<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Meren&#039;in Fotoğraf Günlüğü</title>
	<atom:link href="http://meren.org/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://meren.org/blog</link>
	<description>Işık, gölge, vesaire..</description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Mar 2010 05:00:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler, II</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/03/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-ii/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/03/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 05:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Subjektif Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1219</guid>
		<description><![CDATA[Çok yoğun dönemlere girip çıkıyorum son haftalarda. Her şeyi son dakikaya bırakan bir insan olduğum için mesela üç gün canımın istediği makaleleri, günlük yazılarını filan okuyup Internet alemlerinde keyif çatıyor ya da insanlara sataşıyor, sonra iki gün başka hiçbir şey ile ilgilenmemecesine bir şeylere çalışıyorum.
Bu durumdan da rahatsız değilim aslında. Zira ben kulunuzun naçizane görüşlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok yoğun dönemlere girip çıkıyorum son haftalarda. Her şeyi son dakikaya bırakan bir insan olduğum için mesela üç gün canımın istediği makaleleri, günlük yazılarını filan okuyup Internet alemlerinde keyif çatıyor ya da insanlara sataşıyor, sonra iki gün başka hiçbir şey ile ilgilenmemecesine bir şeylere çalışıyorum.</p>
<p>Bu durumdan da rahatsız değilim aslında. Zira ben kulunuzun naçizane görüşlerine nazaran pek az şey dengeli ve aklı başında yaşamaktan daha rahatsız edicidir (tabi siz bana bakmayın (ben eğitim sistemini filan da <a href="http://www.formspring.me/meren/q/44294426">sevmem</a> mesela)).</p>
<p>Yine böyle bir dönemin ardından son birkaç günde birikmiş gelişmelere bakınıyordum, ilgimi çekenleri <a href="http://meren.org/blog/2010/02/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-i/">geçen seferki</a> gibi bir araya getirip toplayayım dedim.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Hastası olarak takip ettiğim kaynaklardan birisi olan &#8220;The Big Picture&#8221;, Hindu&#8217;ların baharın gelişini kutladıkları ve Sankritçe&#8217;de &#8220;<em>Renklerin Festivali</em>&#8221; anlamına gelen Holi Festivalinin fotoğraflarından bir seçki hazırlamış (The Big Picture Internet&#8217;in insanların haber alma alışkanlıklarını ne kadar değiştirdiğine dair çok somut bir örnek. Gündemi meşgul eden mevzuların fotoğraflarını ajanslardan toplayıp küçük haber cümleleri ile yayınlıyor, hele fotoğraf sevenler için harika bir kaynak. Eğer bilmiyordu iseniz takip etmenizi tavsiye ederim).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S48wH59mDxI/AAAAAAAAIeI/Q0DARKXHW6s/s800/holi.jpg" alt="" /><br />
<em><small>© Utpal Baruah</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fotoğrafların tamamı <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2010/03/holi_2010.html">burada</a>. Eski gönderilere bakmak isterseniz The Big Picture anasayfası ise <a href="http://www.boston.com/bigpicture/">burada</a>.</p>
<p>Holi Festivali ile ilgili daha fazla bilgi alınabilecek Wikipedia maddesi ise <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Holi">burada</a> (ne yazık ki, verdiğim neredeyse tüm bağlantılar gibi bu da İngilizce).</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Hindistanın renkli yüzlerinden Demokratik Kongo Cumhuriyeti&#8217;nin siyah/beyaz kederine.. Marcus Bleasdale çok çarpıcı bir belgesel hazırlamış. <a href="http://meren.org/blog/2008/10/james-nachtwey/">James Nachtwey</a>&#8216;in Tüberküloz belgeselinden beri bu kadar derinden etkilendiğim bir belgesele rastladığımı hatırlamıyorum..</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra yaşanan savaşların en çok can kaybına neden olanları hangisidir acaba diye sorulsa bir çoğumuzun aklına Irak&#8217;ta, Afganistan&#8217;da, Sudan&#8217;da, Rwanda&#8217;da, Vietnam&#8217;da yaşanan savaşların geleceğini tahmin ediyorum. Fakat Kongo, biraz da kimsenin stratejik planlarında önemli bir yer teşkil etmediği için gözlerden ırak olan bir savaşa, 1991 yılından beri 5.4 milyon kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan bir savaşa ev sahipliği yapıyor.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S480QJOaLuI/AAAAAAAAIeQ/52-2sBDHsak/s800/marcus_bleasdale-01.png" alt="" /><br />
<em><small>© Marcus Bleasdale</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çocuk askerlerin, tecavüzü bir psikolojik harekat taktiği olarak kullanan ordu ve gerillanın, savaş sırasında iki tarafın askerlerince hayvan gibi avlanılarak yok edilen -Afrika&#8217;nın etnik gruplarından birisi- <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pigmeler">Pigmeler</a>&#8216;in, savaş yüzünden yok olmakta olan vahşi hayatın ülkesi Kongo: bilsen elden bir şey gelmez, bilmemeye gönül razı olmaz. Karar sizin.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S480Qa7s15I/AAAAAAAAIeU/3LzMcEv4s7s/s800/marcus_bleasdale-02.png" alt="" /><br />
<em><small>© Marcus Bleasdale</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Marcus Bleasdale&#8217;nin belgeseli <a href="http://www.burnmagazine.org/essays/2010/02/marcus-bleasdale-the-rape-of-a-nation/">burada</a>.</p>
<p>Neler olup bittiği ile daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için ilgili Wikipedia maddesi <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Second_Congo_War">burada</a> (düzgün Türkçe kaynak aradım, ne yazık ki bulamadım).</p>
<p>James Nachtwey&#8217;in tüberküloz belgeseli <a href="http://www.burnmagazine.org/essays/2010/01/james-nachtwey-struggle-to-live/">burada</a>.</p>
<p>Gönlümdeki fotoğrafçılar masasında James Nachtwey&#8217;e yakın bir sandalye ayırdığım Marcus Bleasdale&#8217;in web sitesi ise <a href="http://www.marcusbleasdale.com">burada</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Muazzam bir dergi projesi olan ve büyük bir ilgi ile takip ettiğim Visura sekizinci sayısını çıkarmış. Visura kişisel projelere yer veren, hangi projenin yer alacağını ise daha önce dergide yer almış katkıcıların belirlediği leziz bir çalışma. Kongo&#8217;nun can sıkıntısını hafifletmek için bire bir.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S49EOhzYK5I/AAAAAAAAIeg/9mVQ2H3N4D8/s800/visura.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Visura&#8217;nın sekizinci sayısı <a href="http://www.visuramagazine.com/issue-8.html">burada</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Magnum&#8217;un Jim Goldberg&#8217;i Avrupa&#8217;daki yasa dışı göçmenlere dair bir proje hazırlamış. Essay içerisindeki fotoğraflar Avrupa&#8217;nın çeşitli ülkelerindeki göçmenlerin Polaroid ile çekilmiş fotoğrafları. Göçmenler daha sonra fotoğrafların üzerine bir şeyler yazmış çizmişler. Visura&#8217;dan sonra ayaklar yeniden yere bassın diye.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S49FIFaPDBI/AAAAAAAAIek/5Cehl-lUst0/s576/Jim_Goldberg.jpg" alt="" /><br />
<em><small>© Jim Goldberg</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Jim Goldberg&#8217;in News Week&#8217;te rastladığım serisi <a href="http://photo.newsweek.com/2010/2/goldberg-immigrants.html">burada</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Fotoğraf dünyasından bir haber olmasa da BBC&#8217;nin büyük bir keyifle izlediğim ve timelapse tekniği  (periyodik aralıklarla fotoğraflar çekip daha sonra onları birleştirerek hareketli görüntüler elde etme tekniği) ile çekilmiş bir videosundan bahsetmeden bitirmek istemedim*.</p>
<p>Video İngilizce, fakat anlatıcının ne söylediği çok çok önemli değil. Video Antartika&#8217;nın soğuk sularında deniz tabanındaki canlı çeşitliliğinin bir kısmını ve bu arkadaşların bir fok balığından geriye kalanları mideye afiyetle indirişlerini gösteriyor (deniz yıldızının beslenişini izlemek ise ayrı bir keyif; deniz yıldızları midelerini ağızlarından çıkararak mide öz sıvılarını dokuların üzerine döküyor ve sindirim işinin bir kısmını dışarıda hallediyorlar. Sonra da çözünmüş dokuyu emmek sureti ile içeri alarak metabolizmalarının çevrimine dahil ediyorlar).</p>
<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="640" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/MmSp0bxHmWg&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" src="http://www.youtube.com/v/MmSp0bxHmWg&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Siz evinizde oturmuş bilgisayarın monitörüne bakarken bu canlılar orada, ve yaşıyor. Kongo&#8217;da insanlar Pigme öldürüp &#8220;eti şifalıdır&#8221; diyerek yiyor. Hindistan&#8217;da insanlar bahar geliyor diye yeri göğü renge boyuyor. Avrupa&#8217;ya kaçan bir sığınmacı rüyalarında silahlı adamların kendisini kovaladığını görüyor.</p>
<p>Çok değişik bir gezegen burası.</p>
<p><br class="blank" /><br class="blank" /><br class="blank" /><br />
<small>*: eğer videoyu göremiyorsanız bunun nedeni Türkiye&#8217;deki anlamsız YouTube yasağını aşmak için bir şey yapmamış olmanız olabilir, bu konuda bir şey yapmayı dilerseniz Hüseyin Berberoğlu&#8217;nun <a href="http://www.birazkisisel.com/youtube-2-kez-yasaklanmis/">günlük yazısı</a>ndan faydalanabilirsiniz) (bu arada videonun orijinalı da <a href="http://www.youtube.com/watch?v=HG17TsgV_qI">burada</a>).</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/03/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010 Yılında Bisiklet İşkencesi</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/2010-yilinda-bisiklet-iskencesi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/2010-yilinda-bisiklet-iskencesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 00:49:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflı Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[20mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1211</guid>
		<description><![CDATA[Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil.
Gerekli uyarıyı yaptıktan sonra artık başlayabilirim.
Efendim, mesleğim icabı vaktimin çok ciddi bir kısmını bilgisayar başında oturarak geçiren bir insan olduğumdan ötürü üzerimde yavaş yavaş artan, beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil.</p>
<p>Gerekli uyarıyı yaptıktan sonra artık başlayabilirim.</p>
<p>Efendim, mesleğim icabı vaktimin çok ciddi bir kısmını bilgisayar başında oturarak geçiren bir insan olduğumdan ötürü üzerimde yavaş yavaş artan, beni &#8220;<em>sağlıklı yaşam</em>&#8221; gereklerini yerine getiren bir insan olmaya telkin etmeye çalışan bir mahalle baskısı vardı. Ne kadar kaçsam da bu baskı, tabağımdaki domates, masamdaki mandalina, yenisi alınmayan diet kolalar şeklinde sık sık karşıma çıkıyordu. Bu güzel Cumartesi gününde ise tüm bunlara bir yenisi eklendi: işe bisikletle gitmek.</p>
<p>Karşı koymak için derman da bir yere kadardı sevgili dostlar. Bir şey 40 kere söylenince insanın kaçacak yeri kalmıyordu. İşte bu gün işler öyle bir noktaya geldi ki &#8220;<em>iyi, peki, tamam, bisikletle gideceğim, yeter ki beni rahat bırakın!</em>&#8221; demek zorunda kaldım. Hatamı kabul ediyorum ve biliyorum, <em>onlar</em> kazanmıştı.</p>
<p>Fakat boş durmaya niyetim yoktu. Belki o kör vicdanlarının gönül gözü açılır da, beni böylesine bir ızdıraba bir daha mahkûm etmeye yeltenmezler ümidi ile bu deneyimi fotoğraflamaya ve başıma gelenleri hem onlara hem de örnek olması için sizlere aktarmaya karar verdim.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Aşağıdaki fotoğraf evden yeni çıkmış halim. Ne kadar sinirli olduğumdan daha önemli bir şey daha var bu fotoğrafta: o da arkadaki cenaze arabası. Ben bu fotoğrafı çekerken arkadaki cenaze arabasının orada olmadığına yemin edebilirim. Bilmem mesajı alan tek kişi ben miyim&#8230;</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbWmkTuII/AAAAAAAAIcQ/qR-yXPVJyns/s800/bisiklet-iskencesi-02.jpg" alt="" title="01" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yol o kadar dardı ki yukarıdaki fotoğrafın solunda gördüğünüz park halindeki arabaya neredeyse çarpacak kadar yakından geçmiştim. Yoldan gitmenin çok tehlikeli olduğunu anlayınca kaldırıma çıkmaya karar verdim. Fakat bu da çare olmamıştı. Az ileride şu korkunç ağacı gördüm. Geçerken kafamı çarpabilir, hemen soldaki sivri şeyin üzerine düşebilirdim. Dış dünyadaki her şey bana karşıydı, dikkatli bakınca ortalık özenle hazırlanmış tuzaklar ile doluydu:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbXZLALAI/AAAAAAAAIcU/EgyAQ6kxxo4/s800/bisiklet-iskencesi-03.jpg" alt="" title="02" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Eğilerek, büyük bir dikkatle geçtim. Bir yandan bisiklet sürüp bir yandan fotoğraf çekmek ne zor işti. Beni bu hallere düşürenler utansındı.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbX2bO4LI/AAAAAAAAIcc/e4yUdANjF7s/s800/bisiklet-iskencesi-04.jpg" alt="" title="03" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ara yollarda bir kaç ağaçla daha karşılaşınca St. Charles üzerinden gideyim dedim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbYXG1BKI/AAAAAAAAIcg/x1jHX7WIVMk/s800/bisiklet-iskencesi-05.jpg" alt="" title="04"/></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fakat insanlarda bisikletliye saygı yoktu. Bir anda yola atlayıveriyorlardı. Oysa güzelim arabamın içinde hem kalorilerim bana kalıyor hem de insanlardan mecburi bir saygı görüyordum. O saygıdan eser kalmamıştı:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbYiqpy5I/AAAAAAAAIck/9hLXM82ILL4/s800/bisiklet-iskencesi-06.jpg" alt="" title="05"/></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Saygı görmek benim için hayattaki en öncelikli şeylerden birisi olduğu için bu saygısızlığa daha fazla müsaade edemeyeceğimi anladım. Rotamı parka doğru çevirdim. Kendimi nasıl bir tehlikenin içine attığımdan henüz haberdar değildim. Yerlerin çamurlu olması bir kenara her yer sağlı sollu çok tehlikeli ağaçlar ve dalları ile doluydu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbY7806JI/AAAAAAAAIco/HLUxL8rPpOk/s800/bisiklet-iskencesi-07.jpg" alt="" title="06"/></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir kaç ağaç dalı, bir iki su birikintisi ve çok büyük bir çakıl taşından kıl payı kurtulmuş bir şekilde ilerliyordum. Fakat tam &#8220;<em>galiba başarıyorum</em>&#8221; derken karşıma ilkinden çok çok daha tehlikeli bir ağaç çıktı. Kafamı vurup bisikletten düşmeme ramak kala keskin bir manevra ile bisikletin önünü kaldırarak dalın üzerinden geçmeyi başardım. Benim yerimde bir başkası olsa ne yapardı bilemiyorum :(</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbZzoEzrI/AAAAAAAAIcw/E0-RuyDKxns/s800/bisiklet-iskencesi-09.jpg" alt="" title="07" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Daha fazla risk alamayacağımı anladığım için çareyi &#8220;<em>kendi enerjileri ile ilerleyen aptallar</em>&#8221; yoluna çıkmakta buldum. Burası araba yoluna benziyordu, fakat bir yarış parkuru gibi başladığı noktaya dönen bir daire idi aslında. Bu insanlar muhtemelen bir balığın akvaryumu turlaması gibi aslında bir yere gittiklerini filan sanıyorlar, fakat sadece daireler çiziyor olduklarını fark etmiyorlardı. Acıdım. Durup bir tanesine söyleyecek gibi oldum. Sonra vazgeçtim. Aptal insanlara hiç tahammülüm yoktu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbaRIyECI/AAAAAAAAIc0/8WhEbWU2LaI/s800/bisiklet-iskencesi-10.jpg" alt="" title="08" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sırf aptal olsalar neyseydi. Aptal oldukları kadar saygısızlardı da :(</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbbOwYIrI/AAAAAAAAIc4/1VRk1NGryFo/s800/bisiklet-iskencesi-11.jpg" alt="" title="09" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Saygı konusundaki tutumumu artık biliyorsunuz. Bu yüzden çok ciddi bir risk alarak yolun karşısına geçmeme şaşırmamış olabilirsiniz. Fakat tüm yolculuğun belki de en tehlikeli anı bu karşıya geçiş idi. Fakat insan ölecekse onuru için ölmeliydi. Ben şahsen başardım. Fakat bisiklet sürmenin ne kadar riskli bir şey olduğunu anlayın artık diye tam geçerken bir fotoğraf çekmeyi ihmal etmedim. Şu arabalara dikkatle bakmanızı istiyorum, vızır vızır geçiyorlardı (hem de sadece bir bisikletliye karşı onlarcası gelmişti (ayrıca dikkatle bakarsanız bu araçların direksiyonlarında kimsenin olmadığını siz de görebilirsiniz)):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbbrfVVhI/AAAAAAAAIc8/pH9RNclmgJY/s800/bisiklet-iskencesi-12.jpg" alt="" title="10" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Karşıya geçmekle dertlerimin sona erdiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Nerede. Şimdi de etrafım üzerilerinde İspanyol yosunu denen bitkilerin sarktığı korkunç meşe ağaçları ile çevriliydi. Her zamankinden daha çok dikkat etmeliydim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbb0u0zHI/AAAAAAAAIdA/yQomwSdzzAY/s800/bisiklet-iskencesi-13.jpg" alt="" title="11" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>O sırada korktuğum başıma geldi ve İspanyol yosunlarından birisi boğazıma dolandı. Önce biraz karşı koydum. Fakat artık enerjim kalmamıştı, zaten yaşamın da pek bir anlamı yoktu. Tünelin sonundan beyaz bir ışık geliyordu. Ona doğru gitmek istiyordum, fakat ona bile enerjim yoktu. Tam her şey bitti derken Naruto gibi kendimi toparlamayı başardım ve fotoğraf makinem ile vura vura boğazıma dolanmış olan o işgalci İspanyol yosununa dersini verdim. Bir sonraki sefere bu kadar şanslı olabilir miyim, bilemiyorum&#8230; Arabayla giderken hiç böyle dertleri olmuyor insanın.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbclDalXI/AAAAAAAAIdE/nYWil90M5FY/s800/bisiklet-iskencesi-14.jpg" alt="" title="12" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Artık yol kenarından gitmem en doğrusu olacaktı. Fakat yol kenarından gitmenin de kendi riskleri vardı. Bisiklet üstünde insan iki dakika huzurlu hissedemiyordu. Çok hayati bir manevra esnasında sırf o anı belgelemek adına büyük bir risk alarak çektiğim aşağıdaki fotoğrafa bakmanızı istiyorum. Kırmızı pikapı görüyor musunuz? Korkmayın. İyiyim. Kıl payı ile kurtardım ve korkunç bir hızla yanımdan geçip gitti (emin değilim ama bana direksiyonunda kimse yokmuş gibi geldi)&#8230;</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbduUsLSI/AAAAAAAAIdI/z_ZjmGORxu4/s800/bisiklet-iskencesi-15.jpg" alt="" title="13" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tam o sırada hava açmaya başladı. Hep ya evde ya da laboratuvarımın korunaklı ortamında yaşadığım için cildimi güneşin korkunç ışınlarından korumalıydım. Çaresizce nereye saklanabileceğime bakınmaya başladım. Uzaktan aşağıdaki ağacı gördüm. Denize düşen yılana sarılırdı. Acele etmeliydim. Artık güç kalmamış olan bacaklarımla pedallara asıldım.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbenHZRVI/AAAAAAAAIdQ/7OLWPanvPiA/s800/bisiklet-iskencesi-17.jpg" alt="" title="14" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Muhteşem bir zamanlama ile ağaca vardım. Yukarıdaki fotoğraf ile aşağıdaki fotoğrafın arasının 11 dakika olduğunu da söylemek isterim (nasıl bir yorgunluk, nasıl bir işkence siz hayal edin). Ağacın altına girdiğimde güneşin korkunç ışınları çoktan yeryüzüne ulaşmıştı. Ağaç onları tamamen durduramıyordu, fakat orada olmak hiç yoktan iyiydi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbfjimGuI/AAAAAAAAIdc/8EcCU_lvJQY/s800/bisiklet-iskencesi-18.jpg" alt="" title="15" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bununla beraber ağacın altında bir katman haline gelmiş yapraklar kim bilir ne tür korkunçluklara ev sahipliği yapıyor, altında kim bilir neleri saklıyordu. Bu yüzden kendimi korumaya almak için ağacın bir dalına çıkıp orada saklanmaya karar verdim. Fakat tam içimden &#8220;<em>Güneş kaybolana kadar burada dinlenebilirim</em>&#8221; diye geçirirken bisikletimin devrildiğini duydum. Moralim çok bozulmuştu. Bu hem çok yorgun hem de çok moralsiz olan benim:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbgh1LAYI/AAAAAAAAIdg/Qd8-AjWXbt8/s800/bisiklet-iskencesi-19.jpg" alt="" title="16" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kalan yol sağlıklı bir insan için çok fazla bir şey sayılmazdı. Fakat yorgunluk ve Güneş katlanılır gibi değildi. Hayatın vücudumdan çekilmeye başladığını hissedebiliyordum. Hastanenin otoparkına girdiğim zaman &#8220;<em>medeniyet, nihayet</em>&#8221; dedim. O an bisikletten inip asfaltı öpesim geldi, fakat tekrar binecek güç bulamam diyerek bunu başka bir zamana erteledim. Enerji konusunda dikkatli davranmalıydım.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbhKu2BBI/AAAAAAAAIdk/I9Gtq6ZKp0A/s800/bisiklet-iskencesi-20.jpg" alt="" title="17" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sevgili okurlar, yukarıdaki fotoğraf ile aşağıdaki fotoğrafın arası tam 17 dakika. Aşağıdaki yazının yukarıdaki fotoğrafta nerede olduğunu görebilirsiniz. Ne kadar yavaş ilerlediğimi ve ne kadar yorgun olduğumu hayal etmenizi istiyorum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbhsVsBwI/AAAAAAAAIdo/tdaXum46Z8Y/s800/bisiklet-iskencesi-21.jpg" alt="" title="18" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Muazzam yorgunluğun sebebi ile yavaş yavaş transparan olmaya başladığımı, bu evrendeki varlığımın ne kadar ince ipliklerle hayata tutunduğunu görebiliyor musunuz:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbiOL4SFI/AAAAAAAAIds/6XYo2YVYPAQ/s800/bisiklet-iskencesi-22.jpg" alt="" title="19" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Laboratuvara sonunda varmıştım. Başta buna inanmakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim (acaba halâ o ağaç dalında uzanıyor olabilir miydim?!). Yanılmadığımı çalışmaya başladığımda anladım. Çünkü kainat &#8220;<em>Meren bunca yolu bisikletle geldi, çok yorulmuş olabilir</em>&#8221; diyerek müsamaha göstermiyor, karşıma yüz türlü engel çıkarıyordu. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Necrotizing_enterocolitis">Necrotizing enterocolitis</a> monitörümden bana bakıyor, toplanan örnekler içerisindeki bakteriyel kompozisyonundan yola çıkarak neler döndüğünü anlayabilelim diye geliştirdiğim uygulamayı bitiremeyeyim istiyordu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbiy8A5RI/AAAAAAAAIdw/OCdAtc2VFhI/s800/bisiklet-iskencesi-23.jpg" alt="" title="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Uzun ve yorucu bir çalışmanın ardından dönüş yolu da engeller ve tehlikelerle doluydu. Bazılarınız buna inanmakta güçlük çekebilir ama yorgunluktan etrafımda olan bitenler ile bağlantımı yitirmiştim. O anlardan birisinde az ilerideki tramvayın son hızla bana doğru geldiğini bile fark etmemişim, düşünün:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbl0RJJHI/AAAAAAAAIeA/3J3s1fachsQ/s800/bisiklet-iskencesi-27.jpg" alt="" title="21" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yolcular çığlıklarıyla kendime geldiğimde her şey için çok geç olduğunu düşündüm. Fakat son anda gidonu sağa kırarak bu kaçınılmaz tehlikeyi kıl payı atlatmayı başardım. Aşağıda gidonu nasıl da son salisede sağa kırdığımı görebilirsiniz:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4mbmXmFMWI/AAAAAAAAIeE/_UdUidAFSd0/s800/bisiklet-iskencesi-28.jpg" alt="" title="22" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Evet. Daha sonra ilk hatırladığım ise evde olduğum&#8230;</p>
<p>Başımdan geçen her şeye rağmen burada oluşumun, tamamen tehlikelerle başa çıkmaktaki üstün yeteneğimin bir sunucu olduğunu, benim yaptıklarımı başkalarının da yapmasını beklemenin büyük bir haksızlık olacağını düşündüğümü bilmenizi istiyorum.</p>
<p>Lütfen tüm bunlardan bir ders çıkarın; çıkarın ki çektiğim acılar boşa gitmesin:</p>
<ul>
<li> Araba varken bisiklete binerek ya da bir yerlere yürüyerek hayatınızı tehlikeye atmayın ve sevdiklerinize &#8220;<em>bisikletle gitsene, hiç spor yapmıyorsun</em>&#8221; filan diye baskı yapmayın.</li>
<li>Başladığı yere geri dönen parkurlarda koşturup duran zavallı tanıdıklarınıza kendilerini ne kadar aptal duruma düşürdüklerin anlatıp onlara ilgi gösterin.</li>
<li>Sebze ve meyvenin sağlıklı filan oluşu açıkta kalmak istemeyen manavların bir uydurmasıdır, tüm sevdiklerinize sadece Nutella yedirin ve diet kola içirin.</li>
<li>İspanyol yosununun bana nasıl saldırdığını hatırlayın ve doğadan, özellikle de ağaçlardan uzak durun.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/2010-yilinda-bisiklet-iskencesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gainesville, Florida</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/gainesville-florida/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/gainesville-florida/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 07:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat, Gezmecilik Modu]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[50mm f/1.8]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1209</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar New Orleans&#8217;ta Mardi Gras&#8217;yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida&#8217;nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur.
Nedense Florida&#8217;ya giderken her tarafın bikinili kızlar, yağız delikanlılar ile dolu olacağını sanmış idim. Kavurucu güneşin altında Ray-Ban gözlükleri ve patenleri ile yollarda salına salına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar New Orleans&#8217;ta Mardi Gras&#8217;yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida&#8217;nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur.</p>
<p>Nedense Florida&#8217;ya giderken her tarafın bikinili kızlar, yağız delikanlılar ile dolu olacağını sanmış idim. Kavurucu güneşin altında Ray-Ban gözlükleri ve patenleri ile yollarda salına salına ilerleyeceklerini, yanımdan geçerken fotoğraf makineme filan bakıp iç geçireceklerini, benimse o sırada sanki başka bir yere bakıyormuş gibi yapacağımı filan hayal ediyordum (küçükken de en büyük hayalim 20 yaşında olmaktı, yıllar geçti, halâ nerede işe yaramayan bir şey varsa onları hayal ediyorum). Fakat bu bikinili ve yağız kardeşlerimizin genellikle Miami taraflarında kümelendiklerini, bizim gittiğimiz Gainesville&#8217;in ise Florida&#8217;nın kuzeyinde taraflarında bir öğrenci şehri olduğunu anladığımda hayallerim suya düştü&#8230; Bunu şimdiden söylemiş olayım istedim ki sizleri &#8220;<em>bikinili resimleri için tıklayın</em>&#8221; taktiği ile kandırmış olmayayım. Bikinili resim yok arkadaşlar.</p>
<p>Öte yandan doğal müthişliklere yakınlığı ile Gainesville, çok kısa bir süre içerisinde gönlüm(üz)de taht kurmayı başaracak, bana hayal kırıklığımı unutturacaktı (Gainesville&#8217;e <a href="http://maps.google.com/maps?f=q&amp;source=s_q&amp;hl=en&amp;geocode=&amp;q=gainesville,+fl&amp;sll=37.996163,-95.712891&amp;sspn=47.722942,114.169922&amp;ie=UTF8&amp;hq=&amp;hnear=Gainesville,+Alachua,+Florida&amp;ll=29.642708,-82.320557&amp;spn=0.431471,0.891953&amp;z=11">kuş bakışı</a> bakınca gölleri/bataklıkları, yeşil milli park alanları hemen göze çarpıyor).</p>
<p>Mesela Gainesville&#8217;de geçirdiğimiz günlerden birisinde, çok sevdiğim doğa fotoğrafçılarından John Moran&#8217;ın en bilinen eserlerinden birisi olan &#8220;<a href="http://johnmoranphoto.com/fauna_001.html">The Night has a Thousand Eyes</a>&#8221; isimli fotoğrafı çektiği yerin de içinde olduğu <a href="http://www.floridaadventuring.com/paynes-prairie.html">Paynes Prairie</a> isimli milli parka gittik. Burası bildiğiniz bataklık; fakat harika bir yer. İçine girdiğinizde çok fazla bozulmamış bir doğanın içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz (onlarca timsah, envayı çeşit kuş, uzaktan da olsa birkaç yaban atı, bir adet tavşan ve bir de yılan gördük mesela). Ben o gün pek fazla bir şey çekemedim. Fakat Arpat şuraya çıkıp:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4WpTLKXMyI/AAAAAAAAIQ0/PB0HfNHrp78/s800/gainseville-35.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bataklığın genel görünümü hakkında size fikir vereceğini tahmin ettiğim aşağıdaki leziz panoramayı çekti (kendisi 26 fotoğraftan birleştirmiş bunu):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_4_b8TEBqovE/S4IXjvS5W5I/AAAAAAAAF8I/64QFm7xORr4/s800/dugong-39.jpg" alt="" /></p>
<p><small><em>© <a href="http://www.arpat.net/">Arpat Özgül</a></em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıdaki fotoğrafta Duygu&#8217;nun olduğu yolda yürürken sağınızda solunuzda timsahlar görüyorsunuz. Bir ara, sahip olduğum en uzun odak uzaklığı 70mm olduğu için timsaha -timsahın kendisini de dahil olmak üzere- herkesi korkutacak kadar yaklaşmak zorunda kalarak şu fotoğrafı da çektim ama (<em>çok aferim Meren</em>. teşekkür ederim. hepsi sizler için):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4WpObA9j6I/AAAAAAAAIQA/rwfKGKTGyCU/s800/gainseville-22.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir diğer gün ise bataklık ziyaretini kano ile yapacağımız küçük bir dereye gittik. Orada çok çok güzel ve çok çok inanılmaz bir şey oldu ve suda bir Manati gördük. Fakat yanımda sadece 50mm lensim olduğu için fotoğrafını çekemedim. Fakat <a href="http://www.biyolokum.com/2010/02/bir-manati-gordum-sanki/">Duygu&#8217;nun Manati ile ilgili yazdığı yazı</a>yı okursanız hem fotoğraflarını görebilir hem de Arpat&#8217;ın çektiği kısa videodan ne süper bir hayvan olduğunu hissedebilirsiniz.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4WphJmK1xI/AAAAAAAAISM/mSPELw4okGQ/s800/gainseville-54.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İlk kez bu kadar yoğun bir bataklık deneyimi yaşamış olduğum için seviniyorum. Bu yöreleri şu arkada görünen ağaçlardan sarkan bitkileri çekmeden terk edeceğim diye çok korkuyordum, bu gezide o korku tarihe karıştı:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4Wpkcgnz3I/AAAAAAAAISc/0pVu-ybGbQA/s800/gainseville-58.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada bazen fotoğrafı daha çekmeden önce görüyor ya hani insan, çok seviyorum o hissi. Özellikle prime (sabit odak uzunluklu) lenslerde daha sık oluyor bu bana. Prime lensler ile nispeten daha az parametre olduğu için fotoğraf makinesinin görüşü ile insanın görüşü daha hızlı senkronize olabiliyor filan olacak ki prime lensler ile çalışmanın sunduğu rahatlıklardan bahseden bir çok fotoğrafçı görmek mümkün (ben de onlardan birisiyim).</p>
<p>Mesela aşağıdaki fotoğrafa daha vizörden baktığım, ışık ölçümünü yapıp deklanşöre basmaya hazırlandığım sırada onu çok seveceğimi biliyordum. O anlık duygu, fotoğrafın insana yaşattığı türlü heyecanlardan bir diğeri&#8230; Bununla beraber o anda ortama benim heyecanıma tezat bir huzur ve sükunet hakimdi:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4WpkgOTDPI/AAAAAAAAISg/POD7ZL-YkZE/s800/gainseville-59.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4WpnUfTp4I/AAAAAAAAISs/ochCe9T-AuE/s800/gainseville-62.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/gainesville-florida/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler, I</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-i/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-i/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 00:34:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Subjektif Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1202</guid>
		<description><![CDATA[Çok sevgili dostlar ile buluştuğumuz, &#8220;sabahlara kadar oturup sohbet etmek, sonra üç-beş saat uyuyup uyanınca sohbete aynen devam etmek&#8221; mefhumunun ne genç yaşlara ne de Türkiye&#8217;ye özgü olmadığını şaşırarak yeniden öğrendiğimiz Florida gezisinden döndük.
Arpat, Meryem ve Hüseyin&#8217;i bırakıp buralara geri dönme fikri bana ne kadar zor geldiyse artık, döndüğümde fotoğraf çantamı içindeki tüm ekipman ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok sevgili dostlar ile buluştuğumuz, &#8220;<em>sabahlara kadar oturup sohbet etmek, sonra üç-beş saat uyuyup uyanınca sohbete aynen devam etmek</em>&#8221; mefhumunun ne genç yaşlara ne de Türkiye&#8217;ye özgü olmadığını şaşırarak yeniden öğrendiğimiz Florida gezisinden döndük.</p>
<p>Arpat, Meryem ve Hüseyin&#8217;i bırakıp buralara geri dönme fikri bana ne kadar zor geldiyse artık, döndüğümde fotoğraf çantamı içindeki tüm ekipman ile beraber orada unuttuğumu fark ettim. Bilinçaltımın bana oynadığı bu oyun neticesinde orada çektiğim fotoğrafları yayınlayamayacağım için, yokluğumda biriken ve iki gündür aralıklarla okuduğum şeyler arasından aklımda kalanlara dair bir şeyler yazmak geldi içimden (sırf siz Pazartesi sabahı iş-güç ile uğraşmayın diye).</p>
<p>Hatta bunu belki bir alışkanlık haline getirir, arada bir kısa kısa fotoğraf dünyasının benim tanıklık ettiğim kısmından subjektif haberler veririm.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<p>WorldPress Photo her yıl düzenlediği Yılın Fotoğrafları ödüllerinin 53&#8242;üncüsü de açıklanmış. Sonuçlara göre yılın fotoğrafı ödülü İtalyan fotoğrafçı Pietro Masturzo&#8217;ya ait. Fotoğrafta 2009 yılında İran&#8217;daki seçimler ardından gerçekleşen gösteriler esnasında Tahran&#8217;da bir çatıdan bağırmakta olan birkaç protestocu görünüyor.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4G_DTBnmrI/AAAAAAAAIA8/bD5HUJqO_k4/s800/wp_winner_pietro_masturzo.png" alt="" /></p>
<p><small><em>© Pietro Masturzo</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Gidip tüm fotoğraflara tek tek bakmanızı, altlarında yazanları okumanızı salık veriyorum (bunu mu koysam yoksa Masturzo&#8217;nun fotoğrafını mı diye fena halde arada kaldığım bir fotoğraf vardı, hangisi olduğumu söylemiyorum ki gidin bakın (meğersem yine afacanlığım üstümdeymiş)).</p>
<p><a href="http://www.worldpressphoto.org/index.php?option=com_photogallery&amp;task=blogsection&amp;id=20&amp;Itemid=257&amp;bandwidth=high">Buradan</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>İranlı bir fotoğrafçı olan Rena Effendi&#8217;nin &#8220;Tahran&#8217;da Gençler&#8221; isimli çalışmasına denk geldim. El ele tutuşanların sopalandığı, sokakta sigara içen kadınların hapse atıldığı İran&#8217;da nüfusun yüzde 40&#8242;ına tekabül eden 15-30 yaş arası genç kesimin &#8220;eğlenceyi regüle eden&#8221; bir toplum içerisinde, &#8220;umudu kontrol eden&#8221; bir yerde nasıl eğlenip sevdiklerini fotoğraflayarak İran hakkında bilinen onca şeyin yanında nispeten az bilinen bir şeye, gençlerin davranışlarına tanıklık etmiş (sağ olsun, genç kesimi 15-30 yaş arasına sığdırarak artık genç olmadığımızı bir kez daha hatırlatmış aynı zamanda :( Efendilik bu değil, kendisine laflar hazırladım).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4HBtvt4QPI/AAAAAAAAIBE/unVN5qB0gxo/s800/youth_in_tehran_rena_effendi.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://blog.instituteartistmanagement.com/posts/2010/02/new-feature-youth-in-tehran-by-rena-effendi.html">Buradan</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>İlgi ve saygı ile okuduğum bir diğer photo-essay ise bir Washington Post muhabiri olan Andrea Bruce&#8217;tan. Olay Türkiye&#8217;de geçiyor. Aktörler ise İran&#8217;dan Türkiye&#8217;ye sığınmış olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından sığınmacı olarak kabul edilerek Isparta&#8217;ya yerleştirilmiş olan eşcinseller ve muhalifler.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4HEXrr0x4I/AAAAAAAAIBM/mE5U6uXLhfw/s800/andrea_bruce.png" alt="" /></p>
<p><small><em>© Andrea Bruce</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir azınlık ne kadar küçük ise insan hakları ihlallerinden o kadar çok etkileniyor bence. Hatta bir ülkenin sınırları içerisindeki en küçük azınlığa karşı hem devlet politikası hem de sosyal eğilim bağlamında izlediği tutum ile o ülkenin aydınlığı arasında doğru bir orantı olabileceğine inanıyorum.</p>
<p>(Dikkat ederseniz Andrea&#8217;nın ta Amerikalardan gelip böyle bir hikayeyi fotoğraflamış olmasından yola çıkarak kimseyi iğnelemiyorum (Galadriel&#8217;in yüzüğü geri çevirmesi gibi, sanırım Effendi haklı ve ben yaşlanıyorum ya da git gide effendi bir insan oluyorum (iki türlüsü de çok fena))).</p>
<p><a href="http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/gallery/2010/02/14/GA2010021403009.html?sid=ST2010021403400">Buradan</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Aperture Foundation, çağdaş fotoğrafın nabzını tuttuğu ve yeni nesil fotoğrafçıların çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırdığı yarışmasının sonuçlarını açıklamış. Portfolyo ödülünü Moskova&#8217;da kırsal ve kentsel yaşamın sınırlarında çektiği fotoğraflar ile Alexander Gronsky almış. Editöryel yorumlar harika gerçekten, fotoğraf değerlendirmelerini okumak çok keyifli (bizim, fotoğrafı ya ortaya bir &#8216;teknik salatası&#8217; yapıp fotoğrafçının hatalarını kendilerini komik duruma düşürme pahasına bir bir yüzüne vurmaya çalışan ya da kimseyi ilgilendirmeyen duygusal detaylara girmek sureti ile fotoğrafçının motivasyonunu hiçe sayarak bağlamın dışından martavallar okuyan eleştirmenlerimiz okumak isteyebilirler belki (hay aksi, efendilik filan diyorduk, hikaye oldu (neyse, çalışmalarımız sürüyor))).</p>
<p><a href="http://www.aperture.org/apertureprize/">Buradan</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Son fotoğraf ise The New York Times muhabiri olan Rina Castelnuovo&#8217;nun şans eseri çektiği çok çarpıcı bir fotoğraf. Kendisinin bu fotoğrafla ilgili bir röportajına denk geldim. Olay anını şöyle anlatmış:</p>
<blockquote><p>Sokaklar boştu. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Purim">Purim</a>&#8216;i kutlamakta olan Yahudi yerleşimcileri fotoğraflamak için durdum. Bir şişe şarabı döndürüyor, kadehlerini tokuşturarak kutlama yapıyorlardı. Filistinli bir kadının kapalı dükkanlar boyunca yürüdüğü çarptı gözüme. Bir grup yerleşimci sokağın ortasından aksi istikamete doğru yürüyordu. Yahudi yerleşimcilerden birisi durup kadına doğru yaklaştığında gayri ihtiyari bir şekilde fotoğraf makinemi doğrulttum.</p>
<p>Kadın bağırmadı ya da durmadı. Adımlarını sıklaştırdı ve ilerideki köşeyi dönerek yok oldu. Sinirli ve üzgündüm &#8212; sanki şarap bana atılmıştı.</p></blockquote>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S4HK3j5YikI/AAAAAAAAIBU/VXTFcWEopoA/s800/rina_castelnuovo.png" alt="" /></p>
<p><small><em>© Rina Castelnuovo</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çok çarpıcı bir fotoğraf. Şarabın bir kırbaç gibi şekil alması ise çok ironik.</p>
<p>Fakat bu hikayeyi okuyup bu fotoğrafa baktığınız zaman Yahudilere saydırmaya başlamak yerine lütfen durun ve düşünün. Bu tip haksızlıkların aslında ne kadar yaygın olduğunu görecek ve şaşıracaksınız. Dediğim gibi kuru ve işe yaramaz bir sinire yenik düşüp Yahudilere saydırmaya başlamayın ve düşünün; belki bu sayede bu fotoğraf da, fotoğraftaki kadın da, ona şarabı atan delikanlı da menkıbelerini yerine getirmiş olurlar&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;"><em><small>PS: Verdiğim bağlantıların neredeyse tümü tam olarak anlaşılmak için İngilizce bilgisi gerektiriyor. Bundan ötürü çok üzgünüm :(</em></small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuk Fotoğrafçı: Evren Özesen, &#8220;TEKEL İşçileri ve Direniş&#8221;</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/konuk-fotografci-emre-ozesen-tekel-iscileri-ve-direnis/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/konuk-fotografci-emre-ozesen-tekel-iscileri-ve-direnis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 02:08:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflı Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Fotoğrafçı]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1167</guid>
		<description><![CDATA[Bu seferki konuk fotoğrafçım Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi.
Bununla beraber Evren Özesen&#8217;in fotoğrafları eşliğinde bu konuyu ele almaya karar verdiğimde bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu seferki <a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">konuk fotoğrafçı</a>m Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi.</p>
<p>Bununla beraber Evren Özesen&#8217;in fotoğrafları eşliğinde bu konuyu ele almaya karar verdiğimde bu fotoğrafların altını hak ettikleri şekilde dolduramayacağımın farkında idim (Türkiye&#8217;deki eğitim anlayışının kendisine emanet edilen gençlere attığı kazıkların en sağlamlarından birisi olduğuna inandığım <em>Fenci-Sosyalci</em> ayrımı yüzünden, iş toplumsal mevzulara geldiğinde dut yemiş bülbüle dönen tek <em>Fenci</em>&#8216;nin ben olmadığımı da biliyorum (yetiştirdiği nesillerin analitik düşünme araçları ile donatılacak olan kısmını, sosyal problemlerden hiç anlamayacak şekilde eğitmeyi seçen bir ülkenin buna karar verirken olsa olsa başlama çizgisinin hemen gerisinde iki ayakkabısını da bağcıkları ile sıkıca birbirine bağlamaya karar veren bir maratoncu kadar ileri görüşlü olduğunu düşünüyorum)).</p>
<p>Bu konunun ve bu konuya dair fotoğrafların benim vizyonsuzluğuma kurban gitmesine müsaade etmemek, bu mevzuyu sizlere medyada çıkan ve duymaktan artık sıkıldığınız basmakalıp haberlerden ve birbirinin aynısı köşe yazılarından edinilmiş fikirler ile iletmemek adına fikrine ve duruşuna güvendiğim kişi ve topluluklardan bu konuya dair özgün yorumlarını benimle paylaşmalarını rica etmeye karar verdim. Yazı boyunca sizlere Özesen&#8217;in objektifinden TEKEL işçileri ile beraber işte bu görüşler ve düşünceler eşlik edecek.</p>
<p>Dolayısıyla, birbirinden farklı perspektiflere yer verip <em>benim gibiler</em> için küçük bir kaynak oluşturmak da bu yazının amaçları arasında sayılabilir.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEMKuPHI/AAAAAAAAH-U/I52gJR5jT0k/s800/01.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ankara&#8217;lı bir fotoğrafçı olan Evren Özesen TEKEL işçilerinin direnişini 33. gününden beri belgeliyor ve fotoğraflarını <a href="http://tekeldirenisi.blogspot.com/">http://tekeldirenisi.blogspot.com/</a> adresindeki günlüğünde yayınlıyor. Sadece fotoğraf çekmekle kalmayıp olan bitenin iç yüzünü yazılarıyla da aktarmaya çalışarak &#8220;<em>belgelemek</em>&#8221; fiilinin içini iyice doldurmuş bence. Şimdiye kadar yaptığı en kapsamlı belgesel fotoğraf çalışması TEKEL direnişi günlüğü olmuş, fakat profesyonel fotoğrafçılık kariyerinin bir parçası olmasını istediği belgesel fotoğrafçılığı hayatının sonuna kadar sürdürmek gibi bir niyeti var. Evren Özesen, gönderdiği e-posta içerisinde bu çalışma ile ilgili şöyle demiş:</p>
<blockquote><p>Yaklaşık bir aydır işim olmadığı zamanlarda orada zaman geçiriyorum. Birçok Ankaralı&#8217;nın Anadolu&#8217;nun her yerinden gelmiş bu insanlarla çok ciddi dostluklar kurduğunu, birçok konuda fikir alışverişinde bulunduğunu gözlemledim. Bu gözlem orada bulunmayan birçok insana sıradan gelebilir ama hiç de öyle değil. Direnişin sürdüğü bölge gündüz ve gece geç saatlere kadar işlek olan bir bölge. Resmi dairelerden, mağazalardan, lokantalardan, birahane ve barlardan çıkan insanlar günün ve gecenin her saati bu yolu kullanıyor. Duraklayıp sohbet edenler, çeşitli yardımlarla gelenler, sarhoş naraları atanlar&#8230; Hepsi bir şekilde bu insanlarla orada iletişime geçiyor. Aradan kimi güçlerin çekilip salt insanların, iklimin ve sokağın sözünün geçtiği bir yerde her şeyin gerçekten sorunsuz devam edebildiğini görmek insanı gerçekten umutlandırıyor. &#8220;<em>Esnaf rahatsız oluyor, halk tedirgin</em>&#8221; gibi kimi ara bozucu lafların orada nasıl ters yüz edildiğini görmekten de ayrıca haz duyuyorum.</p></blockquote>
<p>Özesen&#8217;e tekrar döneceğim. Fakat onun da e-postasında dile getirdiği gibi işçi sınıfının başlattığı bu harekete dair söylenecek çok şey var.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEMxSXWI/AAAAAAAAH-Y/KawvlooQsv8/s800/02.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/">Koray Löker</a> bu konuda söyleyecekleri olanlardan ilki. Medya ve Görsel Araştırmalar üzerine yüksek lisans yapmış Bilkent Üniversitesi mezunu bir tiyatro yönetmeni olan Koray, aynı zamanda Irak Dünya Mahkemesi&#8217;nde medya koordinatörlüğü, Uluslararası Af Örgütü&#8217;ne gönüllü bilişim danışmanlığı yapmış olan bir aktivist de. Görüşlerine başvurduğum, kendisinden olan bitenin bir çerçevesini çizmesini istediğim ilk kişi idi. Bana aşağıdaki mektubu yazmış:</p>
<blockquote><p>TEKEL işçilerinin Ankara günlerini izlemek&#8230;</p>
<p>Televizyonu sahtekarca, gazeteleri birbirinin kopyası olarak gören, bildik haber kaynaklarına küsen, İnternet&#8217;te dolaşırken gördüklerinden sonuçlar çıkaran, alternatif haber kaynaklarına kulak vermeye eğilimli bir arkadaş grubunun ortasında yaşarken bazen gündem kayar. Memleketi yerinden oynattığına inanılan olaylara tanık olunur ve sokakta hiçbir yansımasıyla karşılaşılmaz. Kimi zaman da memleket yerinden oynar (Ajdar yeni bir şarkı söylemiştir, Hülya Avşar bacağını kırmıştır, ordu darbe yapacak iddialarına bir yenisi eklenmiştir) ve ne kulağınız ne ruhunuz duyar. Gündem nedir, kimin gündemi memleketin gündemidir? İletişim kuramından, sosyolojiye bir çok alanda önemli bir soru bu herhalde. Gündelik yaşamda ise çoğunlukla kayıp gidiyor dikkatten.</p>
<p>2010 yılının başları bu sorunun herkes için yanıtlarını birbirine benzeten bir olaya denk geldi. Türkiye&#8217;nin birçok şehrinde TEKEL&#8217;e bağlı işletmelerde, atölyelerde çalışan işçiler, özelleştirme sonucunda maruz bırakıldıkları şartlara isyan ederek Ankara&#8217;da toplandılar.</p>
<p>Önce kitlesel bir basın açıklamasına polisin sert müdahalesi düştü haberlerin arasına. Basın açıklamasının yapıldığı parkın havuzlarına atılan, düşen, kaçmak zorunda kalan işçiler. Sert kışın dondurucu soğuğunda sırılsıklam olmuş, biber gazı ve coplarla kovalanırken haklarını aramaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Türkiye bu görüntülere yabancı değildi. Bir basın açıklaması ya da gösteride sert tepkilerle karşılaşan insanlardı muhalif olanlar. Hatta bu durum zaman zaman sadece polis müdahalesi gibi yasal olduğu iddia edilen formlarda değil, vatandaşın linç girişimlerinde, linç aktörlerinin para aldığı ortaya çıkan durumlarda bile sahneleniyordu.</p>
<p>Değişik olanın, bıçak kemiğe dayanınca, aslanın ağzına kafasını sokmak zorunda kalan işçiler olduğu anlaşıldı kısa sürede. İşçiler ne o parkı ne de mücadeleyi terk etmediler. Gün oldu, kendilerine sahip çıkmayan sendikalarının binalarını bastılar. Mitinglerde kürsüye çıkıp &#8220;<em>mücadele bizim, biz konuşacağız</em>&#8221; dediler. Gün oldu, sendika başkanlarıyla birlikte sabahladılar. Ama ne kavgalarını, ne umutlarını başkalarına devretmediler. Nöbetleşe, Türkiye&#8217;nin her yanından gelip Ankara&#8217;daki sendika binasının önünde uzun soluklu bir oturma eylemine başladılar. Naif, basit bir inatçılıktı onların tavrı. Sorun çözülene kadar evlerine dönmeyecek, sorunun onlar için ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğunu göstereceklerdi.</p>
<p>Böyle de oldu. Yıllardır gerçek gücün emekten doğacağını tekrar eden solcular heyecanlandı, hükumet muhalifleri, işçileri sahiplenerek iktidara karşı bir koz olarak kullanmayı denedi, sendikalar eski parlak günlerinin hasretini direniş çadırlarında andı ama sokaktaki insan, halk, baş rolde hep TEKEL işçisini gördü. Belki de bu fark önemliydi.</p>
<p>Gerçi bu fark uzun zamandır ilk kez ortaya çıkıyor değil. Geçtiğimiz yıllarda benzeri şekillerde nice işçi direnişine sahne oldu Türkiye. Tek başına direnen bir kadının iş yerini dize getirişini izledik Desa&#8217;da. Paşabahçe benzerlerini yaşadı. Doğru adreslere bakanlar, birkaç yıldır artan bir ivmeyle memleket gündemini kuşatan mikro direnişleri görüyordu zaten. Belki de bu kez gerçekten farklı olan, hem eylemin kendiliğindenliği hem de içerdiği yoğun ironiydi.</p>
<p>Tokat&#8217;ta bir park&#8230; Üç dört kadın, ellerinden sıkıca tuttukları çocuklarını neredeyse sürükleyerek bir araya geliyorlar. Sonra başkaları ekleniyor onlara, sonra kalabalık gruplar. Kendi kendine bir miting havası doğuyor bir anda. Oysa basit bir buluşma bu. Yakınları Ankara&#8217;da direnişte olanlar, onları nasıl destekleyeceklerini konuşmak üzere sokakta buluşuyor. Ankara&#8217;da direnenlerin kimi zaman kocaları, kimi zamansa karıları oluyor buluşanlar&#8230; Kadın ve erkek birlikte, kardeşçe, eşit şekilde direnirken yeni deneyimler de kazanılıyor. Birçok kentte tekrar ediyor manzara. Serdar Kayaoğlu, &#8220;<em>Sakarya caddesi Ankara&#8217;nın midesi gibidir, işçiler bu kez Ankara&#8217;nın midesine oturdu</em>&#8221; diyordu bir söyleşide. <em>Ankara&#8217;nın midesine oturanlar</em> direnişi, özel bir kampanyaya gerek duymadan ülke çapında yaymış oluyorlar.</p>
<p>Ülkenin bir çok ayrı cenahında aynı konuyu konuşan insanlar, haber ağlarına ve medyaya gerçek anlamda alternatif bir haberleşme ağı haline geldiler. Üstelik ne İnternet ne de gelişen yeni medya teknolojileri yaptı bunu. Öyle Twitter üzerinden yaşanan bir başka devrim falan değil, bayağı eski usül, telefondan gurbetteki eşin sesini, koyvermemeye zorlanan gözyaşlarının eşliğinde duymak vardı işin içinde. Ne Twitter ne de Facebook bu hale getirdi bu direnişi. Direnenlerin gerçekten de kaybedecekleri bir şeyleri kalmamış olması ve bu hale gelene kadar hep güvendiklerinden yedikleri kazıklar nedeniyle kararlı ve şüpheci tavırları onları farklı kıldı.</p>
<p>Havuza atılmış, soğuk ve titreyen bir işçi, polislere &#8220;<em>siz benim oğlumun adını biliyor musunuz?</em>&#8221; diye bağırıyor. Kendince önemli birinin babasına vurduğunu sanan polis, gamsız. Görevini yapmanın ve egemen ideolojinin bekçiliğinin pervasızlığı var. &#8220;<em>Ne fark eder, oğlunun kim olduğu, kim olursa olsun!</em>&#8221; diye yanıtlıyor. Polis, işçinin &#8220;<em>iki yaşındaki oğlumun adını Tayyip koydum ben. Bu hükumet benim oyumla geldi iktidara</em>&#8221; yanıtına ne tepki verdi, göremedik. Görüntü dondu kaldı babanın suratında&#8230;</p>
<p>PKK tarafından yönlendirilmekle de suçlandılar, sendikaların hesaplarına alet edilmekle de&#8230; İş güvencesi, sosyal haklar ve bugüne kadar sundukları emeklerinin karşılığını almak isteyen işçiler, hükumet tarafından yılda on ay çalışabilecekleri, iki ay ücretsiz kalacakları, emeklilik birikimlerinin gasp edildiği bir sözleşmeye razı edilemeyince hemen düşmanlaştırıldılar. Ama oyuna gelmediler.</p>
<p>Memleketin etnik çatışmalarla bölünmek için çaba sarf edildiği, ırkçılığın tırmandığı günlerde her etnik kökenden insanın emekle ortaklaştığını görmek insanın içini ferahlatıyor. Giresun, Denizli ve Batman&#8217;dan işçiler, Kürt, Türk, Laz demeden bir arada haklarını arayabiliyor. Onlarla birlikte üşüyen, bekleyen, mücadelelerine omuz verenlerle tanıştıkça değişiyor işçiler. Oğlunun adını Tayyip koyan işçi tam nerededir bilinmez, ama toplumun ortalama eğilimlerini taşıyan bir çok insan yaşadıklarını yaşamışlarla, paylaşım üzerinden tanıştıkça başka insanlar oluyor. &#8220;<em>Bundan böyle travesti diye kimsenin aşağılanmasına izin vermeyeceğim</em>&#8221; diyor bir işçi. Kendisi de uzun yıllar böyle direnişler vermiş, hala veren işçi arkadaşlarıyla dayanışan, uzun yıllardır sendikalı bir cam işçisi alanda şunları söylüyor bir arkadaşıma: &#8220;<em>En azından bir solcu linç edildiğinde ya müdahale edecekler veya lince katılmayacaklar</em>&#8220;. Oysa bu insanlar 1 Mayıs&#8217;a katılanları dövmenin fena bir fikir olmadığını düşündüklerini anlatmaktan da çok çekinmiyorlar. Tabii geçmişte kalmış. Şimdi bu sene 1 Mayıs için randevulaşırken hatırlanıyor bu detay.</p>
<p>Ankara&#8217;da TEKEL direnişini izlemek, memleketin dönüşümündeki bir çok kırılma noktasını bir tiyatro oyunu gibi, bir küçük sahne içinde belirli bir zaman dilimine sıkıştırılmış olarak izlemeyi düşündürüyor. Hayat bir oyun, bizler de oyuncuyuz diye düşünerek. Bu perdenin mutlu sonla bitmesini umarak.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEfEyWTI/AAAAAAAAH-c/TQq4oe6425Y/s800/03.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada duydunuz mu bilmiyorum, fakat <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Noam_Chomsky">Noam Chomsky</a> de TEKEL işçilerinin direnişine dair bir açıklama yapmış ve şöyle <a href="http://yesilgazete.org/2010/02/11/noam-chomskyden-tekel-direnisine-mesaj/">demiş</a>:</p>
<blockquote><p>Dünya&#8217;nın birçok yerinde çalışan insanların haklarına yapılan sert müdahalelerin yaşandığı bu zamanda, TEKEL işçileri ve ailelerinin temel hakları için verdikleri bu mücadele ve cesareti görmek hayranlık verici.</p></blockquote>
<p>İşçilerin başlattıkları bu hareketin yankı getirdiğini görmek çok güzel. Bununla beraber başbakan dün yaptığı bir açıklamada yine önümüzdeki günlerde &#8220;<em>işçilere müdahale edeceklerini, çadırları kaldıracaklarını</em>&#8221; söylemiş. Ankaralı bu duruma ne der kestirmesi kolay değil. Başbakan bu gün yaptığı bir başka açıklamada da fok balıkları için ayağa kalkan insanlığın, Gazze&#8217;de öldürülen çocukları görmediğinden yakınarak &#8220;<em>Ey insanlık, neredesin</em>?&#8221; <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25057304/">demiş</a>. İnsanlığın nerede olduğunu tespit etmek benim haddime değil, fakat işçilerin yanında olmadığı da aşikar sanki.</p>
<p>İnsanlığın tanımı, nerede olduğu, nerede olmadığı, kimin haklı, kimin haksız olduğu. Ankara soğuk, işçiler çadırlarda bekleşiyor. Siyaset dediğimiz geniş bir ova, politikacılar çelişki ve ironilerine binmiş at koşturuyorlar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgErZvl0I/AAAAAAAAH-k/za5rf22PWe0/s800/05.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Devlet ve otorite kavramı ile alıp vermediği en çok olan anarşist hareketin içinden gelen <a href="http://icmihrak.blogspot.com/">iç-mihrak</a>&#8216;ın duruşunun da çok önemli ve aydınlatıcı olacağını tahmin ettiğim için kendilerinin fikrini sordum. Gönderdikleri mektup Türkiye&#8217;deki liberal anlayış, sendikalar, Sol ve hükumet perspektifinden işçilerin eyleminin nasıl göründüğünü tartışıyor:</p>
<blockquote><p>Önce Türkiye&#8217;deki anlamı bağlamında &#8216;liberal&#8217; siyasetin yüzeysel bakış açısından, olayların gündelik görünümlerinden, &#8216;neden&#8217;e doğru yapılan aceleci sıçramadan söz edelim. Bu düşünce tarzına göre, TEKEL özelleştirildikten sonra, TEKEL depolarında yapılacak bir iş kalmamıştır. Buralarda çalışan işçiler fiilen çalışmamaktadırlar ve neoliberal bir bakış açısıyla, çalışmayan kişilerin istihdam edilmesi doğru değildir. Devlet aklı, bu işçilere iki seçenek sunacak kadar yüce gönüllüdür; hatta cömertlikle <em>malul</em>dür: kıdem tazminatınızı alın ve hayatınızın kalanında kendinizi özel sektörün şefkatli kucağına bırakın veya devlete ait başka işletmelerde sözleşmeli olarak (yani kamu sektöründe geleneksel olarak alışkın olunan iş garantisinden yoksun olarak) çalışmaya devam ederek bir işe yaradığınızı hem bize hem de kendinize kanıtlayın&#8230; Elbette işçilerin direnişi bu bakışla tamamıyla amaçsız, haddini aşmış bir eylem, bir nankörlük olarak görülür.</p>
<p>Sendikal mantık açısından bakıldığında, sendika denen ve devlete göbek bağıyla (formel hukuki bağlarla ve yöneticilerinin enformel çıkar bağlarıyla) bağlı olan bu <em>temsili</em> işçi örgütleri, kendilerini çoktan kaptırmış oldukları ekonomist rehavet çerçevesinde, kendilerini bu direnişi, en azından <em>spektaküler</em> tarafıyla desteklemek zorunda hissediyorlar. Hatta işi, bir genel grev örgütlemeye çabalama görüntüsü yaratmaya kadar götürüyorlar. Ancak farklı konfederasyonların devlet örgütü nezdindeki farklı çıkarları nedeniyle, bu genel grev elbette örgütlenemedi. Bu sayede bu &#8217;sarı&#8217; sendikalar da kendilerini devletle girişilecek ve büyük ihtimalle mağlubiyetle, yönetsel altüst olmayla neticelenecek bir unvan müsabakasından kurtulmuş buldular. Sendikalarda çalışan nice sendika emekçisine söylenecek bir şey yok, onların samimiyetleri elbette sorgulanmaz ancak böyle bir yönetsel organizasyonda nasıl sendikacılık yapılabileceği usanmadan tartışılmalıdır. Bu sendikaların öngörülemez biçimde, direnen işçileri yüzüstü bırakacak çeşit çeşit uzlaşmalara girmeleri mümkündür, hatta kendi mantıkları içinde neredeyse zorunludur.</p>
<p>Türkiye solundan bahsetmeyi çok isterdik. Ancak böyle bir mefhumun bile, en azından kitlesel bir <em>parti</em> olarak, varlığı son derece şüphelidir. Küçük sektler halinde örgütlenmiş Türkiye solu dışında, özellikle sosyal demokrat hareketin liderliğine talip olduğunu tasavvur eden CHP bile, bu direnişe mevcut hükumeti zora sokma, askeri bir müdahale ile yıkılması başarılamayan hükumeti, ülkedeki huzur olduğunu düşündükleri şeyi bozarak ortadan kaldırma imkanı olarak bakıyor. İşçilerin direnişi, kemalist tahakkümü yeniden inşa etmenin bir aracı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Oysa bu &#8216;kurucu&#8217; parti, sadece bu kuruculuk sıfatından gelen saiklerle bile, işçi hareketi ile kanlı bıçaklı olmak, en azından pasif agresif metotlarla işçi hareketinin çevresinden dolanmak zorundadır. Kemalizm kesinlikle siyasal bir rakibe tahammül edebilecek bir düşünce değildir çünkü; hele bu rakip popüler bir emek muhalefetinden köken alıyorsa&#8230;</p>
<p>Hükumetin bakış açısı ise ülkedeki liberal siyaset çerçevesine kısmen otursa da, bundan daha fazlasını içeriyor. Kendisine direnen bu odaktan rahatsızlığı had safhaya çıkmış olan hükumet, işi bu direniş hareketinin dış odaklarca, hatta adlı adınca PKK tarafından provoke ediliyor olduğunu söylemeye kadar vardırıyor. Direnen işçilere sunulan seçenekleri kendi cömertlikleri olarak, bir bahşetme eylemi olarak görüyorlar; oysa siyasal mücadeleleri vicdan açısından değerlendirmek yer yer faydalı da olsa, oldukça tehlikelidir. Kemalist odaklar tarafından (sivil ve askeri) kuşatılmış hisseden hükumet, elbette bu direnişi de bir karalama, hal etme projesinin bir parçası olarak görüyor.</p>
<p>Pekala, direnen işçiler tüm bu kapışmanın neresinde duruyorlar? İslami-neoliberal bir hükumet tarafından karmakarışık (yerel/evrensel/vicdani/siyasal vs.) nedenlerle itilmiş, kurucu ideoloji tarafından bir kurtuluş söylencesini hayata geçirmek için kullanılmış, sendika konfederasyonları tarafından kandırılmış, (her iki kanattan) basın tarafından bir ajitasyon aracına indirgenmiş durumdalar. Siyah bantları ile halen direniyorlar. Belki de devletin sağladığı iş güvencesi için direnmeleri bazı <em>pürist</em> anarşistler tarafından ihanet olarak değerlendirilecektir fakat her türlü bakış açısından, halen direniyor olmaları bile saygı ve destekle karşılanmalıdır. iç-mihrak, direnen TEKEL işçilerine naçizane destek verebilmek için kendisinden istenen her şeyi yapmaya hazırdır. Yeter ki (umalım ki)<em> işçilerin iradesi </em>gerçekleşebilsin&#8230;</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgKlBUlXI/AAAAAAAAH-o/-X6XrwpE2LY/s800/06.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki fotoğraf ne kadar güçlü bir fotoğraf. Belgesel fotoğrafın neden &#8220;geçerken çekilerek&#8221; yapılamayacağını gösteriyor bana. Televizyonda konuşan milletvekilinin ne dediğini duymak mümkün olmasa da kendisini izleyen yüzlerden ne demediğini okumak neredeyse mümkün.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgK0kOQRI/AAAAAAAAH-s/BhxkIcbB-d8/s800/07.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>TEKEL işçilerinin direnişi üzerine bir mektup da <a href="http://burakavci.blogspot.com/">Burak Avcı</a>&#8216;dan, kendisi sosyal medyada &#8220;<em>siz de görüşlerinizi gönderin</em>&#8221; çağrıma kulak veren bir öğrenci:</p>
<blockquote><p>Son yıllarda Türkiye gündemini işgal eden konuların başında laiklik geliyor. Bu tartışma, &#8220;<em>yapay</em>&#8221; bir sorun değildir; tarihsel ve siyasal anlamda önemli bir arka plana sahiptir, fakat ülkemizin laiklik sorunundan daha önemli sorunları olmasına rağmen, siyasetçilerin mevcut ülke şartlarını &#8220;<em>halı altına süpürme</em>&#8221; taktiğine uygun olarak uzun yıllardır gündemin üst sıralarındaki yerini korumaktadır. Bu durum, Rıza Türmen&#8217;in &#8220;<em>Türkiye&#8217;de partilerin politikalarını seçmenler yönlendirmiyor; partiler seçmenlerin politik görüşlerini yönlendiriyor</em>&#8221; tezine pararel olarak toplumsal zeminde karşılık bulmakta; insanların &#8220;<em>laiklik</em>&#8221; üzerinden kendilerini konumlandırmalarına neden olmaktadır. İş güvencesi olmadan, açlık sınırının çok altında bir maaşla &#8220;<em>merdiven altı</em>&#8221; bir işletmede çalışan türbanlı bir kızın, ekonomik anlamda çözüm vaad eden bir siyasi oluşuma destek vermesi beklenirken, başına taktığı türbanla kendini politik arenada tanımlaması ve siyasi bağlamdaki tartışma türban üstünden yapıldığı için kendini muhafazakar partilere yakın görmesi Türmen&#8217;in tezinin en somut örneğidir. TEKEL işçilerinin direnişi bu bağlamda çok önemlidir.  İşçiler sosyoekonomik düzlemdeki sorunları dile getirmekte ve bu sorunlar ülke gündeminde hak ettiği yeri almaktadır. TEKEL işçilerinin eylemi, politik gündemi yönlendiren dinamiklerin siyasetçilerin tekelinden çıkıp toplumsal bir zemine oturmasın bir işaretidir. TEKEL işçilerinin emek-sermaye çelişkisine dikkat çekerek yürüttükleri bu eylem, bireylerin kendilerine siyasetçiler tarafından dayatılan siyasi konumlandırmalara karşı çıktıklarının güzel bir örneğidir. Bir anlamda halkın ülke gündemine yaptığı bir balans ayarıdır. &#8220;<em>Merdiven altı</em>&#8221; işletmede çalışan o türbanlı kızın insanca bir yaşam için, hakkını aramak için sokağa çıkmasıdır. Bu direnişten, toplumun sosyal demokrat politikalara ne kadar muhtaç olduğunu görerek, &#8220;<em>sol bitti sağa kayıyoruz</em>&#8221; diyen (sosyal demokrat) partilerin önemli dersler çıkarması gerekiyor. Umudumuz, TEKEL işçileriyle başlayan &#8220;<em>tekel kırma</em>&#8221; girişiminin toplumun tüm katmanlarına yayılarak ülkemizi &#8220;<em>halk tekelinde bir demokrasiye</em>&#8221; kavuşturması.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgK9qGcRI/AAAAAAAAH-w/KjbE7fw03Kk/s800/08.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgLFYMGkI/AAAAAAAAH-0/a3gFUMbj96U/s800/09.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren</em></small></td>
<td align="left"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgLLvA8SI/AAAAAAAAH-4/ZTYUKI8GYmE/s800/10.jpg" alt="" /><br />
<small><em>Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kapısını çaldığım gruplardan bir diğeri de bilim, sanat, kültür ve aktivizm insanlarını bünyesinde barındıran <a href="http://www.prensesemektuplar.com/">Prensese Mektuplar</a> ekibi. Prensese Mektuplar&#8217;ın mektubu şöyle:</p>
<blockquote><p>Sevgili Prenses,</p>
<p>TEKEL direnişini neden desteklemek lazım sence?</p>
<p>Herkes kendi görüşüne yakın bir destek noktası bulacaktır muhakkak. Mesela kimisi devrimin proletaryanın harekete geçmesiyle geleceğine inandığı için destekleyecektir. Kimisi &#8220;yaşasın otonom grupların kendi hakları için mücadelesi&#8221; diyecek, kimisi sırf iktidar partisi yıpranıyor diye desteklerken, kimisi ekmek derdinde olduğundan ve sıranın kendisine de geleceğini bildiğinden destekliyor olacaktır. Kimisi devletçi olduğundan, özelleştirmeye karşı olduğundan, kimisi işçilerin haklarının yenmesini kaldıramadığından destekliyor olacaktır&#8230;</p>
<p>Karşı çıkanlar da olabilir elbet, kimisi &#8220;<em>4/C&#8217;ye bile eyvallah diyecek milyonlarca işsiz var</em>&#8221; derken, kimisi AKP sempatisi yüzünden &#8220;<em>direnmesinler</em>&#8221; isteyebilir. Kimisi &#8220;<em>bizim vergimizi TEKEL işçilerine kaptırmayın</em>&#8221; derken, kimisi sermayedar olduğu için, o paranın kendi cebinden çıkacağını bildiği için huysuzlanabilir&#8230;</p>
<p>Ama Prenses, TEKEL direnişi sırf böyle bir farklı görüş spekturumu yarattığı için ve uzun zamandır ilk kez işsizlik, ekmek, yaşam güvencesi, özelleştirme, haklar, haksızlıklar gibi seni, beni, bu ülkenin vatandaşların bire bir etkileyen çok önemli ve tartışılması gereken konuları kamuoyunda tartışmaya açtığı için bile desteklenmeye değerdir. En azından, yıllardır Ergenekondu, baş örtüsüydü, İslamdı, laiklikti, kesik baş cinayetiydi,  domuz gribi dehşetiydi, Fenerbahçeydi, Galatasaraydı derken oluşturulan suni gündem bu direnişle delindiği için desteklenmelidir.</p>
<p>Bu direnişin sonunun nereye bağlanacağını bu gün itibarı ile görmek zor olabilir. Fakat hayatımızı etkileyen somut konuları somut bir şekilde tartışmazsak, masallarla, suni tartışmalarla, yarışma programlarıyla, pembe dizilerle uyumaya devam eder, haklarımıza sahip çıkmazsak, ne olmaz onu biliyoruz: Cacık olmaz. Evet, haklarımıza sahip çıkmazsak, bizden cacık bile olmaz!</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgQC1MtzI/AAAAAAAAH_E/WL7UNnrgMFw/s800/13.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgP-s1u8I/AAAAAAAAH-8/glpp2JNgRw8/s800/11.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bitirirken fotoğrafları ile bize ne olup bittiğini aktaran Evren Özesen&#8217;e bir daha dönmek istiyorum. Fotoğrafa olan ilgisi Ankara Üniversitesi&#8217;nde Arkeoloji okuduğu yıllarda başlamış. 2006 yılından beri de profesyonel anlamda fotoğrafçılık yapıyor, reklam, tanıtım fotoğrafları çekiyormuş. Özel gün fotoğrafçılığı da yaptığını, diğerleri ile kıyaslayınca bunu yapmaktan daha çok keyif aldığını belirtmiş. Sebebi de gerçek insanlarla, gerçek mekanlarda, gerçek ışık koşullarında, mükemmeliyet kaygısı olmadan fotoğraf çekmenin ona daha anlamlı geliyor olmasıymış. Bu seçkideki fotoğraflara bakınca söylediği daha çok anlam ifade ediyor.</p>
<p>Küçük bir teknik bilgi: Burada yer alan ve günlüğünde yayınladığı fotoğraflarının tümünü full-frame olmayan fotoğraf makinesine takılı 24mm&#8217;lik bir lens ile, flaş kullanmadan çekmiş. Gönderdiği e-postada değindiği ayrıntılardan birisi de sabit odak uzaklıklı lens kullanmanın fotoğraflarda bir bütünlük ve dil ortaklığı oluşturmak açısından kendisine ne kadar yardımcı olduğu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgP9qEtRI/AAAAAAAAH_A/nGJOkC4mXAE/s800/12.jpg" alt="" /><br />
<small><em>© Evren Özesen</em></small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu yazının yayınlandığı tarih itibarı ile gelecekte ne olacağı belirsiz. Fakat dilerim TEKEL işçileri sahneyi sessizce terk edip gitmezler ve haklarını arayan insanların kararlılığı ve adanmışlığı başkentten başlayarak Türkiye&#8217;nin her yanına yayılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/konuk-fotografci-emre-ozesen-tekel-iscileri-ve-direnis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Super Bowl Esnasında French Quarter, New Orleans</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/super-bowl-esnasinda-french-quarter-new-orleans/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/super-bowl-esnasinda-french-quarter-new-orleans/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 06:28:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflı Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[az ışık]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1157</guid>
		<description><![CDATA[Efendim, bu satırları sizlere erteleye erteleye bir hâl olup da son üç günde hazırlandığım sunumdan çıkmış bir Meren olarak yazıyorum. Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve hatta kendisini komik duruma düşürme pahasına sürekli her söylediğime muhalefet etmeye gayret eden bir istatistik profesörüne rağmen, sunumum mükemmel geçti.
Fakat işin biyoloji kısmını anlatırken bilgisayarcılar, bilgisayar kısmını anlatırken biyologlar uyuyacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Efendim, bu satırları sizlere <a href="http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/">erteleye erteleye bir hâl ol</a>up da son üç günde hazırlandığım sunumdan çıkmış bir Meren olarak yazıyorum. Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve hatta kendisini komik duruma düşürme pahasına sürekli her söylediğime muhalefet etmeye gayret eden bir istatistik profesörüne rağmen, sunumum mükemmel geçti.</p>
<p>Fakat işin biyoloji kısmını anlatırken bilgisayarcılar, bilgisayar kısmını anlatırken biyologlar uyuyacak gibi baktılar bana&#8230; Halbuki bir biyolokman hekim olan ve bilgisayar konusundaki birikimi oradaki biyologlardan çok da fazla olmayan <a href="http://www.biyolokum.com/">Duygu</a> kişisini Pazar gecesi alçıya alıp sunumumun provası için kobay olarak kullandığımda her şeyi çatır çatır anlamıştı&#8230; Peki bu gün insanlar uyumaya neden bu kadar hazırlardı?</p>
<p>Çünkü, hepsi akşamdan kalma idi&#8230;</p>
<p>Evet. Dün gece güzide New Orleansçığımızın biricik Amerikan futbolu takımı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/New_Orleans_Saints">New Orleans Saints</a>, tarihinde ilk kez Amerika içinde çok büyük bir anlamı olan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Super_bowl">Super Bowl</a>&#8216;u kazanmış ve adını tarihe altın harflerle yazdırmıştı. Eğlenceler sabaha kadar sürmüş, New Orleans bu geceyi uykusuz geçirmişti&#8230; İşte benim semineri dinleyen insanlar ben onlara soyoluş ağaçlarından, ya da eigenvector&#8217;lerden bahsederken bana &#8220;<em>acaba sussan biz de iki dakika ağız tadıyla uyusak mı</em>&#8221; diyen gözlerle bakmalarının ardında yatan sebep buydu.</p>
<p>Amerika&#8217;nın Kuzeyi de böyle midir bilemiyorum, fakat Güney insanları için futbol anormal mühim bir şey. New Orleans&#8217;ta yaşayan Amerikalıların istisnasız her birinin Beşiktaş&#8217;ın Çarşı taraftar kitlesi kadar takımının yanında, ona her koşulda destek olan, ortalarda sürekli takımının tişörtü, şortu, şapkası ya da saç bandı ile dolaşan insanlar olduğunu söyleyebilirim&#8230; Bu elbette, hayatının neredeyse hiçbir aşamasında takım tutmamış olan benim anlayabileceğim bir motivasyon değil.</p>
<p>Zaten tam da bu nedenle, insanlar TV&#8217;leri başında Saints&#8217;in <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Indianapolis_Colts">Indianapolis Colts</a>&#8216;a karşı verdiği birincilik teli mücadelesini büyük bir heyecanla izlerken ben, laboratuvarda, bildiğiniz inek misali çalışıyordum. Maç filan da hiç umurumda değildi.</p>
<p>Fakat bir baktım Türkiye&#8217;den bir takım dostlar FriendFeed, Twitter, Facebook gibi sosyal mecralarda maçı takip etmeye, yorumlamaya başlamışlar. Bunu da görünce &#8220;<em>acaba, </em>&#8221; dedim kendi kendime sevgili okur, ve devam ettim: &#8220;<em>gerçekten önemli bir şey mi kaçırıyorum lan?</em>&#8221; (kendi kendime konuşurken hep böyle sert bir mizacım vardır).</p>
<p>Neyse. Arabaya atlayıp eve gittim. Yol boyunca sokakların bomboş olduğunu, marketlerin, restoranların kapalı olduğunu şaşkınlıkla fark ettim. Tam anlamı ile in cin top oynuyordu. Bir anda şunu idrak ettim: Bu kadar büyük bir azimle tek bir hadiseye odaklanmış bir şehrin içerisinde bu hadiseye hiçbir ilgi göstermeden gezmek, fırtına tehlikesi yüzünden boşaltılmış bir şehrin sokaklarında Avarel misali dolaşmaktan farksızdı. Bir fotoğraf sever olarak bu olayı belgelemek, bir nevî benim vazifemdi.</p>
<p>Duygu&#8217;yu da kandırdım ve beraber dışarı çıktık. Hedefimiz French Quarter idi. Fakat giderken arabayı durdurup bomboş Canal Street&#8217;in bir fotoğrafını çektim:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uf9OoVaI/AAAAAAAAH7I/jHRHnMW0gdY/s800/superbowl-neworleans-01.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Canal Street hadi neyse, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Cafe_du_monde">Cafe du Monde</a>&#8216;a ne demeli:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-ughl8oxI/AAAAAAAAH7Q/PwCTnEGhL3s/s800/superbowl-neworleans-03.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada Cafe du Monde&#8217;ın çalışanları mekânın tam karşısındaki bir lokantanın camından maçı izlemeye çalışıyorlardı:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-ug30OkFI/AAAAAAAAH7U/1wpwg3F52oc/s800/superbowl-neworleans-04.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&#8220;<em>Vay anasını</em>&#8221; diyerek <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/French_Quarter">French Quarter</a>&#8216;ın içlerine doğru gitmeye başladık. <a href="http://www.youtube.com/watch?v=5yO_P0ZmuBc">Bourbon Street</a>&#8216;e, çığlıklara ve ışıklara doğru ilerliyorduk. Yol üzerinde rastladığımız barlar hiçbir yerde olmayan insanların aslında nerede olduklarına dair fikir veriyordu:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uhSzRipI/AAAAAAAAH7c/ZlGOHUgZx5g/s800/superbowl-neworleans-06.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bourbon Street ise her zamanki havasında idi. Hatta yol boyunca edindiğim izlenimin bende yarattığı beklentinin aksine, normal kalabalıklığında bulduğumu söylemeliyim. Her zamanki gibi rengârenk, her zamanki gibi sarhoştu kendisi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uinUpouI/AAAAAAAAH7s/_Xk0tpbjA_I/s800/superbowl-neworleans-09.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sokak üzerindeki kalabalığa, içine adım atılamayacak kadar dolmuş olan barların pencerelerinden bakarak maç izlemeye çalışan güruhun da payı vardı muhakkak.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-ui3TpaYI/AAAAAAAAH7w/icC4KbPqrlo/s800/superbowl-neworleans-10.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada ben de bir yandan fotoğraf çekiyor bir yandan da maçtan geri kalmıyordum (bu şüphesiz benim maçı hiç izlemeyip sırf fotoğraf çektiğimi <a href="http://twitter.com/erkantekman/status/8795678280">düşünecek olan</a> Erkan Tekman&#8217;ı ziyadesiyle utandıracaktı :p).</p>
<p>Başlarda geride başlayan Saints arayı kapatmakla kalmamış, neredeyse şampiyonluğunu garantiler şekilde öne geçmeyi başarmıştı. Maçın bitmesine sadece dakikalar vardı.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-ujsABO-I/AAAAAAAAH74/iMGKetazk88/s800/superbowl-neworleans-12.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İnsanlar hafiften kutlama havasına girmeye başlamışlardı. Fakat ortama garip bir sükûnet hakimdi; dersiniz ki insanların üzerine &#8220;<em>44 yıl sabrettik, maçın sonuna kadar da bekleriz</em>&#8221; türünden bir sabır hasıl olmuştu. Herkes birbirine tebessüm ediyordu, fakat bağırıp çağırmacılık, puroları yakmacılık henüz yok, at hırsızı gibi dolanmak vardı.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uj_dsFkI/AAAAAAAAH78/Ex8ZYAlE2xY/s800/superbowl-neworleans-13.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada yoldan şu tişörtün geçtiğini gördüm (birileri, &#8220;<em>birileri bu tişörtü kesin alır</em>&#8221; diyerek girişimciliğin gözüne vurmuştu) (daha çekerken bu fotoğrafı çok beğendim ve içimden kendimi -şımartmadan- aferinledim):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-ukXZ_wuI/AAAAAAAAH8A/t5wpUZichM0/s800/superbowl-neworleans-14.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Duygu bir ara içecek bir şeyler almak için yanımdan ayrılınca fırsat bu fırsat diyerek tavus kuşlarının dişileri etkilemek için tüylerini kabartması gibi <a href="http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/">24-70mm f/2.8</a> lensimi havalarda sallamaya başladım. Tam ümidimi kesmek üzereydim ki bir dişi çağrılarıma kulak verdi. Fakat belli ki daha iyilerini de görmüştü.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uku1awEI/AAAAAAAAH8E/gx9PDUXY4Jo/s800/superbowl-neworleans-15.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ona kıvrak bir hareketle boyun askımda yazan Nikon yazısını gösterince işler değişti (muhtemelen beni Canon&#8217;cu sanmıştı).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uk4u2MEI/AAAAAAAAH8I/rgxFsMWUs3g/s800/superbowl-neworleans-16.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tam kendisinde çektiğim fotoğrafları gösterecektim ki Duygu geri geldi. Belki bir kavgaya tutuşurlar diye umdum, lakin birlik ve beraberlik havası bir tavus kuşu yüzünden bozulamayacak kadar sağlamdı (belli ki kızların benim için kavga ettiği günler çook geride kalmıştı, eh, ne yapaydım, sağlık olsundu).</p>
<p>O sırada maç resmi olarak sona erdi. Bourbon Street&#8217;ten çığlıklar yükselmeye başladı. Ama öyle böyle değil. İnsanlar bir anda çılgına döndüler.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-ultOaQSI/AAAAAAAAH8Q/lbKoe1giQPw/s800/superbowl-neworleans-18.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Barlardaki insanlar dışarıya çıkmaya başladılar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-unEWGPkI/AAAAAAAAH8k/-dApjVxSb-Q/s800/superbowl-neworleans-23.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir dakika sonra ise ortalık mahşer yerine dönmüştü. Adım atacak yer yoktu, zaten adım atmaya gerek de yoktu. Herkes olduğu yerde tuttuğuna sarılıyor, beraber bağırıp çağırıyordu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-unslQuMI/AAAAAAAAH8o/0yhmW7l-wVI/s800/superbowl-neworleans-24.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Açıkçası dün gece Saints&#8217;in <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=birincilik+teli">birincilik telini</a> kazanması dışında başka bir takım &#8220;ilk&#8221;lere de tanık oldum. Arabaların önünü kesip &#8220;<em>WHO DAT?! <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Who_Dat%3F">WHO DAT</a>?! çak bi beş, çak çak çak wohoooooo yeaaaaah</em>&#8221; diyen siyahlar, direklere çıkıp oralarda ağlayarak sevinen ablalar, vapurlar filan&#8230;</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-un1N2OXI/AAAAAAAAH8s/h_jyA7mND8o/s800/superbowl-neworleans-25.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada bu ülkede en çok saygı duyduğum şeylerden birisi yaşlıların da en az gençler kadar eğlenceye kıymet vermeleri. Bir sürü yaşlı başlı insan dışarılarda deliler gibi eğleniyordu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-upbZvzRI/AAAAAAAAH9E/_uo_D5Lh7kQ/s800/superbowl-neworleans-29.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dönüş yoluna koyulduğumuzda trafiğin tam anlamı ile felç olmasına sadece 5 dakika filan kalmıştı. Çünkü biz French Quarter&#8217;dan ayrılırken şehrin -içinde muhtemelen bir gün sonra katılacakları seminerde &#8216;<em>o son birayı içmeyecektik yav</em>&#8216; diyeceklerin de bulunduğu- geri kalanı, French Quarter&#8217;a doğru geliyordu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2-uqWAr_4I/AAAAAAAAH9M/_BOwf0tzpEs/s800/superbowl-neworleans-31.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu hadiseye dair asıl seçkim ise burada: <a href="http://meren.org/2010/02/super-bowl-night-french-quarter/">http://meren.org/2010/02/super-bowl-night-french-quarter/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/super-bowl-esnasinda-french-quarter-new-orleans/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir &#8220;Procrastination&#8221; Hikayesi: Krew Du Vieux</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 03:08:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[20mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[az ışık]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[sb-900]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1144</guid>
		<description><![CDATA[Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun.</p>
<p>Fakat ne anlatacağımı tam olarak anlamanızı sağlama işini bu gün yapmayayım. Çünkü bunu yaparsam aynı zamanda sunumum için de hazırlanmış sayılırım ve bu durumda da her işini son güne bırakan, &#8220;<em>süper ertelemeci</em>&#8221; (professional procrastinator*) bir insan olma özelliğime halel getirmiş olurum.</p>
<p>&#8220;<em>Bir kereliğine de ertelemesen ne olacak, çalış işte efendi gibi!</em>&#8221; diyor olabilirsiniz. Yürekten teşekkür ederim. Çok düşüncelisiniz. Fakat, ertelemeci olmayan bilmez, bu iş öyle kolay değildir :( &#8220;<em>Artık ertelemeyeceğim, işini son güne bırakmayan sorumlu bir insan olacağım</em>&#8221; deseniz bile kurtulamazsınız. Bilimsel verilerle de desteklenmiş olan bir görüşe göre ertelemeci insanların vaktinde yaptıkları her iş başına bir yavru kedi ölmektedir :( Bu yüzden bu insanlar ancak ve ancak son gün gelip çattığı zaman çalışabilirler (hatta bilim dünyasında bu fenomenden muzdarip insanlar kendileri gibi olanları sınıflamak için literatüre <em>Homo procrastinus slothus</em> isimli yeni bir tür eklemeye kalkışmış olsalar da malum sebeplerden dolayı bir türlü muvaffak olamamışlardır). Eh, hayvan sever mizacımın bana biçtiği kalıbın dışına çıkmayı istemediğim için, yavru kedilerin aşkına, sunum ile ilgilenmek yerine yapacak bir şey buldum. Evet. Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü iftaharla sunar: işte karşınızda, &#8220;<em>bilin bakalım Meren geçtiğimiz Cumartesi gecesi ne yaptı&#8221;</em> yazısı!</p>
<p>Efendim, geçtiğimiz Cumartesi New Orleans&#8217;ta her yıl içkinin yağmur olup yağdığı, boncukların sel olup aktığı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mardi_gras">Mardi Gras</a> kutlamalarının erken festivallerinden birisi olan Krew Du Vieux vardı. Festival seven bir insan olmadığımdan kelli gitmeye pek niyetim yoktu. Fakat <a href="http://meren.org/blog/2009/09/katrina-palyacosu/">şu palyaçolu çekimler</a>den hatırlayacağınız The Levee Gazetesi yürüyüşe onlarla gidip festivali belgelemem için rica etti. İsteksizliğimi görünce beni &#8220;<em>senin belgesel fotoğrafçılığına güveniyoruz, hiçbir beklentimiz yok, orada ol yeter, özgürsün</em>&#8221; diyerek ikna etmeyi bile denediler. Eh, bu noktadan sonra geri çeviremezdim. Filhakika, bana özgürlüğü vaat eden kimseyi geri çevirmişliğim yoktur sevgili okur.</p>
<p>Nasıl olsa kimse benden bir şey beklemiyor diyerek kendi beklentilerime kulak vardim. Duydum ki kendimden oraya çok deneysel bir ışık yapılandırması ile gitmeyi bekliyormuşum. Tamamdı. İstediğim bu olsundu. Daha sonradan ispat icap eder diyerek, yürüyüşe başlamadan evvel son hazırlıkların yapıldığı hangar içerisinde kendimin şöyle bir fotoğrafını çektim (elimde <a href="http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/">şuradaki yazıdan</a> tanıyacağınız SB-900 ve SC-28 C kablo ve henüz hakkında yazmadığım Nikon 20mm f/2.8 lensim var):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcFQxw1vI/AAAAAAAAH4Q/xL1pZJD6BlQ/s800/Krewe-du-Vieux-09.jpg" alt="meren" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sonra dışarı çıkıldı, yürüyüş başladı. Hava muazzam soğuktu bu arada; şemsiyeyi tutan ellerim eldivenlere filan rağmen dondu. Gücümün tükendiğini hissettiğim anlarda &#8220;<em>şimdi burada olmasaydım sunuma hazırlanıyor olacaktım</em>&#8221; diyerek kendimi rahatlatmaya çalıştım. Öyle olunca soğuk, yürümek filan vız gelip tırıs gitti.</p>
<p>Dün geceden bir kaç fotoğraf:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcC865V7I/AAAAAAAAH30/3XyprTEGw8I/s800/Krewe-du-Vieux-05.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcI4IQn5I/AAAAAAAAH5A/LiupwTDHxBE/s800/Krewe-du-Vieux-25.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcMqwlDfI/AAAAAAAAH5U/Me-cMDMLcDk/s800/Krewe-du-Vieux-30.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcIpfYrQI/AAAAAAAAH48/vvEa3qbtzGg/s800/Krewe-du-Vieux-24.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcH10CV9I/AAAAAAAAH4w/scKrbqfS2hE/s800/Krewe-du-Vieux-22.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcPKhFX_I/AAAAAAAAH5k/KPWXkoy2E08/s800/Krewe-du-Vieux-34.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu deneyim bana siyah/beyaz fotoğraf çekmeyi, belgesel çalışmalar yapmayı ve gece fotoğraf çekmeyi ne çok sevdiğimi hatırlattı. Daha fazlasını <a href="http://www.facebook.com/album.php?aid=144157&amp;id=162300595674">Facebook&#8217;taki sayfama</a> gönderdim bu arada.</p>
<p>Şimdi müsaade ederseniz sunum üzerinde çalışmak yerine yapacak başka bir şeyler bulmaya gidiyorum :(<br />
<br class="blank" /><br class="blank" /><br />
<em>* Procrastination: İngilizce geciktirme, ağırdan alma, sürüncemede bırakma, erteleme anlamına gelen, anlamının dışına taşıp popüler kültürün bir parçası haline de gelmiş olan bir kelime. &#8220;</em><em>Her şey son 3 güne bakar felsefesi&#8221; olarka da adlandırılabilir. Ama sonra adlandırırız, dursun şimdi. </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotojurnalizm Kisvesi Altında Trajedi Pornosu</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/fotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/fotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 08:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1128</guid>
		<description><![CDATA[Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım.




© Roberto Bear Guerra (bu çalışmanın da içinde olduğu video haber yazının sonunda)



Susan Sontag, yaşadığı en korkunç görsel deneyimin 12 yaşında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2U4s56ORdI/AAAAAAAAHw8/-bk1bZMRrdw/s800/haiti.jpg" alt="" /><br />
© <a href="http://www.bearguerra.com/">Roberto Bear Guerra</a> (bu çalışmanın da içinde olduğu video haber yazının sonunda)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Susan Sontag, yaşadığı en korkunç görsel deneyimin 12 yaşında iken Nazi kamplarında öldürülmüş ve toplu mezarlara doldurulmakta olan insanların fotoğraflarını görmek olduğunu söylüyordu bir yerde. Bir röportajında mevzu bundan açıldığı zaman tanık olduğu görüntülerin ardından yaşadığı kişisel deneyimi &#8220;<em>bir şeyler öldü, bir şeyler ise halâ ağlıyor</em>&#8221; sözleri ile niteliyordu. Sontag&#8217;dan bu mevzu ile ilgili düşüncelerine dair bir alıntı:</p>
<blockquote><p>Acı çekmek bir şey. Acının, bilinç oluşturacağı, merhameti güçlendireceği garanti olmayan fotoğrafları ile yaşamak ise bambaşka bir şey. Bu, bilinci ve merhameti güçlendirmediği gibi yozlaştırabilir bile.</p></blockquote>
<p>Fotojurnalizm&#8217;in savaşları, felaketleri, trajedileri hiç haberi olmayanlara ulaştırma konusunda ne kadar mühim bir boşluğu doldurduğu aşikâr. Yaşamlarını tehlikeye atarak Vietnam&#8217;daki, Bosna&#8217;daki, Felluce&#8217;cedeki, Gazze&#8217;deki, Lübnan&#8217;daki, Rwanda&#8217;daki, Somali&#8217;deki, Şili&#8217;deki, Arjantin&#8217;deki ve daha aklıma gelmeyen kimi onlarcasındaki trajedileri bizlere ulaştıran fotoğrafçıları düşündükçe saygı ile doluyorum. Fakat son zamanlarda medyanın her felaketin ardından büyük bir acele içerisinde parçalanmış insan cesetlerinin, kan revan içindeki bedenlerin, korkudan ne yapacağını bilemez haldeki trajedi kurbanlarının fotoğraflarını galerilere doldurmaktaki çevikliği Sontag&#8217;ın &#8220;<em>fotoğrafın duyarsızlaştırıcı etkisi</em>&#8221; ile ilgili eleştirilerinin ne kadar isabetli olduğunu düşündürüyor bana.</p>
<p>Parçalanmış insanlara tahammülümüz eskisine nazaran daha fazla belki de. Hatta tahammülden ziyade ortada bir talep olduğundan bahsetmek bile mümkün olabilir belki.</p>
<p>Arza dair bir örnek verebilmek için Hürriyet Gazetesi&#8217;nin web sayfasına gidip Haiti depremine ilişkin haberleri aradım. Haberler içerisindeki foto galerilerin isimlerinden örnekler şöyle (aynen kopyalayıp yapıştırıyorum, büyük harfler Hürriyet&#8217;e ait):</p>
<ul>
<li>YERLE BİR OLAN ÜLKEDEN İLK FOTOĞRAFLAR</li>
<li>CESETLERLE YOLLARI KAPATTILAR &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>YAĞMACI SOKAKTA LİNÇ EDİLEREK ÖLDÜRÜLDÜ &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>CESETLER YOLLARDA KALDI &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>SOKAKLAR CESET YIĞINLARIYLA DOLDU &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>HALK YARDIMLAR İÇİN BİRBİRİNE GİRDİ &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>ÇADIRLARDA YAŞANAN CAN PAZARI &#8211; FOTO GALERİ (&#8220;Depremden kurtuldular tecavüzden kurtulamadılar&#8221; başlıklı haberin altında, içi çadırlara yerleştirilmiş Haitililer ile dolu olan bir galeri).</li>
</ul>
<p>Her foto galeri, korkunç fotoğraflar ve o fotoğraflara eşlik eden reklamlar ile dolu. Bir sonraki fotoğrafı sayfayı yenilemeden göstermek için milyon tane web teknolojisi olmasına rağmen her fotoğrafta sayfa en baştan yükleniyor. Maksat reklam gösterim sayıları artsın&#8230; Haiti depremzedelerinin acıları fotoğrafa, fotoğraflar Hürriyet&#8217;in galerilerine. Keşke her gün deprem olsa, gazeteler ihya olur.</p>
<p>Tüm haysiyetsizliği bir kenara, insanların vahşet görmeye olan açlıklarından beslenmeyi kendine yol bellemiş tek medya kuruluşu Hürriyet değil.</p>
<p>Haitili bir fotoğrafçı olan ve depremden sonraki ilk fotoğrafları çekip bunlari basın-yayın organlarına ilk ulaştıran fotoğrafçı Daniel Morel, daha bu gün okuduğum <a href="http://lens.blogs.nytimes.com/2010/01/27/showcase-117/">bir röportajında</a> geciken yardımlara dair serzenişlerin bir türlü dünya basınında yer almadığından dert yanarken bu tür problemleri gündeme getirmek yerine başka işler peşinde koşan medyadan yakınıyordu:</p>
<blockquote><p>Burada insanlarla oynuyorlar. CNN insanlarla oynuyor. Anederson Cooper insanlarla oynuyor. İnsanların hayatları ile şov yapıyorlar. Hastaneye gittim. Oradaydılar. İnsanlar bana dert yanıyor. Televizyon insanların sesi olmalı. Onlar burada bunu yapmıyorlar. Şov yapıyorlar burada. Bu hikayeleri ciddiye almıyorlar. Neden bilmiyorum. Her gün sokağa çıkıyorum ve insanlar bana dert yanıyor.</p></blockquote>
<p>Medya insanlarla ve onların acıları ile oynuyor. Birisinin acısını alıp diğerine malzeme yaparken arada komisyonunu alıyor.</p>
<p>Bu fotoğraflar neden bu kadar ciddi miktarlarda yayınlanıyor? Bunun altında bir iyi niyetin var olduğundan söz etmek mümkün olabilir mi? 200.000 kişinin öldüğünü bildiğimiz bir trajediyi anlamak için bu fotoğraflara gerçekten ihtiyacımız var mı? Merhamet ve yardımseverlik duygularını ateşlesin diye mi bu fotoğraflar bu kadar ısrarla sergileniyor? Ben bunlara yanıt vermekte zorlanıyorum.</p>
<p>İşin hikaye kısmının eziyet ve teferruattan ibaret olduğu porno filmlerde apar topar sadede gelinmesi gibi, hikayeleri boş verip cesetleri, acı çeken insanları görmek istiyoruz (bu yüzden ödevini iyi yapan Hürriyet gazetesi galeri linklerini sayfanın sonuna değil başına koyuyor mesela). Nasıl ki porno filmler, içlerinde kimsenin bilmediği bir şey olmamasına rağmen izleniyorlar, ölmüş insanların fotoğrafları, acı çeken insanlar da benzer bir şekilde izleniyor.</p>
<p>En mahrem sayılabilecek ve aslında insanları en az ilgilendirmesi gereken bu görüntüleri konvansiyonel &#8220;porno&#8221;dan ayıran tek şey, porno filmlerin, filmlerde rol alanların icazeti ile her yerde sergileniyor olması olabilir. Bu bağlamda trajedi pornosu ve onun üzerinden para kazanmak serbest iken konvansiyonel porno neden yasak, anlamak güç. Toplumun gelenekler, ahlâk kuralları adını verdiği ve her fırsatta dayattığı ezberden saçmalıklar&#8230; Sakın ha yarın bir gün bana bunlarla gelmeyin :(</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Batı kültürü olan biten her şeyi stereotiplere uydurup, üstüne de sembol haline gelmiş olan bir görsel öge yapıştırmayı, olan biteni bu şekilde istiflemeyi pek seviyor (belki bu medeniyet ya da post-modernizm ışığında evrilen toplumun aşması normal basamaklardan birisidir, belki sosyolojinin, semiyolojinin buna çok net birer yanıtı vardır, bilemiyorum). Eğer hatırlayacak olursanız İran&#8217;da sokak ortasında vurulan, kameralar önünde ağzından burnundan kanlar gelerek ölen Neda isimli bir kız vardı. Bir anda İran seçimleri ardından çıkan olayların görsel sembolü halini alıvermişti. Stencil&#8217;leri, çıkartmaları, Facebook&#8217;ta, Twitter&#8217;da profil fotoğrafları&#8230; Şimdi çok kişi vardır &#8220;<em>İran seçimleri</em>&#8221; deyince aklına gelen tek şeyin zavallı Neda olduğu. Halbuki İran seçimlerine dair, olayların tırmanmasının sebeplerine dair, dünyanın geri kalanının bütün bu olaylar karşısındaki tutumuna dair hatılanması en az gerekli olan şey Neda olabilir&#8230;</p>
<p>Fabienne Cherisma&#8217;nın da (aşağıdaki fotoğraflar) Neda&#8217;nın Haiti&#8217;de depremin ardından çıkan tatsızlıkları sembolize eden bir kan kardeşi olması an meselesi olabilir. Birçok yerde rastladım bu fotoğrafa. Kendisi yıkılmış iş yerlerinden bir şeyler kapmaya çalışan kalabalığın içinde polis tarafından vurulmuş 15 yaşında bir genç, şans eseri olay mahallinde fotoğrafçılar da varmış, Fabienne&#8217;in babası cesedi kucaklayıp götürene kadar fotoğraflarını çekmişler:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2U1OH-jzwI/AAAAAAAAHw4/CXpmcGJngDg/s800/fabienne-02.png" alt="" /></td>
<td align="left"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2U1N6gUPRI/AAAAAAAAHw0/Tf_NdfFolZc/s800/fabienne-01.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dediğim gibi, bu fotoğrafı daha önce de görmüştüm, fakat bu gün severek takip ettiğim günlüklerden birisinin yazarı olan <a href="http://prisonphotography.wordpress.com/">Pete Brook</a>&#8216;un iki farklı fotoğrafçı tarafından kısa bir süre içerisinde çekilmiş olan bu iki fotoğraftaki farka dikkat çektiği bir yazısına rastladım. Dikkat ederseniz ikinci fotoğrafta* Fabienne&#8217;in vücudu çevrilmiş. Belli ki birilerinin gönlü o çiçekli tablonun görünmemesine razı olmamış..</p>
<p>Bu manipülasyon fotojurnalizm adı altında yapılan şeyin ne kadar alçalabileceğine dair çok tatsız bir diğer örnek oldu benim için.</p>
<p>&#8220;<em>Bir fotoğrafçı böyle bir şeyi neden yapsın ki?</em>&#8221; diyenlere Ara Güler&#8217;in yaptığı ve kendi ağzından anlattığı bir <a href="http://meren.org/blog/2008/09/bilelim-ogrenelim/">olay yeri manipülasyonu hikayesi</a>ni hatırlatmak isterim, sorunuzun yanıtı da Ara Güler&#8217;in o yazıda geçen cümlelerinde gizli</p>
<p>Roberto Capa yaşıyor olsa idi hepsini çata çuta dövmez miydi? Döverdi.</p>
<p>Medya her şeye muktedir değilse nedir. Çok ürkütücü.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Tüm bunlar olurken Bear Guerra ve <a href="http://ruxandraguidi.com/">Ruxandra Guidi</a>&#8216;nin Haiti&#8217;nin sosyo-ekonomik problemleri üzerine depremden önce hazırladıkları bir belgesel çalışmaları çıktı karşıma.</p>
<p>Video Haiti&#8217;deki hayata dair çarpıcı fotoğraflarla aslında depremden önce de bir afet içinde yaşamakta olan Haiti&#8217;yi göstermenin yanında Haiti&#8217;nin deprem sonrasında toparlanmasının neden neredeyse imkânsız olduğunu da gösteriyor:</p>
<p align="center"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="640" height="426" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="flashvars" value="guid=w5n5XfBN&amp;width=640&amp;height=426&amp;qc_publisherId=p-18-mFEk4J448M" /><param name="src" value="http://v.wordpress.com/wp-content/plugins/video/flvplayer.swf?ver=1.15" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="426" src="http://v.wordpress.com/wp-content/plugins/video/flvplayer.swf?ver=1.15" allowfullscreen="true" flashvars="guid=w5n5XfBN&amp;width=640&amp;height=426&amp;qc_publisherId=p-18-mFEk4J448M"></embed></object></p>
<p>Aslında ödevini yapmayan fotojurnalizm değildi belli ki.. Tıkanıklık başka bir yerdeydi..<br />
<br class="blank" /><br class="blank" /><br />
* <em>Küçük bir not: Yazıya gelen yorumlardan birisinde birinci fotoğrafın ikinci, ikinci fotoğrafın ise ilk çekilen fotoğraf olduğu söylenmiş. Ben de başta öyle sanmıştım, fakat kan izlerine bakınca ikinci fotoğrafın birinci fotoğraftan önce çekilmiş olmasının imkansız olduğu anlaşılabilir.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/fotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meren Abla ile &#8220;Hangi Fotoğraf Makinesini Alayım?&#8221; Kuşağı</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/meren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/meren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 21:42:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[Öğreten Adam Modu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1114</guid>
		<description><![CDATA[Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein&#8217;in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş.







Giderek artan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein&#8217;in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Arpat ile Meren French Quarter'da tartışırken, 85mm panorama" src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S19ZcL1UOjI/AAAAAAAAHwA/lUpUMClUjNo/arpat-meren.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Giderek artan bir sıklıkta  &#8220;<em>hangi fotoğraf makinesini tavsiye edersin?</em>&#8221; soruları ile karşılaşıyorum. Bence bir insana yapabileceğiniz en büyük iyiliklerden birisi ona bir konuda ne düşündüğünü sormaktır. Ben de bir istisna değilim, fakat yardımcı olamayacağım bir konuda gelen bu sorulara beklenen yanıtları veremiyorum. Her seferinde neden veremediğimi anlatmak da güç oluyor. Ben de en sonunda günlük üzerinden genel bir cevap vermeye, soranları da nazikçe bu yazıya yönlendirmeye karar verdim. Bu yazıya harcadığım vakti önümüzdeki 8 &#8220;<em>hangi fotoğraf makinesi?</em>&#8221; sorusunu bu yazıya yönlendirerek amorti edeceğimi düşünüyorum.</p>
<p>Muhatabı olma şerefine nail olduğum sorular çok çeşitli:</p>
<ul>
<li>Başlangıç olarak hangi makineyi tavsiye edersin?</li>
<li>Profesyonel anlamda hangi makineye geçsem iyi olur?</li>
<li>Şu lenslerim var, bunların üstüne hangi lensi almalıyım?</li>
</ul>
<p>Hiç bir sosyalleşme fırsatını kaçırmak istemeyen çok cana yakın bir insan olduğum için kimseyi geri çeviremiyor, herkese bir şey söylüyorum. Mesela &#8220;<em>D3000 al</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>D700 süper olur</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bunların yanında bir 85mm f/1.8 olsa tadından yenmezdi şimdi</em>&#8221; diyorum.</p>
<p>Biliyorum. Bir gün Einstein&#8217;ın bol keseden referans mektubu dağıttığı gibi her gelene bir tavsiye verdiğim, fakat bunların aslında neredeyse hiçbir dayanağı olmadığı, sırf insanlar soruyor diye o sıralar aklımda ne varsa onu önerdiğim meydana çıkacak&#8230; Bu yüzden daha geç olmadan itiraf etmek, tüm çıplaklığı ile &#8220;<em>Meren&#8217;in ve ekipman tavsiyelerinin ardındaki skandal</em>&#8220;ı kendi ellerimle gözler önüne sermek istiyorum. Arkamdan en azından &#8220;<em>çok seviyesiz bir insandı ama kendi ipini kendisi çekti</em>&#8221; densin istiyorum (düşsem bile bir avuç toprakla kalkıyorum, çok cingözüm).</p>
<p>Zaten kimin hangi fotoğraf makinesi ile mutlu olacağını bilmem, kimin koleksiyonuna hangi lensi eklemesi durumunda o benim hakkında hiçbir fikrimin olmadığı ama onun çekme hayalleri kurduğu fotoğrafları çekebilmeye başlayacağını -çok spesifik şekilde belirlenmiş sınırlar içerisinde kalan bir ekipman aranmadığı durumlarda- tahmin etmem, onlarca soru sormadan elbette mümkün değil. Yüz yüze olmayınca da bu soruları sormak ve yanıtlarını beklemek çok yorucu oluyor. Ben de mecburen &#8230; atıveriyorum :( Evet! Resmen atıyorum :( Mesela &#8220;<em>D3000 al</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>D700 süper olur</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bunların yanında bir 85mm f/1.8 olsa tadından yenmezdi şimdi</em>&#8221; diyorum.</p>
<p>&#8220;<em>Bize fotoğraftan anlıyor ayağı çektin, seni yüzsüz</em>&#8221; diyerek bu sayfayı terk etmeden önce şunu ifade etmeme müsaade et sevgili okur: Şu güne değin milyonlarca insan benden aldığı tavsiyelerden yola çıkarak fotoğraf makinesi, lens, flaş, filtre, çanta, vesaire aldı (belki tam milyon olmasa da en az 50 kişi vardır). İşin garip tarafı ise bir kişi bile gelip &#8220;<em>verdiğin tavsiye hiç işe yaramadı</em>&#8221; ya da &#8220;<em>önerdiğin fotoğraf makinesi hiç de güzel çıkmadı</em>&#8221; demedi. Gerçekten.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü piyasaya bir ürün sürmek pek öyle kolay bir şey değil. O ürünü ortaya çıkarmak için gereken bilgi birikimini ve parayı bir araya getirmek, ürünü planlamak, tasarlamak, üründen yeterince üretmek,  onu insanların kulağına çalınacak kadar reklamını yapmak, ellerini uzattıklarında alabilecekleri uzaklığa ulaştırıp koymak hiç kolay değil. Bunu hele bu rekabet ortamında başarmak, hiç mi hiç kolay değil&#8230; Bu aslında şu demek oluyor, &#8220;<em>kullandığım view camera için 20 megapikselden daha yüksek çözünürlük sunan, fotoğraf başına 1.5 saniye performansı yakalayabileceğim, ISO 50&#8242;ye inebilen ve $25.000 dolardan ucuz olan bir digital back arıyorum</em>&#8221; türünden sorularınız yoksa, -sıkı durun-, <strong>neredeyse ne alırsanız alın, seçiminizle mutlu olacaksınız</strong> (bu günlükte ikinci kez bold kullandırttınız bana)&#8230;</p>
<p>Peki ne alacağınıza neye göre karar vereceksiniz?</p>
<p>Elbette ne kadar harcamak istediğinize göre karar vereceksiniz. Çünkü eğer dijital fotoğraf makinelerinden konuşuyorsak fiyat ve performans arasında, özellikle $400 dolar $2500 dolar bandı içerisinde, neredeyse doğrusal bir ilişki var.</p>
<p>Hele hele tek bir marka ve bir yaşından daha eski olmayan ürünler için konuşuyorsak, mesela $1200 dolar verip alacağınız Nikon fotoğraf makinesi $800 dolar verip alacağınız bir fotoğraf makinesinden kesinlikle daha iyi olacak. Çünkü diğer türlü $1200 dolar verip o daha kötü fotoğraf makinesini alan Nikon müşterileri $800 dolarlık makineyi görünce Nikon&#8217;la külahları değişirler.</p>
<p>Yine de bir tavsiye istiyorsanız, buyurun: yeni başlıyorsanız, bir yaşından daha yaşlı olmayan en ucuz alternatiflere yönelmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer yeni ürün alma takıntınız yok ise  3 yaşından daha yaşlı olmayan ikinci el bir fotoğraf makinesi almayı da düşünebilirsiniz (ben öyle yaptım; ilk fotoğraf makinem dünyanın en ucuz dijital fotoğraf makinesi idi, 2. ve 3. fotoğraf makinelerim ikinci el idi, 4. fotoğraf makinem refurbished idi, incilerim dökülmedi).</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Peki. Yazar bu kompozisyonda ne anlatmak istemiş, lütfen yanıtlayınız*:</p>
<blockquote><p>a. &#8220;Gelip bana bunları sormayın arkadaşım, ben işi gücü olan, insanların bana soru sormasından filan hiç hazzetmeyen ıssız bir adamım, vallahi kalbinizi kırarım, sonra söylemedi demeyin&#8221;.<br />
b. &#8220;Bana sağladığınız bilgiler o kadar yetersiz oluyor ki, ne almanızın doğru olacağı hakkında zerre kadar fikrim olmuyor ve doğrudan sallıyorum, ama bu sizi sevmediğim anlamına gelmiyor&#8221;.<br />
c. &#8220;Einstein filan gibi bir adam olduğumu düşünüyorum&#8221;.<br />
d. &#8220;Bu günlük sayesinde bir milyon fotoğraf makinesi otuz bin de lens satıldı, rep&#8217;leri bekliyorum&#8221;.</p></blockquote>
<p>Evet. Özetle, ne kadar harcamak istediğinize karar verin, o fiyata ne alınabildiğini araştırın, eğer iterseniz belki sonra bana &#8220;<em>şu kadar paraya şu fotoğraf makinesini almaya karar verdim, yapmak istediklerim de şunlar şunlar, sence iyi midir?</em>&#8221; diye sorun. Ben de birileri size $500 dolara su geçirmez bir kullan at fotoğraf makinesi satmaya çalışıyorsa araya girip &#8220;<em>onu alma bence</em>&#8221; diyerek yardımcı olmaya çalışayım.</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>*</strong>: doğru cevap &#8220;b&#8221; olacaktı.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/meren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuk Fotoğrafçı: Aliosman Kurtuluş, &#8220;Eski Çocuk Oyunları&#8221;</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-aliosman-kurtulus/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-aliosman-kurtulus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 17:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Fotoğrafçı]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1101</guid>
		<description><![CDATA[Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ&#8217;ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını http://yenisanat.net adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere &#8220;Çocukluğumuzun Oyunları&#8221; isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu &#8220;günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak&#8221; olarak ifade ediyor.
Bendeniz eski çocuk oyunlarını &#8220;yeni nesle aşılamanın&#8221; şu noktada mümkün olup olamayacağından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ&#8217;ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını <a href="http://yenisanat.net">http://yenisanat.net</a> adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere &#8220;<em>Çocukluğumuzun Oyunları</em>&#8221; isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu &#8220;<em>günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak</em>&#8221; olarak ifade ediyor.</p>
<p>Bendeniz eski çocuk oyunlarını &#8220;<em>yeni nesle aşılamanın</em>&#8221; şu noktada mümkün olup olamayacağından pek emin değilim, fakat Aliosman Kurtuluş&#8217;un bu oyunları belgelemek anlamında müthiş bir çalışma ortaya çıkarmış olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde bu oyunların kaybolup gittiğini, yerlerini oyun konsollarına, bilgisayar oyunlarına, &#8220;<em>evde</em>&#8221; ve genellikle &#8220;<em>yalnız</em>&#8221; oynanan oyunlara bıraktığını hepimiz biliyoruz. Bu fotoğraf serisindeki her bir fotoğraf nesli tükenmekte olan bir hayvanın doğal yaşamda çekilen son fotoğrafları gibi. Tek farkları ise içlerinde sadece belirli bir yaşın üzerindekilerin hissedebileceği bir nostalji barındırıyor olmaları.</p>
<p>Öte yandan kendi çocukluğumuzda oynadığımız oyunları bizim çocuklarımızın oynamayacağını düşünerek üzülmemiz ne kadar anlamlı, kestiremiyorum. Bu kararsızlığımın nedeni teknolojik gelişim ile beraber değişen yaşam standartlarının baskısı ile evrilen &#8220;<em>oyun</em>&#8221; kavramının eskisine nazaran daha sağlıksız olduğunu söylemenin güç olduğuna inanmam mı yoksa çocukken sokağa her çıktığımda beni sebepsiz yere döven Salim&#8217;in bende sebep olduğu travma mı, bilemiyorum (Salim eğer bunu okuyorsan özür dile, geçmişi unutalım).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDUBB6WaI/AAAAAAAAHvQ/7nLIHF4-JGE/s1600/002.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aliosman Kurtuluş bu projeyi gerçekleştirmek için Çorlu&#8217;da yakın çevresindeki muhitlerde mahalle mahalle gezmeye başlamış. Söylediklerine göre olan biteni mümkün olduğunca yalın bir şekilde yansıtmaya çalıştığı çekimleri hafta sonlarını ayırarak iki ayda bitirmiş. Bir yerde şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>Etrafım bazen o kadar çok çocukla doluyordu ki mahalledeki teyzeler gürültüye çıkıp kovuyordu hepimizi.</p></blockquote>
<p>Sanırım bu yaşadığı deneyimin ne kadar sahici olduğuna dair çok tanıdık bir gösterge :)</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDUst65nI/AAAAAAAAHvY/7laPOSRB5-o/s1600/004.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çorlu hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmadığı için Aliosman Kurtuluş&#8217;un seçkisini fırsat belleyip biraz araştırdım. E-5 kara yolunun tam ortadan ikiye böldüğü Çorlu, 1965 yılında 25.000 kişilik bir nüfusa ev sahipliği yaparken yeri nedeniyle bir anda &#8220;sanayileşmiş&#8221;. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği iş olanakları ve stratejik önemi ile Türkiye&#8217;nin en <em>gelişmiş</em> ilçesi haline gelmiş. Son 10 yıl içerisinde patlayan nüfusu ile 250.000 kişiye ev sahipliği yapan ve göç yollarında önemli bir son durak halini alan Çorlu&#8217;nun altyapısı ve sosyal olanakları da nüfus ile beraber şekillenmiş midir acaba diye düşündüm, fakat biraz okuyunca böyle iyimser soruların yersiz olduğunu bir kez daha hatırladım. Zira çarpık sanayileşme ile beraber ortaya çıkan hava, su ve diğer doğal kaynaklardaki aşırı kirlilik Çorlu&#8217;da görülen kanser vakalarında ciddi bir artışa da neden olmuş.</p>
<p>Çorlu&#8217;daki sosyal ve ekonomik vaziyet ile ilgili bilgi sahibi oldukça, ailelerin gelir seviyesi ile çocuklarının sokakta oynaması arasında bir ters orantı olduğuna dair düşüncelerim perçinlendi. Böyle bir göstergenin varlığı ihtimali şöyle bir düşünceyi de beraberinde getiriyor aslında: bizlerin gelir dağılımı ve iç göç konusundaki dileklerimizin gerçekleşmiş olduğu bir dünyada, sokakta oynayan çocuklar ve eski çocuk oyunları yok.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDaq6C-8I/AAAAAAAAHvg/tdc5tJ2U9B4/s1600/006.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Seçkideki fotoğrafların her biri bir oyunu anlatmanın yanında küçük detaylarla dolu. Herkes için aynı olması mümkün değil elbette, fakat bu seçki benim için bir <a href="http://meren.org/blog/2006/10/roland-barthes-punctum-studium/">punctum</a> cenneti idi. İlk fotoğrafta olan biteni uzaktan seyreden çocuk, saklambaç fotoğrafında yukarıdan sarkan kilim&#8230;</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDaoN8YZI/AAAAAAAAHvk/TtdFlBWZTbQ/s1600/007.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDbb2KfiI/AAAAAAAAHvs/1qwUg3T9Blc/s1600/009.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDheRbYrI/AAAAAAAAHv8/zr9JWxctG3g/s1600/014.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kendisine attığım ikinci e-postada takip ettiği fotoğrafçılardan birkaçının ismini sormuştum, yanıtına doğrudan yer vereyim:</p>
<blockquote><p>Moda fotoğrafı denince aklıma <a href="http://www.koraybirand.co.uk/" target="_blank">Koray Birand</a> geliyor, çok severek takip ederim. <a href="http://emredogru.com/" target="_blank">Emre Doğru</a>, <a href="http://www.erenmemisoglu.com/" target="_blank">Gökçe Erenmemişoğlu</a> reklam fotoğrafı konusunda takdir ettiğim isimler.</p>
<p>Atilla Durak &#8216;ın <a href="http://www.ebruproject.com/gallery/" target="_blank">Ebru</a> ve Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın <a href="http://www.nuribilgeceylan.com/photography/turkeycinemascope1.php?sid=1" target="_blank">Turkey Cinemascope</a> projeleri ile gurur duyuyorum. <a href="http://www.erwinolaf.com/" target="_blank">Erwin Olaf</a> ve<a href="http://andrzejdragan.com/" target="_blank"> Andrzej Dragan</a> ise bahsetmeden geçemeyeceğim yabancı isimler.</p></blockquote>
<p>Kurtuluş ileride kurgu ve moda fotoğrafçılığı konularında çalışmalar yapmayı planlıyormuş. <a href="http://yenisanat.net/">http://yenisanat.net</a> adresinde de çalışmalarının bir kısmına rastlamak mümkün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-aliosman-kurtulus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuk Fotoğrafçı: (Buraya Adınızı Yazın)</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 05:31:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1088</guid>
		<description><![CDATA[Üç yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda fotoğraf ile ilgili yazılar yazıyorum. Geldiği nokta itibarı ile bu günlük, ulaşıyor olmasından ötürü gurur duyduğum bir takipçi kitlesine hitap eder hale geldi. Biraz da bundan cesaret alarak işi bir adım öteye götürmeye karar verdim: Konuk fotoğrafçıları bu sayfalarda ağırlamak, insanları çalışmalarından haberdar etmelerine yardımcı olmak istiyorum.
Katılmak isteyenler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üç yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda fotoğraf ile ilgili yazılar yazıyorum. Geldiği nokta itibarı ile bu günlük, ulaşıyor olmasından ötürü gurur duyduğum bir takipçi kitlesine hitap eder hale geldi. Biraz da bundan cesaret alarak işi bir adım öteye götürmeye karar verdim: Konuk fotoğrafçıları bu sayfalarda ağırlamak, insanları çalışmalarından haberdar etmelerine yardımcı olmak istiyorum.</p>
<p>Katılmak isteyenler yapmaları gerekenleri bu yazı içerisinde bulacaklar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/ScQFh6p9zUI/AAAAAAAAE9Y/JIRadnAKE_Q/s800/06_s.jpg" alt="gang" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Önce kısa bir soru cevap kısmı:</p>
<blockquote><p><em><strong>Fotoğrafçılardan ne bekliyor olacağım?</strong></em><br />
Bana en az 5 en çok 8 fotoğraftan oluşan seçkiler göndermelerini rica edeceğim. Bu seçkilerin &#8220;<em>en beğendikleri fotoğraflar</em>&#8221; olmasını <strong>değil</strong>, bir konu çerçevesinde çekilmiş, bir portfolyo haline gelmiş fotoğraflar olmalarını bekliyor olacağım. Ayrıca kendilerinden ve bu çalışmalarından mümkün olduğunca bahsetmelerini de rica edeceğim. Seçkiler biriktikçe herhangi bir <strong><em>hikayeyi</em></strong>, bir <strong><em>düşünceyi</em></strong> ya da bir <strong><em>hadiseyi</em></strong> birkaç fotoğraflık bir seçki ile aktarmanın ne kadar güçlü olabildiğini göreceğiz diye tahmin ediyorum.</p>
<p><strong><em>Fotoğrafları eleştirecek miyim?</em></strong><br />
Hayır. Fakat yorumlarıma yer vereceğim. Fakat bunlar teknik, hele Fotokritik yorumları mukabilinden uyarılar ya da yönlendirmeler olmayacaklar. Kesinlikle öğretmenlik taslamak gibi bir amacım yok, zaten kendimi öyle bir noktada görmüyorum.</p>
<p><em><strong>Peki amacım ne?</strong></em><br />
Amacım bir fotoğrafçıyı, onun düşüncelerini, tarzını, tekniğini kendi seçtiği bir portfolyosu vasıtasıyla insanlara taktim etmek olacak. Fotoğraf paylaşım sitelerinin pratik sebeplerle fotoğraf paylaşımına koyduğu kısıtlar yeni fotoğrafçıları tanımak isteyen insanlar ile daha geniş bir kitleye hitap etmek isteyen fotoğrafçılar arasına bir set çekti. Belki tek tek çok etkileyici olmayan, fakat bir araya getirildiğinde çok güçlü olabilecek seçkilerin gürültü içerisinde kaybolmasını kolaylaştırdı. Bu proje ile amacım fotoğrafçıların projeleri ile insanlara sunuldukları bir diğer mecranın ortaya çıkmasına vesile olmak.</p>
<p><strong>Gönderilen her seçkiyi yayınlanacak mıyım?</strong><br />
Ne yazık ki hayır. Hem okuyuculara karşı bir sorumluluğum olduğu için hem de bir seçkiyi yayına hazırlamak çok kolay bir iş olmadığı için her gelen seçkiye yer veremeyeceğim. Bu noktada benim fotoğrafa dair vizyonuma güvenmenizi beklediğimin farkındayım. Beni ve görüşlerimi beğenmiyorsanız zaten doğal olarak gönderemeyeceksiniz. Seçki hazırlayıp göndermeyi düşünen fotoğrafçılara verebileceğim tek garanti, seçkilerini samimiyetle ve son derece pozitif bir şekilde değerlendireceğim olabilir.</p>
<p><em><strong>İsmi duyulmuş fotoğrafçılara mı öncelik vereceğim?</strong></em><br />
Hayır. Bu işe kalkışmamdaki temel amaç, ismi duyulmamış fotoğrafçıları tanımak ve tanıtmak. Fakat elbette bir seçkiyi sahibi nispeten geniş bir kitle tarafından biliniyor diyerek geri çevirmem mümkün değil.</p>
<p><em><strong>Neden fotoğrafçıları ve fotoğraflarını kendim bulmuyorum da onların bana göndermesini istiyorum?</strong></em><br />
Öncelikle yeni isimleri bulup çıkarmak çok güç. Ayrıca benim bulabildiğim isimler yerine bu sayfalarda yer almak isteyebilecek isimlerle çalışmanın daha keyifli olacağını düşünüyorum.</p></blockquote>
<p>Yanıtlanması gereken başka sorular olduğunu düşünüyorsanız ya da sürecin işleyişine dair önerileriniz varsa lütfen paylaşmaktan çekinmeyiniz.</p>
<p>Öte yandan bu yazıyı buraya kadar okumuş ve bu fikrin keyifli sonuçlanabileceğini hissetmiş olanların çevrelerindeki fotoğrafçıların ilgilenmek isteyebilecek olanlarını bu yazıya yönlendirmelerini rica ediyorum.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Seçki göndermek isteyen fotoğrafçılardan neler bekliyorum? (lütfen bu konudaki her türlü iletişim için e-posta adresimi kullanın: a.murat.eren / gmail):</p>
<ul>
<li><strong>En az 5, en çok 8</strong> fotoğraftan oluşan seçkiniz (<em><strong>ZIP</strong></em> ya da <strong><em>TAR</em></strong> ile sıkıştırılmış ya da arşivlenmiş bir klasör içerisinde).</li>
<li>Kendiniz hakkında bilgi (varsa, insanların Internet üzerinde sizi nerelerde bulabilecekleri bilgisini eklemeyi ihmal etmeyin).</li>
<li>Gönderdiğiniz seçki hakkında bilgi (buna bir limit koymak istemiyorum, muhakkak istisnalar olacaktır, fakat genel olarak şöyle diyebilirim sanırım: eğer seçkinizin anlattığı hikaye, aktardığı düşünce ya da tanıklık ettiği hadiseyi anlatmak, bunlar hakkında görüşlerinizi ve motivasyonlarınızı paylaşmak 100 kelimeden az tutuyorsa göndermeyi bir kere daha düşünmenizi tavsiye ederim).</li>
</ul>
<p>Ayrıca lütfen şu <strong>önemli hususlar</strong>ı da göz önünde bulundurun:</p>
<ul>
<li>Fotoğraflarınızın <strong>uzun kenarı 800 piksel</strong> olmalı. Daha büyük ise ve uğraşmak istemiyorsanız problem değil, ben yayınlamadan önce 800 piksele küçültürüm, fakat daha küçük olması izleyici deneyimini kötü etkiliyor.</li>
<li>Fotoğraflarınızın üzerinde isim, imza, çerçeve <strong>olmamasını</strong> tercih ederim. Bu konuda daha önceden verdiğiniz bir kararı değiştirmeniz için ısrar edemem, fakat fotoğraf üzerindeki isim, imza gibi çapakların izleyicilere yapılan bir haksızlık olduğunu <a href="http://meren.org/blog/2008/09/fotograflardaki-copyright-ibareleri-uzerine/">düşünüyorum</a>.</li>
<li>Fotoğraf isimlerinin <strong>001.jpg, 002.jpg, 003.jpg</strong> formatına uygun olmasını rica ediyorum. Bu sayede hem onları nasıl sıraladığınızı anlayabileceğim. Her birinin ayrı ayrı isimleri varsa bunu e-postanız içerisinde belirtmeniz harika olur.</li>
<li>Lütfen seçtiğiniz fotoğrafları arşiv dosyalarını <strong>Isim_Soyad.zip</strong> ya da <strong>Isim_Soyad.tar</strong> şeklinde isimlendirin.</li>
</ul>
<p>Herkes için bir <strong>özet</strong> olması açısından bir örnek vereyim. Engin İlkiz isimli bir kişi fotoğraf göndermek istese idi ne yapardı? Adım adım:</p>
<blockquote><p>Engin ilk önce, <em>Engin_Ilkiz</em> isimli bir klasör yaratırdı. Göndermek için eçtiği, uzun kenarı 800 piksel, üzerinde isim yazmayan, imza ve dijital çerçeve olmayan fotoğraflarını bu klasör içine koyardı. Fotoğraf isimlerini 001, 002, 003 olacak şekilde değiştirirdi (ilk olmasını istediği fotoğrafın ismini 001, ikinci fotoğrafın ismini 002 yapardı). Meren&#8217;in e-posta adresine göndermek üzere bir e-posta hazırlardı (a.murat.eren / gmail). Bu e-posta içerisinde kendinden bahseder, seçkisi ile anlatmak istediği hikaye ya da aktarmak istediği düşünce ya da tanık olmamızı istediği hadiseye dair bir yazı yazardı (neden böyle bir projeye giriştiğinden, projeye dair neler hissettiğinden, etkilendiği fotoğrafçılardan, ilerde fotoğraf adına yapmak istediklerinden ve daha nice insanların kendisi ile ilgili bilmek isteyebileceklerinden bahsederdi mesela). İçinde seçkisinin olduğu Engin_Ilkiz.zip ya da Engin_Ilkiz.tar dosyasını e-postasına iliştirirdi. Konu satırına da &#8220;Konuk Fotoğrafçı: Engin İlkiz&#8221; yazdıktan sonra e-postasını gönderirdi.</p></blockquote>
<p>Son olarak çalışmalarınızı göndermeden önce <strong><a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">konuk fotoğrafçı arşivi</a></strong>ne göz atmak isteyebilirsiniz.</p>
<p>Bunca zahmete katlandığınız için şimdiden çok teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Söz Flaşlardan Açılmışken&#8230;</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/soz-flaslardan-acilmisken/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/soz-flaslardan-acilmisken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 01:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1078</guid>
		<description><![CDATA[Hazır söz flaşlardan açılmışken, bu gün sevgili İstem&#8217;in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın &#8220;İstem kim?&#8221; diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın &#8220;İstem&#8217;in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?&#8221; diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27&#8242;ninin ise &#8220;aaa bu gün benim de doğum günümdü!&#8221; diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/">Hazır söz flaşlardan açılmışken</a>, bu gün sevgili İstem&#8217;in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın &#8220;<em>İstem kim?</em>&#8221; diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın &#8220;<em>İstem&#8217;in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?</em>&#8221; diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27&#8242;ninin ise &#8220;<em>aaa bu gün benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize sıra gelecek.</p>
<p>Fakat en önce siz fotoğraf insanlarını bu gün denk geldiğim harika bir çalışmadan haberdar etmek istiyorum. New York&#8217;taki bir fotoğraf ajası olan <a href="http://reduxpictures.com/">Redux Pictures</a>, bünyesindeki fotoğrafçıları tanıtan küçük videocuklar hazırlamış. Her biri makul bir uzunlukta olan bu videolarda ajansın fotoğrafçıları fotoğrafa dair bakış açılarını, neleri fotoğrafladıklarını, neleri fotoğraflamak istediklerini anlatıyor, fotoğraf üzerine düşüncelerini fotoğrafları eşliğinde paylaşıyorlar. Çok hoşuma gitti. Tam da <a href="http://vimeo.com/8455414">Jiro Ose&#8217;nin videosu</a>nu izlerken bu videoların sizin de hoşunuza gidebileceğini düşündüm. Redux Pictures&#8217;ın kanalı burası: <a href="http://vimeo.com/reduxpictures">http://vimeo.com/reduxpictures</a></p>
<p>Bu arada bu gün <a href="http://www.turkishjournal.com">Turkish Journal</a>&#8216;da sayın Işıl Öz&#8217;ün kaleminden bir röportajım yayınlandı. Kendisi ile aramızda geçen söyleşinin tamamını merak ediyorsanız metnin tamamına buradan ulaşabilirsiniz (ama röportajın başlığını görünce gülmek, &#8220;<em>aa biz onu tanıyoz, sakin makin bi adamdır Meren</em>&#8221; demek yok): <a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=6117">Fotoğrafta asi duruş: A. Murat Eren</a> (başlığı ilk gördüğümde &#8220;<em>o başlıktaki &#8216;asi&#8217; kelimesini &#8217;seksi&#8217; ya da &#8216;bikinili&#8217; olarak değiştirmeye sıcak bakar mıydınız? çok hit alır hem?</em>&#8221; diye sormak geçti içimden, fakat daha sonra bu konuda Işıl Öz&#8217;ün edindiği izlenime saygı göstermemin en doğrusu olacağına karar verdim (çok efendi bir asiymişim meğersem)).</p>
<p>Peki. Sıra geldi &#8220;<em>İstem kim?</em>&#8220;, &#8220;<em>onun doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?</em>&#8221; ve &#8220;<em>aaa bu gün benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diyenlere.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1FOTlpXUKI/AAAAAAAAHtE/w_COS6iThhU/s800/Istem-22.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>&#8220;<em>İstem kim?</em>&#8221; diyenler</strong>: Aslında İstem Hanım&#8217;ın kim olduğunu öğrenmenizin benim bu mevzuyu götürmeye çalıştığım noktaya yaklaşmamız açısından neredeyse hiçbir katkısı olmayacak. Fakat çok geniş bir kitle olduğunuzu tahmin ettiğim için sizi görmezden gelmiş olmak istemedim. Kendisi <a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/">Evrim Çalışkanları</a>&#8216;ndan, çok sevdiğimiz bir şahsiyet olup, <a href="http://meren.org/blog/2009/07/barhalda-7-gun/">Barhal dönüşü</a> bizi geçirmeye hava limanına simit, poğaça ve dergiler ile geldiğinde çektiğim fotoğrafı ile aslında belki sizin de tanıyor olabileceğiniz bir simadır.</p>
<p><strong>&#8220;<em>İstem&#8217;in doğum gününün flaşlar ile ne ilgisi var?</em>&#8220;</strong>: Bunun yanıtı şimdi anlatacağım hikaye ve az sonra izleyeceğiniz video içerisinde gizli. Olay şu: Bundan bir zaman evvel Uygar Bey, zevcesi olan İstem Hanım&#8217;a, yaklaşmakta olan doğum günü vesilesiyle bir hediye almak ister. Fakat almak istediği hediyeler Türkiye&#8217;de satılmamaktadır. Kendisi çaresiz, Meren ve Duygu çiftine danışır. &#8220;<em>Acaba hediyeleri alıp sizin adresinize göndersem, siz onlar elinize geçince bana gönderir misiniz</em>&#8221; diye sorar. Olumlu yanıtın ardından Ayşe Tatile Çıksın denir, hediyeler bize ulaşır. Fakat bir problem vardır. Hediyelerin İstem Hanım&#8217;ın eline vaktinde geçmesi neredeyse imkânsızdır. Biz göndereceğizdir, lâkin hediyeler çok yüksek olasılıkla İstem Hanım&#8217;ın doğum gününden sonra oraya varacaktırlar. O sırada Duygu Hanım problemi çözmek amacı ile &#8220;<em>biz hediyeleri göndermeden önce onların fotoğraflarını çekelim, İstem&#8217;e doğum gününde en azından onlar gösterilir, pek güzel olur</em>&#8221; der. Uyar Bey incelik gösterip bu kaziyeyi yerinde bulunca fotoğrafları çekme işi de elbette Meren kulunuza düşer. Fotoğraflar çekilir, aşağıdaki video hazırlanıp Uygar Bey&#8217;e vakti gelince İstem Hanım&#8217;a izletmesi için gönderilir. Bu sayede İstem Hanım eline henüz geçmemiş olan hediyelerden, Uygar Bey siparişleri geç vermiş olsa da durumu kurtarmış olmaktan, Meren Bey ise küçücük flaşlarının ortaya koyduğu harika performanstan ötürü ziyadesiyle memnundur.</p>
<p>Video öncesi not: Fotoğraf makinesinin üzerindeki flaş tavandan sektiriliyor (bounce ediyoruz yani), ayrıca ön kısmına takılan kart ile flaşın sadece yukarıyı aydınlatması sağlanıyor (böylece fotonlar sadece yukarıdan, bir yaz yağmuru gibi sakin bir şekilde yağıyorlar), sağ tarafta ise üzerinde SB-600 takılı bir şemsiye var (fotonlar elektrikli bir fanın üflediği hava misali üzerimize düşüyorlar), fotoğraf makinesi üç-ayağın üzerinde olduğu fotoğrafların her birisi aynı perspektiften çekebiliyor:</p>
<p align="center"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/EVbt6LBQ3Qw&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/EVbt6LBQ3Qw&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><strong>&#8220;<em>Aaa bu gün benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diyenler</strong>: %0.27 başka durumlarda hayrını pek göremeyeceğiniz kadar düşük bir dilim olduğu için ve kendimi hep bir şekilde çoğunlukların karşısında bulduğum için bu gün sizin yanınızda, doğum günü bu gün olmayan çoğunluğa karşı savaşasım var. Bu yürekliliğimin bir nişanı olarak benimle önümüzdeki 3 gün içerisinde e-posta yoluyla bağlantıya geçen ve 17 Ocak&#8217;ta doğduğunu ispatlayan ilk kişiye, pigment temelli mürekkepler ile bambu kağıdına basılmış 4&#8243;x6&#8243; ebatlarındaki bir fotoğrafımı çerçeveleyip hediye olarak göndereceğim. Son kararımdır (<strong><em>21 Ocak&#8217;ta gelen güncelleme</em></strong>: 3 gün çerisinde sadece bir kişi &#8220;<em>aa 17 Ocak benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diye geldi, ama ispatlayamadı; fotoğraf da bana kaldı).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1FObWQuiYI/AAAAAAAAHtg/n-23FgNIcYg/s800/Istem-29.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/soz-flaslardan-acilmisken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SB-900, SB-600 ve Strobist Nağmeler</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 21:42:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[sb-600]]></category>
		<category><![CDATA[sb-900]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1061</guid>
		<description><![CDATA[Bundan birkaç yıl evvel birisi bana &#8220;Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın&#8221; dese, &#8220;yok daha neler, peh&#8221; derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan birkaç yıl evvel birisi bana &#8220;<em>Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın</em>&#8221; dese, &#8220;<em>yok daha neler, peh</em>&#8221; derdim. Zira <a href="http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/">doğal ışığı</a> ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :(</p>
<p>Bununla beraber fotoğraf konusunda biraz daha ciddi işler yapmaya başlayınca hoşuma giden ışık koşullarında fotoğraf çekme lüksüm kalmadı tabi. Dünya üzerindeki yaşamın yegâne enerji kaynağı da olan emektar ışık kaynağım Güneş&#8217;in ortalarda olmadığı zamanlarda Meren&#8217;in de ortalarda olmadığı günler sona ermeli idi.</p>
<p>Çaresiz, bir adet SB-900 flaş aldım. Kendisine ısınacağıma dair zerre kadar ümidim yoktu. Hatta ilk kullanışımda buradaki fotoğrafçı arkadaşlarımdan birisi olan, profesyonel otomobil fotoğrafçısı <a href="http://www.flickr.com/photos/syf0n/collections/72157603520895624/">Richard Thompson</a> ile sosyetik bir gece etkinliğini çekiyorduk. Etkinlikteki insanların yüzüne yüzüne patlattığım SB-900&#8242;ü ilk kez denemek için yanlış bir yer seçtiğim aşikardı (neyse ki patlayan flaş bir ninjanın attığı duman bombası etkisi yaratıyor, insanlar geçici bir körlük yaşarken ben salonun diğer köşesine sıvışıyordum). Bir süre sonra kaçacak yer kalmayınca SB-900&#8242;ü bir hışımla çıkarıp gecenin geri kalanında kullanmak üzere 50mm f/1.8 lensimi taktığımı, Richard&#8217;ın da beni &#8220;<em>bu herif web sayfasındaki fotoğrafları bir yerlerden yürütmüş olmalı</em>&#8221; diyerek süzdüğünü hatırlıyorum.</p>
<p>Sonra okuyup araştırınca flaşın ürettiği ışığı nasıl dönüştürüp terbiye edebileceğimi öğrenmeye, işin mantığını bir miktar daha iyi anlamaya başladım. Tavandan, duvardan, yerden sektir, bouncer, softbox, jel-mel kullan, dene-yanıl sürecine girdim. Işığı dağıtmak, yumuşatmak, sabit bir <a href="http://meren.org/blog/2009/06/dogru-zamanda-disarida-olmak/">ışık sıcaklığı</a>na sahip olan flaşları ortamdaki ışık sıcaklığına uydurmak filan bambaşka bir alem idi. Sonraki ilk flaş denemem <a href="http://meren.org/blog/2009/10/jason-ricci/">Jason Ricci konseri</a>nde oldu. Sonuçlar -hiçbir ışık dönüştürücü olmadan kullanılan bir flaş için- muazzamdı (Richard beni bir de şimdi görsündü).</p>
<p>Daha sonra da tek bir flaş ile bu işin asla benim istediğim gibi olmayacağını kavrayıp SB-900 ile senkron kullanmak için bir flaş daha aldım: SB-600. Basit ışık dönüştürücüler, ışık ayakları, şemsiyeler filan derken bir flaş ile başlayan macera -biraz abartacak olursam- bir asistan olmadan taşınamayacak bir ekipman yığını haline gelmeye başladı. Sonrasında da belki beni Radiopopper&#8217;lar, Elinchrom setler bekliyordu (ama kimse bunlardan <a href="http://www.biyolokum.com/">Duygu</a>&#8216;ya bahsetmiyordu, hepsi içimizden içimizden konuşuluyordu).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img title="SB-900" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1IcKbkh5-I/AAAAAAAAHu0/5ov5gf7AGlQ/s400/sb-900.jpg" alt="" /></td>
<td align="left"><img title="SB-600" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1IcKSOdztI/AAAAAAAAHuw/nGVbhXbqK5w/s400/sb-600.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>SB-600&#8242;ü SB-900 üzerinden yönetebiliyorsunuz. SB-900&#8242;ü &#8220;master&#8221; kipine, SB-600&#8242;ü de &#8220;slave&#8221; kipine alınca iki flaş da birbirleri ile kızılötesi sinyaller ile iletişip senkron bir şekilde patlıyorlar. Bunun için fiziksel olarak birbirlerini görmeleri vesaire gerekiyor, dolayısıyla çok güvenilir değil, fakat wireless çözümler de çok ucuz sayılmaz. Eğer konu bir yere kaçmıyorsa bu düzenek de rahat rahat ayarlanabiliyor (ayrıca Nikon&#8217;un SLR fotoğraf makineleri üzerindeki built-in flaşlar da &#8220;master&#8221; kipinde çalışıp diğer flaşları yönetebiliyor). Ayrıca imkanların kısıtlı olduğu durumlar yaratıcılığın besin kaynağıdır, dolayısıyla bir problem yok..</p>
<p>Geçenlerde buradaki en sevdiğimiz arkadaşlarımızdan olan Eric ve Virginia &#8220;<em>biz ailemize kendi fotoğraflarımızı hediye etmek istiyoruz, bize yardım et</em>&#8221; diye geldiler. Yağmur yağıyor, hava rezalet. Türk misafirperverliğinin ve Anadolu insanının New Orleans temsilciliğini layığı ile yerine getirmek isteyen, Ermeni&#8217;lerin, Yunan&#8217;ların filan yüzleri kara çıksın isteyen yağız bir delikanlı olarak &#8220;<em>eh, peki</em>&#8221; dedim. Evin içinde o koltuk senin bu koltuk benim yer değiştiriyoruz, fakat bir türlü olmuyor, bir türlü istediğim tadı bulamıyorum. Zaten zor beğenen bir insanım, o gün de bütün ketumluğum üzerimde.</p>
<p>Neden sonra aklıma flaşlarım geldi. &#8220;<em>Yürüyün bakem</em>&#8221; dedim ve dışarıya çıkardım bunları. Evden bir koltuk indirdim aşağıya, yolun ortasına koydum. Koltuğun hemen sol tarafına üzerinde şemsiye olan SB-600 takılı ışık sehpasını (&#8220;light stand&#8221; &#8212; Türkçe&#8217;si ne ola ki bunun?) koydum. Fotoğraf makineme de SB-900&#8242;ü taktım. Buncağızlar beni apartmanın girişinden izliyorlar. Koltuğu işaret edip &#8220;<em>oturun</em>&#8221; dedim, kikirdeye kikirdeye geldiler, &#8220;<em>buraya mı oturacağız? yolun ortasına?</em>&#8221; dedi Virginia, ben &#8220;<em>he</em>&#8221; deyince oturdular. Işığı filan ayarlamaya çalışıyorum. O sırada Eric &#8220;<em>Meren, araba geliyor</em>&#8221; dedi. Virginia &#8220;<em>ya kalkalım adam geçsin, sonra çekeriz, ay</em>&#8221; diyerek Eric&#8217;in sözlerini bir bayan zarafeti ile tekrar etti. Fotoğrafçı oturun dedikten sonra siz nereye kalkıyorsunuz? Bunlara ben Ege şivemle &#8220;<em>töngümeyin, kürdüşmeyin bakem! gömüveğcem ikinize de şindi!</em>&#8221; diye nasıl bağırdıysam hiçbir yere kımıldayamadılar. Deklanşöre bir bastım, bir daha bastım, sonra zaten her şeyi toplayıp içeriye kaçtık. Fotoğraflara evde baktım, ikisi de birbirinden güzel, en azından ben çok beğendim. İlki bu:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia0koATNI/AAAAAAAAHuc/JUC7_4K_cIY/s800/Eric%27n%27Virginia-01.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>SB-600/SB-900 ikilisi ile ziyadesiyle mutluydum. Fakat SB-900&#8242;ün fotoğraf makinesine takılı olmak zorunda olması durumu beni iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştı. Ben de gidip bir uzatma kablosu aldım (eBay&#8217;de <a href="http://cgi.ebay.com/33ft-10m-TTL-Off-Camera-Remote-Cord-SC-28-C-for-Nikon_W0QQitemZ390129705498QQcmdZViewItemQQptZCamera_Cables_Cords">var</a> bir tek ve o satıcı da Hong Kong&#8217;da, fiyatı ise çok makul). Şöyle bir şey bu arkadaş:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ica6bEMcI/AAAAAAAAHu4/s2RN9Wvkcp4/s640/10m-ttl.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İki gün önce elime ulaştı, gayet güzel iş görüyor, boyu ziyadesiyle uzun, sürpriz şekilde kaliteli de. Az önce hemen dışarı çıkıp bir iki deneme yaptım. SB-900 kablo ile fotoğraf makinesine bağlı, SB-600 ise SB-900&#8242;e senkron:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia1EJTdCI/AAAAAAAAHug/9MTDDJkb0xE/s800/flash-1.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu kablo sayesinde daha çeşitli strobist soytarılıkları yapmak mümkün (bu &#8220;<em>ışıkla duş alıyordum</em>&#8221; fotoğrafı):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia1XRDuvI/AAAAAAAAHuk/wcnzXd2sya4/s800/flash-2.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Böyle süslenmişim filan gibi olmuş ama vallahi değil. Ron gillerden geliyorduk, evden kabloyu ve flaşları aldığım gibi dışarı çıktım (bu arada boynumdaki fular <a href="http://www.burkinafasafiso.com/">Ali Işıngör</a>&#8216;ündü, son İstanbul ziyaretimde bana hediye etmişti, vallahi entel olan o, ben soğuktan takıyorum (geçenlerde bir taktım, alışkanlık yaptı, şimdi çıkarınca -çok afedersiniz- çıplak hissediyorum kendimi (halbuse değilim yani))). Neyse. Bu yukarıdaki fotoğrafın &#8220;<em>duş bitti saçlarımı kuruluyorum</em>&#8221; fotoğrafı, yukarıdakine göre biraz daha doğru pozlanmış:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia1tMyaUI/AAAAAAAAHuo/2qqvuXIAH84/s800/flash-3.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ayrıca bu flaşlarla yapabildiğimiz tek şey dışarılara çıkıp insanların garip bakışları arasında kendimizin fotoğrafını çekmek mi? Elbette hayır. Evde bir şemsiyenin altına girip <a href="http://www.biyolokum.com/2009/12/firat/">Duygu kişisinin bir-iki hafta evvel yaptığı Fırat heykelleri</a>nin fotoğrafını da çekebiliyoruz. Şu Fırat&#8217;ın üzerindeki ışığın yumuşaklığına, Fırat&#8217;ın tatlılığına bakın:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia2AKttQI/AAAAAAAAHus/U6eGLdgpzfc/s800/flash-4.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Son birkaç yazı üst üste ekipman yazısı oldu (&#8220;<em>son birkaç yazı</em>&#8221; dediğim de son iki yazı altı üstü .. bilemiyorum ne olacak benim bu halim). Elbette ekipman yazılarının bir sonu var. Hatta bu yazı belki de uzun süreliğine sonuncusu idi. Bu arada yoğunluğum devam ediyor aslında ve <a href="http://meren.org/blog/2009/12/kucuk-bir-ara/">küçük bir ara</a> henüz sona ermedi.. Bunlar hep siz sıkılıp beni unutmayın diye. Maksat ayağınız alışsın. <a href="http://www.optumbay.com/">Öptüm, bay</a>.</p>
<p>PS: Yıl oldu 2010. Benim alışkanlığım değil böyle günlere dair bir şeyler yazmak, fakat Okan Akan güzel bir yazı yazmış, bir sürü de fotoğrafa bağlantı vererek kendi seçkisini sunmuş, sonra &#8220;aa biz bilmiyorduk, okumak isterdik, görmediydik&#8221; demeyin: <a href="http://insanveimge.blogspot.com/2010/01/benim-yasadgm-2009-ce-la-vie.html">http://insanveimge.blogspot.com/2010/01/benim-yasadgm-2009-ce-la-vie.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>21</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nikon 24-70mm f/2.8 Lens</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 00:29:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1040</guid>
		<description><![CDATA[Nikon D700 ile beraber aldığım bu lensi bir süredir hem amatör hem profesyonel işler için kullanıyordum. Kendisi ile hakkında yazabilecek kadar haşır neşir olduğumu düşündüm. Gereksiz teknik detayları Google yardımı ile bulunabilecek kaynaklara havale edip kendi deneyimlerimi ve görüşlerimi paylaşacağım.







Öncelikle klasik girişi yapayım: Nikon 24-70mm f/2.8 G ED Nikon&#8217;un ürettiği en iyi lenslerden birisi; eğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://meren.org/blog/2009/11/nikon-d700/">Nikon D700</a> ile beraber aldığım bu lensi bir süredir hem amatör hem profesyonel işler için kullanıyordum. Kendisi ile hakkında yazabilecek kadar haşır neşir olduğumu düşündüm. Gereksiz teknik detayları Google yardımı ile bulunabilecek kaynaklara havale edip kendi deneyimlerimi ve görüşlerimi paylaşacağım.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZPVi2sv6I/AAAAAAAAHqo/TH0RnhPEsow/s800/Nikon24-70.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Öncelikle klasik girişi yapayım: Nikon 24-70mm f/2.8 G ED Nikon&#8217;un ürettiği en iyi lenslerden birisi; eğer profesyonel olma yolunda ciddi adımlar atmaya niyetli bir Nikon kullanıcısı iseniz neredeyse sahip olmak zorunda olduğunuz bir lens. Etrafımda Nikon ile çalışan profesyonel fotoğrafçılar arasında bu lense sahip olmayan bir kişi bile yok.</p>
<p>Bununla beraber bu arkadaş bir profesyonel için ne kadar gerekli bir lens ise bir amatör için de o kadar gereksiz bir lens bence. Amatörlere tavsiye etmeyişimin sebeplerini aşağıdaki listeledim.</p>
<p>Hem bu lensi size satmaya çalışmadığım için hem de bütün ürün incelemeleri ilk önce avantajlardan bahsettiği için listelemeye lensin dezavantajlarından başlamak istedim (yazar burada, böyle &#8220;çok farklı bir insanımdır&#8221;, &#8220;beni sürünün içinde bulamazsınız&#8221; mesajları filan vermeye çalışıyor):</p>
<ul>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Lens çok büyük, ama gerçekten çok büyük. Genel amaçlı bir lensin bu kadar büyük olması çok ciddi bir problem. Çünkü fotoğraf çekmenin öncelikli amaç olmadığı hiçbir yere götüremiyorum bu arkadaşı. Hiçbir çantanın içerisine sığmıyor, onun içine sığdığı çantanın içerisinde başka bir şey için yer kalmıyor. Üzerine <a href="http://images.google.com/images?q=Nikon+HB-40+Bayonet">parasoley</a>ini de taktığımda iyice uzun oluyor ve manevra kabiliyetim gerçekten çok düşüyor (&#8220;onu da takmayıvereyim&#8221; diyemiyorum, zira bu profesyonel lensleri parasoleysiz kullanmak hem biraz tehlikeli hem de biraz komik oluyor). Ne kadar büyük olduğunun kafanızda canlanması için aşağıdaki fotoğrafı buldum. Lens, nispeten büyükçe bir gövdeye sahip olan D700 üzerinde takılı (fotoğraf Flickr&#8217;daki <a href="http://www.flickr.com/photos/xtianyves/3701881042/">xtianyves</a> takma adlı kullanıcıya ait):
<p style="text-align: center;"><a title="Nikon D700 with 24-70mm f/2.8G AF-S by christianyves, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/xtianyves/3701881042/" target="_blank"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2631/3701881042_e8dd739af8.jpg" alt="Nikon D700 with 24-70mm f/2.8G AF-S" width="500" height="333" /></a></p>
</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Çok ağır. Eşek ölüsü gibi. D700&#8242;ümün gövdesinden sadece 100 gram daha hafif, böyle bir şey olabilir mi yahu, insaf. Büyük olan şeylerin çoğu durumda ağır olduğuna ben de aşinayım ama elinize aldığınızda ağırlığı karşısında şaşırıyorsunuz, ama mesela yanınızda birileri oluyor, bozuntuya vermiyorsunuz, fakat 20 dakika sonra fotoğraf makinesini tutan eliniz ağlamaya başlıyor orada. Lensin ağırlık merkezi fotoğraf makinesinden ve dolayısıyla makineyi taşıdım destek noktasından uzakta olduğu için bileğim üzerinde alışık olmadığım yönde, dairesel bir baskı oluşturuyor (çünkü arkadaş hep aşağıya doğru bakmak istiyor, fakat fotoğraflanmaya değer şeyler çoğunluklar karşıda oluyorlar, o düşüyor, ben kaldırıyorum, üstüne bir de SB-900 takılı ise, değmeyin keyfime).</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Çok çok narin bir lens. Ama gerçekten çok narin bir lens (kafanızda canlanması için geçen bir kırayazdım, sonra vazgeçtim hemen). Eğer düşürecek olursanız almak için yere eğilmeyin bile. Lensi yerde bırakıp yolunuza devam edin. Darbelere dayanıksızlığın yanında bu lensi soğuk coğrafyalarda da kullanamıyorsunuz (enteresan şekilde mount&#8217;unun (fotoğraf makinesine takıldığı yer) kırıldığını okudum. Mesela Moskova&#8217;da çantanızdan çıkartıyorsunuz, makinenize takıyorsunuz, çıt, kırılıyor. &#8220;<em>Çok soğukta işim yok, Adanalıyım ben</em>&#8221; diyorsanız bile bu bilgiyi lensin ne kadar narin olduğuna dair bir ipucu olarak addedin. Zoom yüzüğünün çok kolay bozulduğu da ne yazık ki bilinen bir problem. Nikon garanti kapsamında tedavi etse bile, ki her zaman etmeyebiliyor, kaybettiğiniz zamana, çektiğiniz çileye değer mi? Değmez.</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Lens çok pahalı. İniyor, çıkıyor ama $2.000 dolar civarlarında seyrediyor (hele Türkiye&#8217;den almaya kalksanız KDV&#8217;si ile filan beraber ne kadar olur hayal bile edemiyorum açıkçası (bilmek istiyor muyum, onu da bilemiyorum)). Büyüklüğüne, ağırlığına, narinliğine bakmadan ben her yere götüreceğim deseniz bile bu sefer başına bir iş gelirse bir tane daha alamayacağınız geliyor aklıma. Özetle bu lense sahip olmak bir dert. Gerçekten. Hem psikolojik, hem fiziksel bir dert. Sahip olanlar ne dediğimi çok iyi anlıyor olabilirler.</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">yukarıdaki maddeler ışığında tamamen kişisel bir eksi</span>) Velhasılı bu lens bir tasa yumağı. Zira saydığım sebeplerden ötürü bu lensi elime alıp dışarıya çıkmak benim için o kadar büyük bir stres kaynağı ki kendisi ile aramızda sinüsoidal bir nefret-aşk ilişkisi var (hele <a href="http://meren.org/blog/2009/10/nikon-85mm-f1-8-lens/">düşürüp canına okuduğum 85mm lensim</a> aklıma geldikçe neler yapabilen bir insan olduğumu, efendilik ile aramdaki mesafeyi hatırlıyorum, boynuma ağrılar giriyor).</li>
</ul>
<p>Bu kadar eleştirmek yeter. İnsanlar bu lensi tüm bunlara rağmen kullanıyorsa bu lensin şüphesiz bir takım önemli avantajları da var, onlara geçiyorum (bu arada &#8220;<em>dezavantajlar bana yetti, hayatta işim olmaz ço</em>™<em> tşk. kib. by</em>.&#8221; diyen ve lensin avantajlarını okuyup canını sıkmak istemeyenler gitmeden evvel yazının sonundaki alternatif lens önerilerine bakmak isteyebilirler):</p>
<ul>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) Lensin keskinliği -diyafram sonuna kadar açıkken dahi- inanılmaz, tarifi neredeyse mümkün değil. Fotoğraftan %100 bir kesit alıyorum, onun keskinliğine ve detaylarına bakarken içimden &#8220;<em>ben bu fotoğrafı küçültürken küçültme algoritması bu keskinliği heba edecek</em>&#8221; diye geçiriyorum, o derece. Üşenmeyip size 4200&#215;2800 piksel ebatlarındaki bir fotoğraftan 500&#215;500 piksellik bir kesit aldım (diyafram tamamen açık):<br />
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0pnr1wXIMI/AAAAAAAAHrM/OZUTPduQ3o0/s800/crop.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</li>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) f/2.8 diyafram açıklığı lensi gayet hızlı kılıyor, ışığın yetersiz olduğu durumlarda dahi makul enstantane hızları ile çalışmama olanak sağlıyor (bir iki gün önce yayınladığım <a href="http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/">bale fotoğrafları</a> şahidimdir).</li>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) Işığın lens içerisindeki yüzeyler ve bileşenlerden yansıyarak lensin &#8220;<em>içini</em>&#8221; aydınlatması ve bu nedenle fotoğraflarda istenmeyen ışık lekelerinin oluşması bildiğiniz gibi büyük bir problem. Bu mevzu, balık gözü lensler gibi içine giren her ışık ışınının fotoğraf karesi içinde görüntü oluşturduğu lensler dışında kalan, nispeten dar açılı lenslerde çok can sıkıcı bir hâl alabiliyor. Bu konuda en başarılı lens olmayabilir, fakat lens içindeki ve mercekler üzerindeki coating bence son derece tatmin edici (zaten lensin üzerindeki N harfi ön bileşen üzerindeki nano kristal coating&#8217;in varlığını müjdeliyor, ne kadar işe yaradığından emin olmasam da yarattığı fiyat farkının hakkını verdiğini ümit ediyorum (yakında duyurulacak olan 85mm f/1.4 lensin de üzerinde bir N harfi yer alacağı söylentileri dolaşıyor)). Bu lens ile zor sayılabilecek ışık koşullarında çekilmiş iki fotoğrafa ve lensin oluşturduğu parlamalara Meren kolu tekniği ile çekilmiş bu fotoğrafı:<br />
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRuFUn-5I/AAAAAAAAGuI/RzvbkBlNKrQ/s640/chicago-trip-1785.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>ve Jamie&#8217;nin geçenlerde çektiğim şu fotoğrafını örnek verebilirim:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SypnItBq94I/AAAAAAAAHjM/-Y1Zk12qX4I/s640/Jamie-21.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</li>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) 24-70 güzel bir aralık. D700&#8242;de geniş açı olarak gayet güzel iş görüyor (bkz, üstteki fotoğraf), çok zorlayınca portre bile çekilebiliyor. Mesela geçenlerde çalıştığım <a href="http://meren.org/2009/12/jamie/">Jamie&#8217;nin fotoğrafları</a>nın tamamını bu lens ile çektim, açıkçası 85mm&#8217;nin eksikliğini çok da fazla hissetmedim.</li>
</ul>
<p>Peki 24-70 aralığına yakın bir aralığı kapsayan, f/2.8 başka, belki daha ucuz alternatifler yok mu? Elbette var. Fotoğraf ekipmanının parasını cebinden karşılayanlara, böyle külçe gibi bir lens ile ortalarda gezmek istemeyenlere o alternatiflere yönelmeyi şiddetle tavsiye ediyorum. Benim denk geldiğim bir kaç tanesi şöyle (dilerim yorumlar kısmında bu lensleri kullanmış olan kişilerin deneyimlerini ve önerilerini bulabilirsiniz):</p>
<ul>
<li><a href="http://www.tamron.com/lenses/prod/2875mm.asp">Tamron 28-75mm F/2.8 XR Di LD Aspherical (IF)</a> (~$500) (çok keskin olduğunu, Nikon 24-70mm&#8217;ye en iyi alternatif olduğunu duydum).</li>
<li><a href="http://www.sigmaphoto.com/lenses/lenses_all_details.asp?id=3362&amp;navigator=2">Sigma 24-70mm F2.8 IF EX DG HSM</a> (~$900).</li>
<li><a href="http://www.kenrockwell.com/nikon/3570.htm">Nikon AF Zoom-Nikkor 35-70mm f/2.8D</a> (artık üretilmiyor, ikinci elini $400 dolaylarında bulmak mümkün).</li>
<li><a href="http://nikonusa.com/Find-Your-Nikon/Product/Camera-Lenses/1929/AF-Zoom-NIKKOR-24-85mm-f%252F2.8-4D-IF.html">Nikon AF Zoom-Nikkor 24-85mm f/2.8-4D (IF)</a> (~$700) (<a href="http://www.salihbicakci.com/">Salih Bıçakçı</a> bu lensten yorumlar kısmında bahsetmiş, inceleyince harika bir alternatif olabileceğini gördüm).</li>
</ul>
<p>Alternatif üç lens ile ilgili sorularınıza yanıt vermem mümkün değil. Fakat henüz sorulmamışsa sorunuzu yorumlar kısmına yazarsanız kullanmış olanların denk gelip yardım etmesi ihtimali var. Nikon 24-70mm f/2.8 ile ilgili sorularınız olursa bu yazı altında yanıt vermeye çalışacağım. Anonim sorular için ise böyle bir hesap açtım, yeri gelmişken haber vereyim: <a href="http://www.formspring.me/meren">http://www.formspring.me/meren</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bale Düşmanı Bremen Mızıkacısı</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 01:55:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflı Düzyazı]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1039</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde &#8220;New Orleans Ballet Association&#8221; isimli bir bale derneği benden &#8220;The Nutcracker Prince&#8221; isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum.
Aslında baleden pek hazzetmem, muhtemelen başka bir koşulda bu gösteriyi fotoğraflamayı kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde &#8220;New Orleans Ballet Association&#8221; isimli bir bale derneği benden &#8220;The Nutcracker Prince&#8221; isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum.</p>
<p>Aslında baleden pek hazzetmem, muhtemelen başka bir koşulda bu gösteriyi fotoğraflamayı kabul etmezdim (<a href="http://www.arpat.net/">Arpat</a> bir keresinde &#8220;<em>neden hazzetmiyorsun</em>&#8221; diye sorduğunda çok akıllıca bir cevap verdiğimi sanarak &#8220;<em>maymunlar nasıl ki kuş beyinleri ile bacak bacak üstüne atıp Hegel&#8217;den Marx&#8217;a derin tartışmalara girmeye çalışmıyorlarsa, insanlar da şımarıklık edip çarpık vücutları ile kuğuların güzelliğine soyunmamalı bence</em>&#8221; türünden bir şeyler söylemiştim, o da yanıt olarak &#8220;<em>ama insanoğlu o şımarıklık sayesinde kendi sınırlı doğasının dışına çıkıp uçurumlardan atlıyor, mağaralara giriyor, kayalara tırmanıyor, denizin dibine iniyor</em>&#8221; diyerek utandırmıştı beni; başına gelen musibetlerden ders çıkarma konusunda çok başarılı bir kişi olduğum için artık bu konular üzerine dönen tartışmalara taraf olmamaya çalışıyorum :p).</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Benim anladığım kadarı ile yıl boyunca cüzi bir ücret karşılığında bale derslerine katılmış olan çocuklar mezuniyetleri şerefine bale yapacak, aileleri de izleyip kâh alkışlayacak, kâh gurur göz yaşlarına gark olacaktı. Anladım ki derneğin gerçekleştirdiği bu etkinlik bizim küçükken mikrofon başına geçip ne anlattığı hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı şiirleri ve marşları bağıra bağıra okuduğumuz, Avrupa&#8217;nın bağrından kopup gelmiş tiyatro oyunlarını sergilemeye çalıştığımız &#8220;Okuma Bayramı&#8221; gibi bir şey idi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNiV94nGI/AAAAAAAAHqU/yoHLmpH8v3U/s800/noba-nutcracker-34.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fotoğrafları çekerken aklıma ilkokuldaki okuma bayramında diğer 3 talihsiz arkadaşım ile sahnelediğimiz o korkunç tiyatro oyunu geldi: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Bremen_Town_Musicians">Bremen Mızıkacıları</a>&#8230;</p>
<p>İlkokulun ilk senesi sona eriyordu. Bütün sene okuma yazma öğrenilmişti (ben zaten biliyordum ama o noktada bunun pek bir önemi yoktu). Birinci sınıfı bitiren ve okuma yazmayı öğrenmiş olan öğrencilerin şanslı bir kısmı hayat koşularına başlamanın hemen arefesinde son bir ders alacaktı: <em>topluluk karşısında rezil olmak</em>.</p>
<p>Dersini okuma bayramında alamayan gençlerin façaları da 19 Mayıslarda beyaz taytlar ile parande attırılmak sureti ile çizilecekti. Bundan kaçsam da ona takılırdım herhalde, bu yüzden &#8220;<em>okuma bayramından yakayı kurtarabilmiş olsam harika bir insan olurdum</em>&#8221; diyemiyorum. Zira dünyanın her yerinde vazifesi dahileri eblehlere dönüştürmek olan eğitim sistemlerinin elinden hiçbir şey kaçamaz (kaçmaya azmedip okuma bayramından yırtmayı başarmış olan gururlu arkadaşlarımızın 19 Mayıslara takılıp her prova sonrası sınıfa &#8220;<em>sanırım az önce birkaç sene sonra hatırladığımda çok utanacağım bir şeyler yaptım</em>&#8221; türünden tedirgin bakışlar ve bir ceylan yavrusu ürkekliğinde dönüşünü unutmak mümkün mü).</p>
<p>Okuma bayramı hazırlıkları. Bremen&#8217;in Almanya&#8217;nın Kuzey-Batısındaki bir şehir olduğunu dahi söylemeden bizi içine soktukları kostümlerle sahneye atışlarını hiç unutmayacağım. Bendeniz horozdum (horoz olmayı ben seçmemiştim ama diğer alternatifler de eşek olmak, köpek olmak, kedi olmak filandı (o zamanlar kimse bize kedilerin kıymetini öğretmemiş, bu yüzden kedi olmak ile eşek olmak, köpek olmak arasındaki farkı anlayamıyoruz, &#8220;<em>hepsi hayvan ki bunların</em>&#8221; diyor, ne verildiyse o oluyoruz filan)).</p>
<p>&#8220;Okuma Bayramı&#8221; günü geldiğinde seyircilerin önüne çıktığımız vakit ne yapacağımızı hiçbirimiz bilmiyorduk. Tek bir prova yapmıştık. Eşek, köpek ve kediyi bilmiyorum ama horozun o provadan aklında kalan şeyler şunlardan ibaretti: Sahneye ilk önce ben çıkacaktım. Bir ara sahneye biz çıkmadan önce kurulmuş olan evin penceresinin yanında filan duracaktık. Sanırım üst üste durmamız mümkün olmadığı için yan yana mı duracaktık, arka arkaya mı duracaktık neydi. Detaylar önemli değildi, zira veliler alkışlamaya zaten hazırlardı. Biz doğaçlayacaktık, onlar alkışlayacaktı (fakat bu kısımdan bize kimse bahsetmediği için her birimiz çok önemli bir şey yaptığımızı filan sanıyorduk muhtemelen).</p>
<p>Bizden önce sona eren gösterinin aktörlerinin sahneyi boşaltışını perdenin kenarından izlerken komutanının son emirleri zihninde yankılanan bir asker gibi tedirgin ve heyecanlı idim (komutanım kalabalık seyirci ordusunu içinde tek bir mermi bile olmayan tüfeğime taktığı bir süngü ile yenmemi bekliyordu (sanki kendisi bana savaşmayı değil de ölmeyi emrediyordu)). Fakat aslında her şey yolundaydı ve heyecanlanacak bir şey yoktu. Veliler, öğretmenler, hademeler her tür rezilliğe karşı hazırlıklılardı (onlar neler neler görmüştü, rezil olacağımızı düşünüp korkmak bacak kadar boyumuzla bize mi kalmıştı). Eşeğin nerede duracağını bilemeyip heyecandan altına çiş yapması bile birlik ve beraberlik havasını, okuma bayramının coşkusunu gölgeleyemezdi. Yalnız bu noktada sahneye ilk çıkacak kişi olarak bana çok mühim bir görev düşüyordu, bütün oyunun kaderi sanki benim ellerimde idi:</p>
<blockquote><p>- Meren, sahneye adım attıktan sonra seyircilere dönüp onlara şaşkın şaşkın bakmalısın. Sanki onların orada olmasını beklemiyormuşsun da onları görünce çok şaşırmışsın gibi. Bu çok önemli.<br />
- Ama onların orada olduğunu biliyorum? Zaten onlar orada olduğu için yapmıyor muyuz bunların hepsini?<br />
- Evet ama bilmiyormuş gibi yapacaksın işte. Çok komik olacak. Böyle şaşkın bir yüz ifadesi ile bir sağa bir sola dolaşacaksın sahnede.<br />
- Bana hiç de komik olurmuş gibi gelmiyor :(<br />
- Tiyatro bu, sana nasıl duyulduğu önemli değil, sen benim dediğimi yap.<br />
- Bence tiyatro çok saçma bir şeymiş o zaman :( Ben yapmasam olu-<br />
- İstersen bu dediğini önce Leyla öğretmene söyleyelim, bu sohbetimize o kafanı kırdıktan sonra devam edelim merenciğim?<br />
- Pff :( Bari ilk eşek çıksa?<br />
- Yek yeee! Ben heyecanlanınca çişim geliyo hem!</p></blockquote>
<p>Sahneye çıktığım zaman &#8220;şaşırmış gibi yapmak&#8221; kısmında çok zorlandım. Veliler belki bu ilk deneyimin zorluğunu anlamış olduklarından belki de benim bu hallere düşmemde kendilerinin de payı olduğunu bildiklerinden alkışları ile destek olmaya çalıştılar. Bir süre, sahnede olan şey tam olarak şuydu: ben onlara şaşkın şaşkın bakıyordum, onlar da beni alkışlıyorlardı (ne ben ne de seyirciler ne yapacağımızı bilmiyor gibiydik). Alkışlar durulmaya başlayınca köpek, eşek ve kedi de sahneye girdi.</p>
<p>Onların sahneye girişi ile beraber rol yapma olayı sona erdi, gaz moleküllerine taş çıkaracak bir rastgelelikte sahne içerisinde oradan oraya kaos içerisinde gidip geldik, bir ara sahneye birileri geldi (meğer oyunda hırsızlar da vardı, ama bize kimse söylememişti (böyle detaylar önemli değildi ama Meren&#8217;in sahnede şaşırmış gibi yapması çok önemliydi (kaltak örtmen))), o sırada hırsız olduğunu bilmediğimiz o çocuklar o eve girdi, içeride -her hırsızın bir eve girdiğinde yapacağı gibi- şarkılar filan söylediler, biz ise tamamen içgüdüsel bir şekilde evin penceresinin önünde yerlerde filan yuvarlandık, köpek bir ara azıttı, mikrofona yaklaşıp bir şeyler söyledi, o sırada eşek heyecanlandı, çişini altına kaçırdı, veliler coştu, bir alkış, bir kıyamet derken oyun bitti, eğilip kalktık (onu bile senkron yapamadık). Sonrası, 4 yıllık bir utanç (hehe). Beşinci sınıfta bir gün eşeğin gelip &#8220;<em>okuma bayramında ben altıma çiş yapmıştım, sen görmüş müydün?</em>&#8221; demesi, ona &#8220;<em>hayır? görmedim ki ben</em>&#8221; demek. Herkes birbirinden utanmak, okuma bayramında sahnede neler döndüğünü mümkünse hiç anmamak.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNioqWkwI/AAAAAAAAHqY/JhitYGtxU9g/s800/noba-nutcracker-44.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu anlattığım hadisenin üstünden geçen 23 yılın ardından ben yeniden benzeri bir etkinlikte, ama bu sefer fotoğraf çekmek için sahnede idim. Tüm bunları hatırladıktan sonra sahnedeki çocukları ve velileri gözlemlemek daha da farklı bir deneyime dönüştü benim için.</p>
<p>Bir ara bir kız çarptı gözüme. Belli ki birisi bu kızcağıza da &#8220;<em>prensin askerleri içeri girince çok şaşırmış gibi yapacaksın</em>&#8221; demişti, çünkü aşağıdaki fotoğrafın sol köşesinde görebileceğiniz o kız dakikalar boyunca eli ağzında şaşkınlık dolu bir surat ile oradan orada dolaştı sahne içerisinde (bildiğin Bremen Mızıkacıları&#8217;nın horozu olmuştu kızcağız, farkında değildi).</p>
<p>Sahnedeki kızın yanına giderek &#8220;<em>sakin ol, bunu gerçekten yapmak zorunda değilsin, annen anlayış gösterecektir, korkma</em>&#8221; diyeyim istedim, fakat bunlar için vakit çok erkendi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0aB7vNwMcI/AAAAAAAAHqs/6Kl6zh_dR5s/s800/noba-nutcracker-36.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Belki yıllar sonra dönüp bu fotoğraflara baktıklarında gösterinin aslında o kadar da kötü olmadığını filan düşünüp rahatlarlar, belki de böyle bir katkım olur bu çocukların bir kısmına (yukarıdaki kızın ve çorapla sahnede gezen askerlerin hiç şansı yok, diğerleri için konuşuyorum :p).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNi76ah4I/AAAAAAAAHqc/hlcBANSX1xM/s800/noba-nutcracker-56.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNjDNMoAI/AAAAAAAAHqg/tAXPv_eatvs/s800/noba-nutcracker-78.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNjUWwhGI/AAAAAAAAHqk/FQGPvyPGxvo/s800/noba-nutcracker-79.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
