Mark ve Nathan: Süpürgenin Üzerinden Erkek Erkeğe Atlamak

8/10/2010, 03:23

Başlığa bakınca bir kısmınızın bu yazının iki erkeğin evlilik merasimini konu aldığını anladığını tahmin ediyorum. Evet, öyle. Eğer “ben böyle şeyleri kaldıramam” diyorsanız daha fazla devam etmemelisiniz belki de.

Damatlardan birisi olan Nathan birkaç hafta önce bana gelip Mark ile hayatını birleştirmeye karar verdiklerini, ve bu merasimi benim belgelememi istediklerini söylediğinde üzerine fazla düşünmeden kabul ettim. Çok yabancı olduğum bir dünyayı ziyaret etme şansı elde edecektim, elimde fotoğraf makinesi olduğu için “legal gözlemci” sıfatım olacaktı, kimse “bu ne yapıyor” demeyecekti.

Açık konuşmam gerekirse daha önce eşcinsellerin evlenmesi mevzunu derinlemesine düşünmemiştim. Açık fikirli sayılabilecek bir insan olduğum için ne zaman düşünsem “neden olmasın” diyordum. Fakat sadece teori ile olmuyor bu işler; insan bir parçası olmadığı yaşamlara dair elinden bir tutan olmadığında empati kurmakta gerçekten zorlanıyor. Bu süreçte yeni şeyler öğrendim, bir takım şeyler üzerine biraz daha derinlemesine düşünme şansım oldu; Mark ve Nathan elimden tutmuş oldular, empati kurabildim. Ben de bu konu üzerine bir yazı yazıp sizin empati kurmanıza yardımcı olmayı denemek istedim. Toplumsal bilinç ve tartışma yüzü suyu hürmetine.

***

Aşağıdaki fotoğraftaki kişi Nathan. Üniversite mezunu. Psikoloji ve sosyoloji okumuş. Şu anda da psikolojik danışmanlık üzerine yüksek lisans yapıyor.

Bana anlatılanlara göre evlilik merasimi iki gece sürecekti: ilk gece evlilik seremonisi, ikinci gece de resepsiyon. İlk geceki seremoniye çok az sayıda kişi davet edilmişti. Asıl kalabalık resepsiyonda boy gösterecekti. Bu işlerin tamamı Mark ile Nathan’ın evinde gerçekleşecekti. Seremoni için bahçe, resepsiyon için ise salon düşünülmüştü. Yukarıdaki fotoğrafta da Nathan evlerinin salonunda bir şeylere söylenerek ortalığı süpürüyordu (salon ortasına 30 kişilik masa gelince salonluktan çıkmıştı tabi, nasıl söylenmesindi).

Aşağıdaki fotoğraftaki kişi de Mark. Bilişim uzmanı ve bir şirkette bilgi teknolojileri yöneticisi. Mark iki gün boyunca bütün bu hadiseye dair çok sakin ve huzurlu bir tutum sergiledi. Taktir ettim.

Hani yıllar içerisinde ikili insan ilişkilerinin örüntülerine dair bir görüş gelişir insanda. Bazı ilişkiler vardır, taraflarından birisi son derece sosyal ve dışarı çıkma meraklısı iken diğeri son derece sessizdir, ya da mesela birisi mütemadiyen mutlu ve sakin görünürken diğeri gergin ve söylenen bir insandır, vesaire. Ben bu proje esnasında heteroseksüel olmayan birlikteliklerin de pek farklı olmadığını hissettim. Mark ile Nathan’ın ilişkisi hemen daha önce tanıdığım birilerinin ilişkileri ile benzeşti kafamda (Mark mutlu ve sakin, Nathan ise huysuz ve komik idi, vesaire).

Bu merasime dair bir diğer ayrıntı da evlilik merasiminin bir vudu büyücüsü tarafından yönetileceği idi. Öğrenince çok sevindim. “E biz bunu sana daha ilk görüşmemizde söylemiştik” dediler. İnanmadım (ben de az huysuz değildim hani).

Mark da Nathan da manevi yönleri kuvvetli kişiler. Ayrıca yerel olana ve kültüre de ihtimam gösteriyorlar. Ben de onların isteklerine ve vudu büyücüsü olan cadı teyzenin uyarılarına maksimum ehemmiyet göstermeye karar verdim. Bana ne dendiyse kafa salladım. Mesela vudu büyücüsü teyze “ruhlar pilleri çok sever, bitiriverirler pillerini” dedi, “tamam, yanımda ekstra pil getireyim” dedim, sonra “ben sağa sola doğru hareket ederken oluşan rüzgârlar(?) o üzerine flaş koyduğun üç ayağı devirebilir yalnız” dedi, “ben şimdi ayakların üstüne koymak için bir kum torbası filan ayarlarım” dedim, “yüzümü çekersen gölgeler, parlaklıklar oluşabilir, ruhlar fotoğrafta lekeler bırakabilir” dedi, “teknoloji çok gelişti, bilsen ne lekeleri temizliyorlar Photoshop ile” dedim. “Bilemem” dedi. Sonra iyi bir ruh olduğum için fotoğraf makinemi kutsadı. Hemen arından da Mark ve Nathan’ı ifade eden vudu bebeklerini masaya koyup gitti. Sonra Nathan gelip “sağdakinin saçı sarı ya, o benim işte :)” dedi bana.

Cadı teyze bir diğer masayı da benim aklımın ermeyeceği bir takım şeylerle donatmıştı. Ortadaki davetiyeyi görünce bana salık verdiği üzere ruhlardan izin alıp davetiyenin bir fotoğrafını çektim (bu arada ruhlardan izin almak çok kötü tasarlanmış bir protokol, izin alıyorsunuz ama izin verildi mi verilmedi mi öğrenemiyorsunuz, cadı teyzeye bunu sorduğumda “merak etme, pil göstergene bak, eğer bitmişse razı olmadıkları bir şey yapmışsın demektir” demişti. Ruhlar ile iletişim uğruna Energizer’ı zengin etmek. Bence kahrolsun bu kapitalist düzen (neyse)).

Davetiyenin en altında şöyle diyor:

Birbirimizle tek aşkı, tek rüyayı, tek yüreği paylaşacağız.

Diğer bir deyişle “Biz bu hayatta bir şeylerin adını koymak istiyoruz. Artık biz de bilelim, insanlar da bilsin istiyoruz. Yoksa zaten beraber yaşıyorduk, bu kadar zahmete ne diye gireydik?” diyorlar. Bunu zaman zaman siz de hissediyorsunuz. Siz de bir şeylerin adını koymak istiyorsunuz. Çünkü bazen bir şeylerin adını koymak ne zamandır ortada olan yayıntıyı bir denk içine doldurup bir kenara kaldırmak gibi. Hayatımızda adı konmamış ne kadar az şey varsa o kadar rahat kafamız. İnsanoğlu muallak olanı sevmiyor. Muallak olana alışabilse idik hepimizin hayatları daha kolay olurdu halbuki. Belki de muallak olana alışamadığımız için “evlilik kadın ve erkek arasında olmalı” diyoruz mesela. Sonra toplumun yargıları ile kıyaslandığında son derece muallak hayatlar yaşayan iki erkek çıkıyor, “adını koymak istiyoruz, muallak olandan bıktık” diyor. Bence ben bu ironiyi cadı teyzeye vereyim, kutsadığı bir sonraki evlilik merasiminde masadaki diğer yayıntıların arasına koysun.

Aşağıdaki fotoğrafta yer alan kişi Trudy. Nathan’ın arkadaşı. Trudy evli, Nathan yaşında bir çocuğu var. North Carolina’da yaşıyor. Ta oradan kalkıp iki gün boyunca ev işlerine ve hazırlıklara yardım etmek için gelmiş. Sanırım bazı tabular bir kez sarsılınca insan daha az şeye şaşırıyor. Nathan ile Trudy arasındaki arkadaşlık bağını kast ediyordum. Normalde aralarında bu kadar yaş farkı olan insanların arkadaş olmalarını beklemeyiz ya hani. Bu bağlamda belki de bu duruma dair bir şey söyleme isteğinin suçlusu bendim, fakat bir ara yalnız kaldığımızda bana şöyle giden bir şeyler söyledi: “Nathan’ı çok seviyorum … onunla ilgili farklı bir şey var … çok … Nathan … yani anlatması güç, çok seviyorum işte … tanıdığıma çok memnunum … kendimi onu tanıdığım için çok şanslı hissediyorum .. anlatabildim mi?“. O zaman içimdeki küçük şaşkınlık kırıntılarına da yok olmuştu. Mantıklı bir şey söylediği için ya da anladığım ya da mantığımda bir yere oturduğu için filan değil. Çünkü bazen de anlamıyoruz işte. Ve belki de her şeyi anlamamız gerekmiyor. “İnsan” deyip geçmek gerekiyor kimi zaman. İnsan olmak çok enteresan bir deneyim. Acaba arılar nasıl hissediyor. Umarım onlarınki de enteresandır.

Trudy iki gün boyunca bir arı gibi çalıştı. Gerçekten. Yaptığı onlarca işten bir diğeri de Nathan ve Mark’ın yüzüklerini parlatmak idi ve bana bu işin en iyi diş macunu ile yapıldığını söyledi. Gümüş yüzük, diş macunu. Bir kenara not alın (meren kendisinin yeni öğrendiği şeyleri herkesin yeni öğrendiği sanrısına devam ediyordu, hâlâ).

Normalde erkek ve kadın yüzüklerine aşina olduğum için bu aynılık bir kontrast idi benim için. “Göstersene bi’ Trudyciğim” dedim. Sonradan fotoğrafları gördüğünde derin bir nefes alıp “ne kadar yaşlı görünüyorlar” dedi (ben fotoğrafı çekerken bunun olacağını öngörmüştüm, fakat durmadım, çünkü bazen insanların gerçeklerle yüzleşemeyecek olmasından korkmayı bir kenara bırakmalıyız belki de, işte ben de bilemiyorum ki).

Mark uzun bir süre önce ailesini yitirmiş. İkinci dereceden akrabaları da yaptığı şeyi tasvip etmedikleri için bu merasime gelmeyeceklerini söylemişler. Nathan ise bu konuda çok daha şanslı. Aşağıdaki fotoğrafta, başlamasına sadece birkaç saat kalmış olan merasimin yapılacağı alanın son kontrolleri gerçekleşirken Mark’ı, huysuzluk yapan Nathan’ı ve Nathan’ın yine bir şeylere göğsü kabarmış olan tatlı annesini görüyorsunuz. İki gün boyunca onun mutluluğu etrafındaki insanlara da bulaştı. Fakat ben bu olayı belgelemek için orada olduğumu hiç unutmadım.

Güneş iyice batmaya başlamış, damatların giyinme vakti gelip çatmıştı. Nathan hâlâ masanın örtüsünde, sandalyenin ayağında idi. Öyle bir heyecan.

Nathan tırnaklarını keserken Trudy köle isaura mesaisine ara vermek üzere makyaj takımlarının başında. Kimse benim farkımda değil, fakat yine de insanları rahat bırakmam gerektiğini düşünerek aşağı iniyorum.

Aşağı inince bir de ne göreyim, cadı teyze gelmiş, yerlere tebeşirle bir şeyler çizmiş çoktan. Kaşla göz arasında. “Odunlar ne için?” diye sordum. “Geçmişteki ilişkilerin tatsızlıklarını ve acılarını atacağız o odunların üstüne, yanıp kül olacaklar gecenin sonunda, şart bu alevler başlamak için yeni bir hayata” dedi. Hiç ateş mateş hatırlamadığım için bizim imam nikâhı ile evlenen çiftleri düşünüp üzüldüm. Ama bir şey demedim. O tam tebeşirlere ve yerdeki materyale başlarken aradaki duraksamayı fırsat bilip hemen yukarı kaçtım. Şimdi pil-mil biter, bi’ tatsızlık çıkmasın.

Yukarı çıktığımda Mark ile Nathan giyinmeye başlamışlar bile. Gelinlerin saatler süren giyinme merasimleri gibi değildi tabi.

Arada bir punduna getirip ikisini yan yana oturttum. Konvansiyonel bir düğün fotoğrafçısı olmadığım için bu iki gün boyunca kendilerine “şöyle yapın, böyle yapın” demedim hiç. Fakat istediğim ışıkta istediğim bir fotoğraflarını çekmeden bırakmak istemedim, iki dakika sakinleşip oturmalarını rica ettiğimde bir anda benim farkıma vardılar. Fotoğrafı çektikten sonra azat ettim kendilerini. Heyecanla giyinmeye devam ettiler.

Aşağıdaki an seremoniden önce yalnız kaldıkları son an idi. Birbirlerine yaka çiçeklerini taktılar. Ve ben oradaydım. Bunu gördüm. Birbirlerine olan sevgileri karşısında küçüldüm.

Öpüştüler, ve insanların karşısına çıkmak için odayı terk ettiler.

Bütün davetliler ve cadı teyze kendilerini bekliyordu. Aynen yüzüklerde olduğu gibi ayakkabılardaki kontrast da gözüme çarptı. . Benzerliğin kontrastı.

Cadı teyze Mark ile Nathan’ın ellerini bağladı ve ikisini de -ruhların önünde yanıt verdiklerini hatırlatarak- sorguya çekmeye başladı. Her soru silsilesinin sonunda bir düğümü açıyordu. Sordukları şeyler ve aldığı yanıtlar yaklaşık olarak şöyle idi:

- Nathan, Mark’ın kalbini kıracak mısın?
- Evet. Çok yüksek olasılıkla.
- Bunu isteyerek mi yapacaksın?
- Hayır. Çok büyük olasılıkla hayır.
- Bunu düzeltme yolunda elinden geleni yapacak mısın?
- Evet.
- Mark’ın, buradaki insanların ve şu anda aramızda olan ve göremediğimiz her şeyin önünde söz veriyor musun?
- Evet, veriyorum.
- Mark, her ihtiyacı olduğunu hissettiğinde Nathan’a destek olacak mısın?
vesaire, vesaire.

Uzun bir sorgunun ve makul soruların ardından bütün düğümler açıldı. Cadı teyze bu ip ile vudu bebeklerini bağlayacağını söyleyerek ipi kenara koydu.

Sıra geldi süpürgeye.

Süpürge nereden geliyor bilmiyordum. Öğrendiğimde bütün bu seremoni biraz daha anlam ve derinlik kazandı kafamda. Anlatayım.

Bir Afrika geleneği olan süpürge üzerinden atlamanın tarihi çok eski yıllara uzanıyormuş (fakat bu süpürge üzerinden atlama hadisesi Afrika ile sınırlı değilmiş: Keltik, Gal, Pagan, Şaman ve hatta Aborijin kültürleri bile benzer bir geleneğe sahiplermiş).

Örneğin Afrika’dan Amerika’ya getirilen ve o dönem evlenmelerine müsaade edilmeyen köleler evlenmek için otoriteden habersiz bir merasim düzenleyip süpürge üzerinden atlar ve “evlenmiş” olurlarmış. Sembolik olarak süpürge, üzerinden atlandığı zaman yalnızlığı, kederi ve üzüntüyü süpürür, üzerinden atlayan kişilerin mutlu bir hayata birlikte adım atmalarına vesile olurmuş (<pozitivistmeren>nereden çıkarıyorlar böyle şeyleri anlamıyorum ki</pozitivistmeren>). Çiftler, dostları ve ailelerinin önünde yeni bir hayata hoplarlarmış.

Nereden nereye…

Amerika’nın yıllar boyunca en temel haklarını taciz ettiği kölelerin geleneğine sahip çıkan ve otoritenin kabul etmemesine rağmen süpürge üzerinden atlayarak evlenen Amerikalı çiftler.

Seremoni sona erince -ve cadı teyze kaşla göz arasında ortadan kaybolunca- insanlar Mark ile Nathan’ın fotoğrafını çekmek için sıraya girdiler. Ben de yerimi bilip sıraya girdim. Sıra bana gelince de hiç acımadım.

İnsanlar Mark’ın bütün gün uğraşıp pişirdiği hindiyi ve diğer yiyecekleri yediler. Birlik ve beraberlik havası gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etti. Sonra gittik.

Artık Mark ve Nathan evlenmişlerdi.

***

Ertesi gün resepsiyon günü idi. Pasta filan bile vardı ortamda (yoğunluktan bir dilim bile yiyemediğim için çok içimde kaldı):

Bir sürü insan geldi (muhtemelen pasta için geldiler; bana kalmasın filan diye (çok içimde kaldı, öyle böyle değil)). Eğer çok merak ediyorsanız resepsiyondan daha fazla fotoğrafı burada bulabilirsiniz.

Gelenler Mark’a sarıldılar.

Nathan’a sarıldılar.

Fakat oradaki insanlar arasında birisi vardı ki elini öpesim geldi. O da Nathan’ın babası idi. Bu Güneyli Amerikalı amca orada, o akşam oğlunun yanındaydı. Eşcinsel çocuklarına hasta muamelesi yapmayıp onlara destek olan ailelere saygı duyuyorum. Çünkü o aileler çocuklarına ve onların kararlarına, hislerine samimiyetle saygı duyan aileler.

Nerede hata yaptım da böyle oldu” diyerek kendi kendine dövünen aileler geliyor gözümün önüne. Bu söylemin ardındaki “sana dair iyi olan her şey benim eserim olduğu için kötü olduğunu düşündüğüm bu şey de benim suçum” varsayımı neresinden tutsanız elinizde kalacak cinsten talihsiz bir bakış açısı. Fakat aile büyükleri ile çocuklar arasındaki jenerasyon farkı hemen her konuda aileleri nispeten daha dar görüşlü ve daha cahil konuma düşürdüğü için, ailelerin bu tür tutumları karşısında kendilerine anlayış gösterilebilir belki diye hissediyorum. Fakat böylesi bir sıkıntıya ve yalnızlığa itilen gençlerden bunu hesaba katıp aile ile iletişimlerini güçlendirmeye çalışmalarını beklemek belki de pek akıl kârı değil. Gerçekten bilemiyorum.

Aileler yapılması gerekeni yapamadıklarında kızacak kimse yok. Fakat bir baba bunu yaptığında, tebrik edilecek birisi var.

Ben bir uzaylı olsa idim, ve bana eşcinsellerin evlenmesinin Dünya gezegeninde problem teşkil ettiği söylense idi ve bu konuda ne düşündüğümü sorsalardı bana, bu duruma şaşırır ve şöyle derdim: “iki veya daha fazla sayıda insan duygusal, fiziksel ya da finansal avantajlardan biri ya da birkaçından bir arada faydalanmak üzere yaşamlarını birleştirmek, hem birbirlerine hem de topluma karşı haklarını kanunlar önünde de güvence altına almak üzere ‘evli’ addedilmek istiyorsa buna kim, neden mani olmak isteyebilir?“.

Fakat bir uzaylı değilim. Bu yüzden eşcinsel çiftlerin evlenme arzularının birçok ülkede dini, ahlâki ve siyasi problemlere neden olduğunu biliyorum.

İnançlarımız, geleneklerimiz ve kültürümüz böyle bir şeye tahammül etmemize müsaade etmiyor. Serde homofobi var. Heteroseksizm var. Hatta heteroseksizmin varlığı bir kenara, dünyanın büyük bir bölümü daha hâlâ seksizm belasından kurtulmaya çalışıyor.

Fakat her şey gibi bunun da zamanla değişeceği bence bir gerçek. Bu gün itibarı ile Belçika, Norveç, Hollanda, Güney Afrika gibi ülkelerin yanında İspanya ve hatta Portekiz gibi dindarlıkları ile bilinen ülkelerde bile eşcinseller yasal olarak evlenebiliyorlar. Uzun bir zaman önce yitirmiş olmasına rağmen hoşgörünün yakın coğrafyasında belki de en uzun süre hüküm sürdüğü toprakların sahibi olan Türkiye de bakarsınız günün birinde açık yüreklilikle bu durumu ele almaya karar verir. Bilemiyorum.

İnsanın en büyük niteliklerinden birisi başkalarına zarar vermediği sürece diğer insanların hissettikleri şekilde yaşamalarına tahammül göstermesi değilse nedir…

Kolay olmasa da dünya gezegeni üzerinde bu konuda bir takım adımlar atıldı. Atılıyor.

Arılar bilse bizimle gurur duyarlardı bence.

Tags: , , , , , ,

“Mark ve Nathan: Süpürgenin Üzerinden Erkek Erkeğe Atlamak” için 41 yorum yapılmış.

  1. Biyolokum

    Pasta o kadar güzel değildi, içinde kalmasın. :) (Umarım Nathan ve Mark bu yorumları malum çeviri aracından çevirip okumazlar :)))

  2. Aziz Saltık

    Çok güzel bir yazı, insan olmanın her şeyden önemli olduğunu hatırlattı bana. Nazım Hikmet ayrıca artısı oldu bu durumun ve son olarak artık pillerimin neden olur olmaz yerlerde bittiğini, biliyorum :) Orta asya şaman kültürünün devamı olarak bir tuz çatlatayım iyisi mi :) Selamlar, tebrikler.

  3. Evren

    Merhaba Meren,
    Pek bir mektup tadında başladığımın farkındayım ama kısa keseceğim aslında.
    Senden izin almadan bir yaramazlık yaptım. Bugünkü yazına bir link verdim.
    Üstelik, yazından iki cümleyi alıntıladım.
    Ama fotoğrafı kendi arşivimden kullandım.
    Kızmazsın değil mi?
     

  4. Uğur Güçarslan

    yapılanlar ya da düşünülenler her zaman insanın istediği gibi gitmiyor elbette. her kim ki fikrine ve zikrine sahip olursa işte o zaman kendinden bir şey bulup kendi yolunu çiziyor. bu hikayede de öyle olmuş. eğitimleri, meslekleri ne olursa olsun insanlar her daim düşündüklerini yapıyor. istediklerini..

    toplumların “hayır olmaz!” dediği her ne varsa insan her zaman bunu daha çok istiyor. bastılırmış duyguların, yaşayamadığı sevinçlerin vs.. burada da devreye cesaret giriyor sanırım. istediğini yapmak değil bu, sadece olması gerekeni yapmak bence. Mark ve Nathan bunu başarabilmişler. ülkemizde böyle haberlerin çıkmasını bırakın, arkadaş ortamlarında bile konuşulması malum her zaman sorun olmuştur. az gelişmişlik filan da değil bu, sadece mekanın ve zamanın yanlış seçilmesi. ama onlar öyle yapmamış doğru yerde doğru zamanda olmuşlar. Nathan’ın babasını da tebrik etmek lazım. kesinlikle her babanın yapamayacağı şeyi yapmış..

    bu arada meren son zamanlarda yazdığın en garip yazıydı sende kabul et :o güzel olmasından ziyade görmediğimiz-göremediğimiz bir düğünü yaşattın bize. (hele de şu süpürge olayı) bazı yörelerde gelin ve damadın önünde testi kırıldığına rast gelmiştim ama bu süpürge olayı baya garip geldi :\ ayrıca baktım da geçmiş yazılara fotoğrafı en bol yazılardan biri bu :) bence sen düğünleri aksatma meren, buradan sana da bize de bol malzeme çıkıyor..
    son olarak pasta ile ilgili fikrim: yok be meren hakikaten güzel değil :)

  5. Burcu Erdem

    “Hayatımızda adı konmamış ne kadar az şey varsa o kadar rahat kafamız…”
    “İnsanın en büyük niteliklerinden birisi başkalarına zarar vermediği sürece diğer insanların hissettikleri şekilde yaşamalarına tahammül göstermesi değilse nedir…”
    Şıradışı bi düğün, güzel fotoğraflar, güzel çıkarımlar… Ne keyifli bir blog yazısı böyle… Elinize sağlık…

  6. Eren

    O kadar cadıdan bahsedip şuraya bir tane fotoğrafını koyma, oldu mu ya? Lanetten mi korktun, yoksa lekeler fotoşopla çıkmadı mı?

  7. Burcu Arık

    yazın yine çok etkileyici. buradaki LGBTT hakları aktivistleriyle paylaşacağım müsadenle. bir de büyüyünce ben de cadı olmak istiyorum ;-)
     
    bir de buradan biyolokuma korsan bildiri sunmak istiyoruz: yeni yazılarını bekleyen bir güruh var burada :))

  8. homeless

    yazi bittiginde once gozluklerimi cikarip goslerimi kurulamak zorunda kaldim ekrani gorebilmek icin
    aslinda seni de tebrik etmek gerek ne kadar objektif yaklasip ne kadar gusel anlatmisssin
    oyyy nefesim daraldi heee
    Nathan in babasiyla olan fotografin ustunde sag tarafta yasli bir kadin Nathan i yanagini oksuyor ya,
    orasi iste,
    orda yani,
    ben……
    film orda koptu ki hala yerine gelmedi duzgun cumle bile kuramiyorum baksana
    bogggggggggggggggggggggggggggg
     

  9. maximillian

    çok başarılı bi çalışma olmuş, nathan ve mark ın bu güzel ve mutlu gününü bize lense ettiğin için sanada teşekkür ederim Meren..!

    çok büyüleyici kareler bunlar çok etkileyici.. nathan ve mark ın mutlulukları gözlerinden okunuyor, cadı yeyze voodoo bebeklerini birbirine baglıyor, süslemeleri ve hazırlık halleri çok büyüleyici gerçekten.. pederin sözleri gözlerimi yaşarttı diyebilirim.. günün en güzel karelerini böyle bir saatte görmek beni güne çok daha saglıklı başlattı..

    saglıkla, sevgiyle, mutlulukla kalın nathan &  mark..

    Meren e böylebir işe imza attıgı için ve bize bunları görmemize ve okumamıza vesile oldugu için sonsuz teşekkürlerimi sunarım…

  10. maximillian

    Ve homeless a böyle bi güzel haberi, mutlu bi haberi facebooktan bizlere ilettiği için teşekkür ederim..!

  11. Aynur (Küçük Hala)

    ilk kez geldim ve  iyiki gelmişim, inanılmaz hoşuma gitti bloğunuz, yazılarınız, anlatımınız…
    teşekkür etmek isterim
    sevgiler…

  12. yeşim

    çok güzel fotoğraflar, çok güzel bir sevi,biraz vudu, biraz cadı, anlayış, sabır, harika bir anlatım, içten dolu dolu… ağladım bolca, tanıyormuşum gibi sevindim.  ellerinize sağlık, yüreğinize de, sevgiyle kalın.

  13. Hakan ARIN

    Yaşananları sanki oradaymışız gibi hissettiren, belkide birçoğumuzun yapamayacağımız oranda empati kurarak anlatan bir yazı olmuş. Bu yazı ve resimler için Ellerine ve gözlerine sağlık @meren.
     
    Dünyada en önem verdiğim değerlerden biri empati yapabilmektir ve yazılarını okudukça seninde buna ne kadar önem verdiğini hissediyorum. İnsanlar her ne kadar olaylar hakkında karşısındaki gibi hissetmese de empati yaptığında karşısında durana hak verebileceği yönler bulabiliyor. Yani karşındaki insanı anlamak için illa onun gibi olman gerekmiyor.
     
    Bu vesileyle şunuda söylemek istiyorum.Gündemimizde olan bir konu var ve bu konuya da keşke millet olarak aynı empati ile yaklaşabilsek. Başörtülünün, başörtüsü takmayan üzerine uygulayacağı baskı ve yahut tam tersi. Artık bunları aşabilsek ne güzel olur.
     
    Bence eşcinsel evlilikler konusunda da Türkiye’de birşeyler yapılabilmeli zira devletin evlilik dediği şey aslında iki kişinin birlikteliklerini resmileştirmesidir. Yani ortada insanları kutsama gibi bir durumda olmadığına göre böyle doğal(Kendi doğasında) birliktelikler yasal olarak yaşansa ne kaybederiz. Çocuklarımızın öyle olmasından korkuyoruz onun için olmaz gibi bir yaklaşım ancak durumu basite indirgemektir. Bunun yerine zahmet edip çocuklarımızı eğitsek hem çocuğumuz bilinçlenecek hem de bu şekilde yaşayan insanlara olan bakış açısı değişecek ve gönül rahatlığıyla bu insanlar ile arkadaşlık yapabilecek, hatta birşeyler paylaşabilecekler.
     
    Hep sorunlara çekinerek yaklaşıp çözümler bulmaktan uzaklaşıyoruz ve sonunda kendi ülkesinde istediği gibi yaşamak isteyen insanlar bundan müzdarip oluyor. Neyse! Yine derinlere daldık hemen çıkalım. :)
     
    Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Fotoğraf çekerken benim en çok sevdiğim şey durum fotoğrafları çekmek. Bazen bir etkinlik veya toplanmanın ardından çekilen toplu fotoğraflar istisna olmak ile birlikte anı en güzel anlatan fotoğraflar özellikle verilmemiş pozlardan oluşmakta. Tabi bu ânı yakalamak da fotoğrafçının becerisine kalmakta. Zaten benim gözümde fotoğrafı sanat yapan şey budur ve seni bu konuda çok başarılı buluyorum. E tabi yazılarının ve fotoğraflarının devamını merakla bekliyorum. :)

  14. koray löker

    Malum çeviri aracı yiyeceğin türünü yanlış anlamakla kalmayıp bir deyimi çevirmeyi de beceremeyince ancak lezzetten bahsediliyor olmasından ve de söz konusu yiyeceğin lezzetinde objektif şartlarda bir problem olduğu var sayımından yola çıkarak tahmin yürütme olasılığı kalıyor geriye.

  15. evli adam

    yazı ve fotolar harika yahu.
    şikayet etmeye alıştım nasılsa, yazıları okurken zorlandığımı farkettim (yaşlılık), 1,5 paragraf olsa ne güzel olacak, ya da font battı sanki bana.
    cadının resmi yok, çoğüzüldüm.

  16. berna mutlu aytekin

    ben yine bayıldım. Ne yazsan okur hale geldim. Ne fotoğrafı çeksen de bakar haldeyim. Bilmiyorum bu durum iyi mi kötü mü. Sakın morglara falan girip cansız bedenleri ya da böceklerin iç dünyasını falan fotoğraflamaya çalışma. Blogunla aramda derin uçurumlar açarsın :) Anlatımın ve objektif yaklaşımın için gerçekten çok teşekkürler. Ellerine aklına sağlık.

  17. A. Murat Eren

    Yorumlar için teşekkürler.

    Başta ikisine de aklımdan geçenleri anlatıp “böyle böyle bir şey yapsam, günlüğümde tanık olduğum şeyleri ve fotoğraflarınızı yayınlasam, rahatsız olur musunuz?” diye sorduğumda “bu konunun gündeme getirilmesi gerektiğine inanıyorsan bizi istediği şekilde kullanabilirsin” demişler, “insanların bu konu üzerine kafa yormalarını sağlayabilecek bir çalışma içinde yer almaktan gurur duyarız” diye eklemişlerdi (eğer düşünecek olursanız yaptıkları şey bence son derece cesurca).

    Pozitif geri dönüşleri duyunca eminim çok sevinecekler. Belki de hayatın her gününün toplum ve bireyler ile savaşarak geçmek zorunda olmadığını düşünecekler, bilemiyorum. Sizlerle bu iki kişi arasında bir köprü olmaktan ötürü gurur duydum. Burada ya da diğer platformlarda bu konu üzerine fikirlerini ifade eden herkese teşekkürler. Bu Pazar fotoğrafların tamamını teslim etmek üzere Mark ve Nathan ile görüşeceğim, iyi dileklerinizi ve yorumlarınızı kendilerine “çevireceğim” :)

    Selamlar.

  18. phradrel

    silmiyorsan ya da bir  süzgecin yoksa yorum yapanlara bakınca hani nerde ne yasak, ayıp, günah bla bla diye sorar insan kendi kendine. ne yazık ki farkındayım bu azınlığın.

  19. A. Murat Eren

    silmiyorsan ya da bir  süzgecin yoksa yorum yapanlara bakınca hani nerde ne yasak, ayıp, günah bla bla diye sorar insan kendi kendine.

    Çok çok abartılmadığı sürece yorum silmiyorum (kimse de çok çok abartmıyor zaten) (mesela bunca yıldır sadece bir yorum sildim, onu da yazarı rica etmişti). Moderasyon da yok. Kim ne gönderirse geliyor.

    Yazı yayıldıkça karşıt görüşlü insanlar da gelecekler elbet, ve onların dediklerini de dinlemeli, anlamaya çalışmalı.

  20. remziye

     
    Ya Duygu gelirken bana bir tane fotografini getirse yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

  21. Baris Ozyurt

    cadi teyze’ nin hic fotografi yok sanirim. izin mi vermedi, ruhlarin isi mi?

  22. Google'dan Kaçan Adam

    İnsan sevgisinin, gen bencilliğini geçtiği bir durum…

  23. mark

    our pasta was so good, shame on you biyo delight

  24. tuonela

    our pasta was so good, shame on you biyo delight

    PWNT.

    (lol)

  25. A. Murat Eren

    cadi teyze’ nin hic fotografi yok sanirim. izin mi vermedi, ruhlarin isi mi?

    sana bunu soracaklar, ağzını bile açmayasın” dedi :( elim kolum bağlı.

  26. ayten

    Bazen gülümseyerek, bazen düşünerek ama genelinde çok keyif alarak okudum.. Yüreğine sağlık…

  27. isimsiz

    Fotoğtaflar anlatım harika da MEREN ciğim sen kendini kolla karşim devir kötü…. kolla… :) Gurbet ellerde bu işler bayağı gelişmiş demek vay arkadaş111!!!

  28. hakan

    Sizi tebrik ederim… Lafa gelince kolayca ahkam kestiğimiz şeyleri başımıza gelince yadırgarız ya, bu da onlardan biri olabilir(di)… entellektüel ya da pek açık görüşlü sanırız bazen kendimizi… ama siz gerçekten öylesiniz sanırım…

  29. Alper

    Yazınızın bir bölümünü NTVBLM’de okuduktan sonra bloğunuza ulaşmıştım, pek de arayı açmayacağım galiba, sık sık kontrol ediyorum(Daha ne kadar olduysa artık). Cadıyı da baya meral ettim ama napalım!

  30. nurvenur

    Benim de cok yakin bir kiz arkadasim Boston’da evlendi partneri ile. Bir hayat boyu sevdigi ile yillarca ayni evde yasadigi halde herhangi bir yasal hakkin olmamasi ve hasta oldugunda partnerinin  ailenden olmadigi icin gorus hakki olmamasi gibi durumlardan dolayi gay evliliklerini destekliyorum. Umarim Amerika’nin daha fazla eyaletinde gay evliliklerini yasal olur, ulkemizin daha cok yolu var gorunuyor bu konuda.

    Mark da pek yakisliymis, Allah sahibine(Nathan’a) bagislasin:)

  31. histoire vague

    Bu yazıyı okurken kulaklarımda bana eşlik eden bir şarkı vardı. Antony and the Johnsons’ın “Man is the Baby”si… Bir erkeğin hemcinsine duyduğu hislerle yazdığı bir şarkıdır ve bugüne kadar bu kadar güzel bir aşk şarkısı da görmedim…

    Velhasılı kelam tıpkı o şarkıyı dinlemek gibiydi bu yazıyı okumak, bu fotoğrafların tanıklığını yapmak.

    Teşekkürler Meren! Tekrar tekrar.
    http://www.youtube.com/watch?v=40Ds8rhNF7M
     
     

  32. ornitto

    yine keyifle kendini okutan bir yazi, eline saglik.
    ama cokk merak ediyorum, neden cadi teyzenin fotografi yok?

    sana bunu soracaklar, ağzını bile açmayasın” dedi :( elim kolum bağlı.

    ustelik simdi daha da cok merak ediyorum bu soruya neden yanit yok..

  33. elif üzer

    yazının başlığını görünce “eww! merenbey gene ne işler çeviriyor” dedim (daha önce parkta bikinisiz adamları fotoğrafladığı için maalesef aklımız fesatlıkta) sonra yazıyı okurken ekrandan nathan abimizin yanağını seveyazdığımı (mark’a da bi zahmet art niyetli olmadığımı açıklayıverirsin) bi şekilde yüzündeki melankolik mi desem, hüzünlü mü desem işte o ifadeyi silmek istediğimi fark ettim. mark’a bakıp “ulan ne neşeli herif” derken, oha vodoo, büyücü filan gözlerim kamaştı (kesin ruhlar) (bu arada ayakkabılar, ojeler ve ellerden anladığım kadarıyla cadı bence teyze denmeyecek kadar genç)

    düğüne nathan’ın anne ve hatta babasının geldiğini görünce “vaay şanslı p..” (türkler severken de sövebilirler eheh mazur görünüz) diye içimden geçirdim. sonra kendime kızdım. sonuçta hemen herkes default olarak anne baba onayı ve sevgisine sahip (anne babası olmayanlar tamamen dış etkenlerden dolayı anne ve babasızlar, aileleri bilerek onları red etmemiş), homoseksüel arkadaşların ne eksiği var ki?diye düşündüm. umarım benzer durumdaki aileler nathan ile mark’ın yaka çiçeklerini takarken birbirlerine olan bakışlarından etkilenir ve çocuklarıyla iletişime geçebilirler.

    merenbey sayenizde yine hiç tanımadığım insanlar için hem sevindim, hem üzüldüm (davulun sesi hoş gelir hesabı, biz en güzel günlerine tanıklık ediyorduk sadece) şikayetçi değilim. mark ve nathan’a “bir yastıkta kocamaları” dileğimi iletirseniz sevinirim.

    elif

    p.s. pasta şahane gözüküyor bence tüh!

  34. Kerim Ökten

    Meren Bey, yazi da fotograflar da cok icten olmus. Elinize saglik.
    Biraz daha yuklenseymissiniz cok guzel bir minyatur proje cikarmis.
    Arkadaslariniza da omur boyu mutluluklar. Pasta konusunda biyohanima inanmak geldi icimden.
    Selamlar.
     

  35. tipsy

    ben, birakin 2 erkegin ayni yatakta uyumusani, sabahleyin gozlerini actiginda birbirlerini gorup, gunaydin demesini,evlenmesini, opusmesini, hatta elele tutmalarını dahi dusunemeyen biri olarak; yaziyi tuylerim diken diken okudum… empati kurabilmenin keyfine vara vara… harika dokmussunuz kelimelere, ama fotograflar, yazinizdan da guzel… aşk ancak bu kadar bir çerçevede gösterilebilir… ozellikle elele tutuştuklari hatta opustukleri kareler :)…
    yaziyi paylasmamda bi sakinca yoksa kendi blogumda paylasmak istiyorum, ya da twitter da, arkadaslarimla ne dersiniz?

  36. wako

    En güzel mükafattır bir anlatıcıya; ANLAŞILMAK!!! Tebrik ediyorum…çok başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum…

  37. Stoney

    bu fotoları cok sevdim. Arkadaslari da cok sevdim. cok iyi insanlara benziyorlar. Ulan harbi seviyorlar. Yazıları pek okumadım ama fotoları sevdim.

  38. betül ulukışla

    Yazınızdan bazı  yerleri özellikle twitledim  kesinlikle dile getirilmesi gereken cümlelerdi bence.Öncelikle harika fotoğraflamışsınız tamamı bunlar değildir elbette hepsini görmek isterdim açıkçası.Ne kadar batıl görünürse görünsün bir şeylere inanmak istediği çok samimi duruyor süpürgeden atlamak vs gibi.:)
    İster cadı ister nikah memuru ister hoca olsun bence bu soruları hepsi sormalı geçiştiriliyor çünkü.Gönül isterdi ki insanın insana kendi kararlarından ötürü düşmanlığı olmasın.Bu çifti sevgiyle selamlıyorum. tebrik ediyorum.
    Sevgiler.

  39. Gözde Uysal

    Süpürge üzerinden atlama merasimine benzer bir şey, anadolu geleneklerinde de olmalı… Şu an tam olarak hatırlayamıyorum ama, gelin eşikten geçerken bir şeyin üzerinden atlatılıyordu.
     
    Ayrıca Meren bey; Anlatımınız o kadar naif ve akıcı ki, tebrik ediyorum. Yalnız “damatlar hazırlanırken,” kısmına takılmadım değildim. Kendi standartları dahilinde “gelin ve damat,” kimliği dışında buna farklı bir isim veriyorlardır, muhakkak. bu biraz ama birazcık; heteroseksist bir yaklaşım olmuş.

  40. hayaterkegi

    Çok güzel bir yazıydı. Darısı benim başıma.

  41. Emircan

    Çok güzel bir yazı ve şahane fotoğraflar. Bitmemesini dileyerek okudum. Ellerinize sağlık. Mark ve Nathan’a da bir ömür mutluluklar. 

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün