13 Fotoğraf, 13 Yorum

20/03/2012, 20:57

Bir süre önce Niko Guido fotoğraf üzerine hazırladığı bir televizyon programı için benden 13 adet fotoğraf seçip yorumlamamı istedi. Fikir hoşuma gitti. Aklında tam olarak ne olduğunu keşfetmek için birkaç sordum, ama en nihayetinde aldığım yanıt yaklaşık olarak “içinden nasıl geliyorsa öyle” oldu, ben de kendi kriterlerime göre 13 fotoğraf seçip yorumlamaya karar verdim.

Fotoğrafları belirledikten sonra, her hafta bir tanesi yayınlanacak olan bu fotoğraf ve yorumların hangi sıra ile izleyici karşısına çıkmasının uygun olacağına karar vermekte epey zorlandım. Dışarıdan bir gözün daha sağlıklı karar vereceğini düşünerek, hem sıralama, hem de editoryal rötuşlar için Koray Löker‘in kapısını çaldım. İlgisi ve yardımı için buradan teşekkür ederim.

Niko’nun önerisi kendimi fotoğraflar üzerinden -en başta yine kendime- ifade etmem için iyi bir fırsat oldu. Ben bu yazıyı yazarken T.V. programı henüz yayına girmemişti, fakat Niko ile konuşup fotoğrafları ve yorumlarımı günlüğe koymaya karar verdim. Kendisine bu yazıya vesile olduğu için teşekkür borçluyum (bu arada Niko “dilersen seslendirip gönder, o hali ile yayınlayalım, istemezsen yazılı gönder, burada birisine okuturuz” demişti, karga gibi sesimle bir kez daha madara olmamak için yazılı gönderdim, siz de böyle kimsenin sesinden okuyup riske atmayın, güzel güzel içinizden okuyun bak).

Peki. Yaz kızım. Bir. Andreas Gursky.

***


© Andreas Gursky

İzlediğiniz eser meşhur fotoğraf sanatçısı Andreas Gursky’ye ait. Gursky’nin bu fotoğrafı birkaç ay önce bir açık artırmada 4.3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı fotoğrafı unvanını kazandı. Muhtemelen bir kısmınız “bu fotoğrafın nesi 4.3 milyon dolar” diye düşünüyor.

Andreas Gursky geçtiğimiz yıllarda özellikle insanlığın endüstriyel bileşenlerinin şehir yaşantısında ortaya çıkardığı örüntüleri belgelediği çalışmaları ile gündeme gelmiş, eserlerinin içerdiği derin kültürel eleştiriler ile dünya mirasına büyük bir iz bırakacağı konusunda tartışılacak pek bir şey olmadığını herkese göstermişti.

Fakat Gursky’nin saygın bir fotoğrafçı olmasıyla fotoğrafına ödenen miktar, ya da fotoğrafa ödenen miktar ile fotoğrafın gerçek değeri arasında manalı bir korelasyon aramak gereksiz. Bir fotoğrafın gerçek değerini fotoğrafçısı belirlemez. Neyin fotoğraflandığı da belirlemez. Fotoğrafın ‘banknot’ cinsinden değerini belirleyen alıcının reklamını yaptığı değerin de fotoğrafın gerçek değeri ile ilgisi yoktur. Bir fotoğrafın gerçek değerini yalnızca ‘izleyen’ belirleyebilir. İzleyicinin belirlediği değerin evrenselliği de yoktur; herkesin biçtiği değer havaya karışır gider. Hatta kendisini fotoğraf sanatçısı olarak niteleyip, insanların beğenisi için fotoğraf çeken kişiyi son derece ironik bir duruma düşüren de tam olarak budur.

***


© Ansel Adams

İzlediğiniz kare fotoğraf tarihinin en önemli isimlerinden Ansel Adams’a ait. Fotoğraftan önce Ansel Adams’ın fotoğraf tarihindeki önemine değinmek istiyorum.

Adams, fotoğrafın sanat olarak kabul edilmesi için çabalayan erken dönem fotoğrafçılarının, çareyi resim gibi görünen fotoğraflar çekmekte bulmasına, ‘arı fotoğrafçılık akımı’ ile son veren kişilerden. O dönem arı fotoğrafçılık ile “fotoğraf dışındaki herhangi bir sanat dalından türemiş hiç bir tekniği, kompozisyonu ya da fikri sahiplenmeyen” fotoğrafçılığı kast ederlermiş. Adams ve saz arkadaşlarının geliştirdiği yeni bakış açısı, bir anlamda fotoğrafın kendi ayakları üzerinde durma mücadelesinin temellerini atmış.

İzlediğiniz fotoğraf Adams’ın ölümünden yıllar sonra bulunan, daha önce yayımlanmamış 200 civarındaki fotoğrafından biri. Meğer 1941 yılında Amerikan içişleri bakanlığı Ansel Adams’ı ABD’nin çeşitli yerlerinin büyük format fotoğraflarını çekmesi için kiralamış. Japonlar Pearl Harbor’a saldırınca proje erken bitirilmiş. Adams’ın o zamana kadar çektiği fotoğraflar da, yıllar sonra fark edilene kadar bir rafta beklemiş.

Ne güzel sürpriz.

Fakat bu bir kenara, ABD İçişleri Bakanlığı’nın 70 yıl önceki tutumuna bakınca içimi adını koyamadığım bir kıskançlık kaplıyor.

***


© Sebastião Salgado

İzlediğiniz muazzam siyah beyaz fotoğraf Sebastião Salgado isimli fenomen fotoğrafçının giriştiği uzun soluklu fotoğraf projelerinden birin olan ve Salgado’nun 2004′ten bu yana üzerinde çalıştığı ‘Genesis’ten bir kare.

Fotoğrafın çekildiği yer ABD’nin Alaska eyaletindeki bir ulusal park. Bu proje dahilinde, gezegenin henüz insan tarafından ele geçirilmemiş mirasını fotoğraflama amacı güden Salgado vahşi yaşam ve bitki örtüsüyle beraber kültürü, gelenekleri ve doğayla uyum içerisinde yaşamaya devam eden insan topluluklarını da fotoğraflıyor.

Brezilya’da doğup ekonomi eğitimi aldıktan sonra 30 yaşında fotoğrafçı olmaya karar veren Salgado’nun ilk görüşte insanın aklında ebediyen yer etmesi kaçınılmaz olan onlarca fotoğrafı var.

Salgado ismini araştırınca karşılaşacağınız, her birisi insanların dünyaya bakış açısını değiştirme gücüne sahip olan projeleri, etkileyiciliklerini elbette Salgado’nun vizyonundan ve amaçlarından alıyor. Salgado önce evinin önündeki pisliği temizleyerek çıkmış yola: 90’lı yıllarda Brezilya’da verdiği mücadeleyle insanlar tarafından tahrip edilmiş bir yağmur ormanı bölgesinin restore edilip ulusal park haline getirilmesine ön ayak olmuş misal.

Fotoğrafçının sosyal sorumluluk sahibi olanı, şüphesiz bir başka oluyor.

***


© Chris Jordan

İzlediğiniz fotoğraf Chris Jordan’ın Pasifik Okyanusu’nun tam ortasında, en yakın kıtaya uzaklığı 3,200 kilometre olan Midway Adası’nda yürüttüğü bir belgesel projesinden.

Yerde yatan Albatros yavrusunun katili okyanus yüzeyinde dolaşan atıklar. Bu yavru, ebeveynlerinin yiyecek sanarak denizden topladığı plastik kapaklar ile besledikleri ve açlıktan ölen binlerce albatros yavrusundan sadece birisi.

Chris Jordan bu kuşlara baktığında, bir trans halinde içinde yer aldığımız endüstriyel gelişime bağlı olarak değişen tüketim alışkanlıklarımızın korkunç bir yansımasını gördüğünü dile getiriyor. Jordan’a göre bizler, yani birinci dünyanın insanları da aynen bu albatros yavrusu gibi bedenimiz ve ruhumuzu neyin beslerken neyin zehirlediğini ayırt etme yeteneğini yitirmiş bir vaziyette yaşıyoruz.

Çöplerimiz ile yere serdiğimiz bu Albatros yavrusunu doğanın bize oyalandığımız muhayyel rutinleri hatırlatmak için kullandığı alçakgönüllü bir neferi olarak görmek de mümkün belki.

Ansel Adams “fotoğraf ifadenin ve iletişimin güçlü bir ortamı olarak sonsuz çeşitlilikte algı, yorum ve uygulama şekli sunar” diyor. Şüphesiz bu fotoğrafa sığdırılabilecek sitemlerin de neredeyse bir sonu yok.

***


© Philippe Halsman

İzlediğiniz fotoğraf Philippe Halsman’ın meşhur Dali Atomicus eseri. Fotoğrafta yer alan kişi de sürrealist ressam Salvador Dali’den başkası değil. Bu fotoğrafa dair birkaç şey söylemeden evvel, mühendislik eğitimi almış Halsman’ın yaşamından bir kesit aktarayım.

Yahudi bir aileden gelen Halsman’ın gençliği biraz ‘çalkantılı’ geçmiş. Örneğin, 22 yaşına girdiği 1928 yılında Avusturya Alp’lerinde çıktıkları bir yürüyüşte babası beyin travması geçirerek hayata gözlerini yumunca, Halsman Avusturya’da ‘cinayetten’ hüküm giymiş. Avrupa’da o yıllarda tırmanmakta olan Yahudi karşıtlığının sonuçlarından birisi olan bu olay, babasını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan Halsman’ın 4 yılını hapishanede geçirmesiyle sonuçlanmış. O zamanlar genç bir bilim insanı olan Albert Einstein’ın yazdığı destek mektubunun Halsman’ın hapishaneden çıkışında önemli rol oynadığı düşünülüyor.

Halsman’ın bu fotoğraftan daha meşhur olan Einstein portresi yerine bu fotoğrafına yer vermemin iki nedeni var. İlki “fotoğrafta sürrealizmin dijital tekniklerle birlikte hayat bulmadığını” hatırlamak. İkinci neden de Halsman’ın insanları zıplarken fotoğraflamakla ilgili sözlerine değinebilmek: “Birisinden zıplamasını istediğinizde, tüm ilgisi zıplama eyleminin kendisine yoğunlaştığı için düşen maskelerin ardından gerçek kendisi ortaya çıkıyor”.

Salvador Dali’nin fotoğrafa yansıyan çocuksu ifadesi de, Halsman’ın hipotezini doğrular nitelikte.

***


© Anonim

İzlediğiniz fotoğraf 1900′lü yılların başında, Belçika Kralı II. Leopold’un Afrika’daki sömürgelerinden biri olan Kongo’da, bir din adamı tarafından gizlice çekilmiş.

Fotoğraftaki adam, kendisi gibi köle olan ve yeterince kauçuk toplayamadığı için cezalandırılan 5 yaşındaki kızının kesilen sol eli ve sağ ayağına bakıyor. Bu korkunç fotoğraf 1885 ve 1908 yılları arasında Kral Leopold’un Afrika’daki hakimiyeti süresince işlenen 5 milyon cinayet ve sayısız işkenceden sadece birisinin tanığı ve Kral Leopold’un, Afrika’da sahip olduğu topraklardan elini çekmesi ile sonuçlanan medya tepkisini başlatan belgelerden birisi.

İnternet’te bu fotoğrafın altındaki tartışmalardan birisinde Belçikalı olduğunu söyleyen biri şu yorumu yazmıştı: “Belçikalıyım, dahası bir tarihçiyim. Belçika’nın geçmişindeki bu utancın 4 yıl boyunca aldığım dersler içinde bir kez olsun tartışılmamış olmasını son derece dehşet verici buluyorum”.

Dünya üzerinde benzer haksızlıkların hiç yaşanmamış olduğu bir karış toprak dahi yok. Bu zehrin yegane antikoruysa insanın çirkinliğe yatkın doğasını kabullenip uğursuz tarihini öğrenmesi. Nitekim ‘öğrenmek’, vakti geldiğinde benzeri haksızlıkları tanıyıp dur diyebilmenin biricik yolu.

İronik olansa, bu iş için en uygun yer olması gereken eğitim sisteminin, otoritenin nezaretinde beklenenin neredeyse tam tersi bir işlev üstlenmiş olduğu gerçeği.

***


© Elliott Erwitt

Elliott Erwitt izlediğiniz fotoğrafı 1950 yılında Kuzey Karolayna’da çekmiş. Soldaki çeşmenin üzerinde “Beyaz”, sağdakinin üzerinde ise “Renkli” yazıyor. Beyazlara mahsus olan çeşmenin sağdakinden farkını gözden kaçırmak imkansız.

Adını fotoğraf tarihine çektiği ironik ve absürd fotoğraflarla yazdırmış olan Elliott Erwitt’in bu fotoğrafı, ABD’deki ırkçılığı en çarpıcı şekilde ifade eden, en kalp kırıcı eserlerinden biri.

Fotoğrafın çekildiği tarihten bu yana sadece 70 yıl geçtiğini hatırlatmak istiyorum. Bugün bilim ve teknolojinin merkezlerinden biri olan ABD’de sadece bir ortalama insan ömrü evvel bu utanç verici tablonun yaşanabildiğini görmek, insanlığın kendi kendisini keşfetme konusunda ne kadar toy olduğuna dair bir işaret olmalı.

Irkçı duyguların insan evriminin tatsız bir sürprizi olduğunu düşünüyorum. Dilerim birkaç bin yıl sonranın insanları bu duygulara öyle yabancı olsun ki, Elliott Erwitt gibi isimlerin geride bıraktığı eserlerle ölümsüzleşen, ve bugün de farklı şekillerde sürdüğüne şahit olduğumuz ayrımcılık ruhuna bakıp şaşırsınlar; insanın bilişsel evriminin bu karanlık günlerinde dünyaya gelmedikleri için kendilerini şanslı hissetsinler. Çünkü bu da bir ihtimal.

***


© Andrea Bruce

Bu fotoğraf Washington Post muhabiri Andrea Bruce’un Türkiye’de yaptığı bir foto-röportajdan. Aktörler İran’dan Türkiye’ye sığınmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından sığınmacı olarak kabul edilerek Isparta’ya yerleştirilmiş olan eşcinseller ve muhalif aktivistler.

Fotoğrafta görmezden gelmenin imkansız olduğu sahne, Ispartalı ailenin eşcinsellere yönelik, dostça olduğu iddia edilemeyecek nitelikteki ilgisi.

Bir azınlık ne kadar küçük ise insan hakları ihlallerinden ve ötekileştirmeden o kadar çok etkileniyor. Bir azınlık ne kadar küçük ise, çoğunluk olmaya alıştırılmış halkın empatisi ve anlayışından o kadar mahrum kalıyor. Açıkçası, bir ülkenin sınırları içerisindeki en küçük azınlığa karşı hem devlet politikası hem de sosyal eğilim bağlamında takınılan tutum ile, o ülkenin ‘aydınlığı’ arasında bir doğru orantı olduğunu iddia etmekte sakınca görmüyorum.

Şüphesiz bu istikamette yürüyecek çok yolumuz var.

İran’dan Türkiye’ye sığınan ve Isparta’ya yerleştirilen mültecilerin yaşam hikayelerini öğrenmek herkese bir şeyler kazandırabilir. Fakat bu sosyal trajediyi bulup anlatmanın bir Washington Post muhabirine kalmış olması, Türkiye’de fotojurnalizmin vazifesini sorgulaması için iyi bir fırsat olmalı.

***


© James Nachtwey

İzlediğiniz fotoğraf son yılların en önemli fotojurnalistlerinden biri olarak kabul edilen James Nachtwey’den. Nachtwey’in fotoğrafladığı kişi, 1994 yılında Ruanda’da gerçekleşen ve sadece bir ay içerisinde Hutu’ların 1 milyondan fazla Tutsi’yi öldürüldükleri soykırımdan sağ kalan bir Tutsi.

Yüzyıllar boyunca aynı topraklarda yaşamış iki topluluk olan Hutu ve Tutsi’lerin birisinin katil, diğerinin ise maktul olduğu Ruanda soykırımı sanki insanlığın öğrenmemek için büyük çaba sarf ettiği bir olay. Zira insan denen canlının, yıllardır aynı mahallede birlikte yaşadığı kişileri bir gün pala ve bıçaklarla parça parça edebileceğini kabullenmek kimsenin işine gelmiyor. Halbuki Ruanda soykırımı, temelinde şovenist söylemler yatan propaganda karşısında insanın zaafiyetini ortaya koyan, unutulmaması gereken bir hadise.

Fotoğrafa bakarken kendinize sorun; fotoğraftaki adamın kafasına pala ile vuran komşusu, propagandanın onu böylesi bir nefret ile doldurmasına nasıl göz yumdu? İnsanlığın kanlı tarihinin çeşitli örnekleriyle dolu olmasına rağmen, katliamların dünya coğrafyasında bugün dahi serbestçe dolaşabiliyor olmasının nedeni ne olabilir?

Ya siz?

Günün birinde bir Hutu olmamak için ne yapıyorsunuz?

***


© Randy Rasmussen

Randy Rasmussen’in yerel bir gazete için Ekim 2011’de Oregon’da çektiği bu fotoğraf, “Wall Street İşgali” eylemi ile başlayan, ABD’de gelir adaletsizliği başta olmak üzere işsizlik, siyasi çürüme gibi sıkıntılara odaklanan halk tepkisini dile getiren hareketinin Portland ayağından.

Benim için fotoğraftaki kadının yüzüne sıkılan biber gazı, yıllardır ifade özgürlüğünün beşiğinde yaşadığına inanmış ABD halkının, ağzını ilk açtığında maruz kaldığı şiddetin sembolü. Bu fotoğraftaki hikaye, ABD halkının uzun zamandan beri ilk kez deneyimlediği bir hayal kırıklığı olarak epey ‘yeni’ olsa da, otoritenin kişilikten ve renkten yoksun üniformalarla vücut bulmuş polislerinin, tek silahı ‘düşünceleri’ olan topluluğa kıyasla her tür şiddetten korunacak şekilde giyinmiş olması, buna rağmen şiddetin tek kaynağı olması, artık kanıksadığımız bir zıtlık.

Bu fotoğrafa bakarken, ABD’de gelir adaletsizliğini eleştirdiği için ağzına biber gazı sıkılan, Mısır’ın Tahrir Meydanı’nda yaka paça yerlerde sürüklenerek dövülen, İstanbul’da vücuduna aldığı darbelerle bebeğini düşürenin kadının hep aynı kadın olduğunu, halkın kendi menfaatleri için her mücadelesinde karşısında bulduğu otoritenin de hep aynı otorite olduğunu hatırlamak gerekli.

***


© Sezay Özbal

1991 Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki Kürt’lerin büyük bir kısmı Saddam’ın zulmünden kaçmak üzere göç yollarına düştü. Bu fotoğraf, Kürt Göçü’nü fotoğraflamak için bölgede gazetecilik yapan Sezay Özbal’a ait.

Daha genç yaşlarımda -şu an utandığım bir konformizm ile- zor yaşam koşulları içerisindeki insanların neden çok çocuk sahibi olduğunu sorgulardım. Zaman içerisinde görüşlerim değişti.

Misal, bu insanlar zorunlu göçlerinden önce de huzur içerisinde yaşamıyorlardı. Diktatörlükle yönetilen bir ülkede, yatırım yapılmayan bir yörenin, iş ve eğitim olanaklarından uzak hayatlar süren insanlarıydı her biri. Hasbelkader dünyanın savaş ve açlığın kol gezmediği bir köşesinde, temel yaşam özgürlükleri elinden alınmış bir azınlık yerine statükonun sırtını yasladığı bir çoğunluğun parçası olarak dünyaya gelmiş talihli bireyler için “yaşıyor olma deneyiminin” mükafatı, birçok kaynaktan temin edilebilen, neredeyse rutin bir keyif. Fakat bu fotoğrafta izlediğiniz insanların yaşamlarına anlam katmak için yapabildikleri tek şeyi yapıyor olmalarına burun kıvırmak, şüphesiz son derece haksız bir tavır.

Sezay Özbal’ın fotoğrafı benim için fakirliğin ve çaresizliğin hakim olduğu coğrafyalarda nüfus artışının daha hızlı olmasının nedenlerine dair önemli ipuçları barındırıyor.

***


© Bob Strong

Bob Strong’un 2010 yılında Afganistan’da çektiği fotoğraf, insan olma deneyimini katlanılmaz hale getiren bir olayı resmediyor.

Birden bire doğrulup güneşte yanmış yüzüne kıyasla bembeyaz kalmış bedenini apar topar örtecek gibi görünen kişi, hayata gözlerini yalnızca dakikalar önce yummuş, kendi halinde bir Afgan köylüsü.

Amerikan askerleri olayla ilgili “üç kişi bu taraftan kalaşnikoflarla ateş açtı, biz de karşılık verdik” diyorlar. Doğrudur; savaş zor.

Fakat yerde boylu boyunca yatan Afgan köylüsünün ölüyor olduğundan emin olduğu anda hissettiği hayal kırıklığı ve isyanı hayal etmeye kimin yüreği var? Birisi belki yalnızca saniyeler sürmüş o hayal kırıklığının kitabını kaleme alsa, bu köylüyü vuran askerin saçları o kitabın daha ön sözünü okurken beyazlar.

Bununla beraber onu vuran askere lanet edip geçmek, ismi dahi anılmayan bu Afgan köylüsünün ölümünün ardındaki daha büyük bir gerçeği görmezden gelmek demek: o silahın tetiğinde, bıkmadan ve usanmadan, silahların kayıtsız şartsız ve her yerde susmasını istemeyen herkesin parmağı var. Hatta en çok da, payı olmadığını düşünenlerin payı var.

***


© Yevgeny Khaldei

İzlediğiniz fotoğraf 2 Mayıs 1945′te Rus fotojurnalist Yevgeny Khaldei tarafından çekilmiş. İki Rus askerini Nazi parlamento binasının tepesine bayraklarını dikerken izlediğimiz bu fotoğraf, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferin sembolü haline gelmiş fotoğraflardan birisi.

73 milyon insanın yaşamını yitirdiği bu büyük savaşın bitişi ile başlayan Soğuk Savaş dönemini, dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleşen ve hala devam etmekte olan irili ufaklı savaş ve katliamları düşününce, bu fotoğrafta sembolü olduğu iddia edilen zaferi görmekte epey zorlanıyorum.

Savaş sonrası bir harabeden farksız olan Berlin fotoğrafta dalgalanan bayrağın altında siyah beyaz bir karamsarlığa gömülmüş, sessiz sedasız tütüyor. İçlerinde ikamet eden insanların, üzerlerinde dalgalanan bayraklar uğruna kalkıştıkları işler üzerinde hiçbir hükmü olmayan şehirlerin savaşlar esnasında yakılıp yıkılması savaşa dair ironik detaylardan bir diğeri.

Bu arada Berlin’in altında tüttüğü bayrak da yok artık. Önemli bir hatırlatma bu; çünkü hiçbiri 10.000 yıl önce olmayan, muhtemelen herhangi biri 10.000 yıl sonraya kalmayacak olan, bugün ise hakimiyetine tamamen raslantı eseri doğulan bayraklar uğruna hareket ederken dikkatli olmalı insan.

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

“13 Fotoğraf, 13 Yorum” için 50 yorum yapılmış.

  1. Vakkas

    İçinden geleni, içinden geldiği gibi yapmanın samimiyeti, her kelimene ayrı bir anlam yüklemiş Murat’cım …O kadar güzel bir ‘için’ var ki…Harika bir çalışma olmuş…Paylaşımdaki tüm detaylar için teşekkür ederim :)

  2. Özgür Çakır

    Çok iyi seçmiş, her zamanki gibi çok iyi yorumlamışsın. Fotoğraf eleştirmeni olarak üzerine tanımıyorum. Selamlar Murat.

    Not: birkaç tane de, hiç olmazsa bir tane de neşeli, umutlu, hayat dolu vs bir fotoğraf seçseydin yahu ;)

  3. Pelin

    cok guzel olmus:)

  4. A. Murat Eren

    Her birinize nazik yorumlar için teşekkür ediyorum. “Sen eskiden böyle değildin Meren, neden bozuldun böyle?” diye soranlara sizi göstereceğim.

    Özgür, ben de fark ettim bahsettiğin eksikliği, fakat bir şekilde benim için önemi olanları listelerken bu liste çıktı meydana. Salvador Dali fotoğrafını o kontenjandan saysak olmaz mı? :)

  5. Gamze

    Günlüğe yazdığın her  yazıyı büyük bir merakla okuyorum. Bu da gerçekten çok güzel bir anlatım olmuş.. Bence bu bir gelenek haline gelebilir. Ve bu kadar duyarlı biri olduğun için de ayrıca gıpta ediyorum.

  6. yasar kurt

    Henuz yazamamis oldugum sarkiari hatirlatan resimler.

    “Dünya üzerinde benzer haksızlıkların hiç yaşanmamış olduğu bir karış toprak dahi yok.”

    Ne aci!

  7. Mine Zabci

    Gunaydin, Cok ilginc bir tesaduf , bize gore dun gece yarisi,Yeni Zelanda dan mail aldim,  facebook ta da sevgili Durul’un notunu gordum. , 13 secimi,de cok basarili buldum. ayrica sabah bana gelen maili sizle paylasmak istedim.tesekkurler.

    Dear Mine, 100 year old colour photographs of Russia as well as Central Asia.Truly amazing. Some of these pictures are on the BBC website today. But you should really go to http://www.loc.gov/pictures/collection/prok/ to see the whole collection. Enjoy!

  8. Niko Guido

    Sevgili Murat,

    Asıl ben sana çok teşekkür ederim. Varlığınla projemize zenginlik kattın.

    Artık senden her hafta yeni bir fotoğrafa eleştiri beklesek nasıl olur? Belki ülkemizdeki çok önemli bir eksikliğe biraz olsun ilaç olur.

    Sevgiler,
    Niko

  9. Onur

    bütün yazı çok güzel ama kapanış cümlesi ekstra şahane olmuş.

  10. Burcu

    Insanin içinde bir yerleri acitiyor bu yazi ve fotograflar…

  11. melis

    Hepsi birbirinden çarpıcı fotoğraflar, yorumların da cabası. Jordan ve Rasmussen’in fotoğrafları beni en çok etkileyenleri oldu. En çok onlarla empati kurabildim sanırım ondan. Şanslı bir azınlığın içindeyiz çoğumuz. Bir çoğu sanki yaşanmamış gibi, gerçek dışı. Halbuki bize çok uzak bir yerlerde ya da zaman dilimlerinde gerçekleşiyormuş hissi verip yanıbaşımızda olan olaylar.

    Ne güzel demişsin

    o silahın tetiğinde, bıkmadan ve usanmadan, silahların kayıtsız şartsız ve her yerde susmasını istemeyen herkesin parmağı var. Hatta en çok da, payı olmadığını düşünenlerin payı var.

    Adams ve Salgado’nun işlerinin seçkideki en iç açıcı  fotoğraflar olması da ayrı bir manidar. Dali’den pek haz etmem onun için o diğer kategoriye giriyor benim için.

  12. limonagaci

    Uzun süredir, blogunun gizli, sessiz ve sedasız takipçisiyken, bu yazıyla beni saklandığım rahat köşeden dışarı çıkardın! Fotoğraf seçimi ve yazı müthiş olmuş..Burcu’nun yazdığı gibi insanın içini acıtıyor, sorgulatıyor. Paylaşabildiğim herkesle paylaştım. Tek dileğim bu yazı, bir serinin ilki olsun.

    Beynine selam eder, gözlerinden öperim. 

    limon agaci

  13. emel taymaz

    Fotoğrafın sorunların ifade edilmesinde ne kadar etkiyici olduğunu oldukça iyi ifade etmişsiniz .Teşekkürler derlemeniz için ..

  14. NAUTICAL

    Çok etkileyici bir çalışma, şu 13 fotoğrafla günümüz Türkiyesi içinde çıkarılması gereken önemli mesajlar mevcut. Boş çabalar ile silahsızlanma ve dünya barışı için kendini paralayan (çünkü biliyorki sıra bizede gelecek, tablo onu gösteriyor çok net) yöneticiler, diğer yanda daha şimdiden 100 yıllık bir stratejik planı uygulamaya koymuş dünya devleri ve bütün bunların içinde oradan oraya savrulan eğitimsiz halk. Bugün bu çalışma inandığım şeyleri paylaştığım bir sürü insanın varlığını hissettirdi.

  15. Nihat Karadağ

    Eren merhaba.
    Fotoğraf Platformu olarak yeni bir oluşum içerisindeyiz.
    http://www.fotografplatformu.org web sitemizde, seni de yazarlarımız arasında göstererek, yazılarını yayınlayabilir miyiz? Yazının en altında da kaynak olarak senin sitene de aktif link verilmiş olacak. 
    Dilersen yazılarını kendin ekleyebilirsin, yada bizim asistan arkadaşımız sen yeni yazı yayınladıkça senin blogundan alıp bizim sitede de yayınlayabilir. 
    Olumlu yada olumsuz dönersen sevinirim. 
    Bol fotoğraflı günler…
     
    Nihat Karadağ

  16. Gokce

    Fotograflar da yorumlar da cok etkileyici. Bilhassa Afrikali babanin fotografi beni cok etkiledi. Ogle yemegimi yerken bakiyordum lokmalar bogazima dizildi.

  17. serdar

    Son fotoğrafta dikilen bayrak açısından ele alındığında . nazilerin savaşının aslında her savaş gibi tamamen ekonomik olduğu ve her savaş gibi (savaşanlarda dahil savaşmayanlarda ) insanlara ve insanlığa karşıdır . buraya dikilen bayrağın savaşan kesim açısından her hangi bir sorunu yoktur çünkü savaş bitmiştir çünkü ölüm ve kıyımların sonuna kadar götürülmesinden kaynaklanan faydayı maksimize etmişleridir . bu açıdan bakarsak dikilen bayrağın pekte bir önemi kalmıyor yani milet alt yapısının kastedildiği savaş ve barış ile alakası yok olayın

  18. Azer Koculu

    Isparta’daki fotograf hakkinda bir cift sozum var size Murat Bey. 

    Escinsellere karsi empatinizi birazcik da kendi halinde yasamaktan baska gayesi olmayan insanlara lutfedin. Sozkonusu fotograftaki insanlarin orada neden rahatsiz oldugunu sormadan yaftalayip gazetelere televizyonlara cikarmak provokatif ayrimciligin dik alasidir. 

    Ne biliyorsunuz o muhabirin fotograftaki cifti rahatsiz etmedigini? Sapkali bir adamin cinsel kimligini tahmin edip tepki gosterir gibi bir halleri mi var? Gayet rahatsiz edilmis gorunuyorlar. Ve hatta su samimiyetsiz, cirkin, kucumseyici fotograf karesinin yakalanabilmesi icin kasitli olarak rahatsiz edildiklerine bahse girerim.

    saygilarimla

  19. Biyolokum

    Beni içine düşmüş olduğum gündelik dertlerin buğusundan çekip çıkarıveren, kendime getiren, içimi yeniden aktivizm enerjisi ile dolduran bir yazı oldu bu. Neden yazıp çizdiğimizi, okuyup tartıştığımızı, fotoğraf çektiğimizi düşündüm. ABD’de sadece bir insan ömrü önce varolan ama şimdi değişmekte olan (evet ideal değil ama değişiyor) ırkçılığa bakarken ve yazdıklarını okurken, insanın her şeye rağmen kendine çeki düzen verebilme kabiliyetini (bardağın dolu kısmını) gördüm de umutlandım. Düşündüm ki senin yazdığın bu gibi yazılar, ve bu yazıda kendilerine yer verilmiş fotoğrafçıların fotoğrafları gibi fotoğraflar, yani işte o yazdıklarımız, çizdiklerimiz, ürettiklerimiz, bir şeylerin değişmesine önayak oluyor. Her şeye rağmen. Ve bu çok önemli. Dünyayı değiştirebiliriz, herkes mutlu olabilir gibi naif bir umut değil kapıldığım. Bir insan ömrü kadarcık sürede her şeye rağmen bir şeylerin değişebiliyor olduğu.

    “Dünya’yı değiştirmekten bahseden kim!  Ben sadece varolmaktan bahsediyorum. Ben böyle varolmak ve yaşama bu şekilde müdahale etmek istiyorum. Hepsi bu!” Bence Dünya’nın zalimliğine bakıp kendimizi küçücük ve çaresiz hissettiğimizde, bunun tamamen nasıl varolmak istediğimiz meselesi olduğunu hatırlamalı ve bir fotoğrafın, bir yazının, işte herhangi bir eserin herhangi bir konuda fark yaratabilme potansiyelini (ve kendimizi) hafife almamalıyız.

  20. Elif

    ilk fotograf bana cok sevdigim bir tabloyu hatirlatti http://bit.ly/GW3x7E

    Hollandali bir ressam Jeroen Krabbe. Bu resme benzer birkac isi daha var, seriden bir parca bu.

  21. A. Murat Eren

    Yorumlar için teşekkürler!

    Azer Koculu:

    Ne biliyorsunuz o muhabirin fotograftaki cifti rahatsiz etmedigini? Sapkali bir adamin cinsel kimligini tahmin edip tepki gosterir gibi bir halleri mi var? Gayet rahatsiz edilmis gorunuyorlar. Ve hatta su samimiyetsiz, cirkin, kucumseyici fotograf karesinin yakalanabilmesi icin kasitli olarak rahatsiz edildiklerine bahse girerim.

    Bunun üzerine hızlıca düşüncelerimi yazayım.

    Günümüz Türkiye’sinin çeşitlilikten uzak hayatlar süren küçük şehir insanlarının eşcinsellere nefretle bakmaları için “kasıtlı olarak rahatsız edilmeye” ihtiyaç duyduklarını zannetmiyorum. Yerinizde olsam bunun üstüne bahse girmezdim.

    Eğitim sisteminin ilk yıllarından üniversitenin sonuna kadar ajitasyon ile yetiştirilmiş bir nesil olarak bize utanç veren her tablo karşısında “bunun arkasında provokasyon var” düşüncesine sığınmakta tereddüt etmiyoruz. Türkiye’nin muhafazakar çoğunluğu eşcinsellerden, ateistlerden, kimliğini korumaya değer bulan Kürt’lerden, ve kalan tüm azınlıklardan nefret ediyor. Bu son derece basit, yalın bir gerçek. Andrea Bruce’u takip eden, ve yukarıdaki fotoğrafın parçası olan belgesel projesini de bilen birisi olarak ortada bir provakasyon olduğu fikrinin bana zerre kadar makul gelmediğini bilmenizi isterim. Bununla beraber baskı ve ayrımcılığı eylemde görüntülenen çoğunluğun “bu yapılan provokasyondur” serzenişi de hepimizin sık sık gözlemlediği bir refleks. Bu yüzden mevzuya “provokasyon” penceresinden bakmak da ‘sürpriz’ değil, ‘serbest’ :)

    Sevgi, selam.

  22. Sıdıka Arlı

    Sevgili Meren, çok etkilendim, hem fotoğraflar hem de yorumların insan denen canlının neler yapabileceğini çok etkili bir biçimde anlatıyor. Fotoğraflara konu olanlar da insan, fotoğrafı çeken de insan, yorumları yazan Meren’de insan, ben de insanım ama insan olduğum için hiç bu kadar utanmamıştım. İnsanlara mutlu olmanın çeşitli yollarını öğretmeye, yaşamdaki tek amacın mutluluk olduğunu göstermeye, olmadı antidepresanlarla mutlu olmayı sağlamaya çalışanlara inat Dünya’da yaşanan ve yaşanmakta olan vahşeti, hem de farklı tarih ve coğrafyalarda, bir çırpıda özetlemişsin. Ben ne yapabilirim ki demek yerine bir yerden başlamak, Biyolokum’un da dediği gibi, yazmak, çizmek, çekmek, okumak, konuşmak, anlatmak, dinlemek, izlemek, görmek, duymak, paylaşmak.. gerekiyor.

    Ben de paylaştım (:

    sevgiler…

  23. Azer Koculu

    Günümüz Türkiye’sinin çeşitlilikten uzak hayatlar süren küçük şehir insanlarının eşcinsellere nefretle bakmaları için “kasıtlı olarak rahatsız edilmeye” ihtiyaç duyduklarını zannetmiyorum. 

    bize utanç veren her tablo karşısında “bunun arkasında provokasyon var” düşüncesine sığınmakta tereddüt etmiyoruz.

    Herseyden once, o fotograftaki ciftin muhafazakar oldugunu nereden cikardiniz? Kusura bakmayin ama bu konuda yazdiklariniz ve bakis aciniz alelade genelleme ve varsayimlara dayaniyor. Salvarli ve basini eski usul baglamis bir kadincagizla ve hicbir dini ikon tasimayan normal bir adamin dunya gorusleri, ne egitim aldiklari ve o an neye tepki gosterdiklerini nasil anlayabilirsiniz? Ve ayrica, bu ne dusmanlik duygusu ki kahvaltisini yapmak disinda hicbir amaci olmadigi gayet acik iki insan gayet kustahca sergileniyor? Izinleri alinmis mi bu insanlarin? Burada herseyden once ozel hayata saygisizlik sozkonusu. Daha rahatsiz edici olani ise sozkonusu kisilere amerikalilarin “cok uzaklarda bi yobaz cift” bakisini memnuniyetle kabul etmeniz. Ben hazmedemiyorum bunu. Cunku anadolu hosgorunun anavatanidir, hosgoru kulturu cok daha saglam temeller uzerindedir anadoluda. Hem anadoluda hem ABD’de yasayan biri olarak soyluyorum bunu.

    Ayrica: bana hic utanc vermiyor o kare. Cunku birincisi sizin gordugunuzu gormuyorum. Ikincisi idealist oldugum bir dava icin kendi halindeki insanlari ulu orta hedef gosterecek, yargisiz infaz edecek, kucumseyici genellemelere maruz birakacak kadar karamsar degilim. Dunya gorusumu daha farkli, yapici ve humanist materyallerle besliyorum.

    Ve bir de “arkasinda provokasyon var” dememistim, insanlari nasil cekildigi belirsiz bir fotograf karesi uzerinden “cesitlilik dusmani” diye yaftalayip gazetelerde tv’lerde sergilemenin provokatif bir ayrimcilik oldugunu soylemistim. Provokatif oldugunu dusunuyorum cunku uzerine kafa yordugunuz cinsel kimlik konusuyla hicbir alakasi olmayan yoldan gecen iki insanin cesitli manipulasyonlarla escinsel dusmani ilan edilisi ve iradeleri disinda kustahca ve saygisizca reklam edilisleri sozkonusu.

    Ayrica sandiginiz ve varsaydiginiz gibi muhafazakar falan degilim. Okullardan da universitelerden de pek hazetmedigim icin oralarla da gayet minimal bi temasim sozkonusu. San Francisco da yasiyorum, gecen yil ki gay pride’a denk geldim. Isin acigi bunlar uzerine kafa yormaya deger bulmadigim konular. Ana materyali cinsellik olan konular ve kulturler ilgimi cekmiyor. Bu yorumlari yazma sebebim marjinal kimlige sahip kisilerin hayatlarini asiri dramatize etmeleri ve bu isi yaparken de sikca onyargilarla, genellemelerle baskalarina tepeden bakmalari.

    Ozetle sunu soyleyeyim, hic kimse dunyaya escinsel dusmani olarak gelmiyor. Bir arada yasam gecmise gore cok hizli bi sekilde mutasyona ugruyor. Kimse kimseyi yasam alanlarinidaki hizli degisime ayak uyduramamakla suclayamaz. Kimse o yargilama hakkina sahip degil.

  24. A. Murat Eren

    Cunku anadolu hosgorunun anavatanidir, hosgoru kulturu cok daha saglam temeller uzerindedir anadoluda.

    Çorum Katliamı, Sivas Katliamı, Malatya Katliamı, Dersim Katliamı, Maraş Katliamı, Sözde Ermeni Soykırımı Yalanları gibi toprağından hoşgörü fışkıran Anadolumuzda cereyan etmiş münferit, aşırı dramatize edilen birkaç hadiseyi saymazsak bence de ‘Anadolu’ ve ‘hoşgörü’ çok fena durmuyor yan yana.

    bana hic utanc vermiyor o kare. Cunku birincisi sizin gordugunuzu gormuyorum.

    Farkındayım.

    Dunya gorusumu daha farkli, yapici ve humanist materyallerle besliyorum.

    Ne mutlu. Darısı hepimizin başına.

  25. Azer Koculu

    Kolaya kacip katliam isimlerini siralayacaginizi tahmin etmistim. Oyle ya, bi fotograf karesinde ofkeli bakislari yakalanan anadolu koyluleri potansiyel irkci terorist yerine konulmayi dahi hak eder! Birakalim kustahca onyargilarla teshir edilmelerini, dunya baslarina yikilsa yeridir. Ne de olsa kahvalti ederlerken ABD’den kalkip gelip drama materyali arayan bi muhabire epey sert bakislar atmislar. Bahcelievler katliamini falan da bir arastirin hazir yargiclik gorevi sizdeyken.
    Simdi anadolunun hosgoru kulturunden bahsederken aklima ne geldigine dagir iki ornek vereyim;
    http://en.wikipedia.org/wiki/Ashik
    http://en.wikipedia.org/wiki/Mevlevi
    Son olarak, varsayimlar ve genellemeler uzerinden gitmekte israrcisiniz anlasilan ama o katliam listesine cekinmeden ermeni soykirimini da ilistirmeniz bu konuyu iyice absurd bi noktaya tasiyor. Butun bi cografyayi ve uzerinde yasayan insanlari gecmis vahsetlerle nasil genellersiniz aklim almiyor. Ermeni Soykiriminin komutani kendi askerini de manyakca bicimde katleden Enver Pasa. Hangi hakla Nazi etkisi altindaki bir catlak bir askerin katliamini butun bi cografyaya maledebilirsiniz? Kastettiginiz sey halkin olayi soykirim olarak gormeyisiyse eger, o meseleyi propaganda aygitlarina erisebilen guclerde arayacaksiniz. Ama konu bu degil. Anadolu, Nazim Hikmet’in, idam sehpasini tekmelerken dahi hayatini anadolu halklarina adayan devrimcilerin yetistigi cografyadir O kadar kahrini ceken ve dusunceleri yuzunden eziyet edilen insanlar bile anadolu insanini absurd, kelalaka orneklerle ayni kefeye koymadi. Umarim ne demek istedigimi simdi anlamissinizdir. Samimiyetsiz, ne usulle cekildigi belli belirsiz dusmanlik korukleyici fotograf icin o saydiginiz berbat olaylarin yargicligini yapmaniz hic yakisik almiyor ve oldukca absurd gorunuyor.

  26. cana

    “gördüğüm kadarıyla “sayfalarınızı çok beğendim sizi henüz keşfettim 

  27. ilknur

    farklı fotoğrafçıların, farklı zaman dilimlerinde, farklı amaçlarla çektiği fotoğrafları bir seçki olarak bir araya getirdikten sonra onları öyle bir yorumlamışsınız ki, geriye bakıp görüntüleri ve yorumlarınızı düşündüğümüzde, bu farklı birçok fotoğrafın bir bütün olarak, bize dünyamızı, onun bugünkü üzücü hallerini, umutlarımızı ve umutsuzluklarımızı hatırlattığını hissetmemek olanaksız.  yorumlarınızdaki birçok ifadeyi tırnak içine alıp genel anlamda başka yerlerde tekrar etme, paylaşma isteği duydum ama iilerledikçe bu tür cümlelerin hangisini seçsem dedirtecek kadar çok olduğunu gördüm :).  beyninize, yüreğinize, elinize sağlık!  fotoğrafçı olduğum için bir arkadaşım bana önerdi yazınızı; ona müteşekkirim çünkü sizi tanımış olmaktan çok memnun oldum. tanrı sizi korusun!

  28. gaja

    Sayın Azer,
       sizin göstermeye çalıştığınız kadar pembe değil Anadolu malesef. Ailesi alevi olan biri olarak burada size çok derin örnekleri bir bir sıralayabilirim. Arkamdan taşlamadı kimse elbet. (Taşlanmışları, yakılmışları da mevcut ya neyse). Homoseksüel olsaydım yada siyahi olsaydım acaba nasıl dışlanmış bir hayatım olurdu merak ediyorum. O yüzden kimse Anadolu’yu güllük gülistanlık göstermesin lütfen. Sizin bir kalemde iki tane hoşgörü linki göndererek üstünü örtmeye çalıştığınız olaylar basit şeyler mi? Anadolu halkı iyi kalplidir özünde, buna kimsenin lafı yok. Ancak Anadolu halkı okumalı, öğrenmeli, gelişmeli, ufkunu genişletmelidir. Resimde anlatılan budur kanımca.
        Çalışmanızı çok beğendim Sayın Meren. Blogunuzu yeni keşfettim. Keyfini çıkaracağım. Sevgiler.. :)
     
     

  29. Azer Koculu

    @gaja, bir yeri gulluk gulistanlik gosterdigim falan yok. isterseniz ne yazdigimi tekrar okuyun. Ikinci ve en onemlisi, yahu siz ne biliyorsunuz o fotograftaki insanlarin alevi olmadigini? Soruyu soyle duzelteyim, o insanlar hakkinda ne biliyorsunuz! Ne hakla onlari sorgusuz sualsiz escinsel dusmani ilan edersiniz! Nasil bu kadar kolay kabullenirsiniz ABD’li gazetecinin “uzaklarda iki yobaz” baslikli anlatimini? Bu kadar mi dusmanlastiniz yahu kendi cografyaniza karsi? Ayrica, fotograftaki sapkali adam ne diyor bu konu hakkinda? Inanirligli ve guvenilirligi nedir bu muhabirin ve escinsel arkadasin? Bu ne drama sevdasi? Birlikte kahvalti yapan koylu bir ciftin sapkali bir adamla fotomuhabire donup o derece kotu bakislar atmasinin sebebi ne olabilir? 
    Geciniz. Isparta’da yaklasik 12 yil yasadim. Son 4-5 yili bir ateist olarak bir suru cesit insanla iletisim halinde, konusarak tartisarak gecti. Muhafazakar bir yerdir lakin kent merkezindeki taninan insanlardan birisi de escinsel olmasiyla unlu olan bi yerel sarkicidir. Bu fotograftaki sapkali adam gibi giyimi normal degil aksine bir de escinsel oldugunu gosterir niteliktedir. Gecin bu dramalari. Dedigim gibi, anadolu Nazim Hikmet gibi, idam sehpasini tekmeleyen devrimciler gibi hayatini yoluna feda etmis insanlarin dahi sevmeyi birakmadigi, hayatlarini feda ettikleri bir cografyadir. Neye karsilik olustugunu anlamadigim kisisel hasetinizi sivas katliamina baglamayin. Anadolu oradaki yakanlardan cok, yananlarin cografyasidir, bu da bir aklinizin kosesinde bulunsun.

  30. gaja

    Bizde sevmeyi bırakmadık Azer. Bence siz olayı bir fotoğrafa yada bir şehre indirgemeyi bırakıp geniş bir açıdan bakın. Yazdıklarınızı çok iyi okudum. ”Alevilik” ise sadece bir örnekdi. Göstermeye çalıştığım farklı olanın nasıl yaşadığıdır. Anlayamamanız üzücü. Anlamak zorunda kalmadığınız bir hayat yaşamanız ise sevindirici. Kendi fikirlerinizi savunabilir yaşa geldiğinizde yıllarca insanlarla tartışmış olabilmeniz sizi aklamaz. Bu güzel çalışmanın altında bu tartışmanın uzaması gereksiz. Zira ”kişisel haset” vs gibi saçma tabirlere girmişsiniz. Benim kimseye karşı kişisel bir hasetim yok. Sadece olaylara geniş açıdan bakmaya çalışıyorum ve hayatımdan bir örnek veriyorum. Ancak anladığım kadarıyla sizin heteroseksüellere karşı kişisel bir hasetiniz var. :) hoşçakalın

  31. gaja

    Düzeltme: Heteroseksüel değil homoseksüel.

  32. Azer Koculu

    @gaja: okudugunuzu soyluyorsunuz ama hala okumamis gibi yorumlar yapiyosunuz. Burada uzerinde durdugum sey fotograftaki kisilerin haksiz yere hedef gosterilmesidir! Yahu belki 35 defa sordum, siz veya biz ne biliyoruz fotograftaki iki kisi hakkinda? Dikkatle okudugunuzu soylediginiz yorumlarimin tamami da fotografta kahvaltisini yapan iki insana yargisiz infaz yapilmasini konusuyorum, farkinda misiniz bunun? Eger hak hukuk pesindeysaniz ve yukaridaki fotograflardan bahsedecekseniz buyrun iste; nasil cekildigi belli belirsiz sacma, cirkin ve samimiyetsiz bir fotografta iki vatandasimiz sorgusuz sualsiz, izinleri alinmadan escinsel dusmani yobazlar olarak teshir ediliyor butun dunyaya! Ne hakla yahu? Bi dusunun bakalim sizden izinsiz cekilmis kendi fotografinizin bi Amerikan gazetesinde basildigini ve ustune de kendi memleketinizden biri tarafindan da “vurun kahpeye” dercesine ortaliga serildigini? 
    Ayrica bakin ne diyorum: eger anadolu insaninin genelinde bir egilim goruyorsaniz, bunun sorumlusu kahvaltisini yapan anadolu koylusu degil! Tavrinizin turkceye cevrilmisi “iki koyluyu yargisiz infaz etmekten ne cikar canim, birey mi ki onlar? kendi dusunceleri mi olacakti bir de? basbaya yobazlar iste! izin almaya da luzum yok, dava masraflarini odeyecek paralari mi var cuhelalarin!” seklindedir.  Egitim falan diye de hic yormayin kendinizi, birincisi egitilenlerin halini goruyoruz, bazisi ozgurlukcu bazisi yobaz kalmaya devam ediyor yanliz her ikisinin ortak ozelligi de insana saygilarinin olmamasi! 
    Bir kez daha tekrarliyorum, anadolu hosgorunun anavatanidir! Anadolu o saydiginiz katliamlari yapanlarin degil, fasistlerin degil, onun en cok kahrini ceken ve anlayan Nesimi Cimen’lerin, Nazim Hikmet’lerin, Pir Sultan Abdal’larin, Ahmet Kaya’larin, asiklarin cografyasidir! 

  33. ahmet

    Kongo fotoğrafını Kony’ci mallara göstermek lazım.

  34. Çerkez

     
    Fotolara bakmak DÜŞÜNDÜRÜCÜ  ve ZEVKLİ…. Her biri için sayısız yorum yapabilirim, bu günlüğü keşfetmek çok iyi oldu….AMA tek bir kare fotograf üzerinde tartışmak (ısparta -eşcinseller) çok daha düşündürücü geldi bana……….

    Uzlaşma Sanatının ne kadar zor olduğu tekrar tekrar ispatlanmış..Hiç yorum yapmamak daha mı iyi olurdu acaba, fotoğrafların etkisi çok daha güçlü ama aynı komposizyonun  ikinci, üçüncü hatta dördüncü kare fotografı acaba bize ne anlatacak yada yorumlatacaktı, merak ediyorum….

    Hayatı tek bir karede yorumlamak kolay mı?

    Şükür ki tanrı bizi tek bir kareye sığdırmamış, diyalektiği elimize tutuşturup öyle yollamış yeryüzüne!  

  35. M

    Bir kez daha tekrarliyorum, anadolu hosgorunun anavatanidir!

    Şüphesiz öyledir.

    Birlik ve beraberliğimize zeval getirmeye, ülkemizi yıpratmaya çalışan dış mihrakların bir ajanı olan Andrea Brus’un, azınlıklara ve farklı seslere gösterdiği tolerans ile meşhur Anadolu insanını eşcinsellere düşman göstermek için kalkıp ülkemize kadar gelmiş olması sizi yanıltmasın. Oradaki iki insan hakkında hiçbir şey bilmediğimiz için bu fotoğrafı Anadolu halkının farklı olana ve azınlıklara gösterdiği tepkiyi örnekleyen bir sembol olarak kullanamayız. Bir kez daha tekrarlayayım, belki kafanıza girer: Anadolu hoşgörünün anavatanıdır. Çünkü öyledir.

    Eşsiz Anadolumuz, dünyanın geri kalanındaki topraklardan çok farklı olarak nice harikulade insanlar yetiştirmiştir ve tarihi anamızın sütü gibi aktır. Çünkü Anadolumuz hoşgörünün anavatanıdır.

    Sürekli suçlanmasına rağmen sözde Ermeni Soykırımı denen elim vak’ada Anadolu’nun ve insanının hiçbir suçu yoktur. Bu Ermeni Tatsızlığı başka ülkelerden getirdiği askerler ile Nazi etkisi altında kafası karışmış, tamamen kendi adına hareket eden bir komutan olan çatlak Enver Paşa’nın işidir. Hoşgörüsü ile meşhur Anadolu halkı, aylarca süren katliamlar esnasında ne yaptığını bilmeyen Enver Paşa ve Yunanistan’dan getirdiği askerlerinin işine mani olmasın diye evlerine kapatılmıştır. Katliamlardan sonra nihayet dışarı çıkabildiklerinde ise çilekeş Anadolu halkı dişini tırnağına takıp Ermeni’lerden boşalan ev ve arsalara yerleşmiş, geride bıraktıkları evleri, arsaları çekip çevirmiştir. Çatlak Enver Paşa ve Avustralya’dan getirdiği birkaç Anzak askerinin kimseye haber vermeden ve büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirdikleri bu münferit olay koca bir halka ve onların yaşadıkları topraklara elbette mal edilemez. Ama sürgünde ölmüş bir Nazım Hikmet ve birkaç fikir önderinin hoşgörüsü ve insan sevigisi tüm Anadolu’ya mal edilebilir. Çünkü Anadolu hoşgörünün anavatanıdır da ondan.

    Anadolu’da kıtır kıtır doğranan, ateşe verilen Alevi’ler de hep Almanya’dan gelen faşistleri, bizzat Alevilerin arasına sızan provokatörlerin fişteklemesi sonucu gerçekleşmiştir. Yakanlar Alman, yananlar Alevi iken hoşgörünün anavatanı olan Anadolu’yu böyle katliamlarla anma samimiyetsizliğini anlamak mümkün değildir. Anadolu’nun epey dışında kalan bir il olan Sivas’ta yanan bu otelin altına Anadolu’nun müşfik halkından habersizce (yine Anzak’lar tarafından) Yunan müşteriler gelip karınlarını doyursun diye dönerci açılmış, bununla da kalınmayıp otelin ateşe verilişinin yıldönümünde otelin önünde eylem yapmak isteyen insanlar her seferinde tartaklanmış, hepsinin üstüne Enver Paşa’nın Ermeni Katliamı için başka ülkelerden getirdiği ve katliamdan sonra ülkelerine dönmek yerine Anadolu’ya yerleşip oy kullanma hakkı kazanmış olan eski askerlerin verdiği oylar ile iktidara gelen şovenist hükumetin gözü önünde yakılan Alevi’lerin davası zaman aşımına uğramıştır. Anadolunun hoşgörü delisi halkı bu olanları elbette esefle izlemektedir. Fakat Anadolu’nun çoğunluğu Anadolu halkının değil Anzak’ların, Yunan’ların filan elinde olduğu için elleri kolları bağlıdır. Bu hükumet aynı zamanda hidroelektrik santrallere karşı çıkan köylüyü eşek sudan gelinceye kadar dövdüren, Kürtlerin seçtiği milletvekillerini hedef gösteren, kendisine yöneltilen her eleştiriyi terörizm ile bağdaştıran bir hükumettir; ama hoşgörüsünden sual olunmayacak Anadolu insancığının bu olanlar karşısındaki suskunluğu da şüphesiz mazlumluğundan gelmektedir ve Anadolu’nun seçtiği birkaç münferit hükumet, faşist, şovenist iktidar, Anadolu’da yıllarca yaşanan bir OHAL koca bir halka ve onların yaşadıkları topraklara elbette mal edilemez … ama ‘Ahmet Kaya’ edilebilir mesela. Çünkü Anadolu hoşgörünün anavatanıdır, hoşgörü Anadolu’dan sorulur.

    Ahmet Kaya dediğimiz adamın mezarında da şu yazar mesela:

    Yurdumdan uzak
    Yağmurlar içindeyim.
    Akşam oldu
    Sürgün
    Susuyor…

    Çünkü bu zavallı adam Kürtçe filan konuşuyor diye vatanından sürülmüş, uzaklarda ölmüştür.

    Ama Ahmet Kaya’nın başına Anadolu’da gelenler Anadolu halkının hoşgörülülüğüne zeval getirmez; bilakis, Ahmet Kaya’nın Anadolu’dan çıkmış olması Anadolu halkının hoşgörüsünün bir ispatıdır ve onun adını, hikayesini Anadolu’nun hoşgörüsüne örnek olarak vermekte utanılacak hiçbir şey yoktur. Çünkü neden? Çünkü Anadolu hoşgörünün anavatanıdır da ondan.

    Ve Anadolu insanı, sırf tamamen raslantı eseri Anadolu’da doğduğu için hoşgörülüdür. Evet öyledir. Ruandalılara, Amerikalılara, Belçikalılara filan benzemez. Onlar gibi 46 kromozomu yoktur. Dolayısıyla onların düştükleri tuzaklara asla düşmez, onların yaptıkları kötülükleri asla yapamaz. Çünkü neden yapmaz? Çünkü Anadolu hoşgörünün anavatanıdır da ondan. Yoksa bizim doğduğumuz yerler başka nasıl olabilir zaten?

  36. veysel dincer

    Sevgili Murat, sen ne güzel bir insansın. Seçtiğin fotoğraflara da, yaptığın yorumlara da hayran kaldım. Hep yazarsın umarım ve umarım bir gün bir yerlerde seni dinleme ve seninle tanışma şansını yakalarım. :)

  37. Azer Koculu
  38. VL VatoLoco

    Saygi duyuyorum , Cok Guzel Olmus #Respect

  39. duygu

    Hem fotoğraflar hem de altındaki kısa notlar çok güzel ve düşündürücü olmuş gerçekten..sayende ilgimi çeken ve araştırmak istediğim bir kaç konu buldum, teşekkürler..

  40. Zeyno

    burada satırlara aktaramasamda iyi ki  mail üyeliğim var diyerek her yazınızı keyifle okuyorum
    iyi ki varsınız :)
    PS: doğrulama karekterleri çokkk karışıkk 7 kere değiştirdim ancak çözebildim :)

  41. feza

    sizi okumak büyük keyif… (hep sessizce takip ediyorum sizi, yazılarınızı okuyup fotograflarınıza bakarak… bu yazıyı okuyunca yazamadan duramadım, çok şey öğrendim, çok sevdim yüreğinize sağlık)

  42. Online Fotoğraf Düzenleme

    Çok anlamlı,Çok iyi tercih edilmiş 13 fotoğraf.
    Saygılar.

  43. bobolu

    Fotoğraf seçimleriniz gerçekten başarılı yazılarınız da bir o kadar derin…

  44. Caucas

    Fotoğraflardan etkilenmemek mümkünd eğil, hatta bazılarında paralize oldum,
    Yorumlarınız ve verdiğiniz bilgiler için çok teşekkürler.
     

  45. Enes

    Gerçekten kaliteli güzel fotoğraflar çok beğendim.

  46. Fatih

    Fotoğraflar kadar yazılarınızda çok başarılı. Bu fotoğraflara ve yazılarınıza rastladığım için kendimi şanslı hissediyorum.Tebrikler.

  47. Avşa

    Şu kuşun olayını anlamadım onların hepsini nasıl yutmuş ?

  48. taş fırın ustaları

    Fotoğraflar harika. Büyük bir keyifle okudum ve inceledim.

  49. Volkan Uşak

    Çalışmalar ve yorumlar gerçekten çok güzel…

  50. fakir

    Yevgeny Khaldei’nin fotoğrafındaki Rus askerinin iki kolunda da saat var. Önce yağma sonra göndere bayrak çekme, savaşı güzel özetlemiş.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün