‘Öğreten Adam Modu’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

Bazen de böyle işte. Ben de bilmiyorum ki. Misal az önce hatırladım, Google’da aradım buldum: bir keresinde Twitter’da “Yazmadıkça daha çok yazmıyor insan. Halbuki çat diye yazmak lazım. Hepimiz öleceğiz. Ciddiyetin lüzumu yokdemişim. Ele verir talkını kendi yutar salkımı. Çat diye yazmak lazımsa yaz madem? Kime bu tafra? Cevab veremedi. Devam...

(…) Sınırlarını ufuktaki dağların çizdiği geniş bir ovada bir araba ıssız düzlüğü ikiye yaran çift şeritli yolun kenarında sağa çekmişti. Arabanın içinde bir adam, elinde her cümlesi kurşun gibi ağır bir mektup tutuyordu. Adam defalarca katlanıp tekrar açıldığı belli olan kağıdı yolcu koltuğuna bırakıp derin bir nefes aldı. Devam...

Bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Bir yerinden başlamak için ise bence evvelâ lens dediğimiz şeyin ne iş yaptığını ve bunu nasıl yaptığını iyice anlamak gerek. Devam...

Bir takım sırlardan, hele de onları açıklayacaklarından bahseden insanların neredeyse hiçbir zaman o sırlara mazhar olmadığına dair deneyimleriniz bu yazının sonunda olsa olsa perçinlenmiş olacak. Başlığın ise karizmatik duyulmaya çalışmaktan başka bir numarası yok. Bu yazıda daha çok zaman içerisinde edindiğim teknik anlayışa dair ipuçları vereceğim, dilerim bunlar içinden üzerine düşününce “hmm” diyeceğiniz şeyler de çıkar. Devam...

Eğer mevzuya doğa gözlüklerimiz ile bakacak olursak Dünya gezegeninin tarihi boyunca geçirdiği en keyifsiz dönemlerinden birisine şahitlik ediyor olabiliriz. Şehirleşme, muazzam boyutlardaki karbon emisyonun rol oynadığı düşünülen ani iklim değişiklikleri, yok olmakta olan ormanlar, nesli tükenmekte olan hayvanlar, madenler, hidroelektrik santraller… Bildiğimiz anlamdaki doğal yaşamın çanına ot, gözümüzün önünde tıkanıyor. Devam...

Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein’in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş. Devam...

Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm. Devam...

Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. “Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur”, “ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz” gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence. Devam...

Karşıma birini alsam, ona saatlerce insan ve doğa arasındaki tatsız ilişkiden bahsedebilir, sebep olduğumuz kirliliğin doğal yaşam üzerindeki etkilerinden bahsedip, nasıl çözüleceğini bilmesem de her şeyin “nasıl olmaması” gerektiğini filan tasvir etmeye çalışabilirim. Fakat kelime çoğunlukla güçsüz, taşıması zor. Üstüne üstlük de yavan. Öte yandan Chris Jordan’ın aşağıdaki fotoğrafı tek bir başına, benim ‘insan ve çevre ilişkisi’ne dair aktarmak istediğim düşüncelerin hangisini anlatmaktan aciz olabilir: Devam...

Geçenlerde New Orleans’ın tanınan düğün fotoğrafçılarından Scott Myers benimle bağlantıya geçip bir takım kurma hazırlığı yaptığını, katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. Ne zamandır istediğim ekipmanları alabilmek için fotoğraftan para kazanmak gibi düşünceler dolaşıyordu aklımda, bu yüzden “eh, neden olmasın” dedim. Devam...

Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...

Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...

Fotoritim dergisi “Fotoğraf Eleştirmenliği” konusunda bir e-panel hazırlamış. Fotoğraf Yazıları günlüğünde haber verince gözüme çarptı. İçerikli bir çalışma olmuş. Ben de fotoğrafın tanımı, anlaşılması ve yorumlanması üzerine kafa yormaktan keyif alan bir kişi olarak yazanlara göz atmak istedim. Devam...

6-7 Eylül Olayları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan, silinmeyecek kara lekelerden birisi. Bu tarih 1955 yılında “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” şeklindeki yalan haberle başlayan, İstanbul’da yaşayan azınlıklara karşı patlak veren şiddet olayların yaşandığı tarih: gayet organize şekilde gerçekleşen ve 9 saat süren bu olaydan geriye saldırıya uğramış 5317 mekân, yakılıp yıkılmış kiliseler, manastırlar ve okullar, hayata gözlerini yummuş 13 Rum ve bir Ermeni vatandaş kalır. Devam...

Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi’yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de olsa korumayı başarabilmiş olan bir yerden, Japonya’dan geliyor. Devam...

“Ben fotoğrafçının, fotoğraflarını anlamsız copyright ibareleri ile kirletmeyenini severim” Devam...

Arı fotoğrafçılık, fotoğraf dışındaki herhangi bir sanat dalından türemiş hiç bir tekniği, kompozisyonu ya da fikri sahiplenmemektedir“. Devam...

August 27th, 2006

Bir süredir yazamıyordum, geri geldim. Hemen konuya gireyim. Devam...

“Fotoğraf” ile ilgili görüşlerim o kadar hızlı değişiyor ki.. Obsesif bir fotoğraf aşığı olarak olgunlaşma trendine girip girmediğimden dahi emin olamıyorum.

Bir yandan, sahip olduğu lensler dışında bir tane Nikkor 50mm f/1.4D bir tane de Sigma 10-20mm F4-5.6 lens sahibi olmadan kafasındaki fotoğrafları asla çekemeyeceğini düşünen, bir yandan da Leica fotoğraf makinelerine baktıkça kuzuların yeşil vadilere bakıp meeledikleri gibi meeleyen bir fotoğraf insanı olarak zaten “olgunlaşmışlık” ve “anlamışlık” olarak isimlendirebileceğimiz bir seviyeden bir kaç yüz fersah ötede olduğum su götürmez bir gerçek sanırım. Devam...

Bu gün New Orleans sokakları kazan biz kepçe dolaştık durduk. Biyolog bir hanımefendi ile evli olmanın böyle avantajları var işte: bir deneyin kontrol edilmesi gereken iki ayrı aşaması arasında 3-4 saat varsa vaktinizi French Quarter’da yürüyerek, Cafe Du Monde‘da kahve içerek, ya da ne bileyim Mississippi nehri üzerinde sefere çıkmaya hazırlanan yandan çarklı eski bir turistik tekneden gelen saçma melodileri dinleyerek geçirebiliriniz. Bu gün bunların hepsini yaptım (süperdi), fakat iki şey daha yaptım… Devam...

Bu gün, yani Syd Barrett’in ölüm gününde bisikletime atladığım gibi St. Charles Caddesi üzerinden New Orleans’ın merkezine doğru bir seyahate çıktım. İş merkezlerinin, yüksek kulelerin arasında biraz dolandıktan sonra Amerika’nın meşhur değerlerinden birisi olan French Quarter’a attım kendimi. Eğlencenin sınırlarının ziyadesiyle genişlediği fena halde turistik bir semtimiz olarak French Quarter’ın sokaklarında dolaşırken saat akşamüstü 16:00′yı gösterirken dahi striptiz barların önünde dikilen ve elinde “bottomless” yazan kartonlar tutan yağız delikanlılarla göz göze gelmek ve etrafa “yok ben almayayım” bakışları atmak eşsiz bir his. Devam...

Bu yazı daha önceki yazılardan birisinde bahsettiğim Pinhole mevzusunun digital bir makine ile nasıl icra edileceğine dair bilgiler içeriyor olacak. Burada anlatılanlar Nikon serisi 16x24mm. CCD sensöre sahip bütün makineler için geçerli olacak hesaplamalardan yola çıkılarak elde edilmiş bilgiler olacaklar. Bu makineler Nikon D70, D70s, D100, D1X modellerini de kapsamaktadır. Devam...