<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Meren&#039;in Fotoğraf Günlüğü</title>
	<atom:link href="http://meren.org/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://meren.org/blog</link>
	<description>Işık, gölge, vesaire..</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Aug 2010 19:44:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Referandumu Beklerken: Ne Evet Ne Hayır</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/08/referandumu-beklerken-ne-evet-ne-hayir/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/08/referandumu-beklerken-ne-evet-ne-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 21:37:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[ertuğrul kürkçü]]></category>
		<category><![CDATA[kurt vonnegut]]></category>
		<category><![CDATA[mhp]]></category>
		<category><![CDATA[necdet yücel]]></category>
		<category><![CDATA[oğuz atay]]></category>
		<category><![CDATA[ozanser uğurlu]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk kıray]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım türker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1652</guid>
		<description><![CDATA[Oğuz Atay&#8217;ı çok severim ben. Şu gezegenin topraklarını çiğnemiş bir numara insanlardan birisidir. Gerçek okur kitlesine öldükten sonra ulaşmış kendisi. Bir gün Necdet Yücel, Oğuz Atay&#8217;ın ölümünden neredeyse 33 yıl sonra elime &#8220;Korkuyu Beklerken&#8221; isimli öykü kitabını tutuşturup &#8220;bunu oku&#8221; demişti. &#8220;Peki&#8221; demiş, okumuştum. Oluyor bazen öyle. Sıradan bir günde, Oğuz Atay ile tanışıveriyorsunuz. Kurt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oğuz Atay&#8217;ı çok severim ben. Şu gezegenin topraklarını çiğnemiş bir numara insanlardan birisidir. Gerçek okur kitlesine öldükten sonra ulaşmış kendisi. Bir gün Necdet Yücel, Oğuz Atay&#8217;ın ölümünden neredeyse 33 yıl sonra elime &#8220;<em>Korkuyu Beklerken</em>&#8221; isimli öykü kitabını tutuşturup &#8220;<em>bunu oku</em>&#8221; demişti. &#8220;<em>Peki</em>&#8221; demiş, okumuştum. Oluyor bazen öyle. Sıradan bir günde, Oğuz Atay ile tanışıveriyorsunuz.</p>
<p>Kurt Vonnegut&#8217;ı da çok severim ben. O da Oğuz Atay gibi birisi (ikisi de benin lûgatında baba özlemine tekabül ediyor).</p>
<p>Amerika&#8217;da dünyaya geldiği ve İngilizce yazdığı için Oğuz Atay gibi sessiz olmamış onun çıkışı. Hoş insanın sözlerinin o ölmeden duyulması makus kaderden midir yoksa zengin talihten midir pek bilemediğim yaşlarımdayım. Ama Vonnegut öyle. Siz mesela tutup &#8220;<em>Kurt Vonnegut ayrı, Oğuz Atay ayrı</em>&#8221; diyebilirsiniz. Bir kulağımdan girer, diğerinden çıkar. Ben de sizin gibiyim işte. Bazen <em>gerçekten</em> umursamıyorum. Keşke sizin gibi olmasam da ikimiz de farklılıklarımızla mutlu olabilsek&#8230; Mesela.</p>
<p>Dün gece Vonnegut&#8217;ın <em>Slaughterhouse Five</em> isimli romanını okuyordum. Bir yerinde şuna rastladım:</p>
<blockquote><p>(&#8230;)</p>
<p>Yıllar boyunca tanıştığım insanlar bana sık sık ne üzerine çalıştığımı sordular ve ben de çoğunlukla Dresden ile ilgili bir kitap üzerine çalıştığımı söyledim.</p>
<p>Bir keresinde bunu film yapımcısı olan Harrison Starr&#8217;a söyeldiğimde, kaşlarını kaldırıp sordu: &#8220;bu savaş karşıtı bir kitap mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet&#8221;, dedim, &#8220;sanırım&#8221;.<br />
&#8220;İnsanların savaş karşıtı kitaplar yazdıklarını duyunca onlara ne diyorum biliyor musun?&#8221;<br />
&#8220;Bilmiyorum. Ne diyorsun Harrison Starr?&#8221;<br />
&#8220;Diyorum ki, &#8216;neden bunun yerine tektonik hareket* karşıtı bir kitap yazmıyorsun?&#8217;&#8221;.</p>
<p>Elbette kast ettiği şey savaşların her zaman olacağı, onları durdurmanın olsa olsa tektonik hareketi durdurmak kadar kolay olduğu idi. Buna ben de inanıyorum.</p>
<p>Hem ayrıca savaşlar buzullar gibi gelmeye devam etmeselerdi dahi, bizim yaşlı ölüm orada olmaya devam edecekti.</p></blockquote>
<p>Bunu söylemiş olan birisinin bile ölüyor olduğunu bilmek insanın kalbini kırıyor.</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Aslında geçtiğimiz günlerde referandum ile ilgili bir yazı yazmaya niyetli idim. Teması da kafamda hazırdı: Bilenlerin duymaya ihtiyacı olmadığı, bilmeyenlerin ise büyük olasılık saçma bulacağı şeyler söylüyor olma olasılığını boşverip referandum üzerine çok şeyler söylemek teması.</p>
<p>Mesela &#8220;<em>Sevgili bu referandumun ardından rezilliğinden pek bir şey kaybetmeyecek olan militarist, seksist, azınlık hakları ve özgürlükler ucubesi olan Türkiye Cumhuriyeti anayasasının üç-beş maddesine çekilecek makyaj ile bir şeylerin gerçekten daha iyiye ya da gerçekten daha kötüye gideceğine inandığı için omuzlarına ulvi bir sorumluluğun yükünü yüklenmiş bir derviş edası ile her yerde herkese &#8216;işin doğrusunu&#8217; anlatan futbol severler,</em>&#8221; gibisinden bir giriş yapacaktım belki. Sonra dargın bir gelişme, kucaklayıcı bir sonuç da yazacaktım muthemelen. Alıntılar yapacaktım. İthamlarda, atıflarda bulunacaktım. Başınıza Noam Chomsky dede kesilecektim. Sonra yazıyı günlüğe gönderecektim. Belki bir yerlerden tıklayıp gelecektiniz. Okuyacaktınız. Okuyanlarınızın biraz kafası karışacaktı. &#8220;<em>Şimdi bu evet mi diyor yoksa hayır mı diyor?</em>&#8221; diyecektiniz. Bir kısmınız okumayıp sadece resimlerine bakacaktı. Onların kafası daha çok karışacaktı. Sonra anlayacaktınız.</p>
<p>İki kamp da hayal kırıklığında birleşecekti. Herkes hep bir ağızdan başlayacaktı anlatmaya. Mesela benim gibilerin nasıl da X ve Y&#8217;den bile bi&#8217;haber olduğunu, başıma ne geliyorsa bilmediğimden geliyor olduğunu söyleyecektiniz. Sizin <em>çok içinde</em> olduğunuz ve <em>çok iyi</em> anladığınız ülke siyasetinden benim gibilerin ne kadar uzak olduğunu, eğer şöyle şöyle olsaydı zaten en başta sizin J diyecek olduğunuzu ama şöyle değil böyle olduğu için ülkesini seven birisi için J demenin artık imkânsız olduğunu (ve elbette benim bunu göremeyecek kadar dar görüşlü olduğumu), eğer biraz daha akıllı olsa idim sizin gibi düşünebileceğimi ve bu yüzden benim için en büyük dileğinizin akıl fikir olduğunu (ve bunda çok samimi olduğunuzu çünkü beni gerçekten sevdiğinizi) söyleyecektiniz. Benim gibi -artık işinize hangisi gelirse- Atatürkçülerin / dincilerin  / ulusalcıların / MHP&#8217;cilerin / AKP&#8217;cilerin / CHP&#8217;cilerin / fetocuların / apocuların / anarşistlerin / militaristlerin / statükocuların / liberallerin / bölücülerin / faşistlerin zaten hep <em>böyle</em> olduğunu ama olayın aslının <em>şöyle</em> olduğunu (ve bunun bir türlü kabullenilmek istenmediğini) anlatacaktınız. 2+2&#8242;nin 4 ediyor olduğunu (benim gibilerin ise 2&#8242;nin çok büyük değerleri ile 5 bulmaya çalışıyor olduğunu), BİZ&#8217;in ötekileştiren, haksızlık yapan değil, bilakis aslında ötekileştirilen ve haksızlığa uğrayanların <em>ta kendisi</em> olduğunu (ama artık halkın bunları <em>yutmadığını</em>), çünkü zaten eğer hatırlayacak olursak Münevver Karabulut&#8217;un kesik başının çöp tenekesinde bulunduğunu (ama bunun <em>bazılarının</em> işine gelmediğini), mensup olduğumuz siyasi görüş ne diyorsa doğrusunun o olduğunu (ama halkın diğer görüş tarafından kandırılmaya devam edildiğini (şunun ve onun da zaten bunun apaçık ispatı olduğunu)), başbakan dediğimiz kişinin bir keresinde attan düştüğünü, mevzi arkasında çömelmeyip ayakta duranın ise attan düşen çömeşik başbakanımız değil vasıfsız mülayim Gandi dedenin ta kendisi olduğunu, bunların boy boy gazetelerde çıktığını ama benim gibi <em>işi tıkırında</em> olanların bunları hep görmezden geldiğini, bak kendisine denileni dinlemediği için Sergen&#8217;e ne olduğunu, Perelman&#8217;ın parayı bir vakfa bağışlamak dururken kabul etmeyerek hata etmiş olduğunu, ve tüm bu nedenlerle bu referanduma verilmesi gereken yanınıtın -artık işinize hangisi gelirse- EVET / HAYIR oldğunu, ve bu referanduma EVET / HAYIR demek yerine bu referandumu protesto etmenin HAYIR / EVET demek yerine geçtiğini, ve EVET / HAYIR demeyen herkesin aslında bilmeden de olsa HAYIR / EVET diyor olduğunu, çünkü Türkiye&#8217;nin ihtiyacı olan EVET / HAYIR yanıtı bu referandumdan çıkmadığı taktirde EVET / HAYIR deme hakkını kullanmamış herkesin ONLAR ile iş birliği içerisinde sayıldığını, ve gelecek nesillerin başına geleceklerinden de ONLARIN ve BENİM GİBİ OLANLARIN sorumlu olduğunu söyleyecektiniz&#8230;</p>
<p>Ben bu olsun istemedim.</p>
<p>Dün gece Harrison Starr&#8217;a &#8220;<em>referandum ile ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum</em>&#8221; dediğimde kaşlarını kaldırıp &#8220;<em>saçmalık karşıtı bir yazı mı olacak?</em>&#8221; diye sordu. &#8220;<em>Eh</em>&#8220;, dedim, &#8220;<em>sanırım</em>&#8220;. &#8220;<em>İnsanların saçmalık karşıtı yazılar yazdıklarını duyunca onlara ne diyorum biliyor musun?</em>&#8221; diye sordu. &#8220;<em>Bilmiyorum&#8221; dedim. &#8220;Ne diyorsun Harrison amca?</em>&#8220;. &#8220;<em>Bunun yerine neden &#8216;brown hareketi karşıtı bir yazı yazmıyorsun?</em>&#8216;&#8221;&#8230;</p>
<p>Elbette kast ettiği şey saçmalığın her daim hem de herkes için olacağı idi. Yani diyordu ki &#8220;<em>boşver, aşikâr olanın tantanasını edip lâf-ü güzâf etme, bırak kim ne istiyorsa onu yapsın</em>&#8220;. İçimden bir ses bu elitist-konformist bunağa kulak vermek istedi, bir diğer ses ise bağırıp çağırıp kalp kırmak filan (bu satırları yazarken o itkiyi hatırlayıp kendimden hicap duyuyorum). Acaba bütün bunların bir orta yolu bulunur muydu. Bilge Vonnegut&#8217;a döndüm. Yardım istercesine baktım yüzüne. Cevap vermedi: NE EVET NE HAYIR (büyük harfler bana ait).</p>
<p>Bir cenazenin kavgası, sinemalarda.</p>
<p style="text-align: center;">YETMEZ AMA EVET.</p>
<p style="text-align: center;">vs.</p>
<p style="text-align: center;">HAYIRDA HAYIR VAR.</p>
<p><em>Adam çirkef analojiler ile şu güzel ortamı bozuyor beyler</em>. Bozmuyorum. Tamam. Ama bir şey var yani söylemezsem patlayacağım: Taraf olmak problemin gerçek kaynağına gözlerini kapatıp, naylon torba yerine kese kağıdı ile marketten çıkan kadının yüzündeki eşsiz gurur ifadesi gibi. Eline tutuşturulan seçim ile sorumluluk bilinci ayağına yatıp üç kuruşluk tatmin satın almak yerine markete gitmeyi reddedecksin teyzeciğim, baş parmağını işaret ve orta parmağının arasından geçirip yüzlerine yüzlerine sallayacaksın! Sallayacaksın ki herkes bilecek sende bunlarla yetinecek göz olmadığını. Kurt Vonnegut: &#8220;Meren!!!&#8221;. Teyze: &#8220;Haydaa&#8221;. Harrison Starr: &#8220;Teyze hanım, ben dedim buna, ama söz dinlemiyor (gençlik işte)&#8221;. Meren: &#8220;ağzımdan kaçtı, tek isteğim sükûnet idi :(&#8220;. Teyze: &#8220;Ama laylonlar binlerce yıl doğayı kirletiyorlar, madem sükünet bu da kayıtlara geçsin&#8221;. Feynman: &#8220;cevaplarınız içerisinde Pi&#8217;yi üç alabilirsiniz arkadaşlar&#8221;. Oğuz Atay: &#8220;ben cevap vermek istiyorum&#8221;. Kurt Vonnegut: &#8220;Herkes sussun Oğuz bir cevap verecek!!&#8221;. Oğuz Atay: &#8220;NE EVET NE HAYIR!&#8221;. Meren: &#8220;ahaha çok güzel dedin ama o cevap olmuyormuş işte&#8221;. Kurt Vonnegut: &#8220;@Oğuz, +1&#8243;. Harrison Starr: &#8220;@Oğuz dede cCc&#8221;.</p>
<p>Geçen yıllar bana yanılıyor olma olasılığımın haklı olduğuma inandığım oranda arttığını öğretti (eğitilemeyen, ahmak bir doğaya sahip olduğum için &#8220;geçen yıllar&#8221; epey zorlandılar). Fakat şu anda bir kısmınızın kanının nasıl kaynadığını, &#8220;<em>abi ne diyorsun sen, bunun cevabı elbette X, var mı bunun ötesi</em>&#8221; dediğinizi tahmin ediyorum (bu halinize sempati de duyuyorum). Bir diğer kısmınız da artık etliye sütlüye karışmak, siyaset uykusundan referandum ile uyanmak, ülkenin talihsizliklerine &#8220;bi&#8217; dur&#8221; demek istiyor; onu da hissediyor ve anlıyorum. İşte bu yüzden (yani kötü bir insan olmadığım için) Evet ya da Hayır&#8217;da ısrarcı kardeşlerimi eli boş göndermek işime gelmiyor. Sizleri bir referandum ameliyatı daha geçirecek olan ülkem anayasasının operasyon sonrasındaki muhtemel durumunu inceleyen fotoğrafçı dostum <a href="http://ufukcry.deviantart.com">Ufuk Kıray</a>&#8216;ın fotoğrafı ile uğurlamak istiyorum. Tavsiye edilen kullanım şekli şöyle: YETMEZ AMA EVET ise Evet&#8217;in üzerini, HAYIRDA HAYIR VAR ise Hayır&#8217;ın üzerini karalayarak Facebook&#8217;a, Twitter&#8217;a filan gönderebilir, çevrenize Evet ya da Hayır dedikleri durumda başımıza ne geleceğini gösterebilirsiniz. Dilerim bir cenaze üzerinden yürüttüğünüz konvansiyonel tartışmalarınızda bu çalışma size ışık tutar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/blog-photos/ufuk_kiray-evet_hayir.jpg" alt="" /></p>
<p><small>© Ufuk Kıray</small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kalabalık böyle. Azınlığın denk gelmemiş olanları için ise şunlar var (Harrison Starr: &#8220;<em>yok deve. bırakın diyorum, laf diyorum, güzaf diyorum, el insaf lan</em>&#8220;):</p>
<ul>
<li><a href="http://bianet.org/bianet/siyaset/123815-referandumu-boykot-cagrisinin-tam-metni-ve-imzacilar">Aydınlardan referandumu boykot çağırısı</a>, Bianet.</li>
<li><a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/537709-biktik">Bıktık!</a>, Ece Temelkuran, HaberTürk.</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=1015087">Evet! Boykot!</a>, Yıldırım Türker, Radikal.</li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;ArticleID=1013577">Ne evet diyelim ne de hayır!</a>, Ozanser Uğurlu, Radikal.</li>
<li><a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25117743/">Bu ip germe yarışında biz yokuz</a>, Ertuğrul Kürkçü, NTVMSNBC.</li>
</ul>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>PS: Özellikle Ece Temelkuran&#8217;ın yazısının ilk birkaç paragrafı benim de içinde olduğumu hissettiğim bir durumdan bahsediyor (sevmezdim kendisini, bu yazı özelinde sevmeye karar verdim (siz de çok zorlanırsanız beni bu yazı özelinde sevmeyip diğerleri için sevmeye devam edin (Vonnegut: &#8220;<em>adam bildiğin yan çiziyor</em>&#8220;. Teyze: &#8220;<em>laylon</em>&#8220;))).</p>
<p>PPS: Vonnegut&#8217;tan çevirdiğim alıntıda aslında &#8220;tektonik hareket&#8221; değil &#8220;glacier&#8221; diyordu. Glacier&#8217;ın tek Türkçe karşılığı &#8220;buzul&#8221; olarak geçiyor. Oysa buzul, glacier&#8217;ı da içine alan çok geniş bir tanım. Glacier aslında dağlardan aşağıya doğru ağır ağır fakat sürekli bir biçimde hareket etmekte olan buz nehirlerine verilen isim. İki saat bunu açıklayacağıma herkesin bir seferde anlayacağı bir şey kullanmak istedim. Tektonik hareket geldi aklıma. &#8220;Tek-to-nik Ha-re-ket En-gel-le-ne-mez&#8221; önemli bir sloganımızdır en nihayetinde.</p>
<p>PPPS: Ufuk Kıray&#8217;a çok teşekkürler. Hem yaratıcılığını hem de girişken kişiliğini imrenerek takip ediyorum. Fotoğrafın modeli de Hüseyin Yılmaz imiş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/08/referandumu-beklerken-ne-evet-ne-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşüncenin Kenarları, Propaganda, ve Evreni Kapatma Arzusu</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/08/dusuncenin-kenarlari-propaganda-ve-evreni-kapatma-arzusu/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/08/dusuncenin-kenarlari-propaganda-ve-evreni-kapatma-arzusu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 05:52:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Subjektif Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[amerikan askeri]]></category>
		<category><![CDATA[korteks]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1620</guid>
		<description><![CDATA[Problemin kaynağı insanın doğasında tabi. Tüm öğretiler bir yere kadar. Doğanı nereye kadar gizleyebilir, nereye kadar dizginleyebilirsin. Fakat kurallarına tabi olduğumuz evrenin niteliklerini göz ardı etmek de mümkün mü yani.. Vallahi değil bence. *** Bi&#8217; kere bizim evrende ne kadar çok boyut o kadar çok dert. Aynı kenar uzunluğuna sahip bir objeyi farklı boyutlarda nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Problemin kaynağı insanın doğasında tabi. Tüm öğretiler bir yere kadar. Doğanı nereye kadar gizleyebilir, nereye kadar dizginleyebilirsin. Fakat kurallarına tabi olduğumuz evrenin niteliklerini göz ardı etmek de mümkün mü yani.. Vallahi değil bence.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bi&#8217; kere bizim evrende ne kadar çok boyut o kadar çok dert. Aynı kenar uzunluğuna sahip bir objeyi farklı boyutlarda nasıl ifade ederiz diye baktığınızda görüyorsunuz ki boyut sayısı doğrusal şekilde artarken hacim üstel şekilde artıyor&#8230; Bence bu gerçekten çok saçma olmuş bir kere.</p>
<ul>
<li><em>Bir kenarı 3 birim olan bir küpü 1 boyutta ifade etmek için gereken hacim 3 birim.</em></li>
<li><em>Bir kenarı 3 birim olan bir küpü 2 boyutta ifade etmek için gereken hacim 9 birim.</em></li>
<li><em>Bir kenarı 3 birim olan bir küpü 3 boyutta ifade etmek için gereken hacim 27 birim.</em></li>
<li><em>Bir kenarı 3 birim olan bir küpü 4 boyutta ifade etmek için gereken hacim 81 birim.</em></li>
<li><em>Bir kenarı 3 birim olan bir küpü 5 boyutta ifade etmek için gereken hacim 243 birim.</em></li>
<li><em>&#8230;</em></li>
</ul>
<p>Düşünceler için de aynı prensip işliyor sanki.</p>
<p>Bir mevzuyu tek bir bakış açısı üzerinden düşünmek kolay. Fakat işin içine farklı perspektifleri de katmaya çalışmak çok pahalı. Eklenen her perspektif, sanki bir düşünceyi alıp bir üst boyuta taşıyor. Ama bu evrende ne kadar çok boyut, o kadar çok dert.</p>
<p>Kenar uzunluğu aslında değişmeyen bir düşünceye eklenen her perspektif, o düşüncenin ihtiyaç duyduğu hacmi üstel şekilde artıyor. Bir şey oluyor, karşındakine &#8220;<em>bir de şu açıdan bak</em>&#8221; diye rica ediyor, onu <em>empatiye</em> davet ediyorsun. Bir de o açıdan bakmaya çalışırken 7 birim oluyor, 49 birim. Tezgâh bedava, bedava da, bu haksızlığa tezgâh mı dayanır&#8230;</p>
<p>Bir düşünceyi değerlendirirken farklı perspektifleri de hesaba katmak bu kadar masraflı iken her şeye yalnızca kendi perspektifinden bakabilen kalabalıkları suçlamanın keyfi kaçıyor benim için. Yaşım ilerledikçe, bir insanın &#8220;<em>idrak edemeyişinin</em>&#8221; ardında son derece masumane bir sebep olduğuna gönülden inanıyorum. İnsanların söyledikleri şeyden ölesiye tiksiniyor, fakat söyleyenlere pek kızamıyor, onları suçlayamıyorum.</p>
<p>Bu elbette mutluluk ya da huzur yerine daha ciddi, ayakları yere basan bir üzüntü vaat ediyor. Zira &#8220;<em>eh, düşünce katlanınca tezgâhtan taşıyor, sahibi &#8216;bir de o açıdan&#8217; bir türlü bakamıyor, bu yüzden anlamıyor, anlamadığı &#8216;ötekinden&#8217; nefret ediyor&#8221;</em> filan diye normale bağlıyorsun insanların anlaşamama rutinlerini.</p>
<p>İnsanın zaten pis, korkunç bir doğası var; kendi gibi olmayana yabani olmaya, en çok kendisini ve kendisi gibi olanı sevmeye ve kollamaya yatkın. Evren ise farklı perspektifler konusunda son derece ketum, dolayısıyla &#8220;<em>empati</em>&#8221; çoğu insan için tamamen teknik sebepler nedeni ile olanaksız.</p>
<p>Peki bu tezgâhlar bu kadar mı küçük? Belki bazen vaziyet o, fakat çoğunlukla sorun 2 birimlik düşüncenin 7 birimlik muamele görmesine sebep olan propaganda. &#8220;<em>Tezgâhlar büyük de, propaganda kötü</em>&#8220;. Zira en saçma şeyleri gayet aklı başında insanlar söylüyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Evet. Aynı düşüncenin kenar uzunluğunun kişiden kişiye değişmesine sebep olan katalizöre &#8220;<em>propaganda</em>&#8221; diyelim. Tezgâhlar sabit iken propaganda yüzünden genişleyen düşünceler, yeni perspektiflere karşı iyice mühürleniyor. Mesela birisi için 2 birim olan, diğeri için 7 birim olmuş oluyor, ilki tezgâhında üç ayrı noktadan irdeleyebilirken, diğeri salt kendi görüşü ile baş başa kalıyor.</p>
<p>Bu yüzden koca tezgâhların başında hiçbir şeyi elden geçiremeyen propaganda mağdurları görmek sürpriz değil bana.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Propaganda ile şapşala dönmemiş berrak düşünceli insanları bir takım hadiseleri tek bir açıdan değerlendirirken ya da farazi detaylara takılıp kitleleri yargılarken görmeyişimiz bir rastlantı değil. Fakat onlar gibi olmanın keyifli bir yanı da yok belli ki, çünkü işin içine &#8220;<em>empati</em>&#8221; girince hayat gerçekten daha bi&#8217; zor.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/blog-photos/a10_24470507.jpg" alt="" /><br />
<small>© Reuters / Bob Strong </small></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıdaki fotoğraf benim yüreğimi dağladı. Günlerdir gitmiyor gözümün önünden. Olayla ilgili Amerikan askerleri &#8220;<em>üç kişi kalaşnikoflarla ateş açtı</em>, <em>biz de karşılık verdik</em>&#8221; diyorlar. Köylüler ise isyan ediyor, çünkü vurulan kişi yakındaki bir köyden kendi halinde bir çiftçi.</p>
<p>Fotoğrafa bir daha bakın. Bu kadar gelişmiş bilişsel yeteneklere sahip bir canlı ölürken aklından geçen son düşünce ne olabilir? Fotoğrafı çeken muhabirin ismini dahi not etmeye gerek duymadığı, şu yerde boylu boyunca yatan Afgan köylüsünün ölüyor olduğundan emin olduğu anda hissettiği hayal kırıklığı ve isyanı hayal etmeye kimin yüreği var? Belki yalnızca saniyeler sürmüş o hayal kırıklığı ve isyan bir kitap olsa, onu vuran askerin saçları daha ön sözün sonuna gelmeden beyazlar.</p>
<p>Onu vuran askere lanet edip geçmek ise bu ismi dahi anılmayan Afgan köylünün ölümünün ardındaki daha büyük ve daha acı gerçeği görmezden gelmek demek.</p>
<p>Çünkü onu vuran askerin de bir suçu yok. Onun karşısına geçip &#8220;<em>vatan için</em>&#8221; demişler. &#8220;<em>Şehitlik</em>&#8221; ile, &#8220;<em>gazilik</em>&#8221; ile işlemişler. 7 birim olmuş 2 birimlik düşünce. 40 birimmiş askerin tezgâhı. Bakamamış olaya ikinci bir açıdan. 9 birimlik farkla tek bir bakış açısına saplanmış. Asker, vatanı için, &#8220;<em>kutsal</em>&#8221; bir vazife ile gitmiş oraya. O sırada birileri kalaşnikofla ateş etmiş, o da karşılık vermiş. O sırada birisi mi ölmüş ne&#8230; Savaşmış bu. Kutsalmış ve vatan içinmiş. Olurmuş böyle şeyler. Hatta aslında bir anlayabilse sırf vurduğu Afgan köylü değil, onun çocukları bile askere hak verirmiş. Asker doğruyu yaptığından da bu kadar eminmiş. Velhasılı bu gün o bir Afgan köylü öldürmüş, yarın yol kenarında bir şey patlarmış o ölürmüş. Dün Afgan köylüyü öldürdü diye askeri linç edenler, yarın asker ölünce durumun 2-0 olduğunu kaçırıp &#8220;<em>adalet yerini buldu</em>&#8221; diye, &#8220;<em>insanlık kazandı</em>&#8221; diye sevinirmiş, filan.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>G. Gürkan Öztan&#8217;ın şu yazısını okumanızı rica ediyorum: <a title="ben de bu yazıyı Orkut Murat Yılmaz sayesinde keşfetmiş ve okumuştum." href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=1011247&amp;CategoryID=42">Linç Manzaraları</a>.</p>
<p>Yazı, aktörleri CHP, AKP, MHP, DTP/BDP, Ordu, PKK vesaire olan, artık yıllar boyunca pek iyi öğrendiğimiz bir problem ile ilgili. Problem 2 birimlik bir problem. G. Gürkan Öztan hali hazırdaki durumu gayet isabetli şekilde özetleyip insanları yapılması gerekene, bu işin &#8220;<em>oluru</em>&#8221; ne ise ona davet etmiş:</p>
<blockquote><p>Bıkmadan usanmadan, &#8220;şartsız koşulsuz silahlar sussun&#8221; diyebilmeliyiz. Aba altından sopa göstermeden, tehdit etmeden, dışlamadan, bahane üretmeden sorunlarımızı çözme iradesini harekete geçirebilmeliyiz. Medyadan sokağa öfke kusan, şiddete çağıran, tahrik eden her türlü sloganı ve eylemi, taraf tutmaksızın itibarsızlaştırmalıyız.</p></blockquote>
<p>Ama beni çok derinden üzen bir şey söyleyeyim, ne yazıda Öztan&#8217;ın tarif ettiği problem &#8220;<em>yeni</em>&#8221; ve &#8220;<em>bize özgü</em>&#8220;, ne de dile getirdiği çağrı. Fakat kayıtsız şartsız, hiç koşulusuz, aba altından sopa göstermeden, dışlamadan, &#8220;<em>ama</em>&#8221; demeden, karşı tarafın da insan olduğunu hatırlayarak çözüme odaklanmak için insanların göz önünde bulundurması gereken perspektifler ile ortaya çıkan düşünce, hali hazırdaki propaganda altında hiçbir tezgâha sığmaz.</p>
<p>Bu bağlamda Öztan&#8217;ın çözüme yönelik en önemli önerisi yukarıda yaptığım alıntının son cümlesi. Önce propagandanın ümmüğünü sıkmalı. Fakat medya savaş çığırtkanlığı ve &#8220;<em>şok gelişmeler</em>&#8221; üzerinden ticaret yapan bir sektör olduğu için, Öztan&#8217;ın en önemli önerisi ne yazık ki aynı zamnda en naif olanı.</p>
<p>Ülkenin siyaset arenası bir stadyum; içinde top koşturanlar da siyasetçiler, Ordu ve PKK. Medya da işte bu stadyumun kapısında bilet kesen memur. İçeride cips, kola, mısır satan delikanlı. Anonsları ile maçı kızıştıran spiker. Taraftarları galeyana getiren amigo. Otoparkı işleten değnekçi. Bayrak, kaşkol, üniforma satan işportacı. Taşkınlık yapanları tartaklayan polis.</p>
<p>Nasıl itibarsızlaştıralım medyanın çığırtkanlıklarını? Nasıl itibarsızlaştırıyoruz bu medyanın yaptıklarını?</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Öztan&#8217;ın serzenişinin muhataplarından mütevellit bir örnek içinde toplumu şu şekilde üç gruba ayırıyorum:</p>
<ul>
<li>Kayıtsız şartsız kendi haklılığına inananlar grubu (CHP, AKP, MHP, DTP/BDP, Ordu, PKK gibi kendilerinin biçtiği rolün dışına çıkanları hemen &#8220;<em>iyimser</em>&#8220;, &#8220;<em>naif</em>&#8220;, &#8220;<em>cahil</em>&#8220;,  &#8220;<em>gerçek sorunlardan bi&#8217;haber</em>&#8220;, &#8220;<em>at gözlüklü</em>&#8220;, &#8220;<em>ahmak</em>&#8220;, &#8220;<em>gerçekleri görmekten aciz</em>&#8220;, &#8220;<em>beyni yıkanmış</em>&#8220;, &#8220;<em>ayrılıkçı</em>&#8220;, &#8220;<em>iç mihrak</em>&#8221; ya da &#8220;<em>hain</em>&#8221; olarak nitelendirenler).</li>
<li>Kayıtsız şartsız bu probleme kulaklarını tıkayanlar ve hiçbir şeyi umursamayanlar grubu (tamamen rastlantı eseri söz konusu problemler ile muhatap olmak zorunda kalmadıkları hayatlar sürdükleri için, -kimsenin suçlayamayacağı bir biçimde- ömrünü geyik ve eğlence ile geçirmeye çalışan ve pop, dizi, futbol, porno, araba, moda, magazin temalı hayatlar yaşayan apolitikler).</li>
<li>Problemin tek çözümünün haklılık sloganlarının kayıtsız şartsız terk edilmesi, bu denklemin hem payında hem paydasında insan olduğunun kayıtsız şartsız kabul edilmesi olduğunun farkında olanlar grubu.</li>
</ul>
<p>Üçüncü grup diğer iki grubun toplamı ile kıyaslandığında yüzdelik dilimde bir tamsayı ile ifade edilemeyecek kadar küçük bence.</p>
<p>Bu işlere uzun uzun kafa yormuş, günümüz problemlerinin farklı zaman ve coğrafyalarda aynı semptomlar ile defalarca ortaya çıkmasındaki örüntüyü iyice gözlemlemiş bu üçüncü grup kişilerinin bu kadar nadir olmasının sebebi, propagandaya maruz kalmanın dünya üzerinde neredeyse her yerde çok kolay, etkilerinden arınmanın ise neredeyse herkes için çok zor olması.</p>
<p>Propagandadan nispeten arındırılmış bir hayat ve bakış açısına sahip olmak herkese nasip olmayan bir lüks. Şanssız olanlar için ise, bir kenarı 2 birim olan düşünceler, propagandanın etkisinde kalanlar için bir kenarı 7 birim olan düşüncelere dönüşüyor, o şanssız insanlar için o düşünceyi ek bir perspektiften değerlendirmek artık imkânsız hale geliyor ve şanssız olan hepimiz oluyoruz. Çok basit önermeler bile gerektirdikleri empati ile insanların tezgâhından aşıyor. Karşı tez olarak herkes &#8220;<em>çok mantıklı</em>&#8220;(!) açıklamalar dile getiriliyor. &#8220;<em>Bu olaya bakarak nasıl bu sonucu çıkarabilirsin, emin misin?</em>&#8221; diye sorunca şaşkınlık içerisinde &#8220;<em>eminim tabi, sen git kendi ezberini boz önce</em>&#8221; filan deniyor. Gidin gazete haberlerine okuyuculardan gelen yorumları okuyun, gözünüz gönlünüz açılsın.</p>
<p>Mesela &#8220;<em>PKK&#8217;lı cesetlerine işkence yapıp onları tanınmaz hale getirmek insanlık dışıdır</em>&#8221; diyen, otomatikman &#8220;<em>vatan haini</em>&#8221; oluyor. Askere çağırırken ne yaptıracağının fotoğraflarını göstermek zorunda olmayan ordu, eşcinselleri askere gitmemek için yaptıklarının fotoğrafını göstermek zorunda bıraktığında bunu herkes &#8220;<em>normal</em>&#8221; buluyor. İzmir&#8217;de DTP arabalarına taş atan &#8220;<em>vatansever</em>&#8221; kızları durdurmayan polise Diyarbakır&#8217;da taş atan çocuklar &#8220;<em>terörist</em>&#8221; muamelesi görüyor. &#8220;<em>İnsan hakları ihlallerinin ve işkencenin önüne geçmeliyiz</em>&#8221; diyen &#8220;<em>örgüt propagandası yapıyor</em>&#8220;. &#8220;<em>Hrant Dink&#8217;i öldürenler yargılanmalı, devlet onurunu ayaklar altından almalı</em>&#8221; diyen birisi &#8220;<em>Ermenilik yapıyor</em>&#8220;. &#8220;<em>Türban takmak bir haktır, insanların nasıl giyineceğine karışmak devletin haddine değildir</em>&#8221; diyen &#8220;<em>Atatürk ve laiklik düşmanı</em>&#8221; oluyor. &#8220;<em>Sansüre kayıtsız şartsız hayır</em>&#8221; diyen &#8220;<em>liboşluğundan</em>&#8221; öyle diyor, &#8220;<em>yaptırımsız ifade özgürlüğü</em>&#8221; isteyen ise &#8220;<em>naifliğinden</em>&#8221; istiyor&#8230;</p>
<p>Nasıl ki çözümü ve ifadesi çok boyut gerektiren problemlere ev sahipliği yapan Öklid uzaylarının boyutları arttıkça bu uzaylar neredeyse &#8220;<em>sadece kenarlardan</em>&#8221; ibaret oluyor ve merkezde neredeyse hiçbir şey kalmıyor (Hughes effect), bu saçmalıklar toplum arasında beslendikçe ve normalleştikçe herkez kenarlara gidiyor, merkezde birine rastlamak iyice imkânsızlaşıyor.</p>
<p>Ama sakin sakin düşününce inanın normal geliyor. İnsan propagandanın düşüncenin kenarlarına ne yaptığını görünce &#8220;<em>farklı bir bakış açısı ile bu düşünce hangi tezgâha sığar</em>&#8221; diyerek insanın makus kaderine boyun eğiyor.</p>
<p>Yukarıdaki gruplardan üçüncüsünün tüm toplumun bu kadar küçük bir kısmından ibaret olması bir rastlantı değil elbette.</p>
<p>Belki de enerjisinin yegâne kaynağı her seviyede yıkıma dayalı olan evrenimizin öntanımlı davranışı bu. İnsanın doğasını da evrenden ayrı tutmak mümkün değil ki. Belki başka evrenlerde durum bambaşka, onu kestiremiyorum, fakat her geçen gün buradaki her şeyin rahatsız ediciliği bana çok daha normal geliyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;">Ben böyle efendi efendi, fotoğraf motoğraf derken yuvarlanıp gidiyor görünüyorum ama çok da doluyum, bildiğiniz gibi değil. Ve bir denk getirirsem, birinizi bile görmez gözüm, hiç acımadan kapatırım bu evreni. Onu da bilin yani. Sonra &#8220;<em>aman efendim Meren fevri davrandı</em>&#8220;, &#8220;<em>yok efendim biz onu yanlış tanıdık</em>&#8221; filan olmasın.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 1715px; width: 1px; height: 1px;">http://www.formspring.me/meren/q/888686834</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/08/dusuncenin-kenarlari-propaganda-ve-evreni-kapatma-arzusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bataklık Serisi Ellerinizden Öper</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/08/bataklik-serisi-ellerinizden-oper/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/08/bataklik-serisi-ellerinizden-oper/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 03:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>
		<category><![CDATA[20mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[bataklık]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[new orleans]]></category>
		<category><![CDATA[panorama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1616</guid>
		<description><![CDATA[Bir takım işlerin sonunu getirebiliyor olmak bence yaşlılık alameti. Eskiden her başladığımı &#8220;sonra devam ederim&#8221; diyerek yarım bırakır, dönüp de bir daha yüzüne bakmazdım. Bataklık serisini yarım bırakmadım, döndüm ve bitirdim. Meraklısı için hikayesi ve başlangıcı burada. Son gidişimde ayağıma toslayan Armadillo burada, bir ağaçtan öbür ağaca ağ germiş yüzsüz örümcekler şurada, serinin tamamı ise [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir takım işlerin sonunu getirebiliyor olmak bence yaşlılık alameti. Eskiden her başladığımı &#8220;<em>sonra devam ederim</em>&#8221; diyerek yarım bırakır, dönüp de bir daha yüzüne bakmazdım. Bataklık serisini yarım bırakmadım, döndüm ve bitirdim.</p>
<p>Meraklısı için hikayesi ve başlangıcı <a href="http://meren.org/blog/2010/04/batakligin-gozune-bakip-hmm-demek/">burada</a>. Son gidişimde ayağıma toslayan Armadillo <a href="http://ff.im/nT7hB">burada</a>, bir ağaçtan öbür ağaca ağ germiş yüzsüz örümcekler <a href="http://ff.im/nURu8">şurada</a>, serinin tamamı ise aşağıda (büyük halleri için üstlerine tıklayabilir, sağ ve sol ok tuşları ile ilerleyebilirsiniz).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="01" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-01.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-01.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="02" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-02.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-02.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="03" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-03.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-03.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="04" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-04.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-04.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="05" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-05.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-05.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="06" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-06.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-06.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="07" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-07.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-07.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="08" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-08.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-08.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="09" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-09.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-09.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="10" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-10.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-10.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="11" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-11.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-11.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="12" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-12.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-12.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="13" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-13.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-13.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="14" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-14.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-14.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a class="lightbox-enabled" title="15" rel="lightbox-swamp" href="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp/swamp-15.jpg"><img src="http://meren.org/wp-content/gallery/swamp-800/swamp-15.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/08/bataklik-serisi-ellerinizden-oper/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat Ne Garip, Fransa Filan</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/07/hayat-ne-garip-fransa-filan/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/07/hayat-ne-garip-fransa-filan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 04:24:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düğün Fotoğrafları]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[bourbon street]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[dışarısı]]></category>
		<category><![CDATA[düğün]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[french quarter]]></category>
		<category><![CDATA[meren]]></category>
		<category><![CDATA[new orleans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1609</guid>
		<description><![CDATA[Duygu iki hafta kadar önce bilimsel bir konferansta arz-ı endam eylemek, ardından da biraz dolaşmak üzere Fransa&#8217;ya gitti. Kendisinin epey evvelden planlamış olduğu bu yolculuksebebiyle yalnız geçireceğim iki hafta boyunca yapacağım çılgın partilerin düşüncesi bile beni, nasıl söylesem, delicesine heyecanlandırıyordu (&#8220;kak hanım kak, adam soyunmaya başladı&#8220;). Duygu&#8217;nun gidişi ile, kısa bir süreliğine dahi olsa istediğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Duygu iki hafta kadar önce bilimsel bir konferansta arz-ı endam eylemek, ardından da biraz dolaşmak üzere Fransa&#8217;ya gitti. Kendisinin epey evvelden planlamış olduğu bu yolculuksebebiyle yalnız geçireceğim iki hafta boyunca yapacağım çılgın partilerin düşüncesi bile beni, nasıl söylesem, delicesine heyecanlandırıyordu (&#8220;<em>kak hanım kak, adam soyunmaya başladı</em>&#8220;).</p>
<p>Duygu&#8217;nun gidişi ile, kısa bir süreliğine dahi olsa istediğim gibi yaşayacak, canım ne istiyorsa onu yapacaktım. Bekârlık günlerimi yad etmek benim de hakkımdı. Duygu&#8217;yu uçağa bindirdiğim gibi çılgın partilerim start aldı. Sizi özendirmek istemiyorum ama örnek vermek açısından bahsetmek zorundayım, kıskanacak olanlar bu paragrafı hemen atlayabilirler: ilk gecenin teması üç kutu diet kola içip tost ekmeği arası pilav yemek ve saat sabah 4&#8242;e kadar bilgisayar başında oturup yatarken de klimayı açık unutmak idi (kıskanabilirsiniz diye uyarmıştım). İkinci gecenin teması her seferinde <a href="http://friendfeed.com/search?q=%23nefizfilm">nefis film</a> izlemenin bir mecburiyet olmadığı gerçeğini anmak ve yüceltmek adına üçüncü sınıf bir Hollywood filmi eşliğinde bir kutu çikolatalı dondurma yeyip üstüne de içebildiğim kadar portakal suyu içmek idi&#8230; O gece o kadar çok içmişim ki yatağı zor buldum inanın. Sabah da korkunç bir baş ağrısı ile uyandım tabi; içenleriniz bilir. Fakat partiler böyledir işte arkadaşlar; deliler gibi eğlenir sonra da bunun bedelini ödersiniz (deliler gibi eğlenip sonra da kimsenin bedel ödemediği partiler de vardır elbette (o tür partiler halk arasında siyasi parti olarak da anılırlar), eğer kendime göre bir tanesini bulabilirsem öyle bir partide eğlenmek de isteyebilirim). Neyse. Anlayacağınız duygu gittiğinden beri bu şekilde özgürlüğümün tadını çıkarıyorum. Lab&#8217;dakiler müthiş yaşantımı kıskanıyor olacaklar ki her gün bana Duygu&#8217;nun ne zaman döneceğini soruyor, sonra da &#8220;<em>bak bir şeye ihtiyacın olursa lütfen çekinme</em>&#8221; filan diyerek onları da partilerime davet eder miyim diye ağzımı yokluyorlar. Özgürlüğün tadını bir alırlarsa bir daha normal yaşantılarına dönemezler diye çekindiğim için, Yaşar Usta babacanlığı ile bu emellerini görmezden geliyorum.</p>
<p>Böyle işte.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Geçenlerde yine bir evlilik merasimi vardı (sürekli evleniyorlar, durduramıyoruz).</p>
<p>Etkinliğin hali hazırda bir düğün fotoğrafçısı zaten mevcuttu ve düğünü fotoğraflamak onun sorumluluğu idi. Ben ise özgür ekstra olacaktım. Dolayısıyla düğünün ana akışında neler döndüğü ile ilgilenmek gibi bir sorumluluğum olmayacaktı.</p>
<p>Nikâhın kıyılmasının ardından French Quarter&#8217;ın meşhur Bourbon Sokağı&#8217;na çıktık ve <a href="http://meren.org/blog/2010/05/freya-webb/">Freya &amp; Webb&#8217;in düğünü</a>nden de hatırlayabileceğiniz &#8220;<em>Second Line</em>&#8221; eşliğinde Bourbon Sokağı&#8217;nı baştan başa geçtik. Bu gözlerinin kapalı olmadığı bir fotoğrafını bile çekemediğimi fark ettiği zaman çok şaşıracak olan damat kişisi, eğlenirken:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-1.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu da güzeller güzeli gelin abla:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-2.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Second line müthişti yine. Hava da mükemmel idi. Manzara fotoğrafı çekmiyorsanız ve kaplaması (coating&#8217;i) iyi olan geniş açı bir lens ile çalışıyorsanız başınıza gelebilecek en güzel hava koşullarından birisi bulutlu hava. Gölgesiz, kontrastlı, histogramın iki ucunda toplaşmayan, dengeli bir zenginlik.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-3.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bourbon Sokağı turistler ile dolup taşan bir yer olduğu için yolun iki tarafı bir second line&#8217;a rastladıkları için kendilerini çok talihli hisseden turistler ile dolu idi. Yirmibirinci yüzyıl turisti olmak bambaşka bir psikoloji. Herkesin elinde şipşak dijital fotoğraf makineleri filan, herkes aynı yeri ziyaret ediyor, herkes aynı şeyi çekiyor filan falan. Orasını anladık. Fakat mesela yolda giden bir fotoğrafçıya tezahürat filan da ancak turist canlısının yaparken anormal hissetmediği şeyler arasında olsa gerek (şu alttaki adam bana delirdi mesela, adam bildiğin tezahürat ile sevgi gösterisinde bulunuyordu. Dümeni özgürlük denizinin çok farklı koordinatlarına doğru kırayım desem giderimiz vardı kendisi ile yani (eldeki iki biraya dikkat)).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-4.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Düğün işinde çalışan herkeste kaçınılmaz bir kanıksama ve sıkkınlık mevcut. Yani bunu iş olarak yapıp her gün bir düğünde müzisyenlik, barmenlik, sunuculuk filan yapıyorsa insan zaten bu tip bir sıkılma kaçınılmaz. Second line müzisyenleri ile ilgili en hastası olduğum ve beni en çok şaşırtan şey ise bu tip normal sıkıntılara onlarda rastlayamıyor olmam. Adamlar her gün aynı iki şarkıyı çalmak sureti ile kendilerinin olmayan eğlencelerin insanlarını eğlendiriyorlar, fakat daha bu işten samimi bir keyif aldığı aşikar olmayan bir tane second line müzisyenine bile rastlamadım. Hepsi son derece coşkulu, son derece yaptıkları iş ile aşk içinde görünüyorlar. Saygı duyuyor ve çok sevimli buluyorum, fakat kafam almıyor.</p>
<p>Örneğin paralel bir evrende bir Meren sırf bu mevzu üzerine uzun soluklu bir fotoğraf projesine başladı mesela. Bizim evrendeki Meren ise az önce yediği ekmek arası sıfırbeş uç ve gazoz kapaklarını diet kola ile sindirmekte olan ve aklına bilgisayar başında gelen bu tür fikirleri bilgisayar başında bırakan özgür bir bilim insanı (asosyal virtüöz Fazıl Say budalası arabeski yavşak buluyor ama işte bunun üstüne de, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=jdKWZqy1g0E">Bach&#8217;ın 1 numaralı sol minör keman sonatı</a> değil, Orhan Gencebay&#8217;ın &#8220;<a href="http://www.youtube.com/watch?v=28D6Q741o4c">batsın bu dünya</a>&#8220;sı gider (neyse. yazının sonu göründü, hemen kaynattınız bak)).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-5.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-6.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-7.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada eğer günün birinde içinizden birisi &#8220;<em>Dünya Abdestli Geçilebilen Sokaklar Listesi</em>&#8221; isimli tematik bir çalışmaya girişmek isterse gönül rahatlığı ile son sıraya Bourbon Sokağı&#8217;nı ekleyerekten başlayabilir. Sonra yukarı doğru doldurursunuz işte. Zira namusunuzla şöyle iki adım atamıyorsunuz.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/wedding-melissa/wedding-8.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Son olarak, kısa birkaç not:</p>
<ul>
<li>Son yayınladığı çalışması <a href="http://www.nature.com/">Nature</a> isimli meşhur bilim dergisinde <a href="http://www.nature.com/nature/journal/v466/n7305/">kapak konusu</a> seçilen <a href="http://www.arpat.net/">Arpat</a>&#8216;ı gönülden tebrik ediyorum. Kendisi gururumuz :) Acar gazeteci Işıl Öz de hemen bir röportaj yayınlamış, <a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=7730">buradan</a> okuyabilirsiniz.</li>
<li>İki adet <a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">konuk fotoğrafçı</a> seçkisi bir süredir yanıt bekliyor. Bir türlü kafamı toparlayıp ilgilenemediğim için kendilerinden herkesin huzurunda özür diliyorum. <a href="http://meren.org/blog/2010/01/konuk-fotografci-buraya-adinizi-yazin/">İlk davet</a>ten bu yana 17 konuk fotoğrafçı seçkisi ulaştı elime. Burası yan gelip yatma yeri değil.</li>
<li>Biraz daha ciddi hale getirmek ümidi ile <a href="http://meren.org">http://meren.org</a> adresinde duran fotoğraf anasayfamı elden geçirdim. Belki bir göz atıp görüş bildirmek istersiniz ümidi ile haber vermiş olayım.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/07/hayat-ne-garip-fransa-filan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sansüre Hayır De!</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/07/sansure-hayir-de/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/07/sansure-hayir-de/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 14:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[ağca kayıhan]]></category>
		<category><![CDATA[birol üzmez]]></category>
		<category><![CDATA[emre uçar]]></category>
		<category><![CDATA[erdal kınacı]]></category>
		<category><![CDATA[fatih aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[filiz tülü]]></category>
		<category><![CDATA[görkem kiter]]></category>
		<category><![CDATA[kerem kaynar]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<category><![CDATA[salim çallı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[şenay öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[sina demiral]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumlu]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk kıray]]></category>
		<category><![CDATA[yalçın kesen]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz kemal yüce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1574</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, yasaklar ve sansürün yaşamın bir rutini olarak kabul görmeye başladığı bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Kapsamı sürekli genişlemekte olan yasaklar karşısında konumumu diğer fotoğrafçı dostlarım ile beraber netleştirmek istedim. Az sonra izleyeceğiniz fotoğraflar, İnternet kullanıcılarının düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim haklarının hiçbir gerekçe ile engellenemeyeceğini düşünen ve bu düşüncesini İnternet’te Sansüre Karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, yasaklar ve sansürün yaşamın bir rutini olarak kabul görmeye başladığı bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Kapsamı sürekli genişlemekte olan yasaklar karşısında konumumu diğer fotoğrafçı dostlarım ile beraber netleştirmek istedim.</p>
<p>Az sonra izleyeceğiniz fotoğraflar, İnternet kullanıcılarının düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim haklarının hiçbir gerekçe ile engellenemeyeceğini düşünen ve bu düşüncesini <a href="http://meren.org/blog/sansure-karsi-ortak-platform-deklarasyonu/">İnternet’te Sansüre Karşı Ortak Platform Deklarasyonu</a>&#8216;nu fotoğrafları ile imzalayarak dile getiren fotoğrafçılara ait.</p>
<p>Siz de düşüncenizi ve tepkinizi dile getirin. Bu anlayışı protesto etmek, düşünen, üreten ve İnternet&#8217;i etkin şekilde kullanan açık fikirli insanların bir sorumluluğu. Size önemsiz dahi görünse atacağınız bir imza, dile getireceğiniz düşünceleriniz, katılacağınız bir gösteri, yazacağınız bir yorum, yasaksız bir Türkiye için çaba gösteren insanlara güç verecektir:</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: line-through;">17 Temmuz&#8217;daki yürüyüşe katılın: <a href="http://www.sansurekarsiyuruyus.com/">http://www.sansurekarsiyuruyus.com/</a> (bu haftasonu!)</span><span style="text-decoration: line-through;"><br />
</span></li>
<li>Sansüre Karşı Ortak Platform Deklarasyonuna imza atın: <a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr/internette-sansure-karsi-ortak-platform-deklarasyonu-bireysel-imzalar/">http://www.sansursuzinternet.org.tr/</a></li>
<li>&#8220;Elim Sende&#8221; projesine katılın: <a href="http://elimsende.info/">http://elimsende.info/</a></li>
<li>Bu girişimleri Facebook&#8217;ta, Twitter&#8217;da, İnternet günlüğünüzde ve/veya diğer sosyal platformlarda duyurarak arkadaş çevrenizin aydınlanmasında rol oynayın.</li>
</ul>
<p>Bir birey olarak öneminizi küçümsemeyin.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bu sayfa, fotoğrafı ile burada yer almak isteyen her fotoğrafçıya açık. Uzun kenarı 800 piksel uzunluğunda olan bir fotoğrafınızı ve mesajınızı bu e-posta adresine gönderebilirsiniz: a.murat.eren / gmail.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Birol Üzmez" src="http://meren.org/images/sansur/birol_uzmez.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://photomoment.bg/biroluzmez"><strong>Birol Üzmez</strong></a>, &#8220;<em>Daha özgür bir ülke için</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Erdal Kınacı" src="http://meren.org/images/sansur/erdal_kinaci.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://www.erdalkinaci.daportfolio.com/"><strong>Erdal Kınacı</strong></a>, &#8220;<em>Hiç değilse İnternet&#8217;te, ne yapacağıma devlet karar vermesin</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Görkem Kiter" src="http://meren.org/images/sansur/gorkem_kiter.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://www.flickr.com/people/gorkemkiter/"><strong>Görkem Kiter</strong></a>, &#8220;<em>Çek elini dünyamdan!</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Ağca Kayıhan" src="http://meren.org/images/sansur/agca_kayihan.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://www.agcaphotography.com/"><strong>Ağca Kayıhan</strong></a>, &#8220;<em>Sansür ve yasaklara karşıyım; egitimi ve özgürlüğü destekliyorum</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Sina Demiral" src="http://meren.org/images/sansur/sina_demiral.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://www.sinademiral.com"><strong>Sina Demiral</strong></a>, &#8220;<em>Sansür, temel bir hakkı gizlemeyi salık verir</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Ufuk Kıray" src="http://meren.org/images/sansur/ufuk_kiray.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://ufukcry.deviantart.com/"><strong>Ufuk Kıray</strong></a>, &#8220;<em>Türkiye&#8217;de İnternet kullanan her sağlam insan, erişime engelli adayıdır</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Emre Uçar" src="http://meren.org/images/sansur/emre_ucar.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<a href="http://www.flickr.com/photos/emreucar/"><strong>Emre Uçar</strong></a>, &#8220;<em>Yasakçıların yüzü yok</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Fatih Aksoy" src="http://meren.org/images/sansur/fatih_aksoy.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong><a href="http://www.fotokritik.com/kullanici/fffatih">Fatih Aksoy</a></strong>, &#8220;<em>Sansür, karanlığa doğru atılmış bir adımdır</em>&#8220;.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Yalçın Kesen" src="http://meren.org/images/sansur/yalcin_kesen.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong><a href="http://viiphoto.ning.com/profile/yalcinkesen ">Yalçın Kesen</a></strong>, &#8220;<em>Sansür çok güzel bir şeydir, herkes aynı beyine sahip olur!</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Filiz Tülü" src="http://meren.org/images/sansur/filiz_tulu.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong><a href="http://www.filiztulu.com/">Filiz Tülü</a></strong>, &#8220;<em>Sansüre maruz kalmak şiddete maruz kalmaktır</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Yılmaz Kemal Yüce" src="http://meren.org/images/sansur/yilmaz_kemal_yuce.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong><a href="http://twitter.com/ykyuce">Yılmaz Kemal Yüce</a></strong>, &#8220;<em>Birinin neyi bileceğine hükmetmek, onun nasıl yaşayacağına karar vermektir. Hayatınızı kafesletmeyin!</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Salim Çallı" src="http://meren.org/images/sansur/salim_calli.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong><a href="http://sacalli.deviantart.com/">Salim Çallı</a></strong>, &#8220;<em>Yasaklar, özgürlüğümüze kurulan barikatlardır. İzin vermeyelim!</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Şenay Öztürk" src="http://meren.org/images/sansur/senay_ozturk.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong>Şenay Öztürk</strong>, &#8220;<em>Öğrenmek yerine körelmek&#8230; Bir yerde yanlışlık var.</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img title="Kerem Kaynar" src="http://meren.org/images/sansur/kerem_kaynar.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br class="blank" /><br />
<strong>Kerem Kaynar</strong>, &#8220;<em>Bugün internet, yarın?</em>&#8220;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/07/sansure-hayir-de/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Petrol Sızıntısı Monologları</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/06/petrol-sizintisi-monologlari/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/06/petrol-sizintisi-monologlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 19:41:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[85mm f/1.4]]></category>
		<category><![CDATA[bataklık]]></category>
		<category><![CDATA[caroline]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[dışarısı]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>
		<category><![CDATA[mike ferris]]></category>
		<category><![CDATA[petrol sızıntısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1548</guid>
		<description><![CDATA[Kocaeli Depremi olduğunda depremle ilgili duyduğum ilk haber 44 kişinin öldüğü, yaralıların olduğu, yardım ekiplerinin müdahale için yola çıktıklarından ibaretti. Saatler, günler geçtikçe felaketin gerçek boyutları karşısında bu ilk bilgiler anormal derece iyimser kalmış, artık bir yerden sonra sayılar yuvarlanmaya başlanmıştı. Evvel zaman içinde günlerden bir gün, ortaçağ Avrupasında yaşamış bir rahibin kargaların kaça kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Depremi olduğunda depremle ilgili duyduğum ilk haber 44 kişinin öldüğü, yaralıların olduğu, yardım ekiplerinin müdahale için yola çıktıklarından ibaretti. Saatler, günler geçtikçe felaketin gerçek boyutları karşısında bu ilk bilgiler anormal derece iyimser kalmış, artık bir yerden sonra sayılar yuvarlanmaya başlanmıştı.</p>
<p>Evvel zaman içinde günlerden bir gün, ortaçağ Avrupasında yaşamış bir rahibin kargaların kaça kadar sayabildiklerine dair kendi çapında nasıl bir araştırma yaptığının, sonuç olarak da kargaların &#8220;<em>bir, iki, üç ve çok</em>&#8221; şeklinde sayabildiklerini nasıl keşfettiğinin hikayesini okuduğumda çok etkilenmiştim. Zira insanlar da çok farklı değillerdi. Beyinlerimiz büyük rakamları algılamakta ve değerlendirmekte güçlük çekiyordu. Bir yerden sonra rakamlar yuvarlıyor, bir yerden sonraki her şeye &#8220;<em>çok</em>&#8221; deyip geçiyorduk.</p>
<p>İkinci dünya savaşında 25 milyonu asker olmak üzere 70 milyondan fazla insan ölmüş mesela. Durun, bir sorun kendinize: Bu insanlar için üzülmüyor musunuz? Üzülüyosrunuz elbette. Fakat eğer rakamların üzerimizde gerçekten lineer bir etkisi olsa idi, 70 milyon insanın ölümü için üzülmekten hepimiz kanser olurduk. Fakat bir, iki, üç ve çok işte. 70 milyon. Küsurata gerek yok. Çok insan ölmüş, biz de çok üzüldük, kapattık o defteri.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>BP isimli petrol devinin Meksika Körfezi&#8217;ndeki Deepwater Horizon isimli açık deniz petrol arama platformundaki patlamanın haberi de Kocaeli Depremi haberinin gidişatını izledi benim için.</p>
<p>İlk önce &#8220;<em>bir patlama oldu, 11 işçi öldü birçok işçi yaralandı</em>&#8221; dendi. Daha sızıntı haberleri filan yok ortada. Sonra BP &#8220;<em>biz aslında o sırada deniz seviyesinin 1500 metre altında sondaj yapıyorduk, ama problem yok, böyle durumlarda petrol çıkışını engelleyen über teknolojik bir aletimiz var</em>&#8221; dedi. Eh, iyi mademdi. Belli ki halledeceklerdi. Ama sonra &#8220;<em>ya bizim böyle durumlarda kullandığımızı söylediğimiz über teknolojik bir alet vardı ya, o çalışmadı, galiba birazcıcık petrol sızacak, ama hissetmeyeceksiniz bile</em>&#8221; dedi BP. Hemen ardından da &#8220;<em>evet, petrol hakikaten sızıyor, ama öyle çok çok bir şey değil, altı üstü günde 800.000 litrecik</em>&#8221; dedi.</p>
<p>Bu sırada BP petrolün etkileri yüzeyde görünüp de hisse senetleri tepe taklak olmasın diye -kaşla göz arasında- yeterince test edilmemiş ve etkileri tam olarak bilinmeyen 2.500.000 litre kimyasal çözücüyü denize uçaklarla döküverdi ve petrolün bir süre yüzeyde görünmeyip denizin içinde çözünüp topak topak derinlerde kalmasını sağladı. Muhtemelen o sıralar BP bu işi ciddi bir kamuoyu tepkisine sebep olmadan kolayca çözebileceğine dair ümitli idi hâlâ.</p>
<p>En son BP&#8217;nin günde 800.000 litrecik dediği petrol sızıntısının aslında günde 9.500.000 litrecik olduğunu, bu problemin de öyle kolay kolay çözülmeyeceğini öğrendik. Sonra fotoğraflar, uydu görüntüleri filan gelmeye başladı.</p>
<p>Meğersek hergün dokuzmilyonbeşyüzbinlitrecik petrol denize karışmaktaymıştı.</p>
<p><em>Çok litre</em>.</p>
<p>Eğer tam şu anda Ay&#8217;da bir adamın aç ve susuz olduğunu öğrensek, insanlık olarak o adam açlık ya da suzuluktan ölmeden ona yiyecek yetiştirecek, ve hatta makul bir süre içerisinde de Dünya&#8217;ya sağ salim dönmesini sağlayabilecek teknolojiye sahibiz neredeyse. Fakat denizin 1500 metre derinliğinde hiçbir otoritemiz yok. Çok derin. 150 atmosfer basınç. Çok basınç.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Birkaç gün önce buradaki yerel bir gazetenin fotoğrafçısı olarak neler döndüğünü görmek için, geçen gün ise petrol sızıntısının mikrobiyal ekoloji üzerindeki etkilerini araştıracak geniş çaplı bir araştırmaya örnek veri toplamak vesilesi ile laboratuvardan insanlarla Louisiana&#8217;nın kıyı şeridinde yer alan ve petrolün etkilerinin görülmeye başladığı Grand Isle isimli bölgeye gittim.</p>
<p>Aşağıdaki fotoğraflar bu iki gezi esnasında çektiğim fotoğraflardan derleme. Meren olay yerinden bildiriyor yani. Okurken nereden bahsettiğimi bilmek isteyenler baksın diye sızan petrolün nasıl ilerlediği ve Grand Isle&#8217;nın nerede olduğuna dair bir harita hazırladım: <a href="http://tinyurl.com/3xyebnx">http://tinyurl.com/3xyebnx</a>.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Grand Isle&#8217;ın tüm sahil şeridi kapatılmış durumda. Askeri araçlar ve temizlik görevlileri var ortamda fakat arada bir kıyıya vuran petrol parçalarını küreklerle toplamak ve torbalara koymak dışında bir şey yapmıyorlar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-1f.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw37Ag84bI/AAAAAAAAJkI/-CdUrclx5ak/s800/grand-isle-1.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sahil şeridinin geneline baktığınızda öbek öbek kum tepecikleri görüyorsunuz. Deniz de temiz sanki, görünürde petrolün bir etkisi yok. Eh, zaten haritaya baktıysanız Grand Isle petrolden o kadar da çok etkilenen bir bölge değil gibi. Fakat görünüme aldanmamak gerekli.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-1.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBWAOzrqFLI/AAAAAAAAJhE/zkjHeU2LTeQ/s800/grand-isle-1.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çünkü yukarıdaki fotoğrafta dalgaların kıyıya vurduğu yere gidip içine baktığınızda, BP&#8217;nin denize döktüğü kimyasallar yüzünden öbek öbek toplanmış petrol yumrularını görüyorsunuz suyun içinde. Bunların bu şekilde kilometrelerce devam ettiğini, denizin dibinin bunlarla dolu olduğunu düşünün. İşte bu, güya sızan ham petrolun etkilerinin minimum gözlendiği yerdeki durum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-2f.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBWAO4NoptI/AAAAAAAAJhI/UkV99M5aB18/s800/grand-isle-2.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Şöyle bir durum var: İnsanlar, petrolün kendisini petrole bulanmış kuşlar, kıyıya vuran yunuslar, balinalar, kaplumbağalar ve ölmüş balıklar şeklinde gösterdiği bölgelere, petrol sızıntısının gözle görülen makro etkilerine odaklanıyorlar. Evet, bunlar hali hazırda yeterince üzücü ve can sıkıcı elbette. Fakat hemen her olayda olduğu gibi bu olayda da, petrol hadisesinin medyanın ilgi gösterdiği ve anlayabildiği kısmı, gerçek trajedinin çok küçük bir kısmı olabilirmiş gibi geliyor bana. Bu konuyu araştırmayı, bu mevzuya dair bir çalışmanın içerisinde olmayı çok istedim. En başta istediğim şekliyle olmasa da bir çalışmanın parçası oldum gibi.</p>
<p>Benim en baştaki mütevazi hipotezim petrol sızıntısının etkilerinin petrolün gözle görüldüğü bölgeden çok daha geniş bir alanda hissedilebiliyor olabileceği idi. Bu bağlamda, petrol sızıntısının etkilerinin gözle görülmediği bölgelerde de canlılık açısından bir etkisi varsa, bunu tespit etmenin ve araştırmanın en hızlı yolunun mikrop topluluklarını analiz etmekten geçiyor olabileceğini düşünüyordum. Meğer bu hipotez sadece benim aklımı kurcalamıyormuş ki çalıştığım enstitünün başındaki beyamca geçen gün -bu yukarıdaki konularda uzman olan kişilerin çalıştığı- laboratuvarımıza gelip &#8220;<em>e hadi gidin biraz örnek toplayın</em>&#8221; dedi.</p>
<p>Biz de atladık, Grand Isle&#8217;a gittik.</p>
<p>Amacımız Grand Isle&#8217;a kadar gidip geri dönüş yolunda da iç kesimlerdeki bataklıklardan örnekler toplaya toplaya gelmekti.</p>
<p>Aşağıdaki fotoğraf Grand Isle&#8217;ın sahillerini terk etmeden önce çektiğim son fotoğraf. İnsan canlısı: kendi kendisini, kendi salaklıkları karşısnda çaresiz bırakmakta dünya birincisi. Hem de milattan sonra 30 yılından beri (&#8220;<em>o adamı çarmığa germeyecektiniz olm</em>&#8220;).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-2.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw37b6aq6I/AAAAAAAAJkI/QKvFnoawJg8/s800/grand-isle-2.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Araba ile Grand Isle&#8217;dan iç kesimlere doğru giderken geçtiğimiz köprüden ufukta petrol rafinerilerini ve platformlarını görmek, hemen aşağıda ise şimdi o platformlardan birisi yüzünden tehdit altında olan bataklıkları görmek çok ironik (aşağıdaki fotoğraf). İnsan &#8220;<em>e elbette birgün bu olacaktı, ne bekliyordunuz ki</em>&#8221; diyor kendi kendine.</p>
<p>Fakat aşikar olan tehlikeleri, aniden değil yavaş yavaş yaklaştıklarında fark edememek gibi bir salaklığımız var tüm insanlık olarak. <em>Bir, iki, üç, çok</em> sendromu gibi bir şey işte bu. Mesela olacak olan İstanbul depremi ile ilgili hiçbir şey yapılmaması, Türkiye&#8217;nin dört bir yanındaki derelerin sonuçları aşikar olmasına rağmen hidroelektrik santraller uğruna kurutulması, samimi hiçbir siyasi çözüm ortaya koymaksızın terör sorununun askerler tarafından çözülebileceği umuduyla görmezden gelinmesi filan hep benzer örnekler bence. Tehlike biz ona baktığımızda durup, onu önemsiz bulup kafamızı başka yöne çevirdiğimizde yavaş yavaş sokuluyor. Sonra hareketi farkedip aniden dönüyoruz, bakıyoruz ki tehlike olduğu yerde duruyor, aslında ilerlemiyor. Biz de &#8220;<em>haa, neyse</em>&#8221; deyip işimize dönüyoruz.</p>
<p>Örneğin İstanbul&#8217;da deprem olduğunda ve yüzbinlerce insan deprem dayanıklılık testi, deprem güçlendirmesi yapılmamış evlerde öldüğünde hepimiz çok üzüleceğiz mesela. Salağız çünkü.</p>
<p>Amerikalılar da şu anda çok üzülüyorlar mesela. Ama bu olay yaşanmadan evvel &#8220;<em>dünyanın her yerinde insanlar bir depo benzine servet öderken biz neden bir litre benzine bir litre sudan daha az para ödüyoruz acaba?</em>&#8221; diye düşünüp devletlerine &#8220;<em>söz verdiğiniz gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelin artık</em>&#8221; demek çok çok azının aklına geldi. Geri kalanlar açık denizde petrol arama, yüzen platformlar ile 1500 metrelere delik açma hadiselerine gözlerini yumdular. Çünkü onlar da bizim gibi. Salaklar biraz. Bak biz de göz yumduk, &#8220;<em>tabi canım öyle şey mi olur, ifade özgürlüğü de bir yere kadar</em>&#8221; dedik, YouTube kapandı. Tehlike küçük adımlarla, yavaş yavaş yaklaştı. Yedik.</p>
<p>Yeni modellerinde salaklık hava yastığı ile beraber geliyor bir de. Kaza yapıyoruz ama ölmüyoruz. Ölsek de kurtulsak. Hayır. Sürüneceksiniz.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-3.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw37p2B6OI/AAAAAAAAJkI/OpK5z2xtRKU/s800/grand-isle-3.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki pelikanın olan bitenden ne kadar haberi var bilemiyorum. Fakat kesinlikle az altında duran, güya petrolü durduracak diye suya konulmuş olan sarı &#8220;boom&#8221;lara şaşkınlıkla bakıyor. Denizin üzerinde yüzen o sarı şeyin adı &#8216;boom&#8217;, dostlar. İçinde saç, kuru ot gibi petrolü emen şeyler var. Bunlardan yeterince olursa petrol sızıntısının kıyılarımıza ulaşmasına engel olabiliriz düşüncesi ile şimdi bakınca son derece naif duyulan kampanyalar düzenlendi burada. O zaman insanlar felaketin boyutundan haberdar değillerdi tabi. Boru değil. 9.500.000 litre. Bir litre, iki litre, üç litre, çok litre. &#8220;<em>Çok boom yaparsak çok petrol ile başa çıkabiliriz</em>&#8220;. Pelikan şaşkın. &#8220;<em>Lan</em>&#8221; diyor pelikan, ağzı açık, &#8220;<em>ne salak canlılarsınız :) salaklığınız benim de sonumu getirecek, iyi mi :)</em>&#8220;.</p>
<p>Pelikan en azından böyle şeylere üzülecek kadar salak değil.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-4.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw37oGLjeI/AAAAAAAAJkI/BC9QlcLVhF8/s800/grand-isle-4.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Birkaç kilometre sonra durup ilk örneklerimizi topluyoruz. O su ve bitki örnekleri laboratuvara gelecek. İçlerindeki DNA molekülleri çıkarılacak, o DNA&#8217;lar içerisinden bakterilere özgü bir takım molekülleri kodlayan kısımlar çoğaltılacak, o çoğaltılan DNA zincirleri pyrosquencing denen method ile ATCGATCG şeklinde metinlere dönüştürülecek, milyonlarca satırlık metin dosyaları bana gelecek, ben o metinleri alıp onları sınıflandıracağım, ait oldukları bakterileri isimlendireceğim, kümeleyeceğim, alfa ve beta dağılım analizlerini yapacağım, soyoluş ağaçlarına dzip o ağaçları birbiri ile kıyaslayacağım, neyin farklı, neyin ne kadar sıradışı olduğunu anlamaya çalışacağım. Bilimimiz, teknolojimiz bol çünkü. Çok şükül bunların hepsini yapabiliyoruz. Fakat denizin dibine açtığımız bir deliği kapatamıyoruz. Çok derindeymiş. Bizim o kadar derinde bir otoritemiz yokmuş. Bak. Örnek toplamayı biliyonuz ama.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-7.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw4CZ28lfI/AAAAAAAAJkI/RxY9uD3sodQ/s800/grand-isle-7.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu Dr. Ferris. Bilgisayar bilimleri ve istatistik alanınlarından çözümler ile ona bakteri popülasyonlarını anlamasında yardımcı olmaya çalışıyorum (bu güne kadar hep klinik vakalarla ilgili çalışıyorduk, bu oil spill yüzünden çevresel vakalar ile ilgili de çalışacağız gibi). Ferris her fırsatta kanosunı bataklığa indirip akşama kadar balık tutmayı ve bataklığın sessizliğini yaşamayı çok seven bir insan. Ama bu ölye böyle bir sevgi değil. Bataklıktaki deneyimlerini anlatırken gözleri parlıyor. Bir süre öncesine kadar insanların bu bataklıklarda ne bulduğunu gerçekten anlamıyordum. Bir gün meğersem bu sırra mazhar olma vaktim gelmişti ve <a href="http://meren.org/blog/2010/04/batakligin-gozune-bakip-hmm-demek/">anladım</a>, o gün bu gündür bataklığın benim için ayrı bir yeri var. Fakat görünen o ki sevmek için çok yanlış bir zaman seçmişim. Ferris&#8217;in bu olanlara ne kadar üzüldüğünü anlatmam çok zor. O da anlatamıyor zaten. Sanırım gerek de yok.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-8.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw4Ckcm6CI/AAAAAAAAJkI/Q5p7sm-7ZII/s800/grand-isle-8.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Örnek toplamak üzere daha önceden belirlediğimiz kontrol noktalarını ziyaret ederken bataklığın yaban hayata dair ne kadar muazzam bir çeşitliliğe ev sahipliği yaptığını bir kez daha gördüm. Zaten bildiğim bir şeydi de hani birisi hasta filan olunca onun tüm güzellikleri daha çok gözüne batar ya insanın, öyle bir durum idi muhtemelen.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-12.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw4JBDKVDI/AAAAAAAAJkI/tCbWbDeGCEg/s800/grand-isle-12.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Denizden epey uzakta, Mississippi Nehri&#8217;nin suları ile beslendiği için tuz seviyesi düşük olan bir bataklık bölgesinde bir anda kapanmış olan gökyüzünü ve ufukta bir yerlere yağmakta olan yağmuru izlerken şunu gördüm:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-14.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw4J5ZjcZI/AAAAAAAAJkI/u7U8XGt5iyw/s800/grand-isle-14.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir yunus idi bu arkadaş (hatta 2 tanelerdi, hatta ve hatta birisi bana şov yapmak için sudan dışarı zıplayıp ters filan döndü). Birkaç hafta önce petrol sızıntısı yüzünden karaya vuran onlarca yunus olduğunu duyuyorduk balıkçılardan. Sonra yunus haberleri kesildi. Şimdi çoğunlukla nesli tükenmekte olan balinalar ve pelikanların kıyıya vurdukları haberlerini duyuyoruz. Ferris bu yunusların petrolün sebep olduğu kirliliğin az olduğu yerlere gitmeye çalışırken buralara kadar gelmiş olabilecekleri fikrini attı ortaya. Yazık tabi bu hayvanlara hep. Patır patır ölüyorlar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-15.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw4KG7yK-I/AAAAAAAAJkI/3qgmmWbsXU8/s800/grand-isle-15.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir ara bir yağmur yağdı. Sonra durdu. Ben de bizimkiler örnek toplarlarken bir taşın üstüne tüneyip bataklığı seyrettim. Tünediğim yerden aşağıdaki fotoğrafı çektim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.meren.org/tmp/sizinti/grand-isle-16.jpg" border="0/" alt="" /><!-- img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBw4OmRxBbI/AAAAAAAAJkI/ao0heYWD0sI/s800/grand-isle-16.jpg" alt="" border=0 --></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>:(</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/06/petrol-sizintisi-monologlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler, IV</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/06/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-iv/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/06/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-iv/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 05:24:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Subjektif Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[big picture]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[eugene hoshiko]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[haber değeri]]></category>
		<category><![CDATA[louisiana]]></category>
		<category><![CDATA[nazım keven]]></category>
		<category><![CDATA[paolo pellegrin]]></category>
		<category><![CDATA[phillip toledano]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[prensese mektuplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1373</guid>
		<description><![CDATA[Tadında bir aranın ardından Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler serisi, dördüncüsü ile karşınızda. Bu sefer de subjektifliğimden bir şey yitirmedim. Bence çok aferin bana. *** Jeolojik konumumun da etkisi ile buradan bakınca gündemin en önemli konularından birisi birkaç gün içerisinde çok daha detaylı bir şekilde ele alacağım petrol sızıntısı. Bildiğiniz gibi her gün yüzbinlerce litre ham [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tadında bir aranın ardından <a href="http://meren.org/blog/category/subjektif-haberler/">Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler</a> serisi, dördüncüsü ile karşınızda. Bu sefer de subjektifliğimden bir şey yitirmedim. Bence çok aferin bana.<!-- http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBrdDTxcrEI/AAAAAAAAJiY/bQmuXiYrRwg/s800/brown_pelican_Charlie_Riedel.jpg --></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Jeolojik konumumun da etkisi ile buradan bakınca gündemin en önemli konularından birisi birkaç gün içerisinde çok daha detaylı bir şekilde ele alacağım petrol sızıntısı. Bildiğiniz gibi her gün yüzbinlerce litre ham petrol Meksika Körfezi&#8217;nin sularına karışmakta ve sadece doğal yaşamı değil toplumsal yaşamı da anormal bir ciddiyetle tehdit etmekte.</p>
<p>Ne yazık ki bu mevzu benim için üzülme eşiğini çoktan aştı.</p>
<p>Aşağıdaki fotoğrafta yer alan kahverengi pelikan duygularımı çok güzel özetliyor. Amerika&#8217;nın Louisiana eyaletinin simgesi olan, kısa bir süre evvel nesli tükenmek üzere iken hararetli bir çalışma ile kurtarılan ve petrole bulanmadığı zamanlarda son derece <a rel="lightbox" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/5/51/Brown_Pelican21K.jpg/800px-Brown_Pelican21K.jpg">haşmetli</a> bir hayvan olan kahverengi pelikan, &#8220;<em>beni bunun için mi kurtardınız lan</em>&#8221; diyor.</p>
<p>Aşağıdaki fotoğraf ile <a href="http://meren.org/blog/2009/10/fotografcilara-tavsiyeler/">Chris Jordan</a>&#8216;ın <a rel="lightbox" href="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/SupruhdHluI/AAAAAAAAGik/U7dzq4qtAjU/s800/chrisjordan.jpg">albatros fotoğrafı</a> ya da <a href="http://www.biyolokum.com/2010/06/gemim-gidiyor-bastan/">Brian Skerry</a>&#8216;nin bir avuç karides uğruna balıkçı ağlarında can veren balık ölülerinin denize geri bırakılışını görüntülediği o <a rel="lightbox" href="http://lh4.ggpht.com/_aROi2wnth1A/TBhFdoAxbpI/AAAAAAAAEiw/4HD06BSkPEA/s800/trawler3.jpg">içler acısı fotoğraf</a> arasında pek farkı yok. Bu fotoğraf da, aynen diğerleri gibi, insan canlısının aç gözlülüğünün, kendini beğenmişliğinin fotoğrafı.</p>
<p>Çok da güzel çıkmışız bence.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBrdDTxcrEI/AAAAAAAAJiY/bQmuXiYrRwg/s800/brown_pelican_Charlie_Riedel.jpg" alt="" /></p>
<p><em><small>© Charlie Riedel/AP</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Üzülme kotasını doldurmamışlar için Big Picture&#8217;ın yayınladığı güncel petrol sızıntısı fotoğrafları: <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2010/06/caught_in_the_oil.html">http://www.boston.com/bigpicture/2010/06/caught_in_the_oil.html</a></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Daha önce bu günlüğe alzheimer hastası olan babasının son günlerini belgelediği <a href="http://meren.org/blog/2009/06/babamla-gunlerim/">Babamla Günlerim</a> isimli projesi ile konuk olmuş olan Phillip Toledano, sanatçı kimliğinin fotoğraf ile sınırlı olmadığının ispatı olan bir enstalasyona imza atmış. Çalışma sağlam bir Amerika eleştirisi.</p>
<p>Toledano bu eserlere ülkesinin ayaklar altına alınan onurunu temizlemek için hayat verdiğini söylüyor. Türkiye&#8217;de ağız dolusuyla &#8220;<em>ben sanatçıyım</em>&#8221; diyen liboşlara &#8220;<em>devletin başının altından çıkan ve itina ile görmezden geldiğiniz her haksızlık için ülkenizin onurunu ayaklar altına alıyorsunuz</em>&#8221; deseniz &#8220;<em>ha? ne?</em>&#8221; diye yüzünüze bakarlar. Toledano gibi duyarlı, rengini belli etmekten çekinmeyen insanlar her yerde nadir, fakat Türkiye gibi ülkelerde daha bir azlar. Üzülüyor tabi insan.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBriya_On_I/AAAAAAAAJig/32Q9v3tCvNc/s800/abu-gharib-phillip-toledano.png" alt="" /></p>
<p><em><small>© Phillip Toledano</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Toledano&#8217;nun &#8220;<em>Amerika Hediye Dükkanı</em>&#8221; burada: <a href="http://www.americathegiftshop.com/">http://www.americathegiftshop.com/</a></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Geçenlerde Newsweek dergisinde Magnum fotoğafçılarından Paolo Pellegrin&#8217;in yakın zamanlarda bitirdiği bir Gazze belgeseline rastladım. Mevzu hepimizin yakından bildiği bir mevzu, fotoğraflar çok çarpıcı.</p>
<p>Gazze&#8217;ye yeni gemilerin yola çıkacağını duydum, destekliyorum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBrpxCmCJTI/AAAAAAAAJis/LcrOKdKnYzw/s800/gaza-paolo-pellegrin.png" alt="" /></p>
<p><em><small>© Paolo Pellegrin</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Pellegrin&#8217;in &#8220;<em>Aklımda Gazze</em>&#8221; isimli belgesel çalışması burada: <a href="http://www.newsweek.com/photo/2010/06/01/gaza-on-my-mind.html">http://www.newsweek.com/photo/2010/06/01/gaza-on-my-mind.html</a></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bir de Amerikalı arkadaşlar sorduğunda nasıl olup da bir öncekinde dünya üçüncüsü olup bu seferkinde yer almadığımızı açıklayamadığım bir Dünya Kupası mevzusu var. Umarım herkes çok gol olur, hepsi çok yenerler (böyle futbol yorumunu da her yerde duymazsınız bak).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TBrnJeiNSaI/AAAAAAAAJio/gmU7eKwiIbQ/s800/vuvuzela-Eugene-Hoshiko.jpg" alt="" /><br />
<em><small>© Eugene Hoshiko</small></em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yine Big Picture&#8217;dan leziz bir seçki: <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2010/06/opening_weekend_-_2010_world_c.html">http://www.boston.com/bigpicture/2010/06/opening_weekend_-_2010_world_c.html</a></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p><a href="http://meren.org/blog/2010/04/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-iii/">Geçen yazı</a>da &#8220;<em>siz de çekinmeyin, gönderin</em>&#8221; demiştim. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/">Prenses&#8217;e Mektuplar</a>&#8216;ın kalecisi Nazım aşağıdaki çalışmayı haber vermiş. E-postasında, çoğu kompakt fotoğraf makineleri ile çekilmiş olan bu fotoğraf projesi ile ilgili şöyle bir yorumda bulunmuş:</p>
<blockquote><p>[Post no Bill] hayatımızın içine giren, fark etmeden görsel dünyamızı kaplayan billboard reklamlarını gündelik hayatlarının koşuşturmasındaki insanlarla birleştirip ortaya çok absürd, ironik kareler çıkarmış. Bana 21.yüzyılda farkında olmadan nasıl bir görsel hengame içinde yasadığımıza dair müthiş bir çalışma gibi geliyor.</p></blockquote>
<p>Ayrıca çalışmayı yeterince seçici olmamakla da eleştirmiş. Bu eleştirisine sonuna kadar katılıyorum. Daha dar, daha güçlü bir seri ortaya çıkabilecekken çok etkili fotoğraflar kalabalığın içinde boğulmuş.</p>
<p>Proje içinde yer alan fotoğraflar burada: <a href="http://www.pbase.com/henryhpk/advertisment">http://www.pbase.com/henryhpk/advertisment</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/06/fotograf-dunyasindan-subjektif-haberler-iv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuk Fotoğrafçı: Okan Akan, &#8220;365 Projesi&#8221;</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/06/konuk-fotografci-okan-akan-365-projesi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/06/konuk-fotografci-okan-akan-365-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 14:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce / Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Konuk Fotoğrafçı]]></category>
		<category><![CDATA[Leziz Bağlantı İçerebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>
		<category><![CDATA[365]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[konuk]]></category>
		<category><![CDATA[korteks]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[okan akan]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1524</guid>
		<description><![CDATA[Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü üçüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar! Okan Akan İzmir&#8217;de yaşayan, 10 yılı aşkın süredir profesyonel olarak reklam yazarlığı yapan bir fotoğraf sever. Kendisini İnsan ve İmge isimli harika günlüğünden tanıyanlarınız olabilir. Fotoğraf üzerine yazdıklarına bu güne değin denk gelmemiş olan talihsiz fotoğraf severleri de bu vesileyle bu günlükten haberdar etmiş olayım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü üçüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar!</p>
<p>Okan Akan İzmir&#8217;de yaşayan, 10 yılı aşkın süredir profesyonel olarak reklam yazarlığı yapan bir fotoğraf sever. Kendisini <a href="http://insanveimge.blogspot.com/">İnsan ve İmge</a> isimli harika günlüğünden tanıyanlarınız olabilir. Fotoğraf üzerine yazdıklarına bu güne değin denk gelmemiş olan talihsiz fotoğraf severleri de bu vesileyle bu günlükten haberdar etmiş olayım.</p>
<p>Okan birkaç gün önce bir yıllık, uzun soluklu ve muhtemelen epey çetrefilli bir projeyi bitirdi: <em>365 Projesi</em>.</p>
<p>Bu proje Okan&#8217;ın bir yıl boyunca her sabah 8:30 dolaylarında çektiği fotoğraflardan oluşuyor. Aşağıda izleyeceğiniz fotoğraflar da, işte o fotoğraflardan bir seçki.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/063.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>063/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Normalde seçkileri, konuk fotoğrafçı adaylarının hazırlamasını bekliyorum. Fakat Okan rica edince küratörlük işini keyifle kabul ettim. Bu konuda bana güvendiği için buradan kendisine teşekkür ederim. Epey uzun süren, dört aşamalı bir elemenin ardından projenin tamamını, bu yazı içerisinde izleyeceğiniz 8 fotoğraf ile ifade etmeye karar verdim. Bu fotoğrafları, Okan ile benim vizyonumun kesişim kümesi içine denk düşen fotoğrafların kendi içerisinde tutarlı bulduğum bir alt kümesinden ibaret olarak görüyor, bunu da sizi diğer fotoğrafları izlemeye motive etmek, &#8220;<em>Meren seçmiş zaten</em>&#8221; deme gafletinden alıkoymak için söylüyorum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/107.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>107/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir yıl boyunca her gün, belirli bir saatte fotoğraf çekmek üzere yola çıkmak&#8230; Başlamak çok zor olmasa da devamını getirip bitirmenin ne kadar zor olabileceğini tahmin edebileceğinizi tahmin ediyorum.</p>
<p>Bir yıl, her gün bir fotoğraf çekmek için ziyadesiyle uzun bir süre. Bir yıl boyunca icra edilen günlük bir rutinden aynı keyfi, daha önemlisi aynı tatmini almanın mümkün olduğunu, Okan&#8217;ın da bu işin üstesinden zorlanmadan geldiğini düşünmek muhtemelen epey naif bir bakış açısı olurdu. Bu konu üzerine daha derinlemesine düşünecekler böyle bir şeyi bitirebilmek için ne kadar güçlü ve sürekli bir itki gerekebileceğini hayal edebilirler.</p>
<p>Bu bağlamda, Okan&#8217;ı proje boyunca yalnız bırakmayan itki elbette onun bu projeye başlama aşamasındaki motivasyonu idi. Bu motivasyon, fotoğraf çekenlerin sıklıkla unuttuklarına inandığım, eksikliği ile yolun yarısında &#8220;<em>ben neden buradayım?</em>&#8220;, &#8220;<em>bunu neden yapıyorum?</em>&#8221; diye sorduklarında yanıtsız kalmalarına, yarım bırakmalarına neden olduğuna inandığım bir şey.</p>
<p>Projenin ardındaki motivasyonun, ikisinin de birbirinden önemli olduğuna inandığım iki tane bileşeni var:</p>
<ul>
<li>Fotoğrafın çoğunlukla trajik/nostaljik bakış açıları ile belgelediği Türk insanının nadiren belgelenen modern rutinlerine ve şehir hayatına da bir nebze ışık tutmak,</li>
<li>Böyle bir yolculuğa çıkarak özgün bir bakış açısı geliştirmek ve bir anlamda &#8220;kendini bulmak&#8221;.</li>
</ul>
<p>Toplumsal ve bireysel kaygıların birbirini beslediği bu durum, tüm proje boyunca fotoğraf makinesinin hem önünü, hem de arkasını gördüğünüz fotoğraflar ile harika ve belki de istemsiz bir denge çıkarmış ortaya.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/129.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>129/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fotoğraflara tek tek bakarken, niyet bir kere belli olduktan sonra kervanını nasıl da yolda düzüldüğüne şahit oluyor insan.</p>
<p>Proje boyunca Okan&#8217;ın anlatımındaki, tekniğindeki, bakış açılarındaki değişimi fark etmemek mümkün değil. Sephia&#8217;ya çalan fotoğrafların zamanla siyah-beyaz&#8217;a dönüşmesi, dik kadrajların sayısı yavaş yavaş azalırken -belki de insanın görsel algısına olan yakınlığından ötürü anlatım açısından her zaman daha etkin ve samimi bulduğum- yatay kadrajların sayılarının artmaya başlaması, kontrastın, low-key&#8217;lerin, siluetlerin kümeler halinde yoğunlaşıp sonra seyrelmesi, perspektifin adım adım özgün bir anlatıma yakınsamasını ve kendi dilini keşfetmesini izlemek benim için gerçekten çok eğitici ve keyifli idi. Hatta şimdi bu sayfadaki seçkiye baktığınızda, Okan&#8217;ın fotoğraflarından hazırladığım seçkinin bu tip bir dönüşümün izlerini taşımasına özen gösterdiğimi düşünebilirsiniz. Fakat öyle değil. Seçkiyi kişisel ve projenin amacına paralel bir bakış açısı ile bir araya getirmiştim, en nihayetinde &#8220;<em>bunlar</em>&#8221; dediğim fotoğrafların bu paragrafta bahsettiğimin bir sağlaması olduğunu görmek bana da sürpriz oldu.</p>
<p>Projeyi baştan sona doğru izlerken &#8220;<em>ne olur açın şu evreni biraz daha</em>&#8221; diyesitemedengillerden gelen Okan Akan&#8217;ın evreninin açılışına tanıklık ediyorsunuz. Buradan yola çıkarak, nasıl ki böyle bir rutin için bir yıl ne kadar uzun ise, bu kadar ciddi bir değişim için bir yılın aslında ne kadar kısa olduğunu görüp sevinmek ve ümitlenmek işten bile değil bence.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/194.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>194/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Okan görsel dilini rafine etmek ve özgün bir bakış açısı kazanmak uğruna lens tercihlerini de sınırlamış (başta çok sınırlamış, sonra biraz gevşemiş). <a rel="lightbox" href="http://www.photosled.com/data/2251/tair_11A.jpg">Tair 135mm f/2.8</a>, ve <a rel="lightbox" href="http://forum.mflenses.com/userpix/20101/14_Panagor_24mm_f25_1.jpg">Panagor 28mm f/2.5</a> gibi, netlik ayarını elle yapmayı gerektiren, eski, fakat optik anlamda canavar gibi olan lensler ile çıkmış yola. Bu da fotoğraflardaki tutarlılığa katkıda bulunan bir etken. Aynı zamanda binlerce dolarlık lenslerin insanı nasıl bir bakış açısına hapsettiğini de gösteriyor. Daha yeni olanın, daha pahalı olanın, daha kolay kullanılanın bizi özgürleştireceğine dair sanrımız modern yaşantının artık köklü denebilecek alışkanlık ve örüntülerine dayanıyor. Gelgelelim, algımızı daracık alanlara sıkıştıran işte o yeni ve pahalı lensler biraz da.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/214.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>214/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çok yakın çevremle sohbet ederken Internet&#8217;in ve teknolojinin karşımıza çıkardığı ve artık neredeyse &#8220;<em>normal</em>&#8221; statüsüne gerileyecek kadar alışkanlık haline gelmiş olan muhteşemliklerin bizi daha şımarık, daha sabırsız, daha doyumsuz insanlar haline getirdiği fikri sürekli gündeme geliyor. Bu dönüşümün etkilerini çok geniş bir yelpazede gözlemlemenin de mümkün olabileceğini düşünüyorum. Artık ilgisi daha kısa süren, daha aceleci, &#8220;<em>detaylara</em>&#8221; daha az önem veren bir türe doğru evriliyoruz. YouTube&#8217;e gidip videoları &#8220;<em>izlenme sayısına</em>&#8221; göre sıralıyor, en çok izlenen videolara da üstün körü göz atıyoruz. Günlük yazılarını &#8220;<em>resimlerine bakmak</em>&#8221; sureti ile okuyor, yazarın sadede gelmeyişinin faturasını sayfayı terk ederek kesiyoruz; gazeteler bile &#8220;<em>bikinili fotoğrafları için tıklayın</em>&#8221; linklerini haberlerin sonuna ya da ortasına değil başına eklemeye başladılar. Albümleri değil şarkıları dinliyor, filmlerin yönetmenlerini ve oyuncularını değil başlarını ve sonlarını hatırlıyoruz. Blogları kitapların, mikroblogları blogların, sadece multimedia paylaşan log/bookmark sitelerini mikroblogların yerine koyuyoruz. Artık neredeyse bedavaya dağıtılan bas-çek dijital fotoğraf makinelerinin vizöründen bile bakmıyor, bir yere gittiğimizde onu her yöne çevirip her şeyi çekiyoruz, çektiğimiz şeye ise ne çekerken ne de çektikten sonra dönüp bakabiliyoruz. Fotoğraf sitelerinde fotoğrafların küçük hallerinden bile ne mal olduklarını anlayıveriyoruz, o kadar çok fotoğraf, o kadar çok fotoğrafçı var ki hiçbirisinin ne dediğini pek umursamıyoruz. Her yönden onca muhteşemlik yağmur gibi yağarken sıradan insanlarla, sıradan işlerle, sıradan düşüncelerle vakit kaybetmek istemiyor, bize özü verilsin, bize özet geçilsin istiyoruz. Çünkü biz de müşkül durumdayız. O kadar çok şey var ki hangi birisine yetişeceğimizi bilemiyor, hiçbir yönü olmayan o koşturmaca esnasında aslında birçok şeyi kaçırıyoruz.</p>
<p>İşte beni bu projeye dair en çok etkileyen şeylerden birisinin ardında da bu var: Okan&#8217;ın bir fotoğrafçı olarak, modern hayat içerisindeki trendlerin dışına çıkıp, kendisini bu über muhteşemlikler arasında arayıp, kendisini onlarla ifade etmeye çalışmaktan ziyade, şansını &#8220;şehrin&#8221; ve &#8220;insanın&#8221; günlük sıradanlıklarında denemeye karar vermiş olması. Projenin günleri arasında ilerlerken, her gün ne kadar çok şeyin yanından yürüyüp geçtiğinizi görebilirsiniz.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/227.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>227/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Okan, Andre Kertesz&#8217;in en sevdiği fotoğrafçı olduğunu söylemiş. Bununla beraber Lewis Hine, Diane Arbus, August Sandler, Paul Strand, Ansel Adams, Martin Parr, Elliott Erwitt, Henri Cartier-Bresson gibi duayenlerin portfolyolarını da sık sık ziyaret ettiğini söyleyerek kimlerden etkilendiğinin ip uçlarını vermiş. Açıkçası Okan&#8217;ın fotoğraflarını izlerken Martin Parr ve Alex Webb aklıma sık sık gelmişti.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/237.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>237/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bildiğim kadarı ile Okan&#8217;ın aktif olarak yer aldığı tek fotoğraf paylaşım ortamı benim bir türlü ısınamadığım Flickr. Kendisi orada sıkı bir şekilde takip ettiği isimlerden örnekler vermiş:</p>
<ul>
<li>Umberto Verdoliva (<a href="http://www.flickr.com/photos/umbertoverdoliva/">http://www.flickr.com/photos/umbertoverdoliva/</a>)</li>
<li>Thom Thom (<a href="http://www.flickr.com/people/thom_thom">http://www.flickr.com/people/thom_thom/</a>)</li>
<li>minacat (<a href="http://www.flickr.com/people/minacat/">http://www.flickr.com/people/minacat/</a>)</li>
<li>Julien Legrand (<a href="http://www.flickr.com/photos/supajug/">http://www.flickr.com/photos/supajug/</a>)</li>
<li>Claude Renault (<a href="http://www.flickr.com/photos/clodreno/">http://www.flickr.com/photos/clodreno/</a>)</li>
<li>Lukas Vasilikos (<a href="http://www.flickr.com/photos/vasilikos/">http://www.flickr.com/photos/vasilikos/</a>)</li>
</ul>
<p>Ayrıca &#8220;<em>Türkiye&#8217;den Özgür Çakır, Birol Üzmez, Engin Güneysu ve Hakan Çınar&#8217;ı takip ediyorum son dönemlerde</em>&#8221; deyip, &#8220;<em>Korkut Bostancı da oldukça değişik fotoğraflar üretiyor: <a href="http://www.flickr.com/photos/bostankorkulugu/">http://www.flickr.com/photos/bostankorkulugu/</a></em>&#8221; diye eklemiş.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://meren.org/tmp/266.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>266/365, © Okan Akan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Biraz da müzikten bahsetmesini rica etmiştim. Bu sayede Miles Davis ve Badly Drawn Boy&#8217;un proje boyunca mp3 listesinden eksik olmadığı çıktı ortaya.</p>
<p>Bebop dönemi cazcılarını (Charlie Parker, John Coltrane, Dizzy Gillespie, Oscar Peterson, &#8230;) sevdiğini, modern rock da dinlediğini yazmış; modern rock favorilerinden bazıları da The Shins, Blur, Beck, Midlake, God is an Astronout imiş.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Dilerim Okan&#8217;ın serisinin tamamına göz atmayı ihmal etmezsiniz: <a href="http://www.flickr.com/photos/okanakan/sets/72157620190444328/">http://www.flickr.com/photos/okanakan/sets/72157620190444328/</a></p>
<p>Ayrıca günlüğünde projeye dair, bu tip bir çalışmaya girişmek isteyenlerin kesinlikle okuması gereken notlar paylaşmış: <a href="http://insanveimge.blogspot.com/2010/06/365-projesi-hakknda-notlar.html">http://insanveimge.blogspot.com/2010/06/365-projesi-hakknda-notlar.html</a></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Okan Akan, bu günlüğün ağırladığı üçüncü konuk fotoğrafçı idi. Konuk fotoğrafçı arşivinin tümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: <a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/06/konuk-fotografci-okan-akan-365-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>22</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baltimore Limanı&#8217;ndan İsyanlara Yelken Açmak</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/06/baltimore-limanindan-isyanlara-yelken-acmak/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/06/baltimore-limanindan-isyanlara-yelken-acmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 03:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat, Gezmecilik Modu]]></category>
		<category><![CDATA[105mm f/2.0 dc]]></category>
		<category><![CDATA[20mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[baltimore]]></category>
		<category><![CDATA[çiğdem]]></category>
		<category><![CDATA[d5000]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[dışarısı]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[korteks]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1501</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta hayırlı bir sebeple Maryland eyaletinin Baltimore isimli leziz şehrine gittik. Hoş ben gitmeden evvel vaktimizin büyük çoğunluğunu Washington DC&#8217;de geçireceğimizi sanıyordum&#8230; Neyse. Standart merenlikler bunlar. Oluyorlar. Baltimore denilen yer halet-i ruhiyesi ve sevimliliği itibarı ile, bildiğimiz Çanakkale. 15 kilometre kadar yürüyerek kayda değer kısımlarını dolaştım ilk gün. Çok sevdim, çok hastası oldum. Zaten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta hayırlı bir sebeple Maryland eyaletinin Baltimore isimli leziz şehrine gittik. Hoş ben gitmeden evvel vaktimizin büyük çoğunluğunu Washington DC&#8217;de geçireceğimizi sanıyordum&#8230; Neyse. Standart merenlikler bunlar. Oluyorlar.</p>
<p><a href="http://tinyurl.com/2ubxddv">Baltimore</a> denilen yer halet-i ruhiyesi ve sevimliliği itibarı ile, bildiğimiz Çanakkale. 15 kilometre kadar yürüyerek kayda değer kısımlarını dolaştım ilk gün. Çok sevdim, çok hastası oldum. Zaten Çanakkale&#8217;yi de çok severim, çok özlerim. Artvin bir, Urfa iki, Çanakkale üç. İstanbul, İzmir, Ankara sizin olsun.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-bLGeIzI/AAAAAAAAJeQ/16s023Upl5s/s800/baltimore-1.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu da çok Amerikalı bir hadise: adamlar millet üstüne oturup nefeslensin diye koydukları bankın üzerine &#8220;<em>Baltimore. Amerika&#8217;daki en muhteşem şehir</em>&#8221; yazmışlar. Türkiye&#8217;de mesela karşılaşmazsın böyle şeylerle. İskenderun&#8217;a gittiğinde &#8220;<em>İskenderun. Türkiye&#8217;deki en muhteşem şehir</em>&#8221; filan yazmaz. Mesela Detroit&#8217;te &#8220;<em>Baltimore. Amerika&#8217;daki en muhteşem şehir</em>&#8221; yazsa, bir noktaya kadar tamam diyeceksin. Ama bu Amerikalılık böyle bir şey. Adamlara &#8220;<em>sen kendi kendini övdüğün zaman o saylanmaz</em>&#8221; diyorsun, anlamıyorlar. Hoş bizimkiler de anlamıyorlar. Neyse.</p>
<p>Ayrıca Baltimore gerçekten de Amerika&#8217;daki en muhteşem şehirse, bu çok rafine, çok mühim bir bilgi mesela. Hakikaten. Kolay değil çünkü öyle en muhteşemin ne olduğunu bulmak. Bizim hayatımız en muhteşemi aramakla geçiyor, hangimiz bulabiliyor? Böylesi önemli bir şeyi de bankın üzerine yazacağına dağa taşa her yere yaz. Mesela Türkiye&#8217;de biz önemli olan şeyleri dağa, taşa her bir tarafa yazarız. Banklarımızda da &#8220;<em>Vakıfbank</em>&#8220;, &#8220;<em>Mustafa kalp Pelin</em>&#8220;, &#8220;<em>cCc reyis dedeler cCc</em>&#8221; filan yazar.</p>
<p>Banklara taşıyamayacakları sorumlulukları yıkmayıp önemli olan her şeyi dağa taşa yazma bilinci konusunda Baltimore&#8217;un kendi kalesine attığı gol ile Amerika <strong>0</strong> &#8211; <strong>1</strong> Türkiye. Maç devam ediyor.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-banWEUI/AAAAAAAAJeU/KDBWDeP5KII/s800/baltimore-2.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Baltimore&#8217;un haritada nasıl göründüğüne baktıysanız kendisi bir koyun etrafına konuşlanmış bir şehir. Hani her tarafı deniz olan şehirler vardır ya, burası her tarafı şehir olan deniz filan gibi bir miktar. Her yer yat, marina cenneti. Uzaktan evinde bizi misafir eden dünyalar tatlısı Çiğdem kişisinin bahsini ettiği -ve Federal Hill olarak anılan- tepeyi görünce &#8220;<em>dur bi gidem de Inner Harbor isimli koyu şöyle güzelcene görüverem</em>&#8221; dedim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-biISpsI/AAAAAAAAJeY/O9Jq9kaqxBg/s800/baltimore-3.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Denizin kenarından kenarından uzaktan gördüğüm tepeye doğru yürürken, dikkatimi ne kadar çok insanın fotoğraf çekiyor olduğu çekti. Herkesin elinde bir dijital fotoğraf makinesi, o artık yirmibirinci yüzyıl insanın ön tanımlı silueti haline gelmiş olan ve her yerde karşımıza çıkan &#8220;<em>cep telefonunun ekranına bakmakta ve bir şeyler yazmakta olan Homo sapiens urbanus</em>&#8221; gibi, &#8220;<em>fotoğraf makinesinin LCD ekranına bakarak kendisinden önceki turistin çektiği şeyi çekmekte olan turist</em>&#8221; insanları ile doluydu her yer. Aşağıdaki sahneyi görünce dayanamadım artık, ben de onları çektim. Aranızda aşağıdaki fotoğrafta fotoğraf çekmekte olan kaç kişi olduğunu saymak isteyenler çıkacaktır muhakkak. Garip geliyor bazen bana. Ama yok, buna isyan ediyor filan değilim. Çekecek tabi insanlar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-b7OPpMI/AAAAAAAAJec/jNu9_OPdQqc/s800/baltimore-4.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tepeye yaklaştıkça bayrağın da büyüklüğü kendini göstermeye başladı. Şanlı Amerikan bayrağı haşmetle dalgalanıyordu. X ülkesinde gezerken X ülkesinin bayrağını dalgalanırken görmek kadar harika bir şey yok bence.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-b4l6TxI/AAAAAAAAJeg/wNh8oQSAsD8/s800/baltimore-5.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tepeye merdivenlerden çıkarken içimden &#8220;<em>kesin yukarıda bir çocuk parkı, salıncaklar filan vardır</em>&#8221; diye geçirdim. Vardı da gerçekten. Çoğunlukla olduğu gibi bu salıncaklarda salıncakta sallanma yaşı geçmiş birisi sallanıyordu. Bu sefer de içimden &#8220;<em>bu kesin okulu ekmiş, gelmiş buraya sallanıyor</em>&#8221; dedim. Zira biz de okulu ektikten sonra atari salonlarına gider, hem fakir hem de çok kötü atari oynayan çocuklar olduğumuzdan jetonlarımızı hemen bitirir sonra da gidip salıncaklarda filan sallanırdık. Tepe her yerde tepe. Okul her yerde okul. Salıncak her yerde salıncak. İnsan her yerde insan. Bunu da bir kenara not alın.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-gjZB0UI/AAAAAAAAJek/8plXaEqu2UM/s800/baltimore-6.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıdaki fotoğrafı çektiğimi fark eden delikanlı atlayıp yanıma geldi. Sonradan öğrendim ki ismi Matt imiş. &#8220;<em>Hey, selam. Askeri okullara giriş sınavına mı hazırlanıyorsun?</em>&#8221; diye sordu bana. Ben de &#8220;<em>hayır, neden öyle düşündün?</em>&#8221; dedim. Meğersem bazı askeri okullara giriş sınavı öncesinde tamamlanması gereken hazırlık kalemlerinden birisi dışarıda tanımadığın insanların &#8220;<em>action</em>&#8221; fotoğraflarını çekmekmiş. Gülerek &#8220;<em>hah, eline silah verilip olmadık bir yere olmadık işler yapmak için gönderilecek insanları seçmek için çok önemli bir kriter gibi duyuldu gerçekten .. askerlik her yerde askerlik</em>&#8221; dedim. Güldü. &#8220;<em>Ne arıyorsun burada?</em>&#8221; diye sordum. İnanmazsınız, okulu ekmiş (lise sonrası üniversiteye hazırlık okuluna gidiyormuş). &#8220;<em>Tahmin etmiştim</em>&#8221; demedim artık. Saçı uzun diye kendisine kıl olan kabadayı tiplerden birisi omuz atmış bizimkine okul kantininde. Arkasını dönüp &#8220;<em>ne var?</em>&#8221; demiş Matt de. Diğer eleman &#8220;<em>sus ve yürümeye devam et</em>&#8221; deyince sinirinden buraya kadar yürümüş&#8230; Anlatırken sinirden ve heyecandan yanağı seğiriyordu. Ona Türkiye&#8217;deki liselerden, liselerde insanların neler yaşadığından bahsettim. Aynı. &#8220;<em>Tepe her yerde tepe dedim</em>&#8221; Matt&#8217;e. &#8220;<em>Saç her yerde saç. Mankafa her yerde mankafa. Not al bunu da bir kenara</em>&#8220;.</p>
<p>Bilimden, Meksika Körfezi&#8217;ndeki petrol sızıntısından filan konuştuktan sonra &#8220;<em>ben gideyim</em>&#8221; dedi, Matt. Belki pek gidesi yoktu da, beni yalnız bırakmak istedi. Düşünceli çocuk. Ben de manzaraya döndüm. Güzel şehirdi Baltimore. Çanakkale gibiydi. Tam da değildi ama, öyleydi işte biraz. Anlayan anlardı. Bir panorama çektim aşağıya inmeden evvel.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a rel="lightbox" href="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-qDkrtQI/AAAAAAAAJfU/l6ph8JJAbB8/s1600/baltimore-meren-1200px.jpg"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-p3s6ZXI/AAAAAAAAJfQ/YtoaP79oytw/s800/baltimore-meren-800px.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Daha Türkiye ülkesindeki Google yasağından haberim yoktu. Dolayısıyla İsrail taraftarı göstericilerin eylemlerine rastladığımda sinirlerim o kadar bozuk değildi.</p>
<p>Gazze&#8217;ye giden yardım gemisine düzenlenen askeri operasyon esnasında 9 kişinin ölümüne sebep olan İsrail ülkesi verdiği bu korkunç kararın ardından Amerika&#8217;dan bile tatsız laflar işitti. İsrail&#8217;in yaptıklarına neredeyse İsrailin kendi içerisindeki eleştirmenler kadar dahi ses çıkarmayan ve her şeye tam destek, her koşulda tam destek politikasını izleyen Amerikan kamuoyu bile bu olay üstüne şöyle bir durup &#8220;<em>hmm</em>&#8221; demişti. Bu yüzden medya propagandasının çekici ile beyin travması geçirmekte olan Amerikan kamuoyuna, olan biteni anlatıp kafası karışmış olanları yeniden uykuya yatırmak gerekli olmuştu elbette.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-gw5-jsI/AAAAAAAAJeo/Goohm6ZcFaw/s800/baltimore-7.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Pankartlardan birisinde şöyle diyordu:</p>
<blockquote><p>Barış elçileri bıçak ve sopa kullanmaz.</p></blockquote>
<p>Bir diğer pankart ise işi bir adım daha ileri götürüyordu:</p>
<blockquote><p>Ya Hamas sizin mahalle dolaylarında olsaydı? İsrail&#8217;i şimdi destekleyin!</p></blockquote>
<p>Pankartlar, tepkisel indirgemecilik ve red herring* ile halkın düşüncelerini alenen maniple etmeye çalışıyorlar. Başarıyorlar da muhtemelen. Nitekim mantık hatalarını ayıklayamayan toplum, olmadık şeylere inanıveriyor. Benim ülkemde de durum farklı değil, oradan da biliyorum. Propaganda her yerde propaganda. Cahil her yerde cahil.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-hP32MXI/AAAAAAAAJes/SJSdLOq8cU8/s800/baltimore-8.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hatta bir pankart iyice abartıyor. Pankartta şöyle diyor:</p>
<blockquote><p><em>Gazze&#8217;yi barış için verdik. [aldığımız karşılık] 10.000 roket [ve] 8 yıllık baskı [oldu]. Hamas&#8217;ı durdurun!</em></p></blockquote>
<p>Vay be.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-hDM-0HI/AAAAAAAAJew/JD_0AII6hx8/s800/baltimore-9.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sokağın köşesinde bir grup insan toplanmış ve sadece bana değil birçok insana göre her açıdan, her seviyede yanlış olan mesajlar veriyorlar. Ama &#8220;<em>böyle ifade özgürlüğü olmaz olsun</em>&#8221; diyerek bu insanlara saldıranlar Amerika&#8217;da yoklar. Olay yerinde sadece bir polis var, o da yolun karşısında öyle duruyor. Bu insanlara bakarken Trabzon&#8217;da basın açıklaması yapmaya çalışırken polisin filan gözü önünde mobun gazabına uğrayan öğrenciler geldi aklıma. Orada bir içim sızladı işte.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-hT7UgrI/AAAAAAAAJe0/RbiczFcPd9Y/s800/baltimore-10.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yolun karşısında ise başka bir grup var: <a href="http://www.womeninblack.org/en/vigil">Women in Black</a> (&#8220;<em>siyah giyen kadınlar</em>&#8220;). Bu uluslararası organizasyon herhangi bir merkeze bağlı olmayan, sivil ve sessiz bir protesto yöntemini benimsemiş, birçok ülkeden katılımcısı olan bir organizasyon. 1998 yılından beri aktif bir şekilde İsrail&#8217;in işgali kayıtsız şartsız durdurmasını istiyorlar. Tüm olanlardan ötürü İsrail&#8217;i suçluyor, Filistin&#8217;in haklarını &#8220;<em>sükûnet içinde</em>&#8221; savunuyorlar (&#8220;Women in Black&#8221; iki kez Nobel Barış Ödülü&#8217;ne de aday gösterilmiş, ciddi ve bilinen bir organizasyon bu arada (Türkiye ayakları yok, başlatmak isteyen birisi varsa başlatabilir, kimseden izin almasına gerek yok (daha fazla bilgi için web sayfalarını okuyabilirsiniz))).</p>
<p>WIB sessiz protestolarını dile getirirken -ve gelen gidene bilgi verirken- ne karşıdakiler bu gruba laf atıyor, ne bu grup karşıdakilere laf atıyorlar. Hatta diğer köşeye de birkaç kişi geçip Filistin bayrağı açıp Hamas lehine sloganlar atsa onlara da kimse dalaşmayacak, biliyorum. Biraz daha kıskanıyorum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-lzD3YtI/AAAAAAAAJe4/LNDGniZjE2k/s800/baltimore-11.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tam yanlarından ayrılacakken &#8220;<em>biz her dilde &#8216;barış&#8217; diyoruz</em>&#8221; diyor o sırada sohbet etmekte olduğumuz teyze. Sonra çantasından bir kart çıkarıyor (&#8220;<em>gerek yok</em>&#8221; diyorum, &#8220;<em>bulunsun bulunsun</em>&#8221; deyip zorla veriyor):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><a rel="lightbox-card" href="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-mZYwKGI/AAAAAAAAJfA/_X_xTVoeQFo/s800/baltimore-13.jpg"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-mZYwKGI/AAAAAAAAJfA/_X_xTVoeQFo/s400/baltimore-13.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td align="left"><a rel="lightbox-card" href="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-mVwAC0I/AAAAAAAAJfE/M9dbe5j01cI/s800/baltimore-14.jpg"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/TAv-mVwAC0I/AAAAAAAAJfE/M9dbe5j01cI/s400/baltimore-14.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Birbiri ile çok ilgili konular olmasa da, Gazze açıklarında yaşananların üzüntüsünün üzerine bu konuda her kutuptan insanın nasıl bir propagandaya maruz kaldığını canlı canlı görmek, bunun üstüne kendi ülkemde gerçekleşebilmesinin uzun yıllar alacağını tahmin ettiğim bir seviyede idrak edilmiş olan ifade özgürlüğünü sokakta kanlı canlı görmek, bunun üstüne pasifist direniş gösteren kadınların kararlılığı filan eklenince ruhum isyan bayrağını törenlerle göndere çekmeye başladı.</p>
<p>Derken o akşam tüm bunların üstüne Türkiye&#8217;de Google&#8217;ın IP adreslerinin <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=atatürkçü+düşünce+derneği">Atatürkçü Düşünce Derneği</a>&#8216;nin açtığı davalar sonucu alınan kararlar sebebiyle yasaklandığını, Google uygulamalarını kullanan, o uygulamalar ile iş geliştiren, iletişimini Google altyapısı ile gerçekleştiren projelerin işlerine devam edemediğini ve çok müşkül durumda kaldıklarını öğrendim. Ahmak her yerde ahmak, cahil her yerde cahil de, ama bazı şeyler var ki her yerde aynı değil işte.</p>
<p>Başımıza gelenler dünyanın birkaç ülkesi dışında hiçbir ülkenin vatandaşlarını başa çıkmak zorunda bıraktığı türden saçmalıklar değiller. Yıl olmuş 2010, yasak mı kalmış artık.</p>
<p>Ortaokul, lise ders kitaplarında bize Atatürk&#8217;ün savunduğu söylenen değerleri onun ismi arkasına saklanarak ayaklar altına almakta beis görmeyen, statükocu, demokrasinin ve özgürlüklerin karşısındaki <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=atatürkçü+düşünce+derneği">Atatürkçü Düşünce Derneği</a> ve dünya görüşü 50 yıl öncede takılıp kalmış hakimlerin ve tüm bunlara sessiz kalan cahil politikacıların kolektif çalışmaları neticesinde yürürlüğe girmiş olan utanç verici bir YouTube yasağının çoktan ikinci yılını doldurduğu bir ülkenin vatandaşlarıyız. Öğün, çalış, güven.</p>
<p>2010 yılında YouTube&#8217;ün yasaklı olduğu diğer ülkelerin hangileri olduğunu sayayım da devleti ve hukuk sisteminin çarklarını döndürenlerin, hangi ülkelerinkiler ile aynı çapta olduğunu hep birlikte hatırlayalım:</p>
<ul>
<li>İran</li>
<li>Irak</li>
<li>Birleşik Arap Emirlikleri</li>
<li>Tayland</li>
</ul>
<p>Hatta cila niyetine şöyle bir ayrıntı da vereyim eğer duymadıysanız: geçenlerde bir İslam Cumhuriyeti olan Pakistan&#8217;da YouTube peygambere hakaret ettiği düşünülen videolar sebebi ile yasaklandı. Pakistan dış işleri bakanı, hükümetteki meslektaşlarını &#8220;<em>site kapatmanın iyi bir şey olmadığına ikna etmesi</em>&#8221; ile 96 saat sonra yasak <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25099787/">kalktı</a>. Bunun üzerine bir düşünün. Türkiye&#8217;nin sansür ve yasak konusunda hangi ligde olduğunu iyi belleyin.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin, İran&#8217;ın, Irak&#8217;ın, Arap Emirliklerinin, Tayland&#8217;ın insanlarının birleşip, onları daha sefil yaşamlar sürmeye mecbur kılan, sansür ve insan hakları ihlallerini bu insanların yaşamlarının bir parçası haline getiren devlet adamlarına karşı baş kaldırmaları, düşünce ve ifade özgürlüklerini, en temel haklarını, politikacıların ve paranoyak derneklerin kıçının altından çekip çıkarmaları, sansür yapma ve yasak getirme yetkisini bu mercilerin elinden söke söke almaları gerekiyor.</p>
<p>Benim hiçbir zaman Türkiye&#8217;ye geri dönmemek gibi bir planım olmadı. Bununla beraber yurt dışında geçirdiğim süre boyunca dönmemeyi tercih edenlere kızmamayı ne yazık ki öğrendim.</p>
<p>Böyle söyleyince çok naif duyulacak ama, bundan sonra yukarıdaki çizgide hareket edip neticeye varmak için planları olan her tür oluşuma denk düşen her seviyede destek olmak için daha fazla mesai ayırmaya karar verdim. Herkes elini bir miktar taşın altına sokarsa Türkiye en azından sansür illetinden kurtulabilir.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p><strong>Sonradan gelen ekleme</strong>: Hosts dosyanıza aşağıdaki girdileri eklemek, Google yasağını aşmak için geçici bir çözüm olarak kullanılabilir:</p>
<blockquote><p>74.125.43.103   www.youtube.com<br />
74.125.43.103   www.google-analytics.com<br />
74.125.43.103   google-analytics.com<br />
74.125.43.103   code.google.com<br />
74.125.43.103   translate.google.com<br />
74.125.43.103   investor.google.com<br />
74.125.43.103   groups.google.com</p></blockquote>
<p>Ekrem Seren başka bir platformda yaptığı yorumda aşağıdaki adresleri eklemenin de docs ve spreadsheat için yardımcı olduğunu yazmış:</p>
<blockquote><p>74.125.43.103 docs.google.com<br />
74.125.43.103 spreadsheets.google.com</p></blockquote>
<p>Bilgilerinize.</p>
<p>Not: Microsoft işletim sistemlerinde hosts dosyasını nasıl düzenleyebileceğinize dair bilgi daha önce YouTube yasağını almak isteyenler için <a href="http://www.pclabs.com.tr/2008/10/24/youtubea-hosts-dosyasi-degisikligi-ile-basitce-erisin/">şurada</a> verilmiş, hosts dosyasını düzenleme yöntemi aynı, dolayısıyla o yazıyı okuyup YouTube örneği yerine yukarıdaki satırları kullanabilirsiniz. Linux kullananlar ise root hakları ile /etc/hosts dosyasını açıp sonuna bu satırları ekleyebilirler (bu arada &#8216;<em>e ben de Microsoft işletim sistemlerinden bıktıydım zaten</em>&#8216; diyorsanız <a href="http://www.pardus.org.tr">Pardus</a> var mesela, çok sever o sizi).</p>
<p>&#8211;</p>
<p>* Hiç açıklama yazmamışım, üzgünüm. Red Herring, Uygar Polat&#8217;ın Türkçe&#8217;ye &#8220;<em>konuyla alakasız argüman</em>&#8221; olarak çevirdiği bilinen bir mantık hatası. Kendisinin mantık hatalarına örneklerle değindiği bir yazıyı son derece eğitici ve keyifli bulabilirsiniz: <a href="http://nodrylight.wordpress.com/2008/12/31/mantik-hatalari-top-10/">http://nodrylight.wordpress.com/2008/12/31/mantik-hatalari-top-10/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/06/baltimore-limanindan-isyanlara-yelken-acmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden Bazı Lensler Diğerlerinden Daha İyi?</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/05/neden-bazi-lensler-digerlerinden-daha-iyi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/05/neden-bazi-lensler-digerlerinden-daha-iyi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 04:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Öğreten Adam Modu]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1484</guid>
		<description><![CDATA[Bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Bir yerinden başlamak için ise bence evvelâ lens dediğimiz şeyin ne iş yaptığını ve bunu nasıl yaptığını iyice anlamak gerek. Bu yazı ile amacım işleri fazla karmaşıklaştırmadan mevzu hakkında bir fikri olsun isteyenlere yardımcı olmaya çalışmak. Ama beni altruizmin pençesine düşmüş psikopat bir iyilik perisi sanıp kendinizi suçlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Bir yerinden başlamak için ise bence evvelâ lens dediğimiz şeyin ne iş yaptığını ve bunu nasıl yaptığını iyice anlamak gerek.</p>
<p>Bu yazı ile amacım işleri fazla karmaşıklaştırmadan mevzu hakkında bir fikri olsun isteyenlere yardımcı olmaya çalışmak. Ama beni altruizmin pençesine düşmüş psikopat bir iyilik perisi sanıp kendinizi suçlu hissetmemeniz için bu yazıyı sizler için olduğu kadar kendim için de yazdığımı ifade etmek isterim. Kafamda dağınık şekilde duran şeyleri bir araya toparlıyorum, bunu da alenen yaparak belki başkalarına da faydası olur diye umuyorum (böyle buyurdu Zerdüşt).</p>
<p>Bazı lenslerin diğerlerinden daha iyi olmasının ardında elbette birçok faktör var. Fakat bu faktörlerin hepsi bu yazının ilgi alanına girmiyor. Ben işin sadece modelleme ve hesap kitap kısmı ile ilgili bir şeyler yazacağım. Siz de okursanız genel kültür olması için okumalısınız, çünkü daha fazlasını vaat ettiğimi düşünmenizi istemem.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bir lensin optik olarak ne kadar iyi olduğu hakkında konuşmaya başlamak için, kendisinden beklenen şeyleri yerine getirirken emekçi lens kardeşlerimizi ne tür problemlerin beklediğini anlamalı ve kendimizi onların yerine koyabilmeliyiz.</p>
<p>Başlamadan evvel yazı boyunca lenslerin içinde varlık gösterdiğimiz ve üç boyutlu olan gerçek dünyayı, iki boyutlu ve çoğu durumda gerçeğinden daha küçük olan bir yüzeyde yeniden ifade etme problemi ile başa çıkmaya çalıştıklarını hatırlamanızı istiyorum (hatta şu an durup bunun üzerine düşünmek ve anladıktan sonra devam etmek için çok doğru bir an olabilir). Tahmin edebileceğiniz gibi bu yüzey analog makineler için film, dijital makineler için ise ise, sensör.</p>
<p>Optik şakaya gelecek bir konu değil. Zira optik ve lensler ile ilgili bilgilerimiz fotoğraf makinelerinin ortaya çıkışından çok daha önceye dayanıyor.</p>
<blockquote><p>Neden çok daha önceye dayanıyor?<br />
Çünkü fotoğraftan çok önce de optik düzenekler yoğun olarak kullanılıyordu.<br />
Kim kullanıyordu?<br />
Kafamızı her konuda şişiren mendebur fizikçiler kullanıyordu.<br />
Ne için kullanıyorlardı?<br />
Elbette yaptıkları teleskoplar ile fezaya bakıp insanların kafasını allak bullak etmek, zaman zaman da din adamlarını çileden çıkarmak için kullanıyorlardı :(</p></blockquote>
<p>Düşünecek olursanız bir teleskobun yaptığı şey ile bir lensin yaptığı şey arasında çok ciddi bir fark yok: ikisi de ışığı optik bileşenler yardımı ile bir noktada toplamaya çalışıyorlar. Ve ne yazık ki ikisi de bunu sadece belirli bir isabet ile başarabiliyorlar. Dolayısıyla bu günün fotoğraf makineleri için üretilen lenslerinin karşılaştığı problemler uzun zaman evvel araştırılmış, varlığı tespit edilmiş problemler. Bu yazı içerisinde çok çok yüzeysel bir şekilde o problemlerin nereden geldiğinden, neden var olduğundan bahsetmeye çalışacağım.</p>
<p>Devam etmeden önce bu kısmın başında sorduğum soruyu yineleyip yanıtlayayım: Bir lensten yerine getirmesi beklenen şey nedir?</p>
<p>İdeal bir lensin oluşturacağı projeksiyona dair üç temel beklentimiz var:</p>
<ul>
<li>Görüntülenen objenin üzerindeki bir noktadan gelen her bir ışık ışını film/sensör yüzeyi üzerinde sadece bir noktada toplanmalı.</li>
<li>Görüntülenen obje yüzeyi optik eksene dik ise, görüntü de dik olmalı, yani açılar korunmalı.</li>
<li>Gerçek obje ve objenin lens tarafından oluşturulan görüntüsü birbiri ile aynı olmalı.</li>
</ul>
<p>Teoride beklentimiz bunlar olsa da, gerçekte lenslerin oluşturan mercekler ışığı kırarken görüntüde kaçınılmaz bir takım hatalar oluşmasına sebep oluyorlar. Dolayısıyla gerçek hayatta hiçbir lens yukarıdaki üç beklentiyi de tam olarak yerine getiremiyor. Meydana gelen bu hataların her birine &#8220;<em>bozulma</em>&#8221; (ing.: <em>abberation</em>) deniyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bir lensin oluşturduğu görüntü ile gerçek görüntü arasındaki farklara sebep olan toplam yedi çeşit bozulma var.</p>
<p>Bunlardan ilk beş tanesi Seidel bozulmaları olarak da bilinen monokromatik bozulmalar (yani ışığın dalga boyundan (renklerden) bağımsız bozulmalar). Diğer ikisi ise kromatik bozulmalar (yani farklı dalga boylarına aynı şekilde muamele edilememesine bağlı bozulmalar). Bunlara az sonra tek tek değineceğim.</p>
<p>Özetle mercekler ışığı kırarak gerçek dünyayı iki boyutlu düzlemde yeniden oluşturuyorlar, ama bu sırada bir takım optik bozulmalar meydana geliyor(muş). Neden ve nasıl, bilmiyoruz henüz.</p>
<p>Peki. Konuya biraz farklı bir tarafından yaklaşmak için ani bir manevra yapıyorum (ve o sırada uyuyanlarınız kafalarını cama çarpıyorlar (hehe)).</p>
<p>Willebrord van Royen Snell isimli bir amcamız 1800&#8242;lü yıllarda ortaya daha sonra Snell kanunu olarak anılacak bir teori atıyor:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_vxRvpFENI/AAAAAAAAJdI/f31RUiSZkd0/s800/snells_law_demo.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Snell kanunu yukarıdaki gibi n<sub>1</sub> ve n<sub>2</sub> farklı kırılma indislerine sahip ortamlardan birisinden diğerine geçen ışık ışınının kırılma açılarının arasında şu şekilde açıklanabilecek bir bağıntı olduğunu söylüyor:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_nL94-NM1I/AAAAAAAAJbQ/lW7ckyOt3TQ/s800/snells_law.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fizikçilerin kafası kuantum mekaniği, izafiyet, yoğun madde fiziği, astrofizik filan ile çok meşgul olduğu için hâlâ geçerliliğini koruyan bu kanun mercek tasarımı için teorik olarak yeterli (yani kırılma indisini bildiğim bir madde kullanarak bir mercek tasarlar, ona girecek her ışık ışınının nasıl kırılacağını, mercek arkasında nereye düşeceğini sadece bu formülden yola çıkarak hesaplayabilirim). Fakat tahmin ettiğiniz gibi pratikte bazı engeller var&#8230;</p>
<p>Bu aklımızın bir köşesinde dursun şimdi.</p>
<p>Herkesin aşağıdaki, bütün ışık ışınlarının tek bir noktada toplandığı illüstrasyonu hatırlayacağını tahmin ediyorum:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_nsCJqyvKI/AAAAAAAAJbY/IXmyeM04PTM/s800/perfect_optic.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bize böyle anlatılmış olmasına rağmen bu iş gerçekte pek de böyle olmuyor, bir mercekten kırılan ışık ışınları hiçbir zaman tek bir noktada toplanmıyor. Işığın mercek ile yukarıdaki toz pembe dansı, eğitim sisteminin bize attığı kazıklardan bir diğeri :(</p>
<p>Işık ışınlarının yukarıdaki formasyonu bir yakınsamadan ibaret. Bu yakınsamanın literatürdeki ismi de &#8220;paraxial approximation&#8221; (=&#8221;Gauss approximation&#8221;, &#8220;Gauss yakınsaması&#8221;).</p>
<p>Bir merceğin davranışının yukarıdaki gibi olmaya en çok yaklaştığı durum, mercek yüzeyine gelen ışık ışınlarının her birinin geliş açısının 10°&#8217;den daha düşük olduğu durum. Bu da Snell kanunundaki θ&#8217;nın 10°&#8217;den küçük değerleri için sin(θ) ≈ θ kabulünü yapmakta çok çok büyük bir sakınca olmamasından ileri geliyor. Fakat gerçek hayatta ışık ışınları küresel yüzeylerden kırıldığı zaman tek bir noktada toplanmak yerine, örneğin yukarıdaki örnek için, aşağıdaki gibi bir davranış sergiliyorlar:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_nsCQHcRiI/AAAAAAAAJbc/yL9r3MeYmS0/s800/real_optic.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yani bozulmalar aslında kimsenin hatası olmayıp merceklerin bir işe yaramaları için yüzeylerinin dışbükey -ya da içbükey- olmasının doğal bir sonucu (lenslerin birçok merceğin bir araya gelmesinden oluşmasının nedeni de işte buradan geliyor: her bir bileşenin varlık sebebi kendisinden önceki lenslerin sebep olduğu bozulmaları düzeltmek).</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Snell kanununu ile bir mercek yüzeyine ulaşan her ışık ışınının nasıl kırılacağını ve tam olarak nereye düşeceğini hesaplamak mümkün iken formülde sin(θ) ≈ θ kabulünü yaptığımızda optik hataların olmadığı, gerçekle ilgisi olmayan bir mercek davranışı öngörüyoruz. Halbuki sin(θ)&#8217;nın gerçek değerini hesaplasak bir merceğe gelecek ışık ışınlarının nasıl bir rota izleyeceğini tam olarak modelleyebilir, tüm optik hataları da görebilirdik. Fakat bunu yapmak biraz zor. Çünkü verilen herhangi bir θ için sin(θ)&#8217;nın gerçek değerini hesaplamak hiç de kolay bir iş değil (bunu yapmak için sin fonksiyonunun Taylor serisi açılımını kullanıyoruz ve bu seri sonsuz sayıda eleman içeriyor (bkz: aşağıdaki seri açılımı)). Bu nedenle, Snell kanunu daha basit matematik ifadelere indirgenemeyen çetrefilli bir hesap gerektiriyor. Bir diğer deyişle, Snell kanununda sin(θ) yerine θ koymak kolay bir hesap fakat gerçekle ilgisi olmayan bir sonuç verirken, sin(θ) yerine sin(θ)&#8217;nın gerçek değerini koymak çok gerçekçi bir sonuç veriyor, fakat çok zor bir hesap ile beraber geliyor.</p>
<p>Halbuki Snell&#8217;in sin(θ)&#8217;larını, Gauss&#8217;un yaptığı gibi θ kabul etmek ile sin(θ)&#8217;nın gerçek değerini hesaplamak arasındaki bir toplam ifadesine dönüştürebilsek işlerimiz çok daha kolay olurdu. &#8220;<em>Hem görüntünün kırılmadan sonra nasıl olacağının yeterince isabetli bir hesabını yapabilecek, hem de hesaplaması kolay bir formül olsa tadından yenir miydi şimdi</em>&#8220;&#8230; İşte Philipp Ludwig von Seidel bey amcanın da kafasını 1800&#8242;lü yılların ortalarında kurcalayan soru tam olarak buymuştu (miştili geçmiş zaman kipine dikkatinizi çekmek isterim).</p>
<p>Çakal Seidel kişisi şöyle diyor: &#8220;<em>Ben bir sin(x) fonksiyonunu şöyle güzelinden bir seriye açsam, verilen bir x için sin(x) değerini hesaplamak için şu şekilde sonsuza uzayan nur topu gibi bir ifadem olurdu</em>&#8220;:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_nL9qPNN9I/AAAAAAAAJbM/lDxrnH0fwds/s800/sin_serie.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Seidel devam eder: &#8220;<em>Gauss kırılma açısını hesaplamak için bu açılımın yalnızca ilk ifadesini (first order approximation) &#8216;sonuç&#8217; kabul ediyor ve tüm hesaplarını onun üzerinden yapıyordu, ben sadece ilki yerine mercek üzerine düşen her ışının kırılma açısını hesaplamak için &#8216;ilk iki ifadeyi&#8217; kullansam acaba gerçeğe ne kadar yakınsarım (third order approximation)</em>&#8220;.</p>
<p>Hem sin(x) fonksiyonunun kendisini, hem tek başına x değerini, hem de sin(x) seri açılımının ilk iki ifadesini çizdirince bu yaklaşımın sin(θ) ≈ θ kabul eden Gauss yakınsamasından ne kadar daha iyi olduğunu görmek çok daha kolay oluyor:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_oAGDCTvEI/AAAAAAAAJbg/YadR8LjTQZM/s800/firstvsthirdorder.png" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>(Bu noktada &#8220;<em>madem seri açılımının ilk iki ifadesi bu kadar yakınsıyor, neden ilk üç ifadesi ya da daha fazlası ile yapılmıyor hesaplamalar?</em>&#8221; diye sorabilirsiniz. Bunun yanıtı da dahil ettiğimiz her ifade için başa çıkmak zorunda kaldığımız polinomların hızla karmaşıklaşıyor olması ( muhtemelen çok daha isabetli yöntemlere başvuruyorlardır, fakat optik teorisi ile ilgili bilgim sınırlı olduğu için &#8220;şöyle yapıyorlardır&#8221; diyemiyorum)).</p>
<p>Sonuç olarak Seidel bu üçüncü dereceden ifadeyi kullanarak mercekler üzerinde çalışmaya ve davranışlarını analiz etmeye başlıyor. Yaptığı deneylerde karşılaştığı bozulmaları da 5 grupta topluyor. Bununla da kalmıyor, bu 5 monokromatik hatanın verilen herhangi bir mercek için ne kadar ciddi olduğunu bulmak için sayısal bir metrik de sunuyor. Açıklamaya çalıştığım durumda okuyan bir kişinin alacağı toplam verim, anlaşılması için açıklamak gerekecek olan wavefront teorisi ve co-efficiency hesabının nasıl yapıldığını anlatmaya çalışma külfetine değmeyeceği için bu konuyu es geçiyorum. Fakat buradan hatırlanması gereken şey Seidel&#8217;in birçok merceğin bir araya gelmesi ile oluşan optik düzeneklerin toplam hatalarının hesaplanması için her bir ifadenin bir  hataya karşılık geldiği bir polinom da geliştirmiş olduğu (hatta ZEMAX kullanarak mercekleri bir araya getirip bu sistemin toplam bozulma indislerini <a href="http://www.zemax.com/kb/articles/119/1/How-Can-I-See-an-Overview-of-Aberrations-in-my-System/Page1.html">hesaplayabiliyorsunuz</a> mesela)(bununla beraber bu gün Leica, Carl Zeiss, Sigma, Nikon gibi çok büyük lens üreticileri yeni bir lens modellerken, lens içindeki tüm merceklerin oluşturduğu optik sistemin sebep olduğu bozulmayı mümkün olan en yaklaşık sonuçlarla hesaplamak için Seidel polinomu yerine kendi araştırmaları ile şirket sırrı haline gelmiş güncel <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Zernike_polynomials">Zernike polinomlarını</a> kullanılıyorlar muhtemelen, fakat Seidel işin teorisini anlamak ve &#8220;first order approximation&#8221;dan &#8220;third order approximation&#8221;a geçmenin neden gerekli olmuş olduğunu anlamak için daha güzel bir patika sunuyor bence).</p>
<p>Nihayet Seidel&#8217;in bozulmalarından bahsetmeye hazırım.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Literatürde Seidel&#8217;in 5 Bozulması olarak da geçen monokromatik bozulmalara başlamadan önce ideal durumu örnekleyeyim (görüldüğü üzere farklı açılarla gelen ışınlar başarı ile tek bir noktada odaklanıyorlar):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHFFSv6sI/AAAAAAAAJbo/1_MCDYJ_c2M/s800/01_ideal.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ul>
<li>Küresel bozulma (&#8220;<em>spherical aberration</em>&#8220;): Küresel bozulmanın kaynağı merceğin merkezine gelen ışınların, merceğin kenarlarına gelen ışınlardan daha az kırılması sonucu odak noktasının lens ekseni boyunca dağılmasıdır. Görüntünün şeklini bozmamakla birlikte keskinliğini bozar. Dolayısıyla küresel bozulmanın yeterince düzeltilmediği optik sistemlerin oluşturduğu imajlar flu olur. Fotokritik&#8217;te kafanızı kırarlar. Aşağıdaki görüntüye bakıp tam olarak kafanızda canlandırmanız için gerçekten üç boyutlu düşünmelisiniz. Eğer yeterince iyi düşünürseniz, tüm problemin merceklerin, kenarlarına gelen ışık ışınlarına farklı davranmasından kaynaklı olduğunu görebilirsiniz. İşte bu yüzden diyafram kısıldıkça fotoğraflar netleşir. Çünkü diyafram kısıldıkça kenardan gelen ışık ışınlarının daha büyük bir kısmı resmin dışında kalır (hatta şöyle bir video buldum, çok güzel açıklıyor durumu: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=E85FZ7WLvao">http://www.youtube.com/watch?v=E85FZ7WLvao</a> (videoda tek bir noktadan çıkan ışık ışınlarının merceğin farklı noktalarından geçtikten sonra nasıl da tek bir noktada buluşamadığına dikkat edin)). Bu yüzden diyafram maksimum açıklığında iken keskin fotoğraflar çekebilen lensler modellemek çok zor.</li>
</ul>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHFd2rHPI/AAAAAAAAJbs/eeHFTu3z8uc/s800/02_spherical_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ul>
<li>Koma (&#8220;<em>coma</em>&#8220;): Seidel&#8217;in beş bozulmasından ikincisi&#8230; Koma, merceğin optik ekseni üzerinde veya yakınında olan objelerden gelen ışınların adam yerine konmaması anlamına geliyor. Eksen üzerindeki veya yakınındaki objelerden gelen, yani amiyane bir tabir ile, merceğin &#8220;baktığı&#8221; tarafta olan objeler net bir projeksiyon oluştururken merceğin baktığı yönde olmayan fakat yine de projeksiyon oluşturabilen görüntüler bozuk oluyorlar. Biraz düşünürseniz bunun geniş açı bir lenste, telefoto bir lenste yarattığından daha ciddi bir probleme neden olduğunu hissedebilirsiniz. YouTube&#8217;de bu anlatmaya çalıştığım şeyi anlatan eden pek güzel bir video buldum: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=EXmaY2txEBo">http://www.youtube.com/watch?v=EXmaY2txEBo</a>. <a rel="lightbox" href="http://www.ryokosha.com/eng/products/prod_img/nh/nh_MA__pin_coma.jpg">Şu</a> imaj da koma bozukluğunu güzel örneklemiş, özellikle videoyu izledikten sonra daha çok anlam ifade edecektir. Koma bozukluğunun yumuşak ve tatlı bokehlerin en büyük düşmanı olduğunu da söylemeli. Bir lensin bokehinin güzelliği, optik sistemin tasarlanması esnasındaki hesapların keskinliği ve detayı ile doğrudan ilintili.</li>
</ul>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHFiRPXNI/AAAAAAAAJbw/Xi-HGdeyulI/s800/03_coma_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ul>
<li>Astigmatik fark (&#8220;<em>astigmatism</em>&#8220;): Aşağıdaki şekle bakıp da astigmatik farkın ne olduğunu anlayabilenin alnında öperim. Çünkü ben ona baktım, baktım, hiçbir şey anlamadım. Ama size güzelce açıklamanın bir yolunu buldum. O yüzden figürü boş verip bunu dikkatle okuyun (figürü de ibret-i alem olsun deyyu kaldırmayacağım): Astigmatik fark, temelinde merceğe yatay ve düşey eksenler üzerinden gelen ışınların farklı noktalarda odaklanmaları olan bir bozukluktur; mesela bir artı simgesinin düşey olan çizgisi net iken yatay olan çizgisinin flu olması gibi etkileri olur. Bu bir artı işareti değil de bir dairenin olduğu durumda dairenin odak noktasında eliptik görünmesine neden olur.</li>
</ul>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHF39NtXI/AAAAAAAAJb0/BALhzDK1lP8/s800/04_astigmatism_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ul>
<li>Saha eğriliği (&#8220;<em>curvature of field</em>&#8220;): Küresel bozukluk, koma ve astigmatik farkın aksine bu hatada bir noktadan çıkan ışık ışınları bir noktada toplanırlar. Fakat görüntünün odaklandığı yer merkezden kenarlara doğru gidildikçe aşamalı olarak odağın düşey ekseninden uzaklaşır. Dolayısıyla merkezden uzaklaştıkça keskinlik aşamalı olarak azalır. Kenarlarda maksimuma varır. Aşağıdaki imajı hayalinizde canlandırın ve o siyah oka parmağınızla pıt diye vurup onu merceğin ekseni etrafında 360 derece döndürdüğünüzü hayal edin. Onun dönüşünü hayal ederken, siyah ok boyunca ilerleyen odak noktasının bir küre kapağına benzediğini gözünüzde canlandırabilirsiniz. Fakat film ya da sensör yüzeyi dümdüzdür. Kırırım ben böyle düz sensörü.</li>
</ul>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHG8jZ2oI/AAAAAAAAJb4/NGueTH92DSI/s800/05_cuvature_of_field_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ul>
<li>Deformasyon (&#8220;<em>distortion</em>&#8220;): Bu hataların her biri adım adım düzeltiliyor. Örneğin saha eğriliğinin test edilip düzeltilmesi için küresel bozulmanın düzeltilmiş olması gerekiyor. Bu bağlamda en son problem deformasyon problemi oluyor. Bu evren bize sona kalanın çoğunlukla dona kaldığını öğrettiği için şanslıyız. Çünkü neden lenslerin bir çoğunda deformasyonun bir vazgeçilmez olduğunu hemen anlayabiliyoruz (adamlar &#8220;<em>eeah ilk dördünü düzelttik, yeter. İrfan, ara Mehmet abini &#8216;lens hazırmış&#8217; de</em>&#8221; diyorlar). Deformasyonun iki ana türü var, pincushion deformasyonu ve barrel deformasyonu (ilki görüntünün <a rel="lightbox" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/5b/Pincushion_distortion.svg/220px-Pincushion_distortion.svg.png">bu şekilde</a> bozulmasına sebep olurken, ikincisi <a rel="lightbox" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/63/Barrel_distortion.svg/220px-Barrel_distortion.svg.png">bu şekilde</a> bozulmasına sebep oluyor). Sebebi ise merceğin merkezinde ve kenarlarında farklı büyütme etkileri gösteriyor olması. İlkinde kenarlara doğru gidildikçe büyütme etkisi artarken (dolayısıyla ortaya içbükey bir görünüm çıkarken), ikincisinde büyütme etkisi merkezden uzaklaştıkça azalıyor (dolayısıyla ortaya dışbükey bir görünüm çıkıyor) Örneğin Nikon&#8217;un 18-200mm lensinde bu problemi çözemedikleri gibi bazı odak uzaklıklarında bu iki bozukluğun hibrit birlikteliğine rastlamak da mümkündü. Bu yüzden kimseye tavsiye etmediğim gibi ilk fırsatta kurtulmuştum. Bu mevzuları öğrendikçe insan neden o kadar geniş aralıklı bir zoom lensin üstün bir performans ortaya koyamayacağını daha net görüyor.</li>
</ul>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHVeXt4TI/AAAAAAAAJb8/Wn_eO6wdR-I/s800/06_distortion_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Seidel bey amcanın Gauss optiğinin sin(θ) ≈ θ kabulünü bir kenara bırakıp sin fonksiyonunun Taylor serisi açılımındaki ikinci polinomal ifadeyi de kırılma açısı hesabına dahil etmesi ile ortaya çıkardığı doğal mercek bozukluklarının monokromatik olanları bunlardan ibaret. Fakat bir de temelinde ışığın farklı dalga boylarının mercekten geçerken farklı miktarlarda yavaşlaması olan kromatik bozukluklar var.</p>
<p>Bunlardan ilki uzunlamasına kromatik bozukluk (&#8220;<em>longitudinal chromatic aberration</em>&#8220;). Uzunlamasına kromatik bozukluk, şeklin yine göstermeyi harika bir biçimde beceremediği gibi bazı dalga boyları kırılmanın ardından odak noktasının gerisine ya da ilerisine düşemesi durumu:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHV5PNXQI/AAAAAAAAJcA/v3ME2AhQkyk/s800/07_longitudinal_chromatic_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Diğeri de enine kromatik bozukluk (&#8220;<em>leteral chromatic aberration</em>&#8220;). Bu bazı dalga boyları kırılmanın ardından odak altına, üstüne, sağına, soluna düşmesi durumu (aslında objenin kare içerisinde nerede olduğuna göre eksenden büyüyen dairesel bir dağılım ortaya koyuyor).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_rHWIeZ_xI/AAAAAAAAJcE/d5WtVLgtzjk/s800/08_lateral_chromatic_aberration.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kromatik bozukluklar karşımıza <a rel="lightbox" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c1/Purple_fringing.jpg/800px-Purple_fringing.jpg">şu</a> ya da <a rel="lightbox" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/66/Chromatic_aberration_%28comparison%29.jpg">şu</a> ya da özellikle <a rel="lightbox" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/b/be/Chromatic_aberration_1_14_2009.jpg/800px-Chromatic_aberration_1_14_2009.jpg">şunun</a> gibi renk ayrımı problemleri çıkarıyorlar. Ayrıca YouTube&#8217;de kromatik bozukluğun nasıl gerçekleştiğini gösteren harika bir diğer video buldum: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=yOR4WHgRfvI">http://www.youtube.com/watch?v=yOR4WHgRfvI</a>. Bu videoda da görebileceğiniz gibi kromatik bozukluk da diğer bir çok bozukluk gibi diyaframın açık olduğu durumlarda daha etkili oluyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Peki. Bazı lenslerin diğerlerinden daha iyi olmasının tek sebebi bu hesapların isabetli olması mı? Elbette hayır.</p>
<p>Yukarıdaki hataları barındırmayan optik sistemler modellemek için hesapların kesinliği gibi önemli olan diğer iki hususun da malzeme ve inşa kalitesi olduğu aşikâr.</p>
<p>Fakat ben kendi adıma işin metalurji mühendisliği kısmının günümüzün önde gelen lens üreticileri arasında çok çok değişiklik gösterdiğini pek sanmıyorum. Bu gün bir lensin kalitesi üzerindeki en büyük etkenin, birden fazla merceğin bir araya gelmesi ile oluşturulan optik sistemi modellerken, ortaya çıkacak toplam bozulmayı doğru tespit edebilmek için kullanılan polinomlar olması olasılığı çok yüksek bana göre (Leica, Zeiss, Nikon, Canon, Sigma gibi büyük lens üreticilerinin Snell yasasının 5&#8242;inci dereceden hatta 7&#8242;inci dereceden polinomlarının da modelleme hesaplarına dahil edilmediğini, sadece hiç değiştirilmemiş Zernike ya da Seidel polinomlarından faydalanarak modelleme yaptıklarını düşünmek naiflik olurdu sanırım). Optik konusunda çalışmak, problemi evrimsel algoritmalarla ifade edip var olan lens tasarımlarını iyileştirmeye çalışmak ne zevkli olurdu diye düşündüm bu yazıyı yazarken. Bu konularda benden çok daha bilgili insanlar olduğuna şüphem yok. Denk gelirlerse deneyimlerini ve bilgilerini aktarırlar belki.</p>
<p>Ben de bu yazıyı yazmaya karar verdiğim sırada boş durmayıp Twitter&#8217;dan insanlara &#8220;<em>neden bazı lensler diğerlerinden daha iyi?</em>&#8221; diye <a href="http://twitter.com/merenbey/status/14634825581">sordum</a>. Çok isabetli yanıtlar geldi, aşağıdakilerin hepsi öyle veya böyle doğru:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/YagmurAkgun"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s92IcP0lI/AAAAAAAAJcM/9_QgyLwi21Y/s800/tw02.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/serkanaltuntas"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s92Q827nI/AAAAAAAAJcQ/IOZWtsOI3W8/s800/tw03.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/ykyuce"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s92zL_4kI/AAAAAAAAJcU/cM-staCoYx4/s800/tw04.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/asbicakci"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s93Sj7jgI/AAAAAAAAJcY/shxijWBHSvY/s800/tw05.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/ozguruzden"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s99WLcnpI/AAAAAAAAJcc/_Cr7wHAMzdE/s800/tw06.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/AliIsingor"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s992P4yTI/AAAAAAAAJcg/8fiM4k6u1k8/s800/tw07.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/iyiinsan"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s9-FkoUtI/AAAAAAAAJck/40zIQhZxoJo/s800/tw08.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/ahmetz"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s9-SAMjFI/AAAAAAAAJco/QNqkF27L7Tk/s800/tw09.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Eren Türkay ve Yalçın Aydın ise 140 karakter içinde acımayıp 12&#8242;den vurmuşlar (insan 140 karakterde bu kadar anlatıldığını görünce bu yazıyı yazdığına utanıyor):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/erenturkay"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s91xJvl3I/AAAAAAAAJcI/8fipuE7X-bc/s800/tw01.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/yalcinaydin"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s9-7hihVI/AAAAAAAAJcs/H46bdTYf90E/s800/tw10.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fakat bazı lenslerin neden diğerlerinden daha iyi olduğuna dair <strong>en doğru</strong> yanıt Gökçen&#8217;den geldi ve kendisi bu günün en birincisi oldu.</p>
<p>Bu, şu ana kadar biriktirdiğim birincilik tellerinden kendisi için hazırladığım birincilik tacı:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_tF0JBMfoI/AAAAAAAAJc0/YkD5MzENEt4/s800/birincilik_taci.png" border="0/" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu da Gökçen&#8217;e birincilik tacını getiren yanıtı:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><a href="http://twitter.com/gokcen"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_s-B7R9AcI/AAAAAAAAJcw/eBumZyy4r-A/s800/tw11.png" border="0/" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Evet. Çok doğru. Zira İslami usullere uygun kesilmeyen merceklerden yapılan lensleri kullanmak pek caiz değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/05/neden-bazi-lensler-digerlerinden-daha-iyi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Freya &amp; Webb</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/05/freya-webb/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/05/freya-webb/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 05:24:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düğün Fotoğrafları]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>
		<category><![CDATA[105mm f/2.0 dc]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[85mm f/1.4]]></category>
		<category><![CDATA[alien bees B1600]]></category>
		<category><![CDATA[az ışık]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[düğün]]></category>
		<category><![CDATA[french quarter]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[new orleans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1461</guid>
		<description><![CDATA[Freya ve Webb ile birkaç ay önce tanışmıştım. Kendileri çektiğim Krewe Du Vieux serisini görmüş, çok beğenmiş ve benim düğünlerini fotoğraflamamı istiyorlardı. Açıkçası o seriyi görüp, beğenip, &#8220;düğünümüzü bu adam çeksin&#8221; diyen bir çiftin düğününü fotoğraflamak benim için olsa olsa şeref olurdu. İlerleyen dönemde ise ne kadar renkli kişilikler olduklarını keşfedecektim. Freya da Webb de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Freya ve Webb ile birkaç ay önce tanışmıştım. Kendileri çektiğim <a href="http://meren.org/2010/05/krewe-du-vieux/ ">Krewe Du Vieux</a> serisini görmüş, çok beğenmiş ve benim düğünlerini fotoğraflamamı istiyorlardı. Açıkçası o seriyi görüp, beğenip, &#8220;<em>düğünümüzü bu adam çeksin</em>&#8221; diyen bir çiftin düğününü fotoğraflamak benim için olsa olsa şeref olurdu.</p>
<p>İlerleyen dönemde ise ne kadar renkli kişilikler olduklarını keşfedecektim. Freya da Webb de son derece sakin, kendine güvenli, inanılmaz tatlı bir enerji sahibi kişilerdi. Freya birkaç gün sonra Connecticut eyaletindeki bir hapishanede psikolog olarak işe başlıyor. Şu anda burada bir okulda çalışan Webb de buradaki işlerini bitirdikten sonra onu takip edecek. Haliyle biz de bunca yıl aynı şehirde yaşadığımız iki tatlı insanı tam giderlerken tanıma başarısının bize kazandırdığı madalyalar ile idare edeceğiz.</p>
<p>Düğün günü plan şu idi: Aile portreleri, kilisede evlilik, kilisede yemek, <em>second line</em> halinde resepsiyona gidiş, dans etmek, sohbet etmek, pasta yemek, kapanış. Eminim neredeyse her okuyan &#8220;<em>second line da ne ola ki?</em>&#8221; diyecek. Yanıtı aşağılarda bir yerlerde sizi bekliyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Düğün gününü aylar öncesinden belirlemenin en tatsız taraflarından birisi belirlenen tarihte hava koşullarının nasıl olacağından emin olmanın mümkün olmaması. Nitekim düğün günü yaklaştıkça o gün New Orleans&#8217;a bardaktan boşanırcasına yağmur yağacağına dair hava tahminleri de ciddileşmeye başladı. Son gün bile benim içimde &#8220;<em>belki de yağmaz</em>&#8221; ümidi vardı. Fakat bir yağmur yağdı ki o kadar olur.</p>
<p>Dolayısıyla aile portrelerini önceden hayalini kurduğum gibi dışarıda değil içeride yapmak zorunda kaldık. Aslında bana son derece samimi bir şekilde &#8220;<em>sen nasıl istersin?</em>&#8221; diye sordular. Aklıma sucuk gibi ıslanmış aile fertlerinin gülümseyen fotoğrafları geldi. Fakat hemen silkelenip &#8220;<em>içeride yapalım</em>&#8221; dedim. Tarihi bir New Orleans evinden bozma olan tatlı otelin yeterince geniş olan tek bir yeri vardı ve orası da kafeteryası idi. Masaları sandalyeleri olay mahallinden uzaklaştırıp mecburen oraya konuşlandık.</p>
<p>Ailelere dair bir rahatsızlığım olmasa da aile portreleri çekmekten çok yoruluyorum. Çok iyi tanımadığım insanlar bana bakarken onların fotoğraflarını çekmek zaman zaman bana askeri bir heyet önünde soyunuyormuşum gibi hissettiriyor. Arkasına saklanılabilecek bir yaratıcılık yok, bir imza yok. &#8220;<em>İnsan düğün fotoğrafı çekiyorsa bunu kendisi için yapmadığını da hatırlamalı</em>&#8221; diyor olabilirsiniz. Eh, haksız değilsiniz ve size laflar hazırlamadım. Fakat ben önemli bir kısmını kendim için yapmadığım bir şeyler yaptığımda ortaya çıkan şeyin kimseyi memnun etmediğini anlayalı epey oluyor. Bu yüzden bir fotoğrafın içinde ben yoksam benim için o fotoğraf da yok, dolayısıyla öyle bir fotoğrafı &#8220;<em>bunu ben çektim</em>&#8221; diye birilerine gönül rahatlığı ile vermem mümkün değil. Neyse. Aşağıdaki fotoğrafta, mesela, beni despotluğum ve barbarlığım ile bilenler görür görmez tanısın diye gözümü bile kırpmadan resimdeki kadının kafasını kestim ve fotoğrafı içindeki her şey ile, daha çekmeden evvel sahiplendim (&#8220;<em>ĞFSAD örgütlerinin üstüne basa basa öğrettiği kuralları çiğneyen fotoğrafçı özel bir operasyon ile kıskıvrak yakalandı, fakat kendisi deli çıktı: &#8216;kötü bir amacım yoktu, aile portrelerine yalnız aileden olanları dahil etmek istemiştim&#8217;..</em>&#8220;).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-N7d6sgI/AAAAAAAAI50/VtMmAit5_r0/s800/Wedding-13.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aile portrelerinden sonra kiliseye gittik. Çok küçük, pek kendi halinde bir kilise idi. Öyle ki anahtarı bizimkilerde idi, açıp girdik. O derece. Zaten davetli sayısı da öyle çok değildi. Zaten aile bireyleri de son derece hafif giyinmişlerdi. Binin üzerinde davetlinin katıldığı büyük düğünlerden sonra bu değişik bir deneyimdi benim için.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-a36nwuI/AAAAAAAAI7M/ZDNX3RSfeao/s800/Wedding-33.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bana kaba hatlar dışında gidişata dair hiçbir detay verilmemişti. Resmen ayak altında dolaşma özgürlüğü olan bir yabancı olarak gitmiştim düğüne (bundan kesinlikle bir şikayetim yoktu). Kimse stresli değildi, kimse bir şeyler yolunda gitmeyecek ve düğün zebil olacakmış gibi gergin yüz ifadeleri ile ortalıkta dolaşmıyordu. Ben de yavaş yavaş insanları tanıyor, olan bitenin fotoğraflarını huzurlu bir şekilde çekiyordum. Mesela Freya ve Webb&#8217;i, Freya&#8217;nın büyükbabasının evlendireceğini muhtemelen en son ben öğrendim (daha önce orada tek başına otururken &#8220;<em>yaşlı adamcağız, yorulmuş herhalde</em>&#8221; filan diye düşünüyordum, meğer adam sahibiymiş). Müthiş tatlı, son derece komik bir amca idi kendisi. Hatta bir ara çok duygulanıp gözlerinden yaşlar süzüldüğünde, kazık kadar adam makineyi filan bir kenara bırakıp boynuna sarılasım geldi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C_Oj_tBUI/AAAAAAAAJAI/B1W8LXXxtZU/s800/Wedding-106.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Büyükbaba kendisine verilen yetki ile (hakikaten kendisinde böyle bir yetki vardı) Freya ve Webb&#8217;i karı koca ilan etme faslına geçmeden önce, arkadaşları Freya ile Webb&#8217;in sevdiği filmlerden bir takım sahneleri tiyatro şeklinde yeniden canlandırmak sureti ile çok tatlı bir sürpriz yaptılar. Bu kısa skeçleri ise daha sonradan pek meşhur bir tiyatro sanatçısı olduğunu öğrendiğim aşağıdaki kardeşimiz sundu (mevzu tiyatro oldu mu cahilin önde gideni olduğum için &#8220;<em>maşallah, diksiyonu da pek hoş keratanın</em>&#8221; filan diyerek kendisini dinliyordum):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-oJq_B7I/AAAAAAAAI8Y/E2s7sCbPQIU/s800/Wedding-51.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tek tek sahne alan çiftler o film sahnelerini o kadar güzel canlandırdılar ki kağıttan kopya çekiyor olmaları filan hiç batmadı göze. Bu süreçte ben de kâh kikir kikir gülerek kâh &#8220;<em>aman yaleppi bir sonra ne olacak acaba</em>&#8221; diye şaşkın şaşkın ortalarda dolanıyordum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-rldGNQI/AAAAAAAAI8w/ZfSdrJoUHAk/s800/Wedding-56.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada oynanan her sahne, bir çiftin sonunda sarılıp öpüştükleri bir tartışmalarını konu ediyordu. Önce kızcağızın kalbini kır, ondan sonra öp. &#8220;<em>Hem severim hem döverim</em>&#8221; temalı skeçler.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><a rel="lightbox-act" href="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-0E9HrJI/AAAAAAAAI9o/4CqefVinQC0/s800/Wedding-69.jpg"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-0E9HrJI/AAAAAAAAI9o/4CqefVinQC0/s400/Wedding-69.jpg" alt="" /></a></td>
<td align="left"><a rel="lightbox-act" href="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-0ijdRPI/AAAAAAAAI9s/oOBTEqm162U/s800/Wedding-70.jpg"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-0ijdRPI/AAAAAAAAI9s/oOBTEqm162U/s400/Wedding-70.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td align="right"><a rel="lightbox-act" href="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-1MG24CI/AAAAAAAAI9w/LR2RZl254bQ/s800/Wedding-71.jpg"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-1MG24CI/AAAAAAAAI9w/LR2RZl254bQ/s400/Wedding-71.jpg" alt="" /></a></td>
<td align="left"><a rel="lightbox-act" href="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-2616x0I/AAAAAAAAI98/fesF46BslJw/s800/Wedding-73.jpg"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C-2616x0I/AAAAAAAAI98/fesF46BslJw/s400/Wedding-73.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fark ettim ki kilise küçük olduğu için nereye gitsem olay mahallini görebiliyorum. Ben de olayı biraz da üst kattaki balkondan izlemeye karar verdim (zaten fotoğrafçı dediğin kedi gibi her yere bir göz atmalı şöyle, her perspektifi değerledirmeli). Ama yukarı çıkınca bir de fark ettim ki, aşağıda işler ciddiye biniyor; gerisin geriye aşağı indim. İnerken de merdivenlerin oradan dışarıyı bir <a rel="lightbox-window" href="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C_GpGnXyI/AAAAAAAAI_Y/kFMv2g9hrp4/s800/Wedding-95.jpg">baktım</a>, yağmurun durmaya pek niyeti yoktu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_C_DTVvBNI/AAAAAAAAI_I/xMrhGtNmVr0/s800/Wedding-92.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Freya ile Webb&#8217;in resmen karı-koca ilan edilmelerinin ardından kilisenin alt katında düğün davetlilerinden bir takım insanların pişirdiği yemekler yendi (normalde avluya çıkılacaktı, fakat yağmur yüzünden içeride idi herkes (sanki doğal bir felaketten ötürü bir yere hep beraber sıkışmış grup psikolojisi de insanları birbirine iyice yakınlaştırdı sanırım)), davetlilerden birisi piyanonun başına geçti, insanlar onun çaldığı tatlı ve hafif şarkılar eşliğinde sohbet etti, bir ara birisi piyanistin yanına oturup çaldığı şeyler üzerine solo attı&#8230; Zaten davetliler arasından beş çift küçük tiyatro oyunları sahnelemiş, iki çift şarkılar söylemiş, bir çift de şiir okumuştu. Ben de fotoğraf çekiyordum. Düğüne gelip de düğün için bir şey yapmamış kimse kalmamıştı neredeyse. Binin üzerinde davetlinin olduğu o büyük ve ihtişamlı düğünlerde yakalanmasının pek kolay olmayacağını tahmin ettiğim bir hava hakimdi, bu hem çok garip, hem de Freya ve Webb&#8217;e yakışan türden bir şeydi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DAEI8UUSI/AAAAAAAAJFM/YXAELRTZ-4I/s800/Wedding-181.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Kiliseden resepsiyona gitme vakti geldiği zaman yağmur halâ devam ediyordu. Fakat kimsenin yağmur yağıyor diye etkinliğin yürüme kısmını iptal etmeye niyeti yoktu. Ben de <a href="http://biyolokum.com">asistanım</a>dan (iki nokta üst üste kapa parantez) hazırlıklara başlaması için araba ile resepsiyon alanına gitmesini rica ettikten sonra şemsiyem ve fotoğraf makinemle yağmurun altında beklemeye koyuldum.</p>
<p>Her şey tam bir geleneksel New Orleans etkinliği şeklinde ilerliyordu. Yürüyemeyecek kadar yaşlı olanları resepsiyona götürmek için dışarıda bir at arabası bekliyordu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DAOdq7CuI/AAAAAAAAJGQ/U-lVVOG62Zo/s800/Wedding-197.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kalanları peşine takıp bir <em>second line</em> oluşturmak için ise çalgıcılar kapının önündelerdi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DAKqAkDiI/AAAAAAAAJGA/5r_waiCeaVw/s800/Wedding-193.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Buraya kadar okuyanlar için soru ve yanıtı gelsin, &#8220;<em>nedir bu second line?</em>&#8220;:</p>
<p style="padding-left: 30px;">New Orleans belki bildiğiniz gibi festivallerin ve kutlamaların şehri. Mardi Gras denen festivalin Amerika&#8217;da en canlı yaşandığı yerlerden bir tanesi. Mardi Gras denen bu büyük festival esnasında kostüm giymiş insanlar süslü püslü araçların üzerinden etkinliği izlemek için gelmiş olan insanlara boncuklar atıyorlar. İçinde olmak için bir sürü paralar dökülen bu geçitlere &#8220;<em>main line</em>&#8221; deniyor. Bu geçit törenlerinin asil katılımcısı olmayan, fakat kenarda da durmak istemeyenlerin oluşturduğu korsan geçit törenlerine de artık tahmin edebileceğiniz gibi &#8220;<em>second line</em>&#8221; deniyor :) Second line denen geçitler, genellikle davul, sousaphone (şu kocaman çalgı), trompet, trombon ve saksafondan oluşan nefesli ağırlıklı bir grup caz müzisyenini dans ederek ve eğlenerek takip eden bir kitleden oluşuyor. New Orleans&#8217;ta son derece geleneksel olan bu eğlencelerin kaçak, yolları kapatan ve sisteme inat olanları makbul. Çünkü second line olayının özü bir isyana, para ile elde edilen mevkiyi (&#8220;<em>main line</em>&#8220;) tanımazlığa dayanıyor. Meşhur New Orleans cenazelerinde bile second line&#8217;lar görmek, zenci abi ve ablalarımızın kökleri ta Afrika&#8217;daki kabile/komün kültürüne kadar uzanan &#8220;<em>hayata gözlerini yuman kimseyi ölene değin topluma olan katkısını kutlama</em>&#8221; anlayışı içinde eğlenirken görmek mümkün.</p>
<p>Tüm bunların ardından yağmur ve çamurun neden yukarıdaki kitleyi durduracak güçte olmadığını anladığınızı ümit ediyorum ;) Zaten şemsiye de, mendil gibi, seond line geçitlerinin bir parçası. Yağmur kusura bakmasın artık.</p>
<p>Sırf second line müzisyenlerini konu alan bir belgesel projesi yapmayı düşünüyorum ne zamandır, o akşam kendileri ile vakit geçirirken yeniden aklıma geldi. Şu tembellik olmasa taykonot bile olabilirim de, bakmayın.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DA5NgKARI/AAAAAAAAJGo/8i9NSdnM9c0/s800/Wedding-203.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sıcak bir New Orleans gecesi, yağan yağmur, ve bir saçağın altında yağmurdan korunmaya çalışırken yanımdaki sousaphone&#8217;cunun etrafındaki herkesi susup kendisini dinlemeye ikna edecek bir caz melodisini çalmaya başlaması&#8230; Bazen hayat ne güzel.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DA6MVajcI/AAAAAAAAJG0/KWnDwv2F8Ik/s800/Wedding-206.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Cazın melodisine dalmışken bir anda irkilerek soluma döndüğümde Freya&#8217;nın kilisenin kapısından çıkmış olduğunu gördüm. Bir refleks ile fotoğraf makinesini kendisine doğrultup hızlı bir ışık ayarı ile deklanşöre bastığım anda o da şans eseri bana doğru dönmüştü. Bir-iki saniyenin içine sığan bu sürpriz, öncesinde provası yapılsa ancak bu kadar olabilirdi sanırım. Bu fotoğrafın sadece birkaç saniye sonrasında ise Freya&#8217;nın buketini kalabalığa doğru <a rel="lightbox-buket" href="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DA_A5WkaI/AAAAAAAAJHg/f5z6g7bkteI/s800/Wedding-216.jpg">atması</a> ve benim yine deklanşöre basmam bir oldu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DA8D2X_zI/AAAAAAAAJHM/WdABJU6kGik/s800/Wedding-211.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ardından Rampart üzerinden Esplanade Caddesine doğru yürümeye koyulduk. Derken yanımda güzel mi güzel bir Asyalı abla elinde über profesyonel bir video kamera ile belirdi. Birbirimize selam verdik, fakat bir şey konuşmadık önce. İkimiz de birbirimizin önüne geçmemeye filan dikkat ediyor, second line&#8217;ı görüntülüyorduk. Neden sonra yanına yaklaşıp &#8220;<em>kimin için çekiyorsun bunları?</em>&#8221; deme cesareti gösterdim. Yanıt aynen şu: &#8220;<em>Time dergisi için çekiyorum, videolar Time dergisinde yayınlanacak bir yazının materyali olarak Time.com adresinde yayınlanacak</em>&#8220;.</p>
<p>Ben elbette çok akıllı bir insan olduğum için bu durumu son derece büyük bir olgunlukla karşılayıp bu ablamıza &#8220;<em>aa, ne hoş, bu da benim kartım, bir e-posta atarsan bu gece çektiğim fotoğrafları gönderebilirim, belki içinden kullanmak isteyebileceğiniz bir tanesi çıkar</em>&#8221; demedim. Çünkü çok akıllı olduğum için (fakat Freya daha sonra, bu abla ile konuştuğunu, ikinci görüşmelerinde beni onunla bağlantıya geçireceğini söyledi (bakalım)).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBGIO6KmI/AAAAAAAAJIU/ZzxFfO0rOIs/s800/Wedding-227.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Freya&#8217;nın ve etrafındakilerin keyfine diyecek yoktu tabi. Bir fotoğraftaki herkes mi gülümser.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBZHnUd7I/AAAAAAAAJJw/sub2KzojDZg/s800/Wedding-249.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yağmurun altında uzun ve keyifli yürüyüş sona erip de resepsiyonun olduğu yere varınca biraz hayal kırıklığına uğradım. Eğlenmek için harika bir yerdi, fakat fotoğraf çekmek çok güç olacaktı.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBfzJkdzI/AAAAAAAAJKg/IwmUuZ318fA/s800/Wedding-260.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Arka taraftaki şu çirkin perde fotoğrafların çok büyük bir kısmının arka planını teşkil edecekti. O anda aklıma daha sonra kendi kendimi tebrik edeceğim bir fikir geldi ve <a href="http://meren.org/blog/2010/05/birisi-paraflas-mi-dedi/">ışıklarım</a>dan birisini perdenin arkasına koyup perdeye doğrulttum. Böylece o çirkin perde muazzam büyüklükteki bir soft box&#8217;a dönüştü. Diğer ışığa da yumuşatıcılı şemsiye (brolly box) takıp piste bakacak şekilde ters köşeye koyunca &#8220;<em>bu iş tamam</em>&#8221; dedim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBgTXEY5I/AAAAAAAAJKk/4EKVF5jCVyo/s800/Wedding-261.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Second line cazcıları gidip de DJ perdenin önünde yerini aldığında yukarıdaki perdeye doğru çektiğim fotoğraflar yaklaşık olarak şöyle görünmeye başladı:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DCnrvt0hI/AAAAAAAAJSY/EXrL9ih5WYQ/s800/Wedding-378.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dans pisti bilmecesi böylece çözülmüş oldu. İstediğim fotoğrafik yalıtıma ulaşmıştım.</p>
<p>Sonra mekanın diğer ucunda pastalar kesildi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DCuJAVUII/AAAAAAAAJTI/X0RIbLdl16c/s800/Wedding-389.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ardından da geç saatlere kadar dans edildi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><a rel="lightbox-dance" href="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDXB4xqOI/AAAAAAAAJVE/an9y428IWt4/s800/Wedding-418.jpg"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDXB4xqOI/AAAAAAAAJVE/an9y428IWt4/s400/Wedding-418.jpg" alt="" /></a></td>
<td align="left"><a rel="lightbox-dance" href="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDWSmm62I/AAAAAAAAJU8/bw6Un-QhpKY/s800/Wedding-416.jpg"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDWSmm62I/AAAAAAAAJU8/bw6Un-QhpKY/s400/Wedding-416.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td align="right"><a rel="lightbox-dance" href="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDVLMp3-I/AAAAAAAAJUs/sfRP5vC6dZQ/s800/Wedding-412.jpg"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDVLMp3-I/AAAAAAAAJUs/sfRP5vC6dZQ/s400/Wedding-412.jpg" alt="" /></a></td>
<td align="left"><a rel="lightbox-dance" href="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDgr49KUI/AAAAAAAAJWk/qdhgWot4OwY/s800/Wedding-441.jpg"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DDgr49KUI/AAAAAAAAJWk/qdhgWot4OwY/s400/Wedding-441.jpg" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yorucu olduğu kadar keyifliydi de. Ertesi gün fotoğrafların tamamını Freya&#8217;ya göndermiştim.</p>
<p>Bu arada gece boyunca her fotoğraf çekişimde ışık banyosu yapan DJ&#8217;in de daha sonradan kendisine hediye etmek için aşağıdaki fotoğrafını çektim:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_DBgycGwGI/AAAAAAAAJKo/fS0MYeFi1pc/s800/Wedding-262.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu düşünceli davranışımın karşılığında en azından bir <a href="http://www.youtube.com/watch?v=GkdmZ8LDQAU">Gençkan</a> çalar mı diye bekledim.</p>
<p>Çalmadı (insanlık ölmüş abi, başımız sağ olsun).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/05/freya-webb/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orta Şiddetli Saçmalıklar Anonymous</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/05/orta-siddetli-sacmaliklar-anonymous/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/05/orta-siddetli-sacmaliklar-anonymous/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 03:31:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[korteks]]></category>
		<category><![CDATA[meren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1451</guid>
		<description><![CDATA[Her kayıt yenleme dönemi ayrı bir işkence benim için. Çünkü her kayıt yenileme esnasında aynı memura denk geliyorum ve her seferinde kendisi ile benzer, gergin diyaloglar yaşıyoruz. Kayıt yenileme işini böyle Internet üzerinden filan yapmanın yolu yok mu? Var. Ama ben olmadık antikalıkları olan bir şahıs olduğumdan kelli öylesini sevmiyorum. Hem heyecan oluyor gidip yüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her kayıt yenleme dönemi ayrı bir işkence benim için. Çünkü her kayıt yenileme esnasında aynı memura denk geliyorum ve her seferinde kendisi ile benzer, gergin diyaloglar yaşıyoruz. Kayıt yenileme işini böyle Internet üzerinden filan yapmanın yolu yok mu? Var. Ama ben olmadık antikalıkları olan bir şahıs olduğumdan kelli öylesini sevmiyorum. Hem heyecan oluyor gidip yüz yüze yapınca.</p>
<p>Kayıt ofisine her gittiğimde 5-10 kişilik bir sıra oluyor. Geçen hafta yine öyle. Sıraya girerken göz ucu ile benim memuru arıyorum. İşte orada kendisi. Gözlüğünün üstünden etrafını, önündeki monitörü, o sırada işlemini yapmakta olduğu öğrenciyi filan süzüyor. İnsanın eliyle itip yerine oturtasını getiren kalın çerçeveli kahverengi gözlükleri hıyar burnunun ucuna kadar inmiş. Orta yaşlarını devirmiş, mavi gözlü, bıyıklı, sabah tıraşını olup da gelmiş, Atatürk kaşlı bir amca kendisi. Üzerine vazife olmayan hangi konuda düşüncelerini dile getirse, hangi mevzu üzerine birilerine akıl verse türünden bir huzursuzluk hakim yüzüne. Türkiye&#8217;de olsa toplum amca olacakmış, Amerika&#8217;da kayıt memuru yapmışlar. Biraz daha sabret memur amca. Sıra bana gelmek üzere.</p>
<p>Bana 2-3 kişi kala küçük bir hesap yapıyorum. Hakikaten gene bu adama denk geleceğim gibi görünüyor. Belki diğer memurlardan birisi işini daha önce bitirir ya da memur amca geç kalır filan diye ümitleniyorum ama nafile. &#8220;<em>Sıradaki</em>&#8221; diyor ve karşısına geçiyorum.</p>
<blockquote><p>- Nasıl yardımcı olabilirim? (başta böyle nazik başlıyoruz, hep aynı muhabbet).<br />
- Yaz dönemi kaydımı yenileyecektim. Doktora öğrencisiyim. Öğrenci numaram bilmemkaç.<br />
- Hemen bilgisayardan kontrol edelim.</p></blockquote>
<p>Odun parmakları son derece yavaş bir şekilde klavyenin bir tuşundan diğerine atlıyor. Yaşlı yavaşlığı değil bu ama. Başka bir miskinlik. Onun bu yavaşlığını izlerken az sonra başıma gelecekleri bırakıp klavye için üzülmeye filan başlayacağım neredeyse. Klavyeler sevmez tembel parmakları. Neye basacaksan bas, devam et arkadaşım. Narin dokunuşların şeysileridirler klavyeler. Parmak gidip bir tuş üzerinde bekliyor, bekliyor, sonra bastırıyor, sonra diğerine gidiyor, bekliyor, bekliyor. Parmakların bastığı tuş üzerinde yazan harf şeklinde inliyor sanki. <em>İkiiiiiiiieeee. Beeeeaaaaşşş. Dohhuuuuuuuuuz.</em> Bütün hadise baştan sona içler acısı. Elimi uzatıp gözlüğü düzeltesim geliyor. Efendi ol Meren. Bari klavyeyi kendime çevirip girivereyim numaramı? Şşş ama. <em>Döööğğğrrrtttt. Enteeeeeeeeerrrrr.</em></p>
<blockquote><p>- Eveeet. Yaz dönemi kaydı için borcun bilmemkaçbin dolar (evet, başlıyoruz).<br />
- Anlıyorum. Bunun tamamını ödemeyeceğim. Bu meblağı hangi kalemler oluşturuyor görmek için listenin bir çıktısını alabilir miyim?<br />
- Hepsini ödemeyecek misin? Kaç parasını ödeyeceksen o kadarını söyle o zaman, hıh, işe bak (kollarını iki yana bırakıp destek istercesine yandaki memura bakıyor (yandaki memurdan tık yok)).<br />
- Hepsini ödemeyeceğim, fakat ne kadarını ödeyeceğimi bilmek için listeyi görmeliyim (durumun saçmalığının farkında olan tek kişi ben miyim ümidi ile yanımdaki öğrenciye bakıyorum (yandaki öğrenciden tık yok (herkes işinde gücünde, böyle saçmalıklarla uğraşan tek kişi benim))).<br />
- Bana tam ücret söyle. Ne kadarını ödeyeceksen o kadarını öde. Bana ne. Senin problemin.<br />
- Tamam. Mesela harç ücreti ödemeyeceğim. Fakat başka neleri ödemeyeceğimi bilmiyorum, çünkü listede neler olduğunu bilmiyorum.<br />
- Harç ücreti ödemeyeceksin?<br />
- Ödemeyeceğim.<br />
- O nasıl oluyormuş öyle? (sanki benim bilmediğim bir şeyi biliyormuş gibi küçümseyici bir gülümseme, az sonra &#8220;ama şu zamana kadar harcını ödemezsen kaydın iptal olur bak&#8221; diyecek kesin).<br />
- Şöyle oluyor, ben harcımı ödemiyorum, sadece ders ücretlerini, teknoloji aidatını filan ödüyorum, harcı başkaları daha sonra benim yerime ödüyor, burslu öğrenciyim ben.<br />
- Ama şu zamana kadar harcını ödemezsen kaydın iptal olur bak (bak işte, ben malımı bilmez miyim).<br />
- Teşekkürler, biliyorum.<br />
- Biliyorsun ama harcı ödemiyorsun yine de?<br />
- Evet. Bilmeme rağmen ödemiyorum. Bana akıl vermeyi bırakıp kendi işine bakabilir misin lütfen?<br />
- Eh. İşime bakmamı istiyorsan söyle bakalım ne kadar ödeyeceksin o zaman?<br />
- Eğer listeyi görürsem söyleyeceğim ne kadar ödeyeceğimi (benim şalterler yavaş yavaş atmaya başlarlar).<br />
- Yani? (ver coşkuyu).<br />
- &#8220;Yani&#8221; mi? &#8230; Bak. Şu anda bakmakta olduğun ekranın bir yerlerinde bir &#8220;yazdır&#8221; düğmesi olduğunu tahmin ediyorum. Fare imlecini o düğmenin üzerine getirip tıklayacaksın. Bu işlem çok büyük ihtimalle yazıcıdan bir kağıt çıkmasına sebep olacak. Çıkan kağıdı alıp bana vereceksin. Ben de o kağıda baktıktan sonra sana ne kadar ödeyeceğimi söyleyeceğim. Şimdi şu lanet çıktıyı alabilir miyim?<br />
- İyi. Tamam&#8230;</p></blockquote>
<p>&#8220;<em>İyi. Tamam</em>&#8220;. Bunu başta söylese hiç gerilmeyeceğiz. Bunun yerine &#8220;<em>hayır</em>&#8221; dese, başına öyle bir iş açacağım ki seneye beni gördüğünde tüm yaşananlar gözlerinin önünden film şeridi gibi geçecek. Fakat kimi insanları hep böyle orta şiddetli saçmalıklar buluyor. Bir hiç uğruna gerim gerim gerilirsin. &#8220;<em>İnceldiği yerden kopsun</em>&#8221; dersin, ama kopmaz bir türlü. Don lastiği gibi inceldiği yerden bakar sana böyle. Tüm yollar tutulmuştur. Tam sen haklı olacakken &#8220;<em>tamam tamam, hadi tosunun istediği gibi olsun</em>&#8221; derler. Kahramanmaraş dondurmacısı işkencesi, çekirdekli mandalina filan gibi böyle. Katlanılamaz hale gelmez bir türlü. Bu kadar sinir harbinin ardından o tosun başta istediği şeyden vazgeçmiş, senin kafanı kırmak istiyor bey amca. Erkeksen bırak da kopsun artık kopacağı yerden. Yok ama. Olmaz. İnsanlık onlarda kalsındır: &#8220;<em>İyi. Tamam</em>&#8220;.</p>
<p>&#8220;<em>Hmm</em>&#8221; dedim o gün kayıt ofisinden çıkarken. &#8220;<em>Problemin bir kısmının da bende olsa gerek</em>&#8220;. Gurur duydum kendimle bunu dedikten sonra. &#8220;<em>Merhaba. Adım Meren (oturanlar hep bir ağızdan: &#8216;merhaba meren&#8217;). Problemin bir kısmı da bende</em>&#8221; (salondan alkışlar, tezahürat). Bir kısmı bende, ama hangi kısmı acaba. İşte bütün mesele bunu bulmak. &#8220;<em>Yüzleşmek başarmanın yarısı meren</em>&#8220;. Nah, çok afedersin. Yarısıymış. Ama deneyeceğim yine de: Ne olabilir? Belki fazla sert görünüyorum dışarıdan? Belki insanlar beni gereğinden fazla ciddiye alıyorlar. Belki bir şekilde tehdit altında filan hissediyorlar, bu yüzden de yapmayacakları saçmalıkları yapmalarına sebep oluyorum (oha, iyi ki suçu biraz da kendinde ara dedik). Belki de bundan sonra insanlara karşı biraz daha yumuşak, biraz daha sıcak olmayı denemeliyim. &#8220;<em>Hah, denemek başarmanın yarısı derler</em>&#8220;. Sana da nah. Karar verin öyle gelin. &#8220;<em>Ama karar vermek başarmanın yarısı</em>&#8220;. Bak.</p>
<blockquote><p>Orijinal hipotez: Orta şiddetli saçmalıkların sebebi insanlara olan davranışlarımız.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Kafamdan bütün bunlar geçerken birkaç gün önce kaybettiğim öğrenci kimliğini yeniden çıkarmak için kampüsün diğer ucundaki bir binaya doğru gidiyorum. Geçen sene kimliğimi çıkarırken çok güzel bir hatun kişi vardı. Fakat değişmiş. Şimdi ellili yaşlarında, görmezden gelinemeyecek kadar şaşı, şişmanca bir ablamız var yerinde. Bundan iyi fırsat mı olur. Sıcak davranıyoruz, sevecen oluyoruz. Sosyal bir deney bu.</p>
<blockquote><p>- Merhaba :)<br />
- Merhaba. Nasıl yardımcı olabilirim?<br />
- Öğrenci kimliğimi kaybettim, yenisini çıkarmak istiyordum. Öğrenci numaram bilmemkaç.<br />
- (bilgisayar monitörüne bakarak) Hmm. Geçen sene almışsın. Saçlar da epey değişmiş :)<br />
- Evet, öyle oldu :) (hiç zorlamıyorsun Meren. hani deneyecektin? tamam be, aaa).<br />
- Kameranın karşısına geçer misin.<br />
- Tabi. Normalde de fotoğraf çekiyor musun? (3 puanlık bir basket denemesi)<br />
- Bi&#8217; saniye konuşmazsak. Çekiyor da (potaya bile değmeyen top ikinci kat balkonuna kaçıyor, Behsat amcalar tatilde, oyun fiilen sona erdi).<br />
- ..<br />
- Tamamdır. Ne diyordun? (aha!)<br />
- Ah, normalde de fotoğraf çekiyor musun diyordum :)<br />
- Çekiyorum, çok severim fotoğrafı. Bu arada öğrenci yurtlarında mı kalıyorsun?<br />
- Hayır. Şehir merkezinde oturuyorum. Sen? (fotoğraf olayından devam etmek dururken nerede oturuyorsun muhabbetine giren kazma Meren kişisi)<br />
- Ben gölün karşısındayım. &#8220;Öğrenci yurtlarında kalmıyor&#8221; (bilgisayarda bir şeyler yazmakta).<br />
- Her gün git-gel çok yorucu olsa gerek.<br />
- Alıştım artık. İnsan her şey alışıyor Myürat :) Myürat diye okunuyordu değil mi?<br />
- İnsanlar Meren diyorlar. M-e-r-e-n. Ama fark etmez, insan her şeye alışıyor ;)<br />
- Kikirt.<br />
- (annem yaşındaki kadını da güldürdüm ya .. bak işte sıcak davranınca nasıl da işler yolunda gidiyor, çok aferim bana, çok güzel oldu, çok da iyi güzel oldu, böyle devam, merhaba güzel toplum, elveda saçmalıklar).<br />
- Bu arada yemek planın var mıydı Merağn?<br />
- !!! (Başımdan aşağıya kaynar sular dökül. Yemek planı mı? Nereden çıktı bu şimdi? :( Saat de öğle yemeği saati. Ama ben aç değilim ki. Zaten aç olmakla ne ilgisi var, bu teyze ile yemek istemiyorum arkadaşım. Teyzedeki de cesaret (taktire şayan), belki de yemeliyim. Yok ama, suç bende, bu kadar sıcak davranırsam olacağı bu işte :((( Yanlış anladı kadıncağız. Hay allah. Hayır diyemem ki şimdi ben. Subway açık olsaydı oradan sandviç yerdik. Şimdi kampüs dışında bir yere gitmemiz gerekecek. Ya böyle pahalı  bir yere gitmek isterse? :( Ya gittiğimiz yerde ayağı ile masanın altından bacağıma dokunursa? :((( Yok. Olmadı Meren. Nazik bir şekilde &#8220;hayır&#8221; diyeceksin. Yumuşaklık, sıcaklık olayı sana bir beden büyük geldi. Çok nazik bir biçimde geri çevireceksin. Yahu nasıl çevireceğim çok nazik bir şekilde geri? Ne denir ki? &#8220;Ee hayır. Yemek planım yok .. yani var ama seninle yok&#8221;. &#8220;Sen harika bir insansın, problem bende Mercedes, lütfen beni anla&#8221;. Allahım başıma açtığım işe bak. &#8220;Amerika, öğrenci kimliği çıkartmaya giden öğrenciyi yemekle kandırmaya çalışan memuru konuşuyor!&#8221;. &#8220;Olay kadın konuştu: Hiç niyetim yoktu, öğrencinin kendisi kuyruk salladı&#8221;&#8230; Önce cehennemden çıkan kayıt memuru, şimdi de kimlik kartı basan şaşman teyze. Olmadı. Hiç olmadı. Meren! Kendine gel. Centilmence bir yanıt vermek zorundasın. Tamam. Bu soruyu sorduğuna göre her şeyi göze almış demektir. Nereden baksan içinden &#8220;fifti fifti&#8221; demiştir. Onun hayal kırıklığına uğrayacağını düşünerek ona haksızlık etmemeliyim. Aptal olma. Tamam. Olmuyorum. Yavaştan başlayayım, devamı gelir. &#8220;Yemek planım yok ama evliyim&#8221; filan diyeyim mesela. Aptal olma dedik adam ne diyor yahu) Eee, hayır, aslında yemek planım yoktu, faka-<br />
- Tamam. Kimlik kartını &#8220;okuldan yemek planı yoktur&#8221; şeklinde işaretliyorum.<br />
- !!! (Yaz kızım. &#8220;Yerin yarılmasına&#8221;, virgül, &#8220;sanık A. Meren Urat&#8217;ın yarılan yerden içeri girmesine&#8221; &#8230; ).</p></blockquote>
<p>Orta şiddetli saçmalıkların oluşması sürecinin insanlara nasıl davrandığımızla ilgisi yokmuş meğer. Her ay yenilenen 9 canımızdan birisini daha kaybediyor ve bu saçmalıktan da bunu öğreniyoruz.</p>
<p>Öyle olsun.</p>
<blockquote><p>Güncel hipotez: Orta şiddetli saçmalıkların sebebi insan ilişkileri (nasıl davrandığımızın önemi yok, bırakıyorsun, o kendi düşüyor).</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bu olaylardan birkaç gün sonra Katrina Kasırgası&#8217;nın ardından zarar gören ve bir türlü tamir edilmeyen evleri gönüllü bir şekilde tamir eden bir ekibin tamirat yaptığı yerlerde fotoğraflarını çekmek için New Orleans&#8217;ı arşınlıyorum. Elimde birbirinden yirmişer kilometre uzaklıkta olan üç mekânın adresi, hepsini ziyaret edip fotoğraflamak için ise 3 saatim var. Tam da böyle zor koşulların adamıyımdır. Çok severim.</p>
<p>İlk mekâna gittiğimde gönüllüler öğle yemeği yiyorlardı. Biraz oyalandım onlarla, sohbet ettik. Neler döndüğünü biraz daha iyi anladım filan. Fotoğraflarını çektikten sonra GPS&#8217;e ikinci adresi girdim. İkinci ev daha bir derli toplu idi. Alçı/sıva noktasına gelmişti. Önceki ekipten aldığım cevapları da kullanarak oradaki ekibe zekice sorular sordum. Çünkü çok çakal bir insandım. İkinci evle de işim bittiğinde artık gecikiyordum. GPS&#8217;e aceleyle üçüncü evin adresini girdim. GPS en uygun rotayı önerdiği için şehrin hiç bilmediğim yerlerine götürebiliyor beni. O gün de öyle oldu. Bir de baktım ki çok acayip bir yerden Mississippi Nehri&#8217;ni geçmem için feribot iskelesine getirmiş beni. Öyle bir iskele olduğunu bile bilmiyordum. Yan tarafta da kocaman bir LPG rafinerisi var. Feribota bindikten sonra arabadan indim. Eve gidince Duygu&#8217;ya göstermek için rafinerinin bir fotoğrafını çekeceğim. Makinenin üzerine <a href="http://meren.org/blog/2010/01/nikon-24-70mm-f2-8-lens/">24-70mm f/2.8</a> lensim var. En narin, başına bir iş gelme olasılığı en yüksek lensim. Makineyi doğrultup basıverdim deklanşöre.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_HohyhhdOI/AAAAAAAAJaY/73rkyIhFZso/s800/merenin-cilesi-01.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fotoğrafa bakar bakmaz köşelerdeki karaltıları görüp irkildim. Vizörden bir daha baktım, gerçekten oradalar. Sanki fotoğraflarda da, vizörde de gördüğüm bu karaltılar bir fotoğraf daha çekersem gidecekmiş gibi son derece naif bir şekilde bir fotoğraf daha çektim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S_HoiaXJWJI/AAAAAAAAJac/Y-B0pKS77a8/s800/merenin-cilesi-02.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Haliyle karaltıların bir yere gittiği yoktu (o kadar pozitivist bir insanımdır ki gitselerdi daha çok üzülebilirdim, o ayrı).</p>
<p>Kimi zaman soğuk yerlerde uzun süre kaldıktan sonra lensi nemli ve sıcak bir yere çıkarınca ön cam buğulanabiliyor. Son derece sıkıcı bir hadise de olsa 1-2 dakika içerisinde geçiyor bu buğu. Buğulanmıştır belki (dışımdan demiş bile olabilirim bunu). Bir ümitle ön cama bak, hiçbir şey yok. İşte o zaman çok kork. Hemen arabaya dön.</p>
<p>Peki acaba arka mercek buğulanmış olabilir miydi? Olamazdı. Ama yine de çıkarıp baktım. Tertemiz. Ön cam ve arka cam buğulanmamış ise acaba ara bileşenler buğulanmış olabilir miydi? Yani lensin içine nemli hava mı girmişti?! Nasıl olabilirdi. Olamazdı. Zaten lensin içindeki her şey de gayet temiz görünüyordu. Acaba fotoğraf makinesinin sensöründe elektronik bir problem mi baş göstermişti? Olur olurdu. Hemen 24-70&#8242;i çıkarıp 50mm&#8217;yi taktım. Vizörden bak. Tertemiz. Çıkırt. Fotoğraf da tertemiz. Makinede problem yok. Ama sevinecek bir şey de yok çünkü artık problemin 24-70&#8242;te olduğu garanti. Bir gün sonra düğün var, bu lens olmadan çekmem mümkün değil. Hadi birinden kiralık bulurum. Peki ya sonra ne olacak. E, garantisi var. İyi de garantiye gönder, bekle bekle, geri gelsin, bu kadar vakit kaybı, ne gerek vardı bütün bunlara. Hepsi o gönüllülerin suçu. Gitmeseydim bunlar olmayacaktı. Gitmek demişken hemen önceki fotoğraflara bakıyorum. Hepsi tertemiz. Arabadan indikten sonra çektiğim fotoğrafların ise hepsi böyle. Lost&#8217;taki Jack gibiyim. Bir sürü saçmalığın ortasında mantıklı olmaya çalışıyorum. Birileri yazarken bunların yanıtını filan da düşünmüştür herhalde diyerek kendimi avutmaya çalışıyorum. Ama nafile. Çok üzgünüm. Fotoğrafı filan bırakmak üzereyim. &#8220;<em>Durduk yerde en sevdiği lensi bozulan Meren beklenmedik bir karar ile fotoğraf severleri üzdü</em>&#8220;. Üzülün tabi. Lensim bozulurken neredeydiniz? Hepiniz iyi gün dostusunuz. İnsan bir düşmeye görsün. Hepiniz sırtınızı döndünüz bana. Bunu bekliyormuşsunuz meğer. Bir insanla meyhaneye gitmeden, seyahate çıkmadan, kumar oynamadan tanıdım demeyeceksin. Anneannem derdi bunu. Haklıymış rahmetli. Peki neden bozuldu şimdi bu lens anneanneciğim? Sessizlik. Hiçbirinizden hayır yok be. Heyhat! Beni buna siz mecbur ettiniz! Çok fena halde bir küsüşe hazır olun!</p>
<p>Derken problemin nerede olduğunu fark ettim. Meğersem parasoley (<a href="http://farm3.static.flickr.com/2631/3701881042_e8dd739af8.jpg">şu fotoğrafta</a> lensin önüne takılı kocaman siyah şey), yerinde biraz dönmüş. Hafifçe çevirip çıkırt diye yerine oturtunca o siyahlıklar bir anda gitti. İnsanlık Nikon mühendislerinde kaldı, bana ise 5 dakikalık yoğun sinir harbinin ganimetleri. Ağız tadıyla küstürmüyorlar bile. Orta şiddetli saçmalık işte.</p>
<blockquote><p>Güncellenmiş hipotez: Orta şiddetli saçmalıklar bireysel hadiseler. Yaşanmaları için başkaları ile iletişim bir ön koşul değil.</p></blockquote>
<p>E o zaman hiç ümitlenmeyelim yani.</p>
<p>Ümitlenecek bir şey yok. Birlik olmak lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/05/orta-siddetli-sacmaliklar-anonymous/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lex ve Bikinisiz Fotoğrafları</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/05/lex/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/05/lex/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 19:53:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Model Fotoğrafları]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[85mm f/1.4]]></category>
		<category><![CDATA[alien bees B1600]]></category>
		<category><![CDATA[az ışık]]></category>
		<category><![CDATA[couch surfing]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[dışa]]></category>
		<category><![CDATA[dışarısı]]></category>
		<category><![CDATA[lex]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1411</guid>
		<description><![CDATA[Couchsurfing isimli muhteşem ağ vasıtası ile tanıştığımız, tanıştığımız günden beri en sevdiğimiz Amerikalılar listesinin ilk üçünü hiç terk etmeyen Lex Pelgerciğimiz geçen gün New Orleans&#8217;a ziyarete geldi. Ben de aldım kendisini, &#8220;düş önüme, paraflaşlarımı test edecek adam lazım bana&#8221; diyerek gecenin bir köründe Audubon Park&#8217;ında bir tenhaya götürdüm (dikkat, bu yazı tişörtsüz erkek fotoğrafları içermektedir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Couchsurfing isimli muhteşem ağ vasıtası ile tanıştığımız, tanıştığımız günden beri en sevdiğimiz Amerikalılar listesinin ilk üçünü hiç terk etmeyen <a href="http://lexpelger.com/">Lex Pelger</a>ciğimiz geçen gün New Orleans&#8217;a ziyarete geldi. Ben de aldım kendisini, <em>&#8220;düş önüme, <a href="http://meren.org/blog/2010/05/birisi-paraflas-mi-dedi/">paraflaşlarım</a>ı test edecek adam lazım bana</em>&#8221; diyerek gecenin bir köründe Audubon Park&#8217;ında bir tenhaya götürdüm (dikkat, bu yazı tişörtsüz erkek fotoğrafları içermektedir (ee, herkesin sizin gibi göbeği yok, çıkarıveriyorlar (hahah))).</p>
<p>Yeni bir ekipman aldığımda bir anda o sıralar etrafımda olan, kişiliğini renkli bulduğum birisinin &#8220;<em>beğendiği fotoğrafı</em>&#8221; ihtiyacını karşılama insanına dönüşüşümü pek seviyorum. O bağlamda hiç de &#8220;<em>cool</em>&#8221; olmayan bir fotoğrafçıyım aslında. Daha önce bir benzerini Matthew için de yapmıştım, şimdi iyice meşhur oldu kendisi. Geçenlerde Avrupa&#8217;daki bir Caz Festivali&#8217;ne davet edilmiş, basın için hazırlanacak tanıtım materyalleri için fotoğraf istediklerinde de <a href="http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/">benim çektiğim fotoğraflar</a>ı göndermiş. Duyunca çok sevindim. Böyle bağlantılar çok farklı mecralara da sokuyor insanı fark ettirmeden. Mesela geçenlerde Hollanda&#8217;dan bir şirket benimle bağlantıya geçip profesyonel bir web sayfasında kullanılmak üzere telif hakları ile satın almak için New Orleans&#8217;taki bir bar sahnesini fotoğraflamamı istedi. Uygulamalarını açık kaynak felsefesine istinaden geliştiren özgür yazılımcıların iş modelini fotoğrafa uyarlıyorum ben aslında ve aslanlar gibi çalıştığını da görüyorum: &#8220;<em>Hoşuma gideni, canımın istediğini hiçbir karşılık almadan yaparım, isteyen istediği gibi kullanır, eğer sizin canınızın istediğini yapmamı isterseniz durur düşünür, belki uygun bir X karşılığında onu da yaparım</em>&#8220;. Bu &#8220;<em>uygun bir X</em>&#8221; yerine lens gelir, flaş gelir, vesaire. Profesyonel fotoğrafçılar bu tip iş modellerini göz önünde bulunduruyorlar mı yoksa kapalı kaynak kodlu yazılım anlayışının savunan ruh eşleri gibi &#8220;<em>enayi miyim ben, ne çekeceğim milletin fotoğrafını bedavaya</em>&#8221; mı diyorlar bilemiyorum tabi (aslında biliyorum da söylemiyorum (çok afacanımdır)). Bu bence üzerinde düşünmeye değer. Yani bu bağlamda bir gün bir kuytuda yakalarsam seni de çekerim. Evet, senden bahsediyorum. Neyse. Lex diyordum (şimdi yapmam gereken bir ton iş var ya, çenem düştü (hesapta iki satır yazıp fotoğrafları koyup ondan sonra da işime gücüme dönecektim (ertelemenin, tembelliğin bu kadarı))).</p>
<p>Peki. İşte Lex kişisi:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-WOHn1pnJI/AAAAAAAAI1Q/m8TrXZ1mkxk/s800/lex-1.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Lex çok şeker, enerji dolu bir insan. Hayata dair duruşunu web sayfasında yer verdiği -ve benim de Oğuz Atay&#8217;dan sonra sevdiğim ve kitaplarını yarısında okumayı bırakmadığım tek yazar olan- <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kurt_Vonnegut">Kurt Vonnegut</a> alıntısı ile özetlemek mümkün gerçekten:</p>
<blockquote><p>&#8220;We are here on Earth to fart around. Don&#8217;t let anybody tell you differently&#8221; &#8211; Vonnegut<br />
(&#8220;Sersem sersem dolaşalım diye buradayız. Kimsenin size farklı bir şey söylemesine izin vermeyin&#8221;)</p></blockquote>
<p>Kendisi hakikaten sersem sersem dolaşıyor.</p>
<p>Ama ben de bazen sersem sersem dolaşıyorum. Mutfağa gidiyorum. Dolabı açıyorum. Canım hiçbir şey istemiyor böyle. Oradan banyoya gidiyorum. Aynaya bakıyorum. Aklıma diyecek hiçbir şey gelmediği için &#8220;<em>sakallarım da amma uzamış ha</em>&#8221; filan diyorum. Sonra ellerimi cebime sokup ağır hareketlerle salona gidiyorum. Salonun ortasında ayakta dikilip duvarlara filan bakıyorum. &#8220;<em>Bazen insanlar geliyor burada oturuyoruz, sonra gidiyorlar</em>&#8221; diye düşünüyorum kendi kendime. Sonra bir cerrah hassaslığı, anne şefkati ve Chuck Norris ciddiyeti ile halının -aslında zaten düzgün olan- kenarını ayağımla düzeltip yavaş yavaş bilgisayarın başına geri dönüyorum filan. Yani hangimiz sersem sersem dolaşmıyoruz ki? Sersem sersem dolaşmak kimsenin bir gurur süjesi yapamayacağı kadar yaygın bir davranış biçimi. Hiç heveslenmeyin.</p>
<p>Fakat Lex&#8217;in sersem sersem dolaşma şekli biraz farklı. Kendisi benim ev içerisinde yaptığım şeyleri daha farklı bir ölçekte gerçekleştiriyor. Mutfak Nepal, banyo Tibet, salon Hindistan oluyor (mesela ben nasıl ki salonda misafirlerin gelip kalmayışını protesto ediyorsam o da Hindistan&#8217;da politik eylemlere katılıp bir şeyleri protesto ediyor, sonra tutuklanıp sınırdışı ediliyor), sonra o da benim bilgisayarımın başına döndüğüm gibi Amerika içinde çeşitli yerlere özenle serpiştirilmiş 12-13 bilgisayarından birisinin başına dönüyor. Lex, sersemlikleri neredeyse gurur duyabileceği bir sersemlikle yapma konusunda ihtisas sahibi bir biyokimyager/moleküler biyolog (aynı zamanda kafalı bir bilim insanı olmasına rağmen sersemliği tercih etmiş leziz bir şahsiyet).</p>
<p>İşte ben bu adamı aldım, gecenin bir yarısında Audubon Park&#8217;a, hatta tam <a href="http://tinyurl.com/38bgcm8">şu ağacın</a> altına götürdüm (sonra Lex&#8217;in sersemliklerine yaraşır bir şekilde geceye güvenlik görevlilerinin nokta koymasına vesile olacak işler yaptık).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-WOMtlaWII/AAAAAAAAI1o/5W3y7przk5U/s800/lex-7.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu paraflaşlar üzerinde iki lamba oluyor. Birisi flaş olan, yani pat diye patlayan, diğeri ise &#8220;modelling light&#8221; ismi verilen bir lamba. Bu modelling light flaş patladığı an sönse de, geri kalan tüm zamanlarda ortamı aydınlatmak için şiddeti ayarlanabilen bir ışık veriyor. Ben çok akıllı olduğum için bu lambayı paraflaşlara takmamıştım. Olay yerine bir gittik, ortam zifiri karanlık (eh, evden çıktığımız sırada Güneş dünyanın, içinde bizim bulunduğumuz şehrin olmadığı bambaşka bir yerini aydınlattığı için gittiğimiz yerin karanlık olacağı aslında önceden tahmin edilebilirdi, biliyorum, fakat o konuya şimdi girmeyelim lütfen). O kadar karanlık ki fotoğraf makinesi ile netleyemiyorum bile. Neyse ki yanımızda küçücük bir lamba vardı. Lex&#8217;e verdim, &#8220;bunu al, yüzüne tut deyince yüzüne tut, tamam dediğimde de söndür&#8221; dedim. Netleme işini böyle çözdüm. Fakat Lex&#8217;in, elindeki feneri söndürdüğünde benim hiçbir şey göremeyişimi fırsat bilerek türlü şebeklikler yapmaya başlaması zaman almadı tabi. Tamam diyorum, fener sönüyor, deklanşöre bir basıyorum, Lex orada yok. Gitmiş filan. Bir sonraki sefer bir bakıyorum arkası dönük. Bir sonraki sefer bir bakıyorum şöyle yapmış filan:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-WOHlk-i_I/AAAAAAAAI1U/E1IeitIaR3c/s800/lex-2.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Lex diğer fotoğrafları da büyük bir keyifle orada burada kullanacaktır muhakkak, fakat benim için bu çekimden geriye kalanlar aşağıdaki fotoğraf ile ilk fotoğraftan ibaret olacak, diğerleri poz, bunlar ise gerçek geliyor. Hayatımda ilk kez bu koşullarda fotoğraf çektim. Çünkü normalde karşımdaki modeli görüyorum, ne zaman çekeceğime gördüğüm şeyin gidişatına göre karar veriyorum, burada ise ne çektiğimi ancak çektikten sonra görebiliyordum. Neredeyse fotoğrafçının vizyonunun tamamen yok olduğu bir durum bu. Elbette konuşa konuşa vizyonu empoze etmek mümkün, fakat görsel bir geri beslemeyi gerçek zamanlı almamak çok enteresan bir deneyimdi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-WOHyZBN3I/AAAAAAAAI1Y/o-PWzedZ188/s800/lex-3.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&#8220;<em>Meren: fotoğraf ekipmanlarına fotoğraf içinde unutan fotoğrafçı</em>&#8220;. Evet. Kendime böyle beş para etmez bir imaj inşa etmeye karar verdim, yardımlarınızı bekliyorum.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-WQn0SafFI/AAAAAAAAI2A/XAI-mqHOMhY/s800/lex-4.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/05/lex/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birisi Paraflaş mı Dedi?</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/05/birisi-paraflas-mi-dedi/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/05/birisi-paraflas-mi-dedi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 06:44:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Olay]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[24-70mm f/2.8]]></category>
		<category><![CDATA[alien bees B1600]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[dışarısı]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[meren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1404</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle birisi çıksa &#8220;önce bize &#8216;doğal ışık süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam&#8217; dedin, sonra &#8216;anne ben strobist oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz&#8217; dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?&#8221; dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: &#8220;evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi&#8217; sor bakalım, neden&#8220;. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle birisi çıksa &#8220;<em>önce bize &#8216;<a href="http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/">doğal ışık</a> süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam&#8217; dedin, sonra &#8216;anne ben <a href="http://meren.org/blog/2010/01/sb-900-sb-600-ve-strobist-nagmeler/">strobist</a> oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz&#8217; dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?</em>&#8221; dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: &#8220;<em>evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi&#8217; sor bakalım, neden</em>&#8220;.</p>
<p>Bu gün buradaki fotoğraf camiasından en sıkı dostum olan, söz düğün fotoğrafçılığından açıldığında adını anmadan geçmediğim <a href="http://scottmyersphotography.com/">Scott</a>, bana <em>geri çeviremeyeceğim</em> bir teklifte bulundu. Ben de sırf ortada sahipsiz kalmasınlar diye -tamamen insani duygularla- bu iki adet <a href="http://www.alienbees.com/b1600.html">Alien Bee B1600</a> paraflaşa kollarımı açtım (Sina çok evvelden işin bu noktaya varacağını öngörmüştü de ben ona da &#8220;<em>daha neler, hayatta olmaz</em>&#8221; demiştim (büyük konuşmayı pek bi&#8217; iyi beceririm)).</p>
<p>Ayrıca Scott çok ısrar edince aşağıdaki heyula kılıklı müthiş şemsiyeyi, eşek ölüsü gibi olan bir pili ve RadioPopper alıcı ve vericileri de geride bırakamayıp kabul ettim. Bundan sonra içinde paraflaş geçen fotoğraflarda bol bol buluşacağız gibi görünüyor.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-OVHsCmmPI/AAAAAAAAI0Y/STkQ7HbSwss/s800/alienbee-1.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tabi eve gelir gelmez yukarı taşıdığım her şeyi kurcalamaya başladım. Bunları içine sığdırabileceğim <a href="http://www.amazon.com/gp/search/ref=sr_nr_n_0?rh=n%3A172282%2Ck%3Apelican+case%2Cn%3A!493964%2Cn%3A502394%2Cn%3A172435%2Cn%3A172437&amp;bbn=172435&amp;sort=-price&amp;keywords=pelican+case&amp;ie=UTF8&amp;qid=1273210262&amp;rnid=502394">fotoğraf çantaları</a>na bakarken heyecanım filan gitti, fakat sonradan &#8220;<em>eh, bundan sonra insanlardan <a href="http://meren.org/blog/2010/03/ciddi-amatorler-icin-kirilen-lensi-yenileme-rehberi/">lens</a> değil çanta isterim artık</em>&#8221; diye düşünüp çanta işini ertelemeye karar verdim.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-OVH4vlXgI/AAAAAAAAI0c/RPfCSV0iLbY/s800/alienbee-2.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sonra Duygu&#8217;nun bisikletle okuldan eve gelmek üzere olduğunu hatırlayınca &#8220;hah&#8221; dedim. Zira Alien Bee&#8217;lerden bir tanesini gün ışığı gitmeden dışarıda test etmeyi çok istiyordum.</p>
<p>Nihayet eve varıp da kendisini bekleyen şemsiyeyi görünce Duygu bu işten bir kaçış olmadığını anladı.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-OVICXI93I/AAAAAAAAI0g/WN6dZEM6n1w/s800/alienbee-3.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bense denemelerim esnasında canımı sıkan birkaç detayı fark ettim.</p>
<p>Benimki de dahil olmak üzere birçok fotoğraf makinesinin senkronizasyon hızı 1/250 saniye. Kapalı mekân çekimlerinde bir sorun yok, fakat yukarıdaki gibi gün ışığı ile başa çıkmaya çalışırken (yukarıda güneşin nerede kaldığını gölgelerden çıkarabilirsiniz), 1/250 çok yavaş kalıyor. Bu yavaşlığın yarattığı ışık fazlalığını dengelemenin tek yolu ise -fotoğraf makinesinin müsaade ettiği minimum ISO da kâr etmediğinde- lensin diyaframını kısmak. Bu durumda da ortaya iki problem çıkıyor. Birincisi, f/8&#8242;den sonra birçok lensin keskinliğini yitirmeye başlaması, diğeri de alan derinliğinden ciddi bir taviz vermek zorunda kalınması. Elbette ND filtreler bu derde biraz olsun deva olabilir, fakat iş iki-üç f-stop ile çözülecek gibi değildi. Ben bunları düşünüp içimden &#8220;elbet bir çaresini bulacağım&#8221; derken ve anlamsız denemeler yaparken Duygu aşağıdaki hale gelmişti tabi:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-OVIdTBQpI/AAAAAAAAI0k/FZM_-S8-Zys/s800/alienbee-4.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada aşağıdaki fotoğraf, -her ne kadar pozlama biraz problemli de olsa- şemsiyenin harikalığını gözler önüne seriyor.</p>
<p>Eğer arkam dönük olsa, bu fotoğrafta gözler önüne serilecek bir şey daha var aslında. O da pantolonumun arkasında yer alan ve eve döndüğümde fark ettiğim tam bir karış boyundaki yırtık. Evet efendim. Bütün gün hastanede poposunda bir karış uzunluğundaki bir yırtık ile gezmiş olduğumu eve geldikten saatler sonra fark ettim. Bu pantolonun haftalar önce yırtıldığını, fakat nedense kendisini atmak yerine bir yerlere sakladığımı pek iyi hatırlıyorum. İşin fenası bunu şimdi hatırlıyorum. Çünkü bu sabah &#8220;<em>aa ben bunu çok severim ki, neden giymiyorum acaba artık</em>&#8221; derken hiç mi hiç hatırlamıyordum (<em>kendi kendini yırtık pantolonu ile sabote eden doktora öğrencisi utançtan ölmüş şekilde bulundu, soruşturma sürüyor</em>).</p>
<p>Hastanede insanların bana tebessüm ve saygı arası yüz ifadeleri ile baktıklarını hatırlıyorum. Herhalde normal bir insanın o yırtıktan habersiz bir şekilde dolaşmasının imkansızlığından yola çıkarak bu konudaki öz güvenimi hayranlıkla izliyorlardı.</p>
<p>Yani aşağıdaki fotoğrafta bulaşık makinesi pazarlamacısı gibi objektife sırıtmakta olan kişinin üzerindeki pantolonun arkasında aslında bir karış yırtık var. Şu rahatlığına bakıp gel de öz güvene saygı duyma şimdi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-OVIVHFr6I/AAAAAAAAI0o/88YF7idq0WI/s800/alienbee-5.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dakika bir gol bir. Aşağıdaki fotoğrafta da bendenizin yere düşen paraflaşı kaldırmaya çalışışını görebilirsiniz. Gülümsemeden eser yok tabi.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S-OVLEEVPmI/AAAAAAAAI0s/AZSq73Iyn8E/s800/alienbee-6.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>85mm lensi aldığının ikinci günü düşürüp kırabilmiş bir insan olarak şu paraflaşı da ilk günden kırsaydım büyük bir başarıya imza atmış sayılabilirdim (fakat belli ki bu hayat yırtık pantolon ile gezenlere başarıları kolay kolay bahşetmiyor (eh, canı sağ olsun)).</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Bundan sonra hemen küçük bir stüdyo kurup ne kadar klişe varsa yapacağım (burada pek kimse umursamaz ama ülkemde davul ve zurnalar eşliğinde karşılanırım yüksek ihtimal).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/05/birisi-paraflas-mi-dedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>23</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dostum Petrol Sızıntısı Demiştin Ama Bunlar Yengeç</title>
		<link>http://meren.org/blog/2010/05/dostum-petrol-sizintisi-demistin-ama-bunlar-yengec/</link>
		<comments>http://meren.org/blog/2010/05/dostum-petrol-sizintisi-demistin-ama-bunlar-yengec/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 02:53:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ben Bugün Bunu Çektim]]></category>
		<category><![CDATA[Ben, Meren Bey Nasılım]]></category>
		<category><![CDATA[85mm f/1.4]]></category>
		<category><![CDATA[d700]]></category>
		<category><![CDATA[dışarısı]]></category>
		<category><![CDATA[kano]]></category>
		<category><![CDATA[mike]]></category>
		<category><![CDATA[mississippi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://meren.org/blog/?p=1396</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz Cuma günü, Meksika Körfezi&#8217;nde meydana gelen bir kaza neticesinde başlayan ve kısa sürede bir çevre felaketine dönüşecek kadar ciddi olduğu anlaşılan petrol sızıntısının kıyı şeridindeki etkilerini kendi gözlerimle görmek ve fotoğraflamak için kanolarla Meksika Körfezi&#8217;nin Louisiana kıyılarındaki bataklıklarla buluştuğu bölgeye gitmeye karar vermiştim. Bu yolculuğa, birkaç aydır birlikte mikrop toplulukları ekolojisi çalıştığım dünya tatlısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz Cuma günü, Meksika Körfezi&#8217;nde meydana gelen bir kaza neticesinde başlayan ve kısa sürede bir çevre felaketine dönüşecek kadar ciddi olduğu anlaşılan <a href="http://www.google.com/search?q=meksika+k%C3%B6rfezi+petrol+s%C4%B1z%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1">petrol sızıntısı</a>nın kıyı şeridindeki etkilerini kendi gözlerimle görmek ve fotoğraflamak için kanolarla Meksika Körfezi&#8217;nin Louisiana kıyılarındaki bataklıklarla buluştuğu bölgeye gitmeye <a href="http://twitter.com/merenbey/status/13136622235">karar vermiştim</a>.</p>
<p>Bu yolculuğa, birkaç aydır birlikte mikrop toplulukları ekolojisi çalıştığım dünya tatlısı Mike Ferris kişisi ile çıkacak olmak da ayrıca keyifli idi benim için. Mike aşağıdaki gibi geldi, her şey hazır idi:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S9zqW_8J68I/AAAAAAAAIzE/u3cC9gtaRmk/s800/kano-22.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Planımız Louisiana eyaletinin en Güney noktası olan, <a href="http://tinyurl.com/2b37t75">dört tarafı bataklıklar ve sularla çevrili</a> ve ismini komik birilerinin seçtiği aşikâr olan Venice şehrine gitmek, yolun bittiği yerde ise kanolara atlayıp Mississippi Nehri&#8217;nin kaybolup yerini tatlı su ile tuzlu suların birbirine karıştığı bataklıklara bıraktığı kıyı şeridinde dolaşıp durumu gözlemlemek idi.</p>
<p>Fakat Venice&#8217;e vardığımızda bir gün evvel hava raporunda bahsedilen çok şiddetli rüzgâr başlamıştı bile ve açıkçası hiç de şakası yoktu (dersiniz Venice değil Çanakkale sanki).</p>
<p>Gitmek belki çok sorun olmayacaktı, fakat dönüşte hem akıntıya hem de rüzgâra karşı kürek çekmek durumunda kalacaktık. Bunun bizi ne kadar zorlayacağını görmek için kanoları suya indirip şöyle bir tur attık (ben o sırada anladım ki rüzgarı arkaya almak da öyle keyifli bir şey değilmiş (çünkü meğer kanonun bisiklet gibi direksiyonu ve freni yokmuş ve &#8220;<em>müsait bir yerde kaptan, tşk</em>&#8221; deyince durmuyormuş bu meret)).</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S9zqaR3ogXI/AAAAAAAAIzs/5m1mZBGShHE/s800/kano-30.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Rüzgâr ve akıntıya karşı kürek çektiğimiz anlarının hatırı sayılır bir kısmında ilerlemek şöyle dursun, bulunduğumuz yeri bile korumak için muazzam enerji harcamamız gerektiğini görünce bu rüzgârda kano ile dolaşma fikrinin pek de sağlıklı bir fikir olmadığı konusunda üzülerek uzlaştık (esmediği bir an yakalayıp aceleyle su geçirmez çantamdan fotoğraf makinesini çıkarıp yukarıdaki fotoğrafı çekebildim sadece kano üzerinde iken, onda bile fotoğraftaki geminin ağının nasıl gerildiğini görebilirsiniz).</p>
<p>Bu aksilik yüzünden petrol sızıntısına dair fotoğraf ihtiyacınızı <a href="http://www.boston.com/bigpicture/2010/04/oil_spill_approaches_louisiana.html">şuradaki müthiş seçkiden</a> karşılamanızı salık vermekten başka çarem yok (<em>otur Meren, sıfır</em>).</p>
<p>Bu arada yukarıdaki seçkide yer alan 21 numaralı fotoğrafa ve dün çektiğim aşağıdaki fotoğrafa bakarsanız rüzgarın şiddeti yüzünden suların ne kadar yükseldiğini de görebilirsiniz (rüzgâr şiddetli estiğinde körfezde büyük bir basınç yaratıyor, sular da bataklıklara kaçıyorlar (kaçıyorlar ama saklanamıyorlar, bakınca kendilerini görüyoruz (hehe (<em>oralara kadar git, fotoğrafları çekeme, ondan sonra bunlarla yırtmaya çalış &#8230; yek yeeee</em>)))):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S9zqU9A78LI/AAAAAAAAIyw/rMqpAYqKovE/s800/kano-18.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&#8220;<em>Tüh, rüzgâr bizi mahvetti</em>&#8221; filan diye düşünüp halimize üzülürken bataklık kenarında enteresan bir hareketlilik olduğunu fark ettim. Minik minik karaltılardan oluşan koca bir ordu bir yerden bir yere gidiyordu sanki. &#8220;<a href="http://www.google.com/images?q=makkuro+kurosuke">Makkuro kurosuke!</a>&#8221; diye bağırıp üzerlerine doğru koşmam bir oldu, fakat yanlarına vardığımda bunların makkuro kurosuke değil bildiğimiz yengeç olduğunu gördüm (önceki cümlede okuyunca &#8220;<em>makkuro ne suke?</em>&#8221; dediğiniz şey Hayao Miyazaki&#8217;nin <a href="http://www.imdb.com/title/tt0096283/">Honai no Totoro</a>&#8216;sundan (halâ izlemediyseniz belki izlersiniz diye bunların hepsi)).</p>
<p>Yanlarına gidince gördüm ki bu yengeç arkadaşlarımız simetriden nasibini almamış, son derece sevimli yaratıklarmış:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S94fdmDhozI/AAAAAAAAI0M/W2Rlrb8oAxU/s800/kano-21.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Daha sonradan araştırınca bunların <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Uca_pugilator">Uca pugilator</a></em> türü yengeçler olduğuna kanaât getirdim. Kendileri Kuzey Amerika&#8217;nın Doğu kıyıları ve Meksika Körfezi kıyılarında yaşayan yengeç hayvanlarıymış.</p>
<p>Türkçe isimlerinin &#8220;<em>kemancı yengeci</em>&#8221; olduğunu ise Arpat&#8217;ın yıllar evvel Florida&#8217;da çekip <a href="http://www.fotokritik.com/314790">Fotokritik&#8217;e gönderdiği</a> -ve bu sayede çok faydalı ve çok harika eleştiriler aldığı- fotoğrafını bana göstermesi ile öğrendim (&#8220;<em>e Arpat Uca pugnax demiş sen Uca pugilator diyorsun, koskoca biyoekoistatistique profordinaryüsüne mi inanalım senin gibi bir bilgisayar bilimleri çapulcusuna mı?</em>&#8221; diyenlere &#8220;<em>bu <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Uca_pugnax">Uca pugnax</a>, bu da <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Uca_pugilator">Uca pugilator</a>, göz var nizam var</em>, aaa&#8221; diyerek karşılık vermeyi deneyebilirim (<em>eğer verirse aristokrat zooloji insanları bendenize ayar / görürler ki benim zeytinyağından mütevellit bir serhaddim var</em>)).</p>
<p>Kendilerinin neden son derece muntazam bir şekilde ve sabit bir hız ile aynı yöne doğru ilerlediklerini bilmiyorum (araştırdım, mamafih bulamadım, bilen varsa ve üşenmeyip yazarsa harika olur). Durum Arpat&#8217;ın fotoğrafındakinden farksızdı. Fakat tele lensim olmadığı için kendilerine yaklaşmak zorunda kalıyordum, yaklaştığımda ise hepsi kaçışıyorlardı.</p>
<p>&#8220;<em>Neden hepsi aynı yöne doğru hareket ediyorlardı acaba</em>&#8221; sorusunun yanıtını bulamamış olsam da kendileri ile ilgili enteresan bir iki şey öğrendim. Mesela hiç saldırgan değiller. Parmağını kıskacının arasına koysan dahi sıkıştırmıyor kıskacını (biraz saldırgan olsalardı o cibiliyetsiz ateş karıncalarının üzerine salardım bu orduyu, fakat bu mülayimlikle anca o soysuzlara yemek olurlar). Bu sakinlik, bu efendilik, bu anlayış koca doğada bir tek bende var sanırdım, meğer bir de bu yengeçlerde  varmış (gülücük buraya):</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S9zqWPyYGuI/AAAAAAAAIy8/-EiIMkpTKRE/s800/kano-20.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Öğrendim ki dişilerin kıskaçları küçük ve aynı boy iken erkeklerin kıskaçlarının bir tanesi fazla gelişmiş oluyormuş. Kıskaç boyundaki bu anormal farklılık, temelinde dişilerin büyük kıskaçlı erkeklere hayır diyememelerinin neden olduğu bir <a href="http://evrimianlamak.org/e/Evrim101:Doğal_seçilim">doğal seçilim</a> baskısının sonucu imiş (her türün dişileri bizim türümüzün dişileri gibi aklı başında ve şekilcilikten uzak değil gördüğünüz gibi, insan bayanları öpün de başınıza koyun).</p>
<p>Erkekler kimi zaman bir dişi uğruna kavgaya tutuşup büyük kıskaçlarını dövüştürebiliyorlarmış (gördüğünüz gibi erkekler her yerde aynı). Bazı bilek güreşleri sırasında erkekler kollarının tamamını kaybedebiliyorlarmış. Fakat kemancı yengecinin anormal bir rejenerasyon yetisi olduğu için kopan kıskacın yerine yenisi aynen uzuyormuş. Fakat yenisi uzayana kadar eskiden küçük olan kıskaç hızla büyüyerek büyük kıskacın yerini alıyormuş (böylece büyük kıskacı solda olan bir yengeç kavgada kıskacını kaybederse, bir süre sonra büyük kıskacı sağda olan bir yengeç olarak hayatına devam ediyormuş). <a href="http://www.biyolokum.com/2008/11/kopan-kollari-yeniden-uzatabilmek/">Rejenerasyon</a> açısından ne kadar enteresan olursa olsun sosyal olarak çok sıkıcı bir durum olmalı.</p>
<blockquote><p>- Aa Halil abi! Hangi rüzgâr attı? :) Vallahi Nurten yenge ile bir evlendin bizi filan hep unuttun ha! :)<br />
- &#8230;<br />
- Aaa hem sen solak değil miydin abi yahu? :) Görüyorum ki Halil abimiz sağlak olmuş hehe. İyidir iyidir. Ee, Nurten yenge ne diyor bu değişikliğe? Hehehe<br />
- &#8230; Serdarcığım &#8230; rica ediyorum.<br />
- Rica?<br />
- &#8230;<br />
- Ayyy. Dilim kopsun benim ya :( Neyse. Üzülme abi. Zaten yakışmıyordunuz :(<br />
- &#8230;<br />
- Bak ne diyeceğim. Gel Onur&#8217;u dövüp sana Gülçin&#8217;i alalım abicim. Ne dersin abim? :(<br />
- Serdar!<br />
- Peki abi. Tamam. İyi. Anlaşıldı. Destek olalım dedik, azar işitiyoruz. Suçlusu da biziz yani sanki herhalde. O zaman <a href="http://www.youtube.com/watch?v=voltBLnHox0">çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu tamam mı</a>.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Aşağıda kahvede eski bir dostu ile arasında geçen keyifsiz bir sohbetin verdiği can sıkıntısı ile eve dönmekte olan Serdar&#8217;ı görüyorsunuz:</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S9zqY2N46AI/AAAAAAAAIzY/C1ezT974cTM/s800/kano-27.jpg" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mississippi Nehri ve kolları üzerindeki kano maceralarım devam edecek (hatta petrol sızıntısı hadisesini belgelemek için bir sorti daha bile yapabilirim).</p>
<p><a href="http://www.biyolokum.com/2010/02/bir-manati-gordum-sanki/">Gainesville&#8217;de yaşadığımız Manati sürprizi</a>nin benzerinin burada yunuslarla yaşanabileceğine dair duyumlar aldım, çalışmalarımız devam ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://meren.org/blog/2010/05/dostum-petrol-sizintisi-demistin-ama-bunlar-yengec/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
