Woods Hole’da Yaşam

18/06/2011, 05:40

Artvin bir istisna. İnanmazsınız, her gün en az bir kez hatırlayıp özlemle anıyorum Artvin’i. Çok şehirden ayrıldım ben (sırf ortaokul yaşantım iki, lise yaşantım ise üç değişik şehirde geçti). Fakat Artvin dışında hiçbir şehirle aramda Artvin’le olduğu türden bir bağ hasıl olmadı. Şehirleri yaşayan insanlar ile karşılaştığında kıskananlardan, ayrılırken dönüp yüzüne dahi bakmadığı şehirlerin affına sığınanlardanım ben.

Doktoranın bitiminin ardından yelkenleri açmak vakti gelip çattığında hüzünlenir gibi olduğumu fark edince, elin New Orleans’ının taş kalbime bir çentik atmayı başarmış olduğunu fark ettim. Yıl 2011 olmuştu ve görünen o ki özlediğim tek şehrin Artvin olduğu günlerin sonuna gelmiştik. İçinde New Orleans geçen çok yazı yazdım bu günlükte. Fakat bu işin sonunda içinden New Orleans geçmiş bir insan olmanın böyle bir şey olduğunu bileydim, daha da çok yazardım.

Bu bu günden 2 ay öncesi, bavulumu arabaya atıp Kuzey’e doğru 2500 kilometrelik bir yolculuğa çıkmadan dakikalar önce New Orleans’taki evim:

Fotoğraftaki aslında benim değil babamın bavulu. Babam bundan 25 yıl önce uzak bir yerlerden geri döndüğünde elinde bu bavul vardı. Hiç unutmam, içinden bana hediye olarak bir adet Casio hesap makinesi çıkmıştı. Şimdi nereye gitsem yanımda götürüyorum. 25 yıl çeyrek asır bu arada. O kadar olmuş yani. Peh.

***

New Orleans’tan kalkıp geldiğim Woods Hole, ABD’nin Massachusetts isimli eyaletinde, WHOI ve şu anda çalışmakta olduğum MBL gibi enstitülere ev sahipliği yapan, Boston’a 1½ saat uzaklıktaki küçücük bir kasaba. Bu kasabada ne işim olduğu elbette tamamen bir raslantı. Doktoramın ikinci yarısında ilgi duymaya başladığım mikrobiyoloji ve ekoloji tüm benliğimi yavaş yavaş ele geçirirken, Duygu MBL’den gelen bir iş ilanını bana iletir (iş ilanında MBL’deki bir kadın domates yapraklarının üzerindeki mikrobiyal canlıların oluşturduğu toplulukların dinamiklerini, mikrobiyal topluluğu oluşturan *bireyler* seviyesinde inceleyeceği bir araştırma için doktora sonrası araştırmacı aramaktadır). Meren şakasına başvurur, iş ciddiye biner, olaylar gelişir ve hadise bu noktaya kadar gelir.

Bendeniz kişisi hayatı bir kurabiye canavarı ciddiyetinde yaşayan bir şahsiyet olduğu için yolculuk vakti gelip çattığında “amaaan, bulunur bir şey yea” diyerek bavulunu kaptığı gibi Woods Hole’a doğru yola düşmüş, hem çok turistik, hem çok küçük, hem de çok pahalı bir yere vardığını, dolayısıyla yaz aylarında ev bulmanın çok uzun sürebileceğini ise acı bir şekilde öğrenmişti.

Evet. Woods Hole’a vardıktan sonra anladığım ilk şey maddi külfetinin altından kalkabileceğim seviyede kiralık bir ev bulmamın neredeyse imkansız olduğu gerçeği olmuştu (“keşke gelmeden önce İnternet’ten filan biraz bakınsaymışım” diye üzülüp biraz olsun akıllanma fırsatını ise, çadırımı yakınlardaki bir kamp alanına kurup günümü gün etmeye karar vererek geri teptim). MBL’de işe başlamama birkaç gün kala ev konusunda halen bir gelişme yoktu.

Bununla beraber şansım sürpriz bir şekilde yaver gidince istesem de ayarlayamayacağım bir şey oldu: çok tatlı birisi bana bir grup insanın komün yaşantısı sürdüğü büyük bir evde bir “oda” bulmuştu. Gidip eve bakma, ev sahibi ile tanışma, taşınmaya karar verme ve taşınma işleri sadece birkaç saat sürdü.

Evde benim dışımda 6 insan ve 3 köpek yaşıyor. Evin sahibi ve aynı zamanda sakinlerinden birisi olan kişi bütün gününü dikiş makinesinin başında geçiren, kendi birasını imal eden, arı kovanları ile uğraşan, hayat dolu ve son derece enteresan bir Adile Naşit varyasyonu. Evin sakinlerinden bir diğeri ise iki haftadır aynı evde yaşamamıza ve her akşam telefonda birileri ile car car konuştuğunu duymama rağmen benimle bir kelime dahi konuşmamış olan orta yaşlı bir ressam amca (Adile teyzenin dediğine göre insanlara alışması zaman alıyormuş (benim de insanlara sinir olmam zaman alıyor, muhtemelen o konuşmaya hazır olduğunda ben de konuşmama kıvamına gelmiş olacağım, haberi yok)).

Bu iki egzantrik kişilik dışında dört tane de genç var ortamda (bir ekolog, bir psikiyatrist, bir yunus/balina doktoru, bir tane de ne yaptığını henüz çözemediğim şeker bir abla). Herkesin kendi odası var, ve üç katlı evin çeşitli yaşam alanları ortak. Çok eski olan ve her tarafı dökülmekte olan ev bana eski Türk filmlerindeki aile evlerini hatırlatıyor.

İçi bile eski Türk fimi evleri gibi. Aşağıdaki fotoğraf evde kimsenin kullanmadığı bir salon mesela. İçi oradan buradan toplanıp bir araya getirilmiş, birbiri ile uyumsuz, ve istisnasız bir şekilde hepsi dökülmekte olan mobilyalarla dolu (tam bir Wabi-Sabi odası). Hiçbir zaman ne maddi ne de manevi olarak bir parçası olmadığım zengin zümrenin çoğunluğunu teşkil ettiği bir beldenin en fakir evinde, ve birisi tonton, diğeri sosyopat bir ton insanla beraber yaşadığım için çok mutluyum açıkçası.

Evin çok büyük bir arka bahçesi var. Hatta bahçenin bir kısmı evin sakinlerinin bir şeyler ekip biçmek için hazırladıkları bir tarlaya da ev sahipliği yapıyor.

Tarlanın en büyük problemlerden birisi ise, son yıllarda kümes hayvanlarına merak salan bölge halkının yörenin doğal sakinlerinden olan tilkileri bir tehdit olarak görüp öldürmeye başlamasının arından sayılarında büyük bir patlama yaşanmakta olan tavşan heyvanlarının buldukları her bitkiyi talan ediyor olmaları. Tarlanın etrafını koruyan tellerin altını üstünü eşeleyip giriyorlar içeriye. Ortamda o kadar çok tavşan var ki, bisiklet sürerken filan bir tavşanı ezme riskinin varlığını sadece birkaç gün içinde keşfettim. iPhone kullanmayı beceren 2000li yılların insanların kafalarının ekolojiye bir türlü basmıyor olması gerçekten çok enteresan.

Bu arada evin bahçesinin sonunda şöyle bir kapı var:

Yüzüklerin efendisinde Shire’ın dışına çıkmamış hobitler gibi önüne kadar gidip gidip geri dönüyorum.

***

80′li yılların çocuklarının küçüklük yıllarını arkadaşlarının bisikletlerine bakıp iç geçiren gillerinden olduğumdan olsa gerek, bisikletlere dair acayip bir zaafım var benim. Kaldığım evin çalıştığım enstitüye olan uzaklığı tam böyle bisiklet sürmelik bir mesafe. Çok güzel bisiklet yolları filan da var. Bu yüzden gelir gelmez hiç düşünmeden bir bisiklet almaya karar verdim. Hiç düşünmeden karar verdim, fakat son derece obsesif bir insan olduğum sonrasında “hangi bisikleti alsam acep” diye çok düşündüm… Günlerce eleştiri yazısı okuduktan sonra bir tur / yol bisikleti kırması olan Novara – Safari’de karar kıldım:

Yaklaşık 20 dakika süren bisiklet yolculuğum epey manzaralı.

Evden çıktıktan 2 dakika sonra şuradayım:

Gitmeye çalıştığım yer ise aşağıdaki fotoğrafta sahil şeridinin görünen en son kısmı:

Bu bölgenin Güney’den gelmiş sıcakkanlı birisi için yılın sadece iki-üç ayı paltosuz dayanılabilecek kadar ısınıyor olması, bu manzaralı yolların çok yakında beni acımasız rüzgarların tokatladığı birer korku filmi setine dönüşeceği gerçeğine gebe. Bu günlerde “şu güzel ortamı bozmayalım panpacığım” refleksi ile bu gerçeği görmezden geliyor olsam da, içten içe epey endişeliyim açıkçası. Yıl boyunca bisiklet sürmek gibi bir planım var ve okurlar arasındaki usta bisikletçilerin soğuk havalarda ne tür giysiler giydiklerine dair önerilerini beklerim.

***

Sahil yolu aşağıdaki gibi evlerle dolu. Bu evlere baktığımda garip bir şekilde sinirleniyorum. Bence kimse bu tür bir eve hayatı boyunca sahip olma lüksüne sahip olmamalı. Bu dünya benim olsa idi bu evler dünyanın yaşlılarına ait olurdu. Devremülk usulü.

Woods Hole epey bisiklet dostu bir yer. Bisiklet yolunda neredeyse hiçbir zaman yalnız değilim.

Aşağıdaki fotoğraf da ellerini bırakabilecek kadar iyi bir bisikletçi, o halde fotoğraf çekebilecek kadar iyi bir fotoğrafçı olduğumu göstermek için (şu gezegende çeyrek asırı devireli 0.06 asır oluyor, hayatım hala böyle eften püften hadiselerin peşinden koşmakla geçiyor):

***

Woods Hole’un hemen girişinde, uzun vadede favori mekanlarımdan birisi olacağını tahmin ettiğim bir kahvehane var (bu fotoğrafı da vizörden bakmadan çekmiştim, dikkatinizi çekerim (ufuk çizgisi birazcık eğri olmuş, ama ufuk görünmediği için ispatlayamazsınız diye göndermekte sakınca görmedim, saygılar)):

Yukarıdaki fotoğraftan bir dakika sonra ise nihayet 123 yaşındaki küçük ve mütevazı enstitümün girişindeyim (nedense bu gün ters ışık tarafımdan kalkmışım):

Üçüncü kattaki Karşılaştırmalı Moleküler Biyoloji ve Evrim Merkezi’nin Biyoçeşitlilik Grubu’na ait olan ofisindeki masam New Orleans’taki çalışma ortamıma kıyasla epey sakin:

Lakin ayağa kalkınca ofisi penceresinden güzeller güzeli Yılan Balığı Göleti’ni görmek de bir ihtimal:

Kendimi yanında küçücük hissettiğim insanlarla çalışıyorum. Ne kadar uyum sağlayabileceğim konusunda henüz bir fikrim yok. Birbirimizden sıkılmadığımız taktirde önümüzdeki birkaç yılı geçireceğim yer burası olacak gibi görünüyor. Bol şans Meren. Çok teşekkür ederim. Olmaz ya, yolunuz düşerse haber edin, süper bir kahveci biliyorum. Peki.

Not: Woods Hole hakkında hep güzel şeyler söylemişim gibi olmuş. Fotoğraflara aldanmamanız için madalyonun diğer yüzünden de bahsedeyim: Burası son derece izole bir mekan. Sadece 3 tane lokanta var misal (ve üçü de ateş pahası). Saat 4 olunca her yer kapanıyor. Alışveriş yapılabilecek mekan bulmak bile büyük dert. Okyanusun kenarcığında olduğu için hava -çok afedersiniz- bir öyle bir böyle. Günlerim “aa ne güzel hava güneşli ve evet çok yağmurluymuş da ve bu arada gök çok güzel yırtıldı bence ve o şimşekler çok da güzel iyi oldu bu rüzgarla birleşince ve hava ne güzel güneşli filan bak ben yerim ki onu saygılar havacığım” filan şeklinde geçiyor. Yakınlarda olan iki büyük şehir Boston ve Providence, ikisine de gidiş geliş asgari 3 saat. Herkes ‘beyaz’, zerre kadar kültürel çeşitlilik yok. Üstüne üstlük Woods Hole’da turist olmayan nüfus 900. Kışın da bu nüfus yarıya düşüyormuş. Dolayısıyla kültürel çeşitlilik olmadığı gibi sosyal aktivite de beklemek delilik. Burası tam bir inzivaya çekilme yeri bu bağlamda. Benim ruhum yaşlı olduğu için bir sorun yok, ama fotoğraflara bakıp “aa ne güzel yermiş” diye buralara yerleşmeye kalkacak gençlerin hayatını karartmayayım dedim.

Tags: , , , , , , ,


“Woods Hole’da Yaşam” için 38 yorum yapılmış.

  1. nouvelle

    Meren,

    1-) Bavulun hissettirdikleri şahane! Görmüş, geçirmiş, devirmiş belli! Bir bavul da yaşar mıymış? Belki bir insandan bile daha çok…
    2-) Evin o salonu çok yorucu, oradan uzak durmazsan beynini esir alabilecek pek çok desen var. Kaç oradan!
    3-) Bisiklet yolu çok güzelmiş, soğuk da olsa gocuğuna sarılır gidersin. ;)
    4-) Arka bahçedeki kapıdan çıktıktan sonra keşfedeceğin yeni yaşam formlarını anlatmanı heyecanla bekliyoruz. Yeni bir ırk ya da tür bile keşfedebilirsin sanki! Hissiyat öyle.
    5-) Sahil yolundaki o eve tek bi’ sözüm olacak: OHA!
    6-) Bahçeye bir şeyler ekip biçmeyi düşünmüyor musun? ;)
    7-) Yeni işinde zihin açıklığı diliyoruuuuum. ;)

  2. Methods

    Sonunda döndün! Yaşadığını bilmek güzel…
    Yeni işin ve yeni hayatında bol şans!
    Yolun düşerse biz de İstanbul’a bekleriz; zira daha bonkör davranıp seni yemeğe götüreceğimiz kesin. Buyur gel :))))

  3. A. Murat Eren

    nouvelle :) Bahçeye bir şeyler ekmeyi düşünüyorum, fakat ne ekeceğime henüz karar veremedim. Çiçek ekerim belki :( (beni şehirlerde büyütenler utansın).

    Methods, İstanbul’a gelirken haber vereceğim buradan, bakalım bu sözlerin ne kadarı tutulacak ;)

  4. Esra

    yazınızı facebook’ta paylaşamıyorum. :(

  5. Kaan CEYHAN

    havanın soğuk olması fotoğraf açısından çok iyi bir şey bence. :)

  6. s

    biyolokum hanfendi ile ayri ayri takilmaniz zorunluluktan mi, yoksa secim mi? (yoksa aman ne olacak tadinda mi?)

  7. ozan

    oldukça güzel bir yere benziyor, insan kıskanıyor açıkçası.

  8. Uğur

    tebdil-i mekanda ferahlık vardır..
     

    tamda valizimi toplamaya başlamışım, tamda mekanı değiştirmeye hazırlanırken.. sağol be Meren cidden sağol. yani ironi olsun diye söylemiyorum. hakikaten iyi geldi böyle bir yazı. benim dışımda da insanların göç ettiğini görmek cesaret verdi. göç derken; mekan değiştirmekten bahsediyorum aslında. hani şöyle hayırlara vesile olanlarından. işte sadece bu yüzden bile yolumuz elbette bir yerlerde kesişir diyorum..
     
    ev ve mekan konusundaki yorum yapma hakkımı şu kahve teklifini değerlendirdikten sonra düşünmek istiyorum.
    - uğur bakıyorum da çok kendinden emin konuşuyorsun! nereden geliyor bu özgüven?
    + sorma alfonso; bu günlerde biraz ciddi takılmaya karar verdim..
     
    (bkz: yağmurlu bir iskoçya sabahına uyanmak)

  9. blgctn

    kıskandım…

  10. Sinan Ceylan

    Meren, ters ışık fotoğrafların çok güzel görünüyor ama. İyi ki ters ışık tarafından kalkmışsın. Hastasıyım.

    Bisiklet için kışlık bi şey istiyorsan, şu “wind-stopper” dediklerinden alman lazım. Oralarda (Woods Hole’u kastedmiyorum) The North Face bulunur herhalde gırla (Türkiye’de Jack Wolfskin bulunduğu gibi). Genelde giydiğinde pofuduk ayı gibi olmazsın, çok kalın değildir ama rüzgârı hissetmezsin de (kimileri polar gibi malzemelerden yapılıyor, rüzgâr yine girmiyor içeri ama yağmur konusunda garanti veremem, sen dışı soft-shell gibi olanlara bak).

    Bu arada, Mac mi o?

  11. dilek

    Sen biyolokumsuz ne yapıyorsun oralarda?

  12. Sinan Ceylan

    @dilek haklı beyler.

  13. Methods

    Meren Bey, sözümüz söz. Gerekirse ellerimizle yaparız;sarmalar sarar, börekler açarız :)))
    Gelince haber et! :))))

  14. Damla Yedisan

    yahu tam yerleşecektim ki…
     

  15. Biyolokum

    “iPhone kullanmayı beceren 2000li yılların insanların kafalarının ekolojiye bir türlü basmıyor olması gerçekten çok enteresan.”

    …demişsin ya. “iPhone’a yaklaştıkça doğadan uzaklaştıkları için ekolojiyi kafaların basmayışı çok normal” diyecektim. Ama sonra dünyanın dört bir yanında kümes hayvanlarını yemesin diye soyu tüketilen çeşit çeşit kaplanın, kediyi, tilkiyi hatırladım da bunun iPhone’la değil, insanların nato kafa nato mermer oluşuyla bir alakası var galiba dedim.

    Her şey çok güzel görünüyor yaşasın! :) Nasıl da seviniyorum, çok güzel de olmuş pek güzel iyi de olmuş o ev! Yaşasın komün yaşantı, yaşasın acayib ev arkadaşları!

  16. Biyolokum

    Bi de o marina manzarası çok güzel :(

  17. sütlükahve

    Yazı her zamanki muhteşem görsellerle süslenip ufak mizah dokunuşlarıyla tatlandırılmış. Eline sağlık. Bu aralar oralara gelme ihtimali değil, bildiğin “geliyor” olma durumu ortaya çıkan biri olarak bir düzenden bir başka düzene geçme konusunda cesaretimi arttırdı. Ama en güzeli benim başardığımı sanıp da 10 gün önce durumun hiç de öyle olmadığını öğrendiğim hal ile ilgili geleceğe dair umut verdi: “Ayrı evlerimiz olabilir sevgilim, bu bizim de ayrı olmamız anlamına gelmez.” Belki bir başkasıyla…

  18. Alper

    O sahil şeridinde bir ömür geçer be :))

  19. A. Murat Eren

    Yorumların hepsini okudum, hepinizi öpüyorum.

    Damla Yedisan, Tumblr günlüğünde muhteşem fotoğraflar var. Ellerine sağlık :)

    Uğur, şimdiden iyi yolculuklar sana. Sen bu tarafa gelmezsen ben o tarafa gelirim belki, dünya küçük, muhakkak bir şekilde bir yelrerde karşılalışınır.

    Sinan Ceylan, sorma, Mac o :) Elime tutuşturdular, ‘istemez, kalsın’ diyemedim :p Bisiklet şeysi için REI’ye git aradığını bulursun diyor herkes. Öyle yapacağım. Öneri için teşekkürler.

  20. NazIm

    Meren yeni mekanina da yeni evine de bayildim, gule gule oturasin, can sikintisindan sehir tarimciligina sardirasin :) Bisikletin de muthis, novara safari ekonomik, ekonomik oldugu kadar da fonksiyonel bir tur bisikleti. Super olmus, gule gule kullanasin. Sehir icinde seni keyifle istedigin yere goturecektir, ama asil uzun yola cikmak ister o guzel. Ne zaman cikiyorsun tura :)

    Kislik konusunda oncellikle wind-stopperlardan uzak dur derim nacizane. Wind-stopperlar en gereksiz icaat, outdoor hic bir aktivetede hele ki bisiklette kullanisli degil. Neden dersen ruzgari kesicem derken soluma ozelliginden feragat ediyor, aninda ter basiyor adama. Yagmura karsi da malum sunger timsali. Bisiklette de tum outdoor sporlarinda oldugu gibi katmanli giyinmek altin kural. Zaten hareket halinde oldugun icin cok usumuyorsun bisiklet surerken. Bir termal iclik, bir micro-fleece polar, onun uzerine de bir cok ince katmanli yagmur ruzgar kesen ceket. REI’in bisiklet ceketleri bolumune bakarsan bir suru alternatif mevcut. Ceketin mutlaka koltuk alti fermuaru olsun ki sicakladiginda serinleyebil. Bu ceketin illa gore-tex, downpour dedikleri sidetli yagmura dayanikli olmasina gerek yok. Denklemin her zaman iki yani var, ne kadar yagmura dayanikliysa, o kadar az soluyabilyor. Yani, yagmurdan korunacam derken iceriden islaniyorsun. Genel olarak tavsiye edilen, islanmamaya degil sicak kalmaya fokus ol. Yedek kiyafetlerin ofisinde oldugu surece yagmurdan islanmak cok problem degil. Ben cok ince katmanli hafif yagmura dayanikli bir ceket kullaniyorum hic sorun cekmedim.

    Bir de kis icin knee warmer dedikleri, diz isiticilari tavsiye ederim. Cok ucuz ama onemli bir yatirim. Bisiklet kullanirken en aktif yerin dizlerin malum, onlari sicak tutmak ilerde sakatlanmalarin onune gecer. Yine yaz kis surus icin knicker dedikleri, diz alti sortlari tavsiye ederim. Kisin ozellikle pacalarinin islanmasinin onune gecer. Bu diz alti sortlar, knee warmer ve uzun bir corap ciddi soguk olmadigi surece her yola gelir. Ciddi soguk olursa sortun altina bir tayt giyebilirsin.

  21. Okan Özeren

    Abi senin şu rüzgarı yakaladım bastım çıktım yola tavrını/tarzını seviyorum yav. Hayırlı olsun yeni ev, arka bahçe, komün, bisiklet, bilim insanları ve diğer hepisi :)).

  22. Sefa

    Çok güzel. Çok cezbedici geliyor buradan okumak. Sanki bir film sahnesine konuk oluyor gibi hissediyor insan. Teşekkür ediyorum böyle güzel yazıları, fotoğrafları bizimle paylaştığın için. Hep böyle, devam :) Not. Ayrıca bu yazıyı okurken kendimle ilgili bilmediğim bir şey de öğrendim. (Sebebini anlamadığım bir şekilde) fotoğrafı çeken kişinin gölgesinin, fotoğrafta görünmesi beni rahatsız ediyormuş. Çok garip.

  23. Fırat

    İçinden New Orleans gecmiş birisi için Shire’ın kapısından ötede de çok macera vardır eminim :) Yeni mekanında guzel günler geçirmen dileğiyle.

  24. Evren

    NYCden yola çıkmadan hemen önce yazını okumuş ve gülümsemiştim. Aslında bi kahve içimlik zamanımız da vardı ama Newburyport ile ilgili heyecanlarımıza yenik düştük. Ve evet, 5 kişi sana fazla gelebilirdik. Dilerim herşey kurabiye tadında geçer. Sevgiler…
     

  25. Anonymause

    Formspring unutulmuş?

  26. Damla Yedisan

    ahah teşekkürler göz attığın için ;) bisiklet yolunun detaylarını merak ediyoruz. mesela kazıkların üzerindeki küçük evde kimler oturuyor? ne yiyor ne içiyorlar ki öyle bir şansı yakalamışlar?

    güle güle otur, yaşa…

  27. nnbaLo

    esprili yazılarınızı özlemişim… bende kurabiye canavarı tadında yaşamak istiyorum; uzaktan eğlenceli gözüküyor hayatınız…güle güle oturun…

  28. Zuxxi

    Herşey iyi hoşta en önemli sorunun hep üstünden geçilmiş :)

    dilek
    June 19th, 2011 at 02:43

    Sen biyolokumsuz ne yapıyorsun oralarda?

    Sinan Ceylan
    June 19th, 2011 at 02:52

    @dilek haklı beyler.

    Bu bir zorunlulukmu yoksa …

  29. A. Murat Eren

    Evren,

    Aslında bi kahve içimlik zamanımız da vardı ama Newburyport ile ilgili heyecanlarımıza yenik düştük. Ve evet, 5 kişi sana fazla gelebilirdik.

    Neler diyorsun :) Söz konusu kahve olunca buralarda on misafir gücündeyimdir ben. Yolunu bir kahve için uzatmanı isteyemem elbette, fakat toplu olarak ‘e hadi, Woods Hole görelim’ derseniz lütfen üç kişi beş kişi hesabı yapmayın :)

    Anonymause,

    Formspring unutulmuş?

    Unutulmadı :) Arada bir kontrol ediyorum. Sadece her soruyu yanıtlamıyorum (özellikle vaktim yoksa, ilgimi çekmiyorsa, daha önce yanıtlamışsam, yeterince bilmiyorsam, vesaire).

    Zuxxi,

    Herşey iyi hoşta en önemli sorunun hep üstünden geçilmiş :)

    Duygu da ben de ideallerimizin peşinden koşuyoruz :) Gündüzleri ayrı ayrı iş yerlerine gitmek gibi. Bence hep üstünden geçilen en önemli sorun ise kışın benim burada ne yapacağım. Kimse o konuda aslansın, yaparsın filan bile dememiş mesela :/

  30. Evren

    ben en azindan bu yil goremeyecegim ama kardesim ve esi bir dugun icin ekimde orada olacaklar. bu arada sen vakit bulursan bi ugra derim newburyporta. ve eger olur da yolun bursaya duserse kahve bizde yemekten sonra :)

  31. Evren

    bu arada ben newburyporttayken havanin yagmurlu ve nispeten sogumuas haline sahit oldum. plum islandtaydik ve ince montlar bizi kurtarmadi. demem o ki; kotu hava kosullari yoktur, o hava kosullarina uygun hazirlanilmamistir minvalinde duydugum bir sozun tam da yeridir. eminim ki sen hazirlikli olacak ve kisin keyfini cikartcaksin.

  32. Sevda

    Merhaba Meren, seni twitterda gördüm ve merak edip yazılarını okudum…okurken inanılmaz keyif aldım.Bir insan bu kadar mı güzel keyifli yazabilir…bundan sonra yazdıklarını okuyacağıma ve takip edeceğime eminim. yeni işinde sana bol şanslar xx

  33. canan

    (Aaa yolda Meren’i  gördüm, hiç değişmemiş diyesim geldi..)
    Salon korkunç, bahçe güzel..
    Sahil ve yılanbalığı gölüne ise edecek laf yok..
    Yazııık o soğukta ne yapılacak oralarda:P
    Tamam tamam yorum yazacağım şanım yürüsün diye uğraştım ama olmayınca olmuyor işte.. (Kıskanç insan psikolojisi..)

  34. Aziz Saltık

    Merhaba,

    Hayırlı olsun gelişmeler, aslansınız kaplansınız soğuk vız gelir! Ağustos’ta Boston, Providence, DC ve NY yapacağım aile efradıyla birlikte bir şey lazımsa getirelim buralardan :) Woods Hole’a yolumuz düşer mi bilmiyorum ama düşse güzel olur iyi de olur sanki :) Bavul acayip çarpıcı olmuş.

    Sevgi Saygı
    Aziz Saltık

  35. A. Murat Eren

    Aziz Hocam,

    Hoşgeliyorsunuz :) Woods Hole’a yolunuz düşmese de Providence’a geleceğinizi haber edin, ben atlar gelirim :)

    Teşekkürler, şimdiden iyi yolculuklar, görüşmek üzere.

  36. Nilgün

    Bende şuan doktoramı bitirmek üzere kafa patlatıyorum ve gelecekte post doktora yapma isteğim her gün biraz daha azalıyor..Yeni yerler yeni ortam yalnızlık etrafı tanıma çabası kendini anlatma gereği abuk sabuk tiplerle kalma gibi geçmiş deneyimlerim, bu isteğime karşıklık boşver ya fani dünya ne gerek bu kadar kendini kasmaya diyerek başka yönlere beni sürüklüyor. Seneye 30 yaşına basacak biri olarak çabuk pes etmiş görünüyorum! Bunun için tetikleyici güç gerek sanki! Şuan bende olmayan şey…

    Tesadüfen internette karşılaştığım bir olarak Meren takip edebildiğim kadarıyla mükemmel donanımlı ve güçlü biri! Valla tebrik ediyorum. Yaşadıkları ve paylaştıkları beni acayip etkiliyor, seni çok iyi anladığımı resmen seninle aynı şeyleri yaşadığımı düşünüyorum. Bir sonraki yazını merakla bekliyorum.

    Bol şans!

  37. eloise

    Murat, twitter sayfana yüklediğin bir foto üzerine engin fotoğrafçılık deneyimlerinden faydalanmak istiyorum. Hani grup fotosu olanı. Şimdi sualim şudur; grup fotolarında netleme tam olarak nereye yapılmalı.  bir de makinenin denklanşörüne yarım basınca çıkan kırmızı netleme noktaları varya, onların hepsini mi seçmeliyiz yoksa tam ortaya mı getirmeliyiz. benim en büyük sıkıntım bu tarz fotoğraflarda netlemeyi bir türlü beceremem. saygılar sevgiler selamlar aklıma gelmişken bu sayfa öksüz mü kaldı yahu, yazmıyorsun çok zamandır.

  38. Müjdat

    makinenin denklanşörüne yarım basınca çıkan kırmızı netleme noktaları varya, onların hepsini mi seçmeliyiz yoksa tam ortaya mı getirmeliyiz.

    alan derinliği konusunu ve diaframla olan ilişkisini biraz araştırırsnız sorunuzun cevabını kıolayca bulabilirsiniz.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün