İmece Usulü Bilim Cinayeti Konferansları

Bu yazıda size bir konferanstan bahsedeceğim. Dilerim vakit ayırıp okur, üzerine düşünür, hatta tepki gösterirsiniz.

***

Eylül 2010′da Bilimsel Ahlaksızlığın Gri Mecraları isimli bir yazı yayınladım. Bu yazıda WASET isimli bir organizasyondan yola çıkarak akademinin tespiti zor sorunlarına değindim. Yazı bir miktar gündem yarattı. Önce yazının bir özeti NTV Bilim dergisinde yayınladı. Sonra Sefa Kaplan mevzu üzerine bir takip yazısını Hürriyet Gazetesi’nin sayfalarına taşıdı. Ardından Emrah Göker’in önayak olması ile BirGün Kitap eki içerisinde konu daha geniş bir çerçevede yeniden irdelendi.

Bilimsel Ahlaksızlığın Gri Mecraları, mevzuya yukarıdan aşağı (top-down) bir bakış açısı sunuyordu: Bilimin işleyişi, bu işleyiş içinde bir organizasyon, bu organizasyon altında dergiler, konferanslar.

Bu yazı ise nispeten aşağıdan yukarıya (bottom-up) bir bakış açısı sunma hedefi güdüyor: Bir konferans, bu konferansı organize edenler, onlara yardım edenler, sponsor olup destek verenler, hepimizin bunun bir parçası oluşumuz.

Bazı suçlar vardır, o kadar büyüktürler ki, aslında ortada bir suçlu yoktur. Bilimin bu gün içinde olduğu duruma ister tepeden aşağı, ister aşağıdan yukarı bakın fark etmeyecek: Bilime karşı işlenen suç o kadar büyük ki, neredeyse bir suçlu yok. Bu kadar büyük suçlar için bir ya da birkaç kişinin ismini öne atıp onları suçlamayı, kavga dövüş çıkarmayı, çözüme hiçbir katkısı olmayan, iki yüzlü bir davranış olarak görüyorum. Nasıl ki ikinci dünya savaşında yaşananlar için yalnızca Adolf Hitler’i ya da yalnızca Nazileri ya da yalnızca Almanları suçlamak ırkçılığın ve ayrımcılığın sonuçlarından alınacak dersi tamamen kaçırmaya sebep oluyorsa, bu problemleri irdelerken de isimlere yoğunlaşmak benzer bir isabetsizliğe yol açıyor bence.

Fakat ne yazık ki bu yazıda isimler geçecek.

İsmini anacağım insanların her birinin kendilerince doğru olanı yapmaya çalıştıklarına şüphem yok. Fakat yöntemlerini tasvip etmiyorum. Doğru bildikleri şeylerin yanlış olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bilim arenasındaki gelişimine zarar verdiklerini düşünüyorum. Daha fazla zarar vermemeleri için ise yaptıklarının açıkça tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Başlıyorum.

***

Birkaç gün evvel aşağıdaki duyuruya rasladım:

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi‘nin anasayfasındaki duyuru metni şöyle:

Ulusararası Bilişim Konferansı Nisan 2011′de Üniversitemizde

Rektörümüz Prof. Dr. Ali Akdemir’in Onursal Başkanlığını yaptığı, Çanakkale Kent Konseyi Web Vizyon Çalışma Grubu ile Mevlana Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bekir Karlık’ın ortak çalışmalarıyla 27-29 Nisan 2011 tarihleri arasında “Ulusararası Bilişim Konferansı” düzenlenecektir.

Uluslararası Bilişim Konferansı“.

Türkiye’deki bir üniversitenin rektörü bu konferansın onursal başkanlığını yaparak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ni konferansın kurumsal ayağı haline getiriyor.

Dolayısıyla büyük resimde bu konferansı aslında YÖK de destekliyor, çünkü üniversitesi destekliyor. Devlet destekliyor, çünkü kendi Yüksek Öğrenim Kurumu desteliyor. Bu noktada siz desteklemeseniz de artık sorumlusunuz. Çünkü bu devletin ve onun bütçesinin kaynağı da sahibi de sizsiniz.

Tüm Türkiye olarak bu konferansa kefiliz.

Lütfen devam etmeden önce bunu iyi düşünün. Sonra neye kefil olduğumuza hep beraber bakalım.

*** *** ***

Çanakkale’de düzenlenecek olan Uluslararası Bilişim Konferansı‘nın web sayfası burada: http://www.iciconference.org/conference/

Sayfadan görüldüğü üzere bu sene ikincisini düzenleniyormuş:

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir onursal başkanlığındaki konferans komitesi eşbaşkanları Prof. Dr. Bekir Karlık ve Prof. Dr. Ali Okatan.

Prof. Dr. Ali Akdemir’in kefil olup başında olduğu kurumu arkasına koyduğu bu konferansı düzenleyen kişileri merak etmek hakkımız.

Google.

***

Karlık’ın adını Google’da arayınca ilk sonuç Fatih Üniversitesi’ne gidiyordu. O sayfanın artık Fatih Üniversitesi altında olmadığını görünce içeriğini Google’ın önbelleğinden görüntüledim. Bekir Hocanın bol yayınlı özgeçmişi çıktı karşıma (bir kopyası burada). Dikkatimi çeken şeylerden ilki neredeyse her yıl başka bir üniversiteye geçmiş olduğu idi. 2000-2001, Ege Üniversitesi. 2001-2004 Bahreyn Üniversitesi. 2004-2005 Haliç Üniversitesi. 2005-2006 Yaşar Üniversitesi. 2005-2009 Fatih Üniversitesi. 2009-2010 Haliç Üniversitesi. 2010- Mevlana Üniversitesi.

Listeden rasgele bir makaleyi seçtim.

Makale’nin adı “An Efficient Iris Recognition for Security Purposes” (“Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma“). Makale “International Journal on Graphics, Vision and Image Processing” isimli bir dergide 2005 yılında yayınlanmış.

Makale burada: http://www.icgst.com/GVIP05/papers/P1150549103.pdf.

Oturdum okudum. Hasbelkader görüntü işleme, yapay sinir ağları konularına ucundan da olsa bulaştı iseniz, ya da daha önce bilimsel bir yayın yaptı iseniz lütfen siz de okuyun. Makale ne yazık ki son derece içeriksiz. Şaka değil. Bir profesörün bu tip bir makalede isminin olmasına göz yumması ve daha sonra onu CV’sinde listelemesi herhangi bir birinci dünya ülkesinde istifa ettirecek bir utanç olurdu. O derece içeriksiz.

Güncelleme (03/02/2011): Karlık’ın yukarıdaki makalesinin bir analizi: http://to.ly/9wRk (kendiliğinden insiyatif alarak bu resmi olmayan incelemeyi gerçekleştiren ve bana ulaştıran anonim hakeme çok teşekkür ediyorum, dilerim kendisinin bu tutumu bir örnek oluşturur).

Güncelleme (04/02/2011): Turkish Journal’de yer alan Işıl Öz imzalı haber’de Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Profesör Dr. Lale Akarun ve Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olan Dr. Ceyhun Burak Karlık’ın yayını ile ilgili görüşlerini paylaşıyorlar: http://to.ly/9×49.

Fakat bu yayının “var olmasının” suçlusu Bekir Karlık ya da yayın içerisinde ismi geçen diğer kişiler değil. Onlar da neticede bu makale ile tatmin olup onun yayınlanmasında sakınca görmeyen akademik komitelere güvenmişler muhtemelen. Makalenin nerede yayınlandığına bakmalı.

***

Bekir Karlık’ın adının yer aldığı makalenin yayınlandığı jurnal şu: http://www.icgst.com/gvip/journal/index.html. Bu jurnal ise şu şemsiye organizasyonun altında bir jurnal: http://www.icgst.com/.

Bağlantılara tıkladıysanız alışageldiğimiz bilimsel dergilerin formatından epey uzak olduklarını fark ettiğinize eminim.

Fakat dış görünüş ile değerlendirmemeli.

Google’a ICGST +WASET yazıp aratınca. 25 Ocak 2011 itibarı ile 1740 sonuç dönüyor (WASET yazısını okuduysanız kafanızda bir şeyler canlanmaya başlamış olmalı).

Tahmin ettiğiniz gibi bu sonuçların çok büyük bir kısmı hem WASET hem de ICGST ile ilişkisi olan insanların sayfalarından geliyor. Dilerseniz “konfor bölgenizi” terk edip bu insanların CV’lerine, yayınlarına bir göz atın. Şaşıracaksınız.

Bekir Karlık’ın, CV’sindeki yayınların tümüne bakmadım. Belki rasgele seçtiğim bu yayın onun akademik kalitesini yansıtan bir yayın değildi. Türkiye’de bölümden çıkan her makalede ismi olsun isteyen dekanlar, bölüm başkanları olduğunu biliyorum. Belki bu yayında adının geçtiğinden haberi bile yoktu.

Fakat bu ihtimallerin hiçbirisi Bekir Karlık’ın eşbaşkanlığını yaptığı bir konferansı daha güvenilir bir hale getirmiyor. En iyi olasılıkla Karlık’ın bir öğrencisi tarafından yapılmış ve kendisinin okumadan CV’sine eklemiş olduğu bu makale, konferansa gelen yayınların nasıl bir değerlendirme kriterine tabi olacağına, dolayısıyla konferansın erişebileceği maksimum akademik seviyeye dair bir ipucu veriyor

Güncelleme (10/02/2011): Bekir Karlık’ın isminin de yer aldığı ve anonim bir yorum ile haberdar olduğum bir makale o kadar çarpıcı ki burada kendisine küçük bir parantez açıp ona dikkat çekmeye karar verdim. Bahsedeceğim makalenin adı “A Window-Based Digital Filter Design”. Makale, uluslararası indekslere girmiş olan, bu gün itibarı ile editörlüğünü Celal Bayar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli’nin gerçekleştirdiği yerli bir jurnal olan MCA Journal‘de (Vol.8, #3, pg. 287) yayınlanmış. Makale burada: http://to.ly/9BfK (açıp okmaya üşeniyorsanız Emre Sevinç’in bu güncellemeden sadece birkaç saat sonra kaleme aldığı “Bir Okurun Beyni Nasıl Felç Edilir” isimli günlük gönderisine ve içindeki ekran görüntülerine göz atabilirsiniz). Özetle, makale iki ayrı makalenin birleşiminden oluşuyor. Durum, fotoğrafı çekilen ya da taranan sayfaların bir araya getirilip PDF’e dönüştürülmesi işlemi esnasında gerçekleşmiş bir hata olabilir. Mevzu bundan ibaret dahi olsa böylesi bir hatanın yer aldığı ve muhtemelen yayınlandığı 2003 yılından beri bu halde olan bir makalenin Karlık’ın özgeçmişinde uluslararası makaleler altında listeleniyor olması üzerinde düşnmeye değer bir durum. Bu talihsiz hadise hem uluslararası indekslere girmiş bir derginin, hem de Karlık’ın dikkatsizliğinin hangi boyutlara varabildiğine dair bir diğer örnek olarak burada dursun (anonim yorum sahibine teşekkürler).

Konferansın ilk eşbaşkanı böyle. Yüksek olasılıkla kötü bir niyeti yok. Fakat yaptığı şeyde bir yanlışlık var.

***

Konferansın ikinci eşbaşkanı ise Ali Okatan.

Kendisi önce Bahçeşehir, sonra Haliç Üniversitesi’nde görev yapmış. Şu anda da Karatay Üniversitesi’nin Mühendislik Mimarlık Fakültesi dekanı.

Ali Okatan’ı Google’da aratınca ilk çıkan sonuçlar onun icatları üzerine (icatların kendileri üzerine değil de, icat haberleri üzerine). Kendisi daha önce “arabalar için kara kutu”, “Güneş enerjisiyle çalışan lap-top”, “araçlarda benzin tasarrufunu sağlayan sistem”, “elektromanyatik dalgalarla çalışan ve 20 metrelik mesafedeki canlıların sinir sistemine zarar vererek etkisiz hale getiren silah” gibi icatlara imza atmış. Karatay Üniversitesi basın açıklamasında Okatan gibi bir dekana sahip olmanın haklı gururunu dile getiriyor:

”Mucit Profesör” olarak tanınan Prof. Dr. Ali Okatan, KTO Karatay Üniversitesi Mühendislik Fakültesine dekan olarak atandı.

(…)

”Mucit Profesör” olarak da anılan, bir çok buluşa ve sayısız bilimsel çalışmaya imza atan Prof. Dr. Okatan, yaptığı açıklamada kendisinin uygulamalı eğitimin içinden geldiğini ve KTO Karatay Üniversitesine bu yıl kayıt yaptıracak Mühendislik öğrencileri için de hedeflerinin sanayi ile iç içe uygulamalı ve yenilikçi bir eğitim modeli olduğunu açıkladı.

İcatlarını bilemiyorum elbette, fakat “sayısız bilimsel çalışma” kalıbı, bilim insanlarını değerlendirmek için çok tehlikeli. Fakat son derece rutin. Ne yazık ki yönetmelik seviyesinde de öyle. Bilimsel çalışma sayısı elbette bir kriter, onu inkar etmiyorum. Fakat bu bilimsel çalışmaların kimler tarafından değerlendirildiği, hangi dergilerde yayınlandığı çok çok daha önemli.

Evet, Okatan’ın CV’si sayısız bilimsel çalışmalar ile dolu gerçekten de.

Güncelleme (13/04/2011): Okatan’ın CV’si bu yazı yayınlandıktan sonra Karatay’ın sayfasından kaldırıldı, fakat tarihi gerekçelerle sakladığım bir kopyasına buradan erişilebilir).

Okatan’ın CV’sinde bir takım enteresanlıklar hemen göze çarpıyor. Misal, kendisi salt 2004 yılı içerisinde Çanakkale’de düzenlenen bir konferansta 7 makale birden yayınlamış:

Bir bilim insanının ilk yazarının kendisi olduğu 7 çalışmayı aynı yıl içerisinde bir konferansa yayınlayabilmesi çok garip. Bu dediğimin gerçek manasını bu yazıyı okumakta olan bilim insanları anlıyorlar eminim. Bir profesörün yanındaki 7 öğrenci yürüttükleri 7 ayrı proje ile bir konferansa başvurabilir ve 7′si de yayın yapabilir. Fakat buradaki durum şu: bir profesör, yürüttüğü 7 ayrı çalışması ile aynı konferansta boy gösteriyor.

İtiraf etmeliyim, Bekir Karlık’ın yayınını okumanın yarattığı hayal kırıklığından sonra Okatan’ın yukarıdaki yayınlarını okumadım. Her birisi alanında çığır açmasa da bir iz bırakan çalışmalar olabilir. Eğer siz içlerinden kimilerini okuyup inceler ve bana geri dönerseniz hem incelemenize yer vereceğim, hem de yayınlarının bir katkısı olmadığını düşündüğüm yönündeki ima sebebi ile tam burada özür dileyeceğim.

Kendisinin bir WASET konferansı olan ICSP’de 5 yayını, yine bir WASET konferansı olan ICESE’de 1 yayını, yine bir WASET konferansı olan ICIT’te 3 yayını, yine bir WASET konferansı olan IFAC’ta 4 yayını var. Onlara da göz atmak isterseniz diye söylüyorum.

Konferansın diğer eşbaşkanı da böyle. Yüksek olasılıkla kötü bir niyeti yok. Fakat yaptığı şeyde bir yanlışlık var.

***

Diğer taraftan konferansın bir bilim komitesi var. Her birini tek tek araştırmadım. Fakat bir kısmını araştırdım. Araştırdıklarımın bir kısmı işinde gücünde, verimli bilim insanları idi. Kimileri WASET bünyesindeki dergilerde tek tük yayınlar yapmıştı. Kimileri özgeçmişlerinde WASET dergilerindeki hakemliklerini akademik faaliyetler olarak listelemişlerdi.

İçlerinden 7 tanesi ile e-posta yoluyla bağlantıya geçmeyi denedim. 1 tanesi listelendiği enstitüde hiç çalışmamış bir insandı. 6 tanesinin e-posta adreslerine ulaşmayı başardım ve kendilerine “bu konferansın komitesinde isminizin yer aldığını biliyor musunuz?” diye sordum. Sadece 2 kişiden yanıt geldi. 2′si de “evet, biliyorum” dedi.

Bu iki kişiden birisi, konferansı organize eden kimseleri tanımadığını söylüyordu. Türkiye’deki akademik faaliyetlere ufak da olsa bir katkı yapabilmek amacı ile komitede yer alma teklifini kabul etmişti. Ulvi bir amaç. Son derece iyi niyetli bir yaklaşım. İdealde Türkiye’nin ihtiyacı olan tam olarak bu.

Bu kişilerden diğeri CV’sinde WASET bünyesindeki iki topluluğa üyeliğini  listelemişti. Yanıtında bu topluluklara yıllar evvel web üzerinden üye olduğunu, şimdi yeniden kontrol ettiğinde bu toplulukların sahte olabileceğini fark ettiğini söylüyordu. Konferanstan gelen komite teklifini ise “Canakkale On Sekiz Mart Universitesi ve Canakkale Belediyesi organize ettigi icin [sic]” kabul etmişti. Son derece mantıklı bir sebep. Hepimiz kariyer basamaklarını tırmanmak için elimize geçen bu tip fırsatları değerlendirmek istiyoruz. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin arkasında olduğu bir konferansın komitesinde yer almanın neden bir sakıncası olsun?

24 saat geçmesine rağmen diğer 4 kişiden yanıt gelmedi.

Eminim herkesin benzer yanıtları vardır. O listede yer alan isimlerin hiçbirisinin kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum.

Fakat bu onların da yaptıkları şeyde bir yanlışlık olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşeniyor. Şöyle ki:

  • Meşruluğundan emin olmadıkları topluluklara web üzerinden üye olup bu üyelikleri özgeçmişlerinde listeliyorlar: Kariyerlerine katkısı olacağını düşündükleri bu şey, aslında o kadar da meşru olmayan, en iyi ihtimalle şüphe uyandıran organizasyonların bilim dünyasında meşru sanılmasına sebep oluyor ve başka bilim insanlarının da zarar görmesine vesile oluyorlar.
  • Kim tarafından organize edildiğini bilmedikleri konferansların komitelerinde yer alıyorlar: Çünkü bilim konusunda geri kalmış bir ülkenin çırpınışına katkıda bulunmak istiyor, eksperlerini ve deneyimlerini bir karşılık beklemeksizin ödünç vermek istiyorlar. Fakat onların ismi, başkaları için güven kaynağı oluyor, yetenekli bilim insanları bir yıllık emeklerini bir hevesle gönderiyorlar, sonra birileri geliyor, araya 7 tane yayını sıkıştırıveriyorlar.

***

Henüz yapılmamış olan bir konferans için biraz fazla ön yargılı bir tutum sergilediğimi düşünenler vardır muhakkak. Haklısınız. Geçmişte yaptıklarımız gerçekten gelecekte yapacaklarımızın teminatı ise ön yargımı makul karşılayacağınızı düşünüyorum.

Biraz Google marifeti ile bu konferansın ilkinin 2004 yılında Çeşme’de düzenlendiğini görebiliyorsunuz. Tanıdık iki isim:

Organizasyonu düzenleyen IKS.

Güncelleme (13/04/2011): Bu yazı yayınlandktan sonra IKS sitesi askıya alındı ve tüm konferans içeriği kaldırıldı.

Aşağıda, konferansın bilimsel skalanın neresine denk düştüğüne dair son derece net bir örnek görüyorsunuz (makale isimlerine bakarken bu konferansın uluslararası bir konferans olduğunu unutmayın):

Listede bir adet Türkçe makale var. Eğer makalenin kime ait olduğunu merak ediyorsanız buyurun: İNTERNET ÜZERİNDEN ÜRÜN TAKİP SİSTEMİ.

Eğer makaleyi açmadıysanız kaçırmanızı istemem makalenin tamamı işte bu kadar:

Okatan konferansın başkanı. Aynı zamanda yukarıdaki makalenin ilk yazarı.

Bu makaleyi yayınlayanlara ve bu konferansı düzenleyenlere kızgın ya da dargın değilim.

Fakat başkanlık ettikleri uluslararası bir konferansta böylesi bir makaleyi yayınlamaktan imtina etmeyen kişilerin yeni bir konferans düzenlediklerini, bu konferansa Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin sponsor olduğunu, üniversitenin rektörünün bu konferansın onursal başkanlık koltuğuna geçtiğini, iyi niyetli akademisyenlerin “bir ucundan da biz tutalım” naifliği ile sıraya girdiğini gördüğüm zaman üzülüyor ve kızıyorum.

Yukarıdaki makalenin (ve sayfalar arasında gezerken gördüğüm diğer 7 Türkçe makalenin de) çıktısını önlerine koyup “bu konferansta neyin bilim komiteliğini yaptınız?” diye sormak lazım o komitede ismi geçen insanlara.

Velhasılı, işbu sebeplerden Ulusararası Bilişim Konferansı’nın ikincisinden de farklı bir şey beklemiyorum.

***

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir bu konferansın onursal başkanı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi konferansın sponsorlarından birisi. Akdemir’in, temsil ettiği kurumu bu konferansın arkasına alırken nasıl bir motivasyon ile hareket ettiğini merak ediyor ve buradan kendisine soruyorum. Elbette kendisine soru soracak bir makamda değilim. Fakat sorum ortaya.

Tahminlerim doğru ise şu noktada Türkiye’nin bir üniversitesinin neden bunlara alet olduğunu siz de merak ediyorsunuz.

***

Suç öyle büyük ki, bunu herkese pay etmeli. Kendimizi bu suçtan tepki göstererek arındıracağız. Bu kadar büyük suçlar ancak böyle temizleniyor.

Bu bağlamda bunlar benim naçizane tavsiyelerim:

  • Üniversite Öğrencileri: Hocalarınızın CV’lerini açın, makalelerini okuyun. Hangi konferanslarda yayınlandıklarına, hangi dergilerde basıldıklarına bakın. Bir bilimsel yayını anlamak size hiçbir hocanın veremeyeceği geniş bir vizyon kazandıracak. Özgeçmişler web sayfalarının süsü olmasın. İnsanlar oraya yazdıkları şeylerin okunduğunu bilsinler. Sizler bilimsel değerlendirme katmanlarının en kalabalığı ve en etkini olan bir sonraki nesilsiniz, kendinizi hiçe saymayın.
  • Araştırma Görevlileri, Yüksek Lisans Öğrencileri, Doktora Öğrencileri: Lütfen yayın yaptığınız dergi ve konferanslara dikkat edin. Sırf özgeçmişiniz kalabalık görünsün diye emin olmadığınız organizasyonlara üye olmayın. Yayınlarınızı onları hak eden dergilerde ve konferanslarda yapın, size aksini yaptırmaya çalışan hocalar ile çalışmayın. Sesinizi çıkarın.
  • Öğretim Üyeleri: Lütfen arada bir konfor bölgenizi terk edin ve bölümünüzdeki, diğer üniversitelerin benzer bölümlerindeki insanları gözden geçirin. İster anonim ister aleni kimliklerinizle blog’lar açın, başka yayınları kritik edin. Türkiye’de peer-review sürecini dergi ve konferans komitelerinin üzerinde bir anlayış haline gelmesine ön ayak olun.
  • Geriye Kalan Herkes: Biliyorum, artık ne ile uğraşacağınızı siz de şaşırdınız. Fakat bu ülkedeki bir sorununun herhangi bir diğer sorun ile tamamen ilgisiz olduğunu iddia etmek yanlış olurdu. Bilim dünyası içerisinde bu konulara dair nicedir rahatsız olan birçok isim var. Diliyorum ilerleyen aylarda, yıllarda daha gür sesler duyacağız. Siz bu sırada bu olanları çevrenize anlatın. Gerekiyorsa yöneticilerden hesap sorun. Bizleri yalnız bırakmayın. Sizin desteğiniz gerçekten önemli. Zira sizin olmadığınız durumda, bunların hiçbir anlamı yok.

***

Son güncelleme: Bu konferans her şeye rağmen yapıldı. Apar topar bu yazıda bağlantı verilen bütün web sayfaları kapatıldı. Makaleler, özgeçmişler silindi. Konferansa gidip ortalığı kolaçan eden iki kişinin görüşlerinin de yer aldığı -ve bu yazının devamı niteliğindeki yazı- ise burada.

 

 

 


“İmece Usulü Bilim Cinayeti Konferansları” için 79 yorum yapılmış.

  1. Gabriel Conroy

    Selamlar,

    Ben merakıma yenik düştüm ne yazık ki, ve Ali Okatan hocamızın en güncel makalesine* bir göz attım.

    Ali hocamızın makalesine şu bağlantıdan ulaşabiliyoruz: http://www.ikss.org/iks-2004/iks-2004/pdf/E0216.pdf

    Ali hocamızın günahını almak istemem elbette ancak bazı bölümlerde sanki alıntı olduğu belirtilmeksizin başka kaynaklardan ödünç almalar olmuş.

    Örnek 1: Makalede alt başlıklardan biri: “Local normalization using smoothing operators”. Normalizasyon fonksiyonundaki parametrelerin tanımlandığı (Sf. 2, denklem 2) ve daha sonra akış diyagramının bir figür (Sf. 2, figür 3) olarak yer aldığı bir bölüm.

    Bu makalenin yayınlandığı / sunulduğu tarih 2004.

    Tesadüfün böylesi, EPFL’nin Biomedical Imaging Group araştırma grubunun “Local normalization using smoothing operators” adlı eğitim amaçlı demosunda Ali hocamızın makalesinde yer alan metin harfi harfine aynı. Üstelik akış diyagram figürü de aynı.

    EPFL’nin “Local normalization using smoothing operators” demosu: http://bigwww.epfl.ch/demo/jlocalnormalization/index.html

    Bu demonun bulunduğu sayfanın son güncellenme tarihi ise 11 Şubat 2002 olarak görünüyor. (Web Archive üzerinden de doğrulatabilirsiniz.)

    Ali hocamızın bu bölümün sonunda verdiği [3] numaralı referansta yer alan patent belgesinde ise makalede yer alan metne ya da figüre ilişkin herhangi bir şey yok.

    Örnek 2: 1999 yılının güzel bir ilkbahar günü Carnegie Mellon Üniversitesi’ndeki bir grup öğrenci 18-551 kodlu dersleri için hazırlamış oldukları projelerini sunmuşlar: http://www.ece.cmu.edu/~ee551/Old_projects/projects/s99_19/finalreport.html

    Bu projedeki sistem akış diyagramı bana bir yerden tanıdık geldi ama önce çıkaramadım. Sonra bir yan sekmede açık duran, Ali hocamızın makalesine bakınca bu diyagramı daha önce nerede gördüğümü anımsadım: Ali hocamızın makalesinde! (Sf. 2, figür 2)

    Akış diyagramı ile kalsa iyi; madem figürü aldık, metni de alalım tutarlı olsun diyerek “Center Point Determination & Cropping” bölümünün metni de kopyala-yapıştır ile Ali hocamızın makalesine aktarılmış. Ali hocamızın makalesindeki denklem 1′in de nereden geldiğini siz tahmin edin bakalım.

    Örnek 3: Bir önceki örnekte bahsettiğim projede malzeme çok olduğu için, Ali hocamız ilk bölümlerden esinlenmek ile kalmamış, hazır başlamışken, Classification, Mean Nearest Neighbor ve Threshold Determination bölümlerini de bir güzel kopyalamış, bir güzel de yapıştırmış. (Sf. 3)

    Örnek 4: Carnegie Mellon’daki gençlerin tek kusuru Gabor filtreleme tekniğini kullanmış olmaları. Zira Ali hocamıza kosinüs dönüşümleri gerekli. Ama onu bulmak da pek zor olmamış anlaşılan: http://www.cs.cf.ac.uk/Dave/Multimedia/node231.html

    Denklemler tanımlarıyla birlikte yine noktasına, virgülüne dokunulmadan kopyala-yapıştır olmuş. Kosinüs dönüşümünün anlatıldığı Feature Extraction bölümü de (Sf. 3) bu şekilde tamamlanmış oldu.

    Giriş ve sonuç bölümlerine ayıracak vaktim ne yazık ki yok. Bununla birlikte, hem bu iki bölümün hem de Ali hocamızın diğer makalelerinin içeriğinin özgünlüğü konusunda oldukça şüpheliyim.

    * Okatan et al. Cosine Transform for Fingerprint Recognition. IKS, 2004.

    Sevgiler,

  2. Gabriel Conroy

    Şimdiye kadar yazılmış en kısa mektubun ne olduğunu biliyor musunuz?

    Victor Hugo’nun 1862′de yayıncısına yazmış olduğu ve sadece bir soru işaretinden ibaret olan mektup dünyanın en kısa mektubu. Sefiller adlı romanını tamamlayıp yayıncısına ilettikten sonra satışların nasıl gittiğini merak eden Hugo dayanamayıp bu mektubu göndermiş. Gelen cevabın de geri kalır yanı yok hani… Sadece bir ünlem işaretinden oluşan yayıncının mektubu da Hugo’nun dünyanın en kısa mektubu rekorunu böylelikle egale etmiş.

    O değil de… dünyanın en kısa makalesinin ne olduğunu biliyor musunuz peki?

    Ali hocamızın “ERROR ANALYSIS of MICROCONTROLLER BASED ULTRASONIC RANGE FINDER” başlıklı makalesi bu alanda benim bildiğim kadarıyla rekoru elinde bulunduruyor. Hocanın daha kısa bir makalesi var ise, cahilliğime verin.

    http://www.ikss.org/iks-2004/iks-2004/pdf/E0122.pdf

    1 tam 1 bölü 5 sayfa!

    O sondaki ikinci figür ve referans kısmı olmasaymış iyi olurmuş aslında. Ali hocamız da böyle düşünmüş olacak ki, “If the temperature correc tions [sic] are made the results may be better” diyerek makaleyi bitirmek istemiş ancak nokta bir sonraki sayfaya sarkmış. :( Öte yandan, o sıcaklık düzeltmelerini kim yapmadıysa çok fena ahımızı aldı, onu da söylemiş olayım.

  3. caglar10ur

    Hocaya engel olan tek sey bant genislikleriymis, “Ayrıca,  internet  hızlarındaki  artışlar  ve internet  kullanımının yaygınlaşmasıyla  birlikte  gerçek  zamanlı olarak  daha  ayrıntılı  izleme  ve  kontrol  uygulamaları gerçekleştirilebilecektir.” okuyunca Turk Telekom’a falan hep kufur ettim. Yeterli bant genisligi olsa neler yapacakmis, yeri dar oynayamamis…

  4. enis

    yukaridaki makalede soyle diyor:
    XML teknolojisi veri tabanı sistemlerin internet ortamı üzerinde kontrol edilmesi ve uygulamalarında kullanılması oldukça kolay ve güvenilir bir teknolojidir‘.
    kendi duzenledigin dili ingilizce olan bir konferansta turkce yayin yapiyor yazdigin cumleyi bile kontrol etmiyorsun? ne diyim.
    okatan, karlik, senyucel …. weset, iks …. karatay, mevlana, comu, fatih, halic. hepinize tebrikler.

  5. Murat E.

    Büyük bir gazla doktoraya başlayıp okuduğum makalelerin ne anlattığını doğru düzgün anlayabilmek için 10-15 kere okumam gerektiği farkedince herhalde benim kafam basmayacak bilim adamı olmayı diyerek master için gerekli dersleri tamamlayıp pes etmiştim. Sayın Ali Okatan hocamı daha önce tanıyamamış olmaktan dolayı büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum şu anda. Ben de zamanında 1 paragrafta bu kadar önemli bilgilerin anlatıldığı makaleler okumuş olsaydım belki şimdi memur bir yüksek mühendis olmak yerine başarılı bir bilim adamı olacaktım… :(

  6. Emre Sevinç

    Eline sağlık!
    Katkıda bulunduğun bu olumlu ve değerli hareketin ileriki aylarda başka insanların da desteği ile büyüyeceğini tahmin ediyorum.

  7. ciler

    çok teşekkürler ve ellerine sağlık. akademinin yozlaşması ile toplumun yozlaşması ne kadar paralel birbirine. neo-liberal dünyada akademi de kendine düşen görevi çok güzel yerine getiriyor, bi çeşit hayali ihracat, hokus pokusculuk, içi kof dışı yaldızlı. akıntıya karşı kürek çekecek olanlar ise her zamanki gibi mutsuz,umutsuz,yalnız ve çekingen..

  8. Mustafa Yılmaz

    Konudan kısmen bağımsız olarak yorumlardaki kısa makale eleştirisine dair:
    babaerenler’in ekşi sözlükte salamlama başlığında paylaştığı bir çalışma vardı (Kurtuluş Töreci, Tıpta Yayın Etiği). Bu çalışmanın 23. sayfasında şöyle bir örnek var kısa makalelerle ilgili:

    “Yine bilim dünyasının mümkün olduğunca yükünü hafifletmek amacıyla makalelerin olabilecek en kısa şekilde yayınlanması, bilime katkısı olmayacak yayınların yapılmaması bir etik kuralı sayılır. 3 sayfada yazılacak bir makalenin 10-15 sayfada yazılması değerini arttırmaz. Ya da kısa diye değerinden kaybetmez. Örneğin 1956’da Nature’de yayınlanmış Kovacs’ın oksidaz deneyini bildiren bir yayını var. Yarım sayfadan kısa. Ben bütün yayınlarımı seve seve bu yarım sayfa ile değiştirirdim. 1970’lere kadar alanımızda belki de en çok site edilen çalışmalardan biri. Artık o kadar anonim bilgi haline geldi ki sonraları kaynak verilmeden deneyin adı söylenir oldu.”

    Ben bu alıntıdan kısa makale kötü makaledir izleniminin yanıltıcı olabileceğini anlıyorum.

  9. Gabriel Conroy

    Selamlar Mustafa, “Kısa makale kötü makaledir” gibi bir çıkarım elbette yanlış olur. Bununla birlikte, eğer o örnekteki makalenin içeriğine göz atacak olursan içeriğin ne kadar yavan olduğunu fark edeceksiniz.

    3. RESULTS The system is tested for various conditions . In Figure 2  the true distance versus measurement error is depicted. As seen from the figure the results are not very good. But, as the range gets larger the errors are small. If the temperature correc tions are made the results may be better.

    Hani içerik zaten yok da, örneğin ikinci figürde X eksenindeki uzaklığın hangi birimde olduğu dahi belirtilmemiş. Neresinden tutsanız elinizde kalan bir makale. Kısa makaleler konusunda da son bir not: Benim için hem manevi değeri çok yüksek olan, hem de “en iyi makaleler” listemde ilk 10′da yer alan JM Smith’in Nature’da yayınlanan makalesi 1 sayfa uzunluktaydı. http://www.nature.com/nature/journal/v225/n5232/pdf/225563a0.pdf Makalelerin çoğu zaman gereksiz yere uzun olmasının çeşitli mecralarda eleştirildiği doğru. Ancak burada çok daha farklı bir sıkıntı var. Makalelerin çoğu zaman gereksiz yere uzun olmasının çeşitli mecralarda eleştirildiği doğru. Ancak burada çok daha farklı bir sıkıntı var: bilim yapmanın temel gereksinimlerini karşılayamama. Sevgiler,

  10. Boğaç

    “As seen from the figure the results are not very good” benim fizik101 lab final kağıdımdan alınmış gibi geldi.

  11. sdemir

    bence birileri Turkce ve Ingilizce mailler yazip bu konferanslarin komitesinde yer alan insanlara ve departmanlarina gonderip neden bu konferanslara desek olduklarini sormali. departmanlari nasil akademisyenler ile calistiklarini bilmek istemezler mi? ayrica su vakif universitelerine bak.

  12. Salih Ozcubukcu

    Gabriel Gonroy’un yukarida belirttigi, Ali Okatan’a ait 1 tam 1 bolu 5 sayfalik makale (http://www.ikss.org/iks-2004/iks-2004/pdf/E0122.pdf) daha nice rekorlar icermekte: 1. Makalenin ozet (abstract) kismindaki kelime sayisinin makale metnindeki kelime sayisina orani = 0.71. Diger bir deyisle, makalenin ozeti, makalenin tamaminin A’ini olusturuyor. Kirilmasi zor bir rekora imza atilmis. 2. Sadece bir referans icerme rekoru. Sadece esi benzeri olmayan calismalarda gorulen bir ozellik. 3. Makalenin en can alici noktasi olan ve tum sonuclarinin bulundugu tabloda, x ekseninin birimi yazmama rekoru. o x ekseninin ne oldugunu okuyucunun hayal gucune birakilmis.   Son olarak kanayan yaraya bastigin parmak icin tesekkurler meren.

  13. ömer şimşek

    meren tebrik ediyorum seni. Bu konuları irdeleyen, kendine güvenen birilerinin olması güzel.
    Bence akademikleaks.com adı altında bir adres ile yükselme kaygısı ile gerçekleşen kongre ve konferansları, kişileri ifşa edelim.
    Özellikle adı uluslararası ile başlayan ve bildirileri 30dk içinde incelemeden kabul eden para toplama amaçlı bilimsel organizasyonları yerden yere vurmalıyız.

  14. filiz tülü

    bu ülkedeki bir sorununun herhangi bir diğer sorun ile tamamen ilgisiz olduğunu iddia etmek yanlış olurdu” cümlesine gönülden katılıyorum.
    Yazdıklarınla ilgileneceğini bildiğim akademisyenlere linkini yolladım.:)
     
     
     

  15. Emre Sevinç

    Tanıdığım ve ilgilenebileceğini düşündüğüm hassas hocalara yolladım bu blog girdisinin adresini az önce. Ortalığı hareketlendirmeye devam.

  16. Yaşar Safkan

    Karışık hissiyat.

    Şaşırdım mı? Şaşırmadım.

    Gözümle görmemiş olsam da, Türkiye’de üniversite bolluğundan (140 tane olmuş, 40′ı İstanbul’da); üniversitelerin yüksek lise, öğretim üyelerinin “yüksek öğretmen” haline getirilmesinden; öğretim üyelerinin gelirini yarı yarıya düşürüp, ya o hayat standardına razı olacak (tercüme: kalitesiz) ya da zamanının çoğunu başka işler kovalayarak geçirecek hale getirilmelerinden… Bunun böyle olacağını, olduğunu öngörebiliyordum zaten.

    Ama tabi, göz görmeyince, gönül katlanıyor. Görünce çok kötü oluyor.

    Ne ölçerseniz, onu alırsınız. Adamları yayın sayısıyla değerlendirirseniz, öyle ya da böyle bol miktarda yayın yaparlar.

    Çırak olması gereken adama dükkanı teslim ederseniz, dükkanı kendi menfaati için kullanmanın ötesinde, _harcar_.

    “Tutarsa” kar edilen, “tutmazsa” başa bir şey gelmeyen sistemlerde, (bkz: *.edu.tr, *.gov.tr) insanlar ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Sonuçlarını hesap etmeden.
     
     

  17. Uğurcan Ergün
  18. misafir

    Odatv kendi haberi gibi yayınlamış. Link vermek yok. Nereden aldığını bildirmek yok. Kopyala – yapıştır yapıyorlar ama dönüp bir kere okumadan, hata var mı yok mu bakmadan yayınlıyorlar. Medyanın hali içler acısı..

  19. Emre Sevinç

    Wikipedia’ya göre http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_%C3%BCniversiteler_listesi Türkiye’de 156 üniversite mevcut. Dünyadaki üniversiteler çeşitli kriterlere göre sıralandığında bu 156 üni.den bazen bir ikisi girebiliyor listeye, bazen hiçbiri giremiyor. Eknomik enflasyon düşmüş ama görünen o ki üniversite enflasyonu konusunda sıkıntı çekmiyoruz, işin garibi insan bu sayı şiştikçe bir yerlerden bir şeyler patlar diye düşünüyor ve meren’in yazısında olduğu gibi bir şeyler patlıyor ama ortalığa sıçrayan çamur sanki umursamazlık rüzgarları ile silinip gitmeye aday gibi…

  20. Emre Sevinç

    Bu arda fazlamesai.net’te de aynı başlıkla haberi geçip buraya link verildi: http://www.fazlamesai.net/?a=article&sid=5462

  21. sarı çizmeli

    evvelsi gün bir belgesel seyrettim. 3 yıl içerisinde birçok organın laboratuarda üretileceği gösteriliyordu.yepyeni bir kalp hiç kullanılmamış tıp tıp atıyordu. böbrek hırsızlığı son bulacak diyorlardı.ve birden bizim üniversitelerimizi hatırladım. plagiarism bataklığında yüzen ve önemli yerlere gelen insanları düşündüm.bir arkadaşa(?) rus bir öğretim üyesinin yazdığı makaleye niye ismini ilave ettiğini sormuştum. bana tekerleme söyledi.bu davranışını devam ettirdi. bu arada bu rus öğretim üyesinin köpeklerinin yaptığı yavrulara da müşteri buldu.bu makalelerden aldığı puanlar yetmediği için karısının yazdığı kimya dalındaki makalelere de ismini yazdı. şu anda profesörlüğü gidip geliyor.suçun büyüklüğünden suçluyu bulamıyoruz demek yanlıştır.kişiler suçlunun güçlülüğünden suçunu ortaya çıkaramazsa suç çok daha büyüyecektir.
    http://www.math.metu.edu.tr/people/yurdakul.shtml
    yukarıdaki link’e bakın . ne görüyorsunuz?

  22. gulseren

    yazinizi cok begendim, elinize saglik. ben bir “sosyal bilim” kurumunda calisiyorum ve okurken beni dusunduren pek cok seyin yaninda su iki sey oldu: birincisi, acaba bu “fen bilimleri” denen seyde rastlananlarla “sosyal bilim” namli seyde rastlananlar arasinda bir fark var mi? sosyal bilimlerin niteligi, bolca spekulesyon yapmaya daha elverisli olabilir gibi duruyor, en azindan ben kendi alanimda pek cok uydurma, calma-cirpma, vb. “yayin”a rastliyorum. ikincisi, bilimsel calismalarinizi surdurmek uzere turkiye’ye donecek misiniz?:)) beyninize kuvvet. selamlar

  23. Melis


    Cok da sasirilacak seyler degil bunlar aslinda. Farkli seviyelerde hemen hemen her ulkede olan seyler. Bu ornek belki gariban bir konferansta yayinlanan gariban bir kac makaleden biraz daha ote, ama sonucta ozu ayni. Isini dogru yapamayan degil yapmayan bir avuc insan.

    Kim acip okur, referans gosterir ki zaten bu yayinlari? Her alanda oldugu gibi bilimin de seviyeleri var. Iyi makaleler iyi jurnallarda kotuleri kotulerde yayinlaniyor. Bunun gibi makalelerin de adinin gececegi tek yer nitelikten cok nicelige onem veren bir ulkenin profesorunun ozgecmisi olur ancak. Kimseyi de kotu makale yazdigi icin suclayamayiz. Ama isini dogru yapmadigi icin pekala suclayabiliriz. Onemli olan bilime verilen zarar degil, bilim Turkiye’de ilerlemese bile elbet bir yerlerde ilerler. Onemli olan Turkiye’de yapilan bilimin gelecegine verilen zarar. Bu akillar tarafindan “egitilecek” mustakbel Turk bilim insanlarina verilen zarar. Bilim kisvesi altinda yapilan “kotu niyetsiz” bilimsel ahlaksizligin kaniksanacagi ve kemiklesecegi bir nesile verilen zarar.

    Megerse benim de icimi dokecegim varmisJ

    Meren zamanina bereket!

  24. SEDAT

    Türkiyedeki Akademi çevrelerinin en büyük sorununu mercek altına almışsınız. Pek çok kişi boş veya içi ıvırzıvırla doldurulmuş makale ve çalışmalarla biryerlere gelmiş. bu noktolardan devam etmişler. Burada en önemli nokta bu kişiler profesör veya doçent yada yüksek lisans yapmış ve bu ünvanları almış olabilirler. ancak bu ünvanlar yeri geldiğinde onlara o kadar ağır gelir ki taşıyamazlar. Bu yazınız bize üniversite ve akademik eğitimin ne kadar içler acısı durumda olduğunu bir kere daha göstermiştir. Ben bir makina mühendisiyim ve bize verilen eğitim çok vasat ve gereksizdi.

  25. nouvelle partisan

    Ben bir akademisyen olmamama ve sosyal bir bilim olan hukuk ile haşır neşir olmama rağmen, daha üniversite yıllarında ortada bir şeylerin döndüğünü algılayabiliyordum. Bu nedenle, öyle sanıyorum ki o yetersizlikte bir öğrencinin dahi anlayabileceği aşikar olan bu tip konularda, karşı yanların suçlanmaktan yahut yakayı ele vermekten bir çekincesi de yokmuş… Bu rahatlığı veren nasıl bir ruh halidir bilemiyorum! 

    Meren, sen hala ve daha çok içinde olduğundan, olayların ayrıntılarını ve süregiden yanlarını çok daha fazla görme imkanına sahipsin. İşin içinde zekan da olunca bu yazı serisi, -her ne kadar olayların varlığı keyifli olmasa da- okunması keyifli hale geliyor. Ben de bu yazını tanıdığım bir kaç akademisyene göndereceğim.

    Bir de artık google’dan “ICGST+WASET” yazınca, senin yazına ilişkin haber linkleri çıkıyor. :)

    (yorum için çıkan kelime doğrulamamın “…. capitalist” olması da beni benden aldı.) 

  26. Anonim

    OSS magduru olup sonra universiteyi kazanan biri olarak yillarca “universiteyi kazan yatacaksin” mantigiyla başladık. Universiteye gelince bunun dogru olmadigini ogrendik, calistik sikayetci degilim. Ogrenmek her zaman bana keyif vermistir. Ama sanirim lisans bittikten sonra yatiliyormus cunku Ali hocanin makale diye yayinladigi kadar kisa bir odev versek hocalarimiza, oyle bir odev verdik diye bizimle dalga gecerler ve kalırız ama hocalarda odevlerini iyi yapmiyor sanirim. Peki onlari kim sinifta birakacak ?

  27. Okan Yüksel

    Prof. Dr. Yalçın Küçük, yıllar öncesinde İsyan adlı kitabında şu tespitte bulunuyor: “Tekeliyet düzeninde “yurttaş” yoktur, “sürü” var ve sürüleşme ile sürüleştirmenin üniversitelerden başladığını, acıyla, görüyoruz.” ve sonrasında da şunu soruyordu: “Üniversite profesörleri mi öğrencilerden, öğrenciler mi profesörlerden daha cahildir, şimdi sorumuz ve sorunumuz budur.

  28. Ertuğrul Genç

    Elinize sağlık, göz açıcı harika bir çalışma olmuş.

  29. Oğuzhan

    Bianet de yer vermiş yazıya, şuradan okunabilir. Güzel de aktarmışlar, bağlantılar var falan. Ellerine sağlık.
    Bu arada dün rastgele ilginç bir şey öğrendim. Francis Crick ve James Watson’ın DNA sarmalıyla ilgili yayınladıkları makale de bir sayfaymış. :)

  30. Emre Sevinç

    Evet, söz konusu makale 1 sayfa (sonunda da 6 esere referans var). Binlerce kez atifta bulunulmustur herhalde o makaleye 1953′ten bugüne. Pek çok bilimci de herhalde oyle bir makaleye imza atabilmis olmak için yazdiklari binlerce sayfa makaleyi feda ederlerdi. Kimisi 1 sayfaya dunyalari sigdiriyor, kimisi de zerre kadar seyi 1 sayfaya kadar cikarabiliyor…

  31. ciler

    çomü ile ilgili okuduğum herşeyden sonra, sizin yazınızın dışında, mesela Tansu Büyüköncü ‘nün blogunu da (http://plagiarism-in-turkey.blogspot.com/) okuyunca sözkonusu üniversitede geçen Ekim ayında dinleyici olarak katıldığım ‘First World Universities Congress’ konusunda şüpheler uyandı içimde ister istemez. Kendimi çok korkunç bir komplonun içinde hissettim. Tabii bu konferans düzenlendi, paperlar sunuldu ve hatta Proceedings daha konferans başlamadan basılmıştı! Ancak yine de yaptığım web araştırmalarında ÇOMÜ’nün yaptığı dışında ‘World Universities Congress’ diye herhangi başka bir şeye rastlamadım, çok iddaali isimlerle bir dolu abidik kubidik ortaokul çocuğu seviyesinde sunumların yer aldığı (ben gördüm) konferanslar düzenlemek bir yana, kimsenin günahını almayalım ama burada akademik yozlaşmadan kaynaklanan akademik bir rant sağlama kokusu almamak, diğer kötü çomü organizasyonlarından ve Tansu Büyüköncü’nün ortaya çıkardıklarından sonra biraz zor geliyor. sözünü ettiğim konferansa tüm samimiyetiyle katılan, bilime ve insanlığa katkıda bulunmayı hedeflemiş 70 milletten akademisyenin böyle yoz bir amaca alet edilmeleri çok acı.

  32. konferans var dediler geldik

    bu yazi uzerine ortaya atilan suc duyurusu gozden kacmasin
     
    http://www.comu.tv/universite/index.php?option=com_content&view=article&id=2121:ahmet-murat-eren-hakknda-suc-duyurusu&catid=78:kampues-haber&Itemid=29
     
    umarim kaldirmaz veya degistirmezler. inanilir sey degil. comu’dakiler uyuyor mu?

  33. gulseren

    canakkale universitesi’nin resmi televizyonunda (televizyonun bir zararı daha!) yayimlanan bu metin, baska soze gerek birakmiyor ama elimizde sozden baska da bir arac yok herhalde. sorsaniz en turkcu yine bu siteyi tasarlayanlardir ama turkce bilmezler, belli ki nefret dolu bir istahla hazirladiklari metnin basina “suc duyurusu” yazip neyi sucladiklarini bir turlu ifade edemezler, ustunluk taslarlar ama hala daha neyde ustun olduklarini aciklayamazlar (banallikte ustun olmak disinda tabii), vesaire vesaire…

  34. A. Murat Eren

    Yukarıdaki yorumda bağlantısına yer verilen “Ahmet Murat Eren hakkinda suç duyurusu” başlıklı metin (buna lütfen tepki göstermeyin (zaten ben burada gereken tepkiyi gösterdim: http://img691.imageshack.us/img691/7049/sucduyurusufixed.png), arşiv olsun diye yer veriyorum; yazının kimleri hangi derecede rahatsız ettiğine dair önemli bir gelişme).

    Aşağıda okuyacağınız metin Dr. Servet Senyucel, Prof Dr. Bekir Karlık ve Prof. Ali Okatan imzası ile çeşitli basın kuruluşlarına da gönderildi. Bu kuruluşlardan Bianet mektuplarını olduğu gibi yayınladı. İmzalar ile beraber yazıyı bu adresten de görüntüleyebilirsiniz:

    http://bianet.org/bianet/diger/127528-imece-usulu-bilim-cinayeti-konferanslari

    Ahmet Murat Eren hakkında Suç Duyurusu

    PAZARTESI, 31 OCAK 2011 12:25


    Ahmet Murat Eren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ne saldırıyor. Kendi mezun olduğu yere  kin kusuyor. Bununla yetinmeyerek kendini Bilişim Üzerine hiçbir Doktora eğitimi almadan Bilimsel yayınlar hakkında atıp tutuğu, bilim etik kurallarını hiçe saydığı görülmekte. Odatv.com web sitesinde A.Murat Eren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde yapılacak bilişim konferansına iftira niteliğinde yorumlar yapmış. Odatv.com web sitesinde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde yapılacak Uluslar arası Bilişim Konferansı’nda Başkan yardımcılığı görevinde bulunan Prof. Dr. Bekir Karlık ve Prof Dr. Ali Okatan hakkında iftira niteliğinde açıklamalarda bulunmuş.

    A. Murat Eren ,oturmuş Prof.Dr. Bekir Karlık’ın 2. yazar oluğu Mısırda bir konferansa yazılmış makaleyi ele almış.
    Ahmet Murat Eren (Oturdum okudum. Hasbelkader görüntü işleme, yapay sinir ağları konularına ucundan da olsa bulaştı iseniz, ya da daha önce bilimsel bir yayın yaptı iseniz lütfen siz de okuyun. Makale ne yazık ki son derece içeriksiz. Şaka değil. Bir profesörün bu tip bir makalede isminin olmasına göz yumması ve daha sonra onu CV’sinde listelemesi herhangi bir birinci dünya ülkesinde istifa ettirecek bir utanç olurdu. O derece içeriksiz.)  demiş. 
    (Ahmet Murat Eren’in CV’sine baktık. Yapay zeka ve görüntü işleme konusunda hiçbir çalışması olmadığını gördük..)
    Ahmet Murat Eren “Listeden rasgele bir makaleyi seçtim. Makale’nin adı “An Efficient Iris Recognition for Security Purposes” (“Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma“). Makale “International Journal on Graphics, Vision and Image Processing” isimli bir dergide 2005 yılında yayınlanmış. Makale burada:http://www.icgst.com/GVIP05/papers/P1150549103.pdf.” demiş 
    Bu konuda hasbel kader bilgiye sahip bu arkadaşımız  “An Efficient Iris Recognition for Security Purposes” (“Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma“) adlı makaleyi ele almış. Amerika’da eğitim almakta olan bu arkadaşımız İngilizceyi Türkçe’ye çevirmeden aciz. Güvenlik Amaçları için etkin iris tanıma yazacağına “Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma” diye çevirmiş (yorumsuz). Görüyorsunuz daha makale başlığını dahi düzgün okuyamıyor.  Bu çevirisini yeniden İngilizceye çevirdiğinizde An Efficient Iris Recognition with Security Purpose olur. Bu kişi bu eksik İngilizcesiyle nasıl anlayacak bütün makaleyi?.

    Bizce Ahmet Murat Eren’in makaleyi kendisi okuması yerine makale başlığı konusunda uzman olan ve doktorasını yapmış 3 bilim adamına gönderip yorum yapmalarını istemesi gerekirdi. Etik olanda buydu.  Ne kadar iris tanıma ile ilgili yazı okunsa da o konuda bir bilimsel çalışma yapmadan yorum yapmak bilim etik kurallarına aykırı.  Ahmet Murat Eren’in bu yorumu yapmaması gerekirdi.

    Makale “International Journal on Graphics, Vision and Image Processing” isimli bir dergide 2005 yılında yayınlanmış demiş.

    Ali Murat Eren Makalenin üstündeki yazıyı İngilizceden Türkçeye çevirememiş galiba. Makalenin başında “GVIP 05 Conference, 19-21 December 2005, CICC, Cairo, Egypt” yazıyor. Demek ki ilk önce konferansta sunulmuş makale. Daha sonra Konferanstaki makaleler içinden seçilerek dergide yayınlanmış. Ahmet Murat Eren pek bilimsel çalışma yapmamışa benziyor. Ahmet Murat Eren Kaynaklara bakınca anlaması gerekiyordu.

    Ayrıca 1. yazar O. Sirvan makale konusunda tez çalışması yapmış ve [6] nolu kaynak olarak göstermiş. ([6]  O. Sirvan. Iris Recognition for Security Purposes. MS Thesis, Ege University, Izmir, 2003)

    Ayrıca Prof.Dr. Bekir Karlık  2003 yılındaki bir dergide Görüntü Tanıma konusunda çalışma yapmış ve [8] nolu kaynağı göstermiş. “ [8] B. Karlik. A Neural Network Image Recognition for Control of Manufacturing Plant. Mathematical & Computational Applications, vol. 8/2, pp. 181-189, 2003.”

    Demek ki hasbel kader okunan bir bilgiyle makale okunmuyor Ahmet Murat Eren. 2005 yılında yapılan çalışmalara da bakman gerekiyordu.  O dönemlerde iris tanıma ile ilgili çalışmalar ne durumda. Acaba o dönemde iris tanıma işlemini hangi algoritmalarla yapılıyor, Bu makaleyi kabul eden bilim komitesi neden bu yayını konferansa kabul etmiş, daha sonra neden bir dergide yayınlamış. Bu düşünülmesi gereken bir iş.

    Ahmet Murat Eren’in bu konuları görmezden geldiği kanısındayız. Daha doğrusu çoluk çocuğun eline kalmış durumda bu bilim yorumculuğu. Ve bir çok yayın kuruluşu Ahmet Murat Eren ‘in yazdıklarını doğru kabul edip,  kötülemeye alet oldukları acı bir gerçek.

    Birde aynı sitede (Nekadar bilgisi olduğu şüpheli?….)  A.Murat Eren gibi bir arkadaş  “İris tanıma… Makala, ancak 4. sınıf bitirme projesi düzeyinde. Çok yazık. Galiba bireyleri, meslekleri ne olursa olsun “ahlaklı” yapan aslında eleştiren beklentisi olan, bunu da dile getirebilen bir camia/toplum yapısı. ODATV’de akademik camiaya ilişkin eleştirel bir yazı okumak hoş oldu.” Şeklinde bir yorum yazmış.

    Biri çıkıyor ve 4. sınıf projesi diyor. Ya Türkiye’de bilim etiği , bilim ahlakı ve yorum ahlakı diye bir şey kalmamış. Çoluk çoğun elinde kalmış. İnanılmaz bir olay. Esefle kınıyoruz.

    Ayrıca Ahmet Murat Eren, Tansu Küçüköncü gibi aklı sıra bilimsel hırsızlık çamuru atmak için WASET ile bağlantı kurmaya çalışmış.

    “Google’a ICGST +WASET yazıp aratınca. 25 Ocak 2011 itibarı ile 1740 sonuç dönüyor (WASET yazısını okuduysanız kafanızda bir şeyler canlanmaya başlamış olmalı” demiş. 
    Yani “International Congress for global Science and Technology, ICGST” yi WASET ile bir tutmuş. Yada WASET’in yan kuruluşu olarak göstermeye çalışmış. İnanılacak gibi değil.  Ahmet Murat Eren’in amacı belli. Prof.Dr. Bekir Karlık’ı bilimsel hızsız ilan etmek. Bu arkadaşımız “International Congress for global Science and Technology, ICGST” deki tüm dergileri, tüm makaleleri ve orada yapılan organizasyonları inceleyerek bu kanıya varmış :))
    Bu kabul edilemez bir durum. Ahmet Murat Eren’in bu durumu ve yorumlarını YÖK etik kurulu bakması gerekiyor ve gereğini yapmasını bekliyoruz.

    Ahmet Murat Eren bununla da kalmamış İcat makinası Prof.Dr. Ali Okatan’a saldırmış. Öğrendiğimiz kadarıyla Ahmet Murat Eren, Tansu Küçüköncü ve Prof. Hülya Yıldırım (ÇOMÜ Bilgisayar Müh. Eski Bölüm Başkanı) şuanki gibi 2003 yılında bilişim konferansının Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’de yapılmasını engellemişler. Bu konferans engellenince , Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi yerine Çeşme’de yapıldığını öğrendik. 2003 yılında Tansu Küçüköncü, A. Murat Eren (Bölüm Başkanını Hülya Yıldırım  asistanı) ve Prof. Hülya Yıldırım üniversiteye baskı yaptırarak bilişim konferansının yapılmaması için aynı iftira kampanyası yapmışlar. 
    Şuan yine A. Murat Eren ve Tansu Küçüköncü aynı yöntemle konferansın engellenmesi için akıl almaz iftiralara atmaya devam ettikleri görülmektedir. 
    Prof.Dr. Ali Okatan’ın 2004 yılındaki konferansta yayınlanan makalelerine baktığınızda yayınların doktora ve master öğrencileri ile ile beraber yaptıkları görülmektedir. 
    Özellikle Türkçe olarak yayınlanan makale orjinalinin İngilizce olduğunu öğrendik. Türkçe yayınlanmasının sebebinin bilimsel dilin İngilizce değil, Türkçe’de olabileceği mesajı verilmesi hedeflenmiş. Bu yüzden bildirinin Türkçe yayınlandığını öğrendik.
    İcat makinası bir insanın buna tenezzül edeceğini zannetmiyoruz. 
    Ahmet Murat Eren biri veya birileri tarafından piyon olarak sürülmüş bir kişi olarak görülmektedir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ndeki yönetimi seçim zamanı yıpratma girişimidir.
    Siz sayın okurlarımız ve basın mensupları; Bilimsel ahlak ve Bilim etiği çok önemlidir. Bir kişi ne kadar bilgili olursa olsun Bir makale üzerine yorum yapması için bilimsel kriterlere bakarak yorum yapması gerekir. Dergilerde makaleler neden 3 kişiye gönderilir bir düşündünüzmü? Gönderilmesinin sebebi her hakemin bakış açısı ve yorum farklılıklarıdır. Bu yüzden bir makale bir kişinin bakması ile bir anlam taşımaz. O konuda uzman kişilerin makaledeki yöntemleri irdeleyerek ortak kararlar alınarak makalenin bilimsel değeri belirlenir.

    Sayın okurlar ve basın mensupları konferansımıza destek veren bilim adamalarının WASET ile hiçbir bağlantısı yoktur. Eğer o topluluğa makale gönderen birisi varsa WASET’in öyle olduğundan bilgisi olmadığı kanaatindeyiz.

    Bilim ahlakı, bilim etiği ve yorum ahlakı ülkemizde olması temennesi ile.

    (Bu yazımız http://www.comu.tv (ÇOMÜ inter televizyonunda yayınlanmaktadır)

    - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - – - -

    ŞİMDİ BİZ SORUYORUZ

    Şimdi biz sana soruyoruz Sen kimsin Ahmet Murat Eren. Sen hiçbir bilgin olmadan Biyoloji alanında doktora yapmaya başlamışsın. Bu etik değil. Öğrenciliğin ve akademisyenliğin sırasında biyoloji ile ilgili hiçbir bilgin yok. Kendinde itiraf ediyorsun hiçbir bilgiye sahip olmadan mezun oldum diye. O zaman Senin Amerika’daki üniversiten para ile diploma veren bir üniversite öyleyse.  O zaman oradaki akademisyenlerde para karşılığı her şeyi yapıyorlar demektir. 
    Aşağıda alman gerekli olan dersleri çıkardık. Biyoloji ile ilgili bir temel almadan seni nasıl kabul ettiler bilemiyoruz. Acaba bu dersleri nasıl geçeceksin? Merak ettik. (Sayın okurlar karar sizin, hiç bilginiz olmadan aşıdaki derslere girerek doktoradaki derslerde başarı olmak ne kadar mantıklı, BİRDE İNGİLİZCE) Türkiye’de başka bir alandan Master’a giren genç araştırmacılara bile lisanstan ders almalarını istiyorlar. Çünkü yapacağı konuda temelini sağlamlaştırması gerekiyor)
    “Kısacası hiçbir bilgiye sahip olmadan bu üniversiteden doktora eğitimi alınabilir. “ ve mezun olabilirsiniz. Türkiye’ye gelerek Biyoloji alanında Yrd., Doç ve Prof olabilirsiniz. Ne kadar kolay bir yol. Türkiye’de akademisleri süründürüyorlar, ama paran varsa doktora sahip olmak ne kadar kolay.

    A. Murat Eren’in alması gereken dersleri yayınlıyoruz. (Yorumsuz)
    http://biology.camden.rutgers.edu/CCIB/Pages/GP-CIB-PhD.htm
    (Bu linkten baka bilirsiniz)

    Essentials Courses. (as required by advisory committee for a maximum of 12 credits).
    The committee will determine which of the following courses (if any) will be required:
    56:121:510-511 Essentials of Biological Chemistry I and II 
    56:121:520-521 Essentials of Biomathematics I and II
    56:121:530-531 Essentials of Computer Science I and II
    56:121:540-541 Essentials of Integrative Biology I and II
    To assure that students take an adequate number of advanced electives, a maximum of 12 credits of essentials courses will be counted toward the graduate degree. 
    Other required courses:
    56:121:590 Computational Modeling of Biological Systems (4 credits). 
    56:121:601 Seminar (1 credit and repeated for a total of 6 credits). 
    56:121:710 Dissertation Research (up to 40 credits).
    Elective courses. In consultation with the advisory committee, a student will select appropriate elective courses consistent with his/her interests, needs, and goals.
    The following is a list of some of the potential elective courses available.
    56:115:511,512. Biochemistry I,II (3,3)
    56:115:522. Protein Structure and Function (3)
    56:121:620 Laboratory Rotation Practicum (4 credits) 
    56:120:523. Topics In Quantitative Biology (3 credits)
    56:120:503. Estuarine Biology (3 credits)
    56:120:505. Marine Biology (4 credits)
    56:120:525. Advanced Aquatic Ecology (3 credits)
    56:120:513. Population Genetics (3 credits)
    56:120:590. Population Ecology (3 credits)
    56:120:580. Fungi In Ecosystems (3 credits)
    56:120:588. Life at Extremes (3 credits)
    56:120:512. Mammalian Physiology (3 credits)
    56:120:515. Human Genetics (3 credits) 
    56:120:508. Cell Physiology (4 credits)
    56:120:509. Cytogenetics (4 credits)
    56:120:510. Cell Ultrastructure And Function (3 credits)
    56:120:534. Advanced Cell And Developmental Biology (3 credits)
    56:120:516. Immunology (3 credits)
    56:120:530. Molecular Carcinogenesis (3 credits)
    56:120:529. Molecular Genetics Of Microorganisms (4 credits)
    56:120:585. Recombinant DNA Technology (3 credits)
    56:120:540. Neuroscience (4 credits)
    56:120:555-556. Neurobiology (3 credits, 3 credits)
    56:120:560. Endocrinology (3 credits)
    56:120:575. Neurochemistry (3 credits)
    56: 160:514 Molecular Modeling
    56:198:541. Parallel and Distributed Computing (3 credits)
    56:198:552. Advanced Database Systems (3 credits)
    56:198:556. Computer Graphics (3 credits)
    56:198:582. Motifs and related dynamics in biological networks (3 credits)
    56:645:557. Signal processing (3 credits)
    56:645:572. Computational Mathematics II (3 credits)
    56:645:562. Mathematical Modelling (3 credits)
    56:645:560. Industrial Mathematics (3 credits)
    56:645:563. Statistical Reasoning (3 credits)
    56:645:558. Theory and Computation in Probability (3 credits)
    56.198.584 Mathematical Methods in Systems Biology (3 credits)
    Science Building 
    Rutgers University
    Camden, NJ 08102

     

  35. melis

    Bu yaziyi burdan da okuyabilmek iyi olmus. Kaldirirlarsa uzulecektim. Cok eglendirici gercekten. Ay bunu yazan cok yasasin emi.
    Merak ettigim gercekten yasal olarak bir sey yapiyorlar mi?

  36. nedim

    Bizi bize, galiba, yine en iyi “biz” anlatıyoruz. meren’in yazısındaki makaleleri bilimsel olarak inceleyecek birikimim yok. yazıda doğrudan üniversiteye bir saldırı da görmedim ama comu.tv işi bir kan davası gibi görmeye başlamış gibi görünüyor. eğer meren’in yazdıları yanlışsa, yapılması gereken tüm argümanlarla buna yanıt vermek ve gerçekleri herkese sunmaktır. ama iş birilerinin “isyanda” olmasına (“Biyoloji Bölümler İsyanda!’ymış :) ya da sayfanın sağ tarafındaki eli ateşli, şapkalı adama kadar vardıysa, bu işte bir “iş” olduğu anlaşılıyor. hedef gösterir gibi koca bi fotoğraf koymak da, bir bir üniversiteye hiç yakışmamış! bir “portal”ın yazı yazabildiğini bize gösterenler bir de düzgün yazmayı öğretselermiş şu portala… o zaman tam olacakmış :)

  37. tutuklanacaksin

    Sayın A. Murat Eren, Öğrendiğimiz kadarıyla bu sefer hakkınızda bir çok savcılıklara suç duyurusu varmış. Eğer Türkiye’ye giriş yaptığınızda büyük bir ihtimalle tutuklanıp, bilgi vermek zorunda kalacağınızı üzülerek size bildirmek zorunda kaldım. Saygılarımla

  38. nouvelle partisan

    “Sayın A. Murat Eren, Öğrendiğimiz kadarıyla bu sefer hakkınızda bir çok savcılıklara suç duyurusu varmış. Eğer Türkiye’ye giriş yaptığınızda büyük bir ihtimalle tutuklanıp, bilgi vermek zorunda kalacağınızı üzülerek size bildirmek zorunda kaldım. Saygılarımla”

    Bir hukukçu olarak bu yanlış bilgilendirmeye cevap vermek isterim.

    Bir kimse aleyhine suç duyurusunda bulunulmuş olması, o kimsenin hakkında “tutuklama kararı” çıktığı yahut mutlaka çıkacağı anlamına gelmez. Böyle bir kovuşturma&soruşturma mı başlatılmış? Başlatılmışsa soruşturma yahut Hz. no’su nedir? Meren Bey’e bildirirseniz en azından o da “tutuklanmak” zorunda kalmadan kendisi ya da müdafii vasıtası ile savunmasını ilgili dosyaya/dosya(lar)a sunabilir… Zira takdir edersiniz ki T.C. Anayasası m.36/I’de düzenlenen “hak arama hürriyeti” kapsamında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
     
    CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (5271 S.)

    (…)
    İKİNCİ BÖLÜM: TUTUKLAMA
    TUTUKLAMA NEDENLERİ

    Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

    (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

    a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
    b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
    1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
    2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

    Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

    (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

    a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
    1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (Madde 76, 77, 78),
    2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),
    3. (Ek bent: 06/12/2006 – 5560 S.K.17.md) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
    4. İşkence (Madde 94, 95)
    5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102),
    6. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103),
    7. (Ek bent: 06/12/2006 – 5560 S.K.17.md) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
    8. Uyuşturucu veya uyarıcı Madde imal ve ticareti (Madde 188),
    9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),
    10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (Madde 302, 303, 304, 307, 308),
    11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (Madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

    b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.
    c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci Maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
    d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
    e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar.
    f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu Maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

    (4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./11.mad) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.
     
    TUTUKLAMA KARARI
    Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
     
    (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.
    (3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.
    (4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır.
    (5) Bu Madde ile 100 üncü Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.
     
    (…)
     
    Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan tutuklamaya ilişkin düzenleme belki aydınlatıcı olmuştur.

    (Meren, bu iletiyi dilersen kaldırabilirsin.Sonuçta senin kişisel alanındayım.)

  39. Osman Başkaya

    Teşekkürler böyle değerli bir yazıyı sakınmadan paylaştığınız için. Son zamanlarda okuduğum en mânidar yazı.

    Ben de kendi üniversitemdeki hocalarıma bu yazıyı yollayarak, olayın etki alanını genişletmeyi amaçlıyorum.

  40. Aranel Surion

    Verilen bağlantıdaki şu kısım gerçekten enfes:

    ” “An Efficient Iris Recognition for Security Purposes” (“Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma“) adlı makaleyi ele almış. Amerika’da eğitim almakta olan bu arkadaşımız İngilizceyi Türkçe’ye çevirmeden aciz. Güvenlik Amaçları için etkin iris tanıma yazacağına “Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma” diye çevirmiş (yorumsuz). Görüyorsunuz daha makale başlığını dahi düzgün okuyamıyor.  Bu çevirisini yeniden İngilizceye çevirdiğinizde An Efficient Iris Recognition with Security Purpose olur. Bu kişi bu eksik İngilizcesiyle nasıl anlayacak bütün makaleyi?.”

    Anlatılan şeyi anlamamak, konuyu dağıtmak, düpedüz saçmalamak için ne kadar uğraşsanız şu paragrafa yakın bir şey çıkartamazsınız. “Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma” ile “Güvenlik Amaçları ile Etkin İris Tanıma” arasında ne fark olduğunu ya da Murat Eren’in yazdıkları ile ne alakası olduğunu (makalenin konusunun Türkçe’de çoğul ekinin kullanımı olmaması ve Murat’ı eleştiren yazarın soru işaretinden sonra nokta gelemeyeceği gibi basit bir kurala uymakta sıkıntı yaşaması göz önüne alınarak) çok merak ediyorum.

    Bu paragraftan sonra gerisini okumadım, bir üniversitede değil, mahalle arasına kondurulmuş vasat bir ilkokulda bile bu kadar düşük kabiliyetle iş yapılmasına izin verilmemeli.

    PS: Yazdıklarımdan hakaretimsi ya da blogunu sıkıntıya düşüreceğini düşündüğün bir kısım varsa sansürlemek/silmek konusunda ikinci bir kez düşünmene gerek yok, boş yere insanlara yasaları “yanlış anlayarak” legal saçmalık yaratma şansı vermemek en iyisi.
     

  41. 46.154.128.17

    Yenibir tartışma başladı. Bilgisayardan mezun olup daha sonra 3 yılda biyoloji alanında mezun olduğunda acaba biyoloji alanında uzman mı olunur diye? Doktora yapabilirsin kimse sana niye doktora yapıyorsun demez ama, Bu tartışma YÖK’e kadar ulaştı. Doktora yaptığın üniversite inceleniyor. Aldığın derslerde. Hocalarında. Bütün biyoloji bölüm başkanlıklarına mail gönderilmiş, Bu durum için görüş istenmiş. Görüşleri duymak istemeyeceksin. Neyse biz söylemeyelim sana. Yalan bilgi olur.  Birde mezun olduktan sonra senden bilimsel yeterlilik isteyebilirler Türkiye’de. 

  42. 46.154.128.17

    Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular oldğu çok açık  ve  Şüpheli veya sanığın yurt dışına kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguda vardır ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilerek sorgusu alınır , Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır ve yurt dışına gitmemesi kaydıyla mahkemece serbest bırakılır, dava sonuçlanıncaya kadar.

  43. 46.154.128.17

    Aranel Surion arkadaşımız for ile with arasında ne fark var, ne olacak, aynı anlama geliyor demiş!… Bu inanılacak gibi değil, bu arkadaş bilgisayar bilimleri alanında ve Türkçe’de mantıksal anlamı nekadar değiştirdiğinin farkında değil. Aranel Surion arkadaşımızında ingilizcesi zayıf, for kelimesini hale ( ile ) diye çeviriyor. Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma” ile “Güvenlik Amaçları için Etkin İris Tanıma” yazması gerekirdi, bu iki cümle arasında arasında sizce anlam farklılığı yokmu. Bir Türkçe hocasına bunu soracağız bakalım size ne diyecek. Saygılarımla. 

  44. Uğur

    bekledim. hani şöyle bi’ ortalık durulsun, şöyle bi’ insanlar okusun, anlasın neyin ne olduğunu görsün diye. lakin olmuyor efendim. illa ki bir şeyler söyleyebilmek fırsat beklemek yetmiyor. araştırmak gereki(r). bak (r) diyorum. geniş zaman kullanıyorum yani..
     

    Sayın A. Murat Eren, Öğrendiğimiz kadarıyla bu sefer hakkınızda bir çok savcılıklara suç duyurusu varmış. Eğer Türkiye’ye giriş yaptığınızda büyük bir ihtimalle tutuklanıp, bilgi vermek zorunda kalacağınızı üzülerek size bildirmek zorunda kaldım. Saygılarımla

     
    şeklinde bir açıklamayı görmem zannediyordum. gördüm, gülüyorum. sonrasında da; “Birde mezun olduktan sonra senden bilimsel yeterlilik isteyebilirler Türkiye’de” , “.. ve yurt dışına gitmemesi kaydıyla mahkemece serbest bırakılır, dava sonuçlanıncaya kadar” ifadeleri eklenince bu mönüye insanın kahkaha iştahı gittikçe kabarıyor. güldükçe gülesi geliyor yani..
     
    “türk tipi akademisyen“  terimini çok iyi görme şansımız oldu, görmeye de devam ediyoruz sayende. şimdi n’olcak bizim bu ülkede yaptığımız yüksek lisanslara, doktoralara? acaba benden de mi isteyecekler yeterlilik filan? diye korkulara da nedense mashar olamıyoruz.. korkmuyoruz yani. korkmuyoruz!’
     
    sanırım artık google’a; “türk tipi akademisyen” yazdığımızda alacağımız cevap belli;
    - Aradığınız - türk tipi akademisyen - ile ilgili hiçbir arama sonucu mevcut değil.
    ya da
    bunu mu demek istediniz; “İmece Usulü Bilim Cinayeti Konferansları”

  45. A. Murat Eren

    Yazı aşağıdaki satırlar ile güncellendi:

    Güncelleme (03/02/2011): Karlık’ın yukarıdaki makalesinin bir analizi: http://to.ly/9wRk (kendiliğinden insiyatif alarak bu resmi olmayan incelemeyi gerçekleştiren ve bana ulaştıran anonim hakeme çok teşekkür ediyorum, dilerim kendisinin bu tutumu bir örnek oluşturur).

  46. Emre Sevinç

    “Genç Bilimciler Rahatsız” ;-)
    O halde, hep birlikte rahatsızlık yaratmaya devam: Bir Ülkenin Beyni Nasıl Felç Edilir

  47. Destek

    Gayet somut veriler ve yine gayet makul şüphelerle ele aldığınız ve akademik çevredeki, en hafif deyimiyle söylüyorum, ikbal avcılığına ve bu ikbal avcılığını besleyen vurdumduymazlığa dikkat çektiğiniz makaleniz üzerine şahsınıza yönelik başlatılan linç kampanyasında kullanılan söylem şunu açıkça ortaya koyuyor; savunabilecek olsalardı, tıpkı sizin yaptığınız gibi \delillendirerek\ cevap verir veya en azından \delillendirerek\ hakaret etme nezaketini gösterirlerdi. Cevap verme biçimleri bilimsel yöntemlerini de ortaya koyuyor. Fısıltısına bile cesaret edilmeyen bir konuyu açıkyüreklilikle dile getirdiğinizden dolayı sizi kutluyorum. Sevgi ve sağlıcakla…

  48. Destek2

    Bu arada, unutmadan; “Güvenlik Amacı için” ile “Güvenlik Amaçları ile” arasında elbette bir fark var: “Güvenlik Amaçları” tamlaması Türkçe’nin mecaz yapısına uygun değil, zira “Güvenlik Amacı” isim tamlaması “amacınızın” “güvenlik” olduğunu belirtiyor, “amaçlarınız” güvenlik olamaz, çoğul kullanılması dilbilgisi hatası olur. İngilizce değil bu dil, Türkçe. Diğer taraftan “Güvenlik Amacı için” de denmez, “Güvenlik için” denir; bu da edat tümleci ve “için” zaten anlamı itibarıyle “amaç” belirtir. Ahmet Murat Eren Bey’in yazısında hata bulmak istiyorsanız, bunu “saçmalamadan”, Türkçe’ye yeni kurallar uydurmaya kalkmadan yapmanızı tavsiye ederim.

  49. Müjdat

    Hem önceki yazıdan hem de bu yazıdan çok net gördüğüm bir şey var:Karşıdan toptan bir reddediş  geliyor.Bu reddediş, sağlam temellere dayanmayan mesnetsiz,düzeysiz göründüğü gibi  çirkin bir tehdit havası da içermekte.Bu  sağlıklı değil arkadaşlar.Bu kadar sert ve topyekün karşı çıkma bilimsel bir yaklaşım değil bence.Bunun da altını çizmek istedim..
     
     

  50. Murat E.

    Yazıda adı geçen sayın profesörlerimiz ve türevleri yaptıklarının yanlış olduğunu düşünmüyor da olabilirler aslında. Yani durum (en azından benim anladığımdan) çok çok daha vahim olabilir. Yayınladıkları muhteşem makalelerin, katıldıkları “uluslararası” konferansların işlerinin bi gereği olduğunu düşünüyor ve bu yüzden neden eleştirildiklerini anlayamıyor bile olabilirler (mi?)
     

  51. A. Murat Eren

    Buraya kadar geldiyseniz bunu da okumak isteyebilirsiniz:

    http://to.ly/9xYp

    Strasbourg Üniversitesi’nden Dr. Nihal Engin Vrana’nın kaleminden mevzuyu irdeleyen bir yazı.

  52. ali yılmaz
  53. Ebru Şengül

    ÇOMÜ de öğretim görevlisi olarak çalışan ve bahsedilen süreçleri dahil olmasam da izlemiş biri olarak Meren’in haklılığına ve zekasına tamamiyle inanıyorum.Yapılan eleştirileri oldukça tehtitkar ve ürkütücü buluyorum.

    Umarım bu süreç, geçmişe baktığında bir zaman kaybı olarak değil ülkemizde eleştirel bakış açısının ve ifade özgürlüğünün önünü açan bir söylem olarak hatırlanır.

  54. heysky

    Yazı için teşekkürler. Boğaziçi Üniversitesinde hem akademisyenler hem de öğrenciler arasında ciddi bir şekilde ele alınıyor bu yazı ve düşündürdükleri.

    Balığın baştan kokmuş olduğu ve kişilerin bu kokuşmuşluk içinde payını aldığı fikrine katılıyorum. Her biri kendi çapında bir şeyler yapmak isteğinde…

    Yeni kurulmuş üniversitelerde henüz lisans kalitesinde bile eğitim verilemezken lisansüstü eğitim verilmesi için tepeden inme baskılar bu tarz bilim katliamlarına zemin hazırlıyor.  Açılan 41 yeni üniversiteyi ciddi şekilde ele almamız lazım. Kaçında bırakın sosyal-kültürel hayatı bilimsel eğitim-araştırma hayatı üniversite düzeyinde?

    Bu okulların gerçek birer üniversite olmaları sürecinde bu tarz katliamlara daha çok rastlayacağız diye düşünüyorum. Özellikle bilimsel-demokratik anlayışı kıt insanların rektör-dekan olarak atandığı üniversitelerde…

  55. ozer

    helal olsun sana…. devam et, boyle rezillikleri gozumuze sok!

  56. Etkin Çiftçi

    Araştırmanız ve yazınız için tebrik ederim. Konunun muhattaplarından aldığınız yanıtlar durumun vehametini ortaya koyuyor.

    Pek çok üniversitenin akademik yükseltme kriterlerinde önemli puantaja sahip olan, “kitap” veya “kitapta bölüm” meselesini de araştırmak lazım. Benzer örüntüler tespit etmemiz çok olası.

  57. Gökmen Görgen

    Abi sen de julian assange gibi bir site kurup, herkes akademisyenlerin rezilliklerini bir bir oraya yazsa, işe yarar mı acaba?

  58. misafir

    Uluslararası indexlere girmiş yerli bir dergi : http://www.mcajournal.org/
    Ve orada yayınlanan bir makale: Vol.8, #3, pg. 287 : http://www.mcajournal.org/volume8/vol8no3p287.pdf

  59. Emre Sevinç

    Uluslararası indekslere girdiği söylenen bir dergideki Türkler tarafından yazılan bir makalede nasıl oluyor da 288. sayfadan hemen sonra 337. sayfaya atlanıyor ve bir anda isimler değişiyor?

  60. ehm

    Guncellemede makale adi A Window-Based Digital Filter Design olmus. Dogrusu “A Windows-Based Digital Filter Design’ olacak.
     
     

  61. demet

    kim ne derse desin ben bu meren’de biraz kuyruk acısı olduğunu anlıyorum. Anladığım kadarıyla COMU’da barınamamış şimdi oradaki herkesin öyle ya da böyle açığını arıyor, kimin yazdığı belli olmayan bloglarla, dahi sözlük yazarlarıyla ve akademisyen olamamış bir iki süperzekanın desteklemesiyle başarılı olduğunu sanıyor. Tavsiyem bi doktora görünmesi yönünde.
    Öte yandan yukarıda dangalakça eleştirilen konuların %90 ı meren in ve yorum yazanların bilgi düzeylerini gösteriyor. Aferim yavrularım devam edin bu yolda.

  62. misafir

    Sayıştay da ÇOMÜ’de araştırma yapmış: “Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin (ÇOMÜ) 2009 yılı mali kayıtlarını inceleyen Sayıştay müfettişleri, 6 milyon TL’lik usulsüzlük tespit etti. Raporda üniversite yönetiminin kayıt yaptıran her yeni öğrenciden yasal harç dışında 120 lira aldığı öne sürüldü. 30 binin üzerinde öğrencisi bulunan üniversitede üst sınıflarda okuyanlardan öğretim yılı başında 50’şer lira kayıt parası istendiği bildirildi. Sayıştay müfettişleri YÖK’e gönderdikleri raporda ise üniversitede yaşanan ‘rezilliğe’ son verilmesini istedi.”
    http://www.bugun.com.tr/haber-detay/142312-yok-e-usulsuzluk-cagrisi-haberi.aspx
     

  63. A.C.Ulusoy

    Tebrik ederim cok güzel bir yazi..

  64. oadtvyi yıktın

    Rüzgar eken Fırtına biçer haberi ve odatv ile A.Murat Eren için savcılığa verilen yüzlerce suç duyuruları, ayrıca ergenekon için teknik takip, http://www.canakkaleolay.com/details.asp?id=65791  ile başlayan süreçte  A.Murat Eren Odatv’nin başını yaktı.

  65. Ahmet Kamil Keleş

    Ne yazıkki ikss.org adresindeki makalelere şu an erişilemiyor, ama eriştiğimizde nasıl bir manzarayla karşılaşacağımızı aşağı yukarı tahmin edebiliriz.
    Özellikle “İnternet Üzerinden Ürün Takip Sistemi” bilimsel bir çalışmadan ziyade, aceleye getirilmiş bir 4′üncü sınıf bitirme projesi raporunun bilim dünyasına kakalanmış haline benziyor.
    Yalnız şu konu hakkındaki fikrimi belirtmeden edemeyeceğim; “Güvenlik Amacı ile Etkin İris Tanıma” ile “Güvenlik Amacı için Etkin İris Tanıma” ifadeleri arasında çevirmeni bilgisizlikle suçlayabileceğimiz kadar büyük bir fark yok, anlamsal olarak. Doğru, “with” ile “for” kesinlikle farklı iki bağlaçtır, ama Türkçede “amacı ile” ile “amacı için” arasında gerçekten de ciddi bir fark mı var?
     

  66. NTVMSNBC'den
  67. Ankara

    Çocuğu üniversite kapısında bir anne olarak, A. Murat Eren’in aktardıklarını üzüntüyle ve “karşı tarafın” durduğu noktayı korku ve hayretle takip ediyorum.  Bilişim terminolojisini, akademik çalışma ortamını takip etmeyen biri olarak söylüyorum bunu. Konuya hakim olmasanız da kimin haklı olduğu sadece usluptan izlenebiliyor.

    Sizler  yazın, çizin, fotoğraf çekin, doktora sürecini  anlatan yazılar yazın, ülkenizdeki işlere ilişkin eleştirilerinizi ihmal etmeyin. Ben umut etmek istiyorum. Bu blog ve verilen cevapların çoğu, bu umudu besliyor.

  68. C. Üzüm

    Selam,
    Gayet detayli bir inceleme olmus. Bu konuya dikkati cekmek bile cesaret isi, tesekürler. Akademinin icinde olsam da bahsi gecen konferansin icerdigi konulara uzagim, icerik hakkinda pek yorum yapamayacagim. Ama makul düzeyde Ingilizce ve Türkce bilen her insan sanirim yukarida baglantilari verilen calismalarin ciddiyeti hakkinda süpheye düser. Özellikle de “suc duyurusu” metni tamamen özensizce, Türkce’nin basit yazim kurallari bile ihmal edilerek yazilmis. Resmiyeti var mi bu duyurunun?
    Orijinal baglanti adreslerinin pek cogu calismiyor su anda, bu da manidar. Gercekten cok emek, cesaret isteyen bir yazi, tekrar tesekkürler. Saygilarimla…
    Not: Türkce karakter eksikligi icin kusura bakmayin.

  69. Mustafa

    merhaba,
    yazınızı ve diğer yorumları eğlenerek okudum. ben de birkaç makaleyi inceleyerek katkıda bulunmak istedim ama ikss.org altındaki içerikler kaldırıldığı için makalelere ulaşamadım. övünerek bu kadar çok yayın yapan bilim adamlarımız keşke yayınladıkları makaleleri kendi sayfalarına da koysalar, ülkemizde bilim geniş kesimlere yayılsa.

  70. dersu

    bu yazıyı okuduktan sonra öğrenciliğimden tanıdığım akademisyenlerin web sayfalarına attım kendimi, birkaçı hariç buhar olmuşlar… suspicious! bilgi çağında bilgi hırsızlarının işi zor ve daha da zorlaşacak. böyle bir blog yazısı, popüler arama motorunda eleştirdiği oluşumun web sitesinden daha önde yer alıp daha çok kişiye ulaşabiliyor. artık korkma sırası onlarda!!! bu tür incelemelerin çığ gibi yayılıp toplumda bir farkındalık oluşturmasını, akademik çevrelerin üfürükçü hocalardan arınmasını diliyorum.

  71. J. Travolta

    Merhaba,
    Link’i bir arkadaşın paylaşması akabinde incelemelerinizi ve daha eğlenerek incelemeler üzerine yapılan yorumları okudum. Gördüğüm kadarıyla bazı(!) şahıslar, eski/yeni tez/doktora öğrencilerini de aralarına alarak topyekün bir inkar kampanyası başlatmışlar, en azından yorumlarındaki üslup ve çocuksu içerik ile ayırt edilebiliyorlar.
    İncelemelerinizin ÇOMÜ ile sınırlı kalmaması dileğiyle.

  72. E. Genç

    Merhaba,
    Elinize sağlık öncelikle. Birazcık titizlikle araştırıldığında bile ortaya ne çok saçmalık dökülüyor, ve insanlar nasıl işler yapıyorlar ki kimse de çıkıp “hayır biz şu şu ilkelere ve çalışma ahlakına sadık kalarak bunları yaptık” diyememiş. Aslında herkes biraz uğraşsa ortaya çok ciddi bir iş çıkarılabilir, ve bence bir miktar da ses getirir ve bilhassa son yıllarda sayıları aşırı artan üniversitelerin gerçek durumunu (elbette eski ve “köklü” okullar da bundan muaf değildir) ortaya sermiş oluruz. Kısacası, yazı bu açıdan da ilham verici. 
    Saygılar,

  73. M.K. Durmaz

    Merhaba,
    Arkadaşlar sayfayı yeni gördüm. ve yazıları tek tek dikkatlice okudum. Bahsi geçen makaleleri inceledim. Böyle makaleler ve bu makalelerin yazarları olan proflar; biz dürüst hocaların adını kötülüyor, mesleğimizi değersiz kılıyor. Ülkemizin adını kötülüyor. Bu tür şeyler yapıldıkça ingiltere ve amerikada çalışmakta olduğumuz üniversitelerde ülke olarak mahcup duruma düşüyoruz.
    Bilim hırsızlığına bir son verilmeli. Bunun için herkes elini taşın altına koymalı. Bir gram bilgisi olmayıp ortalıkta prof. olarak dolaşanlar, intihal makaleleri ortaya çıkanlar artık üniversitelerden atılmalı. Hatta gerekli cezalar verilmeli.
     
    Bahsi geçen sitenin çalışmaması da gerçekten manidar. Bu sayede suçlarını açıkca itiraf etmişler. Dik duruşlarını gösterememişler.
     
    Bilim hırsızlarıyla mücadele eden, gerçeği anlatan bir avuç insan var. Bunlara destek çıkılmalı. 
     
    Bu sayfayı, linki bloglarımızda paylaşalım. Facebookta ve diğer sosyal medyada bu sahtekar kişileri ifşa edelim.
    http://meren.org/blog/imece-usulu-bilim-cinayeti-konferanslari
    En azından bu linki mail ile bölüm ve fakültedeki arkadaşlarımıza gönderelim, haberdar edelim.
    Meren kardeşimize de bu gerçekleri hepimize gösterdiği, bu insanların gerçek yüzlerini bizlere anlattığı için teşekkür ederiz. 
     Saygılar,

  74. H. Acıbadem

    Merhaba Arkadaşlar,
    Arabama  borpower katkı yağı ekledim. Fiyatı 80 TL.  performans ve yakıt tasarrufu testlerine tabi tuttum. Önceki ve sonraki arasında hiç fark göremedim. Ne azalma ne artma oldu. Ben kandım siz kanmayın. internette borpower şirketini araştırdım. bu sayfalara kadar geldim. hep yalan dolan olduğunu gördüm. verdiğim parayamı acıyayım. millet olarak saflığımıza enayiliğimizemi üzüleyim bilemedim.
    Organize işler filmi gibi. düdükleyen düdükleyene.
    varan 1: bu sitede yazılanlar ve ali okatan, karatay üniversitesi.
    varan 2: uydurma rapor seri 1  http://www.nnt.com.tr/sertifika-karatay.php
    varan 3: uydurma rapor seri 2,  %27 yakıt tasarrufu http://www.nnt.com.tr/sertifika-mercedes.php
    varan 4: uydurma rapor seri 3,  %15 yakıt tasarrufu. üstelik bir kere koy ömür billah gitsin babında. http://www.nnt.com.tr/sertifika-hyundai.php
    varan 5: nnt bor power şirketinin enerji bakanlığından ceza aldığı resmi gazetede yayınlanmış. internette bulabilirsiniz.
    bu dolandırıcılara ben kandım siz kanmayın. 
     

  75. M. Yılmaz

    Yazıyı okudum Eren. ellerine sağlık. Çok güzel olmuş. Bölümdeki arkadaşlarıma mail attım bu sayfayı. Herkes olayların farkına varsın. Çanakkale, Haliç, Fatih, Bahçeşehir derken Şimdi KTO Karatay University Üniversitesinide işin içine soktular. 
    Ali Okatan’s plagiarism on KTO Karatay University: http://ccseit.org/program.html
    Ali Okatan, KTO Karatay University, Konya, Turkey
     

  76. M. Yılmaz
  77. Okan Emekçi
  78. ATA

    AGZI OLAN KONUSMUS KARDESIM KISALTILARAK YAZILMIS BIR MAKALE ANLAMANIZ ICIN TUMUNU OKUYUP ELE ALMANIZ LAZIM BU YAZIYI HAZIRLAYANDA NE BILIMDEN NE MAKALEDEN ANLADIGINI ZANNETMIYORUM 100 LERCE MAKALESI OLAN BIR PROFESORU KARALAYIMDA BIRAZ PIRIM APIYIM DERDINDESINIZ ONCE ONUN SEVIYESINE GELIN SONRA ELESTRIN BE KARDESIM YADA CAGIRIRSINIZ BIR KONFERANSA ANLAT DERSINIZ BAKARSINIZ NE DEMEK ISTEMIS TABI ANLAMAYA KAPASITENIZ YETERSE SAYGILARIMLA

  79. Teke Beke

    Güzel bir örneği aşağıda yer almaktadır. Aynı çalışma 2 ayrı dergide yayınlanmış.
    http://www.mmfdergi.gazi.edu.tr/article/view/1061000514
     
    http://www.politeknik.gazi.edu.tr/index.php/PLT/article/view/533

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün