<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Meren&#039;in Fotoğraf Günlüğü</title>
	<atom:link href="http://meren.org/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://meren.org/blog</link>
	<description>Işık, gölge, vesaire..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Feb 2010 03:19:59 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bir &#8220;Procrastination&#8221; Hikayesi: Krew Du Vieux</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 03:08:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1144</guid>
		<description><![CDATA[Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun.</p>
<p>Fakat ne anlatacağımı tam olarak anlamanızı sağlama işini bu gün yapmayayım. Çünkü bunu yaparsam aynı zamanda sunumum için de hazırlanmış sayılırım ve bu durumda da her işini son güne bırakan, &#8220;<em>süper ertelemeci</em>&#8221; (professional procrastinator*) bir insan olma özelliğime halel getirmiş olurum.</p>
<p>&#8220;<em>Bir kereliğine de ertelemesen ne olacak, çalış işte efendi gibi!</em>&#8221; diyor olabilirsiniz. Yürekten teşekkür ederim. Çok düşüncelisiniz. Fakat, ertelemeci olmayan bilmez, bu iş öyle kolay değildir :( &#8220;<em>Artık ertelemeyeceğim, işini son güne bırakmayan sorumlu bir insan olacağım</em>&#8221; deseniz bile kurtulamazsınız. Bilimsel verilerle de desteklenmiş olan bir görüşe göre ertelemeci insanların vaktinde yaptıkları her iş başına bir yavru kedi ölmektedir :( Bu yüzden bu insanlar ancak ve ancak son gün gelip çattığı zaman çalışabilirler (hatta bilim dünyasında bu fenomenden muzdarip insanlar kendileri gibi olanları sınıflamak için literatüre <em>Homo procrastinus slothus</em> isimli yeni bir tür eklemeye kalkışmış olsalar da malum sebeplerden dolayı bir türlü muvaffak olamamışlardır). Eh, hayvan sever mizacımın bana biçtiği kalıbın dışına çıkmayı istemediğim için, yavru kedilerin aşkına, sunum ile ilgilenmek yerine yapacak bir şey buldum. Evet. Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü iftaharla sunar: işte karşınızda, &#8220;<em>bilin bakalım Meren geçtiğimiz Cumartesi gecesi ne yaptı&#8221;</em> yazısı!</p>
<p>Efendim, geçtiğimiz Cumartesi New Orleans&#8217;ta her yıl içkinin yağmur olup yağdığı, boncukların sel olup aktığı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mardi_gras">Mardi Gras</a> kutlamalarının erken festivallerinden birisi olan Krew Du Vieux vardı. Festival seven bir insan olmadığımdan kelli gitmeye pek niyetim yoktu. Fakat <a href="http://meren.org/blog/2009/09/katrina-palyacosu/">şu palyaçolu çekimler</a>den hatırlayacağınız The Levee Gazetesi yürüyüşe onlarla gidip festivali belgelemem için rica etti. İsteksizliğimi görünce beni &#8220;<em>senin belgesel fotoğrafçılığına güveniyoruz, hiçbir beklentimiz yok, orada ol yeter, özgürsün</em>&#8221; diyerek ikna etmeyi bile denediler. Eh, bu noktadan sonra geri çeviremezdim. Filhakika, bana özgürlüğü vaat eden kimseyi geri çevirmişliğim yoktur sevgili okur.</p>
<p>Nasıl olsa kimse benden bir şey beklemiyor diyerek kendi beklentilerime kulak vardim. Duydum ki kendimden oraya çok deneysel bir ışık yapılandırması ile gitmeyi bekliyormuşum. Tamamdı. İstediğim bu olsundu. Daha sonradan ispat icap eder diyerek, yürüyüşe başlamadan evvel son hazırlıkların yapıldığı hangar içerisinde kendimin şöyle bir fotoğrafını çektim (elimde <a href="http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/">şuradaki yazıdan</a> tanıyacağınız SB-900 ve SC-28 C kablo ve henüz hakkında yazmadığım Nikon 20mm f/2.8 lensim var):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcFQxw1vI/AAAAAAAAH4Q/xL1pZJD6BlQ/s800/Krewe-du-Vieux-09.jpg" alt="meren" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sonra dışarı çıkıldı, yürüyüş başladı. Hava muazzam soğuktu bu arada; şemsiyeyi tutan ellerim eldivenlere filan rağmen dondu. Gücümün tükendiğini hissettiğim anlarda &#8220;<em>şimdi burada olmasaydım sunuma hazırlanıyor olacaktım</em>&#8221; diyerek kendimi rahatlatmaya çalıştım. Öyle olunca soğuk, yürümek filan vız gelip tırıs gitti.</p>
<p>Dün geceden bir kaç fotoğraf:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcC865V7I/AAAAAAAAH30/3XyprTEGw8I/s800/Krewe-du-Vieux-05.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcI4IQn5I/AAAAAAAAH5A/LiupwTDHxBE/s800/Krewe-du-Vieux-25.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcMqwlDfI/AAAAAAAAH5U/Me-cMDMLcDk/s800/Krewe-du-Vieux-30.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcIpfYrQI/AAAAAAAAH48/vvEa3qbtzGg/s800/Krewe-du-Vieux-24.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcH10CV9I/AAAAAAAAH4w/scKrbqfS2hE/s800/Krewe-du-Vieux-22.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2YcPKhFX_I/AAAAAAAAH5k/KPWXkoy2E08/s800/Krewe-du-Vieux-34.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu deneyim bana siyah/beyaz fotoğraf çekmeyi, belgesel çalışmalar yapmayı ve gece fotoğraf çekmeyi ne çok sevdiğimi hatırlattı. Daha fazlasını <a href="http://www.facebook.com/album.php?aid=144157&amp;id=162300595674">Facebook&#8217;taki sayfama</a> gönderdim bu arada.</p>
<p>Şimdi müsaade ederseniz sunum üzerinde çalışmak yerine yapacak başka bir şeyler bulmaya gidiyorum :(<br />
<br class="blank" /><br class="blank" /><br />
<em>* Procrastination: İngilizce geciktirme, ağırdan alma, sürüncemede bırakma, erteleme anlamına gelen, anlamının dışına taşıp popüler kültürün bir parçası haline de gelmiş olan bir kelime. &#8220;</em><em>Her şey son 3 güne bakar felsefesi&#8221; olarka da adlandırılabilir. Ama sonra adlandırırız, dursun şimdi. </em></p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F02%2Fbir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux%2F&amp;linkname=Bir%20%26%238220%3BProcrastination%26%238221%3B%20Hikayesi%3A%20Krew%20Du%20Vieux"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/02/bir-procrastination-hikayesi-krew-du-vieux/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotojurnalizm Kisvesi Altında Trajedi Pornosu</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/fotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/fotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 08:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1128</guid>
		<description><![CDATA[Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım.




© Roberto Bear Guerra (bu çalışmanın da içinde olduğu video haber yazının sonunda)



Susan Sontag, yaşadığı en korkunç görsel deneyimin 12 yaşında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2U4s56ORdI/AAAAAAAAHw8/-bk1bZMRrdw/s800/haiti.jpg" alt="" /><br />
© <a href="http://www.bearguerra.com/">Roberto Bear Guerra</a> (bu çalışmanın da içinde olduğu video haber yazının sonunda)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Susan Sontag, yaşadığı en korkunç görsel deneyimin 12 yaşında iken Nazi kamplarında öldürülmüş ve toplu mezarlara doldurulmakta olan insanların fotoğraflarını görmek olduğunu söylüyordu bir yerde. Bir röportajında mevzu bundan açıldığı zaman tanık olduğu görüntülerin ardından yaşadığı kişisel deneyimi &#8220;<em>bir şeyler öldü, bir şeyler ise halâ ağlıyor</em>&#8221; sözleri ile niteliyordu. Sontag&#8217;dan bu mevzu ile ilgili düşüncelerine dair bir alıntı:</p>
<blockquote><p>Acı çekmek bir şey. Acının, bilinç oluşturacağı, merhameti güçlendireceği garanti olmayan fotoğrafları ile yaşamak ise bambaşka bir şey. Bu, bilinci ve merhameti güçlendirmediği gibi yozlaştırabilir bile.</p></blockquote>
<p>Fotojurnalizm&#8217;in savaşları, felaketleri, trajedileri hiç haberi olmayanlara ulaştırma konusunda ne kadar mühim bir boşluğu doldurduğu aşikâr. Yaşamlarını tehlikeye atarak Vietnam&#8217;daki, Bosna&#8217;daki, Felluce&#8217;cedeki, Gazze&#8217;deki, Lübnan&#8217;daki, Rwanda&#8217;daki, Somali&#8217;deki, Şili&#8217;deki, Arjantin&#8217;deki ve daha aklıma gelmeyen kimi onlarcasındaki trajedileri bizlere ulaştıran fotoğrafçıları düşündükçe saygı ile doluyorum. Fakat son zamanlarda medyanın her felaketin ardından büyük bir acele içerisinde parçalanmış insan cesetlerinin, kan revan içindeki bedenlerin, korkudan ne yapacağını bilemez haldeki trajedi kurbanlarının fotoğraflarını galerilere doldurmaktaki çevikliği Sontag&#8217;ın &#8220;<em>fotoğrafın duyarsızlaştırıcı etkisi</em>&#8221; ile ilgili eleştirilerinin ne kadar isabetli olduğunu düşündürüyor bana.</p>
<p>Parçalanmış insanlara tahammülümüz eskisine nazaran daha fazla belki de. Hatta tahammülden ziyade ortada bir talep olduğundan bahsetmek bile mümkün olabilir belki.</p>
<p>Arza dair bir örnek verebilmek için Hürriyet Gazetesi&#8217;nin web sayfasına gidip Haiti depremine ilişkin haberleri aradım. Haberler içerisindeki foto galerilerin isimlerinden örnekler şöyle (aynen kopyalayıp yapıştırıyorum, büyük harfler Hürriyet&#8217;e ait):</p>
<ul>
<li>YERLE BİR OLAN ÜLKEDEN İLK FOTOĞRAFLAR</li>
<li>CESETLERLE YOLLARI KAPATTILAR &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>YAĞMACI SOKAKTA LİNÇ EDİLEREK ÖLDÜRÜLDÜ &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>CESETLER YOLLARDA KALDI &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>SOKAKLAR CESET YIĞINLARIYLA DOLDU &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>HALK YARDIMLAR İÇİN BİRBİRİNE GİRDİ &#8211; FOTO GALERİ</li>
<li>ÇADIRLARDA YAŞANAN CAN PAZARI &#8211; FOTO GALERİ (&#8220;Depremden kurtuldular tecavüzden kurtulamadılar&#8221; başlıklı haberin altında, içi çadırlara yerleştirilmiş Haitililer ile dolu olan bir galeri).</li>
</ul>
<p>Her foto galeri, korkunç fotoğraflar ve o fotoğraflara eşlik eden reklamlar ile dolu. Bir sonraki fotoğrafı sayfayı yenilemeden göstermek için milyon tane web teknolojisi olmasına rağmen her fotoğrafta sayfa en baştan yükleniyor. Maksat reklam gösterim sayıları artsın&#8230; Haiti depremzedelerinin acıları fotoğrafa, fotoğraflar Hürriyet&#8217;in galerilerine. Keşke her gün deprem olsa, gazeteler ihya olur.</p>
<p>Tüm haysiyetsizliği bir kenara, insanların vahşet görmeye olan açlıklarından beslenmeyi kendine yol bellemiş tek medya kuruluşu Hürriyet değil.</p>
<p>Haitili bir fotoğrafçı olan ve depremden sonraki ilk fotoğrafları çekip bunlari basın-yayın organlarına ilk ulaştıran fotoğrafçı Daniel Morel, daha bu gün okuduğum <a href="http://lens.blogs.nytimes.com/2010/01/27/showcase-117/">bir röportajında</a> geciken yardımlara dair serzenişlerin bir türlü dünya basınında yer almadığından dert yanarken bu tür problemleri gündeme getirmek yerine başka işler peşinde koşan medyadan yakınıyordu:</p>
<blockquote><p>Burada insanlarla oynuyorlar. CNN insanlarla oynuyor. Anederson Cooper insanlarla oynuyor. İnsanların hayatları ile şov yapıyorlar. Hastaneye gittim. Oradaydılar. İnsanlar bana dert yanıyor. Televizyon insanların sesi olmalı. Onlar burada bunu yapmıyorlar. Şov yapıyorlar burada. Bu hikayeleri ciddiye almıyorlar. Neden bilmiyorum. Her gün sokağa çıkıyorum ve insanlar bana dert yanıyor.</p></blockquote>
<p>Medya insanlarla ve onların acıları ile oynuyor. Birisinin acısını alıp diğerine malzeme yaparken arada komisyonunu alıyor.</p>
<p>Bu fotoğraflar neden bu kadar ciddi miktarlarda yayınlanıyor? Bunun altında bir iyi niyetin var olduğundan söz etmek mümkün olabilir mi? 200.000 kişinin öldüğünü bildiğimiz bir trajediyi anlamak için bu fotoğraflara gerçekten ihtiyacımız var mı? Merhamet ve yardımseverlik duygularını ateşlesin diye mi bu fotoğraflar bu kadar ısrarla sergileniyor? Ben bunlara yanıt vermekte zorlanıyorum.</p>
<p>İşin hikaye kısmının eziyet ve teferruattan ibaret olduğu porno filmlerde apar topar sadede gelinmesi gibi, hikayeleri boş verip cesetleri, acı çeken insanları görmek istiyoruz (bu yüzden ödevini iyi yapan Hürriyet gazetesi galeri linklerini sayfanın sonuna değil başına koyuyor mesela). Nasıl ki porno filmler, içlerinde kimsenin bilmediği bir şey olmamasına rağmen izleniyorlar, ölmüş insanların fotoğrafları, acı çeken insanlar da benzer bir şekilde izleniyor.</p>
<p>En mahrem sayılabilecek ve aslında insanları en az ilgilendirmesi gereken bu görüntüleri konvansiyonel &#8220;porno&#8221;dan ayıran tek şey, porno filmlerin, filmlerde rol alanların icazeti ile her yerde sergileniyor olması olabilir. Bu bağlamda trajedi pornosu ve onun üzerinden para kazanmak serbest iken konvansiyonel porno neden yasak, anlamak güç. Toplumun gelenekler, ahlâk kuralları adını verdiği ve her fırsatta dayattığı ezberden saçmalıklar&#8230; Sakın ha yarın bir gün bana bunlarla gelmeyin :(</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Batı kültürü olan biten her şeyi stereotiplere uydurup, üstüne de sembol haline gelmiş olan bir görsel öge yapıştırmayı, olan biteni bu şekilde istiflemeyi pek seviyor (belki bu medeniyet ya da post-modernizm ışığında evrilen toplumun aşması normal basamaklardan birisidir, belki sosyolojinin, semiyolojinin buna çok net birer yanıtı vardır, bilemiyorum). Eğer hatırlayacak olursanız İran&#8217;da sokak ortasında vurulan, kameralar önünde ağzından burnundan kanlar gelerek ölen Neda isimli bir kız vardı. Bir anda İran seçimleri ardından çıkan olayların görsel sembolü halini alıvermişti. Stencil&#8217;leri, çıkartmaları, Facebook&#8217;ta, Twitter&#8217;da profil fotoğrafları&#8230; Şimdi çok kişi vardır &#8220;<em>İran seçimleri</em>&#8221; deyince aklına gelen tek şeyin zavallı Neda olduğu. Halbuki İran seçimlerine dair, olayların tırmanmasının sebeplerine dair, dünyanın geri kalanının bütün bu olaylar karşısındaki tutumuna dair hatılanması en az gerekli olan şey Neda olabilir&#8230;</p>
<p>Fabienne Cherisma&#8217;nın da (aşağıdaki fotoğraflar) Neda&#8217;nın Haiti&#8217;de depremin ardından çıkan tatsızlıkları sembolize eden bir kan kardeşi olması an meselesi olabilir. Birçok yerde rastladım bu fotoğrafa. Kendisi yıkılmış iş yerlerinden bir şeyler kapmaya çalışan kalabalığın içinde polis tarafından vurulmuş 15 yaşında bir genç, şans eseri olay mahallinde fotoğrafçılar da varmış, Fabienne&#8217;in babası cesedi kucaklayıp götürene kadar fotoğraflarını çekmişler:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2U1OH-jzwI/AAAAAAAAHw4/CXpmcGJngDg/s800/fabienne-02.png" alt="" /></td>
<td align="left"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S2U1N6gUPRI/AAAAAAAAHw0/Tf_NdfFolZc/s800/fabienne-01.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dediğim gibi, bu fotoğrafı daha önce de görmüştüm, fakat bu gün severek takip ettiğim günlüklerden birisinin yazarı olan <a href="http://prisonphotography.wordpress.com/">Pete Brook</a>&#8216;un iki farklı fotoğrafçı tarafından kısa bir süre içerisinde çekilmiş olan bu iki fotoğraftaki farka dikkat çektiği bir yazısına rastladım. Dikkat ederseniz ikinci fotoğrafta* Fabienne&#8217;in vücudu çevrilmiş. Belli ki birilerinin gönlü o çiçekli tablonun görünmemesine razı olmamış..</p>
<p>Bu manipülasyon fotojurnalizm adı altında yapılan şeyin ne kadar alçalabileceğine dair çok tatsız bir diğer örnek oldu benim için.</p>
<p>&#8220;<em>Bir fotoğrafçı böyle bir şeyi neden yapsın ki?</em>&#8221; diyenlere Ara Güler&#8217;in yaptığı ve kendi ağzından anlattığı bir <a href="http://meren.org/blog/2008/09/bilelim-ogrenelim/">olay yeri manipülasyonu hikayesi</a>ni hatırlatmak isterim, sorunuzun yanıtı da Ara Güler&#8217;in o yazıda geçen cümlelerinde gizli</p>
<p>Roberto Capa yaşıyor olsa idi hepsini çata çuta dövmez miydi? Döverdi.</p>
<p>Medya her şeye muktedir değilse nedir. Çok ürkütücü.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Tüm bunlar olurken Bear Guerra ve <a href="http://ruxandraguidi.com/">Ruxandra Guidi</a>&#8216;nin Haiti&#8217;nin sosyo-ekonomik problemleri üzerine depremden önce hazırladıkları bir belgesel çalışmaları çıktı karşıma.</p>
<p>Video Haiti&#8217;deki hayata dair çarpıcı fotoğraflarla aslında depremden önce de bir afet içinde yaşamakta olan Haiti&#8217;yi göstermenin yanında Haiti&#8217;nin deprem sonrasında toparlanmasının neden neredeyse imkânsız olduğunu da gösteriyor:</p>
<p align="center"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="640" height="426" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="flashvars" value="guid=w5n5XfBN&amp;width=640&amp;height=426&amp;qc_publisherId=p-18-mFEk4J448M" /><param name="src" value="http://v.wordpress.com/wp-content/plugins/video/flvplayer.swf?ver=1.15" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="426" src="http://v.wordpress.com/wp-content/plugins/video/flvplayer.swf?ver=1.15" allowfullscreen="true" flashvars="guid=w5n5XfBN&amp;width=640&amp;height=426&amp;qc_publisherId=p-18-mFEk4J448M"></embed></object></p>
<p>Aslında ödevini yapmayan fotojurnalizm değildi belli ki.. Tıkanıklık başka bir yerdeydi..<br />
<br class="blank" /><br class="blank" /><br />
* <em>Küçük bir not: Yazıya gelen yorumlardan birisinde birinci fotoğrafın ikinci, ikinci fotoğrafın ise ilk çekilen fotoğraf olduğu söylenmiş. Ben de başta öyle sanmıştım, fakat kan izlerine bakınca ikinci fotoğrafın birinci fotoğraftan önce çekilmiş olmasının imkansız olduğu anlaşılabilir.</em></p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Ffotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu%2F&amp;linkname=Fotojurnalizm%20Kisvesi%20Alt%C4%B1nda%20Trajedi%20Pornosu"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/fotojurnalizm-kisvesi-altinda-trajedi-pornosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meren Abla ile &#8220;Hangi Fotoğraf Makinesini Alayım?&#8221; Kuşağı</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/meren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/meren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 21:42:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[Öğreten Adam Modu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1114</guid>
		<description><![CDATA[Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein&#8217;in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş.







Giderek artan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein&#8217;in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Arpat ile Meren French Quarter'da tartışırken, 85mm panorama" src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S19ZcL1UOjI/AAAAAAAAHwA/lUpUMClUjNo/arpat-meren.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Giderek artan bir sıklıkta  &#8220;<em>hangi fotoğraf makinesini tavsiye edersin?</em>&#8221; soruları ile karşılaşıyorum. Bence bir insana yapabileceğiniz en büyük iyiliklerden birisi ona bir konuda ne düşündüğünü sormaktır. Ben de bir istisna değilim, fakat yardımcı olamayacağım bir konuda gelen bu sorulara beklenen yanıtları veremiyorum. Her seferinde neden veremediğimi anlatmak da güç oluyor. Ben de en sonunda günlük üzerinden genel bir cevap vermeye, soranları da nazikçe bu yazıya yönlendirmeye karar verdim. Bu yazıya harcadığım vakti önümüzdeki 8 &#8220;<em>hangi fotoğraf makinesi?</em>&#8221; sorusunu bu yazıya yönlendirerek amorti edeceğimi düşünüyorum.</p>
<p>Muhatabı olma şerefine nail olduğum sorular çok çeşitli:</p>
<ul>
<li>Başlangıç olarak hangi makineyi tavsiye edersin?</li>
<li>Profesyonel anlamda hangi makineye geçsem iyi olur?</li>
<li>Şu lenslerim var, bunların üstüne hangi lensi almalıyım?</li>
</ul>
<p>Hiç bir sosyalleşme fırsatını kaçırmak istemeyen çok cana yakın bir insan olduğum için kimseyi geri çeviremiyor, herkese bir şey söylüyorum. Mesela &#8220;<em>D3000 al</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>D700 süper olur</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bunların yanında bir 85mm f/1.8 olsa tadından yenmezdi şimdi</em>&#8221; diyorum.</p>
<p>Biliyorum. Bir gün Einstein&#8217;ın bol keseden referans mektubu dağıttığı gibi her gelene bir tavsiye verdiğim, fakat bunların aslında neredeyse hiçbir dayanağı olmadığı, sırf insanlar soruyor diye o sıralar aklımda ne varsa onu önerdiğim meydana çıkacak&#8230; Bu yüzden daha geç olmadan itiraf etmek, tüm çıplaklığı ile &#8220;<em>Meren&#8217;in ve ekipman tavsiyelerinin ardındaki skandal</em>&#8220;ı kendi ellerimle gözler önüne sermek istiyorum. Arkamdan en azından &#8220;<em>çok seviyesiz bir insandı ama kendi ipini kendisi çekti</em>&#8221; densin istiyorum (düşsem bile bir avuç toprakla kalkıyorum, çok cingözüm).</p>
<p>Zaten kimin hangi fotoğraf makinesi ile mutlu olacağını bilmem, kimin koleksiyonuna hangi lensi eklemesi durumunda o benim hakkında hiçbir fikrimin olmadığı ama onun çekme hayalleri kurduğu fotoğrafları çekebilmeye başlayacağını -çok spesifik şekilde belirlenmiş sınırlar içerisinde kalan bir ekipman aranmadığı durumlarda- tahmin etmem, onlarca soru sormadan elbette mümkün değil. Yüz yüze olmayınca da bu soruları sormak ve yanıtlarını beklemek çok yorucu oluyor. Ben de mecburen &#8230; atıveriyorum :( Evet! Resmen atıyorum :( Mesela &#8220;<em>D3000 al</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>D700 süper olur</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bunların yanında bir 85mm f/1.8 olsa tadından yenmezdi şimdi</em>&#8221; diyorum.</p>
<p>&#8220;<em>Bize fotoğraftan anlıyor ayağı çektin, seni yüzsüz</em>&#8221; diyerek bu sayfayı terk etmeden önce şunu ifade etmeme müsaade et sevgili okur: Şu güne değin milyonlarca insan benden aldığı tavsiyelerden yola çıkarak fotoğraf makinesi, lens, flaş, filtre, çanta, vesaire aldı (belki tam milyon olmasa da en az 50 kişi vardır). İşin garip tarafı ise bir kişi bile gelip &#8220;<em>verdiğin tavsiye hiç işe yaramadı</em>&#8221; ya da &#8220;<em>önerdiğin fotoğraf makinesi hiç de güzel çıkmadı</em>&#8221; demedi. Gerçekten.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü piyasaya bir ürün sürmek pek öyle kolay bir şey değil. O ürünü ortaya çıkarmak için gereken bilgi birikimini ve parayı bir araya getirmek, ürünü planlamak, tasarlamak, üründen yeterince üretmek,  onu insanların kulağına çalınacak kadar reklamını yapmak, ellerini uzattıklarında alabilecekleri uzaklığa ulaştırıp koymak hiç kolay değil. Bunu hele bu rekabet ortamında başarmak, hiç mi hiç kolay değil&#8230; Bu aslında şu demek oluyor, &#8220;<em>kullandığım view camera için 20 megapikselden daha yüksek çözünürlük sunan, fotoğraf başına 1.5 saniye performansı yakalayabileceğim, ISO 50&#8242;ye inebilen ve $25.000 dolardan ucuz olan bir digital back arıyorum</em>&#8221; türünden sorularınız yoksa, -sıkı durun-, <strong>neredeyse ne alırsanız alın, seçiminizle mutlu olacaksınız</strong> (bu günlükte ikinci kez bold kullandırttınız bana)&#8230;</p>
<p>Peki ne alacağınıza neye göre karar vereceksiniz?</p>
<p>Elbette ne kadar harcamak istediğinize göre karar vereceksiniz. Çünkü eğer dijital fotoğraf makinelerinden konuşuyorsak fiyat ve performans arasında, özellikle $400 dolar $2500 dolar bandı içerisinde, neredeyse doğrusal bir ilişki var.</p>
<p>Hele hele tek bir marka ve bir yaşından daha eski olmayan ürünler için konuşuyorsak, mesela $1200 dolar verip alacağınız Nikon fotoğraf makinesi $800 dolar verip alacağınız bir fotoğraf makinesinden kesinlikle daha iyi olacak. Çünkü diğer türlü $1200 dolar verip o daha kötü fotoğraf makinesini alan Nikon müşterileri $800 dolarlık makineyi görünce Nikon&#8217;la külahları değişirler.</p>
<p>Yine de bir tavsiye istiyorsanız, buyurun: yeni başlıyorsanız, bir yaşından daha yaşlı olmayan en ucuz alternatiflere yönelmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer yeni ürün alma takıntınız yok ise  3 yaşından daha yaşlı olmayan ikinci el bir fotoğraf makinesi almayı da düşünebilirsiniz (ben öyle yaptım; ilk fotoğraf makinem dünyanın en ucuz dijital fotoğraf makinesi idi, 2. ve 3. fotoğraf makinelerim ikinci el idi, 4. fotoğraf makinem refurbished idi, incilerim dökülmedi).</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Peki. Yazar bu kompozisyonda ne anlatmak istemiş, lütfen yanıtlayınız*:</p>
<blockquote><p>a. &#8220;Gelip bana bunları sormayın arkadaşım, ben işi gücü olan, insanların bana soru sormasından filan hiç hazzetmeyen ıssız bir adamım, vallahi kalbinizi kırarım, sonra söylemedi demeyin&#8221;.<br />
b. &#8220;Bana sağladığınız bilgiler o kadar yetersiz oluyor ki, ne almanızın doğru olacağı hakkında zerre kadar fikrim olmuyor ve doğrudan sallıyorum, ama bu sizi sevmediğim anlamına gelmiyor&#8221;.<br />
c. &#8220;Einstein filan gibi bir adam olduğumu düşünüyorum&#8221;.<br />
d. &#8220;Bu günlük sayesinde bir milyon fotoğraf makinesi otuz bin de lens satıldı, rep&#8217;leri bekliyorum&#8221;.</p></blockquote>
<p>Evet. Özetle, ne kadar harcamak istediğinize karar verin, o fiyata ne alınabildiğini araştırın, eğer iterseniz belki sonra bana &#8220;<em>şu kadar paraya şu fotoğraf makinesini almaya karar verdim, yapmak istediklerim de şunlar şunlar, sence iyi midir?</em>&#8221; diye sorun. Ben de birileri size $500 dolara su geçirmez bir kullan at fotoğraf makinesi satmaya çalışıyorsa araya girip &#8220;<em>onu alma bence</em>&#8221; diyerek yardımcı olmaya çalışayım.</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>*</strong>: doğru cevap &#8220;b&#8221; olacaktı.</em></p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fmeren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi%2F&amp;linkname=Meren%20Abla%20ile%20%26%238220%3BHangi%20Foto%C4%9Fraf%20Makinesini%20Alay%C4%B1m%3F%26%238221%3B%20Ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/meren-abla-ile-hangi-fotorgaf-makinesini-alayim-kusagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuk Fotoğrafçı: Aliosman Kurtuluş</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-aliosman-kurtulus/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-aliosman-kurtulus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 17:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Fotoğrafçı]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1101</guid>
		<description><![CDATA[Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ&#8217;ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını http://yenisanat.net adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere &#8220;Çocukluğumuzun Oyunları&#8221; isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu &#8220;günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak&#8221; olarak ifade ediyor.
Bendeniz eski çocuk oyunlarını &#8220;yeni nesle aşılamanın&#8221; şu noktada mümkün olup olamayacağından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ&#8217;ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını <a href="http://yenisanat.net">http://yenisanat.net</a> adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere &#8220;<em>Çocukluğumuzun Oyunları</em>&#8221; isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu &#8220;<em>günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak</em>&#8221; olarak ifade ediyor.</p>
<p>Bendeniz eski çocuk oyunlarını &#8220;<em>yeni nesle aşılamanın</em>&#8221; şu noktada mümkün olup olamayacağından pek emin değilim, fakat Aliosman Kurtuluş&#8217;un bu oyunları belgelemek anlamında müthiş bir çalışma ortaya çıkarmış olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde bu oyunların kaybolup gittiğini, yerlerini oyun konsollarına, bilgisayar oyunlarına, &#8220;<em>evde</em>&#8221; ve genellikle &#8220;<em>yalnız</em>&#8221; oynanan oyunlara bıraktığını hepimiz biliyoruz. Bu fotoğraf serisindeki her bir fotoğraf nesli tükenmekte olan bir hayvanın doğal yaşamda çekilen son fotoğrafları gibi. Tek farkları ise içlerinde sadece belirli bir yaşın üzerindekilerin hissedebileceği bir nostalji barındırıyor olmaları.</p>
<p>Öte yandan kendi çocukluğumuzda oynadığımız oyunları bizim çocuklarımızın oynamayacağını düşünerek üzülmemiz ne kadar anlamlı, kestiremiyorum. Bu kararsızlığımın nedeni teknolojik gelişim ile beraber değişen yaşam standartlarının baskısı ile evrilen &#8220;<em>oyun</em>&#8221; kavramının eskisine nazaran daha sağlıksız olduğunu söylemenin güç olduğuna inanmam mı yoksa çocukken sokağa her çıktığımda beni sebepsiz yere döven Salim&#8217;in bende sebep olduğu travma mı, bilemiyorum (Salim eğer bunu okuyorsan özür dile, geçmişi unutalım).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDUBB6WaI/AAAAAAAAHvQ/7nLIHF4-JGE/s1600/002.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aliosman Kurtuluş bu projeyi gerçekleştirmek için Çorlu&#8217;da yakın çevresindeki muhitlerde mahalle mahalle gezmeye başlamış. Söylediklerine göre olan biteni mümkün olduğunca yalın bir şekilde yansıtmaya çalıştığı çekimleri hafta sonlarını ayırarak iki ayda bitirmiş. Bir yerde şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>Etrafım bazen o kadar çok çocukla doluyordu ki mahalledeki teyzeler gürültüye çıkıp kovuyordu hepimizi.</p></blockquote>
<p>Sanırım bu yaşadığı deneyimin ne kadar sahici olduğuna dair çok tanıdık bir gösterge :)</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDUst65nI/AAAAAAAAHvY/7laPOSRB5-o/s1600/004.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çorlu hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmadığı için Aliosman Kurtuluş&#8217;un seçkisini fırsat belleyip biraz araştırdım. E-5 kara yolunun tam ortadan ikiye böldüğü Çorlu, 1965 yılında 25.000 kişilik bir nüfusa ev sahipliği yaparken yeri nedeniyle bir anda &#8220;sanayileşmiş&#8221;. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği iş olanakları ve stratejik önemi ile Türkiye&#8217;nin en <em>gelişmiş</em> ilçesi haline gelmiş. Son 10 yıl içerisinde patlayan nüfusu ile 250.000 kişiye ev sahipliği yapan ve göç yollarında önemli bir son durak halini alan Çorlu&#8217;nun altyapısı ve sosyal olanakları da nüfus ile beraber şekillenmiş midir acaba diye düşündüm, fakat biraz okuyunca böyle iyimser soruların yersiz olduğunu bir kez daha hatırladım. Zira çarpık sanayileşme ile beraber ortaya çıkan hava, su ve diğer doğal kaynaklardaki aşırı kirlilik Çorlu&#8217;da görülen kanser vakalarında ciddi bir artışa da neden olmuş.</p>
<p>Çorlu&#8217;daki sosyal ve ekonomik vaziyet ile ilgili bilgi sahibi oldukça, ailelerin gelir seviyesi ile çocuklarının sokakta oynaması arasında bir ters orantı olduğuna dair düşüncelerim perçinlendi. Böyle bir göstergenin varlığı ihtimali şöyle bir düşünceyi de beraberinde getiriyor aslında: bizlerin gelir dağılımı ve iç göç konusundaki dileklerimizin gerçekleşmiş olduğu bir dünyada, sokakta oynayan çocuklar ve eski çocuk oyunları yok.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDaq6C-8I/AAAAAAAAHvg/tdc5tJ2U9B4/s1600/006.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Seçkideki fotoğrafların her biri bir oyunu anlatmanın yanında küçük detaylarla dolu. Herkes için aynı olması mümkün değil elbette, fakat bu seçki benim için bir <a href="http://meren.org/blog/2006/10/roland-barthes-punctum-studium/">punctum</a> cenneti idi. İlk fotoğrafta olan biteni uzaktan seyreden çocuk, saklambaç fotoğrafında yukarıdan sarkan kilim&#8230;</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDaoN8YZI/AAAAAAAAHvk/TtdFlBWZTbQ/s1600/007.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDbb2KfiI/AAAAAAAAHvs/1qwUg3T9Blc/s1600/009.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1uDheRbYrI/AAAAAAAAHv8/zr9JWxctG3g/s1600/014.jpg" alt="" /><br />
<em>© Aliosman Kurtuluş</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kendisine attığım ikinci e-postada takip ettiği fotoğrafçılardan birkaçının ismini sormuştum, yanıtına doğrudan yer vereyim:</p>
<blockquote><p>Moda fotoğrafı denince aklıma <a href="http://www.koraybirand.co.uk/" target="_blank">Koray Birand</a> geliyor, çok severek takip ederim. <a href="http://emredogru.com/" target="_blank">Emre Doğru</a>, <a href="http://www.erenmemisoglu.com/" target="_blank">Gökçe Erenmemişoğlu</a> reklam fotoğrafı konusunda takdir ettiğim isimler.</p>
<p>Atilla Durak &#8216;ın <a href="http://www.ebruproject.com/gallery/" target="_blank">Ebru</a> ve Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın <a href="http://www.nuribilgeceylan.com/photography/turkeycinemascope1.php?sid=1" target="_blank">Turkey Cinemascope</a> projeleri ile gurur duyuyorum. <a href="http://www.erwinolaf.com/" target="_blank">Erwin Olaf</a> ve<a href="http://andrzejdragan.com/" target="_blank"> Andrzej Dragan</a> ise bahsetmeden geçemeyeceğim yabancı isimler.</p></blockquote>
<p>Kurtuluş ileride kurgu ve moda fotoğrafçılığı konularında çalışmalar yapmayı planlıyormuş. <a href="http://yenisanat.net/">http://yenisanat.net</a> adresinde de çalışmalarının bir kısmına rastlamak mümkün.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fkonuk-fotografci-aliosman-kurtulus%2F&amp;linkname=Konuk%20Foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1%3A%20Aliosman%20Kurtulu%C5%9F"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-aliosman-kurtulus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuk Fotoğrafçı: (Buraya Adınızı Yazın)</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 05:31:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1088</guid>
		<description><![CDATA[Üç yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda fotoğraf ile ilgili yazılar yazıyorum. Geldiği nokta itibarı ile bu günlük, ulaşıyor olmasından ötürü gurur duyduğum bir takipçi kitlesine hitap eder hale geldi. Biraz da bundan cesaret alarak işi bir adım öteye götürmeye karar verdim: Konuk fotoğrafçıları bu sayfalarda ağırlamak, insanları çalışmalarından haberdar etmelerine yardımcı olmak istiyorum.
Katılmak isteyenler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üç yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda fotoğraf ile ilgili yazılar yazıyorum. Geldiği nokta itibarı ile bu günlük, ulaşıyor olmasından ötürü gurur duyduğum bir takipçi kitlesine hitap eder hale geldi. Biraz da bundan cesaret alarak işi bir adım öteye götürmeye karar verdim: Konuk fotoğrafçıları bu sayfalarda ağırlamak, insanları çalışmalarından haberdar etmelerine yardımcı olmak istiyorum.</p>
<p>Katılmak isteyenler yapmaları gerekenleri bu yazı içerisinde bulacaklar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/ScQFh6p9zUI/AAAAAAAAE9Y/JIRadnAKE_Q/s800/06_s.jpg" alt="gang" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Önce kısa bir soru cevap kısmı:</p>
<blockquote><p><em><strong>Fotoğrafçılardan ne bekliyor olacağım?</strong></em><br />
Bana en az 5 en çok 8 fotoğraftan oluşan seçkiler göndermelerini rica edeceğim. Bu seçkilerin &#8220;<em>en beğendikleri fotoğraflar</em>&#8221; olmasını <strong>değil</strong>, bir konu çerçevesinde çekilmiş, bir portfolyo haline gelmiş fotoğraflar olmalarını bekliyor olacağım. Ayrıca kendilerinden ve bu çalışmalarından mümkün olduğunca bahsetmelerini de rica edeceğim. Seçkiler biriktikçe herhangi bir <strong><em>hikayeyi</em></strong>, bir <strong><em>düşünceyi</em></strong> ya da bir <strong><em>hadiseyi</em></strong> birkaç fotoğraflık bir seçki ile aktarmanın ne kadar güçlü olabildiğini göreceğiz diye tahmin ediyorum.</p>
<p><strong><em>Fotoğrafları eleştirecek miyim?</em></strong><br />
Hayır. Fakat yorumlarıma yer vereceğim. Fakat bunlar teknik, hele Fotokritik yorumları mukabilinden uyarılar ya da yönlendirmeler olmayacaklar. Kesinlikle öğretmenlik taslamak gibi bir amacım yok, zaten kendimi öyle bir noktada görmüyorum.</p>
<p><em><strong>Peki amacım ne?</strong></em><br />
Amacım bir fotoğrafçıyı, onun düşüncelerini, tarzını, tekniğini kendi seçtiği bir portfolyosu vasıtasıyla insanlara taktim etmek olacak. Fotoğraf paylaşım sitelerinin pratik sebeplerle fotoğraf paylaşımına koyduğu kısıtlar yeni fotoğrafçıları tanımak isteyen insanlar ile daha geniş bir kitleye hitap etmek isteyen fotoğrafçılar arasına bir set çekti. Belki tek tek çok etkileyici olmayan, fakat bir araya getirildiğinde çok güçlü olabilecek seçkilerin gürültü içerisinde kaybolmasını kolaylaştırdı. Bu proje ile amacım fotoğrafçıların projeleri ile insanlara sunuldukları bir diğer mecranın ortaya çıkmasına vesile olmak.</p>
<p><strong>Gönderilen her seçkiyi yayınlanacak mıyım?</strong><br />
Ne yazık ki hayır. Hem okuyuculara karşı bir sorumluluğum olduğu için hem de bir seçkiyi yayına hazırlamak çok kolay bir iş olmadığı için her gelen seçkiye yer veremeyeceğim. Bu noktada benim fotoğrafa dair vizyonuma güvenmenizi beklediğimin farkındayım. Beni ve görüşlerimi beğenmiyorsanız zaten doğal olarak gönderemeyeceksiniz. Seçki hazırlayıp göndermeyi düşünen fotoğrafçılara verebileceğim tek garanti, seçkilerini samimiyetle ve son derece pozitif bir şekilde değerlendireceğim olabilir.</p>
<p><em><strong>İsmi duyulmuş fotoğrafçılara mı öncelik vereceğim?</strong></em><br />
Hayır. Bu işe kalkışmamdaki temel amaç, ismi duyulmamış fotoğrafçıları tanımak ve tanıtmak. Fakat elbette bir seçkiyi sahibi nispeten geniş bir kitle tarafından biliniyor diyerek geri çevirmem mümkün değil.</p>
<p><em><strong>Neden fotoğrafçıları ve fotoğraflarını kendim bulmuyorum da onların bana göndermesini istiyorum?</strong></em><br />
Öncelikle yeni isimleri bulup çıkarmak çok güç. Ayrıca benim bulabildiğim isimler yerine bu sayfalarda yer almak isteyebilecek isimlerle çalışmanın daha keyifli olacağını düşünüyorum.</p></blockquote>
<p>Yanıtlanması gereken başka sorular olduğunu düşünüyorsanız ya da sürecin işleyişine dair önerileriniz varsa lütfen paylaşmaktan çekinmeyiniz.</p>
<p>Öte yandan bu yazıyı buraya kadar okumuş ve bu fikrin keyifli sonuçlanabileceğini hissetmiş olanların çevrelerindeki fotoğrafçıların ilgilenmek isteyebilecek olanlarını bu yazıya yönlendirmelerini rica ediyorum.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Seçki göndermek isteyen fotoğrafçılardan neler bekliyorum? (lütfen bu konudaki her türlü iletişim için e-posta adresimi kullanın: a.murat.eren / gmail):</p>
<ul>
<li><strong>En az 5, en çok 8</strong> fotoğraftan oluşan seçkiniz (<em><strong>ZIP</strong></em> ya da <strong><em>TAR</em></strong> ile sıkıştırılmış ya da arşivlenmiş bir klasör içerisinde).</li>
<li>Kendiniz hakkında bilgi (varsa, insanların Internet üzerinde sizi nerelerde bulabilecekleri bilgisini eklemeyi ihmal etmeyin).</li>
<li>Gönderdiğiniz seçki hakkında bilgi (buna bir limit koymak istemiyorum, muhakkak istisnalar olacaktır, fakat genel olarak şöyle diyebilirim sanırım: eğer seçkinizin anlattığı hikaye, aktardığı düşünce ya da tanıklık ettiği hadiseyi anlatmak, bunlar hakkında görüşlerinizi ve motivasyonlarınızı paylaşmak 100 kelimeden az tutuyorsa göndermeyi bir kere daha düşünmenizi tavsiye ederim).</li>
</ul>
<p>Ayrıca lütfen şu <strong>önemli hususlar</strong>ı da göz önünde bulundurun:</p>
<ul>
<li>Fotoğraflarınızın <strong>uzun kenarı 800 piksel</strong> olmalı. Daha büyük ise ve uğraşmak istemiyorsanız problem değil, ben yayınlamadan önce 800 piksele küçültürüm, fakat daha küçük olması izleyici deneyimini kötü etkiliyor.</li>
<li>Fotoğraflarınızın üzerinde isim, imza, çerçeve <strong>olmamasını</strong> tercih ederim. Bu konuda daha önceden verdiğiniz bir kararı değiştirmeniz için ısrar edemem, fakat fotoğraf üzerindeki isim, imza gibi çapakların izleyicilere yapılan bir haksızlık olduğunu <a href="http://meren.org/blog/2008/09/fotograflardaki-copyright-ibareleri-uzerine/">düşünüyorum</a>.</li>
<li>Fotoğraf isimlerinin <strong>001.jpg, 002.jpg, 003.jpg</strong> formatına uygun olmasını rica ediyorum. Bu sayede hem onları nasıl sıraladığınızı anlayabileceğim. Her birinin ayrı ayrı isimleri varsa bunu e-postanız içerisinde belirtmeniz harika olur.</li>
<li>Lütfen seçtiğiniz fotoğrafları arşiv dosyalarını <strong>Isim_Soyad.zip</strong> ya da <strong>Isim_Soyad.tar</strong> şeklinde isimlendirin.</li>
</ul>
<p>Herkes için bir <strong>özet</strong> olması açısından bir örnek vereyim. Engin İlkiz isimli bir kişi fotoğraf göndermek istese idi ne yapardı? Adım adım:</p>
<blockquote><p>Engin ilk önce, <em>Engin_Ilkiz</em> isimli bir klasör yaratırdı. Göndermek için eçtiği, uzun kenarı 800 piksel, üzerinde isim yazmayan, imza ve dijital çerçeve olmayan fotoğraflarını bu klasör içine koyardı. Fotoğraf isimlerini 001, 002, 003 olacak şekilde değiştirirdi (ilk olmasını istediği fotoğrafın ismini 001, ikinci fotoğrafın ismini 002 yapardı). Meren&#8217;in e-posta adresine göndermek üzere bir e-posta hazırlardı (a.murat.eren / gmail). Bu e-posta içerisinde kendinden bahseder, seçkisi ile anlatmak istediği hikaye ya da aktarmak istediği düşünce ya da tanık olmamızı istediği hadiseye dair bir yazı yazardı (neden böyle bir projeye giriştiğinden, projeye dair neler hissettiğinden, etkilendiği fotoğrafçılardan, ilerde fotoğraf adına yapmak istediklerinden ve daha nice insanların kendisi ile ilgili bilmek isteyebileceklerinden bahsederdi mesela). İçinde seçkisinin olduğu Engin_Ilkiz.zip ya da Engin_Ilkiz.tar dosyasını e-postasına iliştirirdi. Konu satırına da &#8220;Konuk Fotoğrafçı: Engin İlkiz&#8221; yazdıktan sonra e-postasını gönderirdi.</p></blockquote>
<p>Son olarak çalışmalarınızı göndermeden önce <strong><a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">konuk fotoğrafçı arşivi</a></strong>ne göz atmak isteyebilirsiniz.</p>
<p>Bunca zahmete katlandığınız için şimdiden çok teşekkür ederim.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fkonuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin%2F&amp;linkname=Konuk%20Foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1%3A%20%28Buraya%20Ad%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1%20Yaz%C4%B1n%29"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>22</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Söz Flaşlardan Açılmışken&#8230;</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/soz-flaslardan-acilmisken/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/soz-flaslardan-acilmisken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 01:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1078</guid>
		<description><![CDATA[Hazır söz flaşlardan açılmışken, bu gün sevgili İstem&#8217;in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın &#8220;İstem kim?&#8221; diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın &#8220;İstem&#8217;in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?&#8221; diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27&#8242;ninin ise &#8220;aaa bu gün benim de doğum günümdü!&#8221; diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/">Hazır söz flaşlardan açılmışken</a>, bu gün sevgili İstem&#8217;in doğum günü idi. Büyük bir kısmınızın &#8220;<em>İstem kim?</em>&#8221; diye sorduğunu, nispeten küçük bir kısmınızın &#8220;<em>İstem&#8217;in doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?</em>&#8221; diye merak ettiğini, bu yazıyı okuyanların aşağı yukarı %0.27&#8242;ninin ise &#8220;<em>aaa bu gün benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diyor olabileceğini az çok kestirebiliyorum. Merak buyurmayınız. Hepinize sıra gelecek.</p>
<p>Fakat en önce siz fotoğraf insanlarını bu gün denk geldiğim harika bir çalışmadan haberdar etmek istiyorum. New York&#8217;taki bir fotoğraf ajası olan <a href="http://reduxpictures.com/">Redux Pictures</a>, bünyesindeki fotoğrafçıları tanıtan küçük videocuklar hazırlamış. Her biri makul bir uzunlukta olan bu videolarda ajansın fotoğrafçıları fotoğrafa dair bakış açılarını, neleri fotoğrafladıklarını, neleri fotoğraflamak istediklerini anlatıyor, fotoğraf üzerine düşüncelerini fotoğrafları eşliğinde paylaşıyorlar. Çok hoşuma gitti. Tam da <a href="http://vimeo.com/8455414">Jiro Ose&#8217;nin videosu</a>nu izlerken bu videoların sizin de hoşunuza gidebileceğini düşündüm. Redux Pictures&#8217;ın kanalı burası: <a href="http://vimeo.com/reduxpictures">http://vimeo.com/reduxpictures</a></p>
<p>Bu arada bu gün <a href="http://www.turkishjournal.com">Turkish Journal</a>&#8216;da sayın Işıl Öz&#8217;ün kaleminden bir röportajım yayınlandı. Kendisi ile aramızda geçen söyleşinin tamamını merak ediyorsanız metnin tamamına buradan ulaşabilirsiniz (ama röportajın başlığını görünce gülmek, &#8220;<em>aa biz onu tanıyoz, sakin makin bi adamdır Meren</em>&#8221; demek yok): <a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=6117">Fotoğrafta asi duruş: A. Murat Eren</a> (başlığı ilk gördüğümde &#8220;<em>o başlıktaki &#8216;asi&#8217; kelimesini &#8217;seksi&#8217; ya da &#8216;bikinili&#8217; olarak değiştirmeye sıcak bakar mıydınız? çok hit alır hem?</em>&#8221; diye sormak geçti içimden, fakat daha sonra bu konuda Işıl Öz&#8217;ün edindiği izlenime saygı göstermemin en doğrusu olacağına karar verdim (çok efendi bir asiymişim meğersem)).</p>
<p>Peki. Sıra geldi &#8220;<em>İstem kim?</em>&#8220;, &#8220;<em>onun doğum gününün flaş ile ne ilgisi var?</em>&#8221; ve &#8220;<em>aaa bu gün benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diyenlere.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1FOTlpXUKI/AAAAAAAAHtE/w_COS6iThhU/s800/Istem-22.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>&#8220;<em>İstem kim?</em>&#8221; diyenler</strong>: Aslında İstem Hanım&#8217;ın kim olduğunu öğrenmenizin benim bu mevzuyu götürmeye çalıştığım noktaya yaklaşmamız açısından neredeyse hiçbir katkısı olmayacak. Fakat çok geniş bir kitle olduğunuzu tahmin ettiğim için sizi görmezden gelmiş olmak istemedim. Kendisi <a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/">Evrim Çalışkanları</a>&#8216;ndan, çok sevdiğimiz bir şahsiyet olup, <a href="http://meren.org/blog/2009/07/barhalda-7-gun/">Barhal dönüşü</a> bizi geçirmeye hava limanına simit, poğaça ve dergiler ile geldiğinde çektiğim fotoğrafı ile aslında belki sizin de tanıyor olabileceğiniz bir simadır.</p>
<p><strong>&#8220;<em>İstem&#8217;in doğum gününün flaşlar ile ne ilgisi var?</em>&#8220;</strong>: Bunun yanıtı şimdi anlatacağım hikaye ve az sonra izleyeceğiniz video içerisinde gizli. Olay şu: Bundan bir zaman evvel Uygar Bey, zevcesi olan İstem Hanım&#8217;a, yaklaşmakta olan doğum günü vesilesiyle bir hediye almak ister. Fakat almak istediği hediyeler Türkiye&#8217;de satılmamaktadır. Kendisi çaresiz, Meren ve Duygu çiftine danışır. &#8220;<em>Acaba hediyeleri alıp sizin adresinize göndersem, siz onlar elinize geçince bana gönderir misiniz</em>&#8221; diye sorar. Olumlu yanıtın ardından Ayşe Tatile Çıksın denir, hediyeler bize ulaşır. Fakat bir problem vardır. Hediyelerin İstem Hanım&#8217;ın eline vaktinde geçmesi neredeyse imkânsızdır. Biz göndereceğizdir, lâkin hediyeler çok yüksek olasılıkla İstem Hanım&#8217;ın doğum gününden sonra oraya varacaktırlar. O sırada Duygu Hanım problemi çözmek amacı ile &#8220;<em>biz hediyeleri göndermeden önce onların fotoğraflarını çekelim, İstem&#8217;e doğum gününde en azından onlar gösterilir, pek güzel olur</em>&#8221; der. Uyar Bey incelik gösterip bu kaziyeyi yerinde bulunca fotoğrafları çekme işi de elbette Meren kulunuza düşer. Fotoğraflar çekilir, aşağıdaki video hazırlanıp Uygar Bey&#8217;e vakti gelince İstem Hanım&#8217;a izletmesi için gönderilir. Bu sayede İstem Hanım eline henüz geçmemiş olan hediyelerden, Uygar Bey siparişleri geç vermiş olsa da durumu kurtarmış olmaktan, Meren Bey ise küçücük flaşlarının ortaya koyduğu harika performanstan ötürü ziyadesiyle memnundur.</p>
<p>Video öncesi not: Fotoğraf makinesinin üzerindeki flaş tavandan sektiriliyor (bounce ediyoruz yani), ayrıca ön kısmına takılan kart ile flaşın sadece yukarıyı aydınlatması sağlanıyor (böylece fotonlar sadece yukarıdan, bir yaz yağmuru gibi sakin bir şekilde yağıyorlar), sağ tarafta ise üzerinde SB-600 takılı bir şemsiye var (fotonlar elektrikli bir fanın üflediği hava misali üzerimize düşüyorlar), fotoğraf makinesi üç-ayağın üzerinde olduğu fotoğrafların her birisi aynı perspektiften çekebiliyor:</p>
<p align="center"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/EVbt6LBQ3Qw&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/EVbt6LBQ3Qw&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><strong>&#8220;<em>Aaa bu gün benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diyenler</strong>: %0.27 başka durumlarda hayrını pek göremeyeceğiniz kadar düşük bir dilim olduğu için ve kendimi hep bir şekilde çoğunlukların karşısında bulduğum için bu gün sizin yanınızda, doğum günü bu gün olmayan çoğunluğa karşı savaşasım var. Bu yürekliliğimin bir nişanı olarak benimle önümüzdeki 3 gün içerisinde e-posta yoluyla bağlantıya geçen ve 17 Ocak&#8217;ta doğduğunu ispatlayan ilk kişiye, pigment temelli mürekkepler ile bambu kağıdına basılmış 4&#8243;x6&#8243; ebatlarındaki bir fotoğrafımı çerçeveleyip hediye olarak göndereceğim. Son kararımdır (<strong><em>21 Ocak&#8217;ta gelen güncelleme</em></strong>: 3 gün çerisinde sadece bir kişi &#8220;<em>aa 17 Ocak benim de doğum günümdü!</em>&#8221; diye geldi, ama ispatlayamadı; fotoğraf da bana kaldı).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1FObWQuiYI/AAAAAAAAHtg/n-23FgNIcYg/s800/Istem-29.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fsoz-flaslardan-acilmisken%2F&amp;linkname=S%C3%B6z%20Fla%C5%9Flardan%20A%C3%A7%C4%B1lm%C4%B1%C5%9Fken%26%238230%3B"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/soz-flaslardan-acilmisken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>18</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SB-900, SB-600 ve Strobist Nağmeler</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 21:42:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1061</guid>
		<description><![CDATA[Bundan birkaç yıl evvel birisi bana &#8220;Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın&#8221; dese, &#8220;yok daha neler, peh&#8221; derdim. Zira doğal ışığı ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan birkaç yıl evvel birisi bana &#8220;<em>Meren, yarın bir gün flaş filan kullanan bir insan olacaksın</em>&#8221; dese, &#8220;<em>yok daha neler, peh</em>&#8221; derdim. Zira <a href="http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/">doğal ışığı</a> ve işini doğal ışıkla görmeyi çok seven bir fotoğrafçıyım. Üstüne üstlük kısa bir zaman öncesine kadar bana flaş dendiğinde aklıma keskin gölgeler, ayrıntısız, detaysız, yavan fotoğraflar gelirdi, durduk yerde sinirlenirdim :(</p>
<p>Bununla beraber fotoğraf konusunda biraz daha ciddi işler yapmaya başlayınca hoşuma giden ışık koşullarında fotoğraf çekme lüksüm kalmadı tabi. Dünya üzerindeki yaşamın yegâne enerji kaynağı da olan emektar ışık kaynağım Güneş&#8217;in ortalarda olmadığı zamanlarda Meren&#8217;in de ortalarda olmadığı günler sona ermeli idi.</p>
<p>Çaresiz, bir adet SB-900 flaş aldım. Kendisine ısınacağıma dair zerre kadar ümidim yoktu. Hatta ilk kullanışımda buradaki fotoğrafçı arkadaşlarımdan birisi olan, profesyonel otomobil fotoğrafçısı <a href="http://www.flickr.com/photos/syf0n/collections/72157603520895624/">Richard Thompson</a> ile sosyetik bir gece etkinliğini çekiyorduk. Etkinlikteki insanların yüzüne yüzüne patlattığım SB-900&#8242;ü ilk kez denemek için yanlış bir yer seçtiğim aşikardı (neyse ki patlayan flaş bir ninjanın attığı duman bombası etkisi yaratıyor, insanlar geçici bir körlük yaşarken ben salonun diğer köşesine sıvışıyordum). Bir süre sonra kaçacak yer kalmayınca SB-900&#8242;ü bir hışımla çıkarıp gecenin geri kalanında kullanmak üzere 50mm f/1.8 lensimi taktığımı, Richard&#8217;ın da beni &#8220;<em>bu herif web sayfasındaki fotoğrafları bir yerlerden yürütmüş olmalı</em>&#8221; diyerek süzdüğünü hatırlıyorum.</p>
<p>Sonra okuyup araştırınca flaşın ürettiği ışığı nasıl dönüştürüp terbiye edebileceğimi öğrenmeye, işin mantığını bir miktar daha iyi anlamaya başladım. Tavandan, duvardan, yerden sektir, bouncer, softbox, jel-mel kullan, dene-yanıl sürecine girdim. Işığı dağıtmak, yumuşatmak, sabit bir <a href="http://meren.org/blog/2009/06/dogru-zamanda-disarida-olmak/">ışık sıcaklığı</a>na sahip olan flaşları ortamdaki ışık sıcaklığına uydurmak filan bambaşka bir alem idi. Sonraki ilk flaş denemem <a href="http://meren.org/blog/2009/10/jason-ricci/">Jason Ricci konseri</a>nde oldu. Sonuçlar -hiçbir ışık dönüştürücü olmadan kullanılan bir flaş için- muazzamdı (Richard beni bir de şimdi görsündü).</p>
<p>Daha sonra da tek bir flaş ile bu işin asla benim istediğim gibi olmayacağını kavrayıp SB-900 ile senkron kullanmak için bir flaş daha aldım: SB-600. Basit ışık dönüştürücüler, ışık ayakları, şemsiyeler filan derken bir flaş ile başlayan macera -biraz abartacak olursam- bir asistan olmadan taşınamayacak bir ekipman yığını haline gelmeye başladı. Sonrasında da belki beni Radiopopper&#8217;lar, Elinchrom setler bekliyordu (ama kimse bunlardan <a href="http://www.biyolokum.com/">Duygu</a>&#8216;ya bahsetmiyordu, hepsi içimizden içimizden konuşuluyordu).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img title="SB-900" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1IcKbkh5-I/AAAAAAAAHu0/5ov5gf7AGlQ/s400/sb-900.jpg" alt="" /></td>
<td align="left"><img title="SB-600" src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1IcKSOdztI/AAAAAAAAHuw/nGVbhXbqK5w/s400/sb-600.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>SB-600&#8242;ü SB-900 üzerinden yönetebiliyorsunuz. SB-900&#8242;ü &#8220;master&#8221; kipine, SB-600&#8242;ü de &#8220;slave&#8221; kipine alınca iki flaş da birbirleri ile kızılötesi sinyaller ile iletişip senkron bir şekilde patlıyorlar. Bunun için fiziksel olarak birbirlerini görmeleri vesaire gerekiyor, dolayısıyla çok güvenilir değil, fakat wireless çözümler de çok ucuz sayılmaz. Eğer konu bir yere kaçmıyorsa bu düzenek de rahat rahat ayarlanabiliyor (ayrıca Nikon&#8217;un SLR fotoğraf makineleri üzerindeki built-in flaşlar da &#8220;master&#8221; kipinde çalışıp diğer flaşları yönetebiliyor). Ayrıca imkanların kısıtlı olduğu durumlar yaratıcılığın besin kaynağıdır, dolayısıyla bir problem yok..</p>
<p>Geçenlerde buradaki en sevdiğimiz arkadaşlarımızdan olan Eric ve Virginia &#8220;<em>biz ailemize kendi fotoğraflarımızı hediye etmek istiyoruz, bize yardım et</em>&#8221; diye geldiler. Yağmur yağıyor, hava rezalet. Türk misafirperverliğinin ve Anadolu insanının New Orleans temsilciliğini layığı ile yerine getirmek isteyen, Ermeni&#8217;lerin, Yunan&#8217;ların filan yüzleri kara çıksın isteyen yağız bir delikanlı olarak &#8220;<em>eh, peki</em>&#8221; dedim. Evin içinde o koltuk senin bu koltuk benim yer değiştiriyoruz, fakat bir türlü olmuyor, bir türlü istediğim tadı bulamıyorum. Zaten zor beğenen bir insanım, o gün de bütün ketumluğum üzerimde.</p>
<p>Neden sonra aklıma flaşlarım geldi. &#8220;<em>Yürüyün bakem</em>&#8221; dedim ve dışarıya çıkardım bunları. Evden bir koltuk indirdim aşağıya, yolun ortasına koydum. Koltuğun hemen sol tarafına üzerinde şemsiye olan SB-600 takılı ışık sehpasını (&#8220;light stand&#8221; &#8212; Türkçe&#8217;si ne ola ki bunun?) koydum. Fotoğraf makineme de SB-900&#8242;ü taktım. Buncağızlar beni apartmanın girişinden izliyorlar. Koltuğu işaret edip &#8220;<em>oturun</em>&#8221; dedim, kikirdeye kikirdeye geldiler, &#8220;<em>buraya mı oturacağız? yolun ortasına?</em>&#8221; dedi Virginia, ben &#8220;<em>he</em>&#8221; deyince oturdular. Işığı filan ayarlamaya çalışıyorum. O sırada Eric &#8220;<em>Meren, araba geliyor</em>&#8221; dedi. Virginia &#8220;<em>ya kalkalım adam geçsin, sonra çekeriz, ay</em>&#8221; diyerek Eric&#8217;in sözlerini bir bayan zarafeti ile tekrar etti. Fotoğrafçı oturun dedikten sonra siz nereye kalkıyorsunuz? Bunlara ben Ege şivemle &#8220;<em>töngümeyin, kürdüşmeyin bakem! gömüveğcem ikinize de şindi!</em>&#8221; diye nasıl bağırdıysam hiçbir yere kımıldayamadılar. Deklanşöre bir bastım, bir daha bastım, sonra zaten her şeyi toplayıp içeriye kaçtık. Fotoğraflara evde baktım, ikisi de birbirinden güzel, en azından ben çok beğendim. İlki bu:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia0koATNI/AAAAAAAAHuc/JUC7_4K_cIY/s800/Eric%27n%27Virginia-01.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>SB-600/SB-900 ikilisi ile ziyadesiyle mutluydum. Fakat SB-900&#8242;ün fotoğraf makinesine takılı olmak zorunda olması durumu beni iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştı. Ben de gidip bir uzatma kablosu aldım (eBay&#8217;de <a href="http://cgi.ebay.com/33ft-10m-TTL-Off-Camera-Remote-Cord-SC-28-C-for-Nikon_W0QQitemZ390129705498QQcmdZViewItemQQptZCamera_Cables_Cords">var</a> bir tek ve o satıcı da Hong Kong&#8217;da, fiyatı ise çok makul). Şöyle bir şey bu arkadaş:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ica6bEMcI/AAAAAAAAHu4/s2RN9Wvkcp4/s640/10m-ttl.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İki gün önce elime ulaştı, gayet güzel iş görüyor, boyu ziyadesiyle uzun, sürpriz şekilde kaliteli de. Az önce hemen dışarı çıkıp bir iki deneme yaptım. SB-900 kablo ile fotoğraf makinesine bağlı, SB-600 ise SB-900&#8242;e senkron:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia1EJTdCI/AAAAAAAAHug/9MTDDJkb0xE/s800/flash-1.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu kablo sayesinde daha çeşitli strobist soytarılıkları yapmak mümkün (bu &#8220;<em>ışıkla duş alıyordum</em>&#8221; fotoğrafı):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia1XRDuvI/AAAAAAAAHuk/wcnzXd2sya4/s800/flash-2.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Böyle süslenmişim filan gibi olmuş ama vallahi değil. Ron gillerden geliyorduk, evden kabloyu ve flaşları aldığım gibi dışarı çıktım (bu arada boynumdaki fular <a href="http://www.burkinafasafiso.com/">Ali Işıngör</a>&#8216;ündü, son İstanbul ziyaretimde bana hediye etmişti, vallahi entel olan o, ben soğuktan takıyorum (geçenlerde bir taktım, alışkanlık yaptı, şimdi çıkarınca -çok afedersiniz- çıplak hissediyorum kendimi (halbuse değilim yani))). Neyse. Bu yukarıdaki fotoğrafın &#8220;<em>duş bitti saçlarımı kuruluyorum</em>&#8221; fotoğrafı, yukarıdakine göre biraz daha doğru pozlanmış:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia1tMyaUI/AAAAAAAAHuo/2qqvuXIAH84/s800/flash-3.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ayrıca bu flaşlarla yapabildiğimiz tek şey dışarılara çıkıp insanların garip bakışları arasında kendimizin fotoğrafını çekmek mi? Elbette hayır. Evde bir şemsiyenin altına girip <a href="http://www.biyolokum.com/2009/12/firat/">Duygu kişisinin bir-iki hafta evvel yaptığı Fırat heykelleri</a>nin fotoğrafını da çekebiliyoruz. Şu Fırat&#8217;ın üzerindeki ışığın yumuşaklığına, Fırat&#8217;ın tatlılığına bakın:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S1Ia2AKttQI/AAAAAAAAHus/U6eGLdgpzfc/s800/flash-4.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Son birkaç yazı üst üste ekipman yazısı oldu (&#8220;<em>son birkaç yazı</em>&#8221; dediğim de son iki yazı altı üstü .. bilemiyorum ne olacak benim bu halim). Elbette ekipman yazılarının bir sonu var. Hatta bu yazı belki de uzun süreliğine sonuncusu idi. Bu arada yoğunluğum devam ediyor aslında ve <a href="http://meren.org/blog/2009/12/kucuk-bir-ara/">küçük bir ara</a> henüz sona ermedi.. Bunlar hep siz sıkılıp beni unutmayın diye. Maksat ayağınız alışsın. <a href="http://www.optumbay.com/">Öptüm, bay</a>.</p>
<p>PS: Yıl oldu 2010. Benim alışkanlığım değil böyle günlere dair bir şeyler yazmak, fakat Okan Akan güzel bir yazı yazmış, bir sürü de fotoğrafa bağlantı vererek kendi seçkisini sunmuş, sonra &#8220;aa biz bilmiyorduk, okumak isterdik, görmediydik&#8221; demeyin: <a href="http://insanveimge.blogspot.com/2010/01/benim-yasadgm-2009-ce-la-vie.html">http://insanveimge.blogspot.com/2010/01/benim-yasadgm-2009-ce-la-vie.html</a></p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fsb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler%2F&amp;linkname=SB-900%2C%20SB-600%20ve%20Strobist%20Na%C4%9Fmeler"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>25</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nikon 24-70mm f/2.8 Lens</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 00:29:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekipman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1040</guid>
		<description><![CDATA[Nikon D700 ile beraber aldığım bu lensi bir süredir hem amatör hem profesyonel işler için kullanıyordum. Kendisi ile hakkında yazabilecek kadar haşır neşir olduğumu düşündüm. Gereksiz teknik detayları Google yardımı ile bulunabilecek kaynaklara havale edip kendi deneyimlerimi ve görüşlerimi paylaşacağım.







Öncelikle klasik girişi yapayım: Nikon 24-70mm f/2.8 G ED Nikon&#8217;un ürettiği en iyi lenslerden birisi; eğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://meren.org/blog/2009/11/nikon-d700/">Nikon D700</a> ile beraber aldığım bu lensi bir süredir hem amatör hem profesyonel işler için kullanıyordum. Kendisi ile hakkında yazabilecek kadar haşır neşir olduğumu düşündüm. Gereksiz teknik detayları Google yardımı ile bulunabilecek kaynaklara havale edip kendi deneyimlerimi ve görüşlerimi paylaşacağım.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZPVi2sv6I/AAAAAAAAHqo/TH0RnhPEsow/s800/Nikon24-70.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Öncelikle klasik girişi yapayım: Nikon 24-70mm f/2.8 G ED Nikon&#8217;un ürettiği en iyi lenslerden birisi; eğer profesyonel olma yolunda ciddi adımlar atmaya niyetli bir Nikon kullanıcısı iseniz neredeyse sahip olmak zorunda olduğunuz bir lens. Etrafımda Nikon ile çalışan profesyonel fotoğrafçılar arasında bu lense sahip olmayan bir kişi bile yok.</p>
<p>Bununla beraber bu arkadaş bir profesyonel için ne kadar gerekli bir lens ise bir amatör için de o kadar gereksiz bir lens bence. Amatörlere tavsiye etmeyişimin sebeplerini aşağıdaki listeledim.</p>
<p>Hem bu lensi size satmaya çalışmadığım için hem de bütün ürün incelemeleri ilk önce avantajlardan bahsettiği için listelemeye lensin dezavantajlarından başlamak istedim (yazar burada, böyle &#8220;çok farklı bir insanımdır&#8221;, &#8220;beni sürünün içinde bulamazsınız&#8221; mesajları filan vermeye çalışıyor):</p>
<ul>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Lens çok büyük, ama gerçekten çok büyük. Genel amaçlı bir lensin bu kadar büyük olması çok ciddi bir problem. Çünkü fotoğraf çekmenin öncelikli amaç olmadığı hiçbir yere götüremiyorum bu arkadaşı. Hiçbir çantanın içerisine sığmıyor, onun içine sığdığı çantanın içerisinde başka bir şey için yer kalmıyor. Üzerine <a href="http://images.google.com/images?q=Nikon+HB-40+Bayonet">parasoley</a>ini de taktığımda iyice uzun oluyor ve manevra kabiliyetim gerçekten çok düşüyor (&#8220;onu da takmayıvereyim&#8221; diyemiyorum, zira bu profesyonel lensleri parasoleysiz kullanmak hem biraz tehlikeli hem de biraz komik oluyor). Ne kadar büyük olduğunun kafanızda canlanması için aşağıdaki fotoğrafı buldum. Lens, nispeten büyükçe bir gövdeye sahip olan D700 üzerinde takılı (fotoğraf Flickr&#8217;daki <a href="http://www.flickr.com/photos/xtianyves/3701881042/">xtianyves</a> takma adlı kullanıcıya ait):
<p style="text-align: center;"><a title="Nikon D700 with 24-70mm f/2.8G AF-S by christianyves, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/xtianyves/3701881042/" target="_blank"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2631/3701881042_e8dd739af8.jpg" alt="Nikon D700 with 24-70mm f/2.8G AF-S" width="500" height="333" /></a></p>
</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Çok ağır. Eşek ölüsü gibi. D700&#8242;ümün gövdesinden sadece 100 gram daha hafif, böyle bir şey olabilir mi yahu, insaf. Büyük olan şeylerin çoğu durumda ağır olduğuna ben de aşinayım ama elinize aldığınızda ağırlığı karşısında şaşırıyorsunuz, ama mesela yanınızda birileri oluyor, bozuntuya vermiyorsunuz, fakat 20 dakika sonra fotoğraf makinesini tutan eliniz ağlamaya başlıyor orada. Lensin ağırlık merkezi fotoğraf makinesinden ve dolayısıyla makineyi taşıdım destek noktasından uzakta olduğu için bileğim üzerinde alışık olmadığım yönde, dairesel bir baskı oluşturuyor (çünkü arkadaş hep aşağıya doğru bakmak istiyor, fakat fotoğraflanmaya değer şeyler çoğunluklar karşıda oluyorlar, o düşüyor, ben kaldırıyorum, üstüne bir de SB-900 takılı ise, değmeyin keyfime).</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Çok çok narin bir lens. Ama gerçekten çok narin bir lens (kafanızda canlanması için geçen bir kırayazdım, sonra vazgeçtim hemen). Eğer düşürecek olursanız almak için yere eğilmeyin bile. Lensi yerde bırakıp yolunuza devam edin. Darbelere dayanıksızlığın yanında bu lensi soğuk coğrafyalarda da kullanamıyorsunuz (enteresan şekilde mount&#8217;unun (fotoğraf makinesine takıldığı yer) kırıldığını okudum. Mesela Moskova&#8217;da çantanızdan çıkartıyorsunuz, makinenize takıyorsunuz, çıt, kırılıyor. &#8220;<em>Çok soğukta işim yok, Adanalıyım ben</em>&#8221; diyorsanız bile bu bilgiyi lensin ne kadar narin olduğuna dair bir ipucu olarak addedin. Zoom yüzüğünün çok kolay bozulduğu da ne yazık ki bilinen bir problem. Nikon garanti kapsamında tedavi etse bile, ki her zaman etmeyebiliyor, kaybettiğiniz zamana, çektiğiniz çileye değer mi? Değmez.</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">eksi</span>) Lens çok pahalı. İniyor, çıkıyor ama $2.000 dolar civarlarında seyrediyor (hele Türkiye&#8217;den almaya kalksanız KDV&#8217;si ile filan beraber ne kadar olur hayal bile edemiyorum açıkçası (bilmek istiyor muyum, onu da bilemiyorum)). Büyüklüğüne, ağırlığına, narinliğine bakmadan ben her yere götüreceğim deseniz bile bu sefer başına bir iş gelirse bir tane daha alamayacağınız geliyor aklıma. Özetle bu lense sahip olmak bir dert. Gerçekten. Hem psikolojik, hem fiziksel bir dert. Sahip olanlar ne dediğimi çok iyi anlıyor olabilirler.</li>
<li>(<span style="color: #ff0000;">yukarıdaki maddeler ışığında tamamen kişisel bir eksi</span>) Velhasılı bu lens bir tasa yumağı. Zira saydığım sebeplerden ötürü bu lensi elime alıp dışarıya çıkmak benim için o kadar büyük bir stres kaynağı ki kendisi ile aramızda sinüsoidal bir nefret-aşk ilişkisi var (hele <a href="http://meren.org/blog/2009/10/nikon-85mm-f1-8-lens/">düşürüp canına okuduğum 85mm lensim</a> aklıma geldikçe neler yapabilen bir insan olduğumu, efendilik ile aramdaki mesafeyi hatırlıyorum, boynuma ağrılar giriyor).</li>
</ul>
<p>Bu kadar eleştirmek yeter. İnsanlar bu lensi tüm bunlara rağmen kullanıyorsa bu lensin şüphesiz bir takım önemli avantajları da var, onlara geçiyorum (bu arada &#8220;<em>dezavantajlar bana yetti, hayatta işim olmaz ço</em>™<em> tşk. kib. by</em>.&#8221; diyen ve lensin avantajlarını okuyup canını sıkmak istemeyenler gitmeden evvel yazının sonundaki alternatif lens önerilerine bakmak isteyebilirler):</p>
<ul>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) Lensin keskinliği -diyafram sonuna kadar açıkken dahi- inanılmaz, tarifi neredeyse mümkün değil. Fotoğraftan %100 bir kesit alıyorum, onun keskinliğine ve detaylarına bakarken içimden &#8220;<em>ben bu fotoğrafı küçültürken küçültme algoritması bu keskinliği heba edecek</em>&#8221; diye geçiriyorum, o derece. Üşenmeyip size 4200&#215;2800 piksel ebatlarındaki bir fotoğraftan 500&#215;500 piksellik bir kesit aldım (diyafram tamamen açık):<br />
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0pnr1wXIMI/AAAAAAAAHrM/OZUTPduQ3o0/s800/crop.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</li>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) f/2.8 diyafram açıklığı lensi gayet hızlı kılıyor, ışığın yetersiz olduğu durumlarda dahi makul enstantane hızları ile çalışmama olanak sağlıyor (bir iki gün önce yayınladığım <a href="http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/">bale fotoğrafları</a> şahidimdir).</li>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) Işığın lens içerisindeki yüzeyler ve bileşenlerden yansıyarak lensin &#8220;<em>içini</em>&#8221; aydınlatması ve bu nedenle fotoğraflarda istenmeyen ışık lekelerinin oluşması bildiğiniz gibi büyük bir problem. Bu mevzu, balık gözü lensler gibi içine giren her ışık ışınının fotoğraf karesi içinde görüntü oluşturduğu lensler dışında kalan, nispeten dar açılı lenslerde çok can sıkıcı bir hâl alabiliyor. Bu konuda en başarılı lens olmayabilir, fakat lens içindeki ve mercekler üzerindeki coating bence son derece tatmin edici (zaten lensin üzerindeki N harfi ön bileşen üzerindeki nano kristal coating&#8217;in varlığını müjdeliyor, ne kadar işe yaradığından emin olmasam da yarattığı fiyat farkının hakkını verdiğini ümit ediyorum (yakında duyurulacak olan 85mm f/1.4 lensin de üzerinde bir N harfi yer alacağı söylentileri dolaşıyor)). Bu lens ile zor sayılabilecek ışık koşullarında çekilmiş iki fotoğrafa ve lensin oluşturduğu parlamalara Meren kolu tekniği ile çekilmiş bu fotoğrafı:<br />
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRuFUn-5I/AAAAAAAAGuI/RzvbkBlNKrQ/s640/chicago-trip-1785.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>ve Jamie&#8217;nin geçenlerde çektiğim şu fotoğrafını örnek verebilirim:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SypnItBq94I/AAAAAAAAHjM/-Y1Zk12qX4I/s640/Jamie-21.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</li>
<li>(<span style="color: #339966;">artı</span>) 24-70 güzel bir aralık. D700&#8242;de geniş açı olarak gayet güzel iş görüyor (bkz, üstteki fotoğraf), çok zorlayınca portre bile çekilebiliyor. Mesela geçenlerde çalıştığım <a href="http://meren.org/2009/12/jamie/">Jamie&#8217;nin fotoğrafları</a>nın tamamını bu lens ile çektim, açıkçası 85mm&#8217;nin eksikliğini çok da fazla hissetmedim.</li>
</ul>
<p>Peki 24-70 aralığına yakın bir aralığı kapsayan, f/2.8 başka, belki daha ucuz alternatifler yok mu? Elbette var. Fotoğraf ekipmanının parasını cebinden karşılayanlara, böyle külçe gibi bir lens ile ortalarda gezmek istemeyenlere o alternatiflere yönelmeyi şiddetle tavsiye ediyorum. Benim denk geldiğim bir kaç tanesi şöyle (dilerim yorumlar kısmında bu lensleri kullanmış olan kişilerin deneyimlerini ve önerilerini bulabilirsiniz):</p>
<ul>
<li><a href="http://www.tamron.com/lenses/prod/2875mm.asp">Tamron 28-75mm F/2.8 XR Di LD Aspherical (IF)</a> (~$500) (çok keskin olduğunu, Nikon 24-70mm&#8217;ye en iyi alternatif olduğunu duydum).</li>
<li><a href="http://www.sigmaphoto.com/lenses/lenses_all_details.asp?id=3362&amp;navigator=2">Sigma 24-70mm F2.8 IF EX DG HSM</a> (~$900).</li>
<li><a href="http://www.kenrockwell.com/nikon/3570.htm">Nikon AF Zoom-Nikkor 35-70mm f/2.8D</a> (artık üretilmiyor, ikinci elini $400 dolaylarında bulmak mümkün).</li>
<li><a href="http://nikonusa.com/Find-Your-Nikon/Product/Camera-Lenses/1929/AF-Zoom-NIKKOR-24-85mm-f%252F2.8-4D-IF.html">Nikon AF Zoom-Nikkor 24-85mm f/2.8-4D (IF)</a> (~$700) (<a href="http://www.salihbicakci.com/">Salih Bıçakçı</a> bu lensten yorumlar kısmında bahsetmiş, inceleyince harika bir alternatif olabileceğini gördüm).</li>
</ul>
<p>Alternatif üç lens ile ilgili sorularınıza yanıt vermem mümkün değil. Fakat henüz sorulmamışsa sorunuzu yorumlar kısmına yazarsanız kullanmış olanların denk gelip yardım etmesi ihtimali var. Nikon 24-70mm f/2.8 ile ilgili sorularınız olursa bu yazı altında yanıt vermeye çalışacağım. Anonim sorular için ise böyle bir hesap açtım, yeri gelmişken haber vereyim: <a href="http://www.formspring.me/meren">http://www.formspring.me/meren</a>.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fnikon-24-70mm-f2-8-lens%2F&amp;linkname=Nikon%2024-70mm%20f%2F2.8%20Lens"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bale Düşmanı Bremen Mızıkacısı</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 01:55:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflı Düzyazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1039</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde &#8220;New Orleans Ballet Association&#8221; isimli bir bale derneği benden &#8220;The Nutcracker Prince&#8221; isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum.
Aslında baleden pek hazzetmem, muhtemelen başka bir koşulda bu gösteriyi fotoğraflamayı kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde &#8220;New Orleans Ballet Association&#8221; isimli bir bale derneği benden &#8220;The Nutcracker Prince&#8221; isimli gösterilerini fotoğraflamamı istedi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş oldukları için ricalarını geri çeviremedim. Zira ne kadar anlamsız şeyler için çabalıyor olurlarsa olsunlar kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı bir sempati besliyorum.</p>
<p>Aslında baleden pek hazzetmem, muhtemelen başka bir koşulda bu gösteriyi fotoğraflamayı kabul etmezdim (<a href="http://www.arpat.net/">Arpat</a> bir keresinde &#8220;<em>neden hazzetmiyorsun</em>&#8221; diye sorduğunda çok akıllıca bir cevap verdiğimi sanarak &#8220;<em>maymunlar nasıl ki kuş beyinleri ile bacak bacak üstüne atıp Hegel&#8217;den Marx&#8217;a derin tartışmalara girmeye çalışmıyorlarsa, insanlar da şımarıklık edip çarpık vücutları ile kuğuların güzelliğine soyunmamalı bence</em>&#8221; türünden bir şeyler söylemiştim, o da yanıt olarak &#8220;<em>ama insanoğlu o şımarıklık sayesinde kendi sınırlı doğasının dışına çıkıp uçurumlardan atlıyor, mağaralara giriyor, kayalara tırmanıyor, denizin dibine iniyor</em>&#8221; diyerek utandırmıştı beni; başına gelen musibetlerden ders çıkarma konusunda çok başarılı bir kişi olduğum için artık bu konular üzerine dönen tartışmalara taraf olmamaya çalışıyorum :p).</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Benim anladığım kadarı ile yıl boyunca cüzi bir ücret karşılığında bale derslerine katılmış olan çocuklar mezuniyetleri şerefine bale yapacak, aileleri de izleyip kâh alkışlayacak, kâh gurur göz yaşlarına gark olacaktı. Anladım ki derneğin gerçekleştirdiği bu etkinlik bizim küçükken mikrofon başına geçip ne anlattığı hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı şiirleri ve marşları bağıra bağıra okuduğumuz, Avrupa&#8217;nın bağrından kopup gelmiş tiyatro oyunlarını sergilemeye çalıştığımız &#8220;Okuma Bayramı&#8221; gibi bir şey idi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNiV94nGI/AAAAAAAAHqU/yoHLmpH8v3U/s800/noba-nutcracker-34.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fotoğrafları çekerken aklıma ilkokuldaki okuma bayramında diğer 3 talihsiz arkadaşım ile sahnelediğimiz o korkunç tiyatro oyunu geldi: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Bremen_Town_Musicians">Bremen Mızıkacıları</a>&#8230;</p>
<p>İlkokulun ilk senesi sona eriyordu. Bütün sene okuma yazma öğrenilmişti (ben zaten biliyordum ama o noktada bunun pek bir önemi yoktu). Birinci sınıfı bitiren ve okuma yazmayı öğrenmiş olan öğrencilerin şanslı bir kısmı hayat koşularına başlamanın hemen arefesinde son bir ders alacaktı: <em>topluluk karşısında rezil olmak</em>.</p>
<p>Dersini okuma bayramında alamayan gençlerin façaları da 19 Mayıslarda beyaz taytlar ile parande attırılmak sureti ile çizilecekti. Bundan kaçsam da ona takılırdım herhalde, bu yüzden &#8220;<em>okuma bayramından yakayı kurtarabilmiş olsam harika bir insan olurdum</em>&#8221; diyemiyorum. Zira dünyanın her yerinde vazifesi dahileri eblehlere dönüştürmek olan eğitim sistemlerinin elinden hiçbir şey kaçamaz (kaçmaya azmedip okuma bayramından yırtmayı başarmış olan gururlu arkadaşlarımızın 19 Mayıslara takılıp her prova sonrası sınıfa &#8220;<em>sanırım az önce birkaç sene sonra hatırladığımda çok utanacağım bir şeyler yaptım</em>&#8221; türünden tedirgin bakışlar ve bir ceylan yavrusu ürkekliğinde dönüşünü unutmak mümkün mü).</p>
<p>Okuma bayramı hazırlıkları. Bremen&#8217;in Almanya&#8217;nın Kuzey-Batısındaki bir şehir olduğunu dahi söylemeden bizi içine soktukları kostümlerle sahneye atışlarını hiç unutmayacağım. Bendeniz horozdum (horoz olmayı ben seçmemiştim ama diğer alternatifler de eşek olmak, köpek olmak, kedi olmak filandı (o zamanlar kimse bize kedilerin kıymetini öğretmemiş, bu yüzden kedi olmak ile eşek olmak, köpek olmak arasındaki farkı anlayamıyoruz, &#8220;<em>hepsi hayvan ki bunların</em>&#8221; diyor, ne verildiyse o oluyoruz filan)).</p>
<p>&#8220;Okuma Bayramı&#8221; günü geldiğinde seyircilerin önüne çıktığımız vakit ne yapacağımızı hiçbirimiz bilmiyorduk. Tek bir prova yapmıştık. Eşek, köpek ve kediyi bilmiyorum ama horozun o provadan aklında kalan şeyler şunlardan ibaretti: Sahneye ilk önce ben çıkacaktım. Bir ara sahneye biz çıkmadan önce kurulmuş olan evin penceresinin yanında filan duracaktık. Sanırım üst üste durmamız mümkün olmadığı için yan yana mı duracaktık, arka arkaya mı duracaktık neydi. Detaylar önemli değildi, zira veliler alkışlamaya zaten hazırlardı. Biz doğaçlayacaktık, onlar alkışlayacaktı (fakat bu kısımdan bize kimse bahsetmediği için her birimiz çok önemli bir şey yaptığımızı filan sanıyorduk muhtemelen).</p>
<p>Bizden önce sona eren gösterinin aktörlerinin sahneyi boşaltışını perdenin kenarından izlerken komutanının son emirleri zihninde yankılanan bir asker gibi tedirgin ve heyecanlı idim (komutanım kalabalık seyirci ordusunu içinde tek bir mermi bile olmayan tüfeğime taktığı bir süngü ile yenmemi bekliyordu (sanki kendisi bana savaşmayı değil de ölmeyi emrediyordu)). Fakat aslında her şey yolundaydı ve heyecanlanacak bir şey yoktu. Veliler, öğretmenler, hademeler her tür rezilliğe karşı hazırlıklılardı (onlar neler neler görmüştü, rezil olacağımızı düşünüp korkmak bacak kadar boyumuzla bize mi kalmıştı). Eşeğin nerede duracağını bilemeyip heyecandan altına çiş yapması bile birlik ve beraberlik havasını, okuma bayramının coşkusunu gölgeleyemezdi. Yalnız bu noktada sahneye ilk çıkacak kişi olarak bana çok mühim bir görev düşüyordu, bütün oyunun kaderi sanki benim ellerimde idi:</p>
<blockquote><p>- Meren, sahneye adım attıktan sonra seyircilere dönüp onlara şaşkın şaşkın bakmalısın. Sanki onların orada olmasını beklemiyormuşsun da onları görünce çok şaşırmışsın gibi. Bu çok önemli.<br />
- Ama onların orada olduğunu biliyorum? Zaten onlar orada olduğu için yapmıyor muyuz bunların hepsini?<br />
- Evet ama bilmiyormuş gibi yapacaksın işte. Çok komik olacak. Böyle şaşkın bir yüz ifadesi ile bir sağa bir sola dolaşacaksın sahnede.<br />
- Bana hiç de komik olurmuş gibi gelmiyor :(<br />
- Tiyatro bu, sana nasıl duyulduğu önemli değil, sen benim dediğimi yap.<br />
- Bence tiyatro çok saçma bir şeymiş o zaman :( Ben yapmasam olu-<br />
- İstersen bu dediğini önce Leyla öğretmene söyleyelim, bu sohbetimize o kafanı kırdıktan sonra devam edelim merenciğim?<br />
- Pff :( Bari ilk eşek çıksa?<br />
- Yek yeee! Ben heyecanlanınca çişim geliyo hem!</p></blockquote>
<p>Sahneye çıktığım zaman &#8220;şaşırmış gibi yapmak&#8221; kısmında çok zorlandım. Veliler belki bu ilk deneyimin zorluğunu anlamış olduklarından belki de benim bu hallere düşmemde kendilerinin de payı olduğunu bildiklerinden alkışları ile destek olmaya çalıştılar. Bir süre, sahnede olan şey tam olarak şuydu: ben onlara şaşkın şaşkın bakıyordum, onlar da beni alkışlıyorlardı (ne ben ne de seyirciler ne yapacağımızı bilmiyor gibiydik). Alkışlar durulmaya başlayınca köpek, eşek ve kedi de sahneye girdi.</p>
<p>Onların sahneye girişi ile beraber rol yapma olayı sona erdi, gaz moleküllerine taş çıkaracak bir rastgelelikte sahne içerisinde oradan oraya kaos içerisinde gidip geldik, bir ara sahneye birileri geldi (meğer oyunda hırsızlar da vardı, ama bize kimse söylememişti (böyle detaylar önemli değildi ama Meren&#8217;in sahnede şaşırmış gibi yapması çok önemliydi (kaltak örtmen))), o sırada hırsız olduğunu bilmediğimiz o çocuklar o eve girdi, içeride -her hırsızın bir eve girdiğinde yapacağı gibi- şarkılar filan söylediler, biz ise tamamen içgüdüsel bir şekilde evin penceresinin önünde yerlerde filan yuvarlandık, köpek bir ara azıttı, mikrofona yaklaşıp bir şeyler söyledi, o sırada eşek heyecanlandı, çişini altına kaçırdı, veliler coştu, bir alkış, bir kıyamet derken oyun bitti, eğilip kalktık (onu bile senkron yapamadık). Sonrası, 4 yıllık bir utanç (hehe). Beşinci sınıfta bir gün eşeğin gelip &#8220;<em>okuma bayramında ben altıma çiş yapmıştım, sen görmüş müydün?</em>&#8221; demesi, ona &#8220;<em>hayır? görmedim ki ben</em>&#8221; demek. Herkes birbirinden utanmak, okuma bayramında sahnede neler döndüğünü mümkünse hiç anmamak.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNioqWkwI/AAAAAAAAHqY/JhitYGtxU9g/s800/noba-nutcracker-44.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu anlattığım hadisenin üstünden geçen 23 yılın ardından ben yeniden benzeri bir etkinlikte, ama bu sefer fotoğraf çekmek için sahnede idim. Tüm bunları hatırladıktan sonra sahnedeki çocukları ve velileri gözlemlemek daha da farklı bir deneyime dönüştü benim için.</p>
<p>Bir ara bir kız çarptı gözüme. Belli ki birisi bu kızcağıza da &#8220;<em>prensin askerleri içeri girince çok şaşırmış gibi yapacaksın</em>&#8221; demişti, çünkü aşağıdaki fotoğrafın sol köşesinde görebileceğiniz o kız dakikalar boyunca eli ağzında şaşkınlık dolu bir surat ile oradan orada dolaştı sahne içerisinde (bildiğin Bremen Mızıkacıları&#8217;nın horozu olmuştu kızcağız, farkında değildi).</p>
<p>Sahnedeki kızın yanına giderek &#8220;<em>sakin ol, bunu gerçekten yapmak zorunda değilsin, annen anlayış gösterecektir, korkma</em>&#8221; diyeyim istedim, fakat bunlar için vakit çok erkendi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0aB7vNwMcI/AAAAAAAAHqs/6Kl6zh_dR5s/s800/noba-nutcracker-36.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Belki yıllar sonra dönüp bu fotoğraflara baktıklarında gösterinin aslında o kadar da kötü olmadığını filan düşünüp rahatlarlar, belki de böyle bir katkım olur bu çocukların bir kısmına (yukarıdaki kızın ve çorapla sahnede gezen askerlerin hiç şansı yok, diğerleri için konuşuyorum :p).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNi76ah4I/AAAAAAAAHqc/hlcBANSX1xM/s800/noba-nutcracker-56.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNjDNMoAI/AAAAAAAAHqg/tAXPv_eatvs/s800/noba-nutcracker-78.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S0ZNjUWwhGI/AAAAAAAAHqk/FQGPvyPGxvo/s800/noba-nutcracker-79.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2010%2F01%2Fbale-dusmani-bremen-mizikacilari%2F&amp;linkname=Bale%20D%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20Bremen%20M%C4%B1z%C4%B1kac%C4%B1s%C4%B1"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/01/bale-dusmani-bremen-mizikacilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Trafik Kazası Geçirip Modellerle Çalışmak</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/12/trafik-kazasi-gecirip-modellerle-calismak/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2009/12/trafik-kazasi-gecirip-modellerle-calismak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 20:52:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1029</guid>
		<description><![CDATA[Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm.
Kamyona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm.</p>
<p>Kamyona arkam dönük de olsa, vücudumun hiç bir noktasının yere temas etmediği o kısa ve büyülü anda bana bir şeyin çarptığını anlamıştım. Aklımdan sırası ile iki şey geçti:</p>
<blockquote><p>- Dostum, Duygu bunu duyduğu zaman çoooook üzülecek.<br />
- Fotoğraf makinem! (tam da bu esnada meren arabanın momentumundan ödünç alarak elde ettiği potansiyel farkı kinetik enerji cinsinden kaldırıma iade etmek üzere yüzükoyun yere kapaklanmak üzeredir)</p></blockquote>
<p>Beynin böyle panik anlarında girdiği alarm durumu inanılmaz. Arabanın bana çarpması ve benim kaldırıma kapaklanmam arasında geçen sürede eylemsizliğin bir oyunu ile elimden uçup gitmeye çalışan fotoğraf makinesini sıkı sıkı tutmayı akıl edip yere makul sayılabilecek bir pozisyonda iniş yapmakla kalmadım, Duygu için üzülmeyi bile başardım.</p>
<p>Yere düştüğümde sağ elimdeki fotoğraf makinesi -takılı olan 24-70 f/2.8 lens yukarıya doğru bakacak şekilde- yerden on santimetre yüksekte idi. Elbette Matrix&#8217;te yaşamadığımız için trafik kazası sonrası başımıza gelenleri tayin edemiyoruz, sadece çok şanslı idim. Bu şansım neticesinde geriye kalan sadece değişik bir deneyim, bir boyun ağrısı ve üzerine basılmasına katlanamayan sol topuğum oldu. Aslında &#8220;deneyim&#8221; kısmı dışında konuşmaya değer pek bir şey yok anlayacağınız, başta dediğim gibi, gayet iyiyim.</p>
<p>Bu olay olduğu esnada Jamie isimli bir model ile French Quarter&#8217;da çekim yapıyorduk. Beynim panik kipinden çıkıp standart giriş/çıkış kipine dönünce sanki birisi etraftaki bağırış çağırışların yavaş yavaş sesini açtı. Sürücünün de Jamie&#8217;nin de deli gibi bağırıştıklarını duydum. Benim arkam dönük olduğu için kaza anını görememiştim, fakat onlar görmüşlerdi ve panik olmaları normaldi.. Yine de sırf bir yerlerimin kırılmadığından emin olmak için yattığım yerde vücudumda bir acı var mı diye hissetmeye çalıştım. Turp gibiydim üzerinize afiyet.</p>
<p>Bununla beraber eğer sırtımda <a href="http://www.amazon.com/Lowepro-Flipside-400-Pine-Green/dp/B001APFB5S/">Lowepro 400AW</a> çantam olmasaydı turp gibi olmayabilirdim. Araç doğrudan belime çarpmak yerine çantaya çarpmış, çanta da çarpmanın etkisini çok ciddi oranda azaltmıştı. Üstüne üstlük içindeki lensler filan da kırılmamıştı. Saçma sapan viral bir reklam gibi duyuldu şimdi, fakat bu amaçla üretilmiş olmasa da bu çanta sırtımda olmasaydı ne olurdu bilemiyorum (ayrıca çok da iyi bir ekipman çantası, &#8220;<em>sürekli sokaklarda fotoğraf çekiyorum, uzun yollar yürüyorum, zırt pırt lens değiştiriyorum, lens değiştirirken çantayı çıkarmak, yere koymak filan istemiyorum, fotoğraf çantası olarak ne alsam acaba</em>&#8221; diye düşünenlere tavsiye de edebilirim).</p>
<p>Neyse. Jamie ve sürücüyü sakinleştirmem biraz zaman aldı. Sayısız defa &#8220;<em>hastaneye gidelim</em>&#8220;, &#8220;<em>polise gidelim</em>&#8220;, &#8220;<em>iyi olduğuna emin misin</em>&#8221; diyebilsinler diye bir 5 dakika kadar orada oyalandık. Jamie de sürücü de tir tir titriyordu (hallerini görünce bu kadar korkuya sebep olduğum için suçlu dahi hissettim biraz). İkisini de sakinleştirmeyi başardım, Jamie&#8217;nin çaktırmadan adamın plakasını aldığını gördüm bir ara, ben de gitmeden az önce kendisinin bir fotoğrafını çektim. Tam adam gitti ve olay yatıştı ki bu sefer de ben küçük çaplı bir şoka girdim (kötü bir şey olarak değil de &#8220;<em>vay be, az önce nalları dikmiş olabilirdim ben, dur tazeyken bunun üzerine bir düşüneyim</em>&#8221; türünden bir şok idi daha çok). Jamie&#8217;ye &#8220;<em>bir 15 dakika kadar sadece yürüsek ben de o sırada düşünsem ve sonra çekimlere devam etsek olur mu?</em>&#8221; diye sordum. &#8220;<em>Omaz mı hiç merenciğim</em>&#8221; dedi. Yürüdük. 15 dakika değil belki bir 5 dakika düşündüm. Aklımdan tahmin edebileceğiniz düşünceler geçti. Ardından insanların ve insana dair olanın fotoğrafını çekmeyi neden bu kadar çok sevdiğimin sebebini anladım derinlerde bir yerde (kamyon sürücüsüne böyle bir deneyim yaşattığı için minnettar olayazdım).</p>
<p>Bu ham düşünceleri burada tartışmam çok güç, bilinç (consciousness) ve Henri Cartier Bresson&#8217;un &#8220;decisive moment&#8221; olarak isimlendirdiği his ve onları bir potada eriten fotoğraf anlayışı üzerine belki başka bir yazı yazarım bir ara. Neyse. Öldüğüm zaman biyografime -biyografilerin hatalı olmasına alıştığımız için hiç çekinmeden- şöyle yazabilirsiniz:</p>
<blockquote><p>Ve o elim kaza Meren&#8217;in fotoğraf hayatının gidişatını değiştirecek, onu bir süreliğine güzel modellerle çalışmak zorunda bırakacaktı.</p></blockquote>
<p>Evet. Kısa bir süredir modellerle çalışmaya başladım. &#8220;Model&#8221; derken her an fotoğrafının çekileceğinden ya da çekilmekte olduğundan haberdar insanlardan bahsediyorum bu arada. Bir düğün esnasında bile insanlar fotoğrafçıyı unutabiliyorlar, fakat bir model ile çalışırken böyle bir durum söz konusu değil. Bu da her şeyi zorlaştırıyor benim için. Belki biraz da bu zorluk idi zaten benim için modeller ile çalışmayı çekici kılan (ya da trafik kazasıydı, artık ben bile emin değilim, biyografimi yazanlar ne yapsın).</p>
<p>İlk modelim Elsa isimli bir elbise tasarımcısı / model / sanatçı idi. Çekim çok keyifli geçti, benim açımdan çok da eğitici idi.</p>
<p>Bu tür çekimlerde hava şartlarının, çekimin kaçta yapıldığının, kullanılan lensin filan çok fazla önemi var. Elsa ile çalıştığımız gün hava kapalı idi. Hava kapalı iken bulutlar gökyüzünü kocaman bir softbox&#8217;a çeviriyor ve ortalığı nereye gideceğini şaşırmış olan fotonların sebep olduğu yumuşak bir ışık kaplıyor. Elimde ise bu tip ışık koşullarında çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim Nikon 85mm f/1.4 vardı, fakat iyi idare ettiğimi düşünüyorum (&#8220;<em>Eh, lens süper tabi, maymun bile çeker onunla, ya biz ne yapalım?</em>&#8221; demeyin. İyi fotoğraflar çekmek için pahalı ekipmanlara sahip olunması gerekliliği, duymaktan ve ima ediyor gibi olmaktan en çok rahatsız olduğum şehir efsanelerinden birisi. Eğer şuradaki fotoğraflara bakıp yazıyı okursanız ne demek istediğimi anlayacağınızı tahmin ediyorum: <a href="http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/">http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/</a>. &#8220;Ekipmanım yok ki&#8221; diye kendinizi kandırmayın, alın fotoğraf makinenizi çıkın dışarıya, olacak iş değil (o elim kazadan sonra böyle aniden sinirlenen bir insan oldum, mazur görün)).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypo4EoPVCI/AAAAAAAAHkE/lcQ5XlXDNA0/s800/elsa-07.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum türden bir fotoğraf çekmek de o güne nasipmiş (evet, benim çocukluğum babamın &#8220;şirketin yaptığı inşaatları çekmek için&#8221; aldığı ve bu yüzden çok çok önemli olan bu yüzden de bana hiç dokundurtmadığı Canon AE-1 fotoğraf makinesine bakıp fotoğraf hayalleri kurarak geçti, fırsatını yakaladıkça çekiyorum):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SypowIN4zeI/AAAAAAAAHj4/Af_xwVB0Rj8/s800/elsa-04.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Diğerlerinden farklı olarak bu fotoğraf 24-70 f/2.8 ile çekilmişti, aradaki farkı hemen görebileceğinizi tahmin ediyorum (iyi ya da kötü bir fark değil de, farklı bir fark, kontrast, renk, her şey bir anda değişiyor):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypo4Un9wgI/AAAAAAAAHkI/EEU4LYEgNlg/s800/elsa-08.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypov-6rNGI/AAAAAAAAHjs/n4P4HDM36QU/s800/elsa-01.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hepsinin ötesinde, Elsa ile çalışmak yapabileceğim en iyi başlangıç idi sanırım. Zira kendisi elbise tasarımcısı olduğu için etrafında bir çok model var. Elsa&#8217;nın fotoğraflarını görenler &#8220;bunları kim çektiyse ben de onunla çalışmak istiyorum&#8221; diye bağlantı bilgilerimi almaya başlamışlar ondan. Ben de böylece &#8220;kızların teklif ettiği&#8221; bir noktada buluverdim kendimi.</p>
<p>İlk isim beni sadece fotoğraf çekerken değil bana arkadan bir kamyon çarparken de görme şerefine nail olacak olan Jamie idi:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypmhg6oIHI/AAAAAAAAHh0/roxe6ruH_0Q/s800/Jamie-1.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>French Quarter&#8217;da yaptık çekimlerin hepsini. Işık koşulları rezaletti açıkçası. Saat ikide başladığımız için tepede olan, ama kış olduğu için tepede de olamayan böyle sokakların içindeymişcesine ortalıkta gezen, çok yüksek kontrastlar yaratan yüzsüz bir güneşimiz vardı.</p>
<p>Bu işe başlamadan önce TFP usulü çekimlerde çalıştığım modele 10 fotoğraftan fazla fotoğraf vermemeye karar vermiştim (TFP: Time for Photography/Time for Prints, basit olarak bir para alışverişinin olmadığı, fotoğrafçının istediği fotoğrafları çektiği, modelin istediği fotoğraflara sahip olduğu keyifli çalışma şekli). Zaten ben olsa olsa 1, bilemedin 2 tanesini daha sonra kullanacak kadar beğenecektim, benim o kadar beğenmediğim fotoğrafların da elden ele dolaşması fikri hoşuma gitmiyordu (10 tane sınırını da bu yüzden koymuştum). Fakat Jamie&#8217;ye göndermek için hazırladığım seçkiyi 27 fotoğraftan daha fazla daraltamadım. &#8220;<em>Bu fotoğrafların benim ismim ile orada burada dolaşmasında bir sakınca yok</em>&#8221; dedim resmen.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SypmwCrYxMI/AAAAAAAAHiU/6BKNkxbBavc/s800/Jamie-9.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir noktada kötü olan ışık koşulları ile kaçamak dövüşmek yerine yumruklarımı konuşturmaya, ters ışığı çok seven birisi olarak bu durumu lehime çevirmekte karar verdim (o elim kaza sonrası böyle cesur bir insan oldum):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypm38lbUqI/AAAAAAAAHis/Z-S49BO8N0M/s800/Jamie-14.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu fotoğrafı çok beğenmiştim:<br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypm_EggRwI/AAAAAAAAHjI/XkV2yIA1iE0/s800/Jamie-20.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Jamie fotoğrafları gördükten sonra yazdığı e-postasında &#8220;<em>daha önce hiç bu kadar &#8216;ben&#8217; olan fotoğraflarım olmamıştı</em>&#8221; demiş. Çok sevindim önce, sonra &#8220;<em>iyi de bunun tamamı benim marifetim değil ki</em>&#8221; dedim. Kızcağızın önünde trafik kazası geçirince aramızdaki bütün sosyal bariyerler kalktı tabi, rahat rahat kendisi olabildi.<br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SypnItBq94I/AAAAAAAAHjM/-Y1Zk12qX4I/s800/Jamie-21.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sypm-7V1VbI/AAAAAAAAHjA/Z3KkfOZfAXQ/s640/Jamie-18.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Her seferinde bu kadar şanslı olmayabilirim elbette fakat küçükken hayalini kurduğum fotoğrafları çekmeye çalışma çalışmalarım devam edecek.</p>
<p>Bu arada bu da bana çarpan arkadaş ve kamyonu (kapanışı tuzlu yapayım da kendinize gelin dedim):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SyqUkq13mSI/AAAAAAAAHkg/BKnd6rx5oLc/s800/amca.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Ftrafik-kazasi-gecirip-modellerle-calismak%2F&amp;linkname=Trafik%20Kazas%C4%B1%20Ge%C3%A7irip%20Modellerle%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmak"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2009/12/trafik-kazasi-gecirip-modellerle-calismak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>50</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Bir Ara</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/12/kucuk-bir-ara/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2009/12/kucuk-bir-ara/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 06:59:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1026</guid>
		<description><![CDATA[Çalışmalarının yoğunlaşacağı bir döneme doğru giriyor olduğum ve aynı zamanda kaderin bir cilvesi ile bir değil iki laboratuvarda birden çalışmaya başladığım için Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü&#8217;nden yıllık izin almaya karar verdim. Duygu gibi sabahın beşine kadar çalışacak irade bende olmadığından yorumlara yanıt yazmaya, diğer yazılar altında devam eden tartışmalara katılmaya devam edeceğimi tahmin ediyorum.
Eli boş gitmeyeyim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmalarının yoğunlaşacağı bir döneme doğru giriyor olduğum ve aynı zamanda kaderin bir cilvesi ile bir değil iki laboratuvarda birden çalışmaya başladığım için Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü&#8217;nden yıllık izin almaya karar verdim. <a href="http://biyolokum.com">Duygu</a> gibi sabahın beşine kadar çalışacak irade bende olmadığından yorumlara yanıt yazmaya, diğer yazılar altında devam eden tartışmalara katılmaya devam edeceğimi tahmin ediyorum.</p>
<p>Eli boş gitmeyeyim, son zamanlarda çektiğim ve hiç bir yerde paylaşmadığım fotoğraflardan bir kaç tanesini yayınlayarak gideyim dedim (eğer <a href="http://www.facebook.com/photography.by.meren">buraya</a> giderseniz başka yayınlamadığım fotoğraflar da görebilirsiniz bu arada).</p>
<p>Bir kısmınızın <a href="http://meren.org/blog/2009/09/dugun-fotografciligi/">bildiği gibi</a> bir süre önce New Orleans&#8217;ta düğün fotoğrafçılığı yapan <a href="http://www.scottmyersphotography.com/">Scott Myers</a> isimli bir fotoğrafçıya yardım etmeye başlamıştım. Aşağıdaki fotoğraflar da o zamandan bu zamana geçen süre zarfında çektiğim fotoğraflardan bir kaçı (bir düğün esnasında çekilmiş olması gereken asıl fotoğrafları Scott çektiği için benim canımın istediğini çekme lüksüm oluyor böyle).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3qFP-bFLI/AAAAAAAAG98/qZOw2jfP1z0/s800/wedding-stuff-28.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3pkXIKXNI/AAAAAAAAG7E/HQtxk86-5GY/s800/wedding-stuff-8.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3pcZ4bmRI/AAAAAAAAG6Y/RrBNLFXvQrw/s800/wedding-stuff-3.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3p8IYouVI/AAAAAAAAG9Q/aERorlDA0u0/s800/wedding-stuff-23.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3pkZ0qPTI/AAAAAAAAG7A/Wip0tyWMJPM/s800/wedding-stuff-7.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3p1B5fbiI/AAAAAAAAG8o/nNl8eQeu6QU/s800/wedding-stuff-19.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3pq__wvPI/AAAAAAAAG7s/X4R20rnwJzo/s800/wedding-stuff-12.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3p0B65ueI/AAAAAAAAG8c/rF9ASIYq714/s400/wedding-stuff-16.jpg" alt="" /></td>
<td align="left"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3p8oETFlI/AAAAAAAAG9Y/SZ9t1n8UEME/s400/wedding-stuff-25.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/Sx3qE9_DzVI/AAAAAAAAG94/-POxmOQWjCg/s800/wedding-stuff-27.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Esen kalın.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fkucuk-bir-ara%2F&amp;linkname=K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20Bir%20Ara"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2009/12/kucuk-bir-ara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dijital Müdahale Fotoğrafı Öldürür Mü?</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/12/dijital-mudahale-fotografi-oldurur-mu/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2009/12/dijital-mudahale-fotografi-oldurur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 03:03:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Öğreten Adam Modu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1006</guid>
		<description><![CDATA[Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm.
Bu günlükte &#8220;en güzel manzara fotoğraflarının nasıl çekileceğini&#8221; öğrenmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital müdahalelerin dijital fotoğraf makineleri ile fotoğraf çekenler tarafından bile sık sık eleştirildiğine tanık oluyorum. Bu konuda ne düşündüğümü açıkça yazarsam sadece bu konu üzerine düşünmemiş olanları düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, bu konu üzerine yapılan tartışmalarda referans olarak gösterilebilecek bir yazı da ortaya çıkmış olur diye düşündüm.</p>
<p>Bu günlükte &#8220;<em>en güzel manzara fotoğraflarının nasıl çekileceğini</em>&#8221; öğrenmek isteyenlere teknik ipuçları vermiyor, &#8220;<em>fotoğrafla ilgili şunu diyene nasıl bir cevap vermenin uygun düşeceğinin</em>&#8221; kısayolunu arayanlar için kerameti kendinden menkul önermeler sunmuyorum, bu yüzden de derdimi anlatmam biraz uzun sürüyor, yazdığım yazıları okumak biraz emek istiyor. Maalesef bu yazı da bir istisna değil.</p>
<p>Oysa &#8220;<em>hayır, dijital müdahale fotoğrafı öldürmez, ve en iyi manzara fotoğrafları da f/8 + ISO 50 + tripod + polarize filtre + optik aberasyonu düşük geniş açılı lens ile çekilir</em>&#8221; diyebilmeyi ben de isterdim. Böylece hem daha çok okurum olurdu, hem bu tip yazıları yazmaya daha az vakit harcardım, hem de burası kızların kendileri teklif ettikleri, erkeklerin teraziye tıkladıkları müthiş bir paylaşım ortamı olurdu. Fakat biliyorum ki siz beni böyle seviyorsunuz (smiley).</p>
<p>&#8220;<em>Tatlı yiyelim tatlı konuşalım</em>&#8221; konseptine hürmeten, yazı öncesi bir fotoğraf (sabredenler için yazı sonunda da bir tane olabilir):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhSOf6WLLI/AAAAAAAAGuU/tuI9zSmHIXw/chicago-1.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dijital fotoğrafçılık ile ilgili eleştirilerin sahipleri ve eleştirileri bir kaç farklı grupta toplanabilir.</p>
<p>Ben bu gruplar içerisindeki en geniş iki grubu şunlar olarak görüyorum:</p>
<ul>
<li>Analog fotoğraf makineleri, film ve karanlık oda ile çalışan ve dijital fotoğraf makineleri, dijital baskı, dijital işleme ve bu gibi dijital fotoğraf tekniklerini eleştiren, bunların fotoğrafa zarar verdiğini, bu yöntemlerle elde edilen şeylerin fotoğraf olmadığını iddia eden fotoğrafçılar.</li>
<li>Dijital fotoğraf makineleri ile çalışan ve dijital fotoğraf işleme tekniklerinin fotoğrafa zarar verdiğini ya da bunların fotoğraf olmadığını, yapılan dijital müdahalelerin fotoğrafın değerini düşürdüğünü iddia eden fotoğrafçılar olarak görüyorum.</li>
</ul>
<p>Bu grupları yazının iki noktasında hatırlamanız gerekecek.</p>
<p>Her iki grubun iddialarına dair ne düşündüğümü yazmaya başlamadan önce &#8220;<em>fotoğraf bir nedir?</em>&#8221; sorusuna yanıt aramalı. Zira ben tanım yapmasını çok severim. Düşüncelerimi toparlamama ve herhangi bir konuda tartışırken saçmaladığımı fazla uzaklaşmadan fark etmeme yardımcı olur. Bununla beraber fotoğraf konusunda tartışıp, kendisine &#8220;<em>peki fotoğrafı nasıl tanımlıyorsun, fotoğraf nedir?</em>&#8221; dendiğinde önce şaşkın şaşkın bakıp, sonra sorunun anlamsızlığından yakınmak ve hemen ardından konuyu değiştirmek taktiğinin de başarılı şekilde icra edilebildiğine defalarca şahit oldum, tercih meselesi. Bunu yapmak istemeyenler için gelsin o zaman: Fotoğraf nedir? Neye &#8220;fotoğraf&#8221; diyoruz? Fotoğrafı nasıl tanımlayacağız?</p>
<ul>
<li>Fotoğraf, fotoğraf makinesi ile elde edilen midir?</li>
<li>Fotoğraf bir optik düzenek vasıtasıyla çekilen midir?</li>
<li>Fotoğraf bir film ya da sensör üzerine düşen ışık ile oluşan mıdır?</li>
<li>&#8230;</li>
</ul>
<p>Bir çoğunuzun bu tanımların yetersizliğini görebildiğini tahmin ediyorum, her birinin çizdiği sınırın dışında kalan fotoğraflar ya da fotoğraf çekim araçları hayal etmek mümkün. Ben böyle hassas konularda sınırlayıcı değil kucaklayıcı tanımlar yapmanın faydasını çok görmüş birisi olarak fotoğrafın tanımını &#8220;fotoğraf&#8221; kelimesinden yola çıkarak yapıyorum. Bu durumda fotoğraf bence şudur:</p>
<blockquote><p>Işık etkisi ile iz bırakmak eyleminin sonunda ortaya çıkan şey</p></blockquote>
<p>Çünkü kavram olarak fotoğraf optik düzeneklerin, ışığa duyarlı kimyasal yüzeylerin ya da ışık sensörlerinin oluşturduğu düzeneklerin üzerinde bir şeydir ve tanımı ortaya çıkarılması esnasında kullanılan araçlar ile sınırlandırılamaz. <em>Ben tanımın kısa, öz ve kucaklayıcı olanını severim</em>.</p>
<p>***</p>
<p>Bu tanım ile beraber yukarıda bahsettiğim gruplardan ilkine verdiğim yanıt kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten. Çünkü onlarla görüş ayrılığımız henüz tanım noktasında başlıyor. Dar bulduğum bir bakış açısı ile ışığın etkisinin ancak film üzerinde saklandığı koşulda o şeyin fotoğraf olacağını, sensör üzerine düşen fotonların oluşturduğu görüntünün fotoğraf olmayacağını iddia ediyorlar (bunu bu şekilde dillendirmiyorlar tabi, böyle deseler işin içindeki anlamsızlığı kendileri de tespit edebilir).</p>
<p>Bu grup ile hayatını mum ışığında geçirmiş birisinin kendisine Edison&#8217;dan bahsedildiğinde &#8220;<em>heee onunki ışık deyil</em>&#8221; demesi arasında bir benzerlik var, hem hüzünlü, hem komik, hem de can sıkıcı bir benzerlik&#8230; Tanımlar farklı olduğu için zaten tartışmaya gerek yok. Bendeniz eğer bir tartışmanın bu noktaya geldiğinden şüphelenirsem ninjaların ortadan yok olmadan önce küçük bir duman bombası atmasına benzer bir şekilde &#8220;<em>bir tartışma esnasında argüman olarak &#8216;hıhı evet&#8217; demek</em>&#8221; saldırımı gerçekleştirip kafası karışıklığını fırsat biliyor ve olay mahallinden uzaklaşıyorum.</p>
<p>Ansel Adams&#8217;ın şöyle bir sözü var mesela:</p>
<blockquote><p>Fotoğraf, ifadenin ve iletişimin güçlü bir ortamı olarak, sonsuz çeşitlilikte algı, yorum ve uygulama şekli sunuyor.</p></blockquote>
<p>Ne kadar &#8220;abstract&#8221; bir yaklaşım. Zaten nedense büyük adamların böyle küçük detaylara takıldıklarını hiç görmezsiniz, takılsalar nasıl cevap verdiklerine bakıp onları taklit etmek ne kolay olurdu.</p>
<p>***</p>
<p>İlk grup böyleyken ikinci grup çok daha iyi bir noktada sayılmaz bence. Çünkü bu gruptaki insanlar dijital bir fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekip, dijital müdahaleyi yanlış, fotoğrafın ruhuna aykırı buluyorlar.</p>
<p>Oysa dijital müdahale çok geniş bir kavram ve -sıkı durun- Photoshop ile sınırlı değil.</p>
<p>Bir fotoğrafta dijital müdahale olduğu durumda onun değerinin düştüğüne inananların bu sanrısının, ellerindeki dijital fotoğraf makinesinin nasıl çalıştığını bilmemelerinden ileri geldiğini düşünüyorum. Aslında hepimiz dijital bir fotoğraf makinesinin nasıl çalıştığını az-çok biliyoruz: 1. ışık lens yardımı ile kırılarak sensör üzerinde görüntünün bir projeksiyonu oluşur, 2. bi&#8217; şeyler olur, 3. LCD ekrandan ne çektiğimize bakar, çevirip arkadaşlarımıza filan gösteririz. Bununla beraber o arada olan <em>bi&#8217; şeyler</em>, pek de öyle geçiştirilecek türden şeyler değil. Daha önce karşılaşma fırsatı bulamamışlar için dijital bir fotoğraf makinesi görüntüyü nasıl oluşturduğunu özetlemeye çalışayım:</p>
<blockquote><p>Perde kalktığı anda -kullanılan fotoğraf makinesine göre CCD (charge-coupled device) ya da CMOS (complimentary metal oxide)- sensör üzerinde bulunan ultraviyole ve kızılötesi filtrelerinden süzülen &#8220;görünür ışık&#8221; photo-site isimli hücreciklerin üzerine düşer (bu hücrecikler sensör yüzeyinin tamamına yayılan, bir kenarı -fotoğraf makinesine göre- 11.8 mikrondan 2 mikrona kadar değişiklik gösteren kareciklerdir. Bu hücrecikler içerisinde ise foto-diyot (photo-diode) isimli ışığa duyarlı bölgeler vardır (ve bu &#8220;gerçek anlamda ışığa duyarlı&#8221; bölgeler photo-site&#8217;ın, dolayısıyla sensör yüzeyinin tümünü kaplamazlar (hatta tüm sensör yüzeyinin yarısından daha azını kaplarlar ve bu da makinemizden çıkan &#8220;fotoğrafın&#8221;, sensör üzerine düşen görüntünün büyütülmesi ile elde edilmiş bir görüntüden çok daha fazlası olduğu anlamına gelir (çünkü sensör yüzeyine düşen görüntünün yarsından fazlası bir anlamda yoktan var edilmekte, bu eksik kısım elde edilen analog veri kırıntılarından yola çıkılarak dijital olarak hesaplanmaktadır))). Her bir photo-site, üzerine düşen ışığın -yani dalga+parçacık birlikteliğinin- içerisinden enerjiyi -yani fotonları- seçerek foto-diyot vasıtasıyla foto-elektronlara dönüştürür (hayal edebileceğiniz gibi bu foto-diyot&#8217;lar ne kadar büyükse o kadar daha fazla fotonu o kadar daha kısa sürede toplar (foto-diyotların boyutlarının fotoğraf makinesinin ISO ve noise başarımı ile doğrudan ilgisi var bu arada). Perde açık kaldığı sürece foto-elektron biriktiren her bir foto-site, çekimin sona ermesi ile beraber biriktirdiği foto-elektronların miktarına bağlı olarak bir <em>değer</em> üretir. Bu değerler interline isimli bir yöntemle tek tek okunurken çeşitli algoritmalar çapakları (noise) azaltmak için ışık verisini mütemadiyen işler. Bu işlem sonucu elde edilen yeni veri analog-dijital dönüştürücüler (ADC) tarafından kullanılır hale getirilir. Bu aşamada elde edilen, piksel başına ışık şiddeti ve dalga boyu bilgisini tutan bir matristen ibarettir (veri bu kadar işlenmiştir ama ortada hala gerçek anlamda bir görüntü yoktur). Ardından devreye görüntü işlemcisi (örneğin Nikon için EXPEED gibi) devreye girer ve matris içindeki veriyi analiz ederek her bir pikselin renk bilgisini çevresel piksellerden yola çıkarak hesaplamaya başlar. İnterpolasyon işlemi esnasında görüntü işlemcisi renk bilgisinin yanında kontrast, keskinlik, renk doygunluğu gibi değerler ile ilgili hesaplamaları da gerçekleştirir ve fotoğraf bu işlemin sonunda ortaya çıkar.</p></blockquote>
<p>Dijital müdahale mi demiştiniz?</p>
<p>***</p>
<p>Yukarıdaki eğreti açıklamadan çok daha ayrıntılı olan ve aslında kimsenin tüm ayrıntılarını bilmek zorunda olmadığı bu &#8220;<em>dijital fotoğrafın oluşum süreci</em>&#8221; sonunda ortaya çıkan şey, zaten fena halde dijital müdahaleye maruz kalmış bir fotoğraftır.</p>
<p>Bu noktada dijital fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekip &#8220;<em>dijital müdahale fotoğrafın değerini düşürür</em>&#8221; diyen, &#8220;<em>benim fotoğraflarım makineden çıktığı gibi</em>&#8220;, &#8220;<em>fotoğrafımda hiçbir dijital müdahale yok</em>&#8220;, &#8220;<em>renkler tamamen orijinal</em>&#8221; diyerek övünen kişiler korkarım aşağıdaki gruplardan en az birisine dahildirler:</p>
<ul>
<li>Dijital fotoğraf makinelerinin nasıl görüntü oluşturduğuna dair bilgileri yoktur.</li>
<li>Hitap ettikleri kitlenin dijital fotoğraf makinelerinin nasıl görüntü oluşturduğuna dair bilgisi olmadığını varsaymaktadırlar.</li>
</ul>
<p>Örneğin <a href="../2008/05/nuri-bilge-ceylan-sinematografi-fotograf/">Nuri Bilge Ceylan</a>&#8216;ın Seitz Roundshot D3&#8242;ü görüntü oluşturma sürecine HDR&#8217;yi de dahil etmiştir; fotoğraf makinesinden çıkan fotoğraf çoktan HDR işlemine tabi tutulmuş bir fotoğraftır. Nuri Bilge Ceylan çıkıp &#8220;<em>benim fotoğrafım makineden çıktığı gibi</em>&#8221; diyerek övünse biraz komik olmaz mı?</p>
<p>Dilerim bu yazı bu şekilde düşünen kişiler için bahsettiğim mevzu üzerine tekrar düşünmek için bir fırsat olur.</p>
<p>***</p>
<p>Bir ara Fotokritik&#8217;te &#8220;<em>bu fotoğrafı çekmek için 45 dakika doğru ışığı bekledim, ben sizler gibi Photoshop başında fotoğrafın orasını burasını değiştirmiyorum</em>&#8221; diyen birileri ve onları fena halde destekleyen mazoşist bir kitle vardı. Bu kişiler insanları paylayıp durulardı.</p>
<blockquote><p>- Siz Photoshop başında kontrast ayarlayıp renk doygunluğunu değiştirirken ben şu fotoğrafı çekmek için 27 saat uykusuz kaldım, öbür fotoğrafı çekmek için -19 derecede yalnızca bir gömlek ile dolaştım, diğer fotoğrafı çekmek için ise şeytana iki yavru kedi bağışladım, ciğerim yandı.<br />
- Bambaşkaymışsınız, saygılar.</p></blockquote>
<p>Bu şekilde düşünen başkaları da olduğuna eminim.</p>
<p>Fakat benim bu insanların motivasyonlarının nereden geldiği ile ilgili bir tezim var (<em>ay bir konuda da tezin olmasın be</em>)(<em>hehe</em>).</p>
<p>Bence bu kişiler fotoğraf çekmek ve fotoğrafı işlemek çok kolay olduğu için çok basit bir şey yaptıklarını hissediyor ve ortaya koydukları şeyin bir kıymeti olmadığını düşüncesi altında eziliyorlar. Bu düşünceden kurtulmanın yolu ise fotoğraf çekme işini kendilerine bir işkence haline getirmek (ama bu Amish&#8217;lerin inançları teknoloji kullanımını yasakladığı için klimanın düğmesine tahta çomakla basıp evdeki ampulleri kendiliğinden açıp kapasın diye karanlığa duyarlı ışık detektörleri kullanmalarından pek farklı değil bence).</p>
<p>Bir şey ortaya koymuş olmaktan alınan tatminin, ortaya konan şeyin zorluğu ile doğrudan bir ilgisi olabileceğine katılıyorum, fakat bir fotoğrafın ortaya çıkış sürecini deklanşöre basmaya ve onu paylaşmaya indirgemek Oğuz Atay&#8217;ın Tutunamayanlar&#8217;ı yazmak için girdiği zorluğu daktilo başında geçirdiği süreye indirgemeye benziyor.</p>
<p>Fotoğrafı çekme işlemi kolay olsa da, &#8220;<em>fotoğraf</em>&#8220;, hiçbir zaman fotoğraf çekmekten ve çekileni işlemekten ibaret değildir. Her bir fotoğrafın iki yüzü vardır; bir yüzü gördüğümüz fotoğraf, diğer yüzü ise fotoğrafçıdır.</p>
<p>Bununla beraber gerçekten ortaya konulan bir eser kıymetsiz, basit, güçsüz olabilir. Fakat yaptığı işten memnun olmayan ya da basit bir şey yaptığını inanan ciddi fotoğraf severlerin yapması gereken şey sürecin rastgele noktalarına mazoşizm serpmek değil, daha çok düşünmek, daha çok öğrenmektir.</p>
<p>Son olarak öğrenilmesi ve üzerine düşünülmesi gereken şey çok nadiren fotoğraf ya da fotoğraf teknikleri ile ilgilidir, çünkü fotoğraf çekmek -gerçekten de- basit bir hadisedir.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhSxzmzpAI/AAAAAAAAGvs/zSq0c60-kCc/s800/chicago-23.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fdijital-mudahale-fotografi-oldurur-mu%2F&amp;linkname=Dijital%20M%C3%BCdahale%20Foto%C4%9Fraf%C4%B1%20%C3%96ld%C3%BCr%C3%BCr%20M%C3%BC%3F"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2009/12/dijital-mudahale-fotografi-oldurur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>42</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Chicago ve Çağdaş Fotoğraf Müzesi</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/12/chicago-ve-cagdas-fotograf-muzesi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2009/12/chicago-ve-cagdas-fotograf-muzesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 09:23:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Fotoğrafçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Couch Surfing]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Filan Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat, Gezmecilik Modu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=994</guid>
		<description><![CDATA[Hani geçen gün Chicago&#8217;ya gidiyorum demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, &#8220;Meren Chicago&#8217;dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi&#8221; diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne.
Ziyarete gittiğiniz şehirlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani geçen gün <a href="http://meren.org/blog/2009/11/chicagoya-gittim-donecegim/">Chicago&#8217;ya gidiyorum</a> demiştim ya, geri döndüm. Yalnız sanki tüm Chicago el ele vermiş, &#8220;<em>Meren Chicago&#8217;dan bir kucak fotoğrafla döner şimdi</em>&#8221; diyenlere karşı yüzüm kara çıksın diye birlik olmuştu. Üzgünüm Chicago, başaramadın. Gündelik fotoğraflar çekmekle kalmadım, bir fotoğraf müzesi ziyaret edip bir de küçük fotoğraf projesi sığdırdım bu bir kaç güne.</p>
<p>Ziyarete gittiğiniz şehirlerde elinizde sürekli fotoğraf makinesi ile gezecek kadar fotoğrafla ilgileniyorsanız etrafınızdaki insanlar bir süre sonra -belki pek de farkında olmadan- sizden onları heyecanlandıran her şeyin fotoğrafını çekmenizi beklemeye başlıyorlar.</p>
<p>Zaman zaman çeşitli mevzuları olduklarından daha karmaşık hale getirme konusunda uzman olan bir kişi olduğum için bir süre öncesine kadar bu durum benim için iki ciddi sıkıntı doğuruyordu. Birinci sıkıntı, vaktimin bir kısmını &#8220;<em>acaba bir sonraki ilgimi zerre kadar çekmeyen bir şeyin fotoğrafını çekme tavsiyesini nasıl geri çevirmeliyim</em>&#8221; diye düşünerek filan geçiriyor olmamdı; bu esnalarda elimdeki fotoğraf makinesi bir anlamda sosyal bir bariyere dönüşüyordu ve zaman zaman &#8220;<em>Meren, çok düşünceli görünüyorsun, buraları pek sevmedin gal&#8230;aaa bak şu kuşu çeksene!! amma da konmuş ağaca!</em>&#8221; şeklinde diyaloglar hayat buluyor ve beni daha da çileden çıkarıyordu. İkinci sıkıntım ise insanlara defalarca &#8220;<em>hayır</em>&#8221; deyip, sonra da onların ilgisini hiç cezbetmeyen bir şeyin fotoğrafını çekmek için can attığımda yaşayacakları potansiyel hayal kırıklığının üzerimde yarattığı baskı nedeni ile ne çekmek istediğime de konsantre olamıyor oluşum idi. Benim böyle eften-püften gibi görünen şeyleri hangi noktalara kadar vardırabileceğime dair bir örnek olarak, bir kaç yıl önce bir haftalık bir tatilden -fotoğraf makinesini yanımdan hiç ayırmadığım halde- sadece 5 (yazıyla &#8220;beş&#8221;) fotoğraf ile dönmüş olmam verilebilir sanırım. Neyse ki şimdi bununla başa çıkmanın yollarını öğrendim (insan bu hayatta her gün yeni bir şey öğreniyor).</p>
<p>Artık yola çıkmadan önce kendimi telkin edip ne yapmak istediğimi düşünüp konsantre olma işini evvelden hallettiğim için, kendimce küçük fotoğraf projelerim üzerinde çalışırken bir yandan da insanların ve olan bitenin, hatta ve hatta onları heyecanlandıran fakat beni pek enterese etmeyen şeylerin dahi fotoğrafını çekecek enerji bulabiliyorum :p</p>
<p>Chicago&#8217;ya giderken de aklımda bir fotoğraf projesi vardı. Toplum buna henüz hazır olmadığı için bu yazı ile paylaşmayacağım, bir başka sefere erteliyorum şimdilik.. Gündelik fotoğraflardan kastım da şöyle cici fotoğraflar:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRag2iLjI/AAAAAAAAGts/HONE-TjkQgc/s800/chicago-trip-1348.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mesela yukarıdaki fotoğrafta daha önce <a href="http://www.couchsurfing.org/">couchsurfing</a> ile evimize bir hafta misafir olan ve bizi kendisine hasta eden Una isimli arkadaşımız ile <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Millennium_Park">Millennium Park</a>&#8216;tayız (Duygu ile Una&#8217;nın arka tarafta neden &#8220;<em>çak dostum!</em>&#8221; moduna girdiklerini ise gerçekten bilmiyorum).</p>
<p>Işığı yakaladığım yerde de hiç acımayıp, çatır çutur çektim üzerinize afiyet (5 günlük ziyaret boyunca 207 fotoğraf çekmişim):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRaeT-7NI/AAAAAAAAGto/Rj_SVOU9yBw/s800/chicago-trip-1320.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Gündelik fotoğraflar çekmenin de bir hazzı var en nihayetinde. Her yemekte de Ali Nazik yenilmez ki. Hem Ali Nazik&#8217;in tadını çıkaran öncesinde ve sonrasında yenilen makarnalar, pilavlar değilse nedir.</p>
<p><a href="http://meren.org/blog/2009/11/nikon-d700/">Nikon D700</a>&#8216;ün performansından çok memnun kaldım, fakat 24-70 f/2.8 lens ile o kadar ağır -ve büyük- oluyorlar ki profesyonel olmayanların bu lens yerine alternatif mid-range f/2.8 zoom lensleri değerlendirmeleri konusunda ciddi uyarılar ekleyeceğim lens üzerine yazmayı düşündüğüm yazıya. Hakikaten bir noktadan sonra fotoğraf makinesi ile hareket halinde olma durumu çileden çıkarıcı bir hal alıyor.</p>
<p>Chicago gezisi Duygu&#8217;nun ayrıntılı planları sayesinde dolu dolu geçti. Kendisinin yaptığı planlar içerisinde beni en çok heyecanlandıran ikinci şey ise şüphesiz Çağdaş Fotoğraf Müzesi&#8217;ydi (ilki ise elbette İsveç Mahallesi&#8217;ne yapacağımız ziyaretti (dört dörtlük bir gündü, müthişti, vatandaşlık başvurusu yapacak bir yetkili bulamadım, bir tek o çok üzücü oldu)).</p>
<p>Çağdaş Fotoğraf Müzesi&#8217;nin beni heyecanlandırmasının en önemli sebebi kendimi bu müzenin uzman olduğu konuda çok yetersiz hissetmem. Ne yazık ki çağdaş sanatı (contemporary art) pek takip edemiyorum ve fotoğraf da bundan payını alıyor. Öyle günlük fotoğraflar çekmek, kendimce bir şeyler yapmak filan güzel de dünyada neler olduğunu da bilmeli insan. Bir ton fotojurnalist, bir o kadar da güzel sanatlarda nam salmış fotoğrafçı ile karşılaşıyorum, fakat yeni yetişen nesil içerisindeki güçlü isimler hakkında hiç bir fikrim yok..</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRt7ob-sI/AAAAAAAAGuE/6X3cE7D9Y-A/s800/chicago-trip-1733.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.mocp.org/">MoCP</a> 1984 yılından beri faaliyet gösteren bir müzeymiş ve çok meşhur isimlerden ziyade kariyerinin ortalarında olan, sivrilen isimlerin eserlerini sergilemeyi tercih ediyormuş.</p>
<p>Şu ana kadar Amerika&#8217;da görüp gezdiğim müzelerin en güzel tarafları genellikle çok geniş vizyonlu kuratörlere sahip olmaları. Bu kuratörler uzmanı oldukları alanı sürekli takip edip dikkate değer isimleri çekip çıkarıyorlar. Bu yüzden giderken nasıl isimler ve eserler ile karşılaşacağım konusunda merak içerisindeydim.</p>
<p>Müzenin o sırada gösterimde olan sergisinin konusu da fena sayılmazdı: &#8220;Shanghai ve Shanghai&#8217;ın Materyal Kültürü&#8221;.</p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Shanghai">Shanghai</a> Çin&#8217;in en büyük şehri. On dokuzuncu yüzyılın balıkçılık ve tekstil kasabası, bu gün 20 milyonluk nüfusu ile global ekonominin en üretken şehirlerinden birisi. Geçirdiği hızlı dönüşüm esnasında hem kültürel hem de çevresel boyutta çok ciddi değişimlere ev sahipliği yapmış. Batı kültürüne ait değerlerin Çin&#8217;in uzun yıllardır sahip çıktığı geleneksel değerlerini yozlaştırması neredeyse gözle takip edilebilecek bir hızla gerçekleşmiş.. Bir anlamda İstanbul gibi aslında, fakat Shanghai&#8217;de yaşanan dönüşüm İstanbul&#8217;da yaşanan dönüşümün birkaç katı olsa gerek; zira İstanbul neredeyse tarih boyunca çok önemli bir şehir iken Shanghai bu tip bir kıymete yeni mazhar olmuş.</p>
<p>Ayrıca Shanghai, henüz fazla uzaklaşılmamış olan komünizm ile geç gelen kapitalizm arasında kalıp, işçi sınıfının ayakta tuttuğu bir dünya ile ayaklarını yere teknoloji ile basan bir dünya arasında sıkışmış. Belki bu da onu İstanbul gibi şehirlerden ayıran, onu daha da hassas hale getiren bir diğer nokta. Elbette bu değişime ve onun çeşitli seviyelerdeki etkilere dair en dikkat çekici ayrıntıları bulup ortaya çıkarmak da sanatçıların vazifesi olmuş. Sergilenen fotoğrafların her birinde gerek kültürel, gerek çevresel değişimlere dair tespitler ya da eleştiriler görmek mümkündü gerçekten. Sergi çok başarılıydı ve sayesinde bir ton şey öğrenmekle kalmayıp uzun uzun da düşünme fırsatı elde ettim.</p>
<p>Örneğin aşağıdaki çalışma <a href="http://www.isidroblasco.com/">Isidro Blasco</a>&#8216;ya ait. Kendisi mimari ve fotoğrafçılık ile algının ve gözlemin, fiziksel deneyime öykünen temalarını irdeleyen üç boyutlu eserler hazırlayan birisi. Aşağıdaki eseri de bir çok fotoğrafın ahşap bir iskelet üzerine oturtulması yoluyla hazırlamış. Etrafından dolaşıp üçüncü boyutu deneyimleyebiliyordunuz filan.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRbbTFAQI/AAAAAAAAGt0/vGt3CKNahXU/s800/chicago-trip-1726.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki sergideki fotoğrafların altta olanları Xu Xixian&#8217;a, üstteklieri ise Xu Jianrong&#8217;a ait. 70&#8242;li-80&#8242;li yıllarda fotoğraflar çeken babanın yıllar sonra fotoğrafların çekildiği mekânlara giderek şehrin aynı perspektiften, günce portrelerini çeken oğlu. Fotoğraflar şehrin yapısının ne kadar değiştiğini gösteriyor. Son derece sıradan bir fikir aslında. Fakat rastlantı eseri sosyal ve mimari açıdan kıymetli bir kıyas olmuş. Pek etkilendiğimi söyleyemeyeceğim (bu arada bu eleştiri yazma hadisesi insanı bir anda &#8220;<em>şu karşıdaki dağları da ben yarattım bu arada, saygılar</em>&#8221; ruh haline sokuvermiyor mu, hastasıyım).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRs6BNFZI/AAAAAAAAGt4/jAKwhaG2ZEg/s800/chicago-trip-1727.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki fotoğraf da çok çok başarılı idi. <a href="http://www.photography-now.com/artists/K14946.html">Zhou Xiaohu</a>&#8216;ya ait. Eser tamamen dijital olarak inşa edilmiş bir eser (uzunluğu 5 metre civarında idi). Xiaohu çeşitli fotoğrafları dijital olarak birleştirmek sureti ile eski ve çağdaş mimarinin farkını belirginleştirmiş. Fotoğraf, geleneksel olanı yutmak üzere olan büyük şehrin yemeğinden bir lokmayı ağzına götürürken resmedildiği bir suç üstü komplosu fotoğrafı gibi olmuş. Hadise gerçekten olup bitmekte olan bir hadise, sadece Xiaohu, kurgusu ile soyutlamaya yeni bir kat çıkmış. İşin güzel tarafı ise bu eserin &#8220;<em>fotoğraf</em>&#8221; olarak anılması ve fotoğraf müzesinde çatır çatır sergileniyor olması. Kapak bu, döner dolaşır, hak edeni bulur.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRtGbKJSI/AAAAAAAAGt8/3Sm6715tQZ8/s800/chicago-trip-1729.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki fotoğraf <a href="http://www.g1expo.com/artists.php?id=34">Yang Fudong</a>&#8216;a ait. <em>The First Intellectual</em> (&#8220;ilk entelektüel&#8221;), takım elbiseler içinde, elinde bir tuğla tutuyor.</p>
<p>Bu fotoğraftan pek net görünmüyor, fakat kafası kan içinde, pantolonu yırtık (bağlantıya tıklayacak olursanız daha ayrıntılı bir fotoğraf var). Sanki koşup koşup yorulmuş. Bir şeyden kaçıyormuş da, aslında kaçarak uzaklaştığı şeyin, önünde yavaş yavaş belirginleşmeye başlamış olan yeniden o kadar da çok korkunç olmadığını anlamış gibi. Arkasında komünizm, önünde kapitalist düzenin yarattığı ekonomik/sosyal/kültürel bağlam. Elindeki tuğlayı birisine atacak ama, kime atacağını kendisi de bilemiyor sanki. Ortada sahibi olmayan bir suç var. Varmış gibi gösterip aslında içini boşalttığı bireysel özgürlükler ile kapitalizm, arkasında Çin&#8217;de bireysel özgürlüklerin tamamına el koyan komünizm. Özgürlükler için laikliğe sarılıp laiklik üzerinden özgürlüklerin çanına ot tıkayan ulusalcılar, özgürlük özgürlük diye bağırıp bu her fırsatta özgürlükleri kısıtlayan dinciler. İkilemler her yerde aynı. Ortada bir özgürlük dedikodusu var, fakat gözle gören, dokunan, sahip olan yok. Komünizm gider kapitalizm gelir, yine halk kaybeder. Şehirler, yaşam stilleri, çevre, alışkanlıklar, ezberler değişir, her şey için bir kılıf bulunur da, o tuğlayı kafasına yemesi gereken bir türlü bulunamaz.</p>
<p>Düşünebilmenin mükâfatı böylesi ikilemlerle yaşamaktan fazlası olmalı. Tertemiz asfaltın üzerinde madara olmuş entelektüelin şaşkınlığı, o ebleh bakışı -ne yazık ki- pek tanıdık..</p>
<p>Slavoj Žižek can sıkıcı derecede mantıklı bir çözümleme sonucunda &#8220;<em>resistance is surrender</em>&#8221; (&#8220;direniş teslim olmaktır&#8221;) der, bu fotoğraf ise, Žižek&#8217;in bir anlamda optimist sayılabilecek bakış açısına Star Trek&#8217;ten bir alıntı ile yanıt veriyor sanki: &#8220;<a href="http://www.youtube.com/watch?v=WZEJ4OJTgg8"><em>resistance is futile</em></a>&#8221; (&#8220;direnişin para etmez / bende bu aşk olmasa&#8221;). Bir fotoğraf bu kadar mı moral bozar. Kırırım bu müzeyi.</p>
<p>Yang Fudong ablanın diğer fotoğrafları da çok güçlü.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRtnrBG6I/AAAAAAAAGuA/qfa8o2dHtm8/s800/chicago-trip-1731.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki sergi Zhang Qing&#8217;e ait. Sağ taraftaki monitörler, bir evin içerisine yerleştirilmiş kameralar ile kaydedilmiş videoları oynatıyorlardı. Soldaki fotoğraflar ise bu videolardan yakalanmış görüntüler. Videoda küçücük bir evin içerisinde bam-güm futbol oynayan 6 kişiyi izliyorsunuz. Yatak odasından mutfağa girdiklerinde oradaki monitörlerin birisinden diğerine geçiyorlar. Çok hızlı ve plansız gelişen şehirlerin yaşam kalitesini sekteye uğratan en büyük sonuçlarından birisi de parklar ve spor tesislerinin <em>daha verimli işlerde</em> değerlendirilmesi&#8230; Kibrit kutusu gibi evleri ile 500 kişiyi barındırabilecek iki tane apartman kompleksini barındırabilecek bir arsayı basketbol sahası yapmak elbette kimsenin işine gelmiyor. Shanghai&#8217;daki durumun da pek farklı olmadığı o kırılgan ev içerisinde topa büyük bir nefretle vuran gençlerin anlamsız ciddiyetinden anlaşılıyordu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhV0DqnZeI/AAAAAAAAGwo/K8ggkUPVycE/s800/chicago-trip-1732.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çağdaş Fotoğraf Müzesi beni bir kaç noktada şaşırttı, fakat genel olarak tatmin etti. Tüm açık fikirliliğime rağmen ortaya konulan eserlerin çeşitliliği karşısında <a href="http://meren.org/blog/fotografi-anlamak/#htoc5">fotoğrafın ne olduğuna dair kafamda oturttuğum tanım</a>ı yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissettim. Onların açık görüşlülüğünü kıskandım, kendi dar görüşlülüğüm konusunda hayrete düştüm. İnsan bu hayatta her gün yeni bir şey öğreniyor.</p>
<p>Çağdaş fotoğraf konusunda en önde gelen müzede işte bunlar vardı.</p>
<p>Chicago&#8217;nun geri kalanından ise çok keyif aldık. Havası ile Ankara&#8217;ya, sayfiye şehri hissi İzmir&#8217;e, güzelliği ile İstanbul&#8217;a benzeyen bir değişik şehirmiş.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SxhRuFUn-5I/AAAAAAAAGuI/RzvbkBlNKrQ/s800/chicago-trip-1785.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2009%2F12%2Fchicago-ve-cagdas-fotograf-muzesi%2F&amp;linkname=Chicago%20ve%20%C3%87a%C4%9Fda%C5%9F%20Foto%C4%9Fraf%20M%C3%BCzesi"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2009/12/chicago-ve-cagdas-fotograf-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Chicago&#8217;ya Gittim, Dönücem</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/11/chicagoya-gittim-donecegim/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2009/11/chicagoya-gittim-donecegim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 03:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=985</guid>
		<description><![CDATA[Önce ben, sonra da Duygu fena halde hasta olduk. Virüsler azıtmış vaziyette. Tam hastalıktan çıkıyoruz işlerimize dönüyoruz derken uzun zaman önceden planladığımız Chicago seyahatinin tarihi geldi çattı. Hastalık, iş-güç derken bir türlü elime alamadığım D700&#8216;ün ilk ciddi saha deneyimine çıkacağı bu seyahate dair pek ümitli ve heyecanlıyım.
Bu arada aklınıza &#8220;Chicago&#8217;ya gidince şu yapılmadan dönülmez&#8221; kabilinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önce ben, sonra da <a href="http://biyolokum.com">Duygu</a> fena halde hasta olduk. Virüsler azıtmış vaziyette. Tam hastalıktan çıkıyoruz işlerimize dönüyoruz derken uzun zaman önceden planladığımız Chicago seyahatinin tarihi geldi çattı. Hastalık, iş-güç derken bir türlü elime alamadığım <a href="http://meren.org/blog/2009/11/nikon-d700/">D700</a>&#8216;ün ilk ciddi saha deneyimine çıkacağı bu seyahate dair pek ümitli ve heyecanlıyım.</p>
<p>Bu arada aklınıza &#8220;<em>Chicago&#8217;ya gidince şu yapılmadan dönülmez</em>&#8221; kabilinden bir şey geliyorsa, yorumları -düzenli olmasa da- takip edeceğimi ve öneriler duymaktan mutluluk duyacağımı belirtmek isterim.</p>
<p>Fotoğrafsız olmaz. Bu yüzden geçenlerde özel bir partide çektiğim ve bana flaşların doğru kullanıldığında nelere kadir olduğunu göstermiş 3 adet fotoğraf ile bitireyim. Hem <em>resimlerine bakmaya gelmiş olanlar</em> elleri boş dönmesinler ;)</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SwzP14FOjsI/AAAAAAAAGs8/HuuphBDtnfg/s800/24-70-example-03.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Benim jenerasyonumun belki bir noktaya kadar katlanabileceği, fakat bir önceki jenerasyonun kuvvetle muhtemel sıkıntıdan infilak edeceği türden bir eğlence olan bu partinin yapıldığı yerdeki ışıklar o kadar kısıktı ki flaşsız bir fotoğraf çekmek zaten pek mümkün değildi. Buradaki örnek fotoğrafların üçü de fotoğraf makinesi üzerindeki bir SB-900 ve ona ek olarak harici bir SB-600 flaş yardımı ile ışıklandırılmış fotoğraflar.</p>
<p>Bir kaç ay öncesine kadar flaştan nefret eden birisi olan ben kişisinin önce <a href="http://meren.org/blog/2009/10/jason-ricci/">Jason Ricci konseri</a>, şimdi ise bu parti deneyimi ile harici ışık kayakları ve onların etkin kullanımına dair düşünceleri hızla değişiyor (hep bu <a href="http://meren.org/blog/2009/09/dugun-fotografciligi/">düğün olayı</a>nın marifetleri bunlar). Ama çok endişelenir gibi olunca kendi kendime &#8220;<em><a href="http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/">doğal ışık</a> ile arama kimse giremez, benimki onun olmadığı durumda ne yapacağımı öğrenmek</em>&#8221; filan diyorum, zira her yere ışık taşıma fikrinin hoşuma gittiğini söyleyemem.</p>
<p>Aşağıdaki fotoğrafa bakarken partilerde/düğünlerde en çok ilgiyi önce gelin/damat vesairenin, onlardan sonra ise fotoğrafçının gördüğü geldi aklıma ve bu mevzuyu bir anlamda karara bağladım. İnsanları poz verirken çekmeyi pek tercih etmediğim için bu beni en çok zorlayan şeylerden birisi. Genç-yaşlı fark etmeksizin takip eden bakışların yanında, nispeten genç olanlardan &#8220;<em>ilgi göstermez ya da kötü davranırlarsak bu bizim burumuzu karıştırırken ya da gözlerimiz kapalı iken fotoğrafımızı çeker</em>&#8221; menşeli yapmacık saygı sinyalleri alıyor, nispeten yaşlı olan kimselerin ise fotoğrafçının kayıt altına alıcı kimliğine dair daha derin bir saygı ve sevgi duyduklarını hissediyorum. <em>Ve böyle buyurdu -elin partisinden bile hüzünlü bir deneyim çıkarmayı becermiş olan- Merenbey.</em>..</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SwzP1qoxAYI/AAAAAAAAGs4/VNmhF6_jBQ0/s800/24-70-example-02.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki fotoğraf ise daha sonradan çok hoşuma giden bir fotoğraf; <a href="http://cdbaby.com/cd/jayraygee">Jay-Ray &amp; Gee A&#8217;Cappella Trio</a> isimli bir gruba ait. Bağlantıya tıklayarak kendilerinden bir kaç parça dinleyebilirsiniz, fakat CD&#8217;lerine koydukları müziklerin ne yazık ki partide duyduğum müzik ile ilgisi yok, partide müthiş vokalleri ile harika caz şarkılar yorumladılar. Mest edici idi. Onların da bu fotoğrafa mest olduğunu öğrenince fotoğrafı tüm kullanım hakları ile beraber kendilerine armağan etmeye karar verdim, karşılıklı mutlu olduk (bu hak devri, kullanım sözleşmesi filan gibi kanuni belgeler de hakkında neredeyse hiç bir şey bilmediğim konularmış, son zamanlarda onu gördüm, neyse):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SwzP2CjPfeI/AAAAAAAAGtA/Ul3BeY4Jc-I/s800/24-70-example-04.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Son bir not, fotoğraf ile ilgili deneyimlerini okumaktan keyif aldığım <a href="http://insanveimge.blogspot.com/">Okan Akan</a>&#8216;ın İnsan ve İmge isimli günlüğüne bence bir göz atmanızı tavsiye ederim.</p>
<p>Peki. Chicago dönüşü görüşmek üzere.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2009%2F11%2Fchicagoya-gittim-donecegim%2F&amp;linkname=Chicago%26%238217%3Bya%20Gittim%2C%20D%C3%B6n%C3%BCcem"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2009/11/chicagoya-gittim-donecegim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotokritik Fotoğrafçısının Fotoğraf Sanrısı</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/11/fotokritik-fotografcisinin-fotograf-sanrisi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2009/11/fotokritik-fotografcisinin-fotograf-sanrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 09:34:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Filan Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[Öğreten Adam Modu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=955</guid>
		<description><![CDATA[Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. &#8220;Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur&#8221;, &#8220;ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz&#8221; gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence.
Bu yazı ortaya bir çözüm önerisi atmayacak. Zaten bu mevzular hep iki uçlu değnekler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. &#8220;Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur&#8221;, &#8220;ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz&#8221; gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence.</p>
<p>Bu yazı ortaya bir çözüm önerisi atmayacak. Zaten bu mevzular hep iki uçlu değnekler ve eleştirip karşı çıkmak kolay olsa da yerine bir şey bulmak, o yeni sistemin işlerliğini sürdürmesini beklemek zor.</p>
<p>Yine de <a href="http://www.fotokritik.com">Fotokritik</a>&#8216;in, muadili olduğu <a href="http://photosig.com">photosig.com</a>, <a href="http://Usefilm.com">Usefilm.com</a> gibi yabancı sitelerin bir çoğundan kat kat iyi olmasına rağmen Türkiye&#8217;de fotoğraf ile yeni tanışan nesle verdiği zararın haddi hesabı olmadığına inanıyorum. Bu arada elbette Fotokritik&#8217;teki herkes Fotokritik deneyimlerini bu yazıda bahsedildiği şekilde yaşamıyorlar. Yazı sadece varlığına ve zararına şahit olduğum bir kitle ile ilgili olduğu gibi o kitle de dahil olmak üzere kimseyi suçlamıyorum (ama ortada aleni bir suçlu olmaması bir saçmalık olduğu gerçeğini değiştirmiyor).</p>
<p>Fotokritik olmasa idi bu boşluğu elbette bir başka site dolduracaktı, bu yüzden Fotokritik&#8217;e kızmanın, gücenmenin bir alemi yok. Öte yandan Fotokritik bizim coğrafyamızda fotoğrafa &#8220;<em>portre fotoğrafı şöyle çekilir</em>&#8220;, &#8220;<em>manzara fotoğrafı böyle çekilir</em>&#8221; eğitimleri veren fotoğraf derneklerimizden ya da adını yakın zamanda tartıştığımız bir rezillik ile duyuran <a href="http://meren.org/blog/2009/10/bir-diger-fotograf-yarismasi-ayibi/">Fotoğrafevi</a> gibi oluşumlardan daha çok zarar vermiş midir, onu da bilemeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bana göre Fotokritik ve benzeri paylaşım sitelerinin yeni fotoğrafçılara verdiği zararın ne olduğunu açıklayıp bu konuya kendimce bir not düşme işine, &#8220;Internet&#8217;ten fotoğraf paylaşma&#8221; olayına attığım ilk adımları ve yaşadığım deneyimi anlatarak başlayayım.</p>
<p>2003 yılında fotoğraf çekmeye yeni başlamış, yavaş yavaş Internet&#8217;te fotoğraf paylaşmak diye bir hadisenin var olduğunu keşfediyordum. O zamanlarda Fotokritik yayın hayatına henüz başlamamıştı (görünen o ki <a href="http://web.archive.org/web/*/http://fotokritik.com">Mart 2004&#8242;te</a> açılmış).</p>
<p>O zamanlar Usefilm.com Türkiye&#8217;den bir çok kullanıcısı olan uluslararası bir fotoğraf paylaşım platformu idi. Ben de üye olup neler olup bittiğini gözlemlemeye başladım. Sitenin, sitedeki fotoğrafçıların karma puanlarına göre sıralandığı &#8220;hall of fame&#8221; tadında dinamik bir listesi olduğunu keşfetmem zaman almadı. İlk tıkladığımda ise hayretler içerisinde en tepesinde bizim memleketten birisi olduğunu gördüm. Bu isim Hayri Çalışkan idi. İçimden &#8220;<em>vay be, helal olsun</em>&#8221; diyerek bu şahsın konumuna fena halde imrendiğimi, büyük bir merakla kendisinin fotoğraflarını incelemeye koyulduğumu hatırlıyorum. <em>On binlerce insanın olduğu bir sitede en birinci fotoğrafçı olmak&#8230;</em> Bu bas gitar çalmayı az buçuk öğrendikten hemen sonra Jaco Pastorius&#8217;tan <a href="http://www.youtube.com/watch?v=zdqje73KQwg">Donna Lee yorumu</a> dinlemek gibi bir etki bırakmıştı üzerimde.</p>
<p>Kendisini takip etmeye başladım. Bir yandan da Usefilm.com&#8217;a heyecanla gönderdiğim fotoğrafların sadece bir-iki kişi tarafından görüntülenerek sayfaları terk edişini üzüntü ile izliyordum. Bir gün tüm cesaretimi toplayıp Hayri Çalışkan&#8217;a bir yorum yazmaya karar verdim. Düşünüp taşınıp, gönderdiği bir fotoğrafa küçük bir eleştiri yazdım kendimce. Etrafımda neler döndüğünün, bu işin raconunun ne öngördüğünün farkında değildim, dolayısıyla puanı da bol keseden vermeyip eleştirim ile tutarlı bir şey verdim (10 üzerinden 5 vermiş olayım mesela). Daha yaptığım şeyin heyecanı üzerimden gitmemişti ki son gönderdiğim fotoğrafın, sitenin en yüce karmalı fotoğrafçısı Hayri Çalışkan&#8217;ı misafir ettiğine şahit oldum: kendisine yazdığım eleştirinin aynısını fotoğrafım altına yapıştırmış, üstüne de fotoğrafıma 10 üzerinden 1 puan vermişti&#8230; Mesajı almıştım.</p>
<p>O zamanlar Hayri Çalışkana okkalı bir kaç laf edecek kadar kişilikli davranmadığım için utanç duyuyorum. Sanırım Usefilm.com&#8217;un en yüce karmalı fotoğrafçıları listesinin bir çıktısını alıp yakama iliştirir diye ürkmüş, belki de daha fenası hatalı olduğumu filan düşünmüştüm, bilemiyorum. Hemen gidip yazdığım kötü eleştiriyi sildim. O da hemen benim fotoğrafım altındaki eleştirisini sildi. Silmekle kalmadı, büyüklük yapıp az evvel 1 puan verdiği fotoğrafımın aslında ne kadar müthiş olduğuna dair bir yorum bıraktı. &#8220;<em>10 puan</em>&#8220;. Aramızda sözsüz bir iletişim hasıl olmuştu. Fotoğrafım altına yazdıklarının fotoğrafımla ya da şahsımla ilgili olmadığını, Usefilm.com&#8217;da geçirdiği aylar içerisinde rafine hale gelmiş görünen etkin bir protokol ile bana bildirmişti Hayri Bey&#8230; Mesajı bir kez daha almıştım.</p>
<p>Bir gece önce kocasından boşu boşuna yediği dayağın morlukları ile güne başlamaya hazırlanan bir ev kadınının, kocasının komodinin üzerinde bıraktığı &#8220;<em>çok güzeldin, uyandırmaya kıyamadım</em>&#8221; yazılı notunu görüp odanın içerisinde mutlulukla dans etmeye başlaması esnasında ortalığa yayılan türden bir kişiliksizlik ve onursuzluk örneği göstererek Hayri Çalışkan&#8217;ın fotoğrafına geri döndüğümü, o fotoğrafa aynen onun bana yaptığı şekilde methiyeler düzmekten ve tam puan ile ödüllendirmekten imtina etmediğimi de burada hepinizin huzurunda itiraf etmek istiyorum. Sevgili okur, bu an benim için önemli bir andır. Yıllar boyu içimde taşıdığım bu utanç şu an itibarı ile son bulmuştur (fakat ben nasıl ki bu özgürlüğün tadını sokaklarda cıbıl cıbıl koşmak sureti ile çıkarmıyor ve yazmaya devam ediyorsam senin de bu olayı unutup beni sevmeye devam etmeni bekliyorum). Bu yaptığım şeyden ötürü duyduğum rahatsızlık beni &#8220;tam performans&#8221; ile çalışmaktan ve belki de günün birinde bir &#8220;hall of fame&#8221; fotoğrafçısı olmaktan alıkoyacaktı. Oysa atom mühendisi bile olabilirdim.</p>
<p>Şu anda görüyorum ki Hayri Çalışkan ve puan ekonomisi ile kendimi böylesine komik bir duruma düşürerek tanışmış olmam aslında bir talihsizlik değil şans imiş. Zira bu sayede o noktada takılıp kalmak yerine izlemeye ve anlamaya çalışmaya koyuldum. İşleyiş basitti: bir sekreter titizliği, bir memur sorumluluğu ile her fotoğrafı methiyelere boğ, insanlar da senin fotoğraflarını methiyeye boğsun.</p>
<p>Yalandan bir arkadaşlık çemberi içinde dönüp duran bir sevgi seli vardı site içerisinde. 1500&#8242;lü yıllarda Nottinghamshire&#8217;da yaşamakta olan bir genç gibiydim. Hayatın, içinde doğup büyüdüğüm küçük kasaba ve onun adil kumandanlarından ibaret bir tos pembe olmadığına dair bir takım şüphelerim vardı, fakat bir türlü adını koyamıyordum. Bir süre sonra yanlız olmadığımı, benim gibi düşünen bir azınlığın az ilerdeki Sherwood Ormanı&#8217;nda kumandanların dalga geçtiği bir takım değerlerle yaşamak isteyen Robin Hood&#8217;ların yaşadığını öğrenecek, ilk fırsatta kendimi bulaştırdığım bu pislikten Andy Dufrain&#8217;in yağmur sularında temizlenişi gibi arınarak aralarına kaçacaktım. <a href="http://www.resecta.com/">Cristiano Corte</a>, <a href="http://www.flickr.com/photos/ruipalha/">Rui Palha</a> gibi -hala fotoğrafla ilglenen- arkadaşlar edinecek ve yeni bir fotoğraf vizyonuna kavuşacaktım (zamanın kumandanları ise büyük emekler harcayarak edindikleri ve korudukları &#8220;hall of fame&#8221; slotlarını başkalarına bırakarak <em>fade-out</em> olacaklardı).</p>
<p>Ama ne yazık ki bu güzel günler benim için kısa sürdü. Artık onarılamaz bir noktaya gelmiş olan çekirdek Usefilm.com topluluğunun çözülmesi ile herkes ayrı bir yöne gitti.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Puan temelli ödül sistemlerini bir nevi &#8220;ekonomi&#8221; olarak görmekte, puanların ise banknotlar olduğunu varsaymakta çok sakınca olmadığını düşünüyorum. Fakat bu sistem istismar olmaya çok açık, çünkü normalde merkez bankaları tarafından piyasaya sürülen banknotların, altın, gümüş, döviz gibi menkul kıymetlerden teşekkül eden bir karşılığı olmasına rağmen bu sistemde site tarafından üretilen ve herkesin cebine doldurulan puanlar, &#8220;sonsuz&#8221;. Dolayısıyla bu puanları harcamak kimseye bir şey kaybettirmiyor. Bu da bizlerin gerçek hayatta tasarruflu olmak ve gelirimizi iyi değerlendirmek adına yalnızca gerçekten beğendiğimiz, gerçekten önemsediğimiz şeylere yatırım yaparken gösterdiğimiz titizliği tamamen anlamsız kılıyor&#8230; Başkalarının size harcadığı puanlar, &#8220;günün fotoğrafçısı olmak&#8221;, &#8220;site birincisi olmak&#8221; gibi şöhretleri edinmenizi sağlıyor. Puanların kaynağı sınırsız olduğu için insanları onları sizin için harcamalarına ikna etmek de pek zor değil: vaktinizden başka hiçbir şeye mal olmayan, reklam vazifesi görecek <a href="http://www.usefilm.com/Comments.asp?P=1&amp;S=17&amp;ID=13263">jenerik</a> bir yorum yazıyorsunuz, duymak istediği şeyleri duyan kişi de gelip size bir yorum yazıyor. Çok kolay bir şekilde elde edilebilen karşılıklı bir fayda söz konusu. Makul bir süre sonra sitenin en yüksek puanlı insanların çok büyük kısmı en çok yorum yazan isimlerden ibaret oluyor ve gerçek problem burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Sonra benim gibi yeni birisi geliyor. Bir sitede puan yoluyla ya da halk oyuyla ya da herhangi başka bir yöntemle birinci olmanın iyi fotoğrafçı olmak ile ya da iyi fotoğraf ile hiçbir ilgisi olmadığından habersiz oluyor. Sitenin en <em>önde gelen</em> fotoğrafçılarının kimler olduğunu kısa bir süre sonra öğreniyor. O da ödüllendirilmek, o da tanınmak için o büyük fotoğrafçıların fotoğraflarına ve o fotoğraflara gelen eleştirileri okumaya başlıyor. &#8220;Ne güzel tekne&#8221;, &#8220;ne güzel yaşlı&#8221;, &#8220;ne güzel vapur&#8221;, &#8220;ne güzel martı&#8221;. Fotoğraf denen hadisenin her gün dışarıya çıkıp bunlardan çekip geri gelmek olduğuna dair bir sanrı hasıl oluyor bir süre sonra. Kalıplar meydana çıkıyor, beyin tembel olduğu için yorum yazma, fotoğraf çekme işini beyinciğe devredip olayı bir el alışkanlığına çeviriyor. Balat gezileri alıyor başını gidiyor, 7 göllerde basılmadık yer kalmıyor. Piyasaya yön veren büyük şirketler ne yöne hareket ederse ufak tefek kârlar ile maliyetini çıkarmaya çalışan ilgiye muhtaç bir kalabalık da onları takip etmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu tüketim çılgınlığının bir parçası. Nasıl ki kimi insanlar hayatlarını &#8220;bir araba, pembe panjurlu ev, iki çocuk, iyi gelir getiren bir iş, akşamları yarışma programı izleyip yazları Kuşadası&#8217;na tatile gitmek, sağlık sigortası, erken yaşta emeklilik&#8221; şeklinde paketlenmiş mutluluk tanımlarını satın almak için <a href="http://deoxy.org/endwork.htm">çalışarak</a> ve etraflarında olan biteni zerre kadar sallamayarak geçiriyorlar, bu ekonomi içerisinde varlık göstermeye çalışanlar da benzer şekilde yeni olanı, farklı olanı, güzel olanı görmez oluyorlar.</p>
<p>Nasıl ki kendisi için paketlenmiş mutluluklar peşinde ömür geçiren kimi insanlar istedikleri vücut şekline sahip olmanın yolunun &#8220;fitness centerlar&#8221;dan, istedikleri ruh haline sahip olmanın yolunun &#8220;yoga merkezlerinden&#8221;, istedikleri türden insanlarla bir arada olmanın &#8220;starbucks&#8217;tan&#8221; geçtiğini büyük şirketlerin kontrolündeki medyadan öğreniyorlarsa, benzer şekilde bu ekonominin emekçileri olan küçük fotoğrafçılar da &#8220;<em>iyi fotoğraf</em>&#8221; ve &#8220;<em>iyi eleştiri</em>&#8221; tanımlarını sitenin en yüce karmalı, en birinci fotoğrafçılarından bilerek ya da bilmeyerek öğreniyorlar.</p>
<p>Bu siteler içerisinde bu işi çözmenin ne yazık ki yolu yok. En nihayetinde, bence, ortada bir ödül ve yeterince vakit olduğu her durumda kazanan ego oluyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Ben halâ Fotokritik&#8217;e fotoğraf gönderiyorum ve bu gün bütün bunları düşünmeme vesile olan şöyle bir olay oldu: Siteye belgesel kategorisinde aşağıdaki fotoğrafı gönderdim (bu fotoğrafı Barhal seyahati ile ilgili yazıdan <a href="http://meren.org/blog/2009/07/barhalda-7-gun/">biliyorsunuz</a>):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Horon" src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SmomCSjWAQI/AAAAAAAAGAs/gthrE76IehU/s800/07-horon.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fotoğrafa gelen tenkitler şöyle:</p>
<blockquote><p>(&#8230;) <strong>kol</strong>u çıkan bey <strong>crop</strong>lansa daha iyi olurdu (&#8230;)</p></blockquote>
<blockquote><p>(&#8230;) harika bir <strong>model</strong> bulnussuuz. <strong>kadraj</strong> biraz <strong>sorunlu</strong>, sagdaki <strong>kol</strong>u <strong>crop</strong>lasiniz bile soldaki insanlar fotografin disinda kaliyor. onun haricinde cok net ve renkli bir fotograf (&#8230;)</p></blockquote>
<blockquote><p>(&#8230;) <strong>kadraj</strong> biraz daha düzgün olyadı harika olurdu. <strong>Model</strong>in doğal hali çok hoş (&#8230;)</p></blockquote>
<blockquote><p>(&#8230;) horon tepenler <strong>kesik çıkmış</strong> (&#8230;) sağında solunda duran kişiler <strong>yarım çıkmış</strong> (&#8230;)</p></blockquote>
<blockquote><p>(&#8230;) iyi bir konu tercihi yapmışsınız. ama <strong>kadraj</strong> biraz <strong>sorunlu</strong> (&#8230;)</p></blockquote>
<p>Sanki bütün yorumları aynı kişi farklı fotoğraflara yapmış gibi geldi mi size de?</p>
<p>İnsanlar belli ki beğenmişler, neden olduğunu pek bilmiyorlar ama bir şeyler yazmak istemişler, sağ olsunlar. &#8220;<em>Bla bla haricinde fotoğraf çok net ve renkli</em>&#8221; diyen bir kişi bile var. Fotoğrafın net ya da renkli olması gibi sıradan tercihler, her nasılsa fotoğrafın değerine endekslenmiş.</p>
<p>Bu fotoğraf ile ilgili söylenecek her şey bunlarla sınırlıymış gibi herkes fotoğrafı kırpmaktan, sağ taraftaki amcadan, sol tarafta kesilmiş insanlardan bahsederek rahatsızlığını dile getiriyor. Bir belge niteliği taşıyan bu fotoğrafla ilgili dikkat çekici şeyler bunlar mı? Dikkatle bakan birisi bu fotoğraftan şunları çıkarabilir bence:</p>
<ul>
<li>Tulum oynayanları dijital kameralar ile çeken insanlar. Belli ki buraya tatile gelmiş olan bir kitle de var burada.</li>
<li>Karşıdaki yamaçta bir mahalle var. Mahallenin yıllar boyunca ekilip biçilmiş olan tarlalarının yatakları belli. Çok büyük bir kısmı atıl durumda, sadece bir iki tanesi ekilmiş. Haneler ya tarım ve hayvancılıktan vazgeçmiş ya da köy dışarıya epey göç veriyor.</li>
<li>Teyzenin tülbenti, işlemeleri, kızların türbanları. Şehre göçün daha da belirginleştirdiği nesiller arası bir kontrast.</li>
<li>&#8230;</li>
</ul>
<p>Hepsi bu fotoğrafın içinde, daha da sayılabilir. Fotoğraf başka noktalarda başarısız bir fotoğraf olabilir. Fakat Allah aşkına kim takar adamın yarım çıkmış kolunu.</p>
<p>Ben de zamanında &#8220;<em>kadraj eğri</em>&#8220;, &#8220;<em>kontrast yok</em>&#8221; derdim fotoğraflar için. Şimdi utanıyorum. Fakat bunun ne kadar utanç verici ve saçma bir yaklaşım olduğunu görmem için Fotokritik, Usefilm.com gibi siteleri boş verip fotoğraf konusunda okumaya, büyük isimleri takip etmeye başlamam gerekti. Şimdiki sözlerimden de bir kaç yıl sonra utanabilirim, öğrenmenin sonu yok elbette. Öte yandan herkesten bunu yapmasını beklemek de saçma bir noktada, &#8220;<em>orada kendi düzenlerini oturtmuş, yuvarlanıp gidiyorlar, sana ne</em>&#8221; lafını işitmeyi de hak ediyorum belki.</p>
<p>Fakat ortaya neler çıkarıp ne projelere girişebilecekken abilerinden, ablalarından başkalarının puanları ile tatmin olmayı öğrenenlerin kaybettiği vakti düşününce diyorum ki, bunda can sıkmaya değer bir şeyler yok değil.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Fmeren.org%2Fblog%2F2009%2F11%2Ffotokritik-fotografcisinin-fotograf-sanrisi%2F&amp;linkname=Fotokritik%20Foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20Foto%C4%9Fraf%20Sanr%C4%B1s%C4%B1"><img src="http://meren.org/blog/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share/Bookmark"/></a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2009/11/fotokritik-fotografcisinin-fotograf-sanrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>54</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
