‘Teknik’ Kategorisi İçerisindeki Girdiler

Bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Bir yerinden başlamak için ise bence evvelâ lens dediğimiz şeyin ne iş yaptığını ve bunu nasıl yaptığını iyice anlamak gerek. Devam...

Öncelikle birisi çıksa “önce bize ‘doğal ışık süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam’ dedin, sonra ‘anne ben strobist oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz’ dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?” dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: “evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi’ sor bakalım, neden“. Devam...

Bir takım sırlardan, hele de onları açıklayacaklarından bahseden insanların neredeyse hiçbir zaman o sırlara mazhar olmadığına dair deneyimleriniz bu yazının sonunda olsa olsa perçinlenmiş olacak. Başlığın ise karizmatik duyulmaya çalışmaktan başka bir numarası yok. Bu yazıda daha çok zaman içerisinde edindiğim teknik anlayışa dair ipuçları vereceğim, dilerim bunlar içinden üzerine düşününce “hmm” diyeceğiniz şeyler de çıkar. Devam...

Bundan birkaç yıl evvel birisi bana “Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın” dese, “yok daha neler, peh” derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :( Devam...

Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm. Devam...

Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm. Devam...

Geçen hafta aldığım Nikon 85mm f/1.8 lens bu gün elime ulaştı. Çok yoğun bir şekilde kullanacağımı tahmin ettiğim bu lens ile çektiğim fotoğrafları paylaşmaya başlamadan önce hızlı bir yazı yazıp lensin kendisinden, benim gözümde onu değerli kılan avantajlarından bahsedeyim istedim. Belki söyleyeceklerim alıp almamak konusunda kararsızlık yaşayan birilerinin işine yarar. Devam...

Geçenlerde New Orleans’ın tanınan düğün fotoğrafçılarından Scott Myers benimle bağlantıya geçip bir takım kurma hazırlığı yaptığını, katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sordu. Ne zamandır istediğim ekipmanları alabilmek için fotoğraftan para kazanmak gibi düşünceler dolaşıyordu aklımda, bu yüzden “eh, neden olmasın” dedim. Devam...

Sonunda dayanamayıp kendime Nikon’un DX (full-frame olmayan sensörlere sahip olan) fotoğraf makineleri için ürettiği mükemmel 10.5mm f/2.8 balıkgözü (fisheye) lensi aldım. Bir kaç yıl evvel Sigma 10-20mm lensi satın alırken aklımı en çok kurcalayan Nikon 10.5′e sonunda kavuşmuş olmaktan ötürü çok mutluyum (bu yüzden sizi ilerleyen günlerde fotoğraflara boğacağım). Devam...

Orta Çağ’ın en büyük matematikçilerinden birisi olan Fibonacci’nin en derin bulgularından birisi de şüphesiz herkesin bir şekilde adını duyduğu Fibonacci dizisidir. Fibonacci dizisindeki sayılar doğadaki bir çok fenomen ile birebir örtüştüğü için insanı garip düşüncelere sürükler. Devam...

Geçtiğimiz hafta fotoğraf açısından çok verimli bir hafta idi benim için. Pazar günü geri çeviremeyeceğim bir rica üzerine La Luna Negra isimli Salsa dans ekibinin fotoğraflarını çekmek için stüdyolarına gittim. Bu ilk profesyonel sayılabilecek iş ile ilgili deneyimlerimi paylaşmak için bir yazı yazmaya üşenmemem gerektiğini düşündüm :) Devam...

Asıl konuya girmeden evvel, bir kısmınızın zaten ne olduğunu bildiğini tahmin ettiğim lomo ile ilgili bir kaç şey yazmak istedim. Lomo, Rusya’dan, St. Petersburg’dan çıkma, optik kalitesizliğinden dolayı renk ve ışığı kafasına göre kaydeden ve beklenmedik sonuçlar veren analog bir fotoğraf makinesi. Lomo bir çok oyuncak fotoğraf makinesinden (toy camera) birisi fakat o da Holga gibi unutlmak yerine bir alt kültür olmayı başarmış durumda. Ekşi sözlükten referans vereyim, daha fazla öğrenmek isteyenler oradan devam etsinler. Nitekim Lomo hakkında söyleyebileceğim şeyler genel kültür ile sınırlı. Devam...

Bu gün uyandığımda bu günün aslında kendimi standartlardan sıkılmış bulacağım bir diğer Cumartesi günü olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Gazze’de olup bitenlerin günlerdir içimde biriktirdiği sıkıntının üzerinde bir de kapalı bir hava eklenince ne zamandır fotoğraf makinemle ziyaret etmeyi planladığım, New Orleans’ın hemen kuzeyinde olan Pontchartrain Gölü’ne gitmenin vakti gelmiş de geçiyor dedim kendi kendime. Devam...

Geçenlerde Nikon D200 fotoğraf makinemi satıp yerine bir Nikon D300 satın aldım. Bir süredir de sessiz sedasız kullanıyordum. Fakat bu değişiklik kıymetli Sumer Omay‘ın gözünden kaçmadı. Kendisi D200 aldığımda yazdığım kısa izlenim yazısının altına şöyle bir yorum bırakınca şu anda okumakta olduğunuz inceleme yazısını yazmaktan başka çarem kalmamıştı (bir yandan ben de D300 hakkında bir şeyler yazmak istiyordum, dürtüklediği için kendisine teşekkür ederim): Devam...

Vize değişikliği için gittiğim Türkiye’de 3 hafta kalmayı planlarken 4 ay kalmam gerekti, bu uzun aranın ardından yeniden New Orleans’tayım. Tüm takip edenlere, yeniden merhabalar.. Devam...

Uzun zamandır kullandığım emektar Nikon D70′im birlikte yaşadığımız sayısız maceranın ardından yerini bir Nikon D200′e bıraktı. En azından onu özleyeceğimi söyleyebileceğimi umuyordum. D200′e ısınma sürecim bu kadar hızlı olmasaydı, söyleyebilecektim de. Devam...

Artık yok size öyle uzun uzun cümleler. Devam...

Fotoğrafta optik ve geometrik bozukluk mevzularına kafayı takmış bir insan olarak bu gün yine bir takım makaleler okuyor, bir takım fotoğraflar izliyordum (daha önceki, pinhole macerasını okumak isteyenler için: 1, 2). Devam...

Bu gün New Orleans sokakları kazan biz kepçe dolaştık durduk. Biyolog bir hanımefendi ile evli olmanın böyle avantajları var işte: bir deneyin kontrol edilmesi gereken iki ayrı aşaması arasında 3-4 saat varsa vaktinizi French Quarter’da yürüyerek, Cafe Du Monde‘da kahve içerek, ya da ne bileyim Mississippi nehri üzerinde sefere çıkmaya hazırlanan yandan çarklı eski bir turistik tekneden gelen saçma melodileri dinleyerek geçirebiliriniz. Bu gün bunların hepsini yaptım (süperdi), fakat iki şey daha yaptım… Devam...

Bu yazı daha önceki yazılardan birisinde bahsettiğim Pinhole mevzusunun digital bir makine ile nasıl icra edileceğine dair bilgiler içeriyor olacak. Burada anlatılanlar Nikon serisi 16x24mm. CCD sensöre sahip bütün makineler için geçerli olacak hesaplamalardan yola çıkılarak elde edilmiş bilgiler olacaklar. Bu makineler Nikon D70, D70s, D100, D1X modellerini de kapsamaktadır. Devam...

Pinhole ile ilgili kısa ve öz bir yazı okuyarak bütün olayı kafasında canlandırabilecekler için kendi öğrenebildiğim kadarından mütevellit bir günlük yazısı yazmaya karar verdim.

Pinhole, yani iğne deliği fotoğrafçılığının teorik altyapısını karanlık ve kapalı bir ortama çok küçük bir delikten giren ışığın tam karşısındaki duvarda dışardaki görüntünün aynısını oluşturmasına dayandırır. Yani elinize her tarafı kapalı bir dikdörtgenler pirizması aldığınız zaman bir yüzeyinde açtığınız minik delik, o yüzeyin tam karşısında ters bir görüntü oluşturur. Eğer görüntünün oluştuğu yüzeyde ışığa duyarlı herhangi bir şey varsa küçük bir fotoğraf makinesi hazırlamış olursunuz. Devam...