Rhode Island, Providence, Sonbahar, Vesaire.

20/10/2010, 09:58

Aslında çok yoğunum. Bütün hayatımı laboratuvarda geçirsem de yetmeyecek kadar işim var aslında. Ve aslında öyle bir yerlere gitmeye de niyetim yok .. tu. Hakikaten bütün hayatımı laboratuvarda geçireyim, bitiremeyeceğim o işler ile ilgileneyim istiyordum. Çünkü kendisini yaptığı işlerle tanımlayan bir robotum ben bazen.

Fakat hayat sürprizlerle dolu olduğu için bir anda kendimi kalkıp Providence isimli şehre gitmek zorunda buldum.

Neden? Şöyle: Arpat‘ın Maça isimli bir kedisi var. Geçenlerde bir gece İnternet üzerinden sohbet ederken, inanmazsınız, Maça, birden benim kedim oluverdi. Aramızda geçen kısa fakat ziyadesiyle öz diyaloğu paylaşayım ki mevzu daha bi’ aydınlansın:

Meren: ARPAD
Arpat: MEREM
Meren: ben sana hiç Remi Gaillard‘dan bahsettim mi?
Arpat: o adamin izlemedigim vidyosunu getirene kedimi veriyorum be
Meren: hahahaha al o zaman: http://www.youtube.com/watch?v=HObFRvk5loM
Arpat: ahahaa. valla gormedim billa. Maça senin artik :)

Maça senin artık“. Bileğimin hakkı ile kedi sahibi olmuştum ben. Çok mutluydum.

Arpat Londra’da yaşıyor. Maça ise Amerika’nın Rhode Island isimli eyaletinin Providence isimli şehrinde, Ania Hanım Kişisi ile beraber kalıyor. Eh, kedi aniden el değiştirince benim de Rhode Island’a gitmemin ve kedimi teslim almamın en doğrusu olacağını düşündüm (laboratuvar ve insanlık biraz bekleyebilirdi). Ania’ya Maça’yı topluma faydalı bir kedi olarak bu yaşa kadar yetiştirdiği için teşekkür edecek, hakkını helâl etmesini de dileyecektim. Uygun tarihli bir bilet buldum, heyecanla satın aldım.

O sırada öğrendim ki Arpat da benim varacağım tarihte Rhode Island’da olmak üzere Londra’dan yola çıkıyordu. Yani bu duygusal ziyaret esnasında Arpat da orada olacaktı. Bak.

***

Bu tür el değiştirmelerde çıkabilecek anlaşmazlıkları tahmin edersiniz. Hassas bir konu en nihayetinde. Bu yüzden işimi sağlama almak adına yola çıkmadan önce Aslı ile temasa geçtim. Kendisi Providence’ta ikâmet eden ve ADAR (Agile Disagreement Appraisement and Resolution) (Hızlı Anlaşmazlık Değerlendirme ve Çözüm) üzerine çalışan bir doktora öğrencisi (bu arada ADAR aynı zamanda bir tür adenozin deaminaz enzimi, fakat bunun konumuzla ilgisi yok). Aslı’nın olası anlaşmazlık değerlendirme ve çözüm deneyimleri, Maça’nın el değiştirmesi esnasında son derece gerekli olabilirdi. Kendisi beni kırmadı ve deneyeceğini söyledi.

Gidince oturup güzelce plan yaptık. Maça operasyonu hazırdı. Ayşe tatile çıksındı. Burada kendisi ile peynir yiyor, bira içiyoruz (Ayşe tatile çıkıyor):

***

Lâkin Arpat, Maça ile ilk görüşmemizden önce civardaki bir Ulusal Park’a gidip bir doğa yürüyüşü yapma konusunda bizi ikna etti ve planlarımız alt-üst oldu.

Bu yürüyüşte deneyimlediğim şeylerden birisi New Orleans’ta geçirdiğim yıllar yüzünden unuttuğum Sonbahar renkleri ve Sonbahar hissi idi sanırım. Sonbahar’da ağaçların yapraklarının döküldüğünü, ortalığın rengarenk olduğunu bir şekilde unutmuşum. Çünkü New Orleans ve onu çevreleyen doğa yılın her mevsiminde böyle. Yemyeşil, yemyeşil.

Fakat Arpat’ın bizi götürdüğü parkta insan şöyle bir zemin üzerinde yürüyordu:

Yukarıdaki harita bağlantısına tıklayanlarınızın görmüş olduğu gölün etrafında yürüyecektik.

O sırada Arpat düşünceli düşünceli park haritasına bakıyordu.

Arpat’a “tamamız di mi? başımıza bir iş gelmeyecek” diye sorduğumda aldığım yanıt ise bir Kadir İnanır kahkahası idi (sanki bu parkta bir tokat vardı ve Serpil o tokadı yiyecekti ve biz hepimiz aslında Serpil idik):

Ania ile Arpat önden önden yürümeye başladılar. Aşağıdaki fotoğrafta Arpat ufka doğru kısık gözleri ile bakıyor, çok az kıpırdayan dudakları arasından sadece Ania’nın duyabileceği bir fısıltı “Merak etme. Maça’yı nasıl kaybettiysem öyle geri alacağım, dört dörtlük bir plan yaptım” diyordu. Belki de yani. Belki de öyle oluyordu o anda. Ya da belki de çok fiktif bir insandınız Merenbey. Teşekkürler Maçabey, ben de sizi sevdim.

Ormanın ve Sonbahar’ın büyüsüne kapılmamak elde değildi gerçekten. Hava filan da müthişti. Nerede su birikintisi görsem kendimi ortamın bir parçasıymışım gibi hissedebileceğim fotoğraflar filan çekiyordum.

Yaprakların üzerinde yürümek garip bir tatmin ve mutluluk veriyor insana. En son Smoky Mountains gezisinde buna yakın bir şeyler hissetmiştim, fakat Sonbahar yoktu orada da. Dolayısıyla bu biraz eşsiz oldu o bakımdan.

Yalnız bir noktada, yürüyüş boyunca sağımızda olması gereken gölün görünürlerde olmadığını fark ettik.

Arpat cebinden bir harita çıkarıp bakmaya filan başladı böyle.

Belli ki birazcık kaybolmuştuk fakat Arpat’ın elinde haritayı görünce “adam bu işi biliyor beyler“, “cCc Arpat cCc” moduna girdik hemen. Zira bizde harita da yoktu. Hayatı “aa mantar!“, “aa çizgili sincap” vurdumduymazlığında yaşıyorduk. Arpat eninde sonunda bulduracaktı bize gölü. Bize neydi. Bunca yıllık mağaracı idi, filan.

Arpat uzun bir incelemeden sonra “şuradan devam ediyoruz” dedi. Artık patika filan yoktu. Böyle ağaçların arasından filan gitmeye başladık.

Zaman zaman karşımıza aşılması güç engeller çıkmıyor değildi (hehe). Fakat Arpat’ın dediğinden çıkmıyor, onun önderliğinde ilerliyorduk.

Arada bir durup haritaya bakmak, sonra tekrar devam etmek filan tamamdı. Doğa müthişti, yapraklar, vesaire (amma takmışsınız bu yaprak olayına Merenbey. Evet evet, farkındayım, fakat pişman değilim).

Ümitsizliğe yer yoktu. Zira Arpat’ın yüzündeki güven dolu ifade de hepimizin yüreğine su serpiyordu (haha).

Neyse ki sonunda göle ulaşmayı ve yeniden nihayetinde bizi arabamıza geri götürecek bir patikanın üzerine çıkmayı başardık. Oturup biraz dinlendik filan. Bu arada ben Arpat’ın Canon’ı ile oynarken Arpat da benim makinem ile oynuyordu. O sırada aşağıdaki fotoğrafı çekmiş. Hastası oldum. Bu da böyle.

Bir ara çok uzun araştırmalardan sonra aldığı üç ayağı kurup klasik uzun pozlamalı fotoğraflarından birisini çekti (o sırada “uzun pozluyor ki Maça ile görüşmemiz geciksin; faydasız çırpınışlar” diye iç geçiriyordum ben).

Yukarıda çektiği fotoğraf ise bu:


© Arpat Özgül

Arpat’ın bu muhteşem uzun pozlamalı fotoğrafına birkaç dakika sonra bir panorama ile yanıt verdim (tıklayınca büyüğü açılacak):

Böyle şeyler işte. Neyse.

Suyun kenarında durup suyu seyretmek, ateş başında oturup ateşi seyretmek, dışarıda uyuyup yıldızları seyretmek filan gibi bazı davranışlar var, neredeyse her insan yapmaktan değişik bir haz alıyor.

Yüz binlerce yıllık geçmişimizi hesaba katınca bunlardan aldığımız keyfi hayatta kalmamızı sağlayan basit süreçlerin bir yan ürünü olarak görmek çok mantıklı geliyor hep. Bu gezide de fotoğraf çekme bahanesi ile sık sık durup ortalığı izledik doya doya. Yıl 2010. Garip geliyor bazen. Çok hoşuma gidiyor ama, o ayrı. Aşağıdaki huzur anlatılmaz yaşanır bir şey çünkü. Doğa bu gezegen üzerinde sevilmeyi en çok hak eden şey olabilir, misal. Bir tarafta aşağıdaki insanlar, diğer tarafta nesli tükenmekte olan kaplanların habitatını buldozerlerle tahrip edenler.

Bu anlamdaki bir çeşitliliğin de doğanın bir parçası olduğu fikrini kabullenmek ne kadar zor diğer taraftan.

Eve dönüş yolunda Arpat hâlâ uzun pozlamaları ile ayak sürüyordu. Maça ile aramdan çekil Arpat. Kedim ile aramdan çekil. Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Yakışır mı sana Maça ile beni ayırmak … ama nasıl yakışmaz … sen değil misin öz kızına bile acımYAŞAR USTA! SEN DE ÇIK ARTIK KAFAMDAN 20 YIL OLDU, İNSAF! :(

Arada ben de bir panorama çektim. Bu da günün benim için son fotoğrafı oldu (bu fotoğraf ile sizi tamamen beceriksizliğim yüzünden icat etmiş olduğum “panoramik fotoğraflarda pozlama değerinin gradual değişimi tekniği” ile tanıştırayım (daha kısa bir isim bulur bulmaz bu konuda bir yayın yapacağım (kiki))):

***

En sonunda uzun bir yolculuğun ardından Ania’nın evine vardık.

Maça bizi bekliyordu.

İşte bu Maça sevgili okur.

Benim kedim :(

Çok sevdim kendisini. Fakat alıp buralara getirmeye gönlüm razı olmadı. Çünkü Arpat’ın planı işe yaramıştı işte. Maça’yı alıp götürme kararlılığımı Sonbahar ve renkleri ile yumuşatmıştı. Kendime güvenim sarsılsın diye arada kayıp bile olmuştuk parkta. Nice hain planlar Arpat bey.

Ama kedi benimdi yani. Orada bir pürüz yoktu. Aslı ADAR deneyimi ile bu mevzuyu hızlı bir şekilde garanti altına almıştı.

Sessizce yapılan “Maça’yı götürme” çağrılarına kayıtsız kalamayıp “peki” dedim ben de. Hiç belli olmuyor fakat çok söz dinleyen bir insanmışsınız Merenbey. O sizin güzelliğiniz Maçacığım. İltifattan ziyade bir istihfaf olarak addetseydiniz daha yerinde olmaz mıydı Merenbeyciğim? Öyle yaptım, öyle yaptım, güzelliğiniz de oradan geliyor zaten Maçabeyciğim. Mır mır. Kedim tam bir ukâlâ ve kesinlikle hastasıyım.

Bu da böyle bir anımdır.

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

“Rhode Island, Providence, Sonbahar, Vesaire.” için 32 yorum yapılmış.

  1. 7.oda

    yok yok sizin yazılarınızı ve fotoğraflarınızı takip etmemek lazım. yine çok kıskandım ben, ne olacak şimdi ??
    ne mi olacak..
    fotoğraflara son bir kez daha bakılıp.. ah ah diye iç geçirilip, işinin başına dönülecek.. kafamın içine yerleşen o güzelim sonbahar tadı unutulmaya çalışıalacak..

  2. 7.oda

    aklımdan atamadığımı göstermek üzere, öğle yemeği molası öncesi ben de sonbahar görüntülerimi gönderiyorum :)
    http://yedincioda.blogspot.com/2009/08/sapanca.html
    bu sonbahar yağmur (öyle böyle bir yağmur değil üstelik) kesilmediğinden henüz sonbaharın tam tadını çıkaramadığımdan sanırım çok kıskandım sizi..
    en güzel mevsim hep sonbahar çünkü benim için..
    sapanca da güzel yer ama değil mi?

  3. Uğur Güçarslan

    sen; “rhonde island’a gidiyorum orada internet bağlantısı yokmuş!” dediğinde ben ortaya böyle bir şey çıkacağından emindim zaten. nedense dediğim çıkıyor şu aralar hadi hayırlısı.. :\
     
    yazıdklarından çıkardığım derslere çekmek istiyorum;
    1) kedi kesinlikle güzel bir hayvandır.
    2) fotoğraf çekmek için bazen bir kediye ihtiyaç duyulur.
    3) hayan ne güzel böyle doğa gezileri filan.
     
    sonra bunların yazıyla alakalı kısımların geçiyorum. bazen youtube’da (yani şu yasaklı olan!?!) nikon ile canon arasındaki çekim farklarının olduğu videoları izliyorum. malum hepsi profesyoneller tarafından çekilmiş videolar. imrenerek bakıyodum. acaba bunların bir  açıklaması olur mu diye de iç geçirmeler filan. şimdi buradaki fotoğrafları görünce dedim olay elbet  makine ama çekenin de derdi çok! şimdi aralarında bir kavga çıksa; “benim makinem senin makineni döver” cinsinden, ben sadece uzaktan bakar gülerek izlerim. ne zevkli olur ne de güzel olur :] konu fotoğraf’tan açılmışken Arpat’ı da tebrik eder $ukelalara boğarım. cCc adam haklı beyler cCc
     
    soru sormadan bitmez elbet bu yorum. şimdi Arpat’ın uzun pozlama fotoğrafında kullandığı lens senin o makine ile oynarken :) elinde tuttuğun lens mi? (tahminim o lens) eğer öyle ise böyle bir açıdan çektiği için bu pozu (üç ayağın yardımı tartışılmaz) tekrar tebrik etmek isterim. -ki zaten okur buradan yorumları, okusun hatta-
     
    Maça için de ne denir bilmem ama allah ayırmasın çohhh güsel kendisi. tatlı bişi, -her eve lazım mode on-
     
    öyle işte döktüm içimi gidiyorum. ne bu yaa yeter. offf :\
     
    sonuç: nikon için banka soyarım. bu da benim itirafımdır.

  4. diego

    a-a

    (bu fotoğraf ile sizi tamamen beceriksizliğim yüzünden icat etmiş olduğum “panoramik fotoğraflarda pozlama değerinin gradual değişimi tekniği” ile tanıştırayım (daha kısa bir isim bulur bulmaz bu konuda bir yayın yapacağım (kiki))):

    bu teknik, hele de güneşin karşıda olduğu böyle ortamlarda, çok faideli bir teknikmiş maşallah. ağaçların renkleri nasıl da kaçırılmamış, o arada karşı silüet üzerinde güneş nasıl da patlamamış, o fotoğraflar birleşirken nasıl olmuş da pozlama farkları arasındaki geçiş akıcı bir gradyan halinde olmuş insan bilmek istiyor. beceriksizlik içinde neler yapıldığını merak ediyor.
    ellere sağlık.

  5. mlk

    bizim burda kedileri katlediyolar :(
     

  6. Murat Gündüz

    Mereeen :) Maçabeyi aldın di mi?, anlaşılmıyor metinden, sanki almışsın gibi ama… Maçabey çoook güzel :)))) ama köle olmaya hazır ol, efendin artık o senin, hehe baştan söyleyeyim, hala aşık olmadıysan, çok fena aşık olacaksın maçabeye :((( benim Mızık’ın kokusu burnumda tütüyor, çok özledim onu da, sizi de :)) öptüm çok,   PS. eğer Maçabey hala Arpat’da ise, tamam senşin kedin o da, ben yine de şansımı deneyip, her türlü iddiaya girerim :)) gerekirse Remi’ye yazıp yeni klip çekmesini rica ederim :((

  7. arpat

    sen yat kalk aslı’ya dua et.. amacımız onu göle gelmeden ormanda kaybedip, **breakneck** isimli bu ıssız gölde de seni aradan çıkarmaktı.. şu fotoğraf ümitlerimizin suya düştüğü andır: http://meren.org/wp-content/gallery/rhode-island/ri-112-jpg-small_.jpg   (maça “kafasından oyuncak çıkan abi nerde?” diye soruyo)

  8. Asli

    merenbeycigim, o kadar bahsetmissiniz ancak sonunda kedinizi alamama gercegi tezat kalmis sanki. Providence’a ikinci bir cikartma farz olmus gibime geldi. Ne dersiniz?

  9. A. Murat Eren

    Providence’a ikinci bir cikartma farz olmus gibime geldi. Ne dersiniz?

    Vicdanlı yüreğin cezasını ayaklar çeker. Maça’yı alamadım, fakat kedimi oralarda bensiz bırakamam. Arada bir gidip görmek şart şu noktada :) Belki bu sefer de kışa denk gelir.

    hala aşık olmadıysan, çok fena aşık olacaksın maçabeye :((( benim Mızık’ın kokusu burnumda tütüyor,

    Murat Gündüzcüğüm, sorma. Çok aşık oldum vallahi. Ben, Yaşar Usta, gözümün yaşına bakmadım, bıraktım geride ama. Kokusu burnumda tütüyor. Fakat bu kedilerin kokusunun burnumuzda tütmesinin farklı nedenleri olduğundan şüpheleniyorum ben, hatta şöyle bir yazı yazmıştım Prenses’e, bir bak daha evvel bakmadıysan: http://www.prensesemektuplar.com/2010/08/parazitler-aski-ugruna-olen-sicanlar-ve-biz.html :p

    Diego, ne zamandır teknik bir şey yazmıyordum fotoğrafa dair (bir ara çok yazıyordum, “bundan sonra yazmayacağım” demiştim, ama şimdi yazmamak da sıktı biraz). İlk yazı panorama ve geliştirdiğim saçma çekim teknikleri üzerine olsun madem :)

    Uğur,

    şimdi Arpat’ın uzun pozlama fotoğrafında kullandığı lens senin o makine ile oynarken :) elinde tuttuğun lens mi?

    Yok, 10mm bir lens ile çekti uzun pozlamalı fotoğrafı :) Benim oynadığım ise 70-200′dü. Pek de güzel bir lens idi. Hafif böyle. f/2.8. Özendim. Ama çaktırmadım.

  10. Evren

    ben cevabı beğendim ama uzun pozlamalının da lezzeti bir başka sanki…
    ay ben ne zaman böyle fotoğraflar çekebileceğim yahu.

  11. Şükrü

    Şu yazıyı okuduğumda cidden doğanın öneminin farkına bir kez daha vardım. Fotoların kalitesinden bahsetmeme gerek bile yok. On numara yazı !

  12. Shinan

    Merenbey,
    İnsanlık ve labaratuvar arasıra bekleyebilir. Bakın diğer kişilere doğanın önemini hatırlatarak da insalığa katkı sağladınız. Keyifli bir anı olmuş, buradan Maça’ya da selam ederim.

  13. histoire vague

    Şu sonbahar, şu Maça deli eder insanı! Bir dakika bırakmaz kapar giderdim böylesini, kuvvetli bir iradenin eseri olmuş Arpat’ın yaptığı! Alamamışsın ha! Maça evlere şenlik yahu. O ne hin bakış o nasıl surat o kara burun; hele o arka ayak patisi siyah benekli, o kulak içi beyazı, ah bir de o bıyık burması! Hayatımda gördüğüm en güzel kedilerden biri, yalanım varsa taş olayım! :) Şimdi ben Maça’nın sevdasına kapılmış giderken birden yazı ve fotoğraflar geldi aklıma! Arpat’ın uzun pozlamalı fotoğrafı gerçekten çarpıcı olmuş, hissedilir bir sonbahar kokusu, çıtırtısı…  Yok yok olmuyor, yapamayacağım. Maça da maça. Bu yazının ve de fotoğrafların gözbebeği odur! Çok şeker bu yazı. :)

  14. Selcen

    Cok guzeeeeelllllllllllllll !!! En guzeli de Maca :)

  15. tipsy

    ‘Doğa bu gezegen üzerinde sevilmeyi en çok hak eden şey olabilir’ sözünüz harika, kesinlikle katiliyorum. ayrica fotograflar nefis, su fotografcilik kursu bittikten sonra bende bu kadar guzel karaler yakalayabilr miyim bilmiyorum ama ugrasicam… kedi cok seker pardon maca :))… yazida cok keyifli…. ellerinize, bakis aciniza, fotograflariniza saglik…

  16. Zeynep Rena

    Şu yukarıda baştan 5. kare varya, işte o kare müthiş. Linkini göndermediğim arkadaşım kalmadı…

  17. Müjdat

    Gelde yorum yazma.. Hüseyin,Alican,Bünyamin(bünyesi çok kuvvetli olduğu için bu ismi bileğinin hakkı ile  almıştı),Şeker ,Osman ve nihayetinde Nohut..Bunlar benim kedilerimin isimleri.. Şu an sadece Nohut benimle ,diğerleri özgürlüklerini tercih  ettiler.Zamparalığa gidip  dönmediler  yani.. Sevgili Mlk’nin vurguladığı üzere burada insandan sayılan bazı yaratıklar kedilerin kafasını ezerek katletmekteler.Kelle  başı 500  TL verip ezmeye devam edebiliyorsunuz.Hakim ne yapsın?Cezası  bu kadar!Yahu bu adamın bir dedesi  bile yok muydu?Çocukluğunda beraber  ‘pisiciğe bak !’ diyen olmadı mı kardeşim?Nasıl iş  anlayamadım.İnsan hem kendisinin hem bunun insan sayılmasından bu kadar mı utanır?Yerin dibine geçtim.. Maça  bizi bizden aldı.Kendisi burada dana kategorisinde sayılıyor.İrice biraz.Ama ismini verenin eli öpülür.’Cuk’  efekti bugünler içindir.İsim verme… O ayrı bir  yetenektir.Takdire şayandır. Şimdi konumuza dönelim. Arpat Bey’de 7d  var.İyi makine bence .(Biran önce kit lenslerden uzaklaşmak gerekir.)D300 veya d300s ayarıdır.Video işinde D300S ‘e nal toplatır.D700 ile kıyaslanması doğru olmaz.Zaten Meren Bey lense iç geçirmiş galiba..Sorun değil..Mesela Canon’un 24-70′i  ile Nikon’un 24-70′ini yanyana koysalar…Canon  daha bir afilli  durur. Şimdi efendim stok fotoğrafı ile ilgilenince ayarlarınız buna göre yapılıyor.Biraz gevezelik etmeden olmaz.Bu uzun pozlama ne kadar göze hoş görünsede net bir noktası olmaması dolayısı ile biz stokçular arasında huzursuzluğa ve boş bakışlara sebep olur.Bizde pozluyoruz uzun uzun ama en azından ufacıkta olsa net bir noktası  oluyor.En az net bir nokta olmalı diye öğreniyoruz,şartlanıyoruz. Bu fotoğraf 0 lük boyutta incelendiğinde  (tahminen konuşuyorum)su  oynaştığı  için net değil.Ne güzel olmasın zaten.Ağaçlar?E onlarda kıpraşıyor.Net değil.Bulutlar?Ondan netlik almak  zor  zaten.Bide onlar bile oynamış olabilir.Net noktası yok!Ama tablo gibi ve güzel işte.Etkileşim,birinden birşeyler öğrenme budur diyorum.Önyargı olmadan çekime  başlamak lazım diyorum.Size değil kendime! Teşekkür  edip susuyor ve birha ki yazıyı bekliyorum.        

  18. Birol

    Ben pek sonbaharı sevmem, yapraklar dökülür, hüzünlü vesselam; ama bu fotoğraflarla kendisine ısındım diyebilirim =)
    Ellerinize sağlık, çok güzel fotoğraflar =)

  19. Müge

    Merhaba! Blogunuzu çok sevdim, fotoğraflarınız çok güzel ve yazılarınız zevkle okunuyor. Bu arada, (1) ilk panoramik çekiminiz harika, ikincisinde kullandığınız tekniğe ilişkin yazınızı merakla bekliyorum, (2) Arpat Bey’in long exposure’u da çok başarılı, (3) Maça çok sevimli ve siz de onu çok sevmişsiniz belli, belki tatillerde falan size misafirliğe gelebilir.
    Istanbul’dan selamlar,

  20. E

    O değil de bize hep Amerika’da yapraklar kırmızı solar demişlerdi (kimse demedi ama anladın sen), yediler mi bizi bu kadar yıl? Filmlerde falan da hep öyle, hatta sonracığıma ben bu konuda bilimsel araştırma bile okudum, kimse Avrupa’da sarı, Amerika’da kızıl renkli yaprak olayını çözememişti falan. Bence bu olayı sen çözmelisin Meren..
    Google da hafiften bana destek çıktı ama o da emin değil gibi:
    http://www.google.com.tr/images?client=opera&rls=en&oe=utf-8&q=leaves+in+fall&um=1&ie=UTF-8&source=univ&ei=A1LFTPr9OMT-4wbsqKm5Aw&sa=X&oi=image_result_group&ct=title&resnum=1&ved=0CCUQsAQwAA

  21. Salih

    Merenbey,   Arpat bey’in kullandığı tripod hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Görünüşünden hafif ve dengeli gözüküyor. Hakikaten öyle mi? Mesela 70-200 lensle titremesiz çekim yapabilir mi? Kedi ise… bir içim su…Kış gecelerinde akşam kucağınıza alıp mır mır sesleri arasında Kindle okuduğunuzu hayal eder misiniz?

  22. CaGaTaYGENCAY

    adam bu işi biliyor beyler“, “cCc Arpat cCc

    bu kısımda iyice bi koptum :D   güzel bi gün ve harika fotoğraflar.. :P gradientli panoromada ayrı bi tad katmış bence :D

  23. Onur

    Maça son resimde tekrar gelip kendisini alacağını söyleyen meren’e “napak inanak mı kanka?” mı diyor ne?
     
    http://tinyurl.com/3xxrabz

  24. Kerim Ökten

    HDR uygulasaniz su sizin gradient teknikli panaromik fotograflara Merenbey, sanki ayni sonuca gelir gibi? Maca’nin hastasi olduk, bizim Tatnka’dan selamlar. buyrun kedidefteri’ne bekleriz.

  25. hakki

    güzel fotolar

  26. Okan Yüksel

    Mükemmel bir blogunuz var, uzun zamandır ilgiyle takip ediyorum. Dilerim yazmaya ve fotoğraflarınızı paylaşmaya devam edersiniz… Okudukça ve paylaştığınız fotoğraflara baktıkça huzur ve mutluluk duyuyorum.

  27. Methods

    “Aslında çok yoğunum” diye başlayan bir cümlenin ardından, “elde ne var?” sorusunun cevabı; “maça dışında herşey” olmamalıydı.
    Yazılanları okurken sona doğru yaklaşttıkça artan heyecan, zafer  çığlıkları duyar gibi olmamıza neden olduysa da nafile. Koz maça değildi… Vişneli dondurma tadındaki bu içsel dışavurum, beni oldukça duygulandırdı ve hatta derin hüzünlere gark oldum:D
    Fotoğraf karelerinden aldığım keyif ise tarifi pek mümkün olmayan cinsten. Hani yorumsuz dediklerinden…
    Selam ve sevgiler…

  28. wako

    Bir sonraki Maç’a kalmış gibi görünüyo herşey :) Keyifle takip ettiğimi belirtmek isterim paylaşımlarınızı…Yazılarınızı okurken sanki midemde kelebeklerin uçuştuğunu hissediyo gibiyim…
    mutluluk gölgeniz olsun  ^_^

  29. AbukPrenses

    Sizin burnunuzda tüten kedileriniz var, benimse burnumda tüten öğlen yediğim arnavut ciğerinin yanında kaçamak bir şekilde ağzıma attığım bir parça soğanın kokusu :( Ciğer seven insanımsı bir kedi miyim neyim… Ve elimde henüz kullanmayı beceremediğim, yeni aldığım fotoğraf makinam… İmrenmemek elde değil doğrusu :) Tadını damağımızda bırakan yazılarınız ve fotoğraflarınız için teşekkürler. Neyse.. Ben daha çok oyalanmayayım yeni keşfettiğim bu bloğu biraz daha kurcalamam gerekiyor, izninizle… :)

  30. GÜLTEN

    pazar sabahı nettde dolaşırken buldum bu blog u süper..başarılarınız dewamını diliyorum..çok imrendim..takibciniz olacağım ..:) başarılar..

  31. Kaan Belek

    Hocam saygılar…. dikkatle takip ediyorum hala… :)) “hala” mı ? neyse o konuya hiç girmeden şunu öğrenmek istiyorum: çektiğin en sıradan fotoğrafın renk tonları bile çok farklı ben de çektiğim bazı fotoğrafların böyle görünmesini istiyorum…..yani çektiğin fotoğrafların renk tonları ile ilgili olarak nasıl bir uygulama yapıyorsun…? bir photoshop filitresi mi kullanıyorsun ya da ne bileyim makinanın objektifine takılan bir filitre mi kullanıyorsun…? belki de bunun cevabını defalarca vermişsindir ama bu sorunun cevabını hangi başlığın altında arıyacağımı bilemedim… :)) yardımcı olursan sevinirim…  

  32. Ceren

    Maça bey aranızda algı konusunda en rahat davranan kişi olmuş sanırım. Kediler böyle büyülü canlılar bence. Göldü,ormandı,manzaraydı,fotoğraftı,hangi panoramalar,yarış,rekabet,kaybetme korkusu,ironik göndermeler,zeki kim,algım güçlü mü,kazancak mıyım,Maça?, yoksa? yoksa? … Ve tüm bunların yanı sıra kendi gibi mırlayan bir kedi :) Maça bey’i takdir ettim. Ona iyi bakıldığından da şüphe duymaya gerek yok sanırım. Güzel bir yazı :)

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün