Posts Tagged ‘20mm f/2.8’

Merhaba! Merhaba :) Neden bunca zamandır yazmıyordun, Meren? Neden bunca zamandır yazmıyordum? Bilmiyorum. Çok ayıp ediyorsun bak, yabancı mıyız biz? Tamam tamam, biliyorum aslında. Biliyorum da, kolayca nasıl anlatırım, onu bilmiyorum. Devam...

Bazen de böyle işte. Ben de bilmiyorum ki. Misal az önce hatırladım, Google’da aradım buldum: bir keresinde Twitter’da “Yazmadıkça daha çok yazmıyor insan. Halbuki çat diye yazmak lazım. Hepimiz öleceğiz. Ciddiyetin lüzumu yokdemişim. Ele verir talkını kendi yutar salkımı. Çat diye yazmak lazımsa yaz madem? Kime bu tafra? Cevab veremedi. Devam...

(…) Sınırlarını ufuktaki dağların çizdiği geniş bir ovada bir araba ıssız düzlüğü ikiye yaran çift şeritli yolun kenarında sağa çekmişti. Arabanın içinde bir adam, elinde her cümlesi kurşun gibi ağır bir mektup tutuyordu. Adam defalarca katlanıp tekrar açıldığı belli olan kağıdı yolcu koltuğuna bırakıp derin bir nefes aldı. Devam...

Geçen hafta 3 günlüğüne New Orleans’a gittim ben. Tek başıma böyle. Buradakilere gidiyorum, oradakilere de geliyorum diye haber vermeden. New Orleans’a gitme gerekçelerim seyahat vakti yaklaştıkça değişti. Son gün hava limanında karşılaşsa idik ve “neden New Orleans Meren, neden rok?” diye sorsaydınız “La Boulangerie’de kahvaltı yapıp, Liuzza’s'ta öğle yemeği yeyip, akşamında da Abita Amber içmeye gidiyorum” derdim. Devam...

Kaptanın seyir defteri, 7 Kasım 2012: Seçeneklerim ve ümidim hızla tükeniyor. Artık dışarıdan bir yardım gelmeyeceğini kabullendim. Devam...

Türkiye’de akademinin ahvali üzerine son bir-iki yıl içerisinde birçok yazı yazdım. Geçtiğimiz hafta ise bunlardan sonuncusu “Türkiye Akademisinin Arka Sokaklarından Tez Manzaraları” başlığı ile yayına girdi. Bir ara okuyun bence. Hatta bu yazıyı okumak yerine onu okuyun mesela. Çok samimi söylüyorum. Evet, yazı uzun, ama bazı mevzuları anlatmak da uzun sürüyor işte. Devam...

Yaklaşık iki hafta önce Anoush’u görmek üzere Yellowstone’a doğru yola çıktım. Çok uzun zamandır hayalini kurduğum bir seyahatti bu. Yola çıkarken iki tanıdık fenomenin mükemmel orandaki katkısı ile hayatımın en uzun iki haftasını yaşayacağımı elbette bilmiyordum: (1) her yolculuğun kendi içerisinde hayal kırıklıkları ve sürprizleri var, (2) bir şeyi ne kadar çok beklersen evrenin olasılıksızlık motorunun zembereğini kuran kol da o kadar çok çalışıyor. Devam...

Geçtiğimiz hafta Anoush ile beraber ABD’nin Maine eyaletindeki bir kasabaya gittik. Orada bulunduğumuz süre içinde Anoush kendisini Maine’in sükunetine emanet edip düşüncelere dalarken, ben de kaldığımız yere 15 dakika uzaklıktaki kütüphanede işlerime yoğunlaştım. Devam...

Üzerinize afiyet, iki hafta kadar önce çok fena şekilde hastalandım. Çevremdeki herkes “ay sen kesin bi’ doktora git bak” dedi. İnsanlar çok tatlı. Kazık kadar olmama rağmen kendime bakmayı hâlâ öğrenememiş olmamın doğal bir sonucu olarak doktora filan gitmedim tabi. Israrlar dinmeyince ise “tamam tamam, gidiyorum” diye çıkıp doktor yerine Anoush ile birlikte Arizona’ya gittim. Devam...

Sevgililer Günü için çok yoğun anarşistlikler planlayınca (detaylar burada), geçtiğimiz haftasonunu dağlarda geçirmek istedim. Maksadım ABD’nin doğusunu boyuna kesen (ve bir ara yürümeyi çok istediğim) meşhur Appalachian Patikası‘nın New Jersey dolaylarına denk düşen bir yerinde bir arkadaşımla beraber kamp yapmak idi. Devam...

Bu yazıda geçen Pazar günümü belgelemeye karar verdim. Bu kadar farazi bir mevzuyu yayınlayabileceğim tek yer bu günlük olduğu için kabak sizin başınıza patlıyor; bu sebeple ziyadesiyle üzgün olduğumu en baştan bilmenizi isterim. Daha önemli işleriniz varsa onlara dönmenizi tavsiye ediyorum. Devam...

Geçen hafta New York’ta idim. Sebeb-i ziyaretimin bir nedeni, Aslı ile deniz kanosu yapmak, diğeri ise New York’ta iki haftayı aşkın bir süredir polis müdahalesi ve medya karartmasına rağmen devam eden Occupy Wall Street hareketini yerinde görmek ve fotoğraflamak idi. Bu yazı Occupy Wall Street ile ilgili. Devam...

Yıllar geçtikçe bir yerlerde uzun uzun -çoğunlukla amaçsızca- oturmak daha mı keyifli gelmeye başladı, yoksa hep mi böyleydim kestiremiyorum. Hiçbir yere gitmeyeceği halde gününün yarısını otobüs durağında oturup insanlara bakarak geçiren yaşlı amcalardan oldum belki de. Bugün şu iskelede 45 dakika oturdum mesela. O sırada aklımdan projelerim, ne zamandır görüşmediğim arkadaşlarım, ve daha onlarca şey geçiyordu. Bir sürü insan bir sürü başka bir şeyler yapıyordu. Ben iskelede oturuyordum. Keyfim de gayet yerindeydi yani. Devam...

Bugün nüufusu 900 kişi olan Woods Hole köyümüzde 30.000′den fazla kişi vardı. Bunca muhteremin sebeb-i ziyareti ise, Falmouth Koşusu olarak bilinen ve her yıl tekrarlanan meşhur 11.5 kilometrelik yarış. Çok büyük bir ödül filan yok aslında, birinci olan 10.000 dolar alıyor, fakat prestijli bir yarış olacak ki dünyanın dört bir yanından koşucular geliyormuş. Devam...

Artvin bir istisna. İnanmazsınız, her gün en az bir kez hatırlayıp özlemle anıyorum Artvin’i. Çok şehirden ayrıldım ben (sırf ortaokul yaşantım iki, lise yaşantım ise üç değişik şehirde geçti). Fakat Artvin dışında hiçbir şehirle aramda Artvin’le olduğu türden bir bağ hasıl olmadı. Şehirleri yaşayan insanlar ile karşılaştığında kıskananlardan, ayrılırken dönüp yüzüne dahi bakmadığı şehirlerin affına sığınanlardanım ben. Devam...

Önceki yazıdan devam. Konferansta tanıştığım Jannis ve kiralık arabamız ile beraber Hawaii’nin Big Island isimli adasında geçirmek için bir buçuk günüm vardı ve bunu iyi değerlendirmeye niyetli idim. Az sonra okuyacağınız yazı Jannis ile işte o bir buçuk günde yaptıklarımız, benim bu süreçte çektiğim fotoğraflar, ve bendenizin bu gezi ile ilgisi olmayan rasgele düşüncelerinin bir kısmından derlenmiş olacak. Hepimize bol şans. Devam...

Sarışın, kıvırcık saçlı, iri bir ablamız olan Betsy’nin göz kapakları bir hangarın kapıları gibi ağır ağır açılırken uyku aleminin karanlığına alışmış gözlere hiç şefkati olmayan gün ışığı edepsiz bir şekilde odanın bir duvarından diğerine sekiyordu. Betsy’nin gözleri yatağın hemen yanında duran komodinin üzerindeki çiçek buketlerini seçmekle mesailerine başladılar. Devam...

Zaman zaman önümü alamıyor, büyük bir ciddiyetle yaşıyorum hayatı. Bir sincap gibi mesela. Hayır, sincapları taktir ediyorum, o ayrı, fakat hayatın gözü de doymuyor ki arkadaşım. Hayata karşı ne kadar ciddi isen, hayat senden o kadar daha çoğunu istiyor. Sırtında bir ciddiyet çomağı, ucunda bir tatmin. Bir tedirginlik, ciddiyet. Daha fenası bir tedirginlik, bir ciddiyet… Devam...

Üç hafta önce Montana’nın Bozeman şehrine gitmiştim. Sebep Montana Eyalet Üniversitesi’nde gerçekleşecek küçük bir topalntıya katılmak idi. Toplantı sonrasında hemen geri dönmek yerine Bozeman çevresinde ve Yellowstone Ulusal Parkı’nda birkaç gün geçirdik. Daha dönüş yolunda Montana’yı özlemeye başlamıştım. Devam...

Bir takım işlerin sonunu getirebiliyor olmak bence yaşlılık alameti. Eskiden her başladığımı “sonra devam ederim” diyerek yarım bırakır, dönüp de bir daha yüzüne bakmazdım. Bataklık serisini yarım bırakmadım, döndüm ve bitirdim. Devam...

Geçen hafta hayırlı bir sebeple Maryland eyaletinin Baltimore isimli leziz şehrine gittik. Hoş ben gitmeden evvel vaktimizin büyük çoğunluğunu Washington DC’de geçireceğimizi sanıyordum… Neyse. Standart merenlikler bunlar. Oluyorlar. Devam...

Pazar sabahını Duygu ile evimize yarım saat uzaklıktaki bir bataklıkta koşarak geçirdik. Bir milli parkın içerisinde olan bu bataklığa daha önce de gitmiştik aslında. Hatta Duygu kişisi günlüğünde bu parktan ve o geziden uzun uzun bahsetmişti. Devam...

Geçen hafta, eski dost Çağlar’ı kısa bir süre önce çalışmaya başladığı Princeton Üniversitesi’nde ziyaret etmek için New Jersey’e gittim. Fakat hava bize öyle bir oyun oynadı ki anlatamam. 3 gün boyunca yağmur yağdı, seller aktı, Meren ve Çağlar da camdan baktı. Öyle böyle değil. Devam...

Değerli okur, yazı boyunca çok sinirli olacağım için şimdiden özür dilerim. Eğer moralinin bozulmasını istemiyorsan bence hemen bu sayfayı terk etmelisin. Hayat böyle üzüntülere şahit olarak geçecek kadar kıymetsiz değil. Devam...

Haftaya benim için çok önemli olan bir sunum yapacağım. İki üniversiteden de izlenecek olan bu sunumda klinik örnekler üzerinde 16S rRNA gen verisi analizi yoluyla bakteriyel floranın tespit edilmesi ve değişik floraların soyoluş ağacı üzerindeki dağılımlarına göre birbirleri ile kıyaslanarak hastalıklarla ilişkilerinin araştırılması üzerine konuşacağım. Ayrıca önceki cümlede anlamadığınız hiçbir ayrıntı kalmamasını sağlamak da boynumun borcu olsun. Devam...