Fotokritik Fotoğrafçısının Fotoğraf Sanrısı

21/11/2009, 12:34

Burada kemikleşmiş bir problem olduğunu artık herkes biliyor. Bu mevzu üzerine konuşa konuşa herkesin dilinde tüy bitti. “Ödüle dayalı sistemler bozulmaya mahkûmdur”, “ahbap-çavuş ilişkisinin cazibesine kimse karşı koyamaz” gibi teoriler defalarca dile getirildi. Ama Internet bu konularda bir yazı daha kaldırır bence.

Bu yazı ortaya bir çözüm önerisi atmayacak. Zaten bu mevzular hep iki uçlu değnekler ve eleştirip karşı çıkmak kolay olsa da yerine bir şey bulmak, o yeni sistemin işlerliğini sürdürmesini beklemek zor.

Yine de Fotokritik‘in, muadili olduğu photosig.com, Usefilm.com gibi yabancı sitelerin bir çoğundan kat kat iyi olmasına rağmen Türkiye’de fotoğraf ile yeni tanışan nesle verdiği zararın haddi hesabı olmadığına inanıyorum. Bu arada elbette Fotokritik’teki herkes Fotokritik deneyimlerini bu yazıda bahsedildiği şekilde yaşamıyorlar. Yazı sadece varlığına ve zararına şahit olduğum bir kitle ile ilgili olduğu gibi o kitle de dahil olmak üzere kimseyi suçlamıyorum (ama ortada aleni bir suçlu olmaması bir saçmalık olduğu gerçeğini değiştirmiyor).

Fotokritik olmasa idi bu boşluğu elbette bir başka site dolduracaktı, bu yüzden Fotokritik’e kızmanın, gücenmenin bir alemi yok. Öte yandan Fotokritik bizim coğrafyamızda fotoğrafa “portre fotoğrafı şöyle çekilir“, “manzara fotoğrafı böyle çekilir” eğitimleri veren fotoğraf derneklerimizden ya da adını yakın zamanda tartıştığımız bir rezillik ile duyuran Fotoğrafevi gibi oluşumlardan daha çok zarar vermiş midir, onu da bilemeyeceğiz.

***

Bana göre Fotokritik ve benzeri paylaşım sitelerinin yeni fotoğrafçılara verdiği zararın ne olduğunu açıklayıp bu konuya kendimce bir not düşme işine, “Internet’ten fotoğraf paylaşma” olayına attığım ilk adımları ve yaşadığım deneyimi anlatarak başlayayım.

2003 yılında fotoğraf çekmeye yeni başlamış, yavaş yavaş Internet’te fotoğraf paylaşmak diye bir hadisenin var olduğunu keşfediyordum. O zamanlarda Fotokritik yayın hayatına henüz başlamamıştı (görünen o ki Mart 2004′te açılmış).

O zamanlar Usefilm.com Türkiye’den bir çok kullanıcısı olan uluslararası bir fotoğraf paylaşım platformu idi. Ben de üye olup neler olup bittiğini gözlemlemeye başladım. Sitenin, sitedeki fotoğrafçıların karma puanlarına göre sıralandığı “hall of fame” tadında dinamik bir listesi olduğunu keşfetmem zaman almadı. İlk tıkladığımda ise hayretler içerisinde en tepesinde bizim memleketten birisi olduğunu gördüm. Bu isim Hayri Çalışkan idi. İçimden “vay be, helal olsun” diyerek bu şahsın konumuna fena halde imrendiğimi, büyük bir merakla kendisinin fotoğraflarını incelemeye koyulduğumu hatırlıyorum. On binlerce insanın olduğu bir sitede en birinci fotoğrafçı olmak… Bu bas gitar çalmayı az buçuk öğrendikten hemen sonra Jaco Pastorius’tan Donna Lee yorumu dinlemek gibi bir etki bırakmıştı üzerimde.

Kendisini takip etmeye başladım. Bir yandan da Usefilm.com’a heyecanla gönderdiğim fotoğrafların sadece bir-iki kişi tarafından görüntülenerek sayfaları terk edişini üzüntü ile izliyordum. Bir gün tüm cesaretimi toplayıp Hayri Çalışkan’a bir yorum yazmaya karar verdim. Düşünüp taşınıp, gönderdiği bir fotoğrafa küçük bir eleştiri yazdım kendimce. Etrafımda neler döndüğünün, bu işin raconunun ne öngördüğünün farkında değildim, dolayısıyla puanı da bol keseden vermeyip eleştirim ile tutarlı bir şey verdim (10 üzerinden 5 vermiş olayım mesela). Daha yaptığım şeyin heyecanı üzerimden gitmemişti ki son gönderdiğim fotoğrafın, sitenin en yüce karmalı fotoğrafçısı Hayri Çalışkan’ı misafir ettiğine şahit oldum: kendisine yazdığım eleştirinin aynısını fotoğrafım altına yapıştırmış, üstüne de fotoğrafıma 10 üzerinden 1 puan vermişti… Mesajı almıştım.

O zamanlar Hayri Çalışkana okkalı bir kaç laf edecek kadar kişilikli davranmadığım için utanç duyuyorum. Sanırım Usefilm.com’un en yüce karmalı fotoğrafçıları listesinin bir çıktısını alıp yakama iliştirir diye ürkmüş, belki de daha fenası hatalı olduğumu filan düşünmüştüm, bilemiyorum. Hemen gidip yazdığım kötü eleştiriyi sildim. O da hemen benim fotoğrafım altındaki eleştirisini sildi. Silmekle kalmadı, büyüklük yapıp az evvel 1 puan verdiği fotoğrafımın aslında ne kadar müthiş olduğuna dair bir yorum bıraktı. “10 puan“. Aramızda sözsüz bir iletişim hasıl olmuştu. Fotoğrafım altına yazdıklarının fotoğrafımla ya da şahsımla ilgili olmadığını, Usefilm.com’da geçirdiği aylar içerisinde rafine hale gelmiş görünen etkin bir protokol ile bana bildirmişti Hayri Bey… Mesajı bir kez daha almıştım.

Bir gece önce kocasından boşu boşuna yediği dayağın morlukları ile güne başlamaya hazırlanan bir ev kadınının, kocasının komodinin üzerinde bıraktığı “çok güzeldin, uyandırmaya kıyamadım” yazılı notunu görüp odanın içerisinde mutlulukla dans etmeye başlaması esnasında ortalığa yayılan türden bir kişiliksizlik ve onursuzluk örneği göstererek Hayri Çalışkan’ın fotoğrafına geri döndüğümü, o fotoğrafa aynen onun bana yaptığı şekilde methiyeler düzmekten ve tam puan ile ödüllendirmekten imtina etmediğimi de burada hepinizin huzurunda itiraf etmek istiyorum. Sevgili okur, bu an benim için önemli bir andır. Yıllar boyu içimde taşıdığım bu utanç şu an itibarı ile son bulmuştur (fakat ben nasıl ki bu özgürlüğün tadını sokaklarda cıbıl cıbıl koşmak sureti ile çıkarmıyor ve yazmaya devam ediyorsam senin de bu olayı unutup beni sevmeye devam etmeni bekliyorum). Bu yaptığım şeyden ötürü duyduğum rahatsızlık beni “tam performans” ile çalışmaktan ve belki de günün birinde bir “hall of fame” fotoğrafçısı olmaktan alıkoyacaktı. Oysa atom mühendisi bile olabilirdim.

Şu anda görüyorum ki Hayri Çalışkan ve puan ekonomisi ile kendimi böylesine komik bir duruma düşürerek tanışmış olmam aslında bir talihsizlik değil şans imiş. Zira bu sayede o noktada takılıp kalmak yerine izlemeye ve anlamaya çalışmaya koyuldum. İşleyiş basitti: bir sekreter titizliği, bir memur sorumluluğu ile her fotoğrafı methiyelere boğ, insanlar da senin fotoğraflarını methiyeye boğsun.

Yalandan bir arkadaşlık çemberi içinde dönüp duran bir sevgi seli vardı site içerisinde. 1500′lü yıllarda Nottinghamshire’da yaşamakta olan bir genç gibiydim. Hayatın, içinde doğup büyüdüğüm küçük kasaba ve onun adil kumandanlarından ibaret bir tos pembe olmadığına dair bir takım şüphelerim vardı, fakat bir türlü adını koyamıyordum. Bir süre sonra yanlız olmadığımı, benim gibi düşünen bir azınlığın az ilerdeki Sherwood Ormanı’nda kumandanların dalga geçtiği bir takım değerlerle yaşamak isteyen Robin Hood’ların yaşadığını öğrenecek, ilk fırsatta kendimi bulaştırdığım bu pislikten Andy Dufrain’in yağmur sularında temizlenişi gibi arınarak aralarına kaçacaktım. Cristiano Corte, Rui Palha gibi -hala fotoğrafla ilglenen- arkadaşlar edinecek ve yeni bir fotoğraf vizyonuna kavuşacaktım (zamanın kumandanları ise büyük emekler harcayarak edindikleri ve korudukları “hall of fame” slotlarını başkalarına bırakarak fade-out olacaklardı).

Ama ne yazık ki bu güzel günler benim için kısa sürdü. Artık onarılamaz bir noktaya gelmiş olan çekirdek Usefilm.com topluluğunun çözülmesi ile herkes ayrı bir yöne gitti.

***

Puan temelli ödül sistemlerini bir nevi “ekonomi” olarak görmekte, puanların ise banknotlar olduğunu varsaymakta çok sakınca olmadığını düşünüyorum. Fakat bu sistem istismar olmaya çok açık, çünkü normalde merkez bankaları tarafından piyasaya sürülen banknotların, altın, gümüş, döviz gibi menkul kıymetlerden teşekkül eden bir karşılığı olmasına rağmen bu sistemde site tarafından üretilen ve herkesin cebine doldurulan puanlar, “sonsuz”. Dolayısıyla bu puanları harcamak kimseye bir şey kaybettirmiyor. Bu da bizlerin gerçek hayatta tasarruflu olmak ve gelirimizi iyi değerlendirmek adına yalnızca gerçekten beğendiğimiz, gerçekten önemsediğimiz şeylere yatırım yaparken gösterdiğimiz titizliği tamamen anlamsız kılıyor… Başkalarının size harcadığı puanlar, “günün fotoğrafçısı olmak”, “site birincisi olmak” gibi şöhretleri edinmenizi sağlıyor. Puanların kaynağı sınırsız olduğu için insanları onları sizin için harcamalarına ikna etmek de pek zor değil: vaktinizden başka hiçbir şeye mal olmayan, reklam vazifesi görecek jenerik bir yorum yazıyorsunuz, duymak istediği şeyleri duyan kişi de gelip size bir yorum yazıyor. Çok kolay bir şekilde elde edilebilen karşılıklı bir fayda söz konusu. Makul bir süre sonra sitenin en yüksek puanlı insanların çok büyük kısmı en çok yorum yazan isimlerden ibaret oluyor ve gerçek problem burada ortaya çıkıyor.

Sonra benim gibi yeni birisi geliyor. Bir sitede puan yoluyla ya da halk oyuyla ya da herhangi başka bir yöntemle birinci olmanın iyi fotoğrafçı olmak ile ya da iyi fotoğraf ile hiçbir ilgisi olmadığından habersiz oluyor. Sitenin en önde gelen fotoğrafçılarının kimler olduğunu kısa bir süre sonra öğreniyor. O da ödüllendirilmek, o da tanınmak için o büyük fotoğrafçıların fotoğraflarına ve o fotoğraflara gelen eleştirileri okumaya başlıyor. “Ne güzel tekne”, “ne güzel yaşlı”, “ne güzel vapur”, “ne güzel martı”. Fotoğraf denen hadisenin her gün dışarıya çıkıp bunlardan çekip geri gelmek olduğuna dair bir sanrı hasıl oluyor bir süre sonra. Kalıplar meydana çıkıyor, beyin tembel olduğu için yorum yazma, fotoğraf çekme işini beyinciğe devredip olayı bir el alışkanlığına çeviriyor. Balat gezileri alıyor başını gidiyor, 7 göllerde basılmadık yer kalmıyor. Piyasaya yön veren büyük şirketler ne yöne hareket ederse ufak tefek kârlar ile maliyetini çıkarmaya çalışan ilgiye muhtaç bir kalabalık da onları takip etmeye çalışıyor.

Bu tüketim çılgınlığının bir parçası. Nasıl ki kimi insanlar hayatlarını “bir araba, pembe panjurlu ev, iki çocuk, iyi gelir getiren bir iş, akşamları yarışma programı izleyip yazları Kuşadası’na tatile gitmek, sağlık sigortası, erken yaşta emeklilik” şeklinde paketlenmiş mutluluk tanımlarını satın almak için çalışarak ve etraflarında olan biteni zerre kadar sallamayarak geçiriyorlar, bu ekonomi içerisinde varlık göstermeye çalışanlar da benzer şekilde yeni olanı, farklı olanı, güzel olanı görmez oluyorlar.

Nasıl ki kendisi için paketlenmiş mutluluklar peşinde ömür geçiren kimi insanlar istedikleri vücut şekline sahip olmanın yolunun “fitness centerlar”dan, istedikleri ruh haline sahip olmanın yolunun “yoga merkezlerinden”, istedikleri türden insanlarla bir arada olmanın “starbucks’tan” geçtiğini büyük şirketlerin kontrolündeki medyadan öğreniyorlarsa, benzer şekilde bu ekonominin emekçileri olan küçük fotoğrafçılar da “iyi fotoğraf” ve “iyi eleştiri” tanımlarını sitenin en yüce karmalı, en birinci fotoğrafçılarından bilerek ya da bilmeyerek öğreniyorlar.

Bu siteler içerisinde bu işi çözmenin ne yazık ki yolu yok. En nihayetinde, bence, ortada bir ödül ve yeterince vakit olduğu her durumda kazanan ego oluyor.

***

Ben halâ Fotokritik’e fotoğraf gönderiyorum ve bu gün bütün bunları düşünmeme vesile olan şöyle bir olay oldu: Siteye belgesel kategorisinde aşağıdaki fotoğrafı gönderdim (bu fotoğrafı Barhal seyahati ile ilgili yazıdan biliyorsunuz):

Fotoğrafa gelen tenkitler şöyle:

(…) kolu çıkan bey croplansa daha iyi olurdu (…)

(…) harika bir model bulnussuuz. kadraj biraz sorunlu, sagdaki kolu croplasiniz bile soldaki insanlar fotografin disinda kaliyor. onun haricinde cok net ve renkli bir fotograf (…)

(…) kadraj biraz daha düzgün olyadı harika olurdu. Modelin doğal hali çok hoş (…)

(…) horon tepenler kesik çıkmış (…) sağında solunda duran kişiler yarım çıkmış (…)

(…) iyi bir konu tercihi yapmışsınız. ama kadraj biraz sorunlu (…)

Sanki bütün yorumları aynı kişi farklı fotoğraflara yapmış gibi geldi mi size de?

İnsanlar belli ki beğenmişler, neden olduğunu pek bilmiyorlar ama bir şeyler yazmak istemişler, sağ olsunlar. “Bla bla haricinde fotoğraf çok net ve renkli” diyen bir kişi bile var. Fotoğrafın net ya da renkli olması gibi sıradan tercihler, her nasılsa fotoğrafın değerine endekslenmiş.

Bu fotoğraf ile ilgili söylenecek her şey bunlarla sınırlıymış gibi herkes fotoğrafı kırpmaktan, sağ taraftaki amcadan, sol tarafta kesilmiş insanlardan bahsederek rahatsızlığını dile getiriyor. Bir belge niteliği taşıyan bu fotoğrafla ilgili dikkat çekici şeyler bunlar mı? Dikkatle bakan birisi bu fotoğraftan şunları çıkarabilir bence:

  • Tulum oynayanları dijital kameralar ile çeken insanlar. Belli ki buraya tatile gelmiş olan bir kitle de var burada.
  • Karşıdaki yamaçta bir mahalle var. Mahallenin yıllar boyunca ekilip biçilmiş olan tarlalarının yatakları belli. Çok büyük bir kısmı atıl durumda, sadece bir iki tanesi ekilmiş. Haneler ya tarım ve hayvancılıktan vazgeçmiş ya da köy dışarıya epey göç veriyor.
  • Teyzenin tülbenti, işlemeleri, kızların türbanları. Şehre göçün daha da belirginleştirdiği nesiller arası bir kontrast.

Hepsi bu fotoğrafın içinde, daha da sayılabilir. Fotoğraf başka noktalarda başarısız bir fotoğraf olabilir. Fakat Allah aşkına kim takar adamın yarım çıkmış kolunu.

Ben de zamanında “kadraj eğri“, “kontrast yok” derdim fotoğraflar için. Şimdi utanıyorum. Fakat bunun ne kadar utanç verici ve saçma bir yaklaşım olduğunu görmem için Fotokritik, Usefilm.com gibi siteleri boş verip fotoğraf konusunda okumaya, büyük isimleri takip etmeye başlamam gerekti. Şimdiki sözlerimden de bir kaç yıl sonra utanabilirim, öğrenmenin sonu yok elbette. Öte yandan herkesten bunu yapmasını beklemek de saçma bir noktada, “orada kendi düzenlerini oturtmuş, yuvarlanıp gidiyorlar, sana ne” lafını işitmeyi de hak ediyorum belki.

Fakat ortaya neler çıkarıp ne projelere girişebilecekken abilerinden, ablalarından başkalarının puanları ile tatmin olmayı öğrenenlerin kaybettiği vakti düşününce diyorum ki, bunda can sıkmaya değer bir şeyler yok değil.

Aylar sonra gelen ek: Buraya kadar okuduysanız yorumları okumadan geçmeyin. Birçoğu içerisinde yazıyı güçsüz bırakacak kadar etkili düşünceler var.


“Fotokritik Fotoğrafçısının Fotoğraf Sanrısı” için 54 yorum yapılmış.

  1. bokbocesi

    Merhabalar.Bir suredir takipteyim sizi.Fotokritik yazınız benim de icimdekileri dillendirmis.Haketmeyen fotografların laf olsun diye gunun fotografı olması ya da hic bir yaratıcılıgı olmayanların gunun fotografcısı secilmesi beni de cileden cıkartmıstı.Bana faydası olacak, ufkumu acacak, bilgilerim artacak diye takip etmeye basladıgım fotokritik inancımı derinden sarsmıs durumda.Uzun zamandır fotograf yuklemeye gerek duymuyorum,nasolsa “guzel olmus” ya da “begendim” tarzı yorumlar haricinde beni gelistirecek hic bir yorum gelmeyecek.Okuyarak,gorerek ,algılarımı acık tutarak gelismeye devam edecegim ben, boylesi daha iyi sanki;) Gorusmek uzere.

  2. Özlem Ercan

    Her kelimesine katılıyorum. Benim fotokritiğe girmemle çıkmam bir oldu, şu anda sadece 3 fotoğrafım var orada.  Şu an sorsalar yeni fotoğrafçılar için ne tavsiye edersin diye, ustaların fotoğraflarına bak derim. İlk başlarda ben hiç fotoğraf bakmazdım ama sonradan bunun çok eksikliğini duydum ve şu anda – daha tecrübeli olduğum halde – sürekli değişik tarzda ve konuda fotoğrafları inceliyorum.  Yazı için ellerine sağlık.

  3. Riggs

    Bir de adeta loopa alinmis bir “Tebrikler” fenomeni var. Abartmiyorum, yorum bolumunde alt alta en az 10-15 tane  sadece “tebrik ederim”/ tebrikler” yazan fotografim vardi. Buna daha fazla dayanamayinca da hesabimi sildim. Senin kol cropu hadi neyse meren, bir sehir silueti onunde sigara icen bir aktris fotografima “o sigara olmasaymis cok daha iyi olurmus, kimsenin bir bayani sigarayla gostermeye hakki yok silin o sigarayi!” diyen oldu bana ahaha. neyse…
    Yazi cok eglenceli yalniz hakkini yemeyeyim. :)

  4. ulaş devrim karasungur

    Aaaaaa, olmadı Meren Bey, hakkaten olmadı :( Sizi esefle kınıyorum !!!

    Tekerimize çomak sokmayın lütfen. Bize bu tür yazılarla köstek olmayın. Kazları uyandırmayın. Gelin beraber yolalım. Ne dersiniz?

    Yakında ” yepyeni ” projelerle çok değerli Türk fotoğraflarının karşısına çıkmayı planlıyoruz.

    Yepyeni sitelerle, fotoğrafa gönül vermiş güzel insanları buluşturmayı hedefledik.

    Foto-kıytırık.com
    Foto-lümpen.org
    Foto-söğüş.net
    Foto-meczup.com
    Foto-entel.biz
    Foto-gerzek.com
    Foto-aylak.org
    Foto-vandal.com
    Foto-zede.net*

    Gelin, sizinle ” ortak ” laşa çalışalım. Yepyeni konseptlerle, yepyeni yarışmalar yapalım. Bu sitelere üye olanlar bu yarışmalara fotoğraf göndersinler, biz sponsor firmalara nerdeyse ” sıfır ” fiyatına fotoğraf pazarlayalım. Siz, her yarışmada jüri üyesi olun. Fotoğrafları değerlendirin. Çok büyük prestij sahibi olursunuz. Türk fotoğrafına üstün hizmetlerinizden dolayı 1-2 sene içinde büyük bir ödülde veririz size.

    Nasıl teklifimiz?

    Bence hiç düşünmeyin, hemen atlayın trenimize.

    :)

    * Üstte yazılı olan bütün site isimleri tescillidir. Çalanı oyarız :)

  5. kültür mantarı

    Yazının altına bende imza atmak istiyorum.  Fotokritik’de  bir puan  mafyası mevcut bence de.  Hafta sonu gezilerinde oluşan samimiyetlerle birbirlerine körü körüne puan veren küçük gruplarla dolu. Eğer bunlardan birine dahil değilseniz fotoğrafınıza bakan bile olmuyor.  Bir süredir şöyle yorumlar da gelmeye başladı.

    çok güzel, tebrikler, portfolioma beklerim.

    Yukarıdaki fotoğrafı yüklediği görmüştüm. İçimden “şimdi saçma sapan bir sürü yorum gelecek ” dedim. Tam da öyle olmuş. Ben bir süredir puana kapalı fotoğraf yüklüyordum, artık yüklemek de içimden gelmiyor açıkçası.

  6. Özgür Tekinşen

    Uzunca bir süredir bu konuda kafam çok karışık. “Neden internette fotoğraf paylaşıyorum yada paylaşmak istiyorum diye soruyorum kendime?” Cevap basit aslında. “Çektiğim fotoğrafların bende uyandırdığı duyguları başkalarına aktarmak için.” Bu noktada beğenilmek elbette insanın motivasyonunu arttıran bir olgu.

    Fotokritik’ ten beklentim herzaman şu oldu: Belli bir fotoğraf bilgisi ve tecrübesine sahip insanlardan fikir almak.

    Bunu yakalayabildiğim anlar çok nadir oldu. Hatta eleştirilerini beklediğim bu tarz insanlar, değil eleştiri yapmak, kendi fotoğraflarına bile yapılan eleştirilere cevap vermiyorlar kaldı ki sizin fotoğrafınıza denk gelecekte eleştiri yazacak. Peki neden o kişiler fotokritiğe fotoğraf yüklüyorlar, ihtiyaçlarımı var ki? Zaten profesyonel olarak bu işi yapıyorlar. Anlamak çok zor.
    O nedenle bir süredir fotokritik i kullanmıyorum. Forumlarından çok şey öğrendim ama. 1-2 sene öncesine kadar müthiş bir bilgi kaynağıydı. Bir nedenle üyeliği silinen kullanıcıların forum verilerininde silinmesi ile tam bir süzgece dönen veritabanı maalesef bu özelliğini yitirdi. Böyle bir  yazılımcı zihniyetini hala anlamaya çalışıyorum.
     
     

  7. GÜLTER ÖZGÜR

    Fotoğrafı öğrenmeye çalışan, aceminin biriyim. Elbetteki bu yolda az buçuk ilerleme kaydettim ama alfabenin “abc”sinden öteye geçmeye daha çok yolum var.Yazınızın içeriğindeki konulardan dolayı pek çok siteye üye olmama rağmen fotoğraf eklemeyi bıraktım.İnsanların gelip te kısaca içi boş ”tebrikler” yazıp gitmesi sitelerde fotoğraf paylaşımından soğuttu.Eleştiriyi yazanın; beğendiği fotoğrafı neden beğendiğini, beğenmiyorsa niye beğenmediğini ya da merak ettiği bir şeyleri sormasını veya fotoğrafın kendisine ne hissettirdiğini yazmasını bekliyorum ama nafile.Artık sadece bol bol fotoğraf izliyorum.Başkalarından beklediğim şeyi kendim başkalarının fotoğraflarını izlerken uyguluyorum.

    Fotoğraf derinlemesine bir olay.Çekim tekniklerini öğrenmek de yetmiyor.Görmek, hissetmek, yaşamak gerekiyor.Fotoğraf üzerine daha bir dolu şey yazılır da…Tepemde beni bilgisayarın başından kalksın diye bekleyen oğlum var.Şimdilik ara verdim, sonra yine başınızı şişirmeye gelirim :)

  8. Işık Örsel İmir

    Merhabalar Murat Bey,

    Yazılarınızı epeydir sessizce takip ediyorum ve çok keyif alıyorum.  Fotokritik üyeliğimi sildirdiğim günden beri daha ”huzurlu” bir fotoğrafsever olarak yaptığınız samimi itiraflardan da çok keyif aldım :)  Benim de içimden biraz yazmak geldi bu keyifli Cumartesi akşamında.

    Benim fotoğraf serüvenim üniversite yıllarında Bilkent Üniversite’sinde aldığım fotoğrafçılık dersleriyle başlamıştı.  Babamın hediye ettiği çantasının üzeri tozlanmış Zenith’imle Ankara sokaklarında turlar, öğrenmeye çalışırdım ama beni en çok etkileyen karanlık oda ve baskı almaktı o zamanlar.

    Fotokritik ile tanışmam Fransa’da yaşayan bir arkadaşımın fotoğraflarına verdiği linke tıklamamla gerçekleşti.  Ben de buradan esinlenerek 2004 senesinde çektiğim bir Eiffel fotoğrafını (şu foto : http://photo.net/photodb/photo?photo_id=6713130 ) siteye üye olur olmaz.  Sonra bir de bakım ki günün fotoğrafçısı olmuşum.  “Yok artık” dedim kendi kendime ama hoşuma da gitmedi değil tabii.  Üstelik bu fotoğrafı amatör bir dijital kamerayla çekmiştim.  Sonra elimde olan gezi fotoğraflarımdan yükledim siteye, daha çok mimari fotoğraflar mesleğim yüzünden.  Hepsi çok beğeniliyor “ışığınız bol olsun” gibi anlamsız cümlelerle alkışlanıyor.  Tam da bu sıralarda fotoğraf sevdamı bilen eşim bana bir Canon 400D hediye ediyor, uçuyorum sevinçten tabii.  Alıp makinamı fırsat buldukça İzmir ve çevresinde fotoğraf gezileri yapıyorum kendi kendime ve fotoğrafçılık hakkında kitaplar alırken buluyorum kendimi, bol bol okumaya çalışıyorum.  Okudukça da hiç bir şeybilmediğimi, sadece deklanşöre bastığımı farkediyorum elbette.

    Uzun lafın kısası, fotokritik serüvenim uzun sürmüyor, yönetime yaptığım ağır eleştiriler sonucu üyeliğim askıya alınıyor ve benim baskılarım sonucunda üyeliğim zar zor siliyorlar. (Üyelik silmek istemiyorlar çünkü sitenin üye sayısı askıya alındığında aynı kalıyor)

    Başka bazı sitelerde de arayışlarım oluyor paylaşım adına ama her biri çok anlamsız gelince yine o dönemlerde üye olduğum photo.net ile sınırlı bırakıyorum fotoğraf paylaşma işini ve daha çok izlemek, daha çok dinlemek ve okumak için uğraşıyorum.  3 ay önce dünyaya gelen ikiz bebeklerim - ne şahane ki –  beni pek çok uğraşımdan uzaklaştırdı ama internet sayesinde beğendiğim fotoğrafçıları takip edebiliyorum ve sizinkiler gibi faydalı yazıları okuyabiliyorum. 

    Harika bir yazı, çok sempatik bir itiraf :) Ellerinize sağlık.
     

  9. zafer karkaç

    Kafamın karışıklığına bir damla daha katkın oldu yine Meren. Bu söylediklerinde tamamen haklı olmanın yanı sıra hani bir kıyısında “beğen” seçeneği olan tüm platformlardaki rahatsızlığımı dile getirmiş oluyorsun.

    Friendfeed veya yazdığımız bloglarda da benzer bir topluluk oluşturma süreci yaşıyoruz aslında. Girilen tüm yazıları beğenme metoduyla veya yerden yere vurarak geniş bir takipçi sayısına ulaşmak mümkün… Mümkün olduğunca fazla kişiyi ekle, onlarda seni eklesin, sen beğen onlarda seni beğensin. Bir süre sonra insanın kendini kaybetmemesi mümkün değil… Paylaşma duygusuyla çıkılan yolda kendini beğendirme endişesi belirleyici olmaya başlıyor.

  10. Utku Kaynar

    Ben de zamanında “kadraj eğri“, “kontrast yok” derdim fotoğraflar için. Şimdi utanıyorum. Fakat bunun ne kadar utanç verici ve saçma bir yaklaşım olduğunu görmem için Fotokritik, Usefilm.com gibi siteleri boş verip fotoğraf konusunda okumaya, büyük isimleri takip etmeye başlamam gerekti. Şimdiki sözlerimden de bir kaç yıl sonra utanabilirim, öğrenmenin sonu yok elbette. Öte yandan herkesten bunu yapmasını beklemek de saçma bir noktada, “orada kendi düzenlerini oturtmuş, yuvarlanıp gidiyorlar, sana ne” lafını işitmeyi de hak ediyorum belki.

    Esas problem, Murat bey, herkesin birbirinin fotoğraflarını tekrarladığı pespaye bir fotoğraf anlayışının çoğaltımı. Sözünü ettiğiniz site buna sadece bir örnek, ancak geçenlerde yazdığım bu yazıda sözü edilenler gerçekleşmedikçe özgünlük ve yerlilik konusunda yaya kalacağımıza inanıyorum.
    Selamlar,
    Utku

  11. ulaş devrim karasungur

    Gültekin Çizgen’in sözde ” bildirisinin ” önemli bazı bölümlerini içeren yazıyı okudum. Eğer ” önemli” olanlar buysa, geri kalan bölümleri pek merak etmesekte olur, bence.

    Aslında yazacak çok şey var. Ama sadece bir kaç noktaya değinmek yeterli olabilir, şimdilik.

    Yazıda, Fazıl Say ve Orhan Pamuk örnek verilmiş. Bilenler bilir. Fazıl Say kendisini müzik “dünyasına” Bach, Mozart, Beethoven, Gershwin’i… yorumlayarak kabul ettirdi. Dede Efendi, Adnan Saygun ve Aşık Veysel’i değil.

    Orhan Pamuk ise, Dünya klasiklerini hatmederek, Dostoyevski, Tolstoy, ve diğerlerinden feyz alarak yazdı. Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin ve Halide Edip Adıvar’ dan değil.

    Eğer Türk fotoğrafı gibi bir kavramın gerçek anlamda vücud bulmasını istiyorsanız, kültürünüzü paylaşmak zorundasınız. Bu paylaşımın verimli olabilmesinin yolu sadece vermekten değil, almaktanda geçer. Bir nevi, med-cezir olmalıdır.

    Tiyatrodan örnek vermek isterim. Alman tiyatrosu denince ilk akla gelen Brecht’tir. Brecht, kendi kuramını, kendi tiyatrosunu biçimlerken, yüksek derecede uzakdoğu tiyatrosundan etkilenmiş, faydalanmıştır. Diğer tiyatro ekolleri de aynı yöntemle gelişmiş, şimdikini formunu bulmuştur.

    İlk önce işin evrensel anlamda nasıl yapıldığını öğren, ondan sonra kendi kapının önünü fotoğrafla.

    Bu çok önemli ” bildirinin ” içinde kurumsallaşmaktan bahsedilmiş. Ne tesadüftür ki, aynı sitede başka bir yazı da paylaşılmış. Reha Bilir’in ” Yarışma Heyecanı ” yazısına tfsf ‘den cevap olarak, falan-fişmekan…

    Bu yazının alt metnini ” okuduğunuz ” zaman dehşete düşmemek elde değil. Hele hele, ortalarda bir yerde geçen ” (devletin bir kurumunu bir yabancı kuruma kötüleme bahasına ) cümlesini okuduğunuzda, nasıl bir çürük zihniyetin kol gezdiğini iliklerinize kadar hissedebilirsiniz.

    Haftada beş gün ” TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM ” diye bağırmak sizi nasıl, Türk, doğru ve çalışkan yapmıyorsa, her gün kapınızın önünü fotoğraflamakta sizi fotoğrafçı ve/veya sanatçı yapmayacaktır.

    Türk, doğru ve çalışkan olmadan önce, İNSAN, doğru ve çalışkan olmak daha mantıklıdır.

    Sonuç ve hüküm cümlesinde ise şöyle buyurulmuş:

    ” Evrensel olanı anlamak için önce yerli olmak gerek ”

    Yanlış!

    ” Ötekini anlamak için gerekli zihni zahmeti lüks bulanların, kendine ait olanı anlamak hakkı olabilir mi? Burada “hak”dan bahsetmek bile abes”

    Doğru!

  12. A. Murat Eren

    Üçüncü dünya ülkesi düşünürü Gültekin Çizgen.. Türk fotoğrafının ne yöne gitmesi gerektiğini ondan ve onun neslinden öğreneceksek vay halimize :)

  13. Utku Kaynar

    Ulaş Bey,

    Sapla samanı karıştırmayınız. TFSF yazısının konusunu, içeriğini, gelişimini anlamadan, ifadelere takılmışsınız ve bu yazıyı, Gültekin Çizgen bildirisiyle ilintilendirmişsiniz.

    “Yerlilik” kavramını kaba milliyetçilikle ilişkilendirince, “ne mozayiği ulan” diyenden bir farkınız kalmıyor, kusura bakmayın. Kastedilen bu değil.

    Biçim konusunda Alman fotoğrafçılarını gözünüzün önüne getirin. Ne geldi? Bacher’ler, Gursky, vs. Hangi biçimde ortaklaşıyorlar?

    Amerikan Soyut Dışavurumculuğu’nu ele alın. Bu ekol kim tarafından, ne kadar süreyle desteklenerek yaratıldı? Neden “Amerikan” ile başlıyor? Kaldı ki, bu yazıda veya bildiride kimse gidip dünyada yapılan evrensel işleri anlamayın, yapmayın demiyor? Önce Türk’sün, sonra insan da denmiyor? Hangi filtreden geçirip te okuyorsunuz anlamadım.

    Denilen şudur : Eğer bir sanat ekolünüz olacaksa, bunu kendinize özgü bir motifle başarabilirsiniz. İster fotoğraf olsun bu, ister resim. “Öykünme” ile, bir yere kadar başarılı olabilirsiniz denmekte. Konu bu kadar basit.

    Türkiye’de 500.000 fotoğraf meraklısına karşılık, fotoğraf dernek, merkez ve tüzel örgütlenmelerinin sayısı 50′dir. Bu sayı, İran’da (şu evrenseli anlamayan İran) 3.000′dir. 7 milyon nüfuslu Belçika’da 300 adet fotoğraf kulubü (kayıtlı) bulunmaktadır. Bu sayılar size bir şey ifade ediyor mu?

    Murat Bey, Türk fotoğrafının nereye gitmesi gerektiğini kimse söyleyemez, o bir yere gidecekse zaten kendisi gider. Burada insanlardan ziyade fikirleri tartışsak ne güzel olur.

    Selamlar,
    Utku

  14. A. Murat Eren

    Utku Bey,

    Burada insanlardan ziyade fikirleri tartışsak ne güzel olur.

    Sizin Gültekin Çizgen’in fikirlerinden haz alıp onlara kıymet verişinizi anlayışla karşılıyorum. Tartışma adabı bilmeyen bir insan değilim fakat Gültekin Çizgen’in ismi -bana göre- ortaya attığı fikirden daha büyükse, bu benim suçum değil.

    Tartışma ise nasıl istiyorsa öyle ilerler, “insanlardan ziyade fikirleri tartışmak” tamamen fikirlerin tasarrufunda olan bir hadise, sırf güzel olsun diye yapılacak bir şey değil yani :)

    Murat Bey, Türk fotoğrafının nereye gitmesi gerektiğini kimse söyleyemez, o bir yere gidecekse zaten kendisi gider.

    Türk fotoğrafının nereye gitmesi gerektiğini neden kimse söyleyemezmiş? Canı isteyen “Türk fotoğrafının gitmesi gereken yer” diye günlük açar, akşama kadar yazar, isterse kitap basar, dergiler çıkarır. Burada belirleyici olan şey Türk fotoğrafçısının kimi ciddiye alacağı olabilir herhalde.. Fakat böyle bir bilinç oluşmaması için gereken koşullar ziyadesiyle mevcut, o ayrı.

    Selamlar.

  15. ulaş devrim karasungur

    Utku Bey

    Benim sapla samanı karıştırdığım yok. Yazdıklarım gayet açık ve net. Eğer sizin gibi düz mantık yürütmüş olsaydım, Murat Eren’in bu yazısına neden Gültekin Çizgen’in yerellik üzerine ettiği lafları olumlu bir referans gösterdiğinizi sorgulardım. Ama yapmadım.

    ” Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kulu olurum ” veya ” ustalara saygı ” modundan çıkmayı başarabilirseniz, söz konusu yazılardaki bağlantıları ve çelişkileri akıl ve mantık süzgecinden geçirdikten sonra görebilirsiniz.

    ” Kurumları ve kutsal kişileri yıpratmayın ! ” tadındaki apoletik zihniyeti bir kenara bırakıp, sivil düşünceyle hareket etmeniz daha doğru olur.

    Yoğurtlu patlıcana dönmüş olan mesajınızdan anladığım kadarıyla, ” Bacher’ ler ” derken, sanırım Bernd ve Hilla Becher çiftinden bahsediyorsunuz. Evet, Gursky ve diğer bir kaç ünlü fotoğraf sanatçısının öğretmenleri. Yeni nesnellik tarzı fotoğrafçılığın belki de en önemli temsilcileri.

    Yeni nesnellik, sadece almanlara ait olan, onlar tarafından icat edilmiş, ortaya koyulmuş bir şey değil.

    En azından George Grosz ve Otto Dix ‘ den yola çıkarak, onların da hangi kaynaktan beslendiğini görebilirsiniz.

    Amerikan Soyut Dışavurumculuğu’nun da bir geçmişi vardır. O da sadece Amerika’dan kaynaklı değildir. Amerikan Soyut Dışavurumculuğunun neden Amerika’ ya endekslenmek istenildiğini açıklamama gerek varmı gerçekten ?

    Türkiye / İran, dernekler ve üyeler ile ilgili sayısal fark savınıza gelecek olursak, kusura bakmayın ama, yine düz mantık. İlkokul matematiği tadında :)

    Şu düz mantık patikasından ayrılıp, doğru zemine gelirseniz, tartışabiliriz.

    Yok, ben apoletik/militarist zihniyetle devam etmek istiyorum diyorsanız…

    Bende derim ki; Çavuşlar gitsin, generaller gelsin. Zira ben çavuşları sabah kahvaltısında yiyorum.

    :)

  16. Seyhan Çelik

    Fotokritik’e neymiş, neler varmış merakıyla üye olmuştum bir vakit. Gördüm ki günün fotoğrafçılarının fotoğrafları, üzerinde su damlacıkları olan pembe gül konseptinden öteye geçemiyordu, bunların altına da şiirli, şarkılı yorumlar yazılmıştı. Bir de fotoğrafların köşelerine çirkin bir el yazısı fontuyla isimlerini yazıyorlardı bazı kullanıcılar. Modeli güzel kızlar olan abuk subuk fotoğraflara “tebrikler” yorumları gelip duruyordu. Hemen üyeliğimi nasıl kapatırım diye araştırdım ve bir daha da girmedim sanırım..

  17. A. Murat Eren

    Fotokritik’e neymiş, neler varmış merakıyla üye olmuştum bir vakit. Gördüm ki günün fotoğrafçılarının fotoğrafları, üzerinde su damlacıkları olan pembe gül konseptinden öteye geçemiyordu, bunların altına da şiirli, şarkılı yorumlar yazılmıştı.

    Yaşadığınız bu kötü deneyim için üzgünüm fakat bu yorum sayesinde muhteşem çizimleriniz ile tanıştığım için çok mutluyum, hemen ifade etmek istedim.

    Buraya kadar okuyan herkesi de Seyhan Çelik’in günlüğüne bir göz atmaya davet ediyorum (http://seyhancelik.blogspot.com/), gerçekten çok keyifli çalışmalar :)

    Selamlar.

  18. Utku Kaynar

    Amerikan Soyut Dışavurumculuğu’nun da bir geçmişi vardır. O da sadece Amerika’dan kaynaklı değildir. Amerikan Soyut Dışavurumculuğunun neden Amerika’ ya endekslenmek istenildiğini açıklamama gerek varmı gerçekten ?
    (…)
    ” Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kulu olurum ” veya ” ustalara saygı ” modundan çıkmayı başarabilirseniz, söz konusu yazılardaki bağlantıları ve çelişkileri akıl ve mantık süzgecinden geçirdikten sonra görebilirsiniz.
    (…)
    Türkiye / İran, dernekler ve üyeler ile ilgili sayısal fark savınıza gelecek olursak, kusura bakmayın ama, yine düz mantık. İlkokul matematiği tadında :)
    Şu düz mantık patikasından ayrılıp, doğru zemine gelirseniz, tartışabiliriz.
    Yok, ben apoletik/militarist zihniyetle devam etmek istiyorum diyorsanız…
    Bende derim ki; Çavuşlar gitsin, generaller gelsin. Zira ben çavuşları sabah kahvaltısında yiyorum.
    :)

    Ulaş Bey,
    Şahanesiniz.
    Bu Sulukule’li Marx versiyonu ile başedemeyeceğim gerçekten. Konuşmayı bu seviyeye çeken birine cevap yazdığıma göre, ben yanlış yerde bulunuyorum. Ama ne beni tanırsınız, ne bilirsiniz. Karşındaki genellemeden anlayamayan entellektüel hastalıklarından birine yakalanmışsınız siz de..
    Ama ne ben, ne de yazdıklarım apoletik, militarist çizgidedir. Gerçi ben ne anlatırsam anlatayım, siz anlayabileceğiniz kadar olacak aramızdaki diyalog.
    Size Hannover’de bilgisayar başından iyi klavye silahşörlükleri dilerim.
    Selamlar,
    Utku

  19. ulaş devrim karasungur

    Sulukule’li Marx !!!

    İlginç bir tanım. Tabii ki bu sözün altmetnini okuyabilene.
     
    :)

  20. filiz t.

    dün sabah yorum yazmaya çalışırken önce oğlum girdi araya ona kitap okumam gerekti. sonra acıktı derken ablası canım kızımın upuzun saçları taranmalıydı. Baktım olmuyor düşüncelerimi toparlayamıyorum. Zaten düşünmek ve yazmak konusunda özürlüyüm kapat dedim dedim kendi kendime sonra yazarsın sen de düşüncelerini acelen ne blog kaçmıyor ya.

    Bu sabah işe gelince yazayım bari dedim. Ancak bir sürü yorum gelmiş onları okumaya daldım. Gene toz duman olmuş burası. Baktım beni aşıyor:)) o nedenle;

    öncelikle bu yazı için ayrıca dün okuma fırsatı bulduğum diğer;

    http://meren.org/blog/fotografi-anlamak/
    http://meren.org/blog/2009/02/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine/
    http://meren.org/blog/2008/12/akif-hakan-celebi/

    Yazılar için teşekkür ederim. Şahsi yolculuğumda bana ışık oldular.

    Herkesin birbirine öğretebileceği çok şeyi var aslında. Yeterki reddetmiyelim ne demek istenildiğini anlamaya çalışalım.

    Fotoğraf çekme işi gerçekten derin bir mevzu. İleri aşaması da sinema. Ancak ben izleyici olarak kalmayı tercih ederim.

    Sonuç itibariyle hepimiz kendi kavrayışımızla sınırlıyız.

    Çok az şey biliyoruz ve bildiğimizi sandığımız şeyleri de koca koca harflerle yazmaya bayılıyoruz.

    Önemli olan bugün değerli olan ne öğrendiğimiz.  Öğrendiklemizle de anlamlı ve yararlı  bir şeyler üretebiliyor muyuz ?

    Yaptıklarımızla, okuduklarımızla ve arkasında durarak beslenmesine katkı sunduğumuz fikirlerle …

    Gece olupta başımızı yastığa koyduğumuzda içimizde huzuru hissedebiliyormuyuz?. Bu gün güzel bir gün daha geçti diyebiliyor muyuz?

    Diyemiyorsak bence bir terslik var.

    sevgiler meren ışığın bol olsun

  21. Okan Akan

    Sevgili Murat’ın fotoğraf paylaşım atmosferimiz, bu atmosferin asal elemanı olan fotokritik (%67 oranlı Azot) ve hayatı oluşturan oksijen (fotoğraf) üzerine yazdıklarına katılıyorum.  2004-2009 arasını yaşamış akil biri olarak sağ eliyle yazarken, kalemini sol eliyle tuta tuta yazdığını düşündüm okurken. Gerçekten sebep fotokritik değil bence de daha karmaşık, sadece fk malumu aleni kıldı.
     
    Yukarıda yazan arkadaşlardan saygı duyduğum, yazışmayı sürdürdüğüm, birlikte fotoğraf üzerine düşünüp üretip öğrendiğim kişiler var.
     
    Aynı tarihlerde üye olduğum ve sürecini yakınen izlediğim Işık’ın tecrübelerini izledim, Murat’ın ve Ulaş’ın fotoğraflarından ve yorum-forum yazılarından feyz alıp okudum. Başka türlü görmenin kulvarlarını açmak için gerçekten çaba sarfettiler. En azından bende emekleri var.
     
    Bu arkadaşlar, saymam imkansız ama Süfyan diyeyim, E. Kınacı,  S. Melmoth, M. Oğuz….bireysel isyanlar-çabalar- irdelemeler gibi dursa düşüncelerini paylaşmayı medeni bir duruş olarak var ettikleri için kelimeleri olmayan zihinlerde onay cümleleri ve kalıpsız sorularla Türkçe düşünen zihinlerde layıklarını buldular.
     
    Malum tarihsel süreçte içselleştirmeyi bir şekilde oturtamadığımız örgütlenme mefhumu 80 sonrasında toplumumuzda daha tedirgin yaşadık. İlk adımlarında merdivenden düşmüş çocuk gibi emeklemeyi erteleyip kıçım kıçım örgütleniyoruz.
     
    Ben bundan muaf değilim.
     
    Klavye şovalyeliği tanımı yanında bir tanım gerek bize mouse ustalığı…
    Eli deklanşöre es kaza değen üstadlar sahibiyiz. Örneklendirebilirim Murat gibi; O Hayri Çalışkan’a denk gelmiş, ben ilk üye olduğumda Nati’ye isterseniz şimdi de gülüp geçtiğim flickr’da Metin Canbalaban Bey’e…
     
    FK bence bu bağlamda çok güzel bir işlev de edinmiştir. Derneklerde Ahi usulü bir tekke bekleme ile geçen sınırlı duyarlılık ve “Biz bizi biliriz” yolundan başlayan “bizim oğlan ne eylerse güzel eyler” temcit pilavında aynı tencedere’ye kaşıkla oluşabilecek Türk Fotoğrafı’ndan uzak bir görüyü mümkün kılmıştır.
    Analitik gelişim, Tanrı olanı öldürmek ve (tez-antitez diyalektiğinde) sentezi bulmakla mümkündür. Ben Murat’ın Ara Güler’i eleştirme cesaretini seviyorum. İFOD’da dirsek çürütüp üyelik için onay beklemektense Rui Palha’yı izlemeyi önemsiyorum, beğenmediysem yanılma pahasına bunu söyleme platformuna sahip olmayı önemsiyorum.
     
    Hayır derneklerin hepsi kötü değildir elbet. Bir yaşam içerisinde harcayacağımız çaba, üretebileceğimiz fikirler, peşinden koşabileceğimiz düşler kadar özgürken el almak usülü örgütlenmiş yapıları aslında statükoyu sıkı sıkıya korumak ve başka bir dünya görüşünü baskı altına almakla mükellef yapılar gördüğüm için Türk fotoğrafına inanmıyorum.
     
    Türk Halıcılığı olabilir, Türk Halk Oyunları da ama bir kişinin, diğerine tanıklığını aktardığı görsel dili milli kılacak bir evrensel gösterge sistemi bilmiyorum.
     
    Vakti zamanında belki sanat eserlerinin, üretim fikirlerinin dolaşımı sınırlıyken olabilen bir yerel algılama biçemi, İnsan olmanın hallerini evrensel bir dille iletebilmenin önünde oldukça cılız durmakta.
     
    Ben, bir insan olarak hayatın bana sunduğu incelikleri belgelemeyi seçmiş biriyim. Bu madagaskar’da veya İzmir’de değişmemeli. Bir fotoğrafçının eğer bir sorumluluğu varsa, o da ayrım yap0maksızın tüm insanlığa karşıdır;
     
    Hayatın içindeki herşey belgelenmeli…
     

  22. Haluk Enacar

    Fotoğrafla ilgili eleştirilerden başlamalıyım sanırım.    Bahsi mevzu siteciklerde fotoğraf paylaşan insanların çoğu (%95 diyebilirim)  kadrajın gördüğü alan düzenlenmiş (setup kelimesini en iyi bu tamlama açıkladı sanıyorum.  Kurgu’yu bilnçli olarak kullanmadım) , statik  fotoğraflar çekiyorlar. Ve o da yetmediği gibi o düzene digital olarak müdahale ediyorlar.   Bir çoğu, aslında bir fotoğrafın, “fotoğraf” olarak nitelenebilmesi için ön gerek olan “an” ve “dinamizm” gibi öğelerden habersizler.  Kendimden biliyorum; Fotoğraf çekmeye başladığım dönemlerde  uzun süre, manzara, makro gibi “statik” konularla fotoğaf çeken biri olarak o zamanlar FK üyesi olan biri olarak bu fotoğrafa yorum yapsaydım muhtemelen;  o müthiş kaya-tepe oluşumlarının gökyüzü ile buluşamadığı nokta ile ilgili bir şeyler söylerdim muhtemelen.   Ve aynı varsayımla, o yorumu yapmış olsaydım, bugün muhtemelen kendime çok gülerdim. Çünkü fotoğraf çekildiği anın dinamizmini, o Artvin havasının insanlara kattığı coşkuyu öyle güzel anlatıyor ki…

    Fotoğraf böyle bir şey;  Yıllar önce yaptığın bir eleştiriyi , şimdi okuduğunda gülmüyorsan;  Yıllar önce çekip çok beğendiğin bir fotoğrafa baktığında eksik bir şeyler bulmuyorsan, gelişmiyorsun ve dahası bir problemin var demektir.

    Fotokritik ve benzerlerinin de en büyük sorunu bu sanırım.  Orada oluşan yapı insanları gelişime kapıyor.  Faklı kişiler tarafından çekilmiş aynı ve hiçbir yenilik getirmeyen onbinlerce fotoğraf paylaşılıyor.  Acaip bir kaynak israfı.  Açık konuşmak gerekirse ben FK’nın amacını çok çabuk keşfedenlerdenim.  Bunun içinde çok memnunum, çünkü israf edilen sadece disk alanı değil , aynı zamanda insanların çok değerli zamanları.  Burada çift yönlü bir eleştiri yapmakta da fayda görüyorum.  FK’da uzun zaman bu habis yapıyla mücadele ettiğimi sanarak, insanların bu evicilik oyunlarını bozma yönünde teşebbüslerim oldu. Şimdi bunun da bir vakit kaybı olduğunu düşünüyorum. Ve dahası, internet üzerinde hayata geçen bu tip her sitenin sonunun “az ya da çok” bu olacağını düşünüyorum. Çünkü ne dersek diyelim “paylaşım” tabanlı sitelerin “asıl” ve belki de “yegane”  amacı community yaratmak.

    Bu bağlamda bu “ego” tabanlı hissiyattan minimal şekilde etkilendiğini düşündüğüm bir kaç sitede, kimseyle sosyal bir etkileşime girmeden, tek olumlu eleştiri yazmadan, beğendiğim fotoğraflara içimden “beğendim” diyip geçerek nadiren fotoğraf paylaşıyorum.

    İnsanlarla etkileşimim negatif düzeyde olduğu için de fotoğraflarıma gelen ilk tepkinin saf olana en yakın tepki olduğunu düşünerek kendimi mutlu ediyorum.

    Belki bu da başka bir sanrıdır.  Kim bilir?

    Saygı ve Sevgilerimle.

  23. PRose @ Ahmet Morgül

    Fotokritik.com sitesi fotoğrafçılıkla alakası olmayan bir site, yani o kadar alakasız ki kelimelerle ifade etmesi güç. Üzerine kitap yazsanız, gazetelerde ve televizyonda basbas bağırıp fotokritik’in bir fotoğraf sitesi olmadığını ispatlasanız, bir fotokritik yöneticisi çıkıpta aksini iddia etmez, adamların böyle bir derdi yok, konu farklı çünkü!

    Murat güzel yazmışsın bencede fotokritik Türkiye’de yeni başlayan fotoğrafçılara ciddi zarar veriyor, ama eğer içinizde zerre kadar birşeyler başarırız, site istediğimiz gibi bir site olur diye bir ümidi olan varsa, boşuna ümitlenmesin; yukarıda da belirttiğim gibi Nokta A.Ş. ne isterse site o olacaktır, ve istenenin bununla zerre kadar alakası yok, tamamen duygusal bir durum…

    Son yönetime kadar bizim hep ümidimiz vardı… Şimdi sizinle ister etik bulun ister bulmayın siteden ayrılmadan kısa bir süre önce bir yöneticiyle msn görüşmemi paylaşıcam. Ne kadar “fotoğraf”la alakalı olduklarına siz karar verin…
     

    PRose
    yeni tasarimi oldugu gibi yukleyin negatif’e fk’daki ciddiyeti kaldirin ortadan, hatta chat sayfasi falan bile koyun millet tanissin kaynassin oynassin

    Biri
    negatif.com projesi bi sureliğine askıda

    Biri
    fk’da yenilenmeye gitmeye karar verilmiş

    Biri
    burda yapmadıkları şey mi sence:)

    PRose
    burda yapmasinlar diye ugrasiyoruz biz

    PRose
    birakalim millet yapsin

    PRose
    ve hatta destekleyelim

    PRose
    bizde biriki arkadas yapariz belki :P

    Biri
    durdurulabilir bişe deil ki bu. türk internet kullanıcısı, engelleyemezsin ki.

    Biri
    :)

    PRose
    Turk’le alakasi yok ben TR’de yasamiyorum ve her milletten arkadasim var

    Biri
    o zaman net kullanıcısı diyelim:)

    Biri
    neden bunu engellemek olsun ki derdimiz

    PRose
    yok engellenir bak 1x.com’a

    PRose
    biseyin ya karsisinda olursu ya yaninda fk’nin ne oldugu belli degil

    PRose
    ciddi bir foto sitesiyiz diyoruz ama alakamiz yok : )

    Biri
    ciddi olmaya gerek yok bence

    Biri
    ciddiyetten kasıt ne ki

    Biri
    yuklenen fotoları sen goruosun ahmet

    Biri
    yapma nolursun :)

    PRose
    e yonetim bu hale getirdi siteyi uye toplayacaz diye, ne oldu cok mu reklam aliyor artik…

    PRose
    1x.com’a girdin mi hic, nasil yuklenen fotolar?

    Biri
    biliyorum siteyi

    PRose
    begendigin fotolar oluyor mu hic :D

    Biri
    şimdi yönetim bu hale getirdi derken

    Biri
    getirmiştir doğrudur

    Biri
    ilk halini korumak istese neden alsın ki fk’yı

    Biri
    eski hali ile kalırdı

    Biri
    yonetimin belli düşünceleri vardı demekki ne diyim

    Biri
    onlar bir bir hayata geçio şu an

    PRose
    yonetimden kastim nokta a.s. sonrasi : ) aslinda biraz onceside yok degil siteyi satisa cikarmadan oncesi diyebiliirz

    PRose
    aslinda site suan 2004′te kuruldugunda neyse o

    Biri
    biliorm ben de ondan bahsediorm zaten :)

    PRose
    hicbi degisiklik yok

    PRose
    bir tek ozellik bile eklenmedi 2005′ten bu yana diyim

    PRose
    eger istenenler eklenseydi 1x.com’a bakiyor olurdun, hicbirimizin fotosu sitede olmazdi suan

    PRose
    2bin portfolyo sahibi uyemiz, onbinlerce kayitli uyemiz olurdu

    PRose
    ama bir kimligimiz olurdu ciddi bir fotograf sitesi olurduk

    PRose
    neyse biliyorum ben sizi, benim negatif’i yapin dedigimi fk’ya yapicaksiniz

    PRose
     

    hayirlisi olsun ne diyim

     
    Geçen baktım grupları olduğu gibi silmişler… Bigün site kâr etmiyor diye server’ı kapatırlarsa hiç şaşırmam.
    Saygılarımla.
     

  24. SanatçıHassasiyeti

    Fotokritik için Benimde Söyleyeceklerim var evet evet yanlış durmadınız diğer puanlama sitelerinide bu günaha ortak edebiliriz fakat bu günahın ana kaynağı fotokritiktir çünkü ilklerdendir iyiye gitmeside beklenirken çökmüşde bir sistemdir aslında Bu site türk Fotoğrafına ve fotoğraf sanatçılığa büyük darbe vurmuştur vurmayada devam etmektedir

    Bu yoğun tüketim içinde iyi fotoğraflar yok olup gitmekte yada iyi sanatçılar kötünün arasında eriyip kaybolmaktadır hatta bu kötü oluşum kendine abuk subuk duayenler saçma ustalar hocalarda yaratmaya başlamıştır önüne gelen kurs açmakta atolye kurmakta gezi düzenlemekte mesela bunları denetleyecek bir kurum olmadığı için yeterliliğine bakılamadan piyasada at koşturmaktadırlar dahada vahimi bu site buna çanakda tutmaktadır

    Bu sözde fotoğraf ustalarının arasinda iyiden fazla kötü olduğundan kötüyüde baş tacı edip anasayfaya çıkarmakla kalmamıştır ki burada anasayfaya bakmıyorum puan önemli değil düşüncesi olanlar için bir şeyi açık ve net ifade etmek gerekir;  anasayfa önemli bir kalite derecelendirme sahasıdır ve var  olmalidir sanatçıya fotoğraf çekme şevkini isteğini hevesini başka türlü veremessiniz sanatçı veya sanatçı adayı daha basit bir anlatımla anı fotoğrafı çekmeyen yani buraya üye olan insan egoları olan , o egoları tatmin etmesi gerekli olan insandır

    Yani  başka bir değişle sanata gönül vermiştir fotoğrafı çekecek 100 binlerin önüne koyacak ve beğenilmeyi bekleyecek yeni çekecekleri için ilham alacak.yoksa iyi eserler veremez yeniliklere kapali olur zaten bu egolorı olmayan insan buraya neden üye olmak istesinki ? yapılan eleştirilerle kendini geliştirme işi bu gibi sitelerde olacak iş değil çünkü her eleştiri yapan adam zaten ne eleştiri konusunda bir otorite ne fotoğraf konusunda bir otorite bu sitenin büyük bir çoğunluğu alalade buraya geçerken üye olmuş insanlardan oluşmakta burada yapılan eleştirilerde  %90 nı ego tatmini için alinmiş ve yapılmıştır  buraya her fotoğraf gönderen ister istemez amatör fotoğraf sanatçısı aday adayıdır ilerde olur olmaz  orası kendi öz başarısına kalir dolayısıyla yine bu site kötü olanı iyi gibi göstererek fotoğraf sanatının değerlerinide ayaklar altına almış “artik bu fotoğraf sanatı o kadar ayağa düştüki her fotoğraf makinesi alan kırkyıllık fotoğrafçı” gibi klişe bir sözede meydan hazırlamıştır

    Tabi bu siteleri genç ergenlerin kızlarla tanışma sitesi haline getirmeside oldukça manidardır her karanlık odaya girmiş iyi kötü eline analog makine almış biraz kimyasal solumuş arkadaş  hoca oldu duayen oldu gerçi 50 sene karanlık oda tecrübesi olan adamda  duayen değildir bu bilinmesi lazim zaten duayen olmanında bir kriteri olmalıki (illa örnek lazimsa çok büyük bir kriter değil ama en azından bir FİAP sertifikası olabilir)bu sitede oda yok her gelen duayen her gelende bir çok bilmişlik var bu tip TÜRK FOTOĞRAF SANATI sitelerinin forumlarında sık sık karşılaşılır bununla kalmayıp bilen adamada terbiyesizlik var yine burda iyi kötü kriteri tersine dönmüş durumda hatta bi yerlerde atölye açan iki fotoğraf çeken dernek kuran iki video koyup sitesine yayınlayandada böyle bir hoca olma bana hoca desinler beklentisi var balon gibi sönerler sönmesinede  sönmesi süresince fotoğraf sanatına verdikleri zarar kalici olacaktır Keşke bu tür oluşumların önüne geçebilecek bir kurum  veya bu tür kuruluşlara veya sitelere yaptırım uygulayabilecek bir otorite olsa bu tür kötü yapılanmaların çalışmalarını sonlandırabilecek bir mekanizma mümkün olmadığı için sizin çabanız sadece kişisel forum kirliğinden öteye geçemez bu serzenişinizi ya elle tutulur şekilde ortaya koyacaksınız yada bu isyanınıza ortak bir çoğunluk sağlayıp site üzerinde bir yaptırım uygulayacaksınız eğer bu ikisini yapamıyorsanız binlerce forum konusu ve başliği gibi bu forum konusuda yok olup gidecek gereksiz yere forum kirliği yaratmış olacaktır evvel zaman içinde site sahibinin burasi demokratik bir yer değil dediği gibi biraz belki faşistçe bi yaklaşım olacak ama buradaki iyi fotoğraf çeken sanatın hakkını veren insanları isim isim çağırıp ayrı bir site kurmak istiyorum geri kalanıda burada eğlenebilir kendince fakat gelin görünki yabancı sitelerde böyle bir düşünce ve vizyon yok nü ye bile çok farklı bir bakış açısı ile bakıyorlarki türk fotoğraf veya türkün sanata bakışı veya türk toplumun içinde yetişmiş bir adamın sanata bakışı zaten sitelerdeki nü altındaki tartışmalardan nasil bir mantalite olduğu çok belli oluyor nedersiniz…..bu bakış açısı biraz pedofili birazda fantaziktir ağızlarının suyunu akıtan cinsten

    1x adli bir site var eğer site düzgünce gezildikten sonra fotokritikle yanyana konulup bakılırsa tüm bu yukardaki anlatılanlar çok daha iyi anlaşılacaktır

    Saygılarımla

  25. filiz t.

    Sevgili arkadaşlar
    Aslında paralı üyeliğe geçtikten sonra ben de durumu fark ettim.
    paralı üye olmaktaki amacımda puan beklemeden fotoğraf yükleyebilmekti.
    ancak düşündüm ki; madem anlamsız bir ortamın içindeyiz ve orda olmak sadece istemediğimiz şeyleri besliyor..
    O zaman FK daki  üyeliğe devam etmenin bir anlamı yok.
    Ve biraz önce üyeliğimi iptal ettim.
    “yapabileceklerimizi yapmalıyız,  durmanın anlamı yok.”
    şimdi kendimi daha iyi hissediyorum.
    Bu arada photosig.com hakkında bir bilgisi olan var mı?
     
     

  26. Ahmet

    Anlattığınız bu durum kaçınılmaz birşey aslında.Fotoğraf dışındada bir çok durumda başımıza geliyor.
    En az bunun kadar enteresan olan bir durumda, sırf dolu dolu eleştiri yazamamaktan korkup beğenisini hiç bir şekilde dile getirememek.

  27. Doğancan

    Oh süper! Sırf bu nedenden dolayı fotokritikten çıktığımı belirtmek isterim Meren bey.

  28. Mehmet

    Anlaşılan yazın ile birçoğumuzun düşündüklerine tercüman oldun. Fotokritik’in işleyişine onay vermek mümkün değil..”sinirlenme Mehmet”  diyorum ama olmuyor. Düşünün bir kullanıcı ana sayfa fotograflarının hepsine aynı gün aynı yorumu(?) yazıyor (tebrik eder, esenlikler dilerim) ve bu da yetmez gibi her fotografa 5×5 puan veriyor. Dayanamadım kullanıcıya da yazdım, site yönetimine de ama sonuç yok..bunun gibi nice örnek vardır, buna eminim. Beni sitede zorla tutan yok, o ayrı. Ortamın ne kadar cılkı çıksa da bana keyif veren bir iki fotograf, bir iki yorum tadında yoruma denk gelmiyor değilim.

    Aslında fotografı yorumlamak ya da tam anlamı ile okumak diyelim, en az fotograf çekmek kadar zor. Ben de “karşıtlık az, net değil” gibi eleştiriler yaptım, eleştirinin, ben eleştiri yerine yorumu demeyi daha seviyorum,  aslında fotografı okumak olduğunun farkına varmadan. Yalnız burada bir ayrıntıyı göz ardı etmeyelim. Öyle fotograflar geliyor ki, kendimi o fotografa eleştiri yapacaksam teknik eleştiri yapmak zorunda hissediyorum. Kendimce eleştiri yapmadan önce üyenin profiline bakmayı  tercih ediyorum. Böylelikle, senin de sözünü ettiğin noktada “Ehh..bu adam bir şeyler üretmiş, sağ kol kadraj dışında olmalıydı kaygısından çok meseleyi kavramaya bakalım” demek daha kolay oluyor, en azından benim için öyle oldu. “Sen hiç böyle yorum aldın mı?” dersen,  belki hiç, belki 1-2. Bu benim yorum yapmamı engelliyor mu? Hayır, hevesim kaçıyor ama Fotokritik’in saçmalamasından herkesi sorumlu tutamam ki.

    Bu arada sana da bir teşekkür borçluyum, dolaylı olarak da sitene yorum yazanlara..güzel şeyler öğreniyorum, en başta Roland Barthes’i bugüne dek tanımamış olmama hayıflanarak. Ego meselesi aslında hep var, bazen kendimize yakıştırmasak da. Barthes’in studium ve punctum’unu kendimce genel ve özel (kişisel) algılama olarak çevirdim ve bu gözle 1-2 yorum yapmaya çalıştım. Aldığım geri dönüş, yorumların içinde olumsuzluklar olmasına rağmen ümit verici oldu. Belki de doğru insanlara denk geldim, bilemiyorum. Fotokritik olayı biraz da şuna benziyor; Hani, örneğin bir futbol takımını sevmezsiniz ama bu gerçek o takımı tutan tüm insanları sevmemeniz anlamına gelmez. Rakip takımı tutan akil insanlar ile, kahve muhabbetinden uzak futbol üzerine yorumlar yapabilirsiniz, hatta işin içine felsefeyi de katarak. Ama bunun için, tam da dediğin gibi ufku açmak gerekli, okumak ve araştırmak. Yoksa, “ne güzel kedi fotografı” “Ayy! pek de şirin” yorumları(?) arasında sıkışıp kalmak, egoyu şişirdikçe şişirmek ve iyi fotograf kavramını Fotokritik puanları, “ana sayfa başarısı”(?) ile özdeş tutmak çok kolay. Sevgiler, Mehmet
     

  29. Aydın Tokmak

    Geneline baktığınız zaman aslında Fotokritik’te güzel bir Türkiye fotoğrafı var. Yaşadığımız ülkenin bir benzeri de Fotokritik’te hala yaşanıyor. Ara ara forumu şöyle bi kolaçan edip gülüyorum sitenin haline. Hatta bugün Okan’a “Kaybettiğimiz hiç birşey yok. Site zaten tamamen kayıp” diye hayıflanıp biraz da gülmüştüm. Sanırım bundan öncekiler de hala aynı şeyleri görüp gülüyorlardır.

    Fotoğrafta beni en çok rahatsız eden elbette köşe kapma oyunudur. Köşeyi kapan yerini edinmiştir ve buradan bi şekilde  nemalanmaya çalışır.  Bu maddi olur, duygusal olur manevi olur bazende tamemen ego tatmini şeklinde hayat bulur. Çünkü kapılan o köşe fotoğraf işini çok (!) iyi bildiğini karşı tarafa enpoze eder. Bizr buraya boşuna gelmedik  veya buraya gelene kadar neler çektik havaları sadece işi bilmeyenleri etkilemeye yarar. Burada da zavallı fotoğraf ezilip yenilir. Çünkü bu basit ego savaşı içinde yitip gitmiştir. Fotokritik’te aynen böyledir. Kendilerine bi şekilde o bu şu kulüplerinde yer edinemeyen insanların fotoğrafı kullanıp bi şekilde kendini kabullendirme yeridir. Paylaşılan fotoğraflara etraftaki şakşakçıların verdiği arabesk değer nedense o kişileri hayali bir mertebeye ulaştırır ki ortaya çıkan azoutlu bir nesneden farksız olsa bile etrafta kocaman bir şakşakçı grubu vardır. Eh o kadar alkışlayan olursa insan ister istemez kendini bişey zanneder. artık o köşe onundur ve yeri sağlamdır. Egoları yeterince okşandığı içinde yaptığı işin hiç bir önemi yoktur. Sanırım bu gerçekten bir insanlık ayıbı ve fotoğrafa zarar vermekten başka bişey değildir.

    İlk kurulduğu zamanı bilmiyorum ama şu an geldiği noktadan Fotokritiğin fotoğrafa çok fazla zarar verdiğini biliyorum. Çünkü kimse gidip bir anda şarkı besteleyemez, veya şiir yazamaz veya eline fırçayı alıp yerhangi bir yere bişeyler çizemez boyayamaz. Ancak deklanşör denen iki kademeli düğmeyi ezmenin sonucu fotoğraftır. İyi veya kötü elimizde bir fotoğraf ve bunu sergileyebileceğimiz bir yer vardır. Hadi bi şarkı besteleyin de bir yerde paylaşın veya yaptığınız bir yağlıboya tablosunu birilerinme gösterme cesaretini yakalayın. O toplumun veya bireyin karşına çıkmak sağlam maça ister. Oysa fotoğraf ikinci kademede erkanımızda uygun boyutlara getirilmeyi beklemektedir. Beğenilme egomuzu da işin içine katarsak, ee puanlama artıklar ekisler ile süslenmiş bir sistemde varsa neden fotoğraf (!) çekip yayınlamıyorum kardeşim.. diye haykrımalar kaçınılmazdır. Bunun sonucu da çok sevidğimiz fotoğrafa göstermediğimiz özenin onu daha da batırmasıdır.

    Evet daha çok batıyor fotoğraf. Sistem şu an ona çok büyük bir zarar veriyor.

  30. Oruç Binoba

    Murat (diyelim hadi) dediklerine katılıyorum. Yalnız sen de halkı Hayri Çalışkan’a kinlendirme topluca sinir olduk.

  31. doğuş kozal

    “ama atın üstüne kelebek konmuş” adlı yorumu tüm fotokritik üyelerine ithaf ediyorum. Sanattan bihaber , fotoğraf  makinesiyle “parmak sporu ” yapan bir grup homosapienden, homoerektus seviyesinde kritikler azimle devam ediyor ve edecekte.Bu sanrı, bize ileri derecede mutluluk hormonu olarak geri dönmesi umuduyla yaşıyorum. yorum yapamamanın , gördüğünü anlayamamanın ve yüksek derecede ifade sorunu çeken insanları yorumla zira çektiği fotoğraflar kadar oluyor kanısındayım.

  32. Koray Löker

    Hahahaha fotokıytırık.com güzelmiş…

  33. Koray Löker

    Gülten emmi gene ne buyurmuş diye yorumları gezerken fark ettim ki, amcanın biri kendi yazısına reklam yapmak için konunun ilgisizliğini de önemsememiş… Eh internette öyle dolanıyorum diye açtım okuyayım diye, amcaoğlu kalkmış fotoğraf yazısına “insanlar ve sanat” diye başlamış. Ben daha sanat kuramı yazısıyla ortaokul kompozisyonu yazmayı birbirinden ayıramayan adamı ne diye okuyayım canım kardeşim… Kilometre taşıymış bir de, birinci kilometreye onu koyduk herhalde… pfft.

    Aslında bu ülkede fotoğraf değil, tiyatrosundan, öykü yazarlığına nice alanda başka bir dert var ki, o da orta sınıf, kentsoylu bir elit kesimin kendi bilgiçliğine duyduğu hayranlık. Al bir örneği de buraya taş sokan Utku kardeşim… Kendini Türkeş’in karşısına konumlayıp sonra Sulukule’liliği küçümseyici bir şekilde kullanarak ayrımcının önde gideni olmayı başararak CHP’ye genel sekreter olmayı hakeden bir  ironisi var. Eh GÇ gibilerin bilgiç, başöğretmen tavırları da tam bu çelişkinin kaynağı sınıfsal pişkinlikten doğuyor.

    Ekibin genç kanadı, aldığı aile adabı gereği ustalarına müritlik ediyor, bunlar da kıt kanaat dünya görgüleri ve alabildiğine cehaletleriyle kendilerine saygı duymalarından başka hiç bir meziyetleri olmasa da baştacı ettikleri gençler yetiştiriyor… Militarizmden dem vurulmuş da, bundan ala emir komuta jandarma teşkilatında bile yok, yakınen görmekteyim, güncel güncel bildireyim…

    Ders vermeye gittiğim bir okulda, Atatürk İlkeleri dersi anlatmak üzere gelmiş bir emekli emniyet müdürü (ya da başkomiser miydi, neyse…) ile karşılaştık. Bir öğrencisinin kendisine Atatürkçülük üzerine “doğru olmayan fikirler” edinerek yaptığı itirazlar üzerine, onu nasıl da payladığını anlattı. “Sen yanlış kitapları okuyorsun” demiş… Odadakiler de “evet efendim, ne okudukları belli değil” diyerek onayladılar kendisini… Bu harika zihin dünyası işte bugün Youtube’a internet kafelerden (ki hosts dosyası, tünel deyip geçmeyin, memlekette internet bağlantısının yaklaşık 2/3′ünü sağlayan kafelerde o çözümlerin hiç biri işe yaramıyor, yarayamıyor, çünkü polis denetimi vb. konular başlarını ağrıttığı için tamamen yasal bağlantı sınırları içinde kalıyorlar) erişilemiyor. Rapidshare’, GoogleSites’a girmek mümkün değil. Bilgiye, dosyalara erişmek imkansız. Nedeni işte bu kafalar… Aksi fikir öne sürdüğünüzde, fikrinize, kanaatinize kaynaklık eden noktalara kadar saldıran ve sadece kendi bilgisine güvenen bu sığırlar yüzünden yetişen gençlik içinde bir grup da, stockholm sendromu mu dersiniz, komformizm mi bilemem, saldırganına aşk besliyor işte…

  34. outatime

    ben öyle profesyonel anlamda fotoğraftan çok anlayan biri değilim. ama güzel bir fotoğraf gördüğümde incelerim, hikayesini de araştırırım.  sizin, diğer sitenizdeki barhal fotoğraflarınızı görüp tam da bu fotoya takılmıştım. ve bahsettiğiniz detaylardı ilk gördüğüm ve hoşuma giden:

    …Dikkatle bakan birisi bu fotoğraftan şunları çıkarabilir bence: Tulum oynayanları dijital kameralar ile çeken insanlar.  Belli ki buraya tatile gelmiş olan bir kitle de var burada. Karşıdaki yamaçta bir mahalle var. Mahallenin yıllar boyunca ekilip biçilmiş olan tarlalarının yatakları belli. Çok büyük bir kısmı atıl durumda, sadece bir iki tanesi ekilmiş. Haneler ya tarım ve hayvancılıktan vazgeçmiş ya da köy dışarıya epey göç veriyor. Teyzenin tülbenti, işlemeleri, kızların türbanları. Şehre göçün daha da belirginleştirdiği nesiller arası bir kontrast…

    kısaca, fotoğraf çekmek gönül işi olduğunda, ona bakmayı bilen de bu gözle bakıyor. açıkcası fotoğrafı ilk gördüğümde benim de dikkatimi çeken noktalardı bunlar. diğer eleştiriler aklıma dahi gelmedi. yoksa kolu croplamak, kadraja girememek, işin terimsel yanı.. asıl amaç ıskalanıyorsa profesyonellik adına, bu işin en büyük düşmanı olur.  o yüzden yaptığınız kritik gayet de yerinde olmuştur. önemi var mı bilmiyorum ama bu yazıya bir imza da benim gibi bir amatörden olsun …
     
     

  35. Frizell

    Merhabalar

    Öncelikle fotokritik ile ilgili düşüncelerinize katıldığımı belirtmek isterim. Yapılan yorumlardaki belli ölçütlerle fotoğrafçılık kavramının içine ediyorlar. Ben de bir fotokritik kullanıcısıyım ve hiçbir puan kaygım olmadan herkese hak ettiği yorumu yazmaya çalışıyorum. Özgün fotoğrafçılığın her zaman yanındayım fakat sanat yaparken fotoğrafın zanaat kısmını da es geçmemek gerektiğini düşünüyorum. Yukarı da örnek olarak gösterdiğiniz fotoğrafı ve anlatmak istediğiniz konuyu ele alacak olursak;

    Yaptığınız gezide köyden göç etmek zorunda kalan insanları ve benzeri konuları yakından gözlemlemiş olabilirsiniz fakat çektiğiniz fotoğraf rengarenk, negatif bir olguyu rengarenk bir fotoğrafla insanlara bu şekilde aktaramasınız. Sizin altta ele aldığınız konulara dair fotoğrafta yakın planda insanın dikkatini çekecek hiçbir obje bulunmuyor. Fotoğraftaki eylemin de bahsettiğiniz konularla da alakası yok. Leb demeden yorum yapacak kişinin leblebi demesini istemişsiniz.

    Fotokritik konusunda farkındalığınız için teşekkür ederim.

    Mesut Şen

  36. A. Murat Eren

    Ben de bir fotokritik kullanıcısıyım ve hiçbir puan kaygım olmadan herkese hak ettiği yorumu yazmaya çalışıyorum.

    İnsanların ya da fotoğrafların “hak ettiği yorum” yok, yorumcunun “yapabildiği kadarıyla yorum” var bence. Yani siz bir fotoğrafın nasıl bir yorumu hak ettiğine karar veremezsiniz, fotoğrafta öyle bir merci, -neyse ki- yok. Herkes kişisel düşüncelerini paylaşıyor, düşüncelerin sınırlarını da fotoğraflar değil düşünce sahipleri belirliyor. Bu önemli bir nokta bence.

    Önce “yapılan yorumlardaki belli ölçütlerle fotoğrafçılık kavramının içine ediyorlar” deyip, bir alttaki paragrafta da “çektiğiniz fotoğraf rengarenk, negatif bir olguyu rengarenk bir fotoğrafla insanlara bu şekilde aktaramasınız” diyerek bu yazının başlığında dile getirilen olguya ziyadesiyle ironik bir örnek teşkil etmişsiniz :)

    Katkınız için teşekkürler.

    Selamlar.

  37. Frizell

    Fotoğraf paylaşım sitelerinde insanlar fotoğrafları hakkında yorum almak için fotoğraf paylaşırlar ( genellikle ) Bu durumda benim yazacağım yorumlarda da hangi fotoğrafın tarafımdan yorum hak edip etmediğine karar verecek kişi de benim. Yorum yazdığım kişi vs benim yorumumu ne kadar dikkate alır orası da fotoğraf sahibinin karar vereceği konu.  Sonuçta orası bir yorum sitesi ve ben de kullanıcısıyım. ” Bu fotoğrafa bundan sonra kimse yorum yazamaz ” şeklinde karar verecek biri yok belirttiğiniz gibi. “Herkes kişisel düşüncelerini paylaşıyor, düşüncelerin sınırlarını da fotoğraflar değil düşünce sahipleri belirliyor.” Burda yorum yapan kişiden mi bahsediyorsunuz yoksa fotoğrafla düşüncelerini anlatmak isteyen kişiden mi, ona göre cevap vereceğim.

    Ölçütlerle fotoğrafçılığın içine etmekten kastım her yorumdaki fix ışık, renk, netlik ve kadraj kriterlerinin FK’da kalıp haline gelmesiydi ama size yazdığım yorumu dikkatli okumamışsınız “sanat yaparken fotoğrafın zanaat kısmını da es geçmemek gerektiğini düşünüyorum” dedim.  Fotoğrafın bütün kriterlerini anlatmak istediğiniz konuya göre siz belirlersiniz fakat teknik anlamda hatalı bir fotoğrafla dışavurum yapamazsınız.
     

  38. A. Murat Eren

    Fotoğrafın bütün kriterlerini anlatmak istediğiniz konuya göre siz belirlersiniz fakat teknik anlamda hatalı bir fotoğrafla dışavurum yapamazsınız.

    Böyle cümleleri nereden öğreniyorsunuz? :) Tartışmayı devam ettirmek gibi bir gayem yok fakat bir yorum daha yazarak şu soruma yanıt verirseniz gerçekten çok sevinirim: Teknik anlamda hatalı bir fotoğrafın ne olduğunu kim öğretiyor? Ya da bir önceki yorumunuzda dile getirdiğiniz, negatif bir olgunun rengarenk fotoğraflarla insanlara aktarılamayacağını nereden öğrendiniz? Bunları katıldığınız bir eğitimden, okuduğunuz bir kitaptan ya da bir makaleden filan mı edindiniz yoksa kendi düşünceleriniz mi çok merak ediyorum. Zira kendi düşünceleriniz değilse ismini vereceğiniz kaynağı/kaynakları incelemek, masaya yatırmak isterim. Kendi düşünceleriniz ise yürekten saygı duyar, iyi günler dilerim.

    Selamlar.

  39. Frizell

    Hiçbir kursa gitmedim ve hiçbir kitap okumadım. Fotoğrafçılık bir sanat-zanaat diyalektiğidir ve öğrenilmez, kişinin bunu kendi beyninde oluşturması gerekir ki özgün olsun. Teknik çıkarımları da insan algısını kavrayarak yaparsınız. Öğrenilmesi gereken tek şey ekipman kullanımıdır ki bunu da kendim deneyerek ve çekilmiş fotoların exif bilgilerine bakarak öğrendim.  Görüşmek üzere…
     
    Mesut Şen

  40. A. Murat Eren

    Hiçbir kursa gitmedim ve hiçbir kitap okumadım

    Bunu duyduğuma sevindim açıkçası (bir an söylediğiniz şeyleri insanlara söyleten kitaplar, kurslar gerçekten var olabilir mi diye endişelenmiştim (halâ var olabilirler tabi, o ayrı bir konu)).

    Kursa gidenlere anlam veremiyor, fotoğrafın kitaplardan öğrenilecek bir şey olmadığına ben de katılıyorum. Fakat kitaplardan öğrenilecek şeyler de var. Mesela ben de fotoğraf hakkında bildiğim şeyleri kitaplardan değil kendi kendime, oradan buradan öğrendim, fakat okuduğum kitaplar “teknik anlamda hatalı bir fotoğrafla dışavurum yapamazsınız“, “negatif bir olguyu rengarenk bir fotoğrafla insanlara aktaramasınız” benzeri kati, kerameti kendinden menkul düşüncelerimi orada burada paylaşırken en azından başına sonuna “bence” filan eklemem gerektiğini öğretti bana. Zira o okumadığınız kitapları okuyunca insan kendisini biraz küçük hissediyor, kallavi laflar edene kadar öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyor (bu şekilde hissetmem tamamen benim acizliğim de olabilir tabi ;)).

    Her neyse. Katkınız için tekrar teşekkürler.

  41. Frizell

    Zaten kendi düşüncelerimi yazdığım için başına yada sonuna “bence” yazma gibi bir gerek duymuyorum, nezaketen yanlış olabilir haklısınız.  Fotoğrafçılık konusunda insanın kendini biraz küçük hissetmesi için linkteki gibi bir fotoğraf da yeterli olabiliyor bazen.
    http://www.unl.edu/scarlet/images/2007/20070503sartore.jpg

  42. Rende

    geçen gece televizyonda tuhaf bir yarışma programına denk geldim, sanırım ismi “yemekteyiz” gibi saçma sapan bir şey olacak. oturdum seyrettim baya. konsept olarak 5 kişi bir araya getiriliyor ve bunlara sıra ile bir gün akşam yemeği hazırlıyorlar, diğer dördü ise bu yemeği yorumluyor. anlayabildiğim kadarı ile puanlamada kriter olarak lezzet, masa düzeni ve misafirperverlik esas alınıyor. sonuna kadar seyredemedim uyudum ama gurme hissediyorlardı, çılgın komik yorumlar yapıyorlardı. program ile resmen zaman öldürürken bu yazı aklıma geldi, bir an yazıda anlatılanlar aynı bu yarışma programı ile örtüştüğünü fark ettim. sadece bir tek kere bu programı seyrettin derim. mutlaka fotokritikten bir şeyler bulacaksınız.

  43. ulaş devrim karasungur

    E zaten başımıza herşey bu yüzden gelmiyor mu? Ya yemekteyiz, ya maçtayız, ya kışladayız, ya da bilmem nerdeyiz. Ama bir türlü “gerçek hayatta” olmayı başaramıyoruz. Sürekli birileri birşeyler organize ediyor, birilerine bir takım ünvanlar, yıldızlar veriyor, biz de bunların çevresine toplanıyor, kıyısına-köşesine ilişiyoruz.

    Ufak-tefek menfaatlerimizin tatmini için çırpınıyoruz. En çok süt, yumurta, yün verenlerimiz bir süreliğine baştacı ediliyor, randıman düştüğünde ise, etimizden oluyoruz. Arada sırada rahatsızlığımızı dile getirenler oluyor, onlarında kafasına çavuşlar-çobanlar indiriyor değneği.

    Sayın müdürüm, sayın başkanım, emret komutanım triplerindeyiz sürekli. Sorup, sorgulamak yok. Sürekli ezbere dayanıyoruz.

    Hal böyle olunca, sağlıklı bir toplumun “çağdaş individium”lardan; düşünen, sağlıklı bireylerden oluşması gerektiğini, anlayamıyoruz.

    Ben, ” Simpsons” dizisini çok severim. Bölümlerden birinin başlangıcında Homer Simpson evrim’den evine doğru yürürken, Barmen Moe ters yönde gider.

    http://www.youtube.com/watch?v=faRlFsYmkeY

    Bize de genellikle Barmen Moe rolü düşüyor nedense :)

  44. sefabey

    merhabalar…
    sıkı bir fk takipçisi olarak yazınız ile sarsıldım diyebilirim.
    gerçekten harika bir yazı.
    belki fk bize çok şey kattı ama aynız zamanda çok şey de götürdü.
    kendi yorumlarıma baktığımda teknik manyağı olduğumu görebiliriyorum ama nerede kaldı yaratıcılık?
    andan itibaren yaratıcı, farklı kuraldışı olmaya bırakıcam kendimi. bu an bende bir mihenk taşı olabilir sevgili meren…
    tehlikenin farkında mısın?
    teşekkürler.
    sefa.

  45. akdenizli

    Ne kadar çok doğru söylenmiş ve ne kadar yanlışlar içeriyor.
    Otoriteye başkaldırmaktan bahsederken, eleştirilenlerin tavırları kınanırken ne kadar da aynı yaklaşım sahiplenilip, başkalarına ders verme gayretine giriliyor, büyük laf etme hastalığı yine ortaya çıkıyor.
    Toplumsal kalitenin seviyesinden daha üst  düzeyde kalite ve üretim beklenemeyeceğini  öğrendiğimden beri, doğruların ve yanlışların da sadece Beni ilgilendirdiğini, Beni yönlendirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla söylenenler-yazılanlar içinde birçok doğru gelen saptama yanında dil ve anlatım olarak da onaylamadığım (kişisel görüşüme uymayan, hayat tecrübelerimle, çıkarımlarımla çakışmayan) bir sürü ifade mevcut.
    Ben kimsenin ne yaptığı veyapacağı ile değil, o kimsenin yaptığı ile  dünyayı  ne kadar değiştirdiğini, değiştirebileceğini, etkileyebileceğini esas alıyorum. Bir tür  “sonuç”  ile ilgilenme ilgisizliği aslında.
    Dostlukla…

  46. Gamze

    Fk benim fotoğrafa ilk adım attığım zamanlarda kullandığım bir siteydi.. Fotoğraf çekmek ve bunu insanlarla paylaşmak,fotoğrafları  izlemek, eleştri almak onları okumak hepside çok heycan vericiydi..Velhasıl bende zamanla fk ortamından soğudum..En sonunda üyeliğimi iptal ettim…Fotoğraflar bazen hakettiği değeri alır almaz orası kişiye göre  değişir..Ama bildiğim bir şey var oda fotoğraf çekmeyi çok sevdiğim=)
    Selamlar..
     

  47. Yılmaz Kemal YÜCE

    fk ya da bir başka “ödül”ü bol paylaşım sitesi… hiç önemli değil adının ne olduğu. özünde her şirketin, kurumun, insanın sahip olduğu misyon ve vizyon ikilisinin sanıldığından çok daha önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

    nereye varacağım? biz neden fotoğraf çektiğimizi ya da paylaştığımızı bilmiyoruz, misyonumuzu tanımlamadık. fotoğraf çekerek ve paylaşarak nereye varmak istediğimiz için kafa yormadık, yormuyoruz. çoğu zaman “medeniyet” dediğimiz bu düzene ayar uydururken “medeni olma” çabalarımız dahi tam değil bu anlamda. daha hayata dair, belki eksik ama özgün bir perspektif dahi yaratamadan, tüm açgözlülüğümüzle o eksiklikleri doldurma davranışları, eksik görünmeme çırpınışları sergiliyoruz.

    bütün bunların yanında; “fotoğraf paylaşım sitesi” diye tanımladığımız nesnenin hangi unsurları biraraya getirdiğini, bu biraraya gelişin çözümlemesini yaparsak belki daha elle tutulur sonuçlara ulaşabiliriz diye düşünüyorum.

    “fotoğraf paylaşım sitesi” diye adlandırılagelen “şey” özünde ve önce bir sosyal ağdır. sosyal ağ denen nane şurada oldukça sınırlı ve bir anlamda anlaşılmaz olarak açıklanıyor:

    http://www.itusozluk.com/goster.php/sosyal+a%F0
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_a%C4%9Flar

    daha anlaşılır ve açıklayıcı olabileceğini düşünerek ingilizce bilenler için şunu öneriyorum;

    http://en.wikipedia.org/wiki/Social_network

    sosyal ağ çözümlemesi için de aynı metni okumanız tavsiye olunur.

    her sosyal ağın tıpkı onu ortaya çıkaran, yapıtaşları olan ilişkiler gibi bir karakteri vardır. ve bunu belirleyenler de “fikir lideri” diye isimlendirilen “sözü dinlenen” ve belli özniteliklere (burada ingilizce “trait” kelimesini nasıl daha iyi çevirebileceğimi bilemedim) sahip olanlardır. sanırım, fk veya benzeri sitelerde “fotoğrafçıyı takip et”, “eleştiri yaz” tadındaki işlemler bunun maalesef çoğunlukla ciddi, bazense zayıf bir karşılığı olarak görülebilir.

    yine “nereye varmak istiyorum?”

    “fikir liderleri” mükemmel insanlar olacak diye bir kural yok. önemli olan kimler tarafından, nasıl benimsendikleri/takibe alındıkları ve o “kimler”in buna nasıl karar verdiği. yani kim kimi takip ederken, kim kimin fotoğrafını izlemek ve eleştiri yazmak için nasıl karar veriyor? burada daha fazla yazmadan önce ikinci paragrafta yazdıklarımı hatırlatmak ve öyle devam etmek istiyorum.

    şimdi asıl nokta geliyor; bir davranışı neden yaptığımıza dair bir tanımlamamız ve o davranışı temeline oturttuğumuz kavramla ilgili bir yarar algımız yoksa… tamami ile o kavram dışında ezbere yaşıyoruz ve bu bizi o kavrama dair değil, tamamen bir araç olan medeniyet ve teknoloji ile ilintili atıksal davranışları sergilemeye götürüyor (bu noktada aklıma nesne yönelimli yaklaşımın “shallow copy” diye tanımladığı “şey” geliyor). kavrama hakim olamamanın ciddi bir sonucu olarak bazıları buna içgüdüsel davranmak diyebilir. Ama bu ne kadar doğru bilmiyorum. Yine de şimdilik öyle isimlendirelim.

    peki bu tipteki içgüdüsellik nasıl bir şey? biraz ilkel, biraz gelişmiş. kendine benzeyeni, kendi gibi davranını bulmak ilkesi var tabanında. özellikle fikir liderleri arasından “kendine benzer” olanları bulmak, onları takip etmek ve dolayısıyla “kendine benzer” bir sosyal ağ içinde yaşayagelmek temel ilkedir. zira “orada”, en başta “var olabilmek” ve sonrasında “yükselebilmek” buna bağlıdır. İnsanlar, en bayağı davranışlar bütünü ile algılamak istiyor bir kavramı. Ya da tam olarak algılamadan yapmak… gerçekleştirmek yatıyor içimizde.

    bu motivasyonu daha iyi anlayabilmek için sanırım dunning-kruger sendromu/etkisi biraz daha açıklayıcı olabilir.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect

    dolayısıyla sosyal ağ, kendi özniteliklerini bu baskın karakterlerden “kazandıktan” sonra şunu açıklamalıyız; neden sosyal ağ çoğu zaman olumlu yönde değişimi reddeder ve aslında “gerçek” fikir lideri diye tanımlanması gerekenler çekilir?

    everett rogers, bir sosyal ağdaki gerçek fikir liderlerinin zaman içinde ağın karakteristiği ile uyuşmamaları üzerine geri çekildiklerini (ya da ayrıldıklarını) söyler. Bu daha çok inovasyon ya da değişim ile ilgili bir geri çekilmedir. Alakasız gelenler için söylemeliyim ki fk tipi sosyal ağları değiştirebilmek çok zordur. Devrim diye de buna denir işte. Dolayısıyla bu tip sosyal ağlar statükocu davranış sergilerler. Değişim isteyen hoş gelmemiştir. Değiştiremeyeceğini anlayan gerçek bir fikir lideri de geri çekilmekten geri durmaz (bu noktada dunning-kruger etkisi yine belli seviyede açıklayıcı olabilir). Fk özelinde en fazla bunun için çabalamalar oldu.

    Eğer değiştirmek için içinde ciddi bir arzu, istek veya daha ötesinde bir güç varsa ve o fikir lideri gitmiyor/geri çekilmiyorsa, bir fikir liderinden fazlasıdır zaten. Sanırım bu anlamda, murat, bu çabalarınla sen bir fikir liderinden daha fazlası oluyorsun. Vazgeçmemişsin değişim vizyonunun toplumsal boyutluluğundan. Yoksa bütün bunları salt kendin için yazdığını mı söyleyeceksin?

    aslında bir de ahlak konusu var. Zira biz tüm bu çarpık davranış şeklimizle yüzleşsek karşımıza çıkacak olan ilk olgulardan biri ahlak olurdu. Fakat yukarıda bir bütün olarak kavramlara dair öznel dahi olsa bir algı geliştirememeye, onları “doğru” algılamamaya değindiğimden açma gereği duymuyorum. Sadece şu haber linkini paylaşıp bitireyim;

    http://www.dw-world.de/dw/article/0,,5591111,00.html

    not: aslında fk’te yaşananların bir kısmına şahitlik etmiş biri olarak bütün bu akademik ağızlı metni yazarken fk’ten bazı örnekler vermek daha anlaşılır yapabilirdi diye düşündüm. Lakin öyle yapmadım. Belki okuduktan sonra sizler doğru projeksiyonlar yaparsınız.
    not2: bu metin ciddi “yanlışlık”lar ve öznellik barındırır. Arkamı sağlama alıyorum.
    not3: tam bir çözüm önerisi getirmediğimi fark ettim :) “devrim” dedim kaldım. sonra çözümümü daha da açabilirim umarım.
    not4: fotoğrafı bu kadar içerik dışı bırakarak açıklamaya çalışmak zor muydu? evet :) çözümümde olacaktır ama
    not5: metin uzun ve bazı linkler barındırıyor. fakat ben birkaç mesaj halinde gönderdim, zira “spam” muamelesi gördü. ben de bölerek göndermeyi seçtim. dilerim rahatsız etmez kimseyi. ederse de affola.

    Meren’in Notu: Sevgili Yılmaz Kemal Yüce’nin üç ayrı yorum olarak yazmak zorunda kaldığı metni daha kolay ve daha fazla kişi tarafından okunur ümidi ile birleştirdim. Bu müdahaleden dolayı kendisinin affına sığınıyorum.


  48. Jege

    Fotograf hobisini yeni yeni edinen ben,nerelerden ne kadar faydalanabilirim diye dusunurken sık sık karsima cikan bir site fk,fakat bu kadar olumsuz etkilerini dusunebilecek kadar adapte degildim,tam da dslr makinemi edinmis,hadi bir de fk ya uye olayim derken sanirim bir kere daha dusunecegim,
    ben zaten birebir diyologlara daha cok inaniyorum ve bunun icin gozume kestirdigim insanlara direkt ulasarak yardim talep ediyorum,makinemi secerken de bu boyle oldu,bundan sonra da sanirim sagliklisi bu,fotograflarimi mailleyecek elestiri isterim,hemde sadece yorumlamasini istedigim,guvendigim insanlardan.bunlardan biri de siz olursunuz kabul ederseniz sevgili merenbey,paylasimlar icin simdiden cok tesekkurler
     

  49. mehmet

    ellerinize sağlık. hayatın tamda ortasında duruyorken; objektifinin içinden beni ve bakmayı bilen herkesi o’an a davet ettiğiniz içinde ayrıca teşekkürler :) bende amatörce deklanşöre basıyorum, bastığım anda gördüğümü göstermem yetiyor :))

  50. serdar

    Yorumların sonuna kadar gelemedim, çok uzun yazılar var gözlerim yoruldu açıkçası :) Ama gördüğüm kadarıyla kimse de alternatif yerli ve yabancı kaynakları öne sürmemiş. Bir tek aralarda 1x.com’u görüp durdum, bir de yazıda adı geçen photo.net, usefilm.com, photosig.com gibi siteleri var. Benim gibi bir amatörün etkin beslenebileceği kaynakları (meren.org dışında :) ) açıklayabilirseniz çok mutlu olurum.
    Murat harika bir blogun var, finanse edemeyecek olsan bile ortadan kaldırma bunu, bir yerlerde hep dursun derim. Çok böyle site tarih oldu o yüzden şimdiden söyleyeyim dedim. Zaten site uçarsa da ekşiden kafanı ütmeye devam ederim ben :P

  51. yoschi

    Aci gercekler ;) 1- Fotokritik gayet basarili bir projedir, sahiplerine iyi kazandiriyor. 2- Adi gecen site, (kisaca FK diyelim) , burada bile birsürü insana kendinden bahsettirip, sayfalarca yazi yazmasina sebep oluyor. 3- Fotograf sanatmidir ? Eger sanatsa en beles sanattir, her eline makina alip fotograf ceken kendine \Photographie ..bilmem ne \ ünvani verdigine göre tezim dogrudur ;) 4- FK’yi kimse begenmez ama \ ulen benim aklima daha önce gelmisti böyle bisey, adamlar para basiyor yahu\ keinlikle demistir ;) 5- FK patronaji basta olmak üzere, fotograf hakkinda hicbir iddialari yoktur, dükkan açmis ticaretine bakiyorken     Hala, hasbelkader eline makinayi almis millet neden böyle derinlemesine filozofik ( ben uydurdum) tartismalarin icine girerler.

  52. PRose

    @yoschi
    Bu yazılar yazılalı 2 yıl kadar olmuş, yani artık kimse FK hakkında konuşmuyor bile. Sahiplerine iyi kazansaydı koca siteyle birtek yönetici ilgilenmezdi, eskisi gibi bir sürü yönetici ve moderatör olurdu, site sahipleri internet üzerinden para kazanıyorlar, ve şuan facebooktaki paralı oyunlara fokus yapmış durumdalar, FK kazandırıyorsa bile kendini anca götürüyordur, her hangi bir kar olduğunu zannetmiyorum. 
    Velhasıl-ı kelam, FK iyi bir gelir kaynağı mı? Hayır. İyi bir fotoğraf sitesi mi? Hayır. Özetle fotoğraf çöplüğünden başka birşey değil, bir ilk ve bir hevesti hepimiz için geldi geçti, girip profilime bakabilirsiniz, en son ne zaman giriş yaptığım yazıyor.. :)

  53. Seyhan

    Arada gidip gelip bu yazıyı okuyorum, gülümsetiyor. Bugün “bakayım FK’da ne yazmışlar” diye biraz araştırayım dedim, yorumları okudum, sürekli kadrajından şikayet ediyorlar, düzelt de rahatlasınlar bence =)

  54. Burak ERKAYA

    Merhaba,
    Yazılarınız, eleştirileriniz ve öz eleştirileriniz ile benim de hislerime tercüman oldunuz.
    Bu yazıyı okuduktan sonra en azından yayınladığım fotoğraflarımı puana kapalı olarak yayınlayacağım. (bazı sitelerde var bu özellik)
    Aslında herkes yayınladığı fotoğrafları puana kapatsa bu durum bir nebze düzelir bence.
     

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün