Posts Tagged ‘new orleans’

Geçen hafta 3 günlüğüne New Orleans’a gittim ben. Tek başıma böyle. Buradakilere gidiyorum, oradakilere de geliyorum diye haber vermeden. New Orleans’a gitme gerekçelerim seyahat vakti yaklaştıkça değişti. Son gün hava limanında karşılaşsa idik ve “neden New Orleans Meren, neden rok?” diye sorsaydınız “La Boulangerie’de kahvaltı yapıp, Liuzza’s'ta öğle yemeği yeyip, akşamında da Abita Amber içmeye gidiyorum” derdim. Devam...

Bir takım işlerin sonunu getirebiliyor olmak bence yaşlılık alameti. Eskiden her başladığımı “sonra devam ederim” diyerek yarım bırakır, dönüp de bir daha yüzüne bakmazdım. Bataklık serisini yarım bırakmadım, döndüm ve bitirdim. Devam...

Duygu iki hafta kadar önce bilimsel bir konferansta arz-ı endam eylemek, ardından da biraz dolaşmak üzere Fransa’ya gitti. Kendisinin epey evvelden planlamış olduğu bu yolculuksebebiyle yalnız geçireceğim iki hafta boyunca yapacağım çılgın partilerin düşüncesi bile beni, nasıl söylesem, delicesine heyecanlandırıyordu (“kak hanım kak, adam soyunmaya başladı“). Devam...

Freya ve Webb ile birkaç ay önce tanışmıştım. Kendileri çektiğim Krewe Du Vieux serisini görmüş, çok beğenmiş ve benim düğünlerini fotoğraflamamı istiyorlardı. Açıkçası o seriyi görüp, beğenip, “düğünümüzü bu adam çeksin” diyen bir çiftin düğününü fotoğraflamak benim için olsa olsa şeref olurdu. Devam...

Evet. Doğru okudunuz. Ben bu soysuz ateş karıncasılarına laflar hazırladım. Özünde bu yazı ne tartışmaya değer düşünceler ne de bakmaya değer fotoğraflar içeriyor. Bu yazıyı artık burama gelmiş ve içime dert olan bu mevzudan bahsedip, müflis ateş karıncalarına olan nefretimi kusmak için yazıyorum. Vaktinizi harcayacak daha iyi şeyleriniz olduğuna eminim, yol yakınken dönün, kendinizi kurtarın. Devam...

Pazar sabahını Duygu ile evimize yarım saat uzaklıktaki bir bataklıkta koşarak geçirdik. Bir milli parkın içerisinde olan bu bataklığa daha önce de gitmiştik aslında. Hatta Duygu kişisi günlüğünde bu parktan ve o geziden uzun uzun bahsetmişti. Devam...

Üniversitenin sabahlara kadar ders çalışır gibi yapıp aslında geyik yaparak geçirdiğimiz o güzel yıllarında güneş doğmazdan az evvel dışarıya fırlayıp fırından henüz çıkmakta olan poğaçalardan, böreklerden 3′er 5′er tane götürmek, vizeleri/finalleri de mide fesatı eşliğinde, suratlar on karış geçirmek bir ananemiz idi. Devam...

Bu Cumartesi son zamanların en dolu dolu Cumartesi günü idi dün benim için. Normalde hepimizin bildiği gibi Cumartesi günleri evde paşalar gibi bilgisayar başına kurularak geçirilen bir gündür. Son iş gününün bir gün sonrasına, son tatil gününün ise bir gün öncesine denk gelmesi nedeni ile Alacakaranlık olarak da adlandırılabilir aslında: Perşembe, Cuma, Alacakaranlık, Pazar. Devam...

Sizlere New Orleans’tan, anonim kişilerce şehrin bir çok yerindeki direklere asılmış olan bir temenni getirdim. Kendisi bence düşünme yetisi olan canlılara verilebilecek en güzel öğütlerden biri. Ayrıca dedikodulara göre bu mesaj en çok da mesajın kendisi yerine başkaları için olduğunu düşünenler içinmiş ;) Devam...

Bu gün uyandığımda bu günün aslında kendimi standartlardan sıkılmış bulacağım bir diğer Cumartesi günü olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Gazze’de olup bitenlerin günlerdir içimde biriktirdiği sıkıntının üzerinde bir de kapalı bir hava eklenince ne zamandır fotoğraf makinemle ziyaret etmeyi planladığım, New Orleans’ın hemen kuzeyinde olan Pontchartrain Gölü’ne gitmenin vakti gelmiş de geçiyor dedim kendi kendime. Devam...