@merenbey:
Biten her HES projesi ile bir diğer "dere" böyle bir borunun içine hapsoluyor işte:

Tadında bir aranın ardından Fotoğraf Dünyasından Subjektif Haberler serisi, dördüncüsü ile karşınızda. Bu sefer de subjektifliğimden bir şey yitirmedim. Bence çok aferin bana. Devam...

Meren’in Fotoğraf Günlüğü üçüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar! Devam...

Geçen hafta hayırlı bir sebeple Maryland eyaletinin Baltimore isimli leziz şehrine gittik. Hoş ben gitmeden evvel vaktimizin büyük çoğunluğunu Washington DC’de geçireceğimizi sanıyordum… Neyse. Standart merenlikler bunlar. Oluyorlar. Devam...

Bu sorunun yanıtını vermek çok kolay değil. Bir yerinden başlamak için ise bence evvelâ lens dediğimiz şeyin ne iş yaptığını ve bunu nasıl yaptığını iyice anlamak gerek. Devam...

Freya ve Webb ile birkaç ay önce tanışmıştım. Kendileri çektiğim Krewe Du Vieux serisini görmüş, çok beğenmiş ve benim düğünlerini fotoğraflamamı istiyorlardı. Açıkçası o seriyi görüp, beğenip, “düğünümüzü bu adam çeksin” diyen bir çiftin düğününü fotoğraflamak benim için olsa olsa şeref olurdu. Devam...

Her kayıt yenleme dönemi ayrı bir işkence benim için. Çünkü her kayıt yenileme esnasında aynı memura denk geliyorum ve her seferinde kendisi ile benzer, gergin diyaloglar yaşıyoruz. Kayıt yenileme işini böyle Internet üzerinden filan yapmanın yolu yok mu? Var. Ama ben olmadık antikalıkları olan bir şahıs olduğumdan kelli öylesini sevmiyorum. Hem heyecan oluyor gidip yüz yüze yapınca. Devam...

Couchsurfing isimli muhteşem ağ vasıtası ile tanıştığımız, tanıştığımız günden beri en sevdiğimiz Amerikalılar listesinin ilk üçünü hiç terk etmeyen Lex Pelgerciğimiz geçen gün New Orleans’a ziyarete geldi. Ben de aldım kendisini, “düş önüme, paraflaşlarımı test edecek adam lazım bana” diyerek gecenin bir köründe Audubon Park’ında bir tenhaya götürdüm (dikkat, bu yazı tişörtsüz erkek fotoğrafları içermektedir (ee, herkesin sizin gibi göbeği yok, çıkarıveriyorlar (hahah))). Devam...

Öncelikle birisi çıksa “önce bize ‘doğal ışık süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam’ dedin, sonra ‘anne ben strobist oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz’ dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?” dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: “evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi’ sor bakalım, neden“. Devam...

Geçtiğimiz Cuma günü, Meksika Körfezi’nde meydana gelen bir kaza neticesinde başlayan ve kısa sürede bir çevre felaketine dönüşecek kadar ciddi olduğu anlaşılan petrol sızıntısının kıyı şeridindeki etkilerini kendi gözlerimle görmek ve fotoğraflamak için kanolarla Meksika Körfezi’nin Louisiana kıyılarındaki bataklıklarla buluştuğu bölgeye gitmeye karar vermiştim. Devam...

Evet. Doğru okudunuz. Ben bu soysuz ateş karıncasılarına laflar hazırladım. Özünde bu yazı ne tartışmaya değer düşünceler ne de bakmaya değer fotoğraflar içeriyor. Bu yazıyı artık burama gelmiş ve içime dert olan bu mevzudan bahsedip, müflis ateş karıncalarına olan nefretimi kusmak için yazıyorum. Vaktinizi harcayacak daha iyi şeyleriniz olduğuna eminim, yol yakınken dönün, kendinizi kurtarın. Devam...

Fotoğraf dünyasından subjektif haberlerin üçüncüsü ile karşınızdayız (“karşınızdayız“mış -başlıkta haberler diyor diye kabız spiker rolüne soyunmasak olmaz çünkü (neyse)). Peki. Bu müziksiz okunmaz ki diyenler için arka planda EZ3kiel, Via Continum çalsın. Devam...

Bir takım sırlardan, hele de onları açıklayacaklarından bahseden insanların neredeyse hiçbir zaman o sırlara mazhar olmadığına dair deneyimleriniz bu yazının sonunda olsa olsa perçinlenmiş olacak. Başlığın ise karizmatik duyulmaya çalışmaktan başka bir numarası yok. Bu yazıda daha çok zaman içerisinde edindiğim teknik anlayışa dair ipuçları vereceğim, dilerim bunlar içinden üzerine düşününce “hmm” diyeceğiniz şeyler de çıkar. Devam...

Eğer mevzuya doğa gözlüklerimiz ile bakacak olursak Dünya gezegeninin tarihi boyunca geçirdiği en keyifsiz dönemlerinden birisine şahitlik ediyor olabiliriz. Şehirleşme, muazzam boyutlardaki karbon emisyonun rol oynadığı düşünülen ani iklim değişiklikleri, yok olmakta olan ormanlar, nesli tükenmekte olan hayvanlar, madenler, hidroelektrik santraller… Bildiğimiz anlamdaki doğal yaşamın çanına ot, gözümüzün önünde tıkanıyor. Devam...

Pazar sabahını Duygu ile evimize yarım saat uzaklıktaki bir bataklıkta koşarak geçirdik. Bir milli parkın içerisinde olan bu bataklığa daha önce de gitmiştik aslında. Hatta Duygu kişisi günlüğünde bu parktan ve o geziden uzun uzun bahsetmişti. Devam...

Geçenlerde yine bir evlilik merasimini fotoğraflıyordum. Scott gelin, nedime ve saz arkadaşlarının hazırlıkları ile ilgilenirken bana da damat, sağdıç ve saz arkadaşları düştü. Gelin ve damadın evlilik günü kiliseden önce birbirlerini görmelerinin uğursuzluk getirdiğine inanıldığı için gelin ve damat çoğunlukla ayrı ayrı yerlerde hazırlanıyorlar. Devam...

Geçtiğimiz aylardan birisinde New Orleans’ta henüz kurulma aşamasında olan bir mankenlik ve moda ajansının sahibi benimle bağlantıya geçip kendileri için çekim yapıp yapamayacağımı sormuştu. Ben de “yapabilirim ama bu sıralar çok yoğunum” şeklinde son derece as solist bir yanıt vermiştim (hakikaten çok yoğundum). Fakat John kendisini unutturmamayı bir şekilde başardı. En sonunda bu Cumartesi laboratuvara gitmek yerine fotoğraf çekmeye gittim. Devam...

Eğer hatırlayacak olursanız bundan 5 ay evvel Nikon’un 85mm f/1.8 lensini almış, hemen akabinde hakkında bir yazı yazmış, ertesi gün kendisi ile birkaç fotoğraf çekmiş, onun ardından ise lensi -çok afedersiniz- kütürt diye kırmıştım (içimin nasıl yandığını bir ben bilirim, bir de evinde belgesel izlerken yavrusunun denize yarım metre kala bir martı tarafından avlandığına şahit olan deniz kaplumbağası bilir). Devam...

Birkaç hafta evvel İstanbul Bilgi Üniversitesi Haber Merkezi “HaberVesaire” bünyesinde muhabirlik yapan Görkem Keser’den bir ileti aldım. Bloglar üzerine hazırladığı haberde yer vermek üzere Meren’in Fotoğraf Günlüğü ile ilgili birkaç soru sormak istemişti. Memnuniyetle kabul ettim elbette. Devam...

Geçen hafta, eski dost Çağlar’ı kısa bir süre önce çalışmaya başladığı Princeton Üniversitesi’nde ziyaret etmek için New Jersey’e gittim. Fakat hava bize öyle bir oyun oynadı ki anlatamam. 3 gün boyunca yağmur yağdı, seller aktı, Meren ve Çağlar da camdan baktı. Öyle böyle değil. Devam...

Çok yoğun dönemlere girip çıkıyorum son haftalarda. Her şeyi son dakikaya bırakan bir insan olduğum için mesela üç gün canımın istediği makaleleri, günlük yazılarını filan okuyup Internet alemlerinde keyif çatıyor ya da insanlara sataşıyor, sonra iki gün başka hiçbir şey ile ilgilenmemecesine bir şeylere çalışıyorum. Devam...

Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil. Devam...

İnsanlar New Orleans’ta Mardi Gras’yı kutlarken biz Duygu ile atlayıp Florida’nın Gainesville isimli şehrine, sevgili Meryem, Hüseyin ve Arpat kişileri ile buluşmaya gittik. O kadar iyi yapmışız ki, o kadar olur. Devam...

Çok sevgili dostlar ile buluştuğumuz, “sabahlara kadar oturup sohbet etmek, sonra üç-beş saat uyuyup uyanınca sohbete aynen devam etmek” mefhumunun ne genç yaşlara ne de Türkiye’ye özgü olmadığını şaşırarak yeniden öğrendiğimiz Florida gezisinden döndük. Devam...

Bu seferki konuk fotoğrafçım Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi. Devam...

Efendim, bu satırları sizlere erteleye erteleye bir hâl olup da son üç günde hazırlandığım sunumdan çıkmış bir Meren olarak yazıyorum. Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve hatta kendisini komik duruma düşürme pahasına sürekli her söylediğime muhalefet etmeye gayret eden bir istatistik profesörüne rağmen, sunumum mükemmel geçti. Devam...

Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun. Devam...

Haiti depreminin ardından medyanın bu olayı ele alışına dair o kadar çok şey birikti ki kafamda bu konudaki düşüncelerimi yazmak ve bu mevzuyu kendimce bağlamak istedim. Yazı rahatsız edici iki adet fotoğraf içeriyor, baştan uyarayım. Devam...

Çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı: Einstein üniversitede profesör iken kendisine gelip referans mektubu isteyen hiçbir öğrenciyi geri çevirmezmiş. Kendisine ulaşmayı beceren her öğrenci bir referans mektubu alırmış kendisinden. Bunu bilmeyen üniversiteler bir süre elinde Einstein referansı ile gelen her öğrenciyi hemen kabul etmişler, sonra Einstein’in her gelene referans verdiği ortaya çıkmış, olaylar gelişmiş. Devam...

Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını http://yenisanat.net adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere “Çocukluğumuzun Oyunları” isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu “günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak” olarak ifade ediyor. Devam...

Üç yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda fotoğraf ile ilgili yazılar yazıyorum. Geldiği nokta itibarı ile bu günlük, ulaşıyor olmasından ötürü gurur duyduğum bir takipçi kitlesine hitap eder hale geldi. Biraz da bundan cesaret alarak işi bir adım öteye götürmeye karar verdim: Konuk fotoğrafçıları bu sayfalarda ağırlamak, insanları nitelikli çalışmalarından haberdar etmelerine yardımcı olmak istiyorum. Devam...