İnsanlar New Orleans’ta Mardi Gras’yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida’nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur. Devam...
‘Süper Olay’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler
Üç yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda fotoğraf ile ilgili yazılar yazıyorum. Geldiği nokta itibarı ile bu günlük, ulaşıyor olmasından ötürü gurur duyduğum bir takipçi kitlesine hitap eder hale geldi. Biraz da bundan cesaret alarak işi bir adım öteye götürmeye karar verdim: Konuk fotoğrafçıları bu sayfalarda ağırlamak, insanları çalışmalarından haberdar etmelerine yardımcı olmak istiyorum. Devam...
Hazır söz flaşlardan açılmışken, bu gün sevgili İstem’in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın “İstem kim?” diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın “İstem’in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?” diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27′ninin ise “aaa bu gün benim de doğum günümdü!” diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize sıra gelecek. Devam...
Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm. Devam...
17 Ağustos depreminin bu seneki yıl dönümünden bir gün önce New Orleans’taki bir arkadaşımdan aklımdaki küçük fotoğraf projesini hayata geçirmek için yardım istemiştim. Kendisi beni kırmayıp can sıkıntıma ortak olmuş, elinden geldiğince yardım etmişti. Bu gün yardım etme sırası bendeydi, görevim ise kendisinin portre fotoğraflarını çekmekti.. Devam...
Birkaç gün önce Nurkan Kahraman’dan BURFOT isimli bir topluluk ve bu topluluk şemsiyesi altında gönüllü olarak yürütülmekte olan bir çalışmaya dair bilgiler içeren bir mesaj aldım. BURFOT’un açılımı “Bursa Fotoğraf İmece Topluluğu“. Adından anlaşılacağı gibi Bursa kökenli bir topluluk, fakat yürüttükleri heyecan verici kampanya Bursa ile sınırlı kalmak zorunda değil… Devam...
Jason Ricci, Gürer Özen sayesinde keşfettiğim harika insanlardan birisi (Gürer sayesinde keşfettiğim diğer harikalıklardan ilk aklıma gelenler arasında Ricky Jay ve Boys Anılar‘ı sayabilirim, siz de Gürer’in ne kadar şaheser bir insan olduğunu anlayabilirsiniz). Gürer’in mızıka çalmaya olan ilgisi sayesinde hayatımıza girmiş olan bu mızıka virtüozunun New Orleans’ta bir konseri vardı geçen gün. Devam...
Şu anda bu günlükte yayınlanan yüzüncü yazıyı okuyorsunuz. Çok çok yüksek olasılıkla -ve hüzünlü bir şekilde- bu gönderi, sizin bu günlükte okuduğunuz yüzüncü yazı değil. Açıkçası benim dışımda herhangi birisinin bu günlükteki her yazıyı okuduğunu sanmıyorum. Aslında bunu beklemiyorum da. Günlükteki yazıların tamamının hitap ettiği tek kişi ben olduğum için sadece ilginizi çeken yazıları okumanızdan daha doğal ne olabilir… Devam...
Benim Oğuz Dinç isimli, son derece sakin, son derece insan gibi insan bir dostum var; tanısanız çok seversiniz. Oğuz’un renkli kişiliklerinden birisi de yazar kimliği. Kendisinin Çitlembik Yayınları tarafından yayınlanmış Maria’nın Yıldızları (2005) ve Yalnızlığın Kırmızı İzi (2007) isimli iki öykü kitabı, Karlar ve Adımlar (2008) isimli bir şiir kitabı var (Karlar ve Adımlar aynı zamanda e-Kitap olarak da indirilebiliyor). Devam...
Labor Day tatili vesilesi ile üç güne uzayacak hafta sonu tatilimizi -evde bilgisayar karşısında pineklemek yerine- bir “Smoky Mountains” paketine çevirmeye haftalar evvel karar vermiştik. 1750km sürecek bu pakete bir de 2009 model bir Ford Fusion eklenince yolculuk tadından yenmedi (ben yol boyunca benzin tüketimi hakkında söylensem de bu araç Kamil Koç rahatlığı ve Ferrari çevikliği ile gönlümüze taht kurdu (satın almadığımızı, aslında sadece bir haftalığına kiraladığımızı öğrendiğimde ise beni üzüntülere gark etti, o ayrı)). Devam...
Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...
Artvin’den dönerken Uygar’ın verdiği dergileri karıştırıyordum. Dergiler arasında Atlas, National Gegraphic gibi bildik tanıdık dergilerin yanında bir kaç tane de -daha önce hiç adını duymamış, elime almamış olduğum bir dergi olan- Geo vardı (biraz karıştırınca National Geographic ile Atlas arasında bir yerlerde olan bir dergi izlenimi bıraktı bende). Devam...
Nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir kaç günlük Barhal rüyasından ne yazık ki uyandık ve gidişimiz kadar çetrefilli yollardan dönerek gerçek dünyaya geri döndük. Barhal’da geçirdiğimiz 7 gün boyunca Toplam 715 fotoğraf çekmişim. Aslında en başından beri aklımda uzunca bir gezi yazısı yazmak vardı, fakat şimdi bunun mümkün olmadığını görüyorum. Devam...
Önceki günlük yazımın ardından çıktığımız ve üç gün süren yorucu yolculuğumuzun ardından Barhal’a (Altıparmak Köyü) vardık, 5 gündür de buradayız (hatta sevgili Bora Bilgin ve ailesi de bizimle idi, onları da bu gün uğurladık)… Bu gün Kara Göl’e çıkmayı planlarken yağmur ve soğuk havanın azizliğine uğrayıp olduğumuz yere çakılınca fırsattan istifade edip bir kaç fotoğraf yayınlayayım da nasıl bir yerde olduğumuz daha iyi anlaşılsın dedim ;) (yolculuk yazısı ve daha fazla fotoğraf Amerika’ya döndüğümüzde). Devam...
Kazık kadar adam oldum, fakat çocukluk yıllarımın bir kaç yaz tatilini geçirdiğim Artvin’in Yusufeli’sindeki Barhal Köyü kadar özlediğim bir yer daha çıkmadı karşıma. Nüfus cüzdanımın arkasında da yazan bu köyü en son Amerika’ya gelmeden hemen önce, Doruk Fişek, Didem Kamoy ve Koray Löker ile Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi’nde bir Pardus semineri vermek için hep beraber Artvin’e gittiğimizde yalnızca bir günlüğüne ziyaret edebilmiştim. Devam...
Daha önceki yazılarımdan birisinde couch surfing denen müthiş oluşumdan bahsetmiş, Amerika’yı baştan başa yürüyerek geçen misafirimizin hikayesini anlatmıştım (bu arada kendisi yaklaşık 6500 kilometrelik seyahatini geçen haftalardan birisinde sağ salim bitirdi, yürüdüğü mesafe harita üzerinde yaklaşık olarak şöyle görünüyor). Devam...
Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...
Fotoğraf ile ister amatör ister profesyonel, fakat ciddi bir şekilde ilgilenen ve ürettiklerini paylaşan kişiler bir süre sonra fotoğraflarının kendilerinden izinsiz kullanılması ile ilgili dertlenmeye başlıyorlar. Bu duyguyu pek iyi anlıyorum ve doğal karşılıyorum, bununla beraber ben nadiren hissediyorum. Devam...
Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri, Cannes 2009 sonuçları açıklanmış. “Fotojurnalizm/Belgesel”, “Sanat” ve “Reklam” kategorilerinde birinci, ikinci ve üçüncülerin fotoğraf ya da fotoğraf serilerine ana sayfalarından göz atmak mümkün (her ne kadar korkunç ötesi, rezalet bir web sitesine sahip olsalar da fotoğrafları izlemeden geçmeyin derim). Devam...
Hristiyanların en önemli dini bayramı olan Easter vesilesi ile geçtiğimiz Cuma günü tatil idi (günahlarımız için öldüğü ve Hristiyan olmayanların da yararlanabildiği tatillere vesile olduğu için Hazreti İsa’ya teşekkür ederiz). Her hafta sonuna birleşen tatil dönemi için Kamp planları yapmakta usta biyolok Düygü Hanımlar yine bir hafta öncesinden gelmiş, “kampa gidelim” diye tutturmuştu. Devam...
Geçtiğimiz hafta fotoğraf açısından çok verimli bir hafta idi benim için. Pazar günü geri çeviremeyeceğim bir rica üzerine La Luna Negra isimli Salsa dans ekibinin fotoğraflarını çekmek için stüdyolarına gittim. Bu ilk profesyonel sayılabilecek iş ile ilgili deneyimlerimi paylaşmak için bir yazı yazmaya üşenmemem gerektiğini düşündüm :) Devam...
Fotoğraf ile ilgili bir yazı değil bu, fakat “bir şeylere ilgi duyacak noktaya” varmış olan herhangi birisinin ilgisini çekebilecek bir materyale sahip olduğunu düşünüyorum. Başta yayınlamayacaktım, fakat olaya böyle bakınca yayınlamaya karar verdim. Mesele şu: Toplamda 3 milyardan daha fazla insanın kutsal kabul ettiği iki kitap olan İncil ve Kur’an’a kuş bakışı baksak ne görürüz? Herkesin kendince bir takım yanıtları olduğunu tahmin ediyorum. Fakat bu soruya biraz daha formal bir yanıt vermek de mümkün olabilir mi? Devam...
Asıl konuya girmeden evvel, bir kısmınızın zaten ne olduğunu bildiğini tahmin ettiğim lomo ile ilgili bir kaç şey yazmak istedim. Lomo, Rusya’dan, St. Petersburg’dan çıkma, optik kalitesizliğinden dolayı renk ve ışığı kafasına göre kaydeden ve beklenmedik sonuçlar veren analog bir fotoğraf makinesi. Lomo bir çok oyuncak fotoğraf makinesinden (toy camera) birisi fakat o da Holga gibi unutlmak yerine bir alt kültür olmayı başarmış durumda. Ekşi sözlükten referans vereyim, daha fazla öğrenmek isteyenler oradan devam etsinler. Nitekim Lomo hakkında söyleyebileceğim şeyler genel kültür ile sınırlı. Devam...
Dün gece Etsy üzerinden bir mesaj geldi, Texas’ta yaşayan bir teyzemiz mesajında yıllar önce gerçekleştirdiği bir New Orleans ziyareti esnasında Bourbon Street üzerinde konakladığı “Biscuit Palace” isimli konuk evinden ve tadı halâ damağında olan yemekler yediği “Clover Grill” isimli hamburgerciden bahsediyor, çok özlediği bu mekanların fotoğrafını çekmemin mümkün olup olmadığını soruyordu. Elbette böyle bir ricayı geri çeviremezdim, “Yarın bir deneyeyim, eğer beğendiğim bir şey çekebilirsem haber veririm” dedim. Devam...
Duygu ile Internet üzerinden yapılanan CouchSurfing isimli bir ağın parçasıyız (http://www.couchsurfing.com). Birisi benden CouchSurfing (CS olarak kısaltıyorum bu yazı için) konseptini Türkçe’ye çevirmemi istese herhalde “Kanepe Sörfü” diye çevirirdim. Bu muhteşem çeviri (:p) yardımı ile zaten kafanızda bir şeyler canlanmıştır, fakat yine de CS kendisini nasıl tanımlıyor onu yazayım ki her şey daha net olsun: Devam...
Hangisinin iyi, hangisinin ise kötü haber olduğu kişiden kişiye değişecektir muhakkak fakat ben kendimce bir sırayı şu şekilde oluşturdum: iyi haber, Türkiye’de geçirdiğim kısa tatil sona erdi ve New Orleans’taki evime geri döndüm (yani yeniden günlüğümün başındayım), kötü haber, gelirken hasret kaldığım bass gitarımı da getirdim (yani muhtemelen fotoğrafa azıcık daha az zaman ayırabileceğim). Devam...
National Geographic’in her yıl düzenlediği fotoğraf yarışmasının sonuçları duyurulmaya başlanmış. Henüz dünya birincileri yok ortada, fakat NG’in İngilizce yayın birincileri 100.000 fotoğraf arasından belirlenmiş durumda. Tüm liste, mansiyonlar ile beraber burada. Bir süre sonra diğer kategorilerin birincilerine de aynı adresten ulaşmak mümkün olur herhalde. Bense İnsan, Yer ve Doğa kategorisi birincilerine ve jüri yorumlarına yer vereyim istedim. Devam...
Geçenlerde Nikon D200 fotoğraf makinemi satıp yerine bir Nikon D300 satın aldım. Bir süredir de sessiz sedasız kullanıyordum. Fakat bu değişiklik kıymetli Sumer Omay‘ın gözünden kaçmadı. Kendisi D200 aldığımda yazdığım kısa izlenim yazısının altına şöyle bir yorum bırakınca şu anda okumakta olduğunuz inceleme yazısını yazmaktan başka çarem kalmamıştı (bir yandan ben de D300 hakkında bir şeyler yazmak istiyordum, dürtüklediği için kendisine teşekkür ederim): Devam...
Bir diğer New Orleans günü olacağını sandığımız bu güne, radyoda program yapan spikerin konuşmasını aniden kesip “bir saniye coni, o yağan kar mı ayol?!” demesi ile uyanma şerefine nail olduk. Spikere inanmayıp camdan olup biteni kendi gözleri ile görmek isteyen bilim insanı Duygu, spikerin aslında doğru söylediğini “hakikaten kar yağıyor” diyerek şaşkınlık içerisinde tescil ederken bendeniz gördüğü rüya ile ilgili belleğinde kalan son kırıntıları da yitirmekteydi.. Devam...
“Fotoğrafı Anlamak” isimli bir projeye girişmiştim bir zaman evvel; öyle o sıralarda okuyup etkilendiğim şeyleri Türkçe olarak bir araya getireyim, başkaları da sebeplensin gayesi ile. Belgenin çok sahipsiz kaldığını fark ettim bu gün. Devam...


