Konuk Fotoğrafçı: Aliosman Kurtuluş, “Eski Çocuk Oyunları”

24/01/2010, 20:31

Aliosman Kurtuluş, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yaşayan, çalışmalarını http://yenisanat.net adresinde sergileyen bir grafik tasarımcı. Bizlere “Çocukluğumuzun Oyunları” isimli seçkisini göndermiş. Bu fotoğrafları çekmeye ve böyle bir projeye başlamaya karar verişinin ardındaki motivasyonu “günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak” olarak ifade ediyor.

Bendeniz eski çocuk oyunlarını “yeni nesle aşılamanın” şu noktada mümkün olup olamayacağından pek emin değilim, fakat Aliosman Kurtuluş’un bu oyunları belgelemek anlamında müthiş bir çalışma ortaya çıkarmış olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde bu oyunların kaybolup gittiğini, yerlerini oyun konsollarına, bilgisayar oyunlarına, “evde” ve genellikle “yalnız” oynanan oyunlara bıraktığını hepimiz biliyoruz. Bu fotoğraf serisindeki her bir fotoğraf nesli tükenmekte olan bir hayvanın doğal yaşamda çekilen son fotoğrafları gibi. Tek farkları ise içlerinde sadece belirli bir yaşın üzerindekilerin hissedebileceği bir nostalji barındırıyor olmaları.

Öte yandan kendi çocukluğumuzda oynadığımız oyunları bizim çocuklarımızın oynamayacağını düşünerek üzülmemiz ne kadar anlamlı, kestiremiyorum. Bu kararsızlığımın nedeni teknolojik gelişim ile beraber değişen yaşam standartlarının baskısı ile evrilen “oyun” kavramının eskisine nazaran daha sağlıksız olduğunu söylemenin güç olduğuna inanmam mı yoksa çocukken sokağa her çıktığımda beni sebepsiz yere döven Salim’in bende sebep olduğu travma mı, bilemiyorum (Salim eğer bunu okuyorsan özür dile, geçmişi unutalım).


© Aliosman Kurtuluş

Aliosman Kurtuluş bu projeyi gerçekleştirmek için Çorlu’da yakın çevresindeki muhitlerde mahalle mahalle gezmeye başlamış. Söylediklerine göre olan biteni mümkün olduğunca yalın bir şekilde yansıtmaya çalıştığı çekimleri hafta sonlarını ayırarak iki ayda bitirmiş. Bir yerde şöyle diyor:

Etrafım bazen o kadar çok çocukla doluyordu ki mahalledeki teyzeler gürültüye çıkıp kovuyordu hepimizi.

Sanırım bu yaşadığı deneyimin ne kadar sahici olduğuna dair çok tanıdık bir gösterge :)


© Aliosman Kurtuluş

Çorlu hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmadığı için Aliosman Kurtuluş’un seçkisini fırsat belleyip biraz araştırdım. E-5 kara yolunun tam ortadan ikiye böldüğü Çorlu, 1965 yılında 25.000 kişilik bir nüfusa ev sahipliği yaparken yeri nedeniyle bir anda “sanayileşmiş”. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği iş olanakları ve stratejik önemi ile Türkiye’nin en gelişmiş ilçesi haline gelmiş. Son 10 yıl içerisinde patlayan nüfusu ile 250.000 kişiye ev sahipliği yapan ve göç yollarında önemli bir son durak halini alan Çorlu’nun altyapısı ve sosyal olanakları da nüfus ile beraber şekillenmiş midir acaba diye düşündüm, fakat biraz okuyunca böyle iyimser soruların yersiz olduğunu bir kez daha hatırladım. Zira çarpık sanayileşme ile beraber ortaya çıkan hava, su ve diğer doğal kaynaklardaki aşırı kirlilik Çorlu’da görülen kanser vakalarında ciddi bir artışa da neden olmuş.

Çorlu’daki sosyal ve ekonomik vaziyet ile ilgili bilgi sahibi oldukça, ailelerin gelir seviyesi ile çocuklarının sokakta oynaması arasında bir ters orantı olduğuna dair düşüncelerim perçinlendi. Böyle bir göstergenin varlığı ihtimali şöyle bir düşünceyi de beraberinde getiriyor aslında: bizlerin gelir dağılımı ve iç göç konusundaki dileklerimizin gerçekleşmiş olduğu bir dünyada, sokakta oynayan çocuklar ve eski çocuk oyunları yok.


© Aliosman Kurtuluş

Seçkideki fotoğrafların her biri bir oyunu anlatmanın yanında küçük detaylarla dolu. Herkes için aynı olması mümkün değil elbette, fakat bu seçki benim için bir punctum cenneti idi. İlk fotoğrafta olan biteni uzaktan seyreden çocuk, saklambaç fotoğrafında yukarıdan sarkan kilim…


© Aliosman Kurtuluş



© Aliosman Kurtuluş



© Aliosman Kurtuluş

Kendisine attığım ikinci e-postada takip ettiği fotoğrafçılardan birkaçının ismini sormuştum, yanıtına doğrudan yer vereyim:

Moda fotoğrafı denince aklıma Koray Birand geliyor, çok severek takip ederim. Emre DoğruGökçe Erenmemişoğlu reklam fotoğrafı konusunda takdir ettiğim isimler.

Atilla Durak ‘ın Ebru ve Nuri Bilge Ceylan’ın Turkey Cinemascope projeleri ile gurur duyuyorum. Erwin Olaf ve Andrzej Dragan ise bahsetmeden geçemeyeceğim yabancı isimler.

Kurtuluş ileride kurgu ve moda fotoğrafçılığı konularında çalışmalar yapmayı planlıyormuş. http://yenisanat.net adresinde de çalışmalarının bir kısmına rastlamak mümkün.

Tags: ,

“Konuk Fotoğrafçı: Aliosman Kurtuluş, “Eski Çocuk Oyunları”” için 20 yorum yapılmış.

  1. Işık Örsel İmir

    Çocukluğumu aynen bu karelerdeki gibi yaşamış olmanın mutluluğuyla ve özlemiyle içim cız ederek izledim Aliosman Kurtuluş’un fotoğraflarını.  Özellikle 2. karedeki hareket, arkada izleyen küçüklerin bakışları müthiş ve mahalledeki yemek kokusu bile burnuma geldi diyebilirim.  En son karedeki kırık döküklüğün içindeki mutluluk da görmeye değer.

    Bu harika projeyi heyecanla takip edeceğim, yeni isimler görmek çok hoş.

    Sevgiler…

  2. leicator

    hakan uygun’un yillar evvel moleschino’da kaleme aldigi eski cocuk oyunlari yazisi vardi (http://www.moleschino.org/2006/11/15/eski-cocuk-oyunlari/).

    aliosman kurtulus’u tebrik ediyorum. fevkalade guzel bir fikri hayata gecirmis. sana da tesekkurler. nostalji konusundaki tespitini cok yerinde buldum.

  3. Ani

    Cok guzel bir proje olmus, resimlerin her biri hikayeli ve hareketli! En cok ip atlayanlari begendim, ama sanirim ip atlamayi cok sevdigimden, digerleri alinmasin :-)

  4. necla mutlu

    tebrik ederim…. mükemmel çalışma

  5. Yalçın AYDIN

    Güzel bir seri olacak gibi bu yeni seri :)

    Hepsini oynadım ben. Yakartopta çok iyiydim ama ilkokulda neden hep kızlarla ip atlardım onu çok iyi hatırlayamıyorum şimdi :)

  6. Evli Adam

    uzun süredir siteyi takibe alan bir fotoğraf sever olarak bu projeyi çok tuttum meren. fotoğrafta insanı görmeyi seven birisi olarak fotoğrafları da son derece güzel buldum. aliosman beyin eline sağlık.

  7. Okan Özeren

    Kareler, sanki çocukluğum zamanında çekilmiş fotoğraflar gibi. İnsanı geçmişe götürmüyor da, geçmişi gözlerinin önüne getiriyor (Murat 124 var mı hala yahu :)). Bir topaç, bir de seksek olsa tam olacakmış. Ama, onları bile hatırlatıyor bu fotoğraflar. Tebrik ederim.

  8. Okan Özeren

    Yorumu henüz yenisanat.net’e bakmadan yapmıştım; topaç ile seksek dahi varmış orada :). İki ayda, bütün bu oyunları oynayan çocukları yakalamak kolay olmasa gerek, hem de sadece hafta sonları vakit ayırarak. Daha bir tebrik ederim.

  9. Nilay ŞAHİNKANAT

    hepsini bilen ve oynayabilen nesilden olmak çok güzel…

  10. Okan Akan

    Çorlu’yu bilmiyorum.
    Ama şunu biliyorum; yan yana farklı yüzyıllar yaşanıyor günümüzde.
     
    Kadifekale’de bir “İşgal günleri”,  Alsancak’ta “Light bir Büyük Buhran”, Bayraklı’da Muhafazakarlık – yapmacıktan oluşturulan ve iktidarca kazanılacağı düşünüldüğü için ilçe yapılan bu semtin İzmir’in kuruluş yeri olması, yani muhafaza edilesi çok değeri barındırması önemsiz bir ayrıntı tabi:)
     
    Veya İstanbul…
    Günü geceyi global yaşayan Taksim’den iki adım kenarda, gündüzü bile karanlık Dolapdere’ye geçmek,  stüdyodan Koudelka dönemi çingene zamanlarına zıplamak gibi.
    Sonrası ilim irfan yuvası Bilgi Üniversitesi ve Haliç’i Styx gibi algılatan Feriköy mezarlığı, o mezarlığa sığıntı gibi tutunmuş HacıHüsrev aynı çağda nasıl olabiliyorlar ki yan yana?
     
    Ali Osman Kurtuluş da, Borges edasıyla kendi çocukluğuna bir seyahat yapmış gibi. Konuya aşina, aktörler tanıdık, sunum dolaysız…
     
    Konuya burdan girmem aslında buraya yazan hemen hepimizin çocukluğunu yukarıdaki fotoğraflardaki gibi ayrıntılarla yaşadığını bilmemiz ve artık var olmadığını kabullenmiş vaziyette görünce psp görmüş 8 yaşındaki veletlere dönmemiz.
     
    Evet, bu oyunlar hala oynanıyor, orda, burada. Yaşadığımız mekanların yanıbaşında. Ama içinde bulunduğumuz rutinler sonucu birkaç onyıl uzaktalar artık.
    Kadifekale çekimlerimde çocukların enerjisine, tvde gördükleri dünyayla temas gibi gördükleri oraya gelmiş fotoğrafçıya yaklaşımlarına, beğendikleri dizi oyuncusunun duruşunu sergilediklerine, tekrar tekrar gidince oralara, aslında onları tv de göstermeyip nihayetinde onlarla kaybolmaya meyilli biri olduğuna kanaat getirip seni önemsemeden dünyalarına dönmelerine tanık olmak yukarıdaki fotoğraflardan Çorlu sahildeki yazlıklara kestirme yol değil mi?
     
    Ali Osman Bey’in sitedeki diğer fotoğraflarına ulaşamadım. Buradakiler üzerine birkaç laf etmek isterim.
     
    . Murat ilk fotoğrafta arkadaki çocuğun ayrıksılığını çok beğenmiş. Ben de öndeki iki kızın kenetlenmiş ellerini beğendim. Bezirganbaşı’nı Serdar Ortaç’tan öğrenen bir kuşağa inat, hala anlam bir çift elin kilitlenmesinde yaşayabiliyor nihayetinde.
     
    . 3. fotoğraf çok çok iyi. geçenlerde arkadaşımda kaldığım bir pazarda-ki bir sitede oturup steril hayat sürerler, projemin idamesi için yakındaki fakir mahalleye gittiğimde sadece iki çocuk gördüm. Bilye (biz cızz derdik) oyunlarını böyle çetrefil üçgenlerle değil bi çukurla kurgulamışlardı. Ben çekerken, biri varını yoğunu hemencik kaybetti….
     
    Burada hem aksiyon hem de sosyal olarak olayı iyi sunan bir kadraj söz konusu. dizdeki yırtık ve yama kombinasyonu ise mükemmel…
     
    . 4. fotoğraf ise kesinlikle çocukluğumuzdan fırlamışlığını yanıda saklandığımız çocuktan,kapı arasındaki rakipten veya ebeden değil, modeli aklıma bi türlü gelmese, arabayı tanımlayamasam da Murat 124 demek istediğim karbüratör+tampon kombinasyonundan alıyor. Güncel bir zaman yolculuğu, hem de bir fotoğraf izlerken olup biten, kilime hiç takılmadığımı ancak yokluğunda yadırgayacağımı da söylemeliyim…
     
    . Yakan top, zıplayınca tıkabileceğin yükseklikte çatılar, yoldan 1 metreden fazla aşaıda kalmış evler, (olmazsa olmaz) o evlerden tüten körür dumanı, seni feci sıçramışken izleyen kız arkdaşın varlığı…
     
    Bu arada, evet fotoğraflar keskin değil. İyi ki öyle.
    Tam da burada çıkıyor ortaya sözün ağırlığı, “Keskinlik bir burjuva konseptidir” HCB
     
    Velhasıl kelam güzel bir başlangıç ve pırıl pırıl bir projeyle tanışmak, yeniliyor umudu içimizde…
    İyi ki kalkıştın Murat, devamını merakla izleyeceğim.

  11. Cenk TAMAY

    Okan yönlendirdi. :) Fotoğraf göndersene dedi, kısmet bakalım :) Ama ilk konuk daha fazla ilgimi çekti.. Neden ?

    Çorlu’luyum orada büyüdüm. “Mahalle arasındaki parkta oynayan” kesimim yani. Hatta o parklarda ben de “misket”, “yakan top”, “saklambaç” oyanadım.. Oralar benim tam 30 -32 yıl evvel oynadığım yerler.. Ağacından, toprağından, salıncağından tanıdım.

    Ali Osman Kurtuluş. ne güzel bir şey yaptın. Mutlu ettin en az 1 kişi.. o günlerimi hatırlattın. Bakkaldan leblebi tozu alıp boğulana kadar ağızımıza doldurup ,konuşmaya çalışırken gülüşmelerimizi anımsattın bana..
     
    Teşekkür ederim sana..
     
     
     

  12. Murat Avci

    Sanırım bu oyunları “unutulmaya yüz tutmuş oyunlar” olarak değilde teknolojinin (daha doğrusu internet kafelerin) ulaşmadığı yerlerde oynanan oyunlar olarakda niteleyebiliriz. Şahsen geçen gün karşılaştığım bir manzara içimi burktu. Bir internet kafeden içeri girdim. Bir sürü okul elbiseli, yaşları 12  ila 18 arasında  -kimisi elinde tesbih muhabbette, kimisi bilgisayar başında ne idüğü belirsiz şeylerle uğraşmakta- okulda olmaları gereken saatte başlarında bir büyük olmayan çocuklarla dolu, havasız ve daha önemlisi atmosferinde “çakallık eğilimi” kokan bir mekan ile karşılaştım. Ali Osman beyefendinin bu tür bir portfolyodan hareketle böyle bir sorunada eğilmesini dilerim. Çalışması için kendisini tebrik eder, sanada böyle bir fırsat yarattığın için teşekkür ederim Murat Eren.

  13. ulaş devrim karasungur

    Sayın Kurtuluş, projesinin motivasyonunu “günümüzde unutulmaya başlayan oyunları tekrar hatırlatmak ve yeni nesle aşılamak” olarak açıklamış, yukarıda okuduğumuz kadarıyla. Yenisanat.net sayfasında da yakan top oynayan çocukların fotoğrafı altında ” Pek tekin olmasa da dışarısı ve cazip gelse de bilgisayar oyunları. Bu sözüm sana küçük çocuk, haydi; ” SOKAĞA ÇIK ” demiş.

    Özendirici olma niyeti taşıyan, yeniden hatırlatmak isteyen fotoğrafçının bu amacına ne kadar ulaştığı hatta yaklaştığı bence tartışma konusu.

    Şu ana kadar yapılan fotoğraf okumalar, değerlendirmeler veya yorumlardan anlayabildiğimiz kadarıyla, en fazla ” tekrar hatırlatmayı ” başarabilmiş.

    ” Yeni nesle aşılamak ” bölümünün nasıl oluştuğunu veya oluşabileceğini ben ne yazık ki göremiyorum.

    Fotoğrafların siyah-beyaz ve eskilermiş gibi durması da biraz fazla klişe gibi duruyor.

    Yine bazı çocukların kenarda kaldıklarını görmekte ( bize öyle geliyor, belki de her kenarda duran çocuk için geçerli olmasa gerek. Örneğin, ilk fotoğrafta sanki daha çok fotoğraf çekimini izleyen bir çocuk var ), biraz da olsa duygu sömürüsü yaratmaya eğilimli bir tat veriyor.

    Fotoğrafları okumaya çalışırken, neden hep kişiselleştirmek isteriz? Neden hep punctum ve studium denen “şeylerin ” ucuna ve kıyısına bile bulaşamadan, derinliklerine, bu
    ” şeylerin ” dibine vurmaya çalışırız.

    Neden gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz herşeyi kendimize ” benzetmeye ” çalışırız?

    İlk önce empati kurmaya çalışsak, daha sağlıklı olmaz mı?

    Fotoğrafların şimdiki zamanda çekildiğini bilince, eskiye yapılan ” göndermenin” tadı da biraz yavan kalıyor bence.

    Ben şahsen bu projeyi renkli görmek isterdim. Renkli halleriyle daha çok güzel ayrıntılar barındırdıklarını hissediyorum.

    Ben bu fotoğrafları yakın çevremdeki bir kaç çocuğa gösterdim. Konu üzerine sohbet ettik. Onlara, bu fotoğraflar sizi sokağa çıkıp, oyun oynamaya motive ediyor mu? diye sordum.

    Hepsinin de tepkisi nerdeyse aynıydı. Dudaklarını büzüp, ıııhmm!? diyerek iç geçirdiler.

    ” Biz zaten dışarı çıkıp oynuyoruz, aynen fotoğraflardaki çocuklar gibi!” diyenlerde vardı.

  14. aliosman kurtulus

    Önce, sevgili meren’e yorum yazan, izleyen, herkese çok teşekkür ederim.
    Fotoğrafla tabiki dünyayı ve süre giden düzeni değiştirmek çok zor. Böyle bir idaam da olamaz.
     
    Velhasıl sadece belgelemiş olmanın ötesinde, biraz daha fazla konuya çekebiliyorsak insanları, kişisel de olsa bu benim için büyük bir mutluluk. Asıl nostalji bizi geçmişe sürükleyen hatıraları anımsatması ki ben çocukluğumu ve hayallerimi hiç siyahbeyaz anımsamadım. Bu ne tezatlıktır o zaman? denirsede bir tercih sadece.

  15. Emre Ucar

    Çok güzel bir fikir ve güzel de bir başlangıç. Ellerine sağlık Muratcım ve de Ali Osman Kurtluş

  16. Avsar

    Bu serinin benim gibi tadı damağında kalmış olanlar için , farklı bir boyut daha katılmış benzer bir çalışmanın adresi de benden ;-)
    http://www.berkantcolak.com/
    adresinde ,  videolar sekmesinde “Düşümde Oyun Var” videosu.
    Ayrıca videoda bahsi geçen çalışma 2009 yılında tamamlanarak kitap haline gelmiş ;
    DÜŞÜMDE OYUN VAR
    Yazarı: BERKANT ÇOLAK
    Yayın Yeri: İSTANBUL
    Yayın Yılı: 2009

    Dili: Türkçe
    Cildi: Karton Kapaklı
    Açıklama: “DÜŞÜMDE OYUN VAR “158 SAYFA
    BİRBİRİNDEN İLGİNÇ SİYAH-BEYAZ FOTOĞRAFLAR VE DEĞİŞİK KOLEJLERDE OKUYAN ÇOCUKLARIN BU FOTOĞRAFLARLA İLGİLİ YORUMLARI, ŞİİRLERİ VE SÖZLERİ.

  17. ahmet

    Aliosman  Kurtuluş  işlemi ve anlatma şeyi daha  güzel ve daha iyi yazılmış
     
     

  18. melek

    bunları biz hala oynuoz kız olduğumuza rağmen bizde tek pas olarak bilinen 9 aylık oynuoz hergün sabahtan akşama kadar oynarız bursa da sokakta oynayan çok çocuk görürsünüz

  19. melek

    çok oyun oynarız sıkıldık yeni birşey yapıyım dedim kağıda yazdm oyunları yarın arkadaşlara götürcem oynıcaz

  20. NURAN

    HEM ÇOK ŞANSLI HEMDE ÇOK SANSIZDIK EVET PARAMIZ PULUMUZ YOKTU AMA MUTLUYDUK OYUNLARIMIZI OYNAR KAHKAHALARIMIZ YÜKSELİRDİ ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR ÇOK MUTSUZ VE SORUNLU BU BENİM ÇOCUĞUM İÇİNDE GEÇERLİ ELİMDEN GELDİĞİNCE BİZİN OYNADIĞIMIZ OYUNLARI ÖĞRETMEYE ÇALIŞIYORUM FAKAT ŞUDA BİR GERÇEK ARTIK HEP BEN VAR BEN BİRİNCİ OLUCAM BEN YAPICAM YENEMEYİNCE ASILAN YÜZLER YANİ MUTLU OLMAMAK İÇİN HERŞEY YARATILIYOR HERKEZİN MUTLU HUZURLU OLMASI DİLEKLERİMLE  

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün