Smoky Mountains

8/09/2009, 03:04

Labor Day tatili vesilesi ile üç güne uzayacak hafta sonu tatilimizi -evde bilgisayar karşısında pineklemek yerine- bir “Smoky Mountains” paketine çevirmeye haftalar evvel karar vermiştik. 1750km sürecek bu pakete bir de 2009 model bir Ford Fusion eklenince yolculuk tadından yenmedi (ben yol boyunca benzin tüketimi hakkında söylensem de bu araç Kamil Koç rahatlığı ve Ferrari çevikliği ile gönlümüze taht kurdu (satın almadığımızı, aslında sadece bir haftalığına kiraladığımızı öğrendiğimde ise beni üzüntülere gark etti, o ayrı)).

Cuma günü Duygu’nun uzayan lab toplantısı yüzünden biraz gecikmeli olarak yola çıkınca yolun büyük bir kısmını gece katetmek zorunda kaldık (bir kaç gün evvel istifa etmeden önce NASA’nın Stennis Uzay Merkezi’nde çalışan Murat Gündüz de bizimle geliyordu; arabayı onunla değişerek kullandık). Yine de Smoky Mountains yöresine vardığımızda hepimizin gözünden uyku akıyordu. Yürüyeceğimiz parkurun GPS koordinatlarının yanlış olduğunu keşfettiğimizde ise saat yerel saat sabaha karşı üçü geçmişti (yolculuk aksilikler ile başlamıştı, fakat İspanya/Fransa macerası bize aksiliklerle başlayan yolculukların süper gittiğini öğrettiği için içimiz rahattı (tamam tamam, sadece benim içim rahattı)).

Gece can havli ile rastladığımız ilk kamp alanına sapıp arabada uyuduk. Zira sonraki gün yürüyeceğimiz yolları düşündükçe uyumak için yeterince vaktimizin kalmamış olması bizi iyice germeye başlamıştı… Çadır filan kurmakla vakit kaybetmeyip arabanın içerisinde uyumaya karar verdik. Bir-iki saatlik uykunun ardından GPS’in azizliği vesilesi ile bulamadığımız buluşma yerini aramaya koyulmak için sabahın köründe uyandık (bu arada nasıl bir yerde konakladığımızı da görmüş olduk (bkz: alttaki fotoğraf)).

Buluşma yeri” diyorum, çünkü Duygu tarafından bize yarışmaya Knoxville’den katılan Erol ve Ayşegül ile buluşacağımız söylenmişti (daha sonra Ayşegül’ün gelemediğini öğrenecek ve Erol’un ise yarışmacı değil daha çok yarışmanın sunucusu kıvamında bir şahsiyet olduğunu anlayacaktık, o ayrı).

Meğer buluşma yerimizden pek de uzak değilmişiz. Uyandığımız yerden çıktıktan on dakika sonra yürüyüş parkurunun başlangıcında idik. Arabamızı park ettik, çantalarımızı hazırladık ve Erol’u beklemeye koyulduk.

Erol da gelince yaklaşık 30 kilometre sürecek olan yürüyüşümüze başladık. Yürüyüşe başladığımız noktada aşağıdaki tabelayı gördüğümde Appalachian Trail‘e ilk kez bu kadar yaklaşacak olmanın heyecanı vardı içimde (sonra o heyecan yerini “bu yokuş ne zaman bitecek laaan” ezgisindeki narâlara bıraktı ve dağ bana dolaylı yoldan “sen kimsin Appalachian kim, önce o sigarayı bırak bakalım” demiş oldu, o ayrı (bir noktada hakkında o kadar atıp tuttuğum Kincaid Lake‘in bile daha iyi olduğunu bile sayıklamıştım yorgunluktan)).

Erol Akçay (soldaki), ODTÜ’den çift anadal yapıp hem Fizik hem de Biyoloji’den mezun olan, üstüne de Stanford’dan bir Ph.D. patlatan, şimdi de post-doc olarak evrim üzerine araştırma yapan çalışkanlığı ile gurur duyulası bir arkadaşımız (“egom ne zamandır şöyle sağlam bir zopa yemedi ayol” diye efkârlananlar CV’sine hızla bir göz atabilirler). Ayrıca kendisi dağcılık ve trekking konusunda da bizden bir kaç gömlek üstün olduğundan kelli dağda o ne derse onu yapmanın hepimiz için pek hayırlı olacağını anlamamız zaman almadı, kaderimize boyun eğdik (Erol’un şurada da bir adet Türkçe günlüğü var).

İlk geceyi geçireceğimiz kamp yerine ulaştığımızda bacaklarımda derman kalmamıştı. Mütemadiyen yokuş yukarı çıkmış, neredeyse hiç düzlük yüzü görmeden, bitireceğimiz parkurun en yüksek noktasına varmıştık. Sigarayı gerçekten bırakmaya işte burada karar verip yanımdaki paketi de bir türlü yanmayan kamp ateşini yakmak için kullandım (çok manâlı bir şekilde işe de yaradı, dakikalardır yanmayan ateş sigara paketini görünce resmen dellendi).

Sağdaki bizim, soldaki ise Erol’un çadırı.

Bizim çadırın öyle ufak tefek görünüşüne aldanmamak lazım, içi müthiş aslında.

İlk gece sabaha kadar yağmur yağdı. Hatta “sabah oldu, artık durayım ben” demedi, yağmaya aynen devam etti. Fakat yolcu yolunda gerek olduğundan yağmur filan demedik ve yollara düştük.

Bu arada Smoky Mountains’ın (“Dumanlı Dağlar”) da neden “Smoky” (“Dumanlı”) olduğunu da sabah kalkınca anlamış olduk. Sis içinde yürümek çok keyifli olmasına rağmen 1500 metre yükseklikteki Gregory Bald’ı hiç bir manzara görmeden geçmiş olmak çok sinir bozucu idi. Açıkçası bu kadar yürüyüp de, şöyle kuzuların yeşil çayırları izledikleri gibi izleyecek bir tane bile manzara göremeyince Duygu ile “nerede o Artvin’deki manzaralar” demekten kendimizi alamadık.

Dünkü tırmanışın tersine bu gün (ve sonraki gün) inişten ibaret olacaktı (bir gün evvel o kadar çok tırmanmıştık ki artık resmen tırmanacak bir yer kalmamıştı (sanki koca Dumanlı Dağlar dize gelmiş, ağlıyor, bizden aman diliyordu (hehe))).

Murat Gündüz (en arkadaki), bu seyahatten bir kaç gün öncesine kadar post-doc olarak Amerikan ordusu için çalışan bir okyanus bilimci (oşinograf) idi. Kendisi şimdi daha süper bir pozisyonda post-doc çalışmalarına devam etmek üzere Almanya yolcusu, ardından da İtalya’ya geçecek. Bu arada gideceği haberi her yere yayılmış olacak ki dönüş yolunda hız sınırının 110km/s olduğu bir bölgede 140km/s hızla radara yakalanmasını bahane eden bir polis memuru kendisine birincilik teli verdi ve iyi yolculuklar diledi.

Erol, bir engeli aşmak için canla başla çalışan Murat ile dalga geçerken (fotoğrafçı olarak yorumumu katıyorum, lütfen taşkınlık yapmayın):

Orman anormal derecede nemli idi. Biz acemiler -tüm uyarılara rağmen- pamuklu şeylerle gidince, ikinci gün giyecek kuru bir şeyimiz kalmamıştı neredeyse (ben çok zeki olduğum için “akşam asarım kurur, n’olcak yani, alla alla” filan diyordum, yağmur yağınca mosmor oldum) (bir de bir şeylerin ıslanmasında yağmurun payı vardı elbette, fakat ıslanmanın sadece dışarıdan değil, terleme ile içeriden de olabileceğini nasıl olduysa daha önce düşünememiştim).

Ben sürekli ekibin gerisinde kalıp fotoğraflar çekiyordum. Böyle bir arkada kalış esnasında güzelim “mat”ımı (çadırda uyurken yere serilen şey) bir şekilde düşürüp kaybetmeyi başardım (Duygu psikolojik olarak -lakırdılar vasıtasıyla- kafamı kırdı, çaresizce bir şeyleri kaybetmekten ne zaman vazgeçeceğimi sordu, kendisine sakin bir şekilde bir şeyleri kaybetmekten çok keyif aldığımı, muhtemelen bundan hiç bir zaman vazgeçemeyeceğimi anlattım (hehe)).

Orman yüzeyi o kadar nemli idi ki envayı çeşit mantara rastladık. Orada burada “Aa Meren mantar fotoğrafçısı olmuş” dedikoduları çıkmasını göze alarak size bir kaç mantar fotoğrafı şeetmek istiyorum (burada ben mantar fotoğrafı çekerken Duygu Vietkong gerillalarının olası bir saldırısına karşın ortalığı kolaçan ediyor):

Mantar

Soldakinin adını bilmiyorum, sağdakinin de adını bilmiyorum ama Şirinler Mantarı filan olsa gerek (bu kadar tatlı görünen bir mantarın insanı zehirlemesinin mümkün olmadığını düşünerek gizlice yemeye karar verdim ama koparmaya kıyamadım):

Alın size bir diğer mantar (daha bir sürü var, ama hepsini gösterip sizi kaçırmayacağım) (bu mantar Smoky Mountains’ın meşhur “Papyonlu Samuray” mantarı (bence kesin öyle)):

Tamam tamam bu son (bunun üzeri şeker gibi tatlı değilse nedir, bence böyle mantarları görür görmez yemeliyiz):

Mantar

Uzun sayılabilecek bir yürüyüşün ardından ikinci geceyi geçireceğimiz kamp yerine vardık.

Kamp alanına biraz erken varmış olmanın sevinci ile Duygu önce günün geri kalanında çantaları bırakıp yürüyebileceğimiz rotalar bulmaya çalıştı, fakat -neyse ki- kısa süre sonra o da oturduğumuz yerde oturup yayılmanın en doğru karar olduğuna kanaât getirdi (bu fotoğrafı çekerken Duygu’nun yüzündeki ışığı görünce altın bulmuş gibi sevinmiştim).

Çadırları kurduktan sonra Erol’un yaptığı çayları içtik. Daha sonra da Erol’un yaptığı yemekleri yiyecektik..

Duygu’nun aşağıda fotoğrafladığım sürprizinden daha sonra bahsedeceğim. O yüzden  şu an sadece bu alan için rezevasyon yapıyorum.

Ekibin %75′i Evrim Çalışkanı, kalan %25′i de Evrim Çalışkanı olmasının önünde hiç bir engel olmayan bir bilim insanı olunca böyle ‘nerd’vari eğlenceler bir anlamda kaçınılmaz oldu:

Ertesi gün yolumuzun kalan kısmını yürürken kendimizi derenin buz gibi sularına bıraktık.

Ayrılık vakti yaklaştıkça daha çok ekip portresi çeker oldum..

Erol ile tanışma şansı yakaladığım, gittiğinde çok özleyeceğim Murat ile gitmeden önce doya doya vakit geçirdiğim, yere yuva yapan eşek arılarına kendimi iki kez sokturtmayı başardığım (bir sağ bir sol bacağımdan) (ne başta nasıl acıdığını ne şu anda ne kadar kaşındığını anlatabilirim), bir şeyler kaybetme geleneğini bozmayarak bir adet mat kaybettiğim süper bir gezi idi. Fakat ne yazık ki bitti ve yeniden gerçek hayata döndük.

Bu arada o ağaçları yerim ben.

Tags: , ,

“Smoky Mountains” için 27 yorum yapılmış.

  1. azna

    Hayranınızım naçizene, Duygu ile sizin, oturduğum yerden sizinle gezmiş kadar oluyorum (iki çocukla en uzak parka gidebildiğimden). Lutfen müsait oldukça daha fazla geziniz ve bizi de gezdiriniz. Sevgilerle…

  2. bizans

    Geniş açı objektifleri neden sevmediğimi gözlerim ağrıyınca bir kez daha anladım ;)

  3. bizans

    Metnin daha uzun olmasını tercih ederdim, bence çok kısa.

  4. Meren

    oturduğum yerden sizinle gezmiş kadar oluyorum (…) Lutfen müsait oldukça daha fazla geziniz

    Teşekkürler efendim. İnanın bu konuda elimizden geleni yapıyoruz neredeyse :)

    Metnin daha uzun olmasını tercih ederdim, bence çok kısa.

    Ertesi gün içine gireceğim yoğunluğu hesap ederek aceleye getirdim, ne yapalım.

    “Bu lens bu iş için biçilmiş kaftanmış yahu” dedim durdum yolculuk boyunca. Öperim gözlerinden, söyle ağırmasınlar :p

    Arıların soktuğu yerler ne kadar kaşınıyor anlatamam.

  5. müzeyyen

    Çok hoş ve akıcı yazı, beraberinde bu güzel fotoğraflar…selamlar..:)

  6. nurvenur

    Bu sefer daha az sikayet edip daha bir sevmissin dogada kalmayi. Kincaid golunde sikayetin biri bin paraydi :)

    Smoky Mountains’ın da her yeri de birbirine ne kadar benziyor. Sizinkinden cok ayri bir rotada yurumustuk biz, ama sanki ayni yerlerde dolasmisiz gibi geldi fotograflara bakinca. Ozellikle kamp alanlari birbirine cok benziyor. Yalniz fotograflar, orada nasil yoruldugumu da hatirlatti. Su botlari cikarip ayaklari suya sokmak kadar guzel birsey olamazdi.

    Bir dahaki kampcilik gezinizde North Face’in su gecirmez hiking pantolonunu siddetle tavsiye ederim. Hic nem tutmadigi gibi azicik bir guneste hemencecik koruyor.

    Bir de lens yeni aldigin balik gozu galiba. Cok sik olmus fotograflar.

  7. filiz

    mantar bolumune bayıldım .cok sırınlermıs.elinize saglık.

  8. Süleyman SÖNMEZ

    Dağları özlemişim. Hep ıslak bir hava duygusu eşlik ediyordu fotoğraflara. Pamuklu kısmında netleşti :) Cidden çok keyifle okudum. Ormanda arı dışında hayvan yok muydu?

  9. Kadir

    Doğa bir harikaymış…Renkler, yağmur ve toprak kokusu ayrı güzel…

    Bu arada sağdaki mantar “magic mushroom” ..dikkat etmek gerek :)

  10. A. Murat Eren

    Yorumlar için çok teşekkürler :)

    nurvenur,

    Bu sefer daha az sikayet edip daha bir sevmissin dogada kalmayi. Kincaid golunde sikayetin biri bin paraydi :)

    Belki kimse fark etmez diye ummuştum ama yakalandım. İnsanları kötü yola sürüklemek, doğanın acımasız ve hoyrat kollarına itmek istemiyorum aslında. Dolayısıyla başımıza gelen bütün korkunçluklardan, yollara devrilmiş ve bize geçit vermeyen ağaç gövdelerinden, gece gözlerini kapadığında ormanın her yanından gelen hayvan seslerinden, yağmur yağarken yaprakların çıkardığı sesten, sabah uyanıp uyku tulumunun içinden çıkınca insanın yaşadığı serinlik hissinden bir bir bahsedip şikayetin kralını yapacaktım fakat mat’ımı kaybettim :( Hem mat kaybedip hem de şikayet edersem Duygu beni keser diye korktum açıkçası :(

    Bir dahaki kampcilik gezinizde North Face’in su gecirmez hiking pantolonunu siddetle tavsiye ederim.

    The North Face’in hastasıyız. Tavsiyenizi hemen bir yere not alıyorum efendim. Zira lanet olası doğada mahsur kalınca insan -çok afedersiniz- ıslanmadan duramıyor.

    Süleyman Sönmez,

    Ormanda arı dışında hayvan yok muydu?

    Efendim vardı. Ayıları meşhur bu dağların, black bear var. Nispeten küçük, teke tekte başa çıkılabilir ayılar kendileri. Fakat ne yazık ki biz karşılaşmadık. Ben sadece bir rakunun kamp alanımızı ziyaret edişini duydum, bir adet sincap, bir adet yılan gördüm, bir kaç enteresan kuş, bir de bir on dakika kadar da olsa kamp alanında hip-hop çalmaya cüret eden üniversiteli hayvanlar gördüm. Çok güzel korunmuş bir bölge olduğu için doğal yaşam çok el değmemiş göründü. Amerika’nın dünyanın doğal zenginliklerini içine eden bir sistemin patronluğunu yaparken kendi doğal zenginliklerini böylesi bir itina ve başarı ile koruması çok karmaşık hisler uyandırıyor bende. Neyse.

    Kadir,

    Bu arada sağdaki mantar “magic mushroom” ..dikkat etmek gerek :)

    Hah, mantar konusunda o kadar cahilim ki, kim ne dese inanacak noktadayım :p

  11. mdakin

    Twitterde de yazmistim, o sirinler mantarinin asil ismi Amanita muscaria, zehirli ve halusinojendir. Genel olarak olumcul degil, ama tavsiye etmem yemeni ;) Cok guzel bir mantar ama. http://en.wikipedia.org/wiki/Amanita_muscaria.

    Fotograflar da cok guzel, insan nemli havayi hissediyor neredeyse.

  12. A. Murat Eren

    Ya mdakin’cığım, inan yukarıda mantarlar ile ilgili saçmalarken de, oralarda güzelim mantarlara aval aval bakarken de sen geldin aklıma hep. Buralarda yazmaya çekindim ama aklımdan da geçmedi değil “gelirse dayanamaz benim saçmalamalarıma, bir şey yazar kesin” diye :))) (hatta tepkini garanti altına almak için “Gregory Bald yolculuğumuzda bir mihenk taşı idi” filan demeye bile niyetlendim)

    Buraları bir de seninle ziyaret etmek lazım :)

    Senin oralara sevgiler.

  13. elif üzer

    bi önceki yazıda smoky mountains’a gideceğinizi duyunca “amaan şimdi merenbey yazacak ta efendim biz de okuyacağız ohooo artvin yazısı kadar uzun sürebilir diye” düşünüp pek bi hüzünlenmiştim. ama bu sabah sel felaketiyle pek de aydınlık olmayan günüme hediye gibi bi şeydi yazın.. teşekkür ederim.

    bu arada marmotun normal trekking pantolonu üzerine giyebileceğin yanları boydan boya fermuarlı yağmurluk pantolonunu da önerebilirim tabii TNF nin yerini hiiç bişey tutamaz o ayrı :)

    bi de o leki batonu nasıl monopod haline getirdiniz? ucuna ayrı bi aparat mı lazım? nerden bulunur, benim d80′i taşır mı? filan falan

    son olarak daha az şikayet ettiğin ve bakıyorum da artık severek katıldığın bu faaliyetleri düzenleyen duygu hanıma da tebriklerimi iletiniz efenim

  14. A. Murat Eren

    Sel felaketini haberlerden takip ettim, çok üzüldüm. Geçmiş olsun gerçekten :(

    bu arada marmotun normal trekking pantolonu üzerine giyebileceğin yanları boydan boya fermuarlı yağmurluk pantolonunu da önerebilirim tabii TNF nin yerini hiiç bişey tutamaz o ayrı :)

    Sizin de pek sevdiğinizi bildiğim Tunç Fındık‘ın sponsoru olduğu için, habire bir şeylerimi TNF’den almak geliyor ya içimden şimdi, bir TNF pantolon alıp bu işi kökten çözmek bana daha sıcak duyuluyor :)

    bi de o leki batonu nasıl monopod haline getirdiniz? ucuna ayrı bi aparat mı lazım? nerden bulunur, benim d80′i taşır mı? filan falan

    Evet, ayrı bir aparat var, Duygu yazar herhalde ayrıntılarını. Batona takılan bir parça var, bir de makineye takılan (bu kadar aşikar bir şeyi neden söylediysem). Birbirlerine bir mıknatıs aracılığı ile bağlanıyorlar. Mıknatıs çok sağlam ama. Ben D300′ü 200mm lens ile takıp batonu ters çevirip salladım, hiç bir şey olmadı, öyle diyeyim (Duygu’nun gösterdiği bir YouTube videosundaki adama özenmiştim de). D80′i rahat rahat taşır bence :)

    Selamlar.

  15. Düygü

    Efenim o leki batonunu pek araştırdım sonunda buldum. Şöyle ki, batonu ayrı satın almanız, üzerine mounting sistemini ayrıca almanız gerekiyor.

    Mounting sistemi şu adreste (benimki AR/i):
    http://www.trek-tech.com/products/magmount.html

    …ve evet, D80′i taşır, yukarıda demoları var :)

    Ben bu şirketin batonlarına para yetiştiremeyeceğimi anlayınca (aslında çok güzel tripod oluyorlar), leki’de bulduğum bu tekli batonu aldım. Üst kısmının tokmağı çıkıyor altından bu mounting sistemi yerleştirebileceğiniz bir vida çıkıyor.

    Leki de burada:
    http://www.amazon.com/LEKI-Sierra-Soft-Anti-Shock-Trekking/dp/B001GCUDTE/ref=sr_1_1?ie=UTF8&s=sporting-goods&qid=1252526124&sr=8-1

    Benim küçük el kameramı (fotoğraftaki) bu şekilde yürürken taşımak bile çok kolay oldu. Ama D80 yürürken biraz zorlayabilir. Makinaya zarar gelmesin mazallah.

  16. elif üzer

    hay allam yareppim ya al al bitmiyo bu çile :) benim lekilere baktım öyle sapı filan çıkmıyormuş :(
    trek-tech ürünleri de pek bi şahaneymiş.. site önerileri ve açıklamalar için çok teşekkür ederim..

  17. fatma Ünal

    Rss sessiz sakin takip ederekn yazı ve fotoğrafları bu güzel mantarların cazibesine kayıtsız kalamadım. Her ne kadar zehirli falan olduğunu düşünsem de resmen aşık oldum. Bol bol gezmeler diliyorum. Bu arada sanırım bu kullandığınız lens balıkgözü lensi idi bu tekniğe bayıldım ben fotoğraflara bakmaktan, dalıp gitmekten ve üzerine bir sigara yakmaktan (kamp ateşinde deil malesef :)) kendimi alamıyorum. Ofiste tam karşımdaki duvarı şu muhteşem görsellerden biri ile kaplamak istiyorum. Keşke mümkün olsa :)

    Tüm okuyucular gibi ben de bol bol yazmanızı, duygu hanım ile bol bol gezmenizi ve fotoğraflamanızı istiyorum.:)

  18. A. Murat Eren

    Fatma Hanım,

    Mantar uzmanı arkadaşların söylediğine göre soldaki kusturuyormuş, sağdaki ise halüsinojen imiş. İkisinin tüketimi de tavsiye edilmiyor ;)

    “Eğer bastırır asarım, hakkımı ararım!” diyorsanız istediğiniz mantar fotoğrafı hangisi söyleyin, en kocaman boyutlu orijinal dosyayı göndereyim :)

    Yorum için çok teşekkürler.

    Selamlar.

  19. Ceren

    Şu şirinler mantarından biz de geçen sene Çaymakçur’dan Ayder’e inerken görmüş ve sizinle aynı ismi vermiştik. http://picasaweb.google.com.tr/cerendav/TransKaKar1724AUstos2008#5239190414220065778

    Hatta yiyip şirinleri görmeyi bile düşündük :) Bir arkadaş da “fındık parçacıklı mantar” demiş idi.

  20. A. Murat Eren

    Hatta yiyip şirinleri görmeyi bile düşündük :) Bir arkadaş da “fındık parçacıklı mantar” demiş idi.

    Yeseymişsiniz gerçekten görebilirmişsiniz efendim :) Diğer fotoğraflara da göz attım, müthiş olmuş Trans Kaçkar’ınız :)

  21. mdakin

    Bu arada halusinojen derken psilocybin mantarlari (magic mushroom) gibi nispeten zararsiz mantarlarla karistirmayin, Amanita muscaria’da bulunan muscimol ve ibotenik asit halusinasyonlarin yaninda kas spazmlari, terleme, mide bulantisi, dengesizlik vs gibi tatsiz etkileri de beraberinde getirebilir, cok yuksek dozda alinirsa olumcul olabilir, o yuzden ellemeyin.
    Onun haricinde, cok guzel bir mantar ama.. Guzel mantar demisken Amethyst deceiver’e bir goz atin: http://www.biopix.dk/Temp/JCS%20Laccaria%20amethystina%2021892.jpg

  22. fatma üNAL

    Meren Bey nazik düşünceniz için teşekkür ederim. Hangisini beğendiğime gelince papyonlu minik samuraya talibim :) ve de peşinizden geliyormuşum hissimim tavan yaptığı en son foto :) Sizi zahmete sokuyormuş hissimin azalması için bir kez daha teşekkür ederim.

  23. canan

    Olmaz ki, bu kadar da olmaz ki… Bir insan evladına bu kadar da eziyet edilmez ki.. Masamdaki; suyu bataklık suyuna döndüğü için zaman zaman içinden yılan kurbağa gibi bilumum yaratıkların çıkacağını düşündüğüm vazomdaki peepatyalardan  başka bir yeşillik olmayan ofisimde, bu korkunç orman manzaralarının, ölümcül mantar kılığındaki vietkong gerillalarının -ki bunun; çok gelişmiş bir izleme yöntemi olduğunu düşünüyorum, zira onlar mantar değil uydu bağlantılı vericiler!! Şekillerine bakarsanız minik bir çanak anteni olduklarını göreceksiniz, Ters ama olsun, vardır bir teknolojisi! Uzak durmak lazım böyle kamuflajlardan- devasa boyutlardaki ağaçların, çok feci çamur olduğunu düşündüğüm o bakımsız patikaların , yeşilin bir çok tonunun aynı anda görülebildiği renk karmaşasının, oda servisi bile olmayan küçücük çadırın, sürekli ıslak olduğu için romatizma olma tehlikesine çanak tutan entarilerin hepsi, ama hepsi çok fena şekilde, bu kötü eylemleri yapmamam konusunda beni ikna ediyor.. Sakın sizi çok kıskandığımı filan düşünmeyin, hiç bir konforu yok  o mekanların, çok anlamsız bu kadar eziyet çekilerek yapılan eylemlerin, hıh nesini kıskanacakmışım..!!

  24. canan

    Hımm… Kendi yorumumu okudum da; “bu kafa karmaşasında nasıl yaşamışım!!!!!!” ben dedim.. Dünyanın her yerini, her her her yerini gezmek istiyor, gezen gören ve de böyle güzel anlatan herkesi çoook kıskanıyorum.. Önceki yorumumun mealiydi efenimm.. İyi geceler..

  25. A. Murat Eren

    Önceki yorumumun mealiydi efenimm.

    Zaten her okuyanın tam olarak bunu anladığına hiç şüphem yok :) Ben öyle anlamıştım en azından, şans dilemiştim içimden. İnsan tüm ömrünü hasbelkader üzerinde peydah olduğu bu gezegeni gezmeye ayırsa olur yani (yorumuna yanıt yazmak için sayfayı açınca fotoğrafları bir daha gördüm).

    Selam, sevgi.

  26. Meren'in Fotoğraf Günlüğü » Blog Archive » Rhode Island, Providence, Sonbahar, Vesaire.

    [...] Smoky Mountains [...]

  27. hasan

    güzel yerler aslında . Bende uzun süredir gitmek istiyorum ama bir türlü fırsat bulamıyorum . Bu arada bir yürüyüş pantolonu arıyorum . Bir çok yerde pantolon var . Sizin bir önderiniz varmıdır ? 
     
    Ben aşağıdaki yerde buldum ama emin değilim . Kullanan varmıdır .
     
    Link :  http://www.makara.com.tr/urun/yuruyus-trekking-pantolonu.aspx 

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün