bilgin ve ailesi de bizimle idi, onları da bu gün uğurladık)… Bu gün Kara Göl’e çıkmayı planlarken yağmur ve soğuk havanın azizliğine uğrayıp olduğumuz yere çakılınca fırsattan istifade edip bir kaç fotoğraf yayınlayayım da nasıl bir yerde olduğumuz daha iyi anlaşılsın dedim ;) (yolculuk yazısı ve daha fazla fotoğraf Amerika’ya döndüğümüzde). Devam...

Kazık kadar adam oldum, fakat çocukluk yıllarımın bir kaç yaz tatilini geçirdiğim Artvin’in Yusufeli’sindeki Barhal Köyü kadar özlediğim bir yer daha çıkmadı karşıma. Nüfus cüzdanımın arkasında da yazan bu köyü en son Amerika’ya gelmeden hemen önce, Doruk Fişek, Didem Kamoy ve Koray Löker ile Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi’nde bir Pardus semineri vermek için hep beraber Artvin’e gittiğimizde yalnızca bir günlüğüne ziyaret edebilmiştim. Devam...

Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi. Devam...

Bu Cumartesi son zamanların en dolu dolu Cumartesi günü idi dün benim için. Normalde hepimizin bildiği gibi Cumartesi günleri evde paşalar gibi bilgisayar başına kurularak geçirilen bir gündür. Son iş gününün bir gün sonrasına, son tatil gününün ise bir gün öncesine denk gelmesi nedeni ile Alacakaranlık olarak da adlandırılabilir aslında: Perşembe, Cuma, Alacakaranlık, Pazar. Devam...

Arabamızın vites kutusu bozulduğundan beri laboratuvar’a gidemiyorum. Bunun yerine son haftamı geçenlerde bulduğum buluşu geliştirmeye çalışarak, evde geçirdim (profesörüm de ben de yeni bir veri kümeleme yöntemi geliştirdiğimi düşünüyoruz, göreceğiz zamanla). Fakat bugün evde oturmamaya, dışarı çıkıp fotoğraf filan çekmeye karar verdim. Devam...

Entropiye karşı umutsuz bir savaş veriyoruz ve hiç birimiz bu savaştan galip ayrılmayacağız. Eninde sonunda hepimiz Dünya’dan ödünç aldığımız molekülleri ona geri iade edeceğiz; pek keyifli duyulmasa da bu gerçeği zaman zaman hatırlamak bir şekilde hayatımızda yer etmiş bir sürü gereksizliği ortaya çıkarıp gözlerimizin önüne seriyor bence. Devam...

Bir yılı aşkın süredir “hayırlı bir amaç uğruna” uzattığım saçlarımı dün nihayet kestim. Hayırlı amaç ise, kanser tedavisi gören ve kemoterapi sürecinde saçlarını kaybeden kişilerin verdiği savaşa sağlıklı ve saç üretebilen bir birey olarak bir nebze de olsa destek olmak idi. Devam...

Fotoğraf ile ister amatör ister profesyonel, fakat ciddi bir şekilde ilgilenen ve ürettiklerini paylaşan kişiler bir süre sonra fotoğraflarının kendilerinden izinsiz kullanılması ile ilgili dertlenmeye başlıyorlar. Bu duyguyu pek iyi anlıyorum ve doğal karşılıyorum, bununla beraber ben nadiren hissediyorum. Devam...